Karar Detayı
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Yargıtay Kararı
2025/9115
2025/10002
16 Aralık 2025
9. Hukuk Dairesi 2025/9115 E. , 2025/10002 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 32. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2024/995 E., 2025/1596 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 6. İş Mahkemesi
SAYISI : 2019/870 E., 2024/5 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekillerince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 06.12.2009-02.12.2019 tarihleri arasında davalı işverenin Türkiye'deki ve Suudi Arabistan'daki şantiyelerinde iş makinesi operatörü olarak çalıştığını, 06.12.2009-09.08.2015 tarihleri arasındaki çalışmasının Türkiye'de, 18.08.2015-02.10.2019 tarihleri arasındaki çalışmasının davalı işveren nezdinde Suudi Arabistan Riyad Metro projesinde geçtiğini, Türkiye'de çalıştığı dönemde en son net ücretinin 4.000,00 TL, Suudi Arabistan projesindeki en son net ücretinin 3.500,00 USD olduğunu, müvekkili çalışmaya devam etmesine rağmen Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) kayıtlarında çıkış yapıldığını, müvekkili ile müzakere edilmeden Türkçe, Arapça ve İngilizce çok sayıda evrak imzalatıldığını, aynı proje kapsamında davalı Şirkete bağlı çalışmaya devam ettiğini, iş sözleşmesinin davalı tarafından haksız olarak feshedildiğini, haftanın 7 günü çalıştığını, fazla çalışma yaptığını, ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalıştığını ancak ücretlerinin ödenmediğini belirterek kıdem ve ihbar tazminatları ile yıllık ücretli izin, fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının Türkiye'deki ve Suudi Arabistan'daki çalışmasına ait tüm hak ve alacaklarının kendisine ödendiğini, davacının yurt dışında 30.11.2016 tarihine kadar çalışmaya devam ettiğini, sonrası dönemden müvekkilinin sorumluluğunun bulunmadığını, davacının iş sözleşmesinin tüm yasal hakları ödenerek proje bitimi sebebi ile sonlandırıldığını, tüm işçilik alacaklarının ödendiğini, çalışma süresi boyunca puantaj kayıtlarının tutulduğunu, davacı ile yapılan sözleşme uyarınca uyuşmazlığa Suudi Arabistan hukukunun uygulanması gerektiğini belirterek davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının çalışmasının kesintiye uğramadığı, aynı projede devam ettiği, Aralık 2016 çalışmasının 30 gün, 2017 Ocak çalışmasının 2 gün olarak bildirildiği, yurda giriş çıkış kayıtları, tanık beyanları ve tüm dosya muhteviyatı uyarınca, davacının 18.08.2015-02.10.2019 tarihleri arasında 4 yıl 1 ay 14 gün Riyad Metro projesinde çalıştığı, davalı işveren nezdindeki toplam hizmet süresinin ise 9 yıl 9 ay 17 gün olduğu, işyerinin merkezinin Türkiye'de bulunduğu, dava konusu Suudi Arabistan-Riyad Metro projesinin geçici nitelikte olduğu, Şirketin faaliyetlerini genel olarak Türkiye'de yürüttüğü, bu itibarla uyuşmazlığa Türk hukuku uygulandığı, iş sözleşmesinin haklı neden bildirilmeden feshedildiği, fazla çalışma yaptığı, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalıştığı gerekçeleriyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; taraf vekillerinin istinaf başvurularının kısmen kabulüne karar verilerek Anayasa Mahkemesinin sözü edilen iptal kararı sonucu 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un (5718 sayılı Kanun) 27/1 hükmünün ortadan kaldırıldığı, Mahkemece Türk hukuku uygulanmasında hata olmadığı, davacının davalı işverence yapımı üstlenilen Suudi Arabistan-Riyad Metro projesi kapsamında Suudi Arabistan'da çalıştığı, iş sözleşmesinin proje bitimi kapsamında haklı olmayan nedenle feshedildiği, bu doğrultuda davacının kıdem ve ihbar tazminatına hak kazandığı, yurttan çıkış kayıtları ile SGK kayıtlarının birbiri ile uyumlu olduğu, hizmet sürelerinin birleştirilmesinde isabetsizlik bulunmadığı, tanık beyanlarına göre de 30.11.2016 tarihinde işçilerin bir kısmının konsorsiyumdaki farklı şirketlere geçirilmelerine rağmen aynı yerde aynı işi yapmaya devam ettikleri, aynı yetkililerden emir ve talimat aldıklarının sabit olduğu gerekçesi ile istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
1. Davalı vekili temyiz dilekçesinde;
a. Uyuşmazlığa Suudi Arabistan hukuku uygulanarak davanın zamanaşımı nedeniyle reddi gerektiğini,
b. Fiilî çıkış tarihi olan ve tüm Şirket evraklarında yer alan 30.11.2016 tarihinin hizmet süresi hesabına esas alınmasını talep ettiklerini, Suudi Arabistan'da ... Metro Project olarak geçen metro projesi ihalesinin yüklenicisi olan ... (... Şirketi- ... Şirketi- ... Şirketi- ... Şirketi ... Girişimi) içindeki konsorsiyum üyesi olan ... ve ... isimli şirketlerin Türk işçilerle bir kısım sözleşmeler imzalayarak kendi bünyelerinde çalıştırdığını, anlaşıldığı üzere davacının da bu işçilerden biri olduğunu,
c. Bordrolarda yazan toplam tutarın davacının fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücretleri dâhil hesaplanmış ücreti olduğunu, davacının ödenmeyen ücret alacağı bulunmadığını, davacı tarafça imzalanan bordrolara göre davacıya yapılan ödemelerin mahsubu gerektiğini,
d. Suudi Arabistan riyali ve Türk lirası arasında seçimlik hakkın kullanılması gerektiğini ileri sürmüştür.
2. Davacı vekili temyiz dilekçesinde;
a. Müvekkilinin ücretinin eksik ve hatalı tespit edildiğini, yıllık 270 saatlik çalışmanın ücrete dâhil olduğu kabul edilse dahi ücretten düşülmesinin hatalı olduğunu,
b. Ücret bordrolarında yer alan tahakkukların fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarından mahsubun hatalı olduğunu, eksik hesaplama yapıldığını, tahakkuk bulunmayan aylar yönünden tanık beyanlarının dikkate alınması gerektiğini,
c. Yıllık ücretli izin alacağının eksik hesaplandığını, hesaplamaya esas alınan izin talep formlarının yıllık izin kullanıldığını göstermediğini ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık; iş sözleşmesine uygulanacak hukuk, hizmet süresi, ücret seviyesi, fesih ve dava konusu alacakların ispatı ve hesabı konularına ilişkindir.
Anayasa Mahkemesinin 5718 sayılı Kanun'un 27/1 hükmünün iptaline dair 10.03.2025 tarihli ve 32837 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 05.11.2024 tarihli ve 2023/158 Esas, 2024/187 Karar sayılı iptal kararının uyuşmazlığa etkisinin ele alınması gereklidir.
2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın (Anayasa) 153/1 hükmünde herhangi bir denetim yolu tanınmamış ve Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu belirtilmiş, 153/5 hükmünde ise "İptal kararları geriye yürümez." kuralına yer verilmiştir.
Türk anayasal sisteminde, Devlete güven ilkesini sarsmamak ve ayrıca Devlet yaşamında bir kargaşaya neden olmamak, kazanılmış hakları korumak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadar olan dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır.
Anayasa'nın 153. maddesine göre Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Anayasa Mahkemesinin 05.11.2024 tarihli iptal kararında kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş olup iptal kararında öngörülen yürürlük tarihinden önce 04.06.2025 tarihli ve 7550 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 18. maddesi ile 5718 sayılı Kanun'un 27. maddesinde değişiklik yapılmak suretiyle herhangi bir yasal boşluk gerçekleşmemiştir. Ayrıca belirtmek gerekir ki yapılan kanun değişikliği niteliği itibarıyla maddi hukuka ilişkin bir düzenleme olduğundan yalnızca yürürlüğe girmesinden sonra ortaya çıkan hukuki olgu ve ilişkilere uygulanabilir. Yürürlüğünden önce ortaya çıkan olaylar ve hukuki ilişkiler, ortaya çıktıkları tarihte yürürlükte bulunan kanun hükümlerine tâbidir.
Yukarıda belirtildiği üzere Anayasa'nın 153. maddesinde düzenlenen geriye yürüme yasağına ilişkin hükmün amacı, kazanılmış hakların korunması ve hukuki güvenliğin sağlanmasıdır. Bununla birlikte ceza ve vergi gibi birey ile devlet arasındaki ilişkilerde bireyin lehine olarak geriye yürümeden söz edilebilir ise de özel hukuk ilişkilerinde özellikle sona ermiş bir iş sözleşmesinden doğan hak ve borçları ortadan kaldıracak veya önemli ölçüde değiştirecek şekilde geriye yürüme, kazanılmış hakları ortadan kaldıracağı gibi hukuki güvenlik ilkesini ve mülkiyet hakkını da ihlal edecektir. Ayrıca, Anayasa'nın 153. maddesine göre Anayasa Mahkemesi bir kanun hükmünü iptal ederken kanun koyucu gibi hareketle yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi kararının gerekçesinin kanun hükmü olarak uygulanması da mümkün değildir.
Kaldı ki bir an için Anayasa Mahkemesinin sözü edilen iptal kararı sonucu 5718 sayılı Kanun'un 27/1 hükmünün uygulanmasının mümkün olmadığı düşünülse bile, aynı Kanun'un 24. maddesi ve 27/2 hükmü uyarınca da hukuk seçimi imkânı bulunduğundan ve 27. maddenin iptal edilmeyen 4. fıkrası da dikkate alındığında; daha sıkı ilişkili hukukun uygulanması söz konusu olamayacaktır.
İş sözleşmesinde yabancılık unsuru bulunması hâlinde, uygulanacak hukukun belirlenmesi açısından, uyuşmazlık döneminde yürürlükte bulunan 5718 sayılı Kanun'un 27/1 hükmünün uygulanmasına ilişkin ilke ve esaslar Dairemizin 24.05.2023 tarihli ve 2022/16187 Esas, 2023/7655 Karar sayılı kararında açıklanmıştır.
Somut uyuşmazlıkta davacı işçi; davalının Türkiye'de ve yurt dışında bulunan şantiyelerinde çalıştığını ileri sürerek ödenmeyen işçilik alacaklarının hüküm altına alınmasını istemiş, davalı işveren ise yasal süresi içinde sunduğu cevap dilekçesinde davacının yurt dışı şantiyelerinde çalışması sebebiyle uyuşmazlığın yabancı hukuka göre çözümlenmesi gerektiğini savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesince, Türk hukuku uygulanmak suretiyle yargılama sonuçlandırılmış, Bölge Adliye Mahkemesince de yanılgılı değerlendirme ile somut olayda Türk hukukunun uygulanmasında isabetsizlik bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Dairemizce aynı gün temyiz incelemesi yapılan seri nitelikteki dava dosya içeriklerine göre davacı işçiler ile davalı işveren arasında Suudi Arabistanda'ki çalışma yönünden İş-Kur sözleşmeleri imzalandığı görülmekle öncelikle Mahkemece işbu dava yönünden de yurt dışı iş sözleşmesi imzalanıp imzalanmadığı taraflardan ve Türkiye İş Kurumu Genel Müdürlüğünden sorulmak sureti ile tespit edilmelidir.
Dosya içeriğine göre davacının 01.12.2016-02.10.2019 tarihleri arasındaki çalışmasının, uyuşmazlık hâlinde uygulanacak hukukun Suudi Arabistan hukuku olarak seçildiği 22.11.2016 tarihli iş sözleşmesi kapsamında geçtiği anlaşılmaktadır.
Yurt dışı iş sözleşmelerinin açık, net ve anlaşılır bir dilde düzenlendiği, yukarıda açıklandığı gibi uyuşmazlık döneminde yürürlükte olan 5718 sayılı Kanun'un 27/1 hükmünün açıkça cevaz verdiği şekilde sözleşmelerde hukuk seçimi yapıldığı anlaşılmakta olup, taraflar arasında imzalanan yurt dışı iş sözleşmelerinin bağlayıcı ve geçerli olduğu sonucuna varılması gerekmektedir.
Yukarıda yapılan açıklamalara göre somut olay değerlendirildiğinde; uyuşmazlık döneminde yürürlükte olan 5718 sayılı Kanun'un 27/1 hükmü kapsamında hukuk seçimi anlaşması bulunduğu anlaşıldığından davacının 01.12.2016 – 02.10.2019 tarihleri arasındaki çalışması için somut uyuşmazlığa iş sözleşmesi ile seçilen hukuk uygulanmalı; yapılacak araştırma neticesinde 18.08.2015-30.11.2016 tarihleri arası çalışma dönemi yönünden imzalanan yurt dışı iş sözleşmesinin varlığı durumunda yine sözleşme ile seçilen hukuk uygulanmalıdır.
Tarafların hukuk seçimi anlaşması yapmadıkları veya yapılan hukuk seçimi anlaşmasının geçersiz olduğu dönemde iş sözleşmesine, kural olarak işçinin işini mutad olarak yaptığı işyeri hukukunun uygulanması gerektiği 5718 sayılı Kanun'un 27/2 hükmünde genel bir kural olarak düzenlenmiştir. Burada yetkili kılınan hukuk, işçinin işini fiilen yerine getirdiği yer ülke hukukudur. Ancak 5718 sayılı Kanun’un 27/4 hükmünde düzenlenen daha sıkı ilişkili hukukun varlığı hâlinde bu hukuk uygulanabilir. Bu bağlamda tarafların tâbiiyeti, sözleşmenin dili ve imzalandığı yer, işçinin tâbi olduğu sosyal güvenlik sistemi, tarafların yerleşim yerleri, sosyal ve hukuki ilişkilerin yoğunlaştığı yer, ücretin ödendiği yer, iş sözleşmesinin daha sıkı ilişkili hukuka özgü kurumlar (Örneğin Türk hukuku) gözetilerek yapılması, daha önceki (daha sıkı ilişkili hukukun uygulandığı) iş sözleşmesine gönderme yapılması gibi unsurların sözleşmenin hangi hukukla daha sıkı ilişkili olduğunun belirlenmesinde dikkate alınması mümkündür.
Taraflar arasında 18.08.2015-30.11.2016 tarihleri arasındaki çalışma dönemi yönünden imzalanan yurt dışı iş sözleşmesinin bulunmadığı anlaşılır ise bu dönem yönünden mutad işyerinin Suudi Arabistan'da olduğu sabittir. Ücret ödemelerine ilişkin banka kayıtları da varsa dosya içerisine alınmalı ve yukarıda açıklanan ilkeler gözetilerek daha sıkı ilişkili hukukun Türk hukuku olup olmadığı da değerlendirilmek suretiyle sonucuna göre bir karar verilmelidir.
Sonuç itibarıyla davacı işçinin Türkiye'de çalıştığı 06.12.2009-09.08.2015 tarihleri arasındaki çalışma dönemi yönünden Türk hukuku, 18.08.2015-30.11.2016 tarihleri arasındaki çalışma dönemi yönünden yukarıdaki paragrafta açıklanan hususlar çerçevesinde yapılacak araştırma neticesinde tespit edilecek hukuk, 01.12.2016-02.10.2019 tarihleri arasında ise seçilen hukuk olan Suudi Arabistan hukuku uygulanmalıdır. Hâl böyle olunca, uzman bir bilirkişiden denetime elverişli bir rapor da alınmak suretiyle dosya kapsamındaki delil durumu birlikte değerlendirilerek dava konusu alacaklar hakkında bir karar verilmesi gerekmektedir.
Bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeden, yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup kararın bu sebeple bozulması gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Bozma sebebine göre tarafların diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgililere iadesine,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
16.12.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.