SoorglaÜcretsiz Dene

Yargıtay yargitay 2025/6143 E. 2025/9341 K.

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

Yargıtay Kararı

Esas No

2025/6143

Karar No

2025/9341

Karar Tarihi

1 Aralık 2025

9. Hukuk Dairesi 2025/6143 E. , 2025/9341 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 24. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/2964 E., 2025/801 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 1. İş Mahkemesi
SAYISI : 2019/515 E., 2022/530 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekillerince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalının Türkmenistan'daki çeşitli inşaat projelerinde, 02.04.2011-20.09.2018 tarihleri arasında kesintisiz olarak çalıştığını, mobilizasyon sorumlusu olarak görev yaptığını, iş sözleşmesinin davalı tarafından haksız olarak feshedildiğini, son ücretinin net 3.500,00 USD olduğunu, iki öğün yemeğin ve servisin işverence karşılandığını, 500,00 USD aylık kira yardımı yapıldığını, ücretin bir kısmının bankadan, bir kısmının elden ödendiğini, davacının aylık ücreti 3.500,00 USD olmasına rağmen ücret bordrolarında temel ücretin daha düşük gösterildiğini, davacının çalıştığı sürece işyerinde çok geç saatlere kadar çalışarak fazla çalışma yaptığını, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalıştığını, davalı nezdinde kesintisiz çalışmasına rağmen 2014 yılı Haziran, Eylül ve Kasım ayları ile 2016 yılı Ekim, Kasım ve Aralık aylarına ait ücretlerinin ödenmediğini ileri sürerek kıdem ve ihbar tazminatları ile fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücretleri ile eksik ödenen ücret alacağının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkili Şirket kayıtlarında davacıya ilişkin bir kayda rastlanmadığını, tüm alacak kalemleri için zamanaşımı def'inde bulunduklarını, davacı müvekkili nezdinde çalışmadığı için son ücretinin bilinemediğini, davacının iddialarının gerçeği yansıtmadığını, uyuşmazlığa çalışılan ülke mevzuatının uygulanması gerektiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının yurt dışına giriş çıkış kayıtları dikkate alınarak 01.10.2012-31.01.2014, 15.02.2014-31.07.20 16... .11.2016-20.09.2018 tarihleri arasında aralıklı olarak toplamda 5 yıl 5 ay 21 gün süre ile aylık 3.500,00 USD ücretle çalıştığı, ayrıca kira yardımı ile yemek ve yol yardımı yapıldığı, iş sözleşmesinin her üç çalışma döneminde de davalı tarafından ve haklı sebep olmadan feshedildiği, davacının kıdem ve ihbar tazminatına hak kazandığı, ödenen 6.771,50 USD kıdem tazminatının mahsubu ile davacının kıdem tazminatının bulunmadığı, ihbar tazminatına hükmedildiği, davalı tarafından işyerine ait puantaj cetveli ya da mesai çizelgesi gibi yazılı belgeler sunulmadığından tanık beyanlarının esas alındığı, buna göre davacının haftalık 29,5 saat fazla çalışma yaptığı, 1 Ocak ve dinî bayramların bir günü dışındaki diğer ulusal bayram ve genel tatillerde çalıştığı, bir ayda 3 kez hafta tatili çalışması yaptığı, bu çalışma karşılıklarının ödendiğinin ispatlanamadığı, her üç alacak kaleminde takdiren %30 oranında indirim yapıldığı, davacının 2014 yılı Haziran ve 2016 yılı Kasım ayında bordroda tahakkuk ettirilen ücretlerin mahsubu sonrası bakiye ücret alacaklarının bulunduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, davalının istinaf başvurusunun esastan reddi gerektiği, ancak yabancı para borcuna uygulanacak faiz yönünden 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun'un 4/a hükmünde yer alan; sözleşmede daha yüksek akdi veya gecikme faizi kararlaştırılmadığı hâllerde, yabancı para borcunun faizinde Devlet bankalarının o yabancı para ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranının uygulanacağına ilişkin düzenleme dikkate alınmadan hüküm kurulduğu, bu hususun kamu düzeni ile ilgili olduğu gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
1. Davalı vekili temyiz dilekçesinde;
a. Uyuşmazlığın çözümünde Türkmenistan hukuku uygulanarak davanın zamanaşımından reddi gerektiğini, davanın yetkisiz mahkemede görüldüğünü,
b. Fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücreti hesaplamalarının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu,
c. Davalıya husumet yöneltilmesinin hatalı olduğunu, davacının müvekkili Şirket nezdinde çalışmadığını, fesih değerlendirmesinin hatalı olduğunu, belirli süreli iş sözleşmesi ile çalışan davacının ihbar tazminatına hak kazanmadığını, banka hesaplarında ödeme görülmesine rağmen ücret alacağı kabulünün hatalı olduğunu,
d. Davacının ücretinin brüte çevrilmesi ile giydirilmiş brüt ücretin hatalı belirlendiğini,
e. Hizmet süresinin hatalı olduğunu, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) kayıtlarına itibar edilmemesinin isabetsiz olduğunu,
f. Ücret tespitinin hatalı olduğunu davacıya 3.500,00 USD ödenmediğini, esas alınacaksa bile SGK'ya bildirilen tutarların ücret miktarı olarak kabulü gerektiğini,
g. Davacı fazla çalışma yaptığında, tatil günlerinde çalıştığında karşılığı ücretlerin ödendiğini, davacının sunduğu bordrolara göre ücret tespiti yapılması hatalı ise de her ay 3.500,00 USD üzeri yapılan ödemelerin fazla çalışma, hafta tatili ve ulusal bayram ve genel tatil ücretlerinden mahsup edilmemesinin hatalı olduğunu,
h. Davacı yurt dışında çalıştığından, o ülkenin genel tatil günlerinde izinli olduğunu, başka bir ülkede iş yapan şirketlerin Türkiye'nin genel tatil günlerinde işçilerine izin vermesinin beklenemeyeceğini, bu nedenle ulusal bayram ve genel tatil ücreti hesabının hatalı olduğunu,
ı. Dosyada davacı ile menfaat birliği içinde bulunan tanık beyanı haricinde başkaca delil olmamasına rağmen 29,5 saat haftalık fazla çalışma süresi hesaplanmasının kabul edilemeyeceğini, ayrıca tanık beyanlarına davacıyla birlikte çalıştıkları süre ile sınırlı olarak itibar edileceğini,
i. Tanık beyanına dayalı yapılan hesaplamada %30 indirim oranının az olduğunu, bir an için davacı tanık beyanlarına itibar edileceği düşünülürse, daha fazla oranda indirim yapılması gerektiğini, kararın bu yönüyle de hatalı olduğunu ileri sürmüştür.
2. Davacı vekili temyiz dilekçesinde; Bölge Adliye Mahkemesinin kararı kaldırarak yeniden hüküm kurmasına rağmen, İlk Derece Mahkemesi kararında davacı lehine hükmedilen vekâlet ücretinin aynısına hükmedilmesinin hatalı olduğunu, Bölge Adliye Mahkemesi karar tarihindeki Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi (AAÜT) hükümlerine göre değerlendirme yapılması gerektiğini ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık; iş sözleşmesine uygulanacak hukuk, husumet, ücret tespiti, hizmet süresi, davacının dava konusu işçilik alacaklarına hak kazanıp kazanmadığı, alacakların ispatı, hesap dönemi ve hesap yöntemi, davacı tanıklarının beyanına itibar edilip edilemeyeceği ile vekâlet ücreti hususlarına ilişkindir.
1.Tarafların hukuk seçimi anlaşması yapmadıkları veya yapılan hukuk seçimi anlaşmasının geçersiz olduğu dönemde iş sözleşmesine, kural olarak işçinin işini mutad olarak yaptığı işyeri hukukunun uygulanması gerektiği 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un (5718 sayılı Kanun) 27/2 hükmünde genel bir kural olarak düzenlenmiştir. Burada yetkili kılınan hukuk, işçinin işini fiilen yerine getirdiği yer ülke hukukudur. Ancak 5718 sayılı Kanun’un 27/4 hükmünde düzenlenen daha sıkı ilişkili hukukun varlığı hâlinde bu hukuk uygulanabilir. Bu bağlamda tarafların tâbiiyeti, sözleşmenin dili ve imzalandığı yer, işçinin tâbi olduğu sosyal güvenlik sistemi, tarafların yerleşim yerleri, sosyal ve hukuki ilişkilerin yoğunlaştığı yer, ücretin ödendiği yer, iş sözleşmesinin daha sıkı ilişkili hukuka özgü kurumlar (Örneğin Türk hukuku) gözetilerek yapılması, daha önceki (daha sıkı ilişkili hukukun uygulandığı) iş sözleşmesine gönderme yapılması gibi unsurların sözleşmenin hangi hukukla daha sıkı ilişkili olduğunun belirlenmesinde dikkate alınması mümkündür. Dosyadaki bilgi ve belgelere göre 01.10.2012-20.09.2018 tarihleri arasında geçen çalışma dönemlerinde Türkmenistan'da çalışan davacı ile işveren davalının tabiiyeti, tarafların yerleşim yerleri, sosyal ve hukuki ilişkilerin yoğunlaştığı yer, ücretin Türkiye'de ödenmesi ve işçinin tâbi olduğu sosyal güvenlik sistemi dikkate alındığında hukuk seçimi anlaşması bulunmayan söz konusu çalışma dönemlerinde, somut uyuşmazlığa daha sıkı ilişkili hukuk olan Türk hukukunun uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
2. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre taraf vekillerinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
3. Fazla çalışma yaptığını iddia eden işçi bu iddiasını ispatla yükümlüdür. Ücret bordrolarına ilişkin kurallar burada da geçerlidir. İşçinin imzasını taşıyan bordro sahteliği ispat edilinceye kadar kesin delil niteliğindedir. Bir başka anlatımla bordronun sahteliği ileri sürülüp kanıtlanmadıkça, imzalı bordroda görünen fazla çalışma alacağının ödendiği varsayılır.
Fazla çalışmanın ispatı konusunda işyeri kayıtları, özellikle işyerine giriş çıkışı gösteren belgeler, işyeri iç yazışmaları delil niteliğindedir. Ancak fazla çalışmanın yazılı belgelerle kanıtlanamaması durumunda, tarafların tanık beyanları ile sonuca gidilmesi gerekir. Bunun dışında herkesçe bilinen genel bazı vakıalar da bu noktada göz önüne alınabilir. İşçinin fiilen yaptığı işin niteliği ve yoğunluğuna göre de fazla çalışma olup olmadığı araştırılmalıdır.
İmzalı ücret bordrolarında fazla çalışma ücreti ödendiği anlaşılıyorsa, işçi tarafından gerçekte daha fazla çalışma yaptığının ileri sürülmesi mümkün değildir. Ancak işçinin fazla çalışma alacağının daha fazla olduğu yönündeki ihtirazı kaydının bulunması hâlinde, bordroda görünenden daha fazla çalışmanın ispatı her türlü delille söz konusu olabilir. Buna karşın, bordroların imzalı ve ihtirazı kayıtsız olması durumunda dahi işçinin geçerli bir yazılı belge ile bordroda yazılı olandan daha fazla çalışmayı yazılı delille ispatlaması gerekir. İşçiye bordro imzalatılmadığı hâlde, fazla çalışma ücreti tahakkuklarını da içeren her ay değişik miktarlarda ücret ödemelerinin banka kanalıyla yapılması durumunda ise işçinin ihtirazı kayıt ileri sürmesi beklenemeyeceğinden, ödenenin üzerinde fazla çalışma yapıldığının her türlü delil ile ispatı mümkündür.
Fazla çalışmanın yazılı delil ya da tanıkla ispatı imkân dâhilindedir. İşyerinde çalışma düzenini bilmeyen ve bilmesi mümkün olmayan tanıkların anlatımlarına değer verilemez.
Aynı ispat kuralları hafta tatili ve ulusal bayram ve genel tatil günlerinde yapılan çalışmalar için de geçerlidir.
Somut uyuşmazlıkta; İlk Derece Mahkemesince hükme esas alınan bilirkişi raporunda tanık beyanlarına göre davacının işyerinde haftanın 5 günü 08.00-22.00 saatleri arasındaki günlük 14 saatlik çalışmasından 1,5 saat ara dinlenmesi düşülerek günde 12,5 saat, haftanın 1 günü ve 4 haftada 3 kez hafta tatillerinde 08.00-19.00 saatleri arasındaki günlük 11 saatlik çalışmasından 1 saat ara dinlenmesi düşülerek günde 10 saat çalıştığı, davacı hafta tatili ücretini ayrıca talep ettiğinden hafta tatillerinde ortalama [(10 saat - 7,5 saat) x 3 / 4] 2 saat fazla çalışma yaptığı ve böylece haftada 74,5 saat çalışarak haftalık 29,5 saat fazla çalışma yaptığı kabul edilerek hesaplama yapılmıştır.
Fazla çalışmanın ispatı konusunda, dosya içerisinde işyerindeki çalışma düzenini gösterir işyeri kayıtları bulunmadığından davacının fazla çalışmalarının tanık beyanlarına göre kabulünde isabetsizlik bulunmamaktadır. Ne var ki tüm dosya içeriğindeki bilgi ve belgeler, davacının çalışma düzeni, yapılan işin niteliği, insan takati ve hayatın olağan akışı hep birlikte değerlendirildiğinde; davacının haftanın 5 günü 08.00-22.00 saatleri arasındaki çalışmasında günlük 1,5 saat yerine 2 saat ara dinlenme süresi kullandığı kabul edilmelidir.
Diğer yandan hükme esas alınan bilirkişi raporunda SGK kayıtlarına göre davacı tanıklarının davacı ile birlikte çalıştığı sürelerin dikkate alınacağı belirtilmesine rağmen davacının tüm çalışma dönemi üzerinden hesap yapıldığı görülmektedir. Davacı tanıklarının davacı ile birlikte çalışma dönemleri dikkate alınarak fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücretleri hesaplanmalıdır. Eksik inceleme ile sonuca gidilmesi bozmayı gerektirmiştir.
4. Davacı dava dilekçesinde, dinî bayramların ilk günü hariç ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalıştığını, karşılığı ücretlerin ödenmediğini ileri sürmüş, iddiasını ispat amacıyla tanık deliline dayanmıştır. Davalı ise davacı yurt dışında çalıştığından, çalıştığı ülkenin genel tatil günlerinde izinli olduğunu, başka bir ülkede iş yapan şirketlerin Türkiye'nin genel tatil günlerinde işçilerine izin vermesinin de beklenemeyeceğini savunarak hesaplamalara itiraz etmiştir.
Hükme esas alınan bilirkişi raporunda, davacı tanıklarının beyanına göre; davacının yılbaşı günü ve dinî bayramların birinci günleri dışında kalan ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalıştığı kabul edilerek hesaplama yapılmıştır. Dinlenen davacı tanıkları genel tatil günlerinde çalışmaya ilişkin beyanda bulunmuş ise de beyanlarından hangi ülkenin genel tatil günlerinden bahsedildiği anlaşılamamaktadır. Tanıklar yeniden dinlenerek belirtilen husus açıklığa kavuşturulmalı sonucuna göre karar verilmelidir.
5. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun (5510 sayılı Kanun) "Bazı sigorta kollarının uygulanacağı sigortalılar" kenar başlıklı 5/1-(g) hükmü şu şekildedir:
"(Ek: 17/4/2008-5754/3 md.) Ülkemiz ile sosyal güvenlik sözleşmesi olmayan ülkelerde iş üstlenen işverenlerce yurt dışındaki işyerlerinde çalıştırılmak üzere götürülen Türk işçileri 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalı sayılır ve bunlar hakkında kısa vadeli sigorta kolları ile genel sağlık sigortası hükümleri uygulanır. Bu sigortalıların uzun vadeli sigorta kollarına tabi olmak istemeleri hâlinde, 50 nci maddenin ikinci fıkrasındaki Türkiye’de yasal olarak ikamet etme şartı ile aynı fıkranın (a) bendinde belirtilen şartlar aranmaksızın haklarında isteğe bağlı sigorta hükümleri uygulanır. Bu kapsamda, isteğe bağlı sigorta hükümlerinden yararlananlardan ayrıca genel sağlık sigortası primi alınmaz.(Ek cümle: 13/2/2011-6111/24 md.) Bu bent kapsamında yurt dışındaki işyerlerinde çalışan sigortalıların, bu sürede ödedikleri isteğe bağlı sigorta primleri 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalılık sayılır."
Davacının net ücretinin brüt ücrete çevrilmesi hesabında yapılacak kesintilerin ne olması gerektiği hususu bir diğer uyuşmazlık konusudur. Ülkemiz ile uluslararası sosyal güvenlik sözleşmesi imzalanmamış ülkelerde iş üstlenen işverenlerce yurt dışındaki işyerlerinde çalıştırılmak üzere götürülen Türk işçilerinden isteğe bağlı sigortalılık talebinde bulunanlardan Türkiye’de ikamet şartı aranmamaktadır. Yukarıda yer verilen 5510 sayılı Kanun'un 5/1-(g) hükmü gereğince, 2008 yılı Ekim ayı başından itibaren Ülkemiz ile uluslararası sosyal güvenlik sözleşmesi bulunmayan ülkelerde iş üstlenen işverenlerce yurt dışındaki işyerlerinde çalıştırılmak üzere götürülen Türk işçileri hakkında kısa vadeli sigorta kolları ile genel sağlık sigortası hükümleri uygulanacaktır. Bu husus gözetilmeden davacı işçinin yurt içinde çalışan işçiler gibi, brüt ücretinin tespit edilmesi hatalı olmuştur.
Şu hâlde davacının ücreti brütleştirilirken Ülkemiz ile uluslararası sosyal güvenlik sözleşmesi bulunmayan bir ülkede çalıştığı dikkate alınarak, dosya kapsamından tespit edilen net 3.500,00 USD ücretine 5510 sayılı Kanun'un 5/1-(g) hükmü gereğince %5 genel sağlık primi eklenmek sureti ile sonuca gidilmelidir. Bu şekilde belirlenen brüt ücretine işverence sağlanan sosyal haklar da eklenerek giydirilmiş brüt ücret belirlenmelidir. Belirtilen husus gözetilmeden karar verilmesi de hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.

6. Bölge Adliye Mahkemesi tarafından İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden hüküm kurulmasına rağmen, kendisini vekille temsil ettiren davacı lehine karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT hükümlerine göre vekâlet ücreti hükmedilmemesi de isabetsiz olmuştur.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgililere iadesine,
Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
01.12.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla
Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim