Yargıtay yargitay 2025/6254 E. 2025/9414 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Yargıtay Kararı
2025/6254
2025/9414
2 Aralık 2025
9. Hukuk Dairesi 2025/6254 E. , 2025/9414 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 26. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2021/2842 E., 2025/1028 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 5. İş Mahkemesi
SAYISI : 2018/412 E., 2021/207 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi.
Davalı vekili tarafından temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasının istenilmesi üzerine, işin duruşmaya tâbi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 02.12.2025 Salı günü tayin edilerek taraflara tebligat gönderilmiştir.
Duruşma günü davalı vekili Avukat ... ... ile davacı vekili Avukat ... geldiler.
Duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verildi.
Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalının yurt dışı şantiyelerinde genel saha formeni olarak 30.08.2012-18.04.2018 tarihleri arasında çalıştığını, ücretinin net 2.000,00 USD olduğunu, iş sözleşmesinin işverence hiçbir sebep gösterilmeksizin feshedildiğini, müvekkilinin haftanın 7 günü 07.00-19.00 saatleri arasında çalıştığını, iş yoğunluğuna göre gece 23.00'e varan çalışmalarının olduğunu, söz konusu çalışmalarının karşılığının ödenmediğini ileri sürerek kıdem ve ihbar tazminatları ile yıllık ücretli izin, fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının yurt dışı şantiyelerinde çalışması sebebiyle somut uyuşmazlığa yabancı hukukun uygulanması gerektiğini, zamanaşımı def'inde bulunduklarını, davacının ücrete, hizmet süresine ve iş sözleşmesinin sona ermesine ilişkin beyanlarına yazılı belgeye dayalı olmaması sebebiyle itiraz ettiklerini, davacının her türlü hak ve alacağının banka aracılığıyla ödendiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının 30.08.2012-18.04.2018 tarihleri arasında davalı işveren bünyesinde çalıştığı, bordroların hileli olması sebebiyle ücretinin 3.000,00 USD kabulü gerektiği, taraflar arasında yabancı ülke hukukunun uygulanacağı konusunda bir sözleşme bulunmadığı hususu dikkate alındığında somut uyuşmazlığa Türk hukukunun uygulanması gerektiği; dava zamanaşımı gözetilerek yapılan hesaplama sonucunda davacının ödenmeyen fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının bulunduğu; ancak davacının yıllık ücretli izin sürelerini kullandığını gösterir belgeler dikkate alındığında davacının yıllık ücretli izinlerini kullandığı, bakiye yıllık ücretli izin süresi bulunmadığı, davacının kıdem tazminatının davalı işveren tarafından ödendiği bakiye alacağının olmadığı gerekçesi ile kıdem tazminatı ve yıllık ücretli izin alacağı taleplerinin reddine; ihbar tazminatı, fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının kabulüne dair davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının davalı işyerinde 30.08.2012-18.04.2018 tarihleri arasında kesintili şekilde genel saha formeni olarak çalıştığı, Anayasa Mahkemesinin 5.11.2024 tarihli ve 2023/158 Esas, 2024/187 Karar sayılı kararı ile 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un (5718 sayılı Kanun) 27/1 hükmünün iptaline karar verilmiş olup söz konusu kararın gerekçesi dikkate alındığında iş sözleşmesiyle daha sıkı ilişkili hukukun Türk hukuku olduğu, sözleşmeyle daha sıkı ilişkili hukukun işçiye mutad işyeri hukukundan daha yüksek düzeyde bir koruma sağlaması durumunda hâkimin mutad işyeri hukuku yerine daha sıkı ilişkili hukuku uygulayabileceği, bu nedenlerle somut uyuşmazlığa Türk hukukunun uygulanmasının yerinde olduğu, aynı dönemlerde çalışan başka işçilerle aynı davalıya karşı yurt dışı çalışmalarıyla ilgili açılan benzer içerikli davaların da Türk hukukuna göre sonuçlandırıldığı ve Yargıtay denetimden geçerek kesinleştiği; diğer yandan davacının iş sözleşmesinin tazminat ödenmesini gerektirmeyecek şekilde sona erdirildiğinin davalı işverence kanıtlanmadığı, bordro hilesi yapıldığından bordrolarda yer alan tahakkukların davacının gerçek ücreti olduğu, kayıtlar ve tanık beyanları dikkate alındığında aylık 3.000,00 USD ücret kabulünde isabetsizlik bulunmadığı; davacının tanık beyanları ile davalı işyerinde fazla çalışma yaptığını, hafta tatilleri ile ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalıştığını ispatladığı, bu konulara ilişkin istinaf itirazları yerinde değil ise de davacının yurt içinde bulunduğu sürelerin hesaplamalardan dışlanması gerekirken bu hususun dikkate alınmaması ve davacı Umman'da çalıştığından söz konusu ülke ile karşılıklı sosyal güvenlik prim anlaşması bulunmadığı dikkate alındığında davacının çıplak brüt ücretinin %5 genel sağlık sigortası primi eklenmesi gerekirken buna dikkat edilmemesinin hatalı olduğu gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararının ortadan kaldırılmasına ve kapsama alınan bilirkişi ek raporu doğrultusunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde;
1. Somut uyuşmazlığa Umman ve Rus hukukunun uygulanması gerektiğini,
2. Dava dilekçesinde davacının bordroların hileli olduğuna, bordrolardaki imzaya ve irade sakatlığına ilişkin bir itirazı olmadığından iddianın genişletilmesine muvafakat etmediklerini, davacının ücretinin hatalı tespit edildiğini ve ücretin hatalı brütleştirildiğini,
3. İmzalı bordroların varlığına rağmen tanık beyanlarıyla fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının hüküm altına alınamayacağını, ilgili alacakların hesabında dönemsel ücretin dikkate alınması gerektiğini,
4. Davacının yurt içinde bulunduğu sürelerin hesaplamalardan dışlanması gerektiğini,
5. Kabul edilen ücretin üzerindeki tahakkukların alacaklardan mahsubu gerektiğini,
6.Davacı ile menfaat birliği içerisindeki tanık beyanlarının hesaplamalara esas alınamayacağını, ayrıca davacı tanıklarının görgüye dayalı olmayan dönemler için de beyanlarına itibar edilmesinin yerinde olmadığını, fazla çalışma süresinin tanıkların beyanını da aşacak şekilde kabul edildiğini,
7. Bilirkişi raporları arasındaki çelişki giderilmeksizin hüküm kurulmasının hatalı olduğunu ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, iş sözleşmesine uygulanacak hukuk, ücret miktarı, davacının ihbar tazminatı, fazla çalışma, ulusal bayram ve genel tatil ile hafta tatili ücreti alacaklarının bulunup bulunmadığı, alacakların ispatı ve hesaplanmasına ilişkindir.
Tarafların hukuk seçimi anlaşması yapmadıkları veya yapılan hukuk seçimi anlaşmasının geçersiz olduğu dönemde iş sözleşmesine, kural olarak işçinin işini mutad olarak yaptığı işyeri hukukunun uygulanması gerektiği 5718 sayılı Kanun'un 27/2 hükmünde genel bir kural olarak düzenlenmiştir. Burada yetkili kılınan hukuk, işçinin işini fiilen yerine getirdiği yer ülke hukukudur. Ancak 5718 sayılı Kanun’un 27/4 hükmünde düzenlenen daha sıkı ilişkili hukukun varlığı hâlinde bu hukuk uygulanabilir. Bu bağlamda tarafların tâbiiyeti, sözleşmenin dili ve imzalandığı yer, işçinin tâbi olduğu sosyal güvenlik sistemi, tarafların yerleşim yerleri, sosyal ve hukuki ilişkilerin yoğunlaştığı yer, ücretin ödendiği yer, iş sözleşmesinin daha sıkı ilişkili hukuka özgü kurumlar (Örneğin Türk hukuku) gözetilerek yapılması, daha önceki (daha sıkı ilişkili hukukun uygulandığı) iş sözleşmesine gönderme yapılması gibi unsurların sözleşmenin hangi hukukla daha sıkı ilişkili olduğunun belirlenmesinde dikkate alınması mümkündür.
Yurt dışında çalışan davacı işçi ile işveren davalının tâbiiyeti, tarafların yerleşim yerleri, sosyal ve hukuki ilişkilerin yoğunlaştığı yer ile ücretin Türkiye'de ödendiği dikkate alındığında hukuk seçimi anlaşması bulunmayan bu uyuşmazlığa konu çalışma döneminde daha sıkı ilişkili hukukun Türk hukuku olduğu anlaşıldığından, somut uyuşmazlığa Türk hukuku uygulanmasında isabetsizlik bulunmamaktadır.
1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2. Fazla çalışma yaptığını iddia eden işçi bu iddiasını ispatla yükümlüdür. İşçinin imzasını taşıyan bordro sahteliği ispat edilinceye kadar kesin delil niteliğindedir. Bir başka anlatımla bordronun sahteliği ileri sürülüp ispatlanmadıkça imzalı bordroda görünen fazla çalışma alacağının ödendiği varsayılır.
Fazla çalışmanın ispatı konusunda işyeri kayıtları, özellikle işyerine giriş çıkışı gösteren belgeler, işyeri iç yazışmaları delil niteliğindedir. Ancak fazla çalışmanın bu tür yazılı belgelerle ispatlanamaması durumunda tarafların dinletmiş oldukları tanık beyanları ile sonuca gidilmesi gerekir. Bunun dışında herkesçe bilinen genel bazı vakıalar da bu noktada göz önüne alınabilir. İşçinin fiilen yaptığı işin niteliği ve yoğunluğuna göre de fazla çalışma olup olmadığı araştırılmalıdır.
Ücret bordrosundaki ücretin, davacının gerçek ücret miktarını yansıtmadığının anlaşılması hâlinde, bordroların imzalı ve imzasız oluşuna göre bir ayrım yapılması gerekmektedir. Bu hâlde imzalı bordroda yer alan fazla çalışma saati davacıyı bağlayacağından, davacı bordrodaki süreden daha fazla süre ile çalıştığını ancak yazılı bir delil ile ispat edebilir. Davacının imzalı bordrodaki süreden daha fazla çalıştığını yazılı delil ile ispat etmesi hâlinde, bordroda ödendiği belirtilen fazla çalışma ücreti davacının gerçek ücreti üzerinden hesaplanan alacaklardan mahsup edilir. İmzalı bordrodaki fazla çalışma süresinden daha fazla çalışma yapıldığının yazılı kayıtlar ile ispat edilememesi durumunda, bordrodaki fazla çalışma saati ile bağlı kalınarak değerlendirme yapılır. Yani bordrodaki fazla çalışma süresinin işçinin gerçek fazla çalışma süresini yansıttığı, ancak karşılığı olan ücretin gerçek fazla çalışma ücretini yansıtmadığı kabul edilir. Davacının bordrodaki fazla çalışma süresinin karşılığı olan fazla çalışma ücreti gerçek ücret miktarı üzerinden yeniden hesaplanır. Bu hâlde de bordrodaki tahakkuk miktarı hesaplanan alacaktan mahsup edilir.
Ücret bordrosunun imzasız olması hâlinde ise davacının bordroda görünen fazla çalışma süresinden daha fazla çalıştığını tanık delili dâhil olmak üzere her türlü delil ile kanıtlaması mümkündür. Bu durumda ispat edilen fazla çalışma ücretinin davacının gerçek ücreti üzerinden hesaplanması gerektiğinde tereddüt olmamalıdır. Ayrıca hesaplanan bu alacaklardan bordroda tahakkuk eden ve ödendiği banka kayıtları ile sabit olan miktarın mahsubu gerektiği de göz ardı edilmemelidir.
Aynı ilkeler hafta tatili ücreti alacağı bakımından da geçerlidir.
Bordro hilesinin söz konusu olduğu hâllerde, bordrodaki tahakkukların (fazla çalışma ücreti, hafta tatili ücreti ve ulusal bayram genel ücreti gibi) aslında gerçekte bu çalışmaların karşılığı olan ücretler olmadığı, işçinin temel ücretinin bir parçası olduğu kabul edilmelidir. Bu durumda işverenin kayıtlarında hileli bir işlemin varlığı kabul edildiğinden, ücret bordrosunun imzalı veya imzasız olması sonucu etkilemez. Bu kabulün sonucu ise bordroda "fazla çalışma", "hafta tatili", "ulusal bayram ve genel tatil ücreti" gibi adlarla gösterilen ancak temel ücrete dâhil olduğu kabul edilen ödemelerin gerçekte fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil çalışmalarının karşılığı olarak dikkate alınmamalarıdır. Bir diğer ifade ile bordro hilesinde bordroda ücret olarak gösterilen miktar ile fazla çalışma ve/veya hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücreti ödemelerinin toplamı gerçek ücreti yansıttığından fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil çalışmasının varlığı her türlü delille ispatlanabilir. Ancak bordrodaki fazla çalışma saati, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil gün sayısı, diğer delil veya olgularla desteklenmediği sürece tek başına ispat aracı olarak kabul edilemez. Yeri gelmişken belirtmek gerekir ki bu husus, davacı ile menfaat birliği içindeki tanıkların beyanlarına itibar edilmesini gerektiren bir olgu olarak değerlendirilebilir. Fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalışma iddiasının ispatlanması hâlinde, hileli bordroda gösterilen fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücreti ödemelerinin hesaplanan miktardan mahsup edilmesi de söz konusu değildir.
Somut uyuşmazlıkta davacı aylık ücretinin net 3.000,00 USD olduğunu, ücretin 200,00-500,00 USD'lik kısmının elden avans olarak ödendiğini beyan etmiştir. Davacının aylık ücreti de 3.000,00 USD olarak belirlenmiştir. Dosya kapsamı, davacının yaptığı iş, çalışma süresi ve tanık anlatımları, bordrolar ile özellikle davacının yargılama aşamasında sunduğu beyanlara göre (Nitekim davacı tarafça yargılama aşamasında ücretin 2.500,00 USD olduğu, buna ilave olarak 500,00 USD devamlılık primi adı altında ödemeler yapıldığının ifade edildiği; yine gerek yargılama sırasında gerekse de temyize cevap dilekçesinde günlük çalışma ücretinin 83,33 USD olduğunun açıkça belirtildiği dikkate alındığında) davacının ücretinin 2.500,00 USD olarak kabulü gerekmekte olup ücretin 3.000,00 USD olduğunun kabulü hatalı olmuştur.
3. Diğer yandan, davacı dava dilekçesinde; işyerinde yapmış olduğu fazla çalışma ve hafta tatili ücreti alacaklarının ödenmediğini ileri sürmüş, davalı işveren ise davacının fazla çalışma ve hafta tatili ücreti alacaklarının bordroya yansıtılarak davacıya banka kanalı ile ödendiğini savunmuştur. Dosyada bulunan imzalı ücret bordrolarında fazla çalışma ve hafta tatili çalışması tahakkukları bulunmaktadır. İlk Derece Mahkemesince bordrolar hileli kabul edildiğinden söz konusu tahakkuklar dikkate alınmamıştır.
Ne var ki dosya içerisinde mevcut bulunan ve imzalı olan ücret bordroları incelendiğinde; fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücretine yönelik tahakkukların aylara göre farklılık arz ettiği ve bordro hilesi bulunmadığı görülmektedir. Ancak yapılan tahakkuklar, gerçek ücret yerine düşük ücretten yapılmıştır.
Bu durumda davacı tarafından imza itirazına uğramayan bordrolarda yer alan tahakkuklardan daha fazla çalışma yapıldığının eş değer bir delille ispatlanamadığı göz önüne alınarak; imzalı bordrolarda belirtilen fazla çalışma saati, ulusal bayram ve genel tatil ile hafta tatili gün sayısıyla sınırlı olmak üzere ancak gerçek ücretten hesaplama yapılarak ve mevcut tahakkukların da mahsubu ile yeniden hesaplama yapılması gerekmektedir. Bu husus gözetilmeden karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Davalı yararına takdir edilen 40.000,00 TL duruşma vekâlet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,
Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
02.12.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.