Görevi Kötüye Kullanma Suçu - Hapis Cezası Onandı - Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2023/405 Kararı

KARARI VEREN

YARGITAY DAİRESİ: Ceza Genel Kurulu

MAHKEMESİ: Ceza Dairesi

I. HUKUKÎ SÜREÇ

Görevi kötüye kullanma suçundan sanıklar ... ve ...'un 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 257/1, 43/1 ve 53/1 5. maddeleri uyarınca 1 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına ve hak yoksunluklarına ilişkin ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapan Yargıtay 5. Ceza Dairesince verilen 23.11.2022 tarihli ve 41 61 sayılı hükümlerin sanık ... Öztürk ve sanık ... müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının "Onama" istemli 05.04.2023 tarihli ve 38334 sayılı tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

II. TEMYİZ SEBEPLERİ

Sanık ... Öztürk ve sanık ... müdafii tarafından ilk derece mahkemesi hükmüne yönelik; atılı suçun işlenmediği, eylemlerin Cumhuriyet savcılığı görevinin kapsamında gerçekleştirildiği ve atılı suçun oluşmadığı gerekçeleriyle temyiz yoluna başvurulmuştur.

III. İNCELEME KONUSU

Ceza Genel Kurulunca sanıklar hakkında görevi kötüye kullanma suçundan verilenmahkûmiyet hükümlerinin isabetli olup olmadığına ilişkin temyiz incelemesi yapılmıştır.

IV. OLAY VE OLGULAR

İncelenen dosya kapsamından;

Hâkimler ve Savcılar Kurulu 3. Dairesince sanıklar ... ve ... hakkında 24.02.2015 tarihli ve 952 sayılı kararla soruşturma izni verildiği, HSK Başkanının 08.04.2015 tarihli olurunun bulunduğu ve 05.04.2016 tarihli soruşturma raporunun Hâkimler ve Savcılar Kurulu 2. Dairesine sunulması sonrasında anılan Dairece 12.10.2017 tarihli ve 351 sayılı kararla sanıklar hakkında kovuşturma izni verildiği,

Silivri Cumhuriyet Başsavcılığının 2011/7146 ve 2012/2701 soruşturma numaralı dosyalarının incelenmesinde; 29.10.2011 tarihinde Cumartesi günü saat 06.00 sıralarında Silivri Devlet Hastanesi mahkûm koğuşunda tedavi gören tutuklu Necmi Aksoy'un refakatçisi olan eşi Hayriye Aksoy'un muhafaza için teslim edilen çantasından 200 TL paranın, Silivri Cezaevi Jandarma Tabur Komutanlığında görevli ve mahkûmun muhafazası görevi için hastanede bulunan Jandarma Er İsa Yıldırım tarafından çalındığının iddia edildiği olayla alakalı aynı gün devriye komutanı astsubay, hastane özel güvenlik görevlisi ile mahkûmun refakatçisi tarafından bir tutanak tanzim edilerek bu tutanağın 31.10.2011 Pazartesi günü özel güvenlik görevlisi eliyle Hastane Başhekimliğine bildirildiği, Başhekimlikçe de 03.11.2011 tarihli yazı ile olayın Silivri Cumhuriyet Başsavcılığına ihbar edildiği, bunun üzerine 15.11.2011 tarihinde 2011/7146 soruşturma numarasına kaydedilen evrak ile ilgili Silivri Cumhuriyet Savcısı Orhan Biçicioğlu tarafından soruşturmaya başlandığı, şikâyetçi ...’nın olaydan sonraki ilk mesai günü olan 31.10.2011 tarihinde konudan haberdar edilmesi üzerine, olayın askeri suç olduğu değerlendirmesiyle Silivri Ceza İnfaz Kurumları Jandarma Tabur Komutanlığı adına 01.11.2011 tarihinde düzenlediği suç vak'a kanaat raporunu İstanbul İl Jandarma Komutanlığına gönderdiği, İstanbul İl Jandarma Komutanlığının da 16.11.2011 tarihli yazı ile evrakı Silivri Cumhuriyet Başsavcılığına bildirdiği, 21.11.2011 tarihinde Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma defterine kaydedilen bu evrakın 24.11.2011 tarihinde UYAP sistemi üzerinden 2011/7268 soruşturma numarası ile Cumhuriyet Savcısı sanık ... Öztürk'e tevzi edildiği, adı geçen sanık tarafından olayın doğrudan Cumhuriyet Başsavcılığına ya da soruşturma yapmakla görevli makamlara bildirilmediği iddiasıyla Silivri Ceza İnfaz Kurumları Tabur Komutanı şikâyetçi ... hakkındaki ayırma ve birleştirme kararları sonrasında 2012/2701 soruşturma numaralı dosya kapsamında kamu görevlisinin suçu bildirmemesi suçundan soruşturma başlatıldığı, 10.04.2012 tarihli ve 2012/872 Esas numaralı iddianame ile kamu davası açıldığı, yapılan yargılama sonucunda Silivri 4. Asliye Ceza Mahkemesince 31.03.2015 tarih ve 40 317 sayı ile şikâyetçi ...’nın suç kastının bulunmadığı gerekçesiyle 5271 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunu'nun 223/2 c maddesi uyarınca beraatine karar verildiği, kararın temyiz edilmeksizin kesinleştiği,

Silivri Cumhuriyet Başsavcılığının 2012/2687 ve 2012/3345 soruşturma numaralı dosyalarının incelenmesinde; Gümüşyaka İlköğretim Okulunda bir kız öğrencinin 09.04.2012 tarihinde sınıf öğretmeniyle görüşmesinde babasının cinsel istismarına maruz kaldığını iddia etmesi üzerine durumun tarih içermeyen yazı ile tutanak altına alınarak aynı gün Silivri İlçe Milli Eğitim Müdürlüğüne bildirildiği, Şube Müdürü mağdur ... tarafından olayın Silivri Kaymakamına, Kaymakam tarafından da Gümüşyaka Jandarma Karakol Komutanlığına bildirildiği, kolluk görevlilerince 09.04.2012 tarihli Cumhuriyet savcısı görüşme tutanağının düzenlenmesini takiben şüpheli konumundaki Aytekin Değerli’nin 09.04.2012 tarihinde gözaltına alındığı, evrakın tarihsiz yazı ile Silivri Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildiği, 2012/2687 soruşturma numarası kapsamında başlatılan soruşturmada savcılıkça 10.04.2012 tarihinde şüphelinin ifadesinin ve okul görevlilerinin tanık olarak beyanlarının alındığı, mağdur öğrencinin rapor için hastaneye, şüphelinin ise sorguya sevk edildiği, şüphelinin 10.04.2012 tarihinde tutuklandığı, Silivri Cumhuriyet Başsavcılığının 2012/2687 soruşturma numarası üzerinden Cumhuriyet Savcısı Hasan Candan tarafından yürütülen soruşturmada sanık ... Öztürk'ün, olayın doğrudan Cumhuriyet Başsavcılığına ya da soruşturma yapmakla görevli makamlara bildirilmediği iddiasıyla Silivri İlçe Milli Eğitim Müdürü şikâyetçi ... ve İlçe Milli Eğitim Şube Müdürü mağdur ... hakkında, ayırma kararı sonrasında 2012/3345 soruşturma numarası kapsamında kamu görevlisinin suçu bildirmemesi suçundan soruşturma başlattığı, 23.05.2012 tarihli ve 2012/1284 Esas numaralı iddianame ile ... ve ... hakkında aynı suçtan kamu davası açtığı, yapılan yargılama sonucunda Silivri 2. Sulh Ceza Mahkemesince 03.10.2013 tarih ve 442 688 sayı ile atılı suçun şikâyetçi ve mağdur tarafından işlenmediğinin sabit olduğu gerekçesiyle CMK'nın 223/2 b maddesi uyarınca beraat hükümleri kurulduğu, hükümlerin temyiz edilmeksizin kesinleştiği,

Silivri Cumhuriyet Başsavcılığının 2010/6492 ve 2011/564 soruşturma numaralı dosyalarının incelenmesinde; sanık ... tarafından yürütülen 2010/6492 numaralı soruşturma kapsamında, Silivri Orman İşletme Şefliğinin 18.10.2010 tarihli suç ihbarının 19.10.2010 tarihinde soruşturmaya kaydedildiği, Cumhuriyet Savcısı ... Karademir tarafından İlçe Jandarma Komutanlığına hitaben yazılan ve CMK'nın 332. maddesinde yer alan ihtarı da içeren 04.11.2010 tarihli yazı ile şikâyet dilekçesi ve suç tutanağının ekte gönderildiğine işaret edilerek jandarmadan şüphelilerin ifadelerinin alınması, Burtaş Madencilik Ltd. Şti’nin yetkilisinin kim olduğunun tespit edilerek şüpheli sıfatıyla ifadesinin alınması, Recai Yaman ve Şuayyip Kızıl'ın şirketle irtibatları bulunup bulunmadığının ve şirket yetkilisi olup olmadıklarının belirlenmesi talimatlarının verildiği, yazının İlçe Jandarma Komutanlığınca havale edildiği Merkez Jandarma Karakol Komutanlığı tarafından, Burtaş Madencilik Ltd. Şti’nin başka bir karakolun sorumluluk sahasında bulunduğu yönünde 01.12.2010 tarihinde tutanak tutulduğu, bu tutanağa istinaden söz konusu tespitin İlçe Jandarma Komutanlığınca İlçe Jandarma Komutanı olan katılan ... imzalı 06.12.2010 tarihli üst yazı ile bildirilmesi üzerine sanık ... tarafından İlçe Jandarma Komutanlığına hitaben "...Ekte gönderilen 04.11.2010 tarihli yazımıza söz konusu kişilerin Merkez Karakolunun yetki alanında oturmayıp aynı ilçede başka bir Karakolun yetki alanında bulundukları gerekçesi ile süresinden sonra cevap verildiği anlaşılmış olup yazımıza cevap veren İlçe Jandarma komutanı ... ve Merkez Karakol Komutanı Kenan ... hakkında CMK 332. maddesi uyarınca soruşturma açılacağından ifadelerine başvurulmak üzere C. Başsavcılığımıza müracaat etmeleri, 04.11.2010 tarihli yazımıza eksiksiz cevap verilmesi rica olunur..." hususlarını içeren 21.12.2010 tarihli yazının yazıldığı, 28.01.2011 tarihinde ... hakkındaki evrakın ayrılarak 2011/564 numaralı soruşturmaya kaydedildiği, 11.02.2011 tarihinde Silivri İlçe Jandarma Komutanı olan katılan ...’ın günsüz olarak hazır edilmesinin istendiği, bu yazıya istinaden 16.02.2011 tarihli yazı ile mevcutlu gönderildiği bildirilen katılan ...'ın beyanının 18.02.2011 tarihinde alınmasını müteakip sanık ... tarafından suç kastı bulunmadığından bahisle atılı suçun oluşmadığı gerekçesiyle ile 04.03.2011 tarih ve 564 741 sayı ile katılan ... hakkında görevi kötüye kullanma suçundan kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği,

Silivri Cumhuriyet Başsavcılığının 2010/6854 soruşturma numaralı dosyasının incelenmesinde; sanık ...’un hırsızlık iddiası ile şüpheli bir şahıs hakkında yürütmekte olduğu soruşturmaya ilişkin olarak, şikâyetçinin dilekçesinde yer alan iddialarla ilgili gerekli tahkikatın yapılması talimatını içeren 30.12.2010 tarihli yazıyı Silivri İlçe Emniyet Müdürlüğüne gönderdiği, bu yazıya CMK'nın 332. maddesinde öngörülen ihtarın da eklendiği, 07.03.2011 tarihinde yazılan tekit yazısıyla da 30.12.2010 tarihli müzekkere gereğini yerine getirmeyen adli kolluk sorumluları ve birim amiri haklarında yapılacak soruşturmaya esas olmak üzere sorumluların isimlerinin bildirilmesinin talep edildiği, bu yazıya CMK'nın 332. maddesinde düzenlenen ihtarın ve 30.12.2010 tarihli müzekkerenin eklendiği ibaresinin yer aldığı, 30.12.2010 tarihli yazıya İlçe Emniyet Müdürlüğünce 14.03.2011 tarihli ve 158 sayılı tahkikat evrakıyla cevap verildiği, sanık ... tarafından 29.03.2011 tarihli yazı ile bu kez 07.03.2011 tarihli müzekkereye cevap verilmediğinden bahisle İlçe Emniyet Müdürü hakkında soruşturma başlatıldığı bildirilerek Müdürün hazır edilmesinin istendiği, bu yazılara istinaden 05.04.2011 tarihinde hazır bulunan İlçe Emniyet Müdürü olan şikâyetçi ... ve İlçe Emniyet Müdür Yardımcısı olan katılan ...'ın şüpheli sıfatıyla ifadelerinin alındığı, İlçe Emniyet Müdürlüğünce 27.04.2011 tarihli ve 2011/134 sayılı yazı ile İlçe Emniyet Müdürlüğünde evrak almakla görevli memurun ... isimli polis memuru olduğu bildirilmek suretiyle cevap verildiği, katılan ve şikâyetçi ile ismi bildirilen polis memuru hakkında ihmali davranışla görevi kötüye kullanma suçundan yapılan soruşturma kapsamında, 30.12.2010 ve 07.03.2011 tarihli yazılarda katılan ...'ın 10.03.2011 tarihli havalelerinin bulunduğunun belirlendiği, sanığın verdiği ayırma kararı sonrasında 2011/3108 soruşturma numaralı dosyada polis memuru ... hakkında; sadece evrakı teslim alarak Emniyet Müdürlüğüne götürdüğü ve başka bir görevinin olmadığı, söz konusu evrakı teslim alıp almadığını hatırlamadığı, bu konuda herhangi bir zimmet defterinin bulunmadığı yolundaki savunması karşısında dava açmaya yeterli delil elde edilemediği gerekçesiyle sanık ... tarafından 01.06.2011 tarihli ek kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği, katılan ... ve şikâyetçi ... hakkında ise 01.06.2011 tarihli ve 2011/1332 Esas numaralı iddianame ile; 07.03.2011 tarihli yazı ile talep edilen 30.12.2010 tarihli müzekkere gereğini yerine getirmeyen kolluk memurlarının isimlerini CMK'nın 332. maddesindeki düzenlemeye rağmen bildirmedikleri, bu konuda yeniden yazışma yapılmasına ve soruşturmanın sürüncemede kalmasına sebebiyet vermek suretiyle kamu zararına neden oldukları ve böylece ihmali davranışla görevi kötüye kullanma suçunu işledikleri iddiasıyla TCK'nın 257/2 ve 53. maddeleri gereğince cezalandırılmaları istemiyle kamu davası açıldığı, Silivri 2. Sulh Ceza Mahkemesince 14.02.2012 tarih ve 363 104 sayı ile katılan ... ve şikâyetçi ...'in atılı suçu işledikleri sabit görülerek cezalandırılmalarına ancak haklarında verilen hükümlerin CMK'nın 231. maddesi gereğince açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, katılan ve şikâyetçinin bu karara yönelik itirazlarının Silivri 1. Asliye Ceza Mahkemesince 05.04.2012 tarih ve 2012/365 Değişik iş sayı ile ve Silivri 2. Asliye Ceza Mahkemesince 26.03.2012 tarih ve 2012/301 Değişik iş sayı ile reddedildiği, kararın böylelikle kesinleştiği,

Gaziantep 8. Ağır Ceza Mahkemesince 27.03.2018 tarih ve 251 116 sayı ile; sanık ...'un FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçundan TCK’nın 314/2 ve 3713 sayılı Kanun’un 5/1. maddeleri uyarınca 7 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, TCK'nın 53, 58/9 ve 63. maddeleri uyarınca hak yoksunluğuna, mahsuba ve cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ilişkin verilen hükmün sanık müdafii tarafından istinaf edilmesi üzerine Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesince 28.09.2018 tarih ve 1727 1607 sayı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği, anılan kararın sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 16. Ceza Dairesince 11.07.2019 tarih ve 1373 4998 sayı ile onanmasına karar verildiği,

Ankara 21. Ağır Ceza Mahkemesince 27.11.2018 tarih ve 340 380 sayı ile; sanık ... 'ün FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçundan TCK’nın 314/2 ve 3713 sayılı Kanun’un 5/1. maddeleri uyarınca 9 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, TCK'nın 53, 58/9 ve 63. maddeleri uyarınca hak yoksunluğuna, mahsuba ve cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ilişkin verilen hükmün sanık müdafii tarafından istinaf edilmesi üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Ceza Dairesince 01.10.2019 tarih ve 190 347 sayı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği, anılan kararın sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 3. Ceza Dairesince 03.11.2021 tarih ve 2814 9907 sayı ile düzeltilerek onanmasına karar verildiği,

Anlaşılmaktadır.

Katılan ...; olay tarihinde emniyete adliyeden bir evrak gönderildiğini, o dönemde Silivri İlçe Emniyet Müdür Yardımcısı olduğunu, ikazlı evrak üzerine ''Polis merkezi amirine ikazlı evrak gününden evvel gereğini yapıp gönderelim." şeklinde şerh düştüğünü, evrak polis merkezi amirliğine ulaştırıldıktan sonra bir gün geç gönderildiği için İlçe Emniyet Müdürü olan şikâyetçi ... ve kendisi hakkında soruşturma başlatıldığını, olayın sorumlusunun polis merkez amirliği ve ilgili memur olmasına rağmen bu kişilerin ifadesinin dahi alınmadığını, tekitli evrak ile asıl evrak arasında 3 aylık bir zaman dilimi olduğunu, olayla ilgili olarak adliyeden evrakı gönderen personel sorumlu olmasına rağmen onun hakkında herhangi bir işlem yapılmadığını, zira asıl evrak ile tekitli evrakın Müdürlüklerine giriş kayıtlarının aynı gün tutulduğunu, o dönem asıl sorumlular hakkında herhangi bir soruşturma başlatılmayarak olaydan doğrudan kendilerinin sorumlu tutulduğunu, söz konusu evrakın geciktiğinden bahisle yargılandığını ve suçu olmamasına rağmen hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiğini, yargılanmasına yol açan evrakla ilgili olarak yazışma yapma yetkisinin olmadığını, yalnızca evrakı havale ederek gönderdiğini, aldığı cezadan dolayı rütbe terfisi alamadığını,

Katılan ...; 2007 2012 yılları arasında Silivri İlçe Jandarma Komutanı olarak görev yaptığını, İlçe Jandarma Komutanlığında kendisinden başka evrak takibi ve infaz ile ilgili personel yokmuş gibi İlçe Jandarma Komutanlığına gönderilen bir evraka on gün içerisinde cevap verilmemesi gerekçe gösterilerek şüpheli olarak ifadesinin alındığını, evrakın infazı ile ilgili görevin hangi personel tarafından yerine getirildiğine dair liste talep edildiği hâlde bu listede yer alan kişiler hakkında detaylı olarak gerekli tahkikat işlemleri yapılmaksızın kurumun en üst amiri seviyesinde olan kendisi hakkında doğrudan soruşturma başlatıldığını, İlçe Jandarma Komutanlığının idari işleyişi uyarınca evrak takibinin bizzat İlçe Jandarma Komutanının görevi olmadığını, İlçe Jandarma Komutanlığına bir yıl içerisinde on bine yakın evrakın gönderildiğini, evraka ilişkin doğrudan sorumluluğu olmadığını belirtmesine rağmen kasıtlı ve keyfi olarak şüpheli sıfatı ile ifadesinin alındığını, sonuçta hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiğini, aynı dönemde Silivri ilçesinde görev yapan İlçe Emniyet Müdürü, İlçe Milli Eğitim Müdürü ve bir kaç daire amiri ile ilgili de benzer şekilde kasıtlı ve keyfi dava açıldığını, hatta İlçe Emniyet Müdürüne ceza verildiğini, ilgili Cumhuriyet savcısının FETÖ/PDY terör örgütü üyesi olması nedeniyle kasıtlı olarak hakkında asılsız isnatta bulunmak suretiyle kendisini zor duruma düşürdüğünü,

Şikâyetçi ...; Silivri Ceza İnfaz Kurumları Tabur Komutanı olarak 2011 yılında göreve başladığını, Silivri Devlet Hastanesinde tedavi gören bir tutuklunun eşine muhafaza için teslim edilen çantada bulunan 200 TL civarında paranın cumartesi günü ismini hatırlayamadığı jandarma er tarafından çalındığının pazartesi sabahı bildirilmesi üzerine aynı gün tutanak tutarak işlem yaptıklarını, bu konu ile ilgili olarak hakkında haksız yere kamu görevlisinin suçu bildirmemesi suçundan soruşturma başlatıldığını, suçu bildirmiş olmasına ve evrakla bunu ispat etmesine rağmen hakkında sanık ... Öztürk tarafından kamu davası açıldığını, belirtilen şekilde haksız yere bir sene içerisinde aleyhine 3 dava ve 15 soruşturma dosyası açıldığını, sanık ... Öztürk’ün, personelinin çoğuna o dönem dava açtığını, bildiği kadarıyla bu davalardan herkesin beraat ettiğini,

Şikâyetçi ...; 2010 2014 yılları arasında Silivri İlçe Milli Eğitim müdürü olarak görev yaptığını, 05.04.2012 09.04.2012 tarihleri arasında Silivri Endüstri Meslek Lisesinden bir grup öğrenci ile birlikte yurt dışı gezisi yapmak amacıyla Bulgaristan'da bulunduğunu, olayın gerçekleştiği iddia edilen 09.04.2012 tarihinde Türkiye'de ve görevinin başında olmadığını, müdürlüğe vekâleten mağdur ... Bayer’in baktığını, 10.04.2012 tarihinde yurt dışından dönerek görevine başladığında mağdur ...'in Gümüşyaka İlköğretim Okulu müdürü tarafından cinsel istismar olayının ihbar edildiğini söylediğini, ihbar üzerine ne yaptıklarını sorduğunda Kaymakamlığa giderek olayı Silivri Kaymakamı'na ilettiğini, Kaymakam'ın talimatıyla olayın meydana geldiği iddia edilen okula gittiğini, ilgililerle görüştüğünü, arkasından da Kaymakam tarafından okula jandarma görevlilerinin gönderildiğini, jandarma tarafından da soruşturmaya ilişkin işlemlerin yürütüldüğünü söylediğini, bu olayla ilgili aynı gün çocuğun babasının savcılık tarafından gözaltına alındığını öğrendiğini, daha önce Başsavcı'nın kendisini makamına çağırması ve odasına gitmemesi nedeniyle aralarında husumet oluştuğunu, daha sonra bu olayla ilgili kamu görevlisinin suçu bildirmemesi suçundan haklarında soruşturma başlatıldığını, savunması alınmadan aleyhine kamu davası açıldığını, yargılama sonucunda beraatlerine karar verildiğini,

Mağdur ...; olay tarihinde Silivri İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünde Şube Müdürü olarak görev yaptığını, söz konusu cinsel istismar olayı ile ilgili olarak okul müdürünün konuyu bildirmesi üzerine o dönemki kaymakam ile bu bilgiyi paylaştığını, Kaymakam Salih Keser’in; bunun önemli bir isnat olduğunu ve konuyu iyice tetkik ederek kendisine bilgi vermesini istediğini, ilgili okulun müdürü, rehber öğretmeni ve sınıf öğretmeni ile görüştüğünü, kız çocuğunun ifadesinden çok etkilenerek olayın vuku bulmuş olabileceği kanaati ile Kaymakam'ı aradığını, Kaymakam'ın; jandarmayı arayacağını ve okuldan ayrılarak görevine gidebileceğini söylediğini, henüz görev yerine dönmeden ilgili okul müdürünün kendisini arayarak şüpheli olan babanın jandarma tarafından teslim alınarak götürüldüğünü söylediğini, aradan iki gün geçtikten sonra şikâyetçi ...’ın görevine başladığını, şikâyetçi İkram o tarihte görevde olmamasına rağmen savcılığın onu da olayın içerisine dâhil ettiğini, iki gün sonra şikâyetçi İkram ile kendisini ziyarete gittikleri, Kaymakam'ın cinsel istismar olayı ile ilgili olarak; "İyi ki bu olay çok duyulmadı, gazeteye ve basına yansımadı, çünkü çocuğun iddiaları hayal ürünüymüş, asılsızmış." dediğini, bu sırada şüpheli babanın serbest bırakıldığını, ancak çocuğun koruma altına alındığını öğrendiğini, olayla ilgili kamu görevlisinin suçu bildirmemesi suçundan hakkında soruşturma başlatılması üzerine sanık ...’e süreci izah ettiğini, bir ihmalinin ve kusurunun olmadığını, konuyu öğrenir öğrenmez amiri olan İlçe Kaymakamı'na konuyu bildirdiğini söylediğini, ancak sanık ... Öztürk’ün "Olayı öğrenir öğrenmez savcılığa bildirmen gerekirdi!" dediğini, bu olay nedeniyle açılan davada yapılan yargılama sonucunda beraatine karar verildiğini, Başsavcı'nın ilk başta ziyaretine gidilmemesi ile ilgili şikâyetçi İkram’a karşı oluşan husumet nedeni ile söz konusu cinsel istismar olayının bahane edilerek hakkında soruşturma açıldığını,

Şikâyetçi ...; 2010 2012 yıllarında Silivri İlçe Emniyet Müdürü olarak görev yaptığını, 2011 yılında Silivri Cumhuriyet Başsavcısı olarak atanan ... İşgören göreve başladıktan sonra orada çalışan diğer Cumhuriyet Savcıları ... Öztürk ve ismini şuan hatırlamadığı diğer Cumhuriyet savcısının İlçe Emniyet Müdürlüğü ile olan ilişkisinin değiştiğini, İlçe Emniyet Müdürlüğüne hitaben yazılan yazışmalarda her evrakın içeriğine "İhmali görülenlerin (İlçe Emniyet Müdürü dahil) isimlerinin bildirilmesi" ibaresi ile CMK’nın 332. maddesindeki 10 gün içerisinde cevap verilmesi gerektiği şerhinin eklendiğini, kendisinin sorumluluğu olmayan evrakta dahi doğrudan ilçe emniyet müdürünü sorumlu kılan yazılar yazıldığını, hatta bu yüzden bir soruşturma evrakına 10 gün içinde cevap verilmediği iddiasıyla aleyhine soruşturma başlatılarak hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verildiğini, sadece kendisi ve müdür yardımcısı olan katılan ...’ın ceza aldıklarını, işin sorumlusu polis merkezi amiri hakkında hiçbir soruşturma işlemi yapılmadığını, açıkça şahsının hedef alındığını, Cumhuriyet Başsavcısı ... İşgören'in anılan tutum ve davranışının birlikte görev yaptığı diğer Cumhuriyet savcılarına da sirayet ettiği, bu nedenle Cumhuriyet Savcıları ... Kurt, ... Öztürk ve ismini hatırlayamadığı bir iki Cumhuriyet savcısının daha moral bozucu, insanı geren tavırlar takındığını, kendileri hakkında her an bir işlem yapmayı kolladıklarını, çalıştığı süre içerisinde hem kendisi hem de personelin bu tarz davranışlara maruz kaldığını, Okul Müdürü'nün, Cezaevi Tabur Komutanı ...’nın ve diğer kişilerin o zamana kadar Cumhuriyet Başsavcısı veya Cumhuriyet savcısında görmediği tutum ve davranışlarla karşı karşıya kaldığını,

Tanık ...; 2009 ve 2011 yıllarında Silivri Cumhuriyet Başsavcısı olarak görev yaptığını, sanık ...’un kendisiyle birlikte göreve başladığını, Silivri İlçe Emniyet Müdürü hakkında sanık ...'un yürütmüş olduğu soruşturmada, dava açmak için yeterli delil olduğunu, CMK’nın 332. maddesinde yazılı şartların gerçekleştiğini söyleyince; İlçe Emniyet Müdürü ile görüşmesini, hemen dava açılmaması gerektiğini ve bu işin bir usulü olduğunu söylediğini, bir hafta sonra sanık ...’ın Müdür ile görüştüğünü, dosyada dava açmak için yeterli delil bulunduğunu, Müdür'ün kendisinin sorumlu olmadığını ifade ettiğini ve umursamaz bir tavır içerisinde olduğunu, bu sebeple dava açmayı düşündüğünü söylediğini, ardından sanık ...'ın Silivri İlçe Emniyet Müdürü olan şikâyetçi ... hakkında görevi kötüye kullanma suçundan dava açtığını, bu olaydan yaklaşık bir ay kadar sonra tayininin çıkması nedeniyle Silivri'den ayrıldığını, İlçe Jandarma Komutanı ile ilgili soruşturmanın kendisinden sonra gerçekleştiğini,

İfade etmişlerdir.

Sanık ...; Silivri İlçe Jandarma Komutanı hakkında usulsüz olarak açtığı iddia edilen soruşturmanın temelinin bir orman suçunun soruşturulmasına ilişkin Silivri Cumhuriyet Başsavcılığının 2010/6492 numaralı soruşturma dosyasına konu olan şüpheliler Şuayip Kızıl ve Recai Yaman ile adı geçenlerin irtibatlı olduğu Buğtaş Madencilik Ltd. Şti. hakkında Çatalca Orman İşletme Müdürlüğü tarafından bir suç zaptı düzenlenmesine dayandığını, orman suçu olarak başlatılan bu soruşturmayı ilk başta başka bir Cumhuriyet savcısının yürüttüğünü, ancak daha sonra bütün orman suçlarına ilişkin soruşturmaların kendisi tarafından yürütülmesine karar verildiğini, bu nedenle orman suçlarına ilişkin diğer Cumhuriyet savcılarında bulunan soruşturma dosyalarının UYAP sistemi üzerinden tarafına aktarıldığını, başka bir Cumhuriyet savcısı tarafından yürütülen 2010/6492 numaralı soruşturma dosyası üzerinden İlçe Jandarma Komutanlığına yazılan 04.11.2010 tarihli yazının birkaç bentten oluştuğunu ve yazının 3. bendinde Recai Yaman ve Şuayip Kızıl isimli şüphelilerin, yine şüpheli olarak gösterilen Buğtaş Madencilik Ltd. Şti. ile ilişkisinin tespiti ve şirket yetkilisi olup olmadıklarının belirlenmesinin istendiğini, üzerinden kırk yedi gün geçmiş olmasına rağmen bu müzekkereye herhangi bir cevap verilmeyince İlçe Jandarma Komutanı ve İlçe Jandarma Merkez Karakol Komutanı hakkında soruşturma başlattığını, Cumhuriyet Başsavcısı ile görüşerek bu soruşturmayı açtığını, öncelikle Merkez Karakol Komutanı'nın ifadesini alarak savunmasını makul gördüğünü, daha sonra da İlçe Jandarma Komutanı'nı davet ederek ifadesini aldığını, ikinci şüphelinin de; Silivri İlçe Jandarma Komutanı olarak Silivri Cezaevinde görülen duruşmalarda görevli olduğunu, bu nedenle haftalarca görev yapamadığını ve müzekkereye cevap veremediğini söylemesi üzerine bu savunmayı makul görerek kovuşturmaya yer olmadığına karar verdiğini, tahkikat içerikli bir müzekkereden dolayı İlçe Jandarma Komutanı hakkında soruşturma açmadığını, başka bir Cumhuriyet savcısı tarafından yazılan o müzekkerede istenen basit bilgilerin yerine getirilmediğini, İlçe Jandarma Komutanı hakkında böyle bir soruşturma açmaması durumunda görevini yerine getirmemiş olacağını, soruşturmaların daha etkin ve sağlıklı bir şekilde yürütülmesi, kolluk güçlerinin soruşturmalara gerekli ilgiyi göstermeleri ve soruşturmayla ilgili olarak zamanında bilgi vermelerinin temini amacıyla ihmali görülen İlçe Jandarma Komutanı hakkında soruşturma açılmasına karar verdiğini, Silivri İlçe Emniyet Müdürü hakkındaki soruşturmada ise ...isimli şahsın Silivri Cumhuriyet Başsavcılığına müracaat ettiğini, müracaat kısmına bakan Cumhuriyet savcısının, Necati Al’ın şikâyetçi sıfatıyla ifadesini aldığını, hırsızlık suçundan yürütülen soruşturmanın kendisine tevzi edildiğini, soruşturmayı yaparken 30.12.2010 tarihinde Silivri İlçe Emniyet Müdürlüğüne bir müzekkere yazarak gerekli tahkikat işlemlerinin yapılmasını istediğini, yaklaşık altmış beş günlük bir süre geçtiği hâlde müzekkereye cevap verilmediğini, 07.03.2011 tarihinde Silivri İlçe Emniyet Müdürlüğüne tekrar müzekkere yazarak 30.12.2010 tarihli müzekkerede belirttiği tahkikat işlemlerinin yapılmasını ve müzekkeresinin gereğini yapmayan görevliler hakkında soruşturma açacağı için bu tahkikatta görevli personelin isimlerinin verilmesini istediğini, aradan yaklaşık yirmi dört gün geçmesine rağmen ikinci müzekkereye de cevap verilmeyince Silivri Başsavcısı ile görüşerek İlçe Emniyet Müdürü hakkında CMK’nın 332. maddesi uyarınca soruşturma açmayı düşündüğünü ilettiğini, Başsavcı olan tanık ...'nın uygun görmesi ile soruşturmaya başladığını, İlçe Emniyet Müdürü'nün; adli yazışmaları takip etme gibi bir görevinin olmadığını, 30.12.2010 tarihli müzekkerenin İlçe Emniyet Müdürlüğüne 10.03.2010 tarihinde ulaştırıldığını ve müdür yardımcısı olan başka bir kişinin sorumlu olabileceğini söylediğini, ifadeye çağırdığı müdür yardımcısının da; söz konusu işle ilgili olarak görevlendirme yapılmadığını ve kendisinin adli yazışmaları takip etmekle yükümlü olmadığını beyan ettiğini, 30.12.2010 tarihli müzekkerenin emniyet müdürlüğüne ne zaman ulaştığına dair araştırma yaparak adliyede muhabere bürosunda görevli Burcu Uzar, İlyas Çek ve Bilgihan Nakil isimli kâtipleri tanık olarak dinlediğini, anılan kâtipler gelen müzekkereleri zimmetsiz olarak kolluğa verdiklerini söylediklerinden zimmet defterlerinde bu hususa ilişkin bir delil bulamadığını, bunu da zaten iddianameye yazdığını, sonra Emniyet Müdürlüğünden sorarak müzekkereyi adliyeden teslim alan görevli polis memuru ... Cibooğlu’nu tanık olarak dinlediğini böylelikle adı geçenin adliyeye gelerek muhabere bürosundaki emniyete yazılmış müzekkereleri zimmetsiz olarak teslim aldığını anladığını, bu kişi hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verdiğini, Emniyet Müdürü ve Emniyet Müdür Yardımcısı hakkında ise CMK’nın 332. maddesine dayanarak iddianame düzenlediğini, Başsavcı'nın onayı üzerine de bu iddianameyi mahkemesine gönderdiğini, Silivri 2. Sulh Ceza Mahkemesinde yargılamanın başladığını, sonra tayini çıktığı için Silivri'den ayrıldığını, mahkemenin yapmış olduğu yargılama sonucunda Emniyet Müdürü ve Yardımcısı hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verildiğini, Emniyet Müdürü hakkında tahkikat istemli müzekkereye cevap vermemesi nedeniyle değil, aradan altmış altı günlük süre geçmesine rağmen müzekkerenin gereğini yapmayan görevlilerin isimlerini bildirmemesi üzerine dava açtığını, Cumhuriyet savcısı olarak düzenlediği kovuşturmaya yer olmadığı kararı veya iddianamenin UYAP sistemi üzerinden Cumhuriyet Başsavcısı tarafından onaylanmaması durumunda hiçbir hukuki değerinin olmadığını, ayrıca mahkemenin iddianameyi değerlendirip kabul ederek yargılamaya başlaması gerektiğini, Başsavcının iddianameyi ve ekindeki evrakı inceleyerek iddianameyi onayladığını, iddianamenin kabul edilip yargılama yapılarak sanıkların cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiğini, söz konusu karar kanun yararına bozma yolu ile bozulsa bile hâkimlerin ve savcıların bundan dolayı sorumlu tutulmalarının veya yargılanmalarının mümkün olmadığını, yaptığı işlemlerin yargı yetkisi içinde ve takdir hakkı kapsamında olduğunu, aksinin kabulü durumunda ise işlemlerin kolektif niteliği sebebiyle şu anda Yargıtay üyesi olan Başsavcı'nın, iddianameyi kabul eden ve yargılamayı yapan hâkimlerin, görüldü işlemini yapan Cumhuriyet savcısının ve hatta İlçe Jandarma Komutanı hakkındaki yazışmayı yapan Cumhuriyet savcısının da yargılanması gerektiğini, buna rağmen sadece kendisinin yargılandığını,

Sanık ... Öztürk; savunması alınmadan hakkında kamu görevlisinin suçu bildirmemesi suçundan soruşturma yapıldığını ve kamu davası açıldığını öğrendiğini ileri süren şikâyetçi ...'ın ifadesini bizzat kendisinin aldığını, adı geçene haklarını ve isnat edilen suçu hatırlatıp; mağdur kız çocuğunun babasının cinsel istismar iddiasıyla tutuklandığını, bu olayın savcılığa bildirilmediğini, rehberlik öğretmeni ve okul müdürü tarafından tutulan tutanakların İlçe Milli Eğitim Müdürlüğüne gönderildiğini, ancak bu tutanakların savcılığa gönderilmediğini belirterek savunma aldığını, Silivri İlçe Milli Eğitim Müdürü olan şikâyetçi ... ile Silivri İlçe Milli Eğitim Şube Müdürü olan mağdur ... hakkında, 19.04.2012 ile 07.05.2012 tarihleri arasında müzekkereye cevap verilmemesi nedeniyle Başsavcının bilgisiyle soruşturma başlattığını, ayırma kararı sonrası, memur suçlarına bakması nedeniyle dosyanın kendisine tevzi edilmesi üzerine soruşturmaya devam ettiğini, soruşturmayı kendisinin başlatmadığını, Silivri Cezaevi Tabur Komutanı olan şikâyetçi ... ile ilgili soruşturmayı ise resen başlattığını, iki rütbeli personelin şüpheli olarak ifadelerinin alınması sonrasında tefrik kararı vererek yeni numara üzerinden soruşturmaya devam edildiğini, ortada bir şikâyet dahi bulunmadığı hâlde resen disiplin soruşturması yapıldığını, Yargıda Birlik Derneğine muhalif olması ve yargının siyasi iradeden bağımsız olması gerektiğini her yerde söylemesinden dolayı hakkında soruşturma başlatıldığını, birçok kimsenin soruşturma geçirmesine ve ceza almasına sebep olduğu HSK tarafından bildirilmiş ise de söz konusu kişilerin beraat ettiğini, Gümüşyaka Hacı .... ...O. öğrencisi olan 10 yaşındaki bir kız çocuğunun, sınıf arkadaşına babasının kendisine cinsel istismarda bulunduğunu anlatması sonrası durumun sınıf öğretmenine iletilmesi üzerine aynı gün sınıf öğretmeni, rehber öğretmen, müdür yardımcıları ile okul müdürünün tutanakla Silivri İlçe Milli Eğitim Müdürlüğüne ve İlçe Milli Eğitim Müdür Vekili olan mağdur ...’a olayı bildirdiklerini, sonrasında da Gümüşyaka Jandarma Karakoluna bilgi verildiğini, bu kapsamda mağdurun olayı anlattığı arkadaşı, annesi ve olayı öğrenen öğretmenlerinin ifadeleri alınarak gerekli işlemlerin yapıldığını, şüpheli babanın da tutuklandığını, Cumhuriyet Savcısı Hasan Candan’ın 09.04.2012 tarihinde okul idaresince tutulan tutanağın gönderilmemesi, bulunması muhtemel bilginin geciktirilmesi ve Cumhuriyet Başsavcılığına ulaştırılmaması nedenleriyle Silivri İlçe Milli Eğitim Müdürü olan şikâyetçi ... ve Şube Müdürü olan mağdur ... hakkında soruşturma başlattığını, memur suçlarına baktığı için ayrılan 2012/3345 soruşturma numaralı dosyanın kendisine tevzi edildiğini, kolluk ve Cumhuriyet savcısı tarafından tanık olarak ifadesi alınmasına rağmen okul müdürünün olayı öğrenir öğrenmez İlçe Milli Eğitim Müdür Vekili'ni telefonla haberdar ederek tutulan tutanağı resmî olarak gönderdiğini ve İlçe Jandarma Karakoluna giderek tanıklıkta bulunduğunu öğrendiğini, Müdür'ün dosyada olmayan tutanak ile İlçe Milli Eğitim Müdürlüğüne gönderdiğini belirttiği yazıyı ibraz edebileceğini söylediğini ve aynı gün söz konusu tutanak ve yazıyı getirerek ibraz ettiğini, Okul Müdürü ile İlçe Milli Eğitim Müdürü ve Şube Müdürü'nü dinlediğinde Okul Müdürünün, öğrendiği muhtemel suçu bildirerek resmî olarak gerekli işlemleri yaptığını; ancak Şube Müdürü ile İlçe Müdürü'nün kayıtsız şekilde, sadece böyle bir olayın duyulmaması için olaya yaklaştıklarını ve iddianame yazılana kadar da İlçe Milli Eğitim Müdürlüğündeki evrakı Cumhuriyet Başsavcılığına göndermeyerek resmî bir bilgi paylaşmadıklarını, müzekkereyle Başsavcı ... İşgören’in bilgisiyle Kaymakamlıktan bilgi sorduğunda; İlçe Milli Eğitim Şube Müdürü tarafından şifahen haberdar edilmesi üzerine Kaymakam'ın hemen telefonla İlçe Jandarma Komutanlığına olayın araştırılması için talimat verdiği, zaman zaman da olayın gelişimi ile ilgili bilgi aldığını öğrendiğini, bunun üzerine Kaymakamlığa 22.05.2012 tarihinde CMK’nın 158/2. maddesindeki Valilik veya Kaymakamlığa ya da mahkemeye yapılan ihbar veya şikâyetin, ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına gönderileceğine dair hükmü içeren yazıyı Başsavcı ile şekillendirerek gönderdiğini, İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünün elindeki evrakı göndermemesi nedeniyle Kaymakamlığın sorumluluğunun bulunmadığı kanaatiyle iki şüpheli hakkında kamu görevlisinin suçu bildirmemesi suçundan dava açtığını, iddianamenin Başsavcı ... İşgören’in görüldüsü ve onayıyla Silivri 1. Sulh Ceza Mahkemesince kabul edildiğini, yargılamanın kolektif bir işlem olması nedeniyle sorumlu tutulacaksa kendisiyle birlikte bu işlemleri onaylayan Başsavcı ... İşgören ile Hâkim Kevser Çolak’ın da şüpheli olması gerektiğini, kendisiyle birlikte Silivri Başsavcısı ... İşgören ve iddianameyi kabul eden Hâkim Kevser Çolak'ın FETÖ silahlı terör örgütüne üye oldukları gerekçesiyle mesleklerinden ihraç edildiklerini ve yargılandıklarını, bir art niyetinin olması durumunda FETÖ üyesi olduğu iddia edilen Hâkim'in anılan görevliler hakkında mahkûmiyet kararı vermesi gerekeceğini, yine beraat kararını temyiz etme gibi bir yetkisi bulunmasına karşın, sadece iddianame tanzim ettiğini, Silivri Devlet Hastanesinin hükümlü ve tutuklu koğuşunda güvenlik için bulunan Silivri Cezaevi Tabur Komutanlığında görevli askerin, refakatçi olan tutuklu eşinin çantasından 200 TL parasını çaldığı iddiasına konu soruşturmada şikâyetçi ...’nın Silivri Cezaevi Tabur Komutanı olduğunu, Silivri Devlet Hastanesinde 29.10.2011 tarihinde meydana gelen bu olayın 03.11.2011 tarihinde ihbar edilmesi üzerine soruşturmaya 15.11.2011 tarihinde başlandığını, Silivri Devlet Hastanesinin söz konusu iddiaya ilişkin tüm belgeleri Başsavcılığa makul sürede gönderdiğini, olayla ilgili bilginin ulaştığı Silivri Cezaevi Tabur Komutanlığınca dosyanın gecikmeli olarak İstanbul İl Jandarma Komutanlığına gönderildiğini, tanıkların ve şüphelinin hakları hatırlatılmadan adli bir olayla ilgili herhangi bir kolluk birimine, Askeri Savcılığa ve Silivri Nöbetçi Cumhuriyet Savcısına bilgi verilmediğini, adli kolluk görevi bulunmayan Cezaevi Tabur Komutanlığının emrindeki bir askerin hırsızlığının üzerinin kapatılması için gecikme gösterilip gösterilmediği konusunda bizzat Başsavcı ... İşgören’in talimatıyla soruşturmaya resen başladığını, Silivri Devlet Hastanesinin olayı bir tutanakla bildirmesi üzerine 15.11.201l tarihinde hırsızlık suçu nedeniyle soruşturma başlatıldığını, ihbar evrakı ekindeki tutanakta Cezaevi Tabur Komutanlığı personelinin de imzasının bulunduğunu, hırsızlık suçunun asker tarafından işlenmesi nedeniyle baktığı dosyanın daha sonra Silivri Devlet Hastanesinin ihbarı üzerine başlatılan soruşturma dosyası ile birleştirilmesine karar verdiğini, ilk tevzi edilen dosyanın 21.11.2011 tarihinde İstanbul İl Jandarma Komutanlığınca gönderilen dosya olduğunu, hırsızlık suçunda adli kolluk görevi varmış gibi tanıkların ve şüphelinin hakları hatırlatılmaksızın ifadeleri alındığından Cezaevi Tabur Komutanı'nın olayı kapatmaya çalıştığı intibasını uyandırdığını, olayla ilgili askeri savcının ve Silivri Nöbetçi Cumhuriyet Savcısı'nın aranmadığını da öğrenerek durumu Başsavcı'dan aktardığı, hafta sonu olması nedeniyle işlemleri vekâleten yürüten Tabur Komutanı şikâyetçi ...’nın ifadeye çağrılması talimatını aldığını, şikâyetçi Ümit hakkında iddianame ve ek kovuşturmaya yer olmadığı kararı yazarak onaya sunduğunu, Başsavcı ... İşgören tarafından görüldüsü yapılan iddianamenin Silivri 1. Sulh Ceza Mahkemesince kabul edildiğini, sorumlu tutulacaksa bu işlemleri onaylayan Başsavcı ... İşgören ile yargılamayı yapan Hâkim Ahmet Türkeri ve kararı veren Hâkim ... Uğur Hançerli’nin de şüpheli olması gerektiğini, Başsavcı'nın, Tabur Komutanı'nın ifadeye çağrılmasından ifade vermesine ve iddianame hazırlanmasına kadar her aşamadan bilgisi olduğunu, aradan geçen 8 yılda şikâyeti bulunmayan, şikâyetçi ..., hakkında 9 10 dosya bulunduğunu belirtmiş ise de Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından adı geçen hakkında başlatılan sadece 3 soruşturma dosyası olduğunu, kendisiyle birlikte Silivri Başsavcısı ... İşgören, iddianameyi kabul eden Ahmet Türkeri ve karar hâkimi ... Uğur Hançerli'nin FETÖ silahlı terör örgütüne üye oldukları iddiasıyla meslekten ihraç edilerek yargılandıklarını, kumpasla hareket etmiş olsalardı, düzenlediği iddianame üzerine FETÖ üyesi olduğu iddia edilen Hâkim'in beraat değil mahkûmiyet kararı vermesi gerekeceğini, hırsızlık suçunun şüphelisi İsa Yıldırım, kendisinden önceki Cumhuriyet savcısı tarafından dinlendiği hâlde anılan şüpheliyi bir kez de kendisinin dinlediğini, Cezaevi Tabur Komutanlığı görevlilerinin hırsızlık gibi bir suçta askeri savcıya ve Silivri Nöbetçi Cumhuriyet Savcısı'na bilgi vermeden birçok usul işlem; yapmak suretiyle adli kolluk yetkilerini gasp ettiklerini, Tabur Komutanı'nın tecrübeli olduğu ve soruşturma usulünü bilmesi gerektiği düşünüldüğünde savunmasıyla eylemlerinin tezat teşkil ettiğini, hakkında yargılama yapılan Tabur Komutanı sanığın suçu öğrenmesinden soruşturmanın başlamasına kadar geçen yaklaşık 17 günlük gecikmenin, suçun bildirilmesi gereken yerde hataya düşülmesinden kaynaklandığı ve bu itibarla suçun manevi unsuru itibarıyla oluşmadığı gerekçesiyle beraat kararı verildiğini, mahkemenin ancak manevi unsur yokluğundan beraat kararı verebileceği bir hususta, kovuşturmaya yer olmadığı kararı vermeyerek iddianame düzenlediği için hakkında soruşturma izni verildiğini, üstelik mahkemece 3 yıl kovuşturma yapıldığını, iddianamenin Başsavcı ... İşgören’in görüldü yapması sonrasında Silivri 1. Sulh Ceza Mahkemesince kabul edildiğini, üzerine atılı suçun unsurlarının oluşmadığını, Silivri Cumhuriyet Başsavcılığının 2012/2542 ve 2012/3345 numaralı dosyalarının soruşturmasını kendisinin başlatmadığını, bilgilendirilmelerine rağmen Şube Müdürü olan mağdur ... Bayer ile İlçe Milli Eğitim Müdürü olan şikâyetçi ...’ın adli makamlara bilgi vermemeleri nedeniyle Cumhuriyet Savcısı Hasan Candan tarafından soruşturma başlatıldığını, ayırma kararı verilerek iş bölümü gereği bu dosyanın kendisine tevzi edildiğini,

Savunmuşlardır.

V. GEREKÇE

A. İlgili Mevzuat ve Öğretide Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Görüşler

TCK'da İkinci Kitap'ta "Millete ve Devlete Karşı Suçlar ve Son Hükümler"e yer verilen Dördüncü Kısım'daki "Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar" başlıklı Birinci Bölüm'de düzenlenen "Görevi kötüye kullanma" başlıklı 257. madde;

"(1) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan hâller dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan hâller dışında, görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır." şeklinde düzenlenmiştir.

Maddenin, birinci fıkrasında düzenlenen icrai davranışlarla görevi kötüye kullanma suçu, kamu görevlisinin görevinin gereklerine aykırı hareket etmesi ve bu aykırı davranış nedeniyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olunması ya da kişilere haksız menfaat sağlanması ile oluşmaktadır.

Buna göre ilk şart, kamu görevlisi olan failin yaptığı işle ilgili olarak kanundan veya diğer idari düzenlemelerden doğan bir görevinin olması ve bu görevinin gereklerine aykırı davranmasıdır. Suçun oluşabilmesi için, norma aykırı davranış yetmemekte, fiil nedeniyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olunması ya da suç tarihi itibarıyla kişilere haksız kazanç sağlanması gerekmektedir.

Anılan maddenin gerekçesinde suçun oluşmasına ilişkin genel koşullar;

"Kamu görevinin gereklerine aykırı olan her fiili cezai yaptırım altına almak, suç ve ceza siyasetinin esaslarıyla bağdaşmamaktadır. Bu nedenle, görevin gereklerine aykırı davranışın belli koşulları taşıması hâlinde, görevi kötüye kullanma suçunu oluşturabileceği kabul edilmiştir. Buna göre, kamu görevinin gereklerine aykırı davranışın, kişilerin mağduriyetiyle sonuçlanmış olması veya kamunun ekonomik bakımdan zararına neden olması ya da kişilere haksız bir kazanç sağlamış olması hâlinde, görevi kötüye kullanma suçu oluşabilecektir." biçiminde vurgulanmış, gerekçede yer verilen kazanç ifadesi 6086 sayılı Kanun'la yapılan değişiklikle sonradan menfaat olarak değiştirilmiştir.

Öğretide de TCK’nın 257. maddesindeki suçun oluşmasının, kamu görevlisinin görevinin gereklerine aykırı hareket etmesi sonucunda kişilerin mağdur olması veya kamunun zarar görmesi ya da kişilere haksız menfaat sağlanması şartlarına bağlı olduğu, bu sonuçları doğurmayan norma aykırı davranışların, suç kapsamında değerlendirilemeyeceği açıklanmıştır (... Emin Artuk Ahmet Gökçen Ahmet Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Turhan Kitapevi, 11. Bası, Ankara, 2011, s. 913 vd; Mahmut Koca İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara, 2013, s. 769; Veli Özer Özbek ... Nihat Kanbur Koray Doğan Pınar Bacaksız İlker Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 2. Bası, Ankara, 2011, s. 974).

Görevin gereklerine aykırı hareket etmekten, kamu görevlisinin görevini kanun, idari düzenlemeler veya talimatların öngördüğü usul ve esaslardan başka surette ifa etmesi anlaşılmaktadır. Bu anlamda kamu görevlisinin herhangi bir şekilde kanuni yetkisini aşması, kanunun aradığı şekil şartlarına uymaması, takdir yetkisini amacı dışında kullanması, kanunun emir ve müsaade ettiği hareketinin gerektirdiği ön şartlara aykırı hareket etmesi, kendisine teslim edilen ve görevi sebebiyle kullanması gerekli eşyayı usulsüz kullanması gibi fiiller görevin gereklerine aykırılık kapsamında kalmaktadır.

Norma aykırı davranışın maddede belirtilen sonuçları doğurup doğurmadığının saptanabilmesi için öncelikle mağduriyet, kamunun zarara uğraması ve haksız menfaat kavramlarının açıklanması ve somut olayda bunların gerçekleşip gerçekleşmediğinin belirlenmesi gerekmektedir.

Mağduriyet kavramının, sadece ekonomik bakımdan uğranılan zararla sınırlı olmayıp bireysel hakların ihlali sonucunu doğuran her türlü davranışı ifade ettiği kabul edilmektedir. Bu husus madde gerekçesinde; "Görevin gereklerine aykırı davranışın, kişinin mağduriyetine neden olunması gerekir. Bu mağduriyet, sadece ekonomik bakımdan uğranılan zararı ifade etmez. Mağduriyet kavramı, zarar kavramından daha geniş bir anlama sahiptir." şeklinde vurgulanmış, öğretide de mağduriyetin sadece ekonomik bakımdan ortaya çıkan zararı ifade etmeyip daha geniş bir anlama sahip olduğu, bireyin, sosyal, siyasi, medeni her türlü haklarının ihlali sonucunu doğuran hareketlerin ve herhangi bir çıkarının zedelenmesine neden olmanın da bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiğine işaret edilmiştir (... Emin Artuk Ahmet Gökçen Ahmet Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Turhan Kitapevi, 11. Bası, Ankara, 2011, s. 911 vd.; Mahmut Koca İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara, 2013, s. 772; Veli Özer Özbek ... .... İlker Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 2. Bası, Ankara, 2011, s. 974).

Kişilere haksız menfaat sağlanması, bir başkasına hukuka aykırı şekilde her türlü maddi ya da manevi yarar sağlanması anlamına gelmektedir.

Kamunun zarara uğraması hususuna gelince; madde gerekçesinde "ekonomik bir zarar" olduğu vurgulanan anılan kavramla ilgili olarak kanuni düzenleme içeren 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu'nun 71. maddesinde; kamu görevlilerinin kast, kusur veya ihmallerinden kaynaklanan mevzuata aykırı karar, işlem veya eylemleri sonucunda kamu kaynağında artışa engel veya eksilmeye neden olunması şeklinde tanımlanan kamu zararı, her olayda hâkim tarafından, iş, mal veya hizmetin rayiç bedelinden daha yüksek bir fiyatla alınıp alınmadığı veya aynı şekilde yaptırılıp yaptırılmadığı, somut olayın kendine özgü özellikleri de dikkate alınarak belirlenmelidir. Bu belirleme; uğranılan kamu zararının miktarının kesin bir biçimde saptanması anlamında olmayıp miktarı saptanamasa dahi, işin veya hizmetin niteliği nazara alınarak, rayiç bedelden daha yüksek bir bedelle alım veya yapımın gerçekleştirildiğinin anlaşılması hâlinde de kamu zararının varlığı kabul edilmelidir. Ancak bu belirleme yapılırken, norma aykırı her davranışın, kamuya duyulan güveni sarstığı, dolayısıyla, kamu zararına yol açtığı veya zarara uğrama ihtimalini ortaya çıkardığı şeklindeki bir düşünceyle de hareket edilmemelidir.

Gelinen aşamada CMK’nın 332. maddesi üzerinde de durulması gerekmektedir.

CMK’nın "Bilgi isteme" başlıklı 332. maddesi;

"(1) Suçların soruşturma ve kovuşturması sırasında Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından yazılı olarak istenilen bilgilere on gün içinde cevap verilmesi zorunludur. Eğer bu süre içinde istenen bilgilerin verilmesi imkânsız ise, sebebi ve en geç hangi tarihte cevap verilebileceği aynı süre içinde bildirilir.

(2) Bilgi istenen yazıda yukarıdaki fıkra hükmü ile buna aykırı hareket etmenin Türk Ceza Kanununun 257 nci maddesine aykırılık oluşturabileceği yazılır. Bu durumda haklarında kamu davasının açılması, izin veya karar alınmasına bağlı bulunan kişiler hakkında, yasama dokunulmazlığı saklı kalmak üzere, doğrudan soruşturma yapılır." hükmünü içermektedir.

CMK’nın 332. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca haklarında kamu davasının açılması, izin veya karar alınmasına bağlı bulunan kişiler hakkında, doğrudan soruşturma yapılıp yapılamayacağının değerlendirilmesi açısından öncelikle TCK’nın "Suçta ve cezada kanunîlik" ilkesi başlıklı 2. maddesi ile yorum ve yorum araçları kavramları üzerinde durulması gerekmektedir.

TCK’nın "Suçta ve cezada kanunîlik ilkesi" başlıklı 2. maddesinde, kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemeyeceği, kanunen suç sayılmayan bir eylem dolayısıyla sanığa ceza verilemeyeceği gibi kanunun suç ve ceza içeren hükümlerinin kıyas yolu ile de uygulanamayacağı, diğer bir ifadeyle kıyasa yol açacak şekilde genişletici yorumlanamayacağı ifade edilmiştir. Bu ilkenin doğal bir sonucu olarak, mahkemece yargılama konusu eylemin kanunda suç olarak düzenlenip düzenlenmediği araştırılarak, yargılama sonucunda eylemin kanunda suç olarak düzenlenmediğinin belirlenmesi durumunda CMK'nın 223/2 a maddesi uyarınca sanığın beraatine karar verilmesi gerekecektir.

TCK’nın 2. maddesinin gerekçesinde; "Böylece ceza kanunlarının bireye güvence sağlama işlevinin bir gereği daha yerine getirilmiş olmaktadır. Yeni tarihli ceza kanunlarında da kıyas yasağına ilişkin olarak açık hükümlere yer verilmektedir. Örneğin yeni Fransız Ceza Kanununda bu husus 'ceza kanunları dar yorumlanır' biçiminde ifade edilmiştir. Kıyas yasağıyla getirilen güvencenin tam anlamıyla uygulanabilmesini mümkün kılmak amacıyla, kıyasa yol açacak şekilde yapılacak geniş yoruma da başvurulamayacağı açıkça ifade edilmiştir. Ancak bu hükümle ceza hukukunda genişletici yorum tümüyle yasaklanmamakta, sadece bu yorum biçiminin kıyasa yol açacak şekilde uygulanmasının önüne geçilmek istenmektedir." açıklamalarına yer verilmiştir.

Öğretide de yorum ve yorum araçlarıyla ilgili birtakım görüşler ileri sürülmüştür.

Yorum; bir sözün, bir deyimin, bir kanun hükmünün gerçek anlamını araştırmak için yapılan zihinsel bir faaliyettir. Başka bir ifadeyle, bir hukuk kuralının anlamını ve kapsamını ortaya çıkarmak için gerçekleştirilen işleme yorum adı verilir. Çoğu kez kanunda kullanılan kelimeler veya kanun metninin anlamının tespitinde bir güçlük çıkmaz. Ancak bazen hukuk kuralı belirsiz olabileceği gibi birden fazla manaya da gelebilir. İşte bu gibi durumlarda, kanunun uygulanmasını sağlamak için kuralın hakiki anlamını ortaya çıkarmak zorunluluğu hasıl olur. Ceza hukuku alanında da kanunun soyut hükümlerinin somut olaylara uygulanması sırasında içeriğinin ve kapsamının belirlenmesi için yorum işleminin uygulanması gerekir. Yorumda bulunan hâkimin görevi, uygulayacağı kanun maddesinin içeriğini ve kapsamını aynı olayda karar verebilecek herhangi bir diğer hâkimin anlaması gerektiği şekilde anlamaktır. Ceza hukuku alanındaki yorum, suçta ve cezada kanunilik ilkesinin gereklerine uygun olarak yapılmalıdır. Bu nedenle, ceza hukuku normlarının sanığın zararına olarak, kıyas niteliğinde, genişletici biçimde yorumlanması kanunilik ilkesine ters düşer. Yorum için kullanılacak doğrudan araçlar kanun metninde yer alanlardır. Bunlardan ilki metindeki sözcüklerdir. Sözcüklerin günlük dildeki anlamları ile hukuk dilindeki anlamları farklı ise, hukuk dilindeki anlamlarına öncelik verilmesi gerekir. Bu yorum biçimine dil bilimi yorumu, lafzi yorum veya söz yorumu da denir. Kanunda kullanılan her kelimenin belirli bir anlatım amacının bulunduğunu kabul etmek gerekir. Yorumda, kanunda gereksiz terimlerin kullanılmayacağı varsayımından hareket edilerek kanun koyucunun gerçek iradesine ulaşılmaya çalışılmalıdır. Normun yorumlanmasında mantık kuralları da önem gösterir. A fortiori (öncelik) ve a contrario (karşıt kavramdan anlam çıkarma) kuralları yorumda yararlanılan mantık araçlarındandır. Yorum yapılırken normun kanunun sistematiği içindeki yerini de dikkate alıp değerlendirmek gerekir. Sistematik yorum olarak adlandırılan bu tür yorum kanunun metnine göre yapılan yorumu (sözel lafzi yorum) tamamlayıcı niteliktedir. Bu şekilde, bir normun kanunda bulunduğu kısım ve bölümde yer alan diğer normların ortak özellikleri yorumda yardımcı olur. Normun kanuna konulmasının nedeni, normun amacı ve korunan hukuksal yarar yorumun gerçekleştirilmesinde yararlanılması gereken araçlardandır. Kanunların gerekçeleri bu konuda yol gösterici olabilir. Kanun gerekçesinde aydınlatıcı açıklamalar yoksa, yapıldığı dönemdeki sosyal ve politik koşullar incelenerek neden ve amaç ortaya konulmalıdır. Bu konuda yasama organının kanunla ilgili hazırlık çalışmaları, özellikle meclis komisyon çalışmalarındaki görüşler neden ve amaç hakkında yorumcuya bilgi verebilir. Ceza hukuku normları çağdaş ceza hukukunun evrensel ilkeleri paralelinde yorumlanmalıdır. Böylece kusursuz suç ve ceza olmaz, hukuk devleti, insan onurunun korunması ilkelerinin yanı sıra suçta ve cezada kanunilik ilkesi kapsamında belirlilik, örnekseme yasağı, geçmişe uygulama yasağı ve geleneklere göre suç yaratılması yasağı ilkeleri ceza hukuk normunun yorumlanmasında her zaman göz önünde tutulmalıdır (Kayıhan İçel, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Beta, 4. Bası, Ankara, 2017, s.143 146., ... ..., Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, 13. Bası, Ankara, 2019, s. 182 188).

Hukuk ile kanun ayrı kavramlar olup hukuk normları yalnızca kanunlardan ibaret değildir. Hukuki düzen anlamındaki hukuk, organizasyon hâlinde yaşayan insanların yekdiğeriyle olan ilişkilerini düzenleyen hukuk normlarının bir bütünüdür. Bu nedenle kanun normları, hukuk normlarının ancak bir bölümünü oluşturur. Çağdaş hukuk, normların yazılı kaynaklar hâlinde olmasını ister. Ancak yazılı hukukun yararlarına karşın bazı sakıncaları bulunduğu da ileri sürülür. Sıkça değişen gereksinimlerin süratle karşılanamaması, fert ile toplum diyalektiğinin ahenkli bir şekilde uzlaştırılamaması ve en önemlisi kanunların bazen eşitsizlikleri, dolayısıyla haksızlıkları içermesi bu sakıncaların başında gelir. Bu itibarla hüküm verecek merci, hukuki normun anlamını araştırmak zorundadır. Yorum denilen bu düşünsel araştırma işlemi, ortak hukuki değerlerin sistematik bütünü olarak hukuki düzenin bir bölümünün bütünle karşılaştırılması anlamındadır. Böylece yalnızca kanunun metnine bakmak veya kanun koyucunun iradesini bulmaya çalışmak tek başına bir yorum biçimi olarak kabul edilemez. Hukuk düzeni içinde olan bir normun anlamı bir arada veya ayrı ayrı olmak üzere çeşitli yollarla belirlenecektir. Diğer bir anlatımla yazılı hukukun (kanun) hak veya adalet denilen ve yazılı olmayan hukuka dayanması gerektiğinden, kanunlar hak ve adaleti, eşitliği sağlayacak şekilde yorumlanmalıdır. Kanunların yanlışlıklarından veya yeni gereksinimlere yanıt veremeyişinden ortaya çıkabilecek sakıncalar ancak bu suretle giderilebilir.

Sonuç olarak; yorum, hukuka kaynak oluşturan bir metnin anlamı ve kapsamını belirlemek amacıyla girişilen bir düşünsel işlem olduğuna göre, bu işlemde esas, kanun koyucunun metin ile öngördüğü iradenin gerçek ve asıl anlamının belirlenmesidir. Burada araştırılması gereken husus, uygulandığı zamanın sosyal koşullarına göre kanunun nesnel iradesidir. Bu yola başvurulurken yorum araçları olarak kanun metninde kullanılan kelimelerin anlamları üzerinde durulmalı, gramer ve mantık kuralları, kanunun yayınlanması hususundaki amaç nazara alınmalı, kanunun genel sistemi, esas fikri değerlendirilmeli, metin dışı olarak da hukukun genel ilkeleri ve kanunun hazırlık çalışmaları göz önünde bulundurulmalıdır. Bu yöntemlerin içerisinde lafzi sözel yorum öncelikli olsa da tüm yorum yöntemlerinden bazılarının veya tümünün birlikte kullanılması da mümkündür.

CMK'nın 332. maddesinde Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından suçların soruşturma ve kovuşturması sırasında yazılı olarak istenilen bilgilere belirtilen süre içerisinde cevap verilmemesinin TCK’nın 257. maddesine aykırılık oluşturabileceği belirtilmekle birlikte haklarında kamu davasının açılması izin veya karar alınmasına bağlı bulunan kişiler hakkında doğrudan doğruya soruşturma açılacağı düzenlenerek, izin ve karar muhakeme koşullarının suçun soruşturulması ve kovuşturulmasında bir engel görmesini engellemiştir. Amaç herhangi bir makamdan izin veya karar alınmasına gerek olmadan Cumhuriyet savcısının doğrudan doğruya soruşturmaya başlayabilmesi ve açılan davanın da aynı şekilde bu koşulların gereğinin icrası aranmadan yapılabilmesidir. Fakat yasama dokunulmazlığı hâli bundan istisnadır. CMK’nın 332. maddesinde yollama yapılan suçu işleyen kişinin milletvekili olması dışında, hangi görevi yaptığı, hangi özel soruşturma usulüne tabi olduğunun önemi yoktur. Bu suçu işleyen kişi hâkim savcı, asker kişi, avukat, noter, öğretim görevlisi, kaymakam, vali, müsteşar da olsa haklarında tabi oldukları özel soruşturma usulü uygulanmayacak, bu suç nedeniyle soruşturma genel hükümlere göre doğrudan Cumhuriyet savcısı tarafından yapılacaktır (..., Türk Ceza Hukukunda Kamu Görevlisi ve Özel Soruşturma Usulleri, 4. Baskı, Ankara, 20106, s. 823.).

CMK’nın "Cumhuriyet savcısının görev ve yetkileri" başlıklı 161. maddesi ise;

"(1) Cumhuriyet savcısı, doğrudan doğruya veya emrindeki adlî kolluk görevlileri aracılığı ile her türlü araştırmayı yapabilir; yukarıdaki maddede yazılı sonuçlara varmak için bütün kamu görevlilerinden her türlü bilgiyi isteyebilir. Cumhuriyet savcısı, adlî görevi gereğince nezdinde görev yaptığı mahkemenin yargı çevresi dışında bir işlem yapmak ihtiyacı ortaya çıkınca, bu hususta o yer Cumhuriyet savcısından söz konusu işlemi yapmasını ister.

(2) Adlî kolluk görevlileri, elkoydukları olayları, yakalanan kişiler ile uygulanan tedbirleri emrinde çalıştıkları Cumhuriyet savcısına derhâl bildirmek ve bu Cumhuriyet savcısının adliyeye ilişkin bütün emirlerini gecikmeksizin yerine getirmekle yükümlüdür.

(3) Cumhuriyet savcısı, adlî kolluk görevlilerine emirleri yazılı; acele hâllerde, sözlü olarak verir. Sözlü emir, en kısa sürede yazılı olarak da bildirilir.

(4) Diğer kamu görevlileri de, yürütülmekte olan soruşturma kapsamında ihtiyaç duyulan bilgi ve belgeleri, talep eden Cumhuriyet savcısına vakit geçirmeksizin temin etmekle yükümlüdür.

(5) Kanun tarafından kendilerine verilen veya kanun dairesinde kendilerinden istenen adliye ile ilgili görev veya işlerde kötüye kullanma veya ihmalleri görülen kamu görevlileri ile Cumhuriyet savcılarının sözlü veya yazılı istem ve emirlerini yapmakta kötüye kullanma veya ihmalleri görülen kolluk âmir ve memurları hakkında Cumhuriyet savcılarınca doğrudan doğruya soruşturma yapılır. Vali ve kaymakamlar hakkında 2.12.1999 tarihli ve 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun hükümleri, en üst dereceli kolluk amirleri hakkında ise, hâkimlerin görevlerinden dolayı tâbi oldukları yargılama usulü uygulanır." şeklinde düzenlenmiştir.

B. Somut Olayın Değerlendirilmesi

Silivri Cezaevi Jandarma Tabur Komutanlığında görevli olan ve tutuklunun muhafazası için görevlendirilen jandarma er tarafından, Silivri Devlet Hastanesi mahkûm koğuşunda tedavi gören bir tutuklunun refakatçisine ait olan ve muhafaza için kendisine teslim edilen çantadan 200 TL’nin 29.10.2011 tarihinde çalındığı iddiasına ilişkin olayın Silivri Ceza İnfaz Kurumu Tabur Komutanı olan şikâyetçi ...’na iki gün sonra bildirildiği, adı geçen şikayetçinin, olayın askeri suç kapsamında kaldığını değerlendirerek İl Jandarma Komutanlığına bilgi verdiği hâlde, Cumhuriyet Savcısı sanık ... Öztürk tarafından haksız yere kamu görevlisinin suçu bildirmemesi suçundan soruşturma başlatıldığı ve düzenlenen iddianame doğrultusunda şikâyetçinin yargılanmasına sebebiyet verildiği iddia edilen olayda; 29.10.2011 tarihinde Cumartesi gününe denk gelen hırsızlık olayı ile alakalı aynı gün devriye komutanı astsubay, hastane özel güvenlik görevlisi ile mahkûmun refakatçisi tarafından tanzim edilen tutanağın 31.10.2011 Pazartesi günü özel güvenlik görevlisi tarafından Hastane Başhekimliğine bildirilmesi, Başhekimlikçe de 03.11.2011 tarihli yazı ile olayın Silivri Cumhuriyet Başsavcılığına ihbar edilmesi üzerine 15.11.2011 tarihinde 2011/7146 soruşturma numarasına kaydedilen dosya kapsamında başka bir Cumhuriyet savcısı tarafından soruşturmaya başlanması, şikâyetçi Ümit'in olaydan sonraki ilk mesai günü olan 31.10.2011 tarihinde haberdar olduğu olayı öğrenir öğrenmez olayın sehven askeri suç olduğunu değerlendirip Silivri Ceza İnfaz Kurumları Jandarma Tabur Komutanlığı adına 01.11.2011 tarihli suç vak'a kanaat raporunu düzenleyerek bunu İstanbul İl Jandarma Komutanlığına göndermesi, İstanbul İl Jandarma Komutanlığının da 16.11.2011 tarihli yazı ile evrakı Silivri Cumhuriyet Başsavcılığına göndermesi üzerine 21.11.2011 tarihinde evrakın sanık ...'e tevzi edilmiş olması birlikte değerlendirildiğinde; söz konusu hırsızlık olayının başka yolla da olsa kısa süre içerisinde Cumhuriyet Başsavcılığına intikal ederek soruşturmaya başlandığı, bu nedenle herhangi bir delil kaybı ya da mağduriyetin yaşanmadığı, dolayısıyla sanık ...'in görevinin gereklerine aykırı davranarak herhangi bir kusuru olmayan şikâyetçi Ümit hakkında unsurları oluşmadığı hâlde kamu görevlisinin suçu bildirmemesi suçundan soruşturma başlatıldığı ve iddianame düzenleyerek anılan şikâyetçinin yargılanmasına sebebiyet verdiği ve yapılan yargılama sonucu şikâyetçi Ümit’in beraat ettiği anlaşılmakla, hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olduğunun kabulü ile kesinleşmiş mahkûmiyet kararı bulunan ve bu sebeple meslekten ihraç edilen sanık ...'in örgütsel saikle hareket ederek şikâyetçi Ümit’in mağduriyetine neden olduğu ve bu itibarla yüklenen görevi kötüye kullanma suçunun tüm unsurlarıyla oluştuğu,

Gümüşyaka İlköğretim Okulunda bir kız öğrencinin 09.04.2012 tarihinde sınıf öğretmeniyle görüşmesi sırasında babasının cinsel istismarına maruz kaldığını iddia etmesi üzerine aynı gün İlçe Jandarma Komutanlığınca olayın Cumhuriyet Başsavcılığına bildirildiği, yapılan soruşturma kapsamında İlçe Milli Eğitim Müdürü olan şikâyetçi ... ve Şube Müdürü olan mağdur ... hakkında, olayı doğrudan Cumhuriyet Başsavcılığına bildirmedikleri gerekçesiyle sanık ... tarafından kamu görevlisinin suçu bildirmemesi suçundan haksız yere soruşturma başlatılarak kamu davası açıldığı iddia edilen olayda; cinsel istismar iddiası üzerine okul idaresince durumun aynı gün tarihsiz evrakla tutanak altına alınarak Silivri İlçe Milli Eğitim Müdürlüğüne aktarılması, Şube Müdürü olan mağdur ... tarafından olayın Silivri Kaymakamı'na, Kaymakam tarafından da Gümüşyaka Jandarma Karakol Komutanlığına bildirilmesi üzerine jandarma görevlilerince aynı tarihte Cumhuriyet savcısı görüşme tutanağı düzenlenerek evrakın Silivri Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesi ve tahkikatın yapılması hususları birlikte değerlendirildiğinde; aynı gün soruşturma işlemlerine başlanmış olması nedeniyle herhangi bir delil kaybı ya da mağduriyet yaşanmamış olmasına rağmen olayın öğrenildiği gün yurt dışında bulunan ve sonrasında olaydan haberdar edilen Silivri İlçe Milli Eğitim Müdürü şikâyetçi İkram ile olayı öğrenir öğrenmez söz konusu olayın yaşandığı okula bizzat giden ve olayı İlçe Kaymakamı'na bildirmesi üzerine aynı gün adli kolluğun ve Silivri Cumhuriyet Başsavcılığının olayı öğrenmesini sağlayan Silivri İlçe Milli Eğitim Şube Müdürü mağdur ... hakkında unsurları itibarıyla oluşmayan kamu görevlisinin suçu bildirmemesi suçundan haksız yere soruşturma yürütmesi ve iddianame düzenlemesi, yapılan yargılama sonucunda ise adı geçenlerin beraat etmeleri, karşısında; sanık ...'in yukarıda ifade edildiği şekilde örgütsel saikle hareket ederek mağdur ... ve şikâyetçi İkram'ın mağduriyetlerine neden olduğu ve diğer eylemi de göz önüne alındığında zincirleme şekilde görevi kötüye kullanma suçunun tüm unsurlarıyla oluştuğu,

Silivri Cumhuriyet Başsavcılığının 2010/6492 soruşturma numaralı dosyasında tahkikat yaptırmak amacıyla İlçe Jandarma Komutanlığına hitaben yazılan ve CMK'nın 332. maddesinde yer alan ihtarı içeren 04.11.2010 tarihli yazıya on gün içinde cevap verilmediğinden bahisle Cumhuriyet savcısı sanık ...’un İlçe Jandarma Komutanı olan katılan ... hakkında haksız yere görevi kötüye kullanma suçundan soruşturma başlattığı iddia edilen olayda; başka bir Cumhuriyet savcısı tarafından şüpheli şahıslar hakkında orman suçundan başlatılan soruşturma kapsamında 04.11.2010 tarihli yazı ile olayla ilgili tahkikatın yapılmasının istenmesi, hakkında tahkikat yapılması istenen Burtaş Madencilik Ltd. Şti’nin sorumluluk sahalarında bulunmadığı ve aynı ilçenin başka bir karakolunun sınırları içerisinde kaldığından bahisle tutulan tutanağa istinaden 06.12.2010 tarihli yazı ile söz konusu yazının İlçe Jandarma Komutanı olan katılan ... tarafından Cumhuriyet Başsavcılığına bildirilmesi üzerine sanık ... tarafından CMK’nın 332. maddesine ilişkin şerhi içeren söz konusu müzekkerenin gereğinin yerine getirilmesi ve katılan ... hakkında CMK’nın 332. maddesi gereğince soruşturma açılacağından bahisle müracaatının sağlanması istemli 21.12.2010 tarihli yazının yazılması hususları birlikte değerlendirildiğinde;

Şüpheli olarak dinlenen katılan ...’ın iş yoğunluğundan dolayı ilgili şirketin sehven aynı ilçenin başka bir karakolunun sınırı içinde kaldığından bahisle evrakın ikmal edilmeden cevap verildiğini belirtmesi üzerine sanık ... tarafından katılan ... hakkında suç kastı bulunmadığından bahisle kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği, tahkikat istemli müzekkerenin yaklaşık bir buçuk ay içinde yerine getirilmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğu anlaşılmakla, hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olduğunun kabulü ile kesinleşmiş mahkûmiyet kararı bulunan ve bu sebeple meslekten ihraç edilen sanık ...'ın örgütsel saikle ve görevinin gereklerine aykırı hareket ederek mesleği ve konumu nedeniyle hakkında soruşturma başlatılması takdir hakkı kapsamında kalmayan katılan ...'ın mağduriyetine yol açtığı ve bu suretle görevi kötüye kullanma suçunu işlediği, bu bağlamda her ne kadar İlk Derece Mahkemesince suç tarihinde İlçe Jandarma Komutanı ve Silivri ilçesindeki en üst dereceli kolluk amiri olduğu belirtilerek katılan ... hakkında, CMK'nın 161/5. maddesi uyarınca hâkimlerin görevlerinden dolayı tâbi oldukları yargılama usulü olan 2802 sayılı Kanun’un 82 ve devamı maddelerinin uygulanması gerektiği kabul edilmiş ise de CMK'nın 332/2. maddesinde haklarında kamu davasının açılması izin veya karar alınmasına bağlı bulunan kişiler hakkında, yasama dokunulmazlığı saklı kalmak üzere, doğrudan soruşturma açılacağının düzenlenmesi karşısında katılan ... hakkında genel hükümler uyarınca soruşturma yapılmasının usul ve kanuna aykırı olmadığı,

Sanık ...'ın Silivri Cumhuriyet Başsavcılığının 2010/6854 soruşturma numaralı dosyası kapsamında hırsızlık suçundan yürüttüğü soruşturmada bilgi istemli yazıya eklenmesi gereken CMK’nın 332. maddesinde yazılı şerhi tahkikat yapılması istemli 30.12.2010 tarihli yazıya eklendiği hâlde anılan yazıya on gün içinde cevap verilmediğinden bahisle, ilgililerin söz konusu evrakın kendilerine geç ulaştığına dair iddiasının aksini kanıtlamadan Silivri İlçe Emniyet Müdürü olan şikâyetçi ... ve Müdür Yardımcısı olan katılan ... hakkında soruşturma başlatmak suretiyle haksız yere ihmali davranışla görevi kötüye kullanma suçundan kamu davası açtığı iddia edilen olayda; hırsızlık olayına ilişkin şikâyet dilekçesinde yer alan iddialarla ilgili gerekli tahkikatın yapılması istemli CMK'nın 332. maddesi şerhi bulunan sanık ...'ın düzenleyip imzalandığı yazının 30.12.2010 tarihinde Silivri İlçe Emniyet Müdürlüğüne gönderildiği, Silivri İlçe Emniyet Müdürlüğünce cevap verilmemesi üzerine sanık ... tarafından 07.03.2011 tarihli müzekkere ile 30.12.2010 tarihli yazıya cevap verilmesi ve anılan müzekkerenin gereğini yapmayan kolluk memur ve amirinin isimlerinin bildirilmesi istemli CMK'nın 332. maddesi şerhi bulunan yazının yazıldığı, ilgili sorumluların isimlerinin bildirilmediğinden bahisle de 29.03.2011 tarihli yazı ile İlçe Emniyet Müdürü hakkında soruşturma başlatıldığının bildirildiği ve katılan ... ile şikâyetçi ... hakkında kolluk memurlarının isimlerini CMK'nın 332. maddesindeki düzenlemeye rağmen bildirmeyerek soruşturmanın sürüncemede kalmasına sebebiyet verdiklerinden bahisle ihmali davranışla görevi kötüye kullanma suçundan kamu davası açıldığı hususları birlikte değerlendirildiğinde;

Katılan ... ve şikâyetçi ...hakkında yapılan yargılama sonucunda ihmali davranışla görevi kötüye kullanma suçundan hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, itiraz üzerine kararın kesinleştiği ve suç tarihinde İlçe Emniyet Müdürü ve Silivri ilçesindeki en üst dereceli kolluk amiri olan şikâyetçi ...hakkında CMK'nın 161/5. maddesi uyarınca hâkimlerin görevlerinden dolayı tâbi oldukları yargılama usulü olan 2802 sayılı Kanun'un 82 ve devamı maddelerinin uygulanması gerektiği belirtilerek İlk Derece Mahkemesince sırf bu gerekçeler ile sanık ...’a atılı görevi kötüye kullanma suçunun unsurlarının oluştuğu kabul edilmiş ise de CMK'nın 332/2. maddesinde haklarında kamu davasının açılması izin veya karar alınmasına bağlı bulunan kişiler hakkında yasama dokunulmazlığı saklı kalmak üzere doğrudan soruşturma açılacağının düzenlenmesi nazara alındığında, genel hükümler uyarınca soruşturma yapılmasının usul ve kanuna aykırı olmadığı ve söz konusu soruşturmanın açılmasının iddia edildiği gibi 30.12.2010 tarihli müzekkereye süresinde cevap verilmemesinden dolayı değil bu müzekkerenin gereğini yerine getirmeyen kolluk memur ve amirlerinin isimlerinin bildirilmesi istemli 07.03.2011 tarihli müzekkereye cevap verilmemesinden kaynaklandığı göz önünde bulundurulmakla birlikte; 30.12.2010 ve 07.03.2011 tarihli yazılarda katılan ...'ın 10.03.2011 tarihli havalelerinin bulunduğunun belirlenmesi nedeniyle yukarıda işaret edildiği üzere hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olduğunun kabulü ile kesinleşmiş mahkûmiyet kararı olan ve şikâyetçi ...ile katılan ...'ın meslekleri ve konumları itibarıyla haklarında soruşturma başlatması kendi takdirinde bulunmayan; sanık ...'ın, örgütsel saikle ve görevlerinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle adları geçen şikâyetçi ve katılanın mağduriyetlerine neden olduğu ve diğer eylemi de göz önüne alındığında yüklenen zincirleme şekilde görevi kötüye kullanma suçunun tüm unsurları itibarıyla oluştuğu,

Kabul edilmelidir.

Öte yandan sanıklar hakkında görevi kötüye kullanma suçundan hüküm kurulurken sonuç cezanın "1 yıl 3 ay" yerine "1 yıl 3 ay gün" olarak yazılması mahallinde düzeltilebilir yazım hatası olarak değerlendirilmiştir.

Bu itibarla sanıklar ... ve ... hakkında usul ve kanuna uygun İlk Derece Mahkemesi kararının onanmasına karar verilmelidir.

VI. KARAR

Açıklanan nedenlerle;

1 Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 23.11.2022 tarihli ve 41 61 sayılı usul ve kanuna uygun olan kararının ONANMASINA,

2 Dosyanın, Yargıtay 5. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 12.07.2023 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.