Yargıtay yargitay 2025/2239 E. 2025/5785 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Yargıtay Kararı
2025/2239
2025/5785
1 Aralık 2025
3. Hukuk Dairesi 2025/2239 E. , 2025/5785 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 57. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/1493 E., 2025/609 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 19. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2016/391 E., 2021/816 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, miktar ve nitelik itibariyle duruşma talebinin reddi ile temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili; davacının o dönem birlikte yaşadığı dava dışı ...'in emlakçı olması sebebiyle ekonomik krizden dolayı avantajlı hale geldiğini öğrendiği ... Mahallesi 1166 ada, 184 parsel, ............. Katta bulunan 2 numaralı daireyi 15.02.2008 tarihinde ailesinin parasını da kullanarak satın aldığını ve ilerleyen zamanlarda daireyi satmayı düşündüğünü, dava dışı ...'in şirketinde çalışan davalıya.............. Noterliğinin 28.08.2008 tarih ve ... yevmiye numaralı taşınmaz satışına ilişkin vekaletname verdiğini, 22.09.2013 tarihinde dava dışı ... ile evlendiğini, bu süreçte dairenin ise satılmadığını, ... tarafından kiraya verildiğini bildiğini, ancak ...'in 2016 yılı Nisan ayında boşanma davası açması üzerine dairenin durumunu araştırdığını, davalının taşınmaz satışına ilişkin vekaletname ile dava konusu taşınmazı 13.04.2009 tarihinde 185.000,00 TL satış bedeli gösterilmek suretiyle dava dışı ...'a sattığını öğrendiğini, tüm gayretlerine rağmen parasını alamadığını ileri sürerek; şimdilik 50.000,00 TL alacağının faizi ile birlikte tahsilini talep etmiştir. Davacı vekili 08.09.2020 tarihli ıslah dilekçesi ile talebini 657.797,00 TL'ye 'ye yükseltmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili; dava dışı ...'in davalının dayısı olduğunu ve birlikte emlakçılık işi yaptıklarını, uygun fiyatlı daire bulduklarında satın alıp, restore ettikten sonra kar etmek amacıyla sattıklarını, davacı ile dava dışı ...'in birlikte yaşadıkları ve evlenme yolunda ilerledikleri dönemde, birleştirilmek suretiyle dubleks daire haline getirilen iki daireyi ... ile satın aldıklarını, ancak davacının yurt dışına çıkarken vize alabilmesini kolaylaştırmak amacıyla 2 nolu dairenin davacının üzerine tescil edildiğini, dairenin alımı sırasında davacının bedel ödemediğini, dairelerin imara ve projeye uygun hale getirilmesinden sonra davacının verdiği vekaletname ile 2 nolu dairenin satışının yapıldığını ve parayı ... ile birlikte aldıklarını, davacının öncesinde dayısı ... ile birlikte yaşaması ve ardından evlenmeleri nedeniyle aile yemekleri de dahil olmak üzere davacı ile bir çok ortamda bir araya geldiklerini bu nedenle dairenin satımından 13.04.2009 tarihinde beri haberdar olduğunu, zamanaşımı itirazlarının olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; dava konusu taşınmazın, davalı ... ve dava dışı ... tarafından bedeli ödenerek alınıp, davacı adına kaydının yapıldığı, daha sonra davacının davalı ...'a verdiği vekaletname ile taşınmaz satışı hususunda davalıyı yetkilendirdiği ve bu vekaletnameye dayanarak 2009 yılında taşınmazın, dava dışı 3. kişiye devredildiği, o dönem dava dışı ... (davalı dayısı) ile davacının sevgili oldukları ve sonrasında 2013 yılında evlendikleri, bu haliyle davacının dava konusu taşınmazın davalı ve dava dışı ...'e ait olduğunu bildiği, bu sebeple davalı ...'a vekaletname verdiği, burada vekaletin kötüye kullanılmasının söz konusu olmadığı, davacının taşınmazın devri yönünde devri tarihinde bilgisi ve iradesinin bulunduğu bunun aksinin dosyada mevcut olan deliller kapsamında hayatın olağan akışına aykırı olduğu, sonrasında dava dışı ... tarafından boşanma davası açılması nedeni ile davacının davayı açtığı anlaşılmakla davanın ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, karar karşı davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
IV. İSTİNAF
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacı tarafından davalıya verilen taşınmaz satış vekaletnamesi gereğince taşınmazın satılmasına rağmen bedelinin vekil olan davalı tarafından davacıya ödenmediği iddia edilmekte iken, davalı ise, taşınmazın gerçekte zaten davacıya ait olmadığını ve alabilecek ekonomik durumun da bulunmadığını, yurt dışına çıkabilmek için vize işlemlerinin rahatlıkla yapılabilmesi için davalı adına tapuda tescil edildiğini ve gerçekte taşınmazın davacının önceki eşi ve davalının dayısı olan dava dışı ... ile davalının birlikte sahibi bulunduğunu, davacının taşınmazın satışından haberdar olduğunu ifade ederek davanın reddini savunmakta olduğu, esasında davacı tarafın, vekalet görevinin kötüye kullanılmasına dayanmakta iken davalı tarafın ise inançlı işleme dayandığı, davacı tarafın, dosya kapsamında yer alan vekaletname ve tapu kayıtlarına göre taşınmazın vekaleten satış işlemine tabi tutulduğunu ispatlamış durumda olduğu, davalı tarafın ise, dayandığı inançlı işlem iddiasını yazılı delil ile ispatlayamadığını, şu halde, davanın kabulü gerekirken reddi yönünde karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle; başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne, 657.797,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, karar verilmiş, karara karşı, süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili; dava konusu taşınmazın davacının adına tapuda şeklen tescil edildiğini, davacının bu taşınmazı satın almak için hiç bir bedel ödemediğini, buna dair belge sunmadığını, bu sebeple davacının davalıdan hiçbir alacağının olmadığını, taşınmazın satış bedelinin 1/2' lik kısmının dayısı ve aynı zamanda davacının eski erkek arkadaşı ve boşandığı eşi olan ..., 1/2'lik kısmının da davalı tarafından ödendiğinin banka kayıtlarıyla ve tanık beyanlarıyla sabit oluduğunu, fiilen dubleks mesken olarak kullanılan yapının projeye uygun hale getirilmesi için gerekli tamirat ve tadilat masraflarının davalı ve ... tarafından ödendiğini, davacı tarafından yapılan hiçbir ödemenin bulunmadığını, tanık beyanıyla da bu durumun ispat edildiğini, 5 yıllık zamanaşımı süresinin borcun muaccel olduğu tarihte başladığını, davacının 13.04.2009 tarihinde yapılan satış işleminden aynı gün haberdar olduğunu, aksi durumun hayatın olağan akışına uygun olmadığını, davacının boşanma süreci devam ederken bu davayı açtığını, Yargıtay kararları ışığında inançlı temlik işleminin mutlaka yazılı delille ispatı gerekmediğini, delil başlangıcı kabul edilen belge ve bilgi varsa tarafların tanıkla iddialarını ispatlamalarının mümkün olduğunu, banka kayıtlarının kesin delil olduğunu, bu kayıtların delil olarak ya da delil başlangıcı olarak kabulü halinde dahi, delillerle ortaya konulan hususların tanık beyanlarıyla ispatlandığını, bilirkişi raporlarının hukuka, denetime ve karar vermeye elverişli olmadığını, hükümde dava konusu taşınmazın satış tarihindeki değerinin esas alınması gerektiğini ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, vekalet sözleşmesinden kaynaklanan alacak istemine ilişkindir.
Vekâlet sözleşmesinin tanımına TBK'nın 502. maddesinde yer verilmiş olup buna göre "Vekâlet sözleşmesi, vekilin vekâlet verenin bir işini görmeyi veya işlemini yapmayı üstlendiği sözleşmedir" . Türk Hukuk Lûgatı'nda da "Vekilin, vekâlet verenin (müvekkil) bir işini görmeyi ya da işlemini yapmayı üstlendiği sözleşme" olarak tanımlanmıştır (Türk Hukuk Lügatı, Ankara, 2021 Baskı, Cilt-I, s. 1173).
Vekâlet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme yükümlülüğünden doğar. Aynı zamanda vekil görevini yaparken sadakat ve özen göstermek zorundadır. Vekilin sadakat ve özen borcu da vekil edene karşı önde gelen borçlardandır.
Vekilin talimata uygun ifa, sadakat ve özen gösterme borçlarının yanında bir diğer önemli borcu hesap verme borcudur. Hesap verme borcu, TBK'nın 508. maddesinin 1. fıkrasında "Vekil, vekâlet verenin istemi üzerine yürüttüğü işin hesabını vermek ve vekâletle ilişkili olarak aldıklarını vekâlet verene vermekle yükümlüdür." şeklinde ifade edilmiştir.
Hesap verme borcu vekilin başkasına ait iş görmesinin doğal sonucudur. Vekil edenin işin başlayıp başlamadığını, nasıl yürütüldüğünü ve sonucun ne olduğunu bilmeye hakkı vardır. Vekil edenin bu hakkının karşılığını vekilin borçları oluşturur. Hesap verme borcunu geniş anlamıyla bilgi vermek şeklinde tanımlamak mümkündür. Hesap verme yükümlülüğü müvekkilin, hukuki durumu ve haklarını kullanabilmesi için olaylar hakkında tam ve gerçeğe uygun bilgi verme suretiyle yerine getirilmelidir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 22.11.2023 tarihli ve 2022/3-1073 Esas, 2023/1128 Karar sayılı kararı).
Türk Borçlar Kanunu'nun 508. maddesinden anlaşıldığına göre vekil, vekâlet verenin talebi üzerine hesap verme borcunu yerine getirecektir. Fakat hesap vermek için her zaman müvekkilin talebinin beklenmesi doğru olmaz; vekil, müvekkil tarafından talep edilmese de gerekiyorsa işin durumu hakkında kendiliğinden müvekkile bilgi vermelidir (Fahrettin Aral, Hasan Ayrancı, Borçlar Hukuku Özel Borç İlişkileri, 17. Baskı, Ankara, 2024, s. 554).
Vekilin bilgi verme borcu vekâlet sözleşmesinin kurulması ile doğar. Vekil vekâlet sözleşmesini yerine getirmeden vekâletten çekilse veya azledilse yahut vekâlet görevi bir başka kişiye devredilse dahi vekilin gerekli bilgileri zaman geçirmeden vekil edene ulaştırması zorunludur. Vekilin bilgi verme borcu başladığı işleri yürüttüğü sırada ve sona ermesinde de devam etmektedir.
Vekil, yaptığı işin hesabını vermeye ve müvekkili nam ve hesabına edindiği her şeyi iade etmeye, iade edinceye kadar da almış olduğu şeyleri saklamaya mecburdur. Vekilin hesap verme borcu, vekâlet sözleşmesinin kurulmasıyla birlikte doğup, işin vekil tarafından yürütülmesi sırasında ve sona ermesinde de devam etmektedir. Bu nedenle de vekilin aldıklarını geri verme borcunda zamanaşımı vekâlet sözleşmesi sürdükçe işlemez. Bir başka deyişle iade borcunda muacceliyet, vekilin hesap vermesi veya sözleşme ilişkisinin bitmesi ile başlar (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 04.05.2011 T. 2011/13-161E., 2011/276 K. Sayılı)
Bunun yanında, yukarıda anlatılan ilkeler ışığında ve vekil edenin hesap sorma ve vekilin de hesap verme unsurunun özellikleri dikkate alındığında, vekilin, vekil edenin hesap sormasını beklemeden, taşınmazın satıldığı anda derhal kendiliğinden hesap vermesi ve vekil edeni konudan haber edip, ibra olması ve böylece bu alacak için vekil eden açısından zamanaşımının işlemeye başlamasını sağlaması gerekir.
Diğer taraftan, somut olayda taşınmaz satılmış olmakla birlikte, vekil tarafından vekil edene hesap verilmediğinden vekâlet akdinin sona erdiğinden söz edilemez. Bununla birlikte vekâlet akdinin sona erdiğinden söz edebilmek için vekâlet akdi kapsamındaki tüm yükümlülüklerin yerine getirilmesi, vekilin yukarıda açıklanan sorumluluklarını yerine getirmesi ve sonucunda da vekil edenin, vekili açık yada zımni olarak ibra etmesi gerekmektedir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 04.05.2011 T. 2011/13-161 E., 2011/276 K. sayılı)
Somut olayda, vekil sıfatıyla hareket eden davalının hesap verme borcunu yerine getirdiğine ilişkin dosya arasında herhangi bir belge de bulunmamaktadır.
Yukarıda verilen bilgiler ışığında, temyiz olunan kararda belirtilen gerekçeye; vekalet sözleşmesi kapsamında vekilin hesap vermesi ve vekil edeni konudan haber edip davacı tarafça ibra edildiğine dair belge sunmaması karşısında, davalı tarafın zamanaşımı itirazının yerinde olmadığının kabulüne, davalı tarafça dayanılan banka hesap dökümlerinde, işlemin hangi hukuki ilişkiye istinaden yapıldığına dair bir kaydın bulunmaması karşısında, banka hesap hareketlerine dair dökümlerin 6100 sayılı HMK'nın 202. maddesi kapsamında delil başlangıcı olarak kabul edilmeyecek olmasına ve davalı tarafça inançlı işleme ilişkin savunmanın ispat edilemediğinin anlaşılmasına ve hükme esas alınan bilirkişi raporunun hüküm kurmaya elverişili, taraflar, mahkeme ve Yargıtay denetimine uygun olmasına ve taşınmazın dava tarihindeki değeri üzerinden hüküm kurulmasının isabetli olduğununun anlaşılmasına göre; davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile kararın onamasına karar verilmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanunun 370/1 maddesi uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı bakiye temyiz karar harcının temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
01.12.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.