SoorglaÜcretsiz Dene

Karar Detayı

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

Yargıtay Kararı

Esas No

2025/2469

Karar No

2026/339

Karar Tarihi

22 Ocak 2026

3. Hukuk Dairesi 2025/2469 E. , 2026/339 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2024/754 E., 2025/617 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Adana 5. Tüketici Mahkemesi
SAYISI : 2021/99 E., 2022/813 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı, taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili; müvekkilinin ... Petrolleri A.O. bünyesinde mühendis olarak çalışırken, OHAL döneminde çıkartılan 672 sayılı KHK ile kamu görevinden çıkarılması üzerine işe iadesini talep ettiğini, bu talebinin reddedilmesi üzerine Ankara 24. İdare Mahkemesinin 2019/3521 E. sayılı dosyasıyla kamu görevinden çıkarılma işleminin iptali için dava açtığını, müvekkili ile davalı avukat arasında davanın takip edilmesi konusunda sözlü olarak anlaşma yapıldığını ve müvekkilinin 07.05.2020 tarihli vekaletname ile davalıyı vekil olarak tayin ettiğini, davanın 30.06.2020 tarihinde reddedildiğini, karar davalıya tebliğ edilmesine rağmen müvekkilinin haberdar edilmediğini, davalı avukatın karara karşı süresinde istinaf başvurusunda bulunmayarak söz konusu kararın kesinleşmesine sebebiyet verdiğini, aynı dönemde aynı suçlamalarla ihraç edilen müvekkkilinin 10 çalışma arkadaşından 9 tanesinin mahkeme kararlarıyla görevlerine iade edilirken, göreve iade edilmeyen tek kişinin müvekkili olduğunu, müvekkili hakkında takipsizlik kararı verilmiş olmasına rağmen işe iade edilmemiş olması sebebiyle sosyal ortamında terör örgütü üyesi olduğu yönünde algıyı kıramadığını ileri sürerek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere müvekkilinin aktif olarak çalışması muhtemel döneme ilişkin hak kaybına uğranılan maaş ve diğer hak ve alacakları için 2.500,00 TL, müvekkilinin emekli olduktan sonra alması muhtemel emekli maaşından mahrum kalması sebebiyle uğranılan zarara karşılık 2.500,00 TL olmak üzere toplam 5.000,00 TL maddi tazminatın hak kaybına uğranılan günden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsilini, müvekkilinin işini kaybetmesi sebebiyle yaşadığı üzüntü ve elem nedeniyle 100.000,00 TL manevi tazminatın hak kaybına uğranılan günden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı asil; davacı ile tüm görüşmelerin telefon ve whatsapp yazışmaları şeklinde gerçekleştiğini, davacı ile yüz yüze gelmediğinden hiçbir belge de almadığını, davacıya gerekçeli kararının tamamını attığını, yazışmalardan da görüleceği üzere kararı istinaf etmek isterse istinaf harç ve masraflarının olduğunu beyan etmesine rağmen davacının herhangi bir ödeme yapmadığını, kendisinin vekil olarak gerekli özen ve dikkat yükümlülüğünü yerine getirdiğini ve istinaf ile ilgili olarak herhangi bir ihmal yada özen yükümüne aykırı bir davranışının olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; taraflar arasında yapılan yazışmalarda 23 Temmuz tarihinde davacının İdare Mahkemesi kararından bilgilendirildiği, 3 Ağustos tarihinde davacı pasaport başvurusu ile ilgili bilgi almak istediğini belirtirken davalıya istinaf için müracaat edilip edilmediğini sorduğu, davalının savunma hazırlama ve 350,00 TL istinaf harcı hatırlatmasını yaptığı, davacı tarafından masraf ödemesi yapılmadığının görüldüğü, idare mahkemesi kararına karşı istinaf kanun yoluna başvuru yapılması konusunda davacı vekil eden tarafından davalı vekile yazılı bir talimatname verildiğine dair herhangi bir belgenin bulunmadığı, bu nedenlerle davalı avukatın bir kusurunun bulunmadığının anlaşıldığı, bilirkişi raporunun denetlemeye ve hüküm kurmaya elverişli olduğu, Mahkemece de samimi bulunduğu gerekçesiyle; davanın reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
IV. İSTİNAF
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; Ankara 24. İdare Mahkemesinin 30.06.2020 tarihli ve 2019/3521 E. ve 2020/2271 K. sayılı kararının 23.07.2020 tarihinde davalı avukata e-tebligat yoluyla tebliğ edildiği ve 28.07.2020 tarihinde de tebliğ edilmiş sayıldığı, davacı ile davalı avukat arasında geçen Whatsapp mesajlaşma içeriklerinin incelenmesinde; gerekçeli kararın tebliği üzerine davalı avukat tarafından 23.07.2020 tarihinde davacıya bildirimde bulunulduğu, davalı avukatın yönlendirmesiyle davacının istinaf kanun yoluna müracaat etmek istediğini beyan etmesi üzerine davalının kararda belirtilen birtakım hususları açıklaması gerektiğinin davacıya söylendiği, davacı tarafından anılan hususların açıklanması sonrasında yapılan açıklamaların detaylandırılmasının istenildiği, 10.09.2020 tarihinde davacının mesaj yoluyla istinaf talebini ilettiği ancak davalı tarafından harçların yatırılması gerektiği ile istinaf süresinin geçtiğinin bildirildiği, davalı tarafından kararın 30 gün içinde istinaf edilmesi gerektiğinin, istinafa ilişkin kalan zaman zarfının ve istinaf harçlarının yatırılması gerektiğinin davacıya bildirilmediği, istinaf süresi içerisinde davacıya kararı istinaf edip etmeyeceğine dair hatırlatma yapılmadığı ve kararın istinaf edilmek istenip istenmediğine dair bir cevap alınmaksızın davanın takibinin bırakıldığı, istinafa ilişkin harçların yatırılması gerektiğinin ilk kez 10.09.2020 tarihli mesajlaşmada ifade edildiği, anılan tarih itibarıyla da istinaf süresinin geçirilmiş olduğu anlaşıldığından davalı avukatın avukatlık mesleğinin bir gereği olarak özen yükümlülüğüne uygun davranmadığı ve kusurlu olduğu kanaatine varıldığı, davacı hakkında Ankara 24. İdare Mahkemesinin 2019/3521 E. sayılı dosyası üzerinden verilen karara karşı kanun yoluna müracaat edilmesi halinde yargılamada varılacak sonucun kesin bir şekilde tespitinin imkân dâhilinde olmadığı, ancak gerek dosya kapsamındaki deliller, gerek mahkeme gerekçesi ve gerekse bu konuda yerleşik içtihatlar dikkate alındığında; davacının süresinde kanun yoluna müracaat edilmesi halinde olumlu sonuç alarak görevine geri dönme ihtimalinin mümkün olmadığı kanaatine varılmış olmakla, Mahkemece bu gerekçe ile davanın reddine kararı verilmesi gerekirken davalı avukatın kusurunun bulunmadığı kanaati ile davanın reddine karar verilmesinin hatalı olduğu, istinaf edenin sıfatı ile usulü müktesep hak gözetildiği gerekçesiyle; istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile, Mahkeme kararının kaldırılmasına, yeniden davanın reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuşlardır.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
1.Davacı vekili; Bölge Adliye Mahkemesi her ne kadar davalı avukatın özen yükümlülüğünü ihlal ettiğini tespit etmişse de, bu ihlalin müvekkili nezdinde doğurduğu zararı ve zarar ile kusurlu eylem arasındaki illiyet bağını yeterince irdelemeden sonuca gittiğini, somut olayda zarar ve illiyet bağının olduğunu, müvekkili ile benzer konumda olan ve aynı tarihlerde, aynı isnatlar sebebiyle görevlerinden ihraç edilen 10 kişiden 9'unun idari yargı nezdinde açtıkları davalar neticesinde görevlerine iade edildiğini, müvekkilinin de benzer şekilde göreve iadesinin hukuken mümkün ve hatta kuvvetle muhtemel olduğunu, Bölge Adliye Mahkemesinin müvekkilinin göreve iadesinin mümkün olmadığına dair değerlendirmesinin yetki aşımı anlamına geldiğini, müvekkili hakkında herhangi bir ceza davasının açılmadığını, takipsizlik kararı verildiğini, davalı avukatın müvekkilinin istinaf süresini kaçırmasına neden olduğunu ve bu nedenle müvekkilinin idari yargıda göreve iade hakkını kullanamadığını ileri sürerek, kararın bozulmasını istemiştir.
2.Davalı vekili; Bölge Adliye Mahkemesi kararının hatalı olduğunu, kararda müvekkili avukatın yeterli bilgilendirmeyi yapmadığına değinildiğini, dava dosyasında yer alan mesajlar ile sabit olduğu üzere müvekkili avukatın gerekçeli kararı davacıya gönderdiğini ve istinaf masrafını yatırması gerektiğini kendisine bildirdiğini, müvekkili avukatın görevini yaparken özen yükümlülüğüne aykırı olacak hiçbir eyleminin olmadığını, müvekkilinin 03.08.2020 tarihinde istinaf başvurusu için harç masrafları hususunda hatırlatmada bulunduğunu, ayrıca istinaf başvurusu için gerekli açıklamaların yapılmasını talep ettiğini, müvekkilinin üzerine düşen yasal sorumluluğu yerine getirdiğini, buna rağmen davacının müvekkiline ne masraf ödemesi yaptığını ne de müvekkilinin istediği diğer bilgileri paylaştığını, davacının kendi kusuru sebebiyle dava konusu dosyanın istinafa gönderilemediğini, bunun yanında dava konusu idare mahkemesi kararı istinaf edilmiş olsaydı dahi davacının bu davayı kazanıp görevine iade edilmesi ihtimalinin Türkiye çapındaki emsal mahkeme kararları nazara alındığında mümkün olmadığını ifade ederek; Bölge Adliye Mahkemesi kararının gerekçe kısmının düzeltilerek onanmasını talep etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, vekilin özen sorumluluğunu yerine getirmemesi neticesinde doğan zararın tazmini istemine ilişkindir.
1. Temyiz olunan kararda belirtilen gerekçeye, olayın meydana geliş şekline, davalı vekilin hükmü zamanında istinaf etmemek suretiyle vekâlet görevini özenle ve sadakatle ifa etmediğinin ve kusurlu hareket ettiğinin sabit olduğu anlaşılmakla; davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2. Avukatın, vekil olarak borçları 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 502 ve devamı maddelerinde gösterilmiş olup, vekil, adı geçen Kanunun 506/2. maddesine göre müvekkiline karşı vekaleti sadakat ve özenle ifa etmekte yükümlüdür. Vekil, sadakat borcu gereği olarak müvekkilinin yararına olacak davranışlarda bulunmak, ona zarar verecek davranışlardan kaçınmak zorunluluğundadır. "Özen borcu" ile ilgili 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun (1136 sayılı Kanun) 34. maddesinde mevcut olan; "Avukatlar, yüklendikleri görevleri, bu görevin kutsallığına yakışır bir şekilde özen, doğruluk ve onur içinde yerine getirmek ve avukatlık ünvanının gerektirdiği saygı ve güvene yakışır bir şekilde hareket etmekle yükümlüdürler." şeklindeki hüküm ise, avukatlık mesleğinin bir kamu hizmeti olması nedeniyle, 6098 sayılı Kanunun 506/2. maddesinde düzenlenen vekilin özen borcuna göre çok daha kapsamlı ve özel bir düzenlemedir. Buna göre avukat, üzerine aldığı işi özenle ve müvekkili yararına yürütüp sonuçlandırmakla görevli olduğu gibi, müvekkilinin kendisi hakkındaki güveninin sarsılmasına neden olacak tutum ve davranışlardan da titizlikle kaçınmak zorundadır.
Vekilin işin başarılı olması için mesleki bilgi ve deneyimleri ile hayat deneyimlerine ve işlerin normal oluşuna göre gerekli girişim ve davranışlarda bulunması, başarılı sonucu engelleyecek davranışlardan kaçınıp, basiretli olarak hareket etmesi, özen borcunun konusunu teşkil eder.
Bir avukatın yasa ile öngörülen süre içinde yapılması gereken işleri yapmaması, süresinde dava açmaması, istinaf ve temyiz süresini ihtiyatsızca hareket ederek kaçırması, özen borcunun gereği gibi ifa edilmediğini ve kusurlu olduğunu gösterir. Avukatın kusurlu bir davranışından dolayı sorumlu tutulabilmesi için kusurunun varlığından ayrı olarak, bu nedenle müvekkilinin bir zararının da meydana gelmesi şarttır. Kusurlu davranışından dolayı müvekkili zarara uğramış ise avukat zararı karşılamak zorundadır.
3.Somut olayda mühendis olarak görev yapan ve 672 sayılı KHK ile kamu görevinden çıkarılan davacı tarafından, Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonuna yapılan başvurunun reddine dair Komisyon kararının iptali için idare mahkemesinde dava açıldığını, Ankara 24. İdare Mahkemesinin 30.06.2020 tarihli ve 2019/3521 E., 2020/2271 K. sayılı dosyasıyla; davacı ...'in ... terör örgütü ile en az irtibat derecesinde bağının olduğu sonucuna varıldığı, davacının başvurusunun reddine dair Komisyon kararında hukuka aykırılık görülmediği, davacının davaya konu kamu görevinden çıkarılma işleminin ölçülü olduğu, uluslararası hukuktan doğan yükümlülükleri ihlal etmediği ve çekirdek haklara herhangi bir müdahalenin de olmadığı görüldüğünden, kamu görevinden çıkarılma suretiyle yapılan müdahalenin Anayasa ve Uluslararası Hukuk sınırları çerçevesinde kaldığı gerekçesiyle, davanın reddine dair verilen kararının davalı avukat tarafından istinaf edilmediğini, davacının kararı kendisinin istinaf ettiğini ancak Ankara Bölge İdare Mahkemesi 13. İdari Dava Dairesinin 24.11.2020 tarihli ve 2020/17126 E., 2020/3059 K. sayılı kararıyla; 28.07.2020 tarihinde tebliğ edilen mahkeme kararına yönelik 30 günlük sona ermesine karşın davacı tarafından istinaf süresi geçtikten sonra istinaf talebinde bulunulduğu anlaşıldığından istinaf isteminin süre aşımı nedeniyle reddedildiğini, bilahare davacının istinaf kararını temyiz ettiğini ancak temyiz talebinin de Danıştay 5. Dairesinin 18.05.2021 tarihli ve 2021/1490 E., 2021/1376 K. sayılı kararıyla aynı nedenlerle reddedildiğini ve anılan karar kesinleştiğinden zararının tazminini talep etmiştir.
Batman Cumhuriyet Başsavcılığının 21.06.2018 tarihli ve 2018/12361 Soruşturma, 2018/12086 Karar numaralı dosyası incelenecek olursa; "Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma(..." suçundan dolayı yapılan soruşturmada işbu dosyada davacı olan ...'in de içinde olduğu şüpheliler hakkında isnat edilen suç yönünden kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği, Batman 2. Sulh Ceza Hakimliğinin 2023/5993 D.İş sayılı dosyasında ise; Batman Cumhuriyet Başsavcılığının 21.06.2018 tarihli kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kesinleşmesinden sonra yeni delil elde edilmesi kapsamında kamu davası açılmasına yeter şüpheye ulaşılmış olması nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kaldırılmasına 13.12.2023 tarihinde karar verildiği görülmüştür.
4.Davalının sorumluluğuna gidebilmek için, davalının eylemi nedeniyle davacının bir zarara uğrayıp uğramadığı, eylemle zarar arasında illiyet bağının bulunup bulunmadığının da belirlenmesi gereklidir. Çünkü tazminat hukukunda sadece eylemin yasaya ve sözleşmeye aykırı olması yetmez, ayrıca bu eylem sonucu bir zararın doğmuş olması ve zararla eylem arasında uygun illiyet bağının bulunması zorunludur. Davalı avukatın, vekillik görevinde özenli davranmadığı, kusurlu olduğu tespit edildiğinden bu kusurlu davranışın sonunda ve sırf bu kusurdan dolayı davacının bir zararının doğmuş olup olmadığının araştırılması gerekir. Bölge Adliye Mahkemesince yapılan yargılamada, Batman 2. Sulh Ceza Hakimliğinin 2023/5993 D.İş sayılı dosyası ile kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kaldırılmasına 13.12.2023 tarihinde karar verildiği anlaşıldığından, davacı hakkında Ankara 24. İdare Mahkemesinin 2019/3521 E. sayılı dosyası üzerinden verilen karara karşı kanun yoluna müracaat edilmesi halinde yargılamada varılacak sonucun kesin bir şekilde tespitinin imkân dâhilinde olmadığı, ancak gerek dosya kapsamındaki deliller, gerek mahkeme gerekçesi ve gerekse bu konuda yerleşik içtihatlar dikkate alındığında; davacının süresinde kanun yoluna müracaat edilmesi halinde olumlu sonuç alarak görevine geri dönme ihtimalinin mümkün olmadığı kanaatine varıldığı belirtilerek, davacının taleplerinin yasal değerlendirilmesini içermeyen, aynı konuya ilişkin hükme bağlanmış olan dava dosyaları incelenmeden, hak kaybının olup olmadığı yönünde açıklama içermeyen davanın denetime elverişsiz ve yetersiz gerekçe ile reddedilmesi doğru görülmemiştir.
O halde Bölge Adliye Mahkemesince, yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda söz konusu Ankara 24. İdare Mahkemesinin 2019/3521 E., 2020/2271 K. sayılı dava dosyasında davalı avukatın, kararı istinaf etmiş olması halinde kararın davacı lehine kaldırılıp kaldırılmayacağı ve neticeden yargılamanın davacı lehine sonuçlanıp sonuçlanmayacağının belirlenmesi gerekir. Bu belirlemenin yapılması hukuki bir mesele olup, Mahkemece dosya içerisindeki deliller toplanarak, öncelikle ceza soruşturmasındaki delil, bilgi ve belgeler incelenerek, aynı konuya ilişkin emsal idari mahkemesi kararları da değerlendirilerek davacının bir zararının doğmuş olup olmadığı araştırıldıktan sonra sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, açıklanan hususlar göz ardı edilerek, eksik inceleme ve soyut değerlendirme ile hüküm kurulmuş olması, usul ve yasaya aykırı olup, kararın bozulmasına karar verilmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1.Davalı vekilinin temyiz itirazlarının REDDİNE,
2.Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 371. maddesi uyarınca davacı yararına BOZULMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden davalıya yükletilmesine,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde temyiz eden davacıya iadesine,
Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,22.01.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla
Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim