SoorglaÜcretsiz Dene

Yargıtay yargitay 2023/1502 E. 2025/27181 K.

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

Yargıtay Kararı

Esas No

2023/1502

Karar No

2025/27181

Karar Tarihi

1 Aralık 2025

3. Ceza Dairesi 2023/1502 E. , 2025/27181 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2021/1341 E., 2021/1334 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Manisa 2. Ağır Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2020/332 E., 2021/143K
SUÇ : Silahlı terör örgütüne üye olma
HÜKÜM : TCK’nın 314/2, 3713 sayılı Kanun’un 5/1, TCK’nın 62., 53. ve 58/9 maddeleri uyarınca ilk derece mahkemesince verilen mahkûmiyet kararına ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddi
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma

Bölge adliye mahkemesince verilen hüküm temyiz edilmekle;
Temyiz edenlerin sıfatı, başvurularının süresi, kararın niteliği ve temyiz sebeplerine göre dosya incelendi, gereği düşünüldü;
Sanık müdafiinin duruşmalı inceleme talebinin, yasal şartları oluşmadığından 5271 sayılı CMK’nın 299/1. maddesi gereğince REDDİNE,
Temyiz taleplerinin reddi nedenleri bulunmadığı görüldü,
Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 30.04.2025 tarihli ve 2024/6-490 esas, 2025/197 sayılı kararında da belirtildiği üzere Bölge adliye mahkemelerinin hükmün bozulmasına karar verebileceği hallerin 5271 sayılı Kanun'un 280/1-(e) ve (f) bentlerinde sınırlı olarak sayıldığı ve bozma kararına karşı ilk derece mahkemesinin direnme hakkının bulunmadığı, bu kapsamda Bölge adliye mahkemelerinin Kanunda sınırlı nedenlere münhasır kılınmış bozma yetkisinin, bu sınırın dışına çıkılarak kullanıldığı durumlarda ilk derece mahkemesinin yapacağı işlemlerin görevsiz mahkeme tarafından gerçekleştirilmiş kabul edileceği ve aynı Kanun'un 7. maddesi uyarınca yapılan işlemlerin hükümsüz olacağı belirlenerek;
Bu açıklamalar ışığında; sanık hakkında, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yapılan yargılama sonucunda, Manisa 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 12.07.2019 tarihli ve 2019/279 esas, 2019/515 sayılı kararı ile sanığın silahlı terör örgütüne yardım etme suçtan cezalandırılmasına karar verildiği, bu kararın istinaf edilmesi üzerine, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 18. Ceza Dairesinin 14.12.2020 tarihli ve 2019/1807 esas, 2020/1402 sayılı kararı ile bozulmasına karar verilerek dosyanın ilk derece mahkemesine gönderildiği, ilk derece mahkemesinin 24.03.2021 tarihli kararı ile; sanığın atılı suçtan yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verildiği, yapılan istinaf başvurusunun ise İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 18. Ceza Dairesinin, 02.07.2021 tarihli ve 2021/1341 esas, 2021/1334 sayılı kararı ile esastan reddine karar verilmesi üzerine, sanık müdafiinin temyiz isteminde bulundukları, bu kapsamda Bölge adliye mahkemesi ceza dairesinin anılan bozma kararı ve bozma sonrası verilen hükümlerin hukuki değerden yoksun olduğu anlaşılmakla; 5271 sayılı Kanun'un 280/1-g maddesi uyarınca duruşma açılarak ve taraflar da çağrılarak delillerin değerlendirilmesi sonucunda anılan Kanun maddesinin 2. fıkrasına göre yeniden hüküm kurulması gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde hükmün bozulmasına karar verilmesi,
Hukuka aykırı, sanık müdafiinin temyiz istemleri bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan belirtilen sebepten dolayı hükmün 5271 sayılı CMK’nın 302/2. maddesi uyarınca tebliğnameye uygun olarak BOZULMASINA, dava dosyasının, 5271 sayılı CMK’nın 304. maddesi uyarınca İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 18. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 01.12.2025 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.

(Muhalif)

KARŞI OY

Ceza yargılamasında “muhakeme işlemlerinin” neler olduğu konusunda öğretide görüş birliği olduğu söylenemez. Özbek/Doğan/Bacaksız’a göre muhakeme işlemleri “ceza muhakemesinin yürüyüşü için yapılması gereken sonuç doğurucu (etkili) tüm bildirimler ve/veya usuli işlemlerdir. Bu bağlamda muhakemeyi ilerleten her türlü işlem; yakalama, ifade alma, gözaltına alma, tutuklama, keşif, duruşma günü verme, tebligat, tefhim, istinaf, temyiz vb.” muhakeme işlemidir.
Öyleyse ceza muhakemesindeki tüm işlemlerin muhakeme işlemi olarak kabul etmek doğru bir yaklaşım değildir. İşlemin muhakeme işlemi olarak kabul edilebilmesi için ceza muhakemesinin tüm tarafları (süjeler) üzerinde etki doğurması, bu özelliğe sahip olması gerekir. (Özbek Veli Özer, Doğan Koray, Bacaksız Pınar, Ceza Muhakemesi Hukuku, 15. Baskı, Seçkin Yayınevi, Ankara 2022, sayfa 140)
Ceza muhakemesine ilişkin bir işleminin sonuç doğurabilmesi için öncelikle işlemi yapmaya yetkili olan kimsenin ceza muhakemesinin tarafı yani; şüpheli, sanık, suça sürüklenen çocuk, müdafi, suçtan zarar gören, katılan, malen sorumlu, vekil, savcı, hakim olması gereklidir.
Ceza muhakemesinde işlemlerin hatalı veya eksik yapılması bazı sonuçlara yol açabilir. Anılan sonuçlara doktrinde muhakeme hukuku bakımından müeyyideler de denilmektedir. Bunlar; butlan, hukuk bakımından yokluk, hak düşümü ve (ret) kabul edilemezliktir.
Butlan halinde, yapılan işlemin hukuki sonuç doğurduğu kabul edilir ancak işlem iptal edilinceye kadar hüküm ifade eder, hukuk aleminde varlığını muhafaza etmektedir.
Aykırılığa rağmen yokluk müeyyidesi kabul olunmamışsa, işlem kanun nazarında var demektir. Bu varoluş onun batıl olduğunun tesbitine mani değildir. (Kunter, Nurullah, Muhakeme Hukuku Dalı Olarak, Ceza Muhakemesi Hukuku, Sekizinci Bası, sayfa 481)
Mutlak veya nisbi butlan halleri ceza muhakemesi hukukunda açıkça gösterilmiş değildir, doğurduğu sonuçlar itibariyle uygulamasını görmek olanaklıdır. Örneğin 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 244/2 ve 195. maddelerine aykırı işlemler mutlak butlanla hükümsüz olması sonucuna yol açabilir.
Yapılan işlemin sakatlığının en ağır olduğu durum yokluktur. Osmanlı Türkçesinde bu hali ifade etmek üzere “keenlemyekün” ifadesi kullanılmaktaydı. Hakim tarafından verilmesi gereken kararın vali tarafından verilmesi ya da hakimin sanık için yasada öngörülen cezalar dışında dayak cezasına hükmetmesi yapılan işlemin yok hükmünde olduğunu gösterir. (Gökçen Ahmet, Balcı Murat, AlşahinM.Emin, Çakır Kerim, Ceza Muhakemesi Hukuku, 2020 Adalet yayınevi sayfa 265) Kanunumuz hangi nedenlerin yokluk sonucunu doğuracağı konusunu ele almamıştır.
Yokluk, muhakeme işleminin yetkili olan makam haricindeki başka bir makam tarafından yapılması olarak ifade edilebilir. Bu nedenle o karar yok hükmünde olur ve ceza muhakemesi hukuku anlamında hüküm doğurmaz. Yokluk, herkes tarafından muhakemenin her aşamasında ileri sürülebileceği gibi mahkeme de her zaman yokluğu kendiliğinden tespit edebilir. Yok sayılan bir işlem hukuk aleminde doğmuş sayılamaz.
Muhakeme işlemleri, kural olarak işlemi yerine getiren merci tarafından geri alınabilirse de örneğin, hüküm gibi bazı işlemlerin geri alınabilmesi mümkün değildir. Hüküm; itiraz, istinaf veya temiz kanun yollarında görevli merci tarafından kaldırılabilir yahut bozulabilir. (Dülger Murat Volkan, Taşkın Şaban Cankat, Ceza Muhakemesi Hukuku sayfa 301)
Ceza muhakemesinde yapılan işlemlerdeki hukuka aykırılıklar “geri alma, yenileme, bozma, iyileştirme, düzeltme ve çevirme” diye isimlendirilen çareler ile düzeltilebilir. (Şahin Cumhur, Göktürk Neslihan, Ceza Muhakemesi Hukuku II, Altıncı baskı, Ankara 2017, sayfa 244) Bir işlemdeki hukuka aykırılığın giderilme çareleri var ise o işlemin varlığını kabul etmek gereklidir.
Temyiz kanun yolunda aykırı karar bozma ile ortadan kaldırılacağından, bu da onun önceden var olduğunu kabul manasına geldiğinden, Yargıtay “yokluk”tan söz edememelidir. Yargıtay (7. CD 14/9/19 83... /11 1700) bozulması istenen bir kararı “yok saydığında” bozmuş ve ortadan kaldırılmasına karar vermiştir. Yok olan şey nasıl olur da ortadan kaldırılır? Yargıtayın, bozulması istenen kararı yok sayarak, olağanüstü temyiz davasını reddettiği de vardır. Bizce karar hukuka aykırı ise, Yargıtay onu var sayıp hukuka aykırılığın müeyyidesini butlan kabul ederek bozması yani ortadan kaldırması gerekir. Yokluk müeyyidesi kabul edip bozmağa, yani ortadan kaldırmağa gerek görmemek, aykırı kararı veren bakımından farksız ise de yokluk müeyyidesinin bir başka süje tarafından uygulanması esasına ters düşer. (Kunter, adı geçen eser sayfa 482)
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe girmesiyle birlikte, olağan kanun yollarından biri olarak kabul edilen “istinaf” ancak, 07... tarih ve 29525 sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak tüm yurtta Bölge Adliye Mahkemelerinin göreve başlamasıyla 20.07.2016 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Hakim ve Savcılar Kurulu tarafından, Mart 2016’da söz konusu mahkemelerde görev yapacak hakim ve savcıları atamış, böylece 20.07.2016 tarihinden itibaren istinaf kanun yolu uygulamaya geçmiştir.
İstinaf kanun yolunun uygulamaya konulmasıyla birlikte vaka denetimi yapılan iki dereceli kanun yolu sistemine geçilmiştir. Bölge adliye mahkemeleri, ilk derece mahkemelerinden gelen dosyalarda, dava konusu olayları hem maddi hem de hukuki yönden incelemekte, dosya üzerinden karar verdiği gibi gerekli görmesi durumunda duruşma açarak kendisi yargılama yaparak hüküm kurmaktadır.
Bu haliyle yer bakımından (yetkli) ve madde bakımından yetkili (görevli) bölge adliye mahkemeleri, hem ilk derece mahkemelerinden verilen hükümlere karşı kanun yolu denetimi yapabilen mercii hem de denetlediği hükümde hukuka aykırılık gördüğünde, anılan aykırılığı ortadan kaldıracak ölçüde yeniden yargılama yapma yeterliliğine sahip kanunla kurulan bir ikinci/üst derece mahkemesidir.
CMK’nin 280. maddesinin birinci fıkrasında, bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin istinaf incelemesine konu edilen dosyayı inceledikten sonra verebileceği kararlar ana hatlarıyla "istinaf başvurusunun esastan reddi", "düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddi", "hükmün bozulması" ve "davanın yeniden görülmesi" şeklinde sayılmıştır. İlgili düzenlemelerde davanın yeniden görülmesi kararı, diğer kararlardan birinin verilemediği durumda verilebilecek bir karar türü olarak gösterilmiş olup, davanın yeniden görülmesi kararını veren bölge adliye mahkemesi ceza dairesinin duruşma sonunda yine ana hatlarıyla ya istinaf başvurusunu esastan reddedeceği ya da ilk derece mahkemesi hükmünü kaldırarak yeniden hüküm kuracağı belirtilmiştir. Davanın yeniden görülmesi üzerine verilebilecek bu kararlara karşı ise yine CMK’nin 286. maddesi gereğince kural olarak temyiz kanun yoluna başvurulabilecektir.
Bölge adliye mahkemelerinin hükmün bozulmasına karar verebileceği hâller CMK’nin 280. maddesinin birinci fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde sınırlı olarak gösterilmiştir. Buna göre bölge adliye mahkemeleri iki durumda hükmün bozulması kararı verilebilecektir. Bunlardan biri, ilk derece mahkemesinin kararında CMK’nin 289. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (g) ve (h) bentleri hariç diğer bentlerinde belirtilen bir hukuka aykırılık nedeninin bulunması, diğeri ise soruşturma veya kovuşturma şartının gerçekleşmediğinin veya ön ödeme ve uzlaştırma usulünün uygulanmadığının anlaşılması ya da davanın ilk derece mahkemesinde görülmekte olan bir dava ile birlikte yürütülmesinin zorunlu olması durumudur. Hükmün bozulmasına karar verilen bu hâllerde, anılan bozma kararına karşı ilk derece mahkemesinin direnme yetkisi bulunmadığı gibi taraflarca temyiz kanun yoluna başvurulması da mümkün değildir. Kanuni düzenleme gözetildiğinde bölge adliye mahkemesinin bozma kararı verebileceği ve ilk derece mahkemesinin anılan bozma kararıyla bağlı olacağı sınırlı haller, davanın esasına ilişkin hususlar olmayıp yargılamaya ilişkin usul kurallarının ağır ve açık ihlallerinden ibaret olduğu görülmektedir.
Kanunla kurulan, görev yapacak hakim ve savcıları Hakim ve Savcılar Kurulu tarafından atanan, çalışma usul ve esasları kanunla düzenlenen 20.07.2016 tarihinden itibaren tüm yurtta faaliyete geçen ilk derece mahkemelerinden verilen hükümlere karşı kanun yolu denetimi yapabilen yer (yetki) ve madde bakımından yetkili (görev) bölge adliye mahkemelerinin CMK’nin 280. maddesinin birinci fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde sınırlı olarak gösterilen haller dışında “hükmün bozulmasına” karar verebileceği durumlar söz konusu olmamasına rağmen bozma yetkisini geniş biçimde kullanarak, CMK 280. maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi uyarınca bizzat duruşma açarak ve tarafları da çağırarak delillerin değerlendirilmesi sonucunda bir karar vermesi gerekirken; dosya üzerinden yaptığı incelemeyle ve ilk derece mahkemesinin direnme kararı verme yetkisi ile tarafların kanun yoluna başvurma haklarını ellerinden alacak biçimde “bozma kararı” vermesi CMK’nin sistematiğine aykırı, tarafların mahkemeye erişim hakkının yanında bölge adliye mahkemesi önünde sözlü yargılanma ve bununla bağlantılı diğer usul güvencelerinden yoksun bıraktığında kuşku bulunmamaktadır. Ancak ceza muhakemesi hukuku bakımından hatalı veya eksik olarak değerlendirdiğimiz “bozma” kararının hukuki sonuç doğurduğunun kabulünde de zorunluluk bulunduğu, hatalı işlem iptal edilinceye kadar hüküm ifade etmeye devam ettiği, hukuk aleminde varlığını koruduğu tartışmadan uzaktır.
Hatalı doğmuş bir kararı, sanki muhakeme işlemini yapmaya görevli ve yetkili olmayan bir makam haricindeki bu işle görevli bulunmayan bir makam tarafından verilmiş gibi kabul ederek, yapılan işlemin sakatlığının en ağır olduğu durum olarak “yok” “keenlemyekün” “hukuka açık ve ağır aykırılıkla malul, hükümsüz” sayılmasını kabul etmek telafisi imkansız sonuçları ortaya çıkartacağı kaçınılmazdır. Zira, kanun yollarına başvurulmayan hallerde yapılan hatalı işlem hukuki sonuç doğurmakta ve iptal edilinceye kadar hüküm ifade etmeye devam etmektedir.
Kunter’in dediği gibi “Temyiz kanun yolunda aykırı karar bozma ile ortadan kaldırılacağından, bu da onun önceden var olduğunu kabul manasına geldiğinden, Yargıtay “yokluk”tan söz edememelidir. Yargıtay onu var sayıp hukuka aykırılığın müeyyidesini butlan kabul ederek bozması yani ortadan kaldırması gerekir. Yokluk müeyyidesi kabul edip bozmağa, yani ortadan kaldırmağa gerek görmemek, aykırı kararı veren bakımından farksız ise de yokluk müeyyidesinin bir başka süje tarafından uygulanması esasına ters düşecektir”. Yani aykırılığa rağmen yokluk müeyyidesi kabul olunmamışsa, işlem kanun nazarında var demektir. Bu varoluş onun batıl olduğunun tesbitine mani değildir. (Kunter, adı geçen eser sayfa 482)
Bölge adliye mahkemesinin hatalı bozma kararı ve sonrasında verilen ilk derece mahkemesinin kararı ile bölge adliye mahkemesi ceza dairesinin esastan ret kararları hukuki varlıklarını korumaktadır ve esastan red kararı CMK’nin 286. maddesi uyarınca temyiz edilemeyecek nitelikte bulunsa bile, Yargıtay tarafından incelenmesi Anayasa'nın 36 ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddelerinde düzenlenen hak arama özgürlüğünün doğal bir sonucu olduğu kabul edilmelidir.
Yapılan bu açıklamalar çerçevesinde dosyamıza konu somut olay değerlendirildiğinde;
Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan kurulan hükmün sanık tarafından istinaf edilmesi üzerine, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 18. Ceza Dairesi tarafından dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda; "...Sanık ile ilgili olarak uyap örgütlü suçlar bilgi bankasından araştırma yapılması, Emniyet Genel Müdürlüğü TEMBİS sistemi üzerinden yurt genelinde yürütülen soruşturmalar kapsamında sanık hakkında herhangi bir bilgi ve beyan olup olmadığının tespit edilmesi, Sanığın örgüte ait KHK ile kapatılan kurumlarda öğretmen olarak görev yapması nedeniyle Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından yapılan araştırmalarda sanığın öğretmen vasfı ile örgüt içerisinde mahrem yapılanma içerisinde bulunup bulunmadığı hususunda araştırma yapılarak bu hususun tespiti, ilk derece mahkemesince kendi gerekçesinde ki kabulüne göre sanığın örgüt hiyerarşisinde yer almasına rağmen örgüte yardım suçundan hüküm kurulmasının mutlak hukuka aykırılık hali oluşturduğu, dosyada belirtilen deliller kapsamında silahlı terör örgüt üyeliği suçuna ilişkin önemli emareler bulunması nedeniyle öncelikle cumhuriyet savcılığına bu konuda suç duyurusunda bulunularak, silahlı terör örgüt üyeliği suçundan kamu davası açılması sağlanmasının hukuki gereklilik olduğundan,…” bahisle CMK'nin 280/1 maddesi uyarınca bozulmasına karar verildiği, bozma kararına uyan ilk derece mahkemesince sanık hakkında mahkumiyet kararı verildiği, bu hüküm sanık tarafından istinaf edilmesi üzerine bölge adliye mahkemesince istinaf başvurususun esastan reddine karar verildiği, söz konusu kararın sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairemiz tarafından yapılan inceleme sonucunda “…İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 18. Ceza Dairesinin, 14.12.2020 gün ve 2019/1807-2020/1402 sayılı bozma kararı ve bozma sonrası verilen hükümlerin hukuki değerden yoksun olduğu anlaşılmakla; 5271 sayılı Kanun'un 280/1-g maddesi uyarınca duruşma açılarak ve taraflar da çağrılarak delillerin değerlendirilmesi sonucunda anılan Kanun maddesinin 2. fıkrasına göre yeniden hüküm kurulması gerektiğinden…” dolayı bozma karar verildiği anlaşılmaktadır.
Yargılamaya konu suçun silahlı terör örgütüne üye olma ve hükmolunan özgürlüğü bağlayıcı ceza miktarının ise beş yıldan fazla hapse ilişkin bulunması CMK’nin 286. madde 2 ve 3. fıkralarıyla birlikte değerlendirildiğinde; temyiz edilebilir nitelikte olduğu, Anayasa’nın 36 ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde düzenlenen hak arama özgürlüğü bağlamında, tarafların kanun yoluna başvurmalarına engel bir durum bulunmadığı belirlenerek,
Kuruluş, çalışma usul ve esasları kanunla düzenlenen, yargılamaya konu davaya bakmakla görevli ve yetkili İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 18. Ceza Dairesinin, 14.12.2020 gün ve 2019/1807-2020/1402 sayılı bozma kararı ve bozma sonrası verilen ilk derece ile bölge adliye mahkemesi kararlarının CMK’ye göre hüküm niteliğinde olduğunun kabulünde zorunluluk bulunması, kanuni dayanağı olmayan ve hatalı biçimde verilen “bozma” kararının yukarda açıklanan gerekçeler ışığında, sanki muhakeme işlemini yapmaya görevli ve yetkili olmayan başka bir makam tarafından verilmiş gibi değerlendirilerek, “hukuki değerden yoksun” olduğunun kabul edilemeyeceği, varlığı kabul edilip buna bağlı olarak kurulan hükümlerin de hukuki değerlerini muhafaza ettikleri, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 18. Ceza Dairesi tarafından verilen esastan ret kararı incelenerek, yapılan hukuka aykırılığa işaret edilerek farklı gerekçeyle bozulmasına karar verilmesi gerektiği görüşüyle, sayın çoğunluğunun “bozma kararı ve bozma sonrası verilen hükümlerin hukuki değerden yoksun olduğu” şeklindeki düşüncesine iştirak olunmamıştır.

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla
Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim