Yargıtay yargitay 2025/4840 E. 2025/9339 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Yargıtay Kararı
2025/4840
2025/9339
1 Aralık 2025
9. Hukuk Dairesi 2025/4840 E. , 2025/9339 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 32. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2025/26 E., 2025/610 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 35. İş Mahkemesi
SAYISI : 2023/699 E., 2024/728 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekillerince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildi.
Davalı vekili tarafından temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılması istenilmiş ise de 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 369/2 hükmü gereğince duruşma isteğinin miktardan reddi ile incelemenin dosya üzerinden yapılmasına karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 01.01.2015 - 28.01.2018 tarihleri arasında davalının yurt dışında bulunan şantiyelerinde depocu olarak çalıştığını, son ücretinin aylık 2.200,00 USD olduğunu, ücretin bir kısmının bankadan geri kalanın ise elden ödendiğini, davacının iş sözleşmesinin davalı tarafından haksız olarak feshedildiğini, davacının haftanın 7 günü çalıştığını, fazla çalışma yaptığını, ulusal bayram ve genel tatil günlerinde de çalıştığını, barınma ve üç öğün yemeğin işveren tarafından sağlandığını, yıllık izinlerin kullandırılmadığını ileri sürerek kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, yıllık ücretli izin, fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının iş görme borcunu yabancı ülkede ifa etmesi nedeni ile iş ilişkisinin yabancılık unsuru taşıdığını, bu nedenle 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'a (5718 sayılı Kanun) göre uygulanacak hukukun tespiti ve ayrıca davacının farklı zamanlarda birbirinden bağımsız iş sözleşmeleri ile çalışmış olması hâlinde her bir iş sözleşmesinden doğan uyuşmazlığın işin görüldüğü ülke hukukuna göre çözümlenmesi gerektiğini, alacakların zamanaşımına uğradığını, davacının iddialarının yerinde olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Bölge Adliye Mahkemesinin kaldırma kararı üzerine yeniden yargılama yapan İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının, 14.01.2015-28.01.2018 tarihleri arasında iki dönem davalının Irak/Bağdat'ta bulunan projesinde çalıştığı, taraflar arasında çalışma dönemine ilişkin olarak imzalanan iş sözleşmesinde Irak iş kanunları ve düzenlemelerinin uygulanacağının ifade edildiği, tarafların iş sözleşmesi ile bir hukuk seçimi anlaşması yaptığı, ilgili dönemde mutad işyerinin de işçinin işini fiilen yaptığı Irak ülkesi olduğu, uyuşmazlığın çözümünde Irak İş Kanunu'nun ilgili hükümlerinin tatbiki gerektiği, davacının 28.01.2018 tarihinde sona eren çalışması bakımından kanunda belirtilen 3 yıllık zamanaşımı süresinin dava tarihi olan 21.01.2020 itibarıyla geçmediği, davacının 04.01.2017 tarihinden önceki taleplerinin zamanaşımına uğradığı, davalı tarafından usulüne uygun olarak zamanaşımı def'inde bulunulduğu ve Irak İş Kanunu'na göre dava tarihi itibarıyla da 3 yıllık sürenin geçtiği, zamanaşımı nedeniyle reddedilen davada davalı lehine yargılama gideri ve vekâlet ücretine hükmedilmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının hizmet süresinin 14.01.2015-31.08.2015, 22.10.2015-04.07.2016, 30.07.2016-30.01.2018 tarihleri arasında Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirildiği, dosyaya sunulan iş sözleşmesinin Türkiye İş Kurumu onay tarihinin 01.08.2016 olduğu, sözleşmenin bu hâli ile davacının belirtilen çalışma dönemlerinden son dönemi kapsadığı, sözleşme maddelerinde, çalışılan ülke mevzuatının geçerli olduğunun belirtildiği hususlardaki ihtilafların çözümünde öncelikle çalışılan ülke mevzuatı, çalışılan ülkede konuya ilişkin hukuki düzenleme bulunmaması halinde Türk mevzuatı uygulanacağına dair düzenlemeden, çalışılan ülke mevzuatının geçerli olmasının sözleşme maddelerinde çalışılan ülke mevzuatının geçerli olduğunun belirtilmesi şartına bağlandığı, bu kapsamda örneğin, aynı sözleşmenin 8 ve 9. maddelerinde fazla çalışma, hafta tatili ve genel tatil çalışmaları hakkında açıkça çalışılan ülke mevzuatının uygulanacağı belirtilmesine karşın "Sözleşmenin Süresi ve Sona Erdirilmesi" başlıklı 5. maddesinde bildirim süresine yönelik yalnızca "... İşçi ve işveren, iş sözleşmesini 15 gün öncesinden yazılı olarak bildirmek kaydıyla feshedebilir. Taraflar, belirtilen bildirim süresine ait ücreti peşin vermek suretiyle iş sözleşmesini derhal feshedebilir." denildiği, ayrıca çalışılan ülke mevzuatının uygulanacağına ilişkin özel bir düzenlemeye yer verilmediği, yine davalı tarafından son fesihle birlikte davacıya ihbar öneli verildiği, kıdem tazminatı ödendiğinin savunulduğu, dosyaya bu yönde 4857 sayılı İş Kanunu hükümlerine göre düzenlenmiş belgeler sunulduğu, buna göre davalı tarafça örtülü olarak son dönem için davacıya kıdem tazminatı ödenmesinin ve Türk iş hukuku kurallarının uygulanmasının kabul edildiği, ilk dönem çalışma yönünden sözleşme sunulmadığı, ilk karar tarihi itibarıyla yabancı ülkede çalıştırılan Türk işçilerin davasında içtihat değişikliği gündemde olmadığından, istinaf aşamasında geçen sürede davacı aleyhine gelişen içtihat değişikliğinin eldeki davaya uygulanmasının hakkaniyet, eşitlik, adil yargılanma, sürpriz karar ve çelişkili karar yasağı ilkelerine uygun olmayacağı, bu hususlar hep birlikte değerlendirildiğinde somut uyuşmazlığa Türk hukuku uygulanması gerektiği, buna göre; iş sözleşmesinin haksız olarak feshi nedeniyle davacının kıdem ve ihbar tazminatına hak kazandığı, karşılığı ödenmeyen fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücretlerine hak kazandığı, yıllık ücretli izin alacağı talebinin ise reddi gerektiği gerekçesiyle davacının istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
1. Davacı vekili temyiz dilekçesinde:
a. Esas alınan ücretin hatalı olduğunu, ücret bordrolarında sembolik tahakkuklar yapılarak temel ücretin bölünmesi suretiyle bordro hilesi yapıldığını,
b. Davalı lehine hükmedilen vekâlet ücretinin hatalı olduğunu ileri sürmüştür.
2. Davalı vekili temyiz dilekçesinde;
a. Davacının davalı işverenin Irak'ta bulunan şantiyesinde çalıştığını, bu sebeple uyuşmazlığın çözümünde uygulanması gereken hukukun Irak hukuku olduğunu,
b. Alacakların zamanaşımına uğradığını, zamanaşımı değerlendirmesinin hatalı yapıldığını,
c. Davacı tanığının davacı ile kısa süre çalışmasına rağmen beyanlarının esas alındığını, tanık beyanlarının soyut olduğunu,
d. Bölge Adliye Mahkemesi kararına esas alınan bilirkişi raporunda alacak hesaplamalarının hatalı olduğunu,
e. Davanın belirsiz alacak davası olarak açılamayacağını ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Taraflar arasında, iş sözleşmesine uygulanması gereken hukuk, zamanaşımı, davanın türü, aylık ücretin tespiti, kıdem ve ihbar tazminatları ile fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının ispatı ve hesaplanması ile vekâlet ücreti konularında uyuşmazlık bulunmaktadır.
1. İş sözleşmesinde yabancılık unsuru bulunması hâlinde, uygulanacak hukukun belirlenmesi açısından, uyuşmazlık döneminde yürürlükte bulunan 5718 sayılı Kanun'un 27/1 hükmünün uygulanmasına ilişkin ilke ve esaslar Dairemizin 24.05.2023 tarihli ve 2022/16187 Esas, 2023/7655 Karar sayılı kararında açıklanmıştır.
Somut uyuşmazlıkta davacı işçi; davalı Şirketin yurt dışı şantiyelerinde çalıştığını, ücretinin USD olarak ödendiğini ileri sürerek ödenmeyen işçilik alacaklarının hüküm altına alınmasını istemiş, davalı işveren ise yasal süresi içinde sunduğu cevap dilekçesinde davacının yurt dışı şantiyelerinde çalışması sebebiyle uyuşmazlığın yabancı hukuka göre çözümlenmesi gerektiğini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesince uyuşmazlığa Irak hukuku uygulanmak suretiyle ve çelişkili bir değerlendirme ile davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiş; Bölge Adliye Mahkemesince ise davacının tüm çalışma dönemi yönünden Türk hukuku uygulanması gerektiği gerekçesiyle karar kaldırılarak Türk hukukuna göre hesaplama yapılan bilirkişi raporu doğrultusunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Ne var ki varılan sonuç, dosya kapsamına uygun düşmemiştir.
Dosyadaki bilgi ve belgelere göre davalı işverenin yurt dışı projelerinde çalıştırılmak üzere istihdam edilen davacı işçi 14.01.2015-31.08.2015 tarihleri arası birinci dönem, 22.10.2015-04.07.2016 tarihleri arası ikinci dönem ve 30.07.2016-28.01.2018 tarihleri arası üçüncü dönem olmak üzere Irak'ta bulunan davalıya ait işyerinde üç dönem hâlinde çalışmıştır.
Davacının 14.01.2015-31.08.20 15... .10.2015-04.07.2016 tarihleri arasındaki birinci ve ikinci çalışma dönemleri bakımından taraflar arasında hukuk seçimi anlaşması bulunduğuna dair dosyada herhangi bir sözleşme veya başkaca delil bulunmamaktadır.
Tarafların hukuk seçimi anlaşması yapmadıkları veya yapılan hukuk seçimi anlaşmasının geçersiz olduğu dönemde iş sözleşmesine, kural olarak işçinin işini mutad olarak yaptığı işyeri hukukunun uygulanması gerektiği 5718 sayılı Kanun'un 27/2 hükmünde genel bir kural olarak düzenlenmiştir. Burada yetkili kılınan hukuk, işçinin işini fiilen yerine getirdiği yer ülke hukukudur. Ancak 5718 sayılı Kanun’un 27/4 hükmünde düzenlenen daha sıkı ilişkili hukukun varlığı hâlinde bu hukuk uygulanabilir. Bu bağlamda tarafların tâbiiyeti, sözleşmenin dili ve imzalandığı yer, işçinin tâbi olduğu sosyal güvenlik sistemi, tarafların yerleşim yerleri, sosyal ve hukuki ilişkilerin yoğunlaştığı yer, ücretin ödendiği yer, iş sözleşmesinin daha sıkı ilişkili hukuka özgü kurumlar (Örneğin Türk hukuku) gözetilerek yapılması, daha önceki (daha sıkı ilişkili hukukun uygulandığı) iş sözleşmesine gönderme yapılması gibi unsurların sözleşmenin hangi hukukla daha sıkı ilişkili olduğunun belirlenmesinde dikkate alınması mümkündür.
Somut uyuşmazlıkta dosya kapsamı ile yukarıda açıklanan hususlar dikkate alınmak suretiyle değerlendirme yapıldığında; 14.01.2015-31.08.20 15... .10.2015-04.07.2016 tarihleri arasında Irak'ta çalışan davacı işçi ile işveren davalının tâbiiyeti, tarafların yerleşim yerleri, sosyal ve hukuki ilişkilerin yoğunlaştığı yer, ücretin Türkiye'de ödendiği ve işçinin tâbi olduğu sosyal güvenlik sistemi dikkate alındığında hukuk seçimi anlaşması bulunmayan söz konusu çalışma dönemlerinde daha sıkı ilişkili hukukun Türk hukuku olduğu anlaşılmaktadır. Buna göre, davacının 14.01.2015-31.08.20 15... .10.2015-04.07.2016 tarihleri arasındaki birinci ve ikinci çalışma dönemleri bakımından uyuşmazlığa Türk hukuku uygulanarak dava konusu alacaklar hakkında bir karar verilmesi gerekmektedir.
Diğer taraftan, davacı ile davalı işveren arasında 01.08.2016 imza tarihli belirsiz süreli yurt dışı iş sözleşmesi düzenlendiği görülmektedir. İş sözleşmesinde, tarafların iş ilişkisindeki hak ve yükümlüklerine ilişkin çalışma süresi, fesih, fazla çalışma, hafta tatili, yıllık ücretli izin ve genel tatil ücretine ilişkin maddelerinde çalışılan ülke mevzuatının uygulanacağı belirtilmiş, yine sözleşmenin 16. maddesinde de anlaşmazlık hâlinde uygulanacak mevzuata ilişkin olarak sözleşme maddelerinde çalışılan ülke mevzuatının geçerli olduğunun belirtildiği hususlardaki ihtilafların çözümünde öncelikle çalışılan ülke mevzuatı, çalışılan ülkede konuya ilişkin hukuki düzenleme bulunmaması hâlinde Türk mevzuatının uygulanacağı düzenlenmiştir.
Yurt dışı iş sözleşmesinin açık, net ve anlaşılır bir dilde düzenlendiği, yukarıda açıklandığı gibi uyuşmazlık döneminde yürürlükte olan 5718 sayılı Kanun'un 27/1 hükmünün açıkça cevaz verdiği şekilde sözleşmede hukuk seçimi yapıldığı anlaşılmakta olup taraflar arasında imzalanan yurt dışı iş sözleşmesinin bağlayıcı ve geçerli olduğu sonucuna varılması gerekmektedir.
Şu hâlde, uyuşmazlık döneminde yürürlükte olan 5718 sayılı Kanun'un 27/1 hükmü kapsamında davacının 30.07.2016-28.01.2018 tarihleri arasındaki üçüncü çalışma dönemi yönünden hukuk seçimi anlaşması bulunduğu anlaşıldığından davacının bu çalışma dönemi için somut uyuşmazlığa iş sözleşmesi ile seçilen hukuk olan Irak hukuku uygulanmalıdır. Hâl böyle olunca, uzman bir bilirkişiden de denetime elverişli rapor alınmak suretiyle dosya kapsamındaki delil durumu birlikte değerlendirilerek dava konusu alacaklar hakkında usuli kazanılmış haklar da korunmak suretiyle bir karar verilmesi gerekmektedir. Bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup kararın bu sebeple bozulması gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Bozma sebebine göre taraf vekillerinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgililere iadesine,
Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
01.12.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.