Karar Detayı
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Yargıtay Kararı
2023/12416
2023/7556
28 Aralık 2023
T.C.
D A N I Ş T A Y
DÖRDÜNCÜ DAİRE
Esas No : 2023/12416
Karar No : 2023/7556
TEMYİZ EDENLER: 1 (DAVALI) … Valiliği (E Tebligat)
VEKİLİ: Av. …
2 (DAVALI YANINDA MÜDAHİL) … Sanayi Anonim Şirketi
VEKİLİ: Av. …
KARŞI TARAF (DAVACILAR): **
1 … Çevre Derneği, 2 Sınırlı Sorumlu … Kooperatifi , … , 85 …
VEKİLLERİ: Av. …
İSTEMİN KONUSU: … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ: **
Dava konusu istem: Manisa İli, Salihli İlçesi, … … mevkilerinde davalı yanında müdahil tarafından yapılması planlanan "… Erişim ve … Ruhsat Numaralı Sahada 4 Adet Sondaja Dayalı Jeotermal Kaynak Arama" projesi ile ilgili olarak Manisa Valiliği Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğünce verilen … tarih ve E … sayılı "Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Gerekli Değildir" kararının iptali istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: Davacılardan ... ve … yönünden davanın ehliyet yönünden reddi, diğer davacılar yönünden dava konusu işlemin iptali yolundaki İdare Mahkemesi kararının temyiz edilen iptale ilişkin kısmının, Danıştay Altıncı Dairesinin 30/12/2021 tarih ve E:2021/10566, K:2021/14789 sayılı kararıyla bozulması üzerine, bozmaya uyularak verilen temyize konu kararda; uyuşmazlığın çözümü amacıyla çevre mühendisi, ziraat mühendisi, jeoloji mühendisi, hidrojeoloji mühendisi ve jeofizik mühendisinden oluşan bilirkişi heyetiyle yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucunda düzenlenen bilirkişi raporunda özetle; jeoloji/hidrojeoloji mühendisliği yönünden yapılan değerlendirmede; söz konusu etkinlikle ilgli olarak hazırlattırılan nihai proje tanıtım dosyasında (PTD) mevcut durumla ilgili olarak jeolojik, hidrojeolojik açıdan değerlendirmelerin yeterli düzeyde olduğu, raporun mevcut hidrojeolojik duruma göre kurgulandığı, çevredeki yüzey ve yeraltı su noktaları ve akiferler belirtilerek mevcut sondaj kuyuları ve yeraltı sularının özellikleri yeterince ayrıntılarıyla anlatıldığı, daha önce aynı firmanın komşu alanlardaki ruhsat alanları için hazırlanmış olan PTD'deki eksikliklerin giderildiği, yörenin jeolojik ve hidrojeolojik özelliklerinin, yeraltı ve yerüstü su durumlarının, sondajlarda geçilecek formasyonların, jeotermal akışkanların kimyasal özelliklerinin, kuyu teçhiz planları vb. konular ile söz konusu etkinlikle ilgili olabilecek çevresel etkilerin ve alınabilecek önlemlerin yeterli düzeyde anlatıldığı, dava konusu alanda yapılan ve PTD'de belirtilen hidojeolojik çalışmaların saha gerçekleriyle uyumlu olduğu, sonuç olarak; dava konusu proje ile ilgili hazırlanan PTD'de söz konusu etkinliğin jeolojik ve hidrojeolojik açıdan yeterli düzeyde tanıtıldığı ve saha gerçekleriyle uyuştuğu; jeofizik mühendisliği yönünden yapılan değerlendirmede; raporda jeofizik hakkında verilen bilgilerin bir kısmının Mahkemenin E:… sayılı dosyasındaki nihai ÇED raporu içinde de verildiği, özellikle DES çalışmaları o dosya içinde ayrıntılı olarak verildiği, bu dosyada ise DES çalışmaları hakkında bir bilginin bulunmadığı, bu raporda ayrıntılı olarak yapılan manyetotellürik çalışmalar ve bu çalışmalardan elde edilen sonuçlar şekiller, görüntüler, yapılan işlemler ve yorumlar biçiminde rapor ekinde verilen jeofizik etüd raporunda sunulduğu, bu nedenle, 4 adet sondaja dayalı jeotermal kaynak arama raporundaki bilgiler ve bulgular ayrıntılı olarak incelendiği, KB GD yönlü olarak da sunulan amaca uygun bir sonucun elde edildiğini söylemenin olanaklı olmadığı, çalışmanın lokasyon görüntüsünde verilerin, K G yönlü üç uzun hat boyunca, KB GD yönlü olarak da kısa bir hat üzerinde, genelde hatta yakın olacak biçimde toplandığı, daha sonra bunların içinde 28 tanesini 2B bir modelleme elde edebilmek amacıyla kullanıldığı, değişik kesitlerden elde edilen 2 B resistivite modellerinin ise profil 1, 2,3 ve 4 olarak ayrı ayrı sunulduğu, genelde K G yönlü kesitlerin birbirine yakın model sonuçları ortaya koyduğu, bu modellerde yüzeye yakın 200 ile 600 metre arasındaki kısımlarda düşük ve orta resistiviteli dağılımlar ve derine doğru da yüksek resistiviteli dağılımların görüldüğü, ancak tüm resistiviteler 5 ile 100 ohm.m arasında bir dağılım içinde görüldüğü, açıkçası bu modeller üzerinde tanımlanan amaçların hiçbirini gösterebilecek bir sonuç ortaya çıkmadığı, sahadaki çökel birimlerin toplam kalınlığının altında bulunan temel kayaç katmanının, yüzeyden olan derinliğinin ve topografyasının bu kesitler içinde ayrılmadığı, sadece rapor içinde, 50 60 ohm.m özdirenç değerleri arası jeoelektrik temel seviyesi başlangıç değeri olarak belirlendiği, 50 60 ohm.m'den küçük değerlerin örtü birimlerini temsil ettiğinin düşünüldüğü şeklinde bir yorumun yapıldığı, yüzeyden başlayarak yaklaşık 600 metre derinliğe kadar ondülasyonlu bir dağılım sunan 5 ile 60 ohm.m arasındaki dağılımın, hangi örtü birimlerinde temsil edildiği, derinde tekdüze görülen 60 ohm.m üstü jeoelektrik temel olarak ne tür kayaçların tanımlandığı, açıkçası kesitlerde en derin olarak 1000 metreye kadar üstteki tabakaların ulaştığı, bunun altında ise tekdüze bir ortam dağılımı sergileyen resistivite değerlerinin mevcut olduğu, böyle değerlerin olmasına karşın model kesitlerin neden 5000 metreye kadar verildiği hususunun bir anlam ifade etmediği ve raporun müelliflerinin de bunun farkına vararak, derinlikleri 2000 metre ile de sınırlandırdıkları, bu kesitler üzerinde “örtülü yerlerdeki jeolojiyi aydınlatılması, yeraltının yapısını ve etkin olan tektonizmanın belirlenmesi de hedefler arasında” diye belirtilen bilgiye de sunulan model kesitlerden ulaşmanın olası olmadığı, daha sonra değişik derinliklere ilişkin seviye haritalarının oluşturulduğu, açıkçası bu seviye haritalarının yaklaşık olarak 600 metre derinliğe kadar kuzeyde yüksek ve güneyde düşük orta resistiviteli dağılımların varlığını ortaya koyduğu, bunların ışığında bu kesitlere bakarak, daha ayrıntılı bir yorum yapmak çok olanaklı değilken, raporun müelliflerinin modellenen faylar olarak belirlenen çizgiler ortaya koydukları, açıkçası bunların hangi veriler doğrultusunda ortaya konulduğunun açıklanmadığı, açıkçası konulan bu fayların, yüzeydeki örtü tabakalarla ilişkili bir dağılım sunmadığı, bunun dışında bir kısmı da kesitlerde tekdüze resistivite dağılımı olan kesimlerin bulunduğu, resistivitede değişimin olmadığı bir bölgede böyle bir faylanma modelinin konulması pseodo yorumlara yol açacağı, böylece jeotermal sistem ile olan ilişkinin faylar anlamında doğru kurulamayacağı, jeotermal sistemlerin en önemli öğelerinden biri olan fayların doğru belirlenemediğinde sistemi tanımlamanın çok zor olduğu, bu nedenle burada kurgulanan fayların o bölgeyi gösteren MTA'nın diri fay haritası ile karşılaştırıldığında bir ilişkinin olmadığının görüldüğü, açıkçası jeotermal sistemlerin aktif diri faylar ile ilişkili sistemler olduğu ve bu nedenle ortaya çıkan sonuçların MTA diri fay haritası ile ilişkili bir sonuç vermesinin bekleneceği, bu nedenle buradaki fayların neye göre buraya yerleştirildiğinin açıkçası anlaşılamadığı, ayrıca raporda bölgesel (rejyonel) gravite ve manyetik verilerden hazırlanmıştır ifadesi bulunduğu, bu haritaların veri olarak toplanıp toplanmadığının yoksa MTA'nın yapılmış olan bölgesel harıtalarından mı üretildiğinin belli olmadığı, bunlardan P1 ve P2 hattı için iki şekil verildiği, ilk şekilde elektrik modelin üstünde gravite verisinin bulunduğu, bu veriden yararlanarak, temelin sığlığı ve derinliği hakkında bir yorum yapıldığı, aslında sunulan gravite verisinin burada belirtilenleri tam olarak sağlamadığı, ayrıca bu verinin nasıl değerlendirildiği, hangi modelleme tekniği kullanıldığı gibi birçok kısmın rapor içinde belirtilmediğinden aralarındaki ilişkinin doğru olarak değerlendirilmediği, açıkçası fayların da buraya nasıl yerleştirildiğinin anlaşılamadığı, buraya yerleştirilen fayların gravite ile bir ilişkisinin bulunmadığı, sunulan elektrik kesitten de böylesi bir fay modelinin konulmasının olanaklı olmadığı, konulan fayların MTA diri fay haritası ile de ilişkili olmadığının belirtilmesi gerektiği, ayrıca burada sunulan fayların MTA tarafından önceden yayınlanmış haritalardaki normal basen fayları ile de ilişkili olmadığının da belirtilmesi gerektiği, P2 kesitinde de benzer bir durumun söz konusu olduğu, özellikle hatların birbirine çok yakın olmasına karşın, farklı bir gravite eğrisinin söz konusu olduğu, ayrıca manyetik eğrinin neden buraya konulduğu ve neyi tanımladığı gibi bilgilerin de mevcut olmadığı, yine benzer fayların bu kesit üzerine de yerleştirildiği, ancak ilişkilerin açıkça raporda yorumlanmadığı, yaklaşık 1600 metre derine kadar uzatılan sondajdan da ne elde edilmek istenildiğinin açıkça belirtilmediği, sonuç ve önerilerde belirtilenler ile elde edilen sonuçlar arasında uyumsuzluk belirlendiği, bu nedenle yorumların bölgedeki önceki jeolojik çalışmalara göre yapıldığı ve raporda sunulan elektrik modellerden böylesi sonuçların yapılmasının olanaklı olmadığı belirtilmesi gerektiği, örneğin raporda sunulan şu tümce neye göre verilmektedir? “Tabanda, Metamorfik temelin üzerinde daha çok çakıl taşları ile temsil edilen neojen, üste doğru kumtaşı, kil, silt, çamur taşları ile temsil edilir.” Bunun verisi elektrik veride görülmekte midir? Görülüyorsa, modeller üstüne neden eklenmemiştir? sonuç olarak; PTD'de yapılmış olan jeofizik manyetotellürik çalışmaların rapor içinde doğru olarak yorumlanmadığı, verilerin jeotermal bir sistemin karakterini çözecek nitelikte sonuçlar vermediği, kesitlere yerleştirilen fay yorumlarının bölgenin tektoniği ile uyumlu olmadığı ve özellikle MTA'nın bölgede yapmış olduğu çalışmalardan elde edilen faylarla uyumlu olmadığı, örtü karakterinin ve kalınlığının tam olarak saptanamadığı, jeoelektrik temelin karakterinin tam olarak belirlenemediği, temelde 100 ohm.m gibi düşük resistivite değerlerinin buradaki jeolojik temeli elektriksel karakteristik açısından tanımlamadığı, rapor müelliflerinin rezervuar olduğunu yorumladıkları jeolojik birimin neden yüksek özdirenç verdiğinin tanımlanmaması, araştırma sondajının yerinin ve lokasyonunun elde edilen jeofizik verilerden ziyade daha önceden bilinen jeolojik veriler doğrultusunda önerildiği, raporda jeotermal rezervuar ve karakteri hakkında yeterli yorumun bulunmayışı ve önerilen sondaj yerinin raporda sunulan yeterli olmayan verilere göre nasıl önerildiğinin, raporda tanımlanan jeofizik çalışmaların sonuçları ile sondajlı kaynak arama faaliyeti (9 adet sondaj kuyusu) için sunulan nihai ÇED dosyasındaki jeoelektrik çalışmalarla uyuşmadığı görülmüş olması ve jeofizik çalışmaların yorumlanmamasından dolayı, jeotermal bir sistemin ortaya çıkarılması açısından sunulan sonuçların yeterli olmadığı, ayrıca rapor içinde risk değerlendirilme bölümünde de rapor müelliflerinin raporda belirttiği gibi “Derin seviyelerde (temel içerisinde) yüksek sıcakIığa yoracağımız düşük özdirenç değerleri ölçülemediği, mevcut jeofizik verilere göre bu sahada sıcaklığın derinlikle ve örtü kalınlığı ile ilişkili olduğunun düşünüldüğü, daha fazla sıcaklığın daha derinden alınacağının değerlendirildiği gibi doğrudan yapılan çalışma sonucuna göre doğru bir sondajın yapılamayacağının öngörüldüğü, sunulan bilgilerin, sondajda ne tür birimlerin kesilebileceği hakkında yeterli bir bilgiyi ortaya koymadığı, aslında jeofiziğin yapılma nedeninin, jeotermal rezervuar ve ilişkili ortamların ayrıntılı olarak tanımlanması ve doğru sondaj lokasyonu verilerek, sondaja altlık sağlayacak yorumların sunulmasının gerekli olduğu, sonuç olarak, jeofizik verilerin yetersiz olduğu; çevre mühendisliği yönünden yapılan değerlendirmede; Tarım ve Orman Bakanılığı Su Yönetimi Genel Müdürlüğü Gediz Havzası NHYP hazırlanması projesi nihai NHYP raporunda da jeotermal kuyuları, çevresel kalite hedeflerinin sağlanmasında engel oluşturan baskılardan biri olarak tanımlandığı, Gediz Nehir Havzası Yönetim Planı raporuna göre Salihli YAS'ın jeotermal baskısı altında (noktasal kirleticilere göre baskı sınıfları kapsamında) olarak tanımlandığı, bor ve arsenik parametrelerinin yıllık ortalama çevresel kalite standardı üzerinde çıkması jeotermal kuyuların havzada risk değerini artırarak havza üzerinde bir baskı unsuru oluşturduğu yönünde etki değerlendirmesinin yapıldığı, kapasiteden bağımsız olarak drenaj alanında jeotermal kuyuların bulunduğu su kütlelerini potansiyel baskı altında olarak değerlendirildiği, Tarım ve Orman Bakanlığı, Su Yönetimi Genel Müdürlüğü, Taşkın ve Kuraklık Yönetimi Daire Başkanlığı tarafından yayımlanan Gediz Havzası Kuraklık Yönetim Planı raporunda, Gediz havzasının artan bir kuraklık riskinin söz konusu olduğu, havzasında yer alan alt havzalarda yerüstü ve yeraltında oluşan su potansiyelindeki mevcut ve projeksiyon akımlarındaki azalmanın % 20,3 ile 45,9 arasında değiştiğinin belirtildiği, ayrıca bu raporda Gediz Nehri'ne deşarj edilen jeotermal atıksuların, hem sulama suyunda hem de bu su ile sulanan topraklarda olumsuz etkiler oluşturduğunun dolayısıyla bu alanlarda tarımı yapılan bitkilere özellikle de bor mineraline çok duyarlı olan narenciye ağaçlarına zarar verdiğinin ve bu nedenle, jeotermal santrallerin atıksuları kesinlikle yüzey ve yeraltısularına deşarj edilmemeli, bu suların re enjeksiyon yoluyla derin akiflere tekrar geri basılması olanaklarının araştırılması gerektiğinin belirtildiği, dolayısıyla jeotermal kuyu/tesisin, noktasal kaynaklı kirleticiler olarak havza su kaynakları üzerinde kalite açısından baskı oluşturduğu, re enjeksiyon hususu dışında, korozyon nedeniyle meydana gelebilecek sızıntı veya çeşitli nedenlerle meydana gelebilecek patlama vs. gibi diğer etkilere yönelik alınması gereken önlemler olarak PRD'de kirliliğe neden olan faaliyetin durdurulması, sorumluluğun üstlenilmesi ve kirliliği oluşturan sebeplerin ortadan kaldırılması üzerine olduğu, sonuç olarak; sondaja dayalı kaynak arama projesinin sondaj çalışması sürecinde inşaat taahhütlerine uyulmaması, teknik olarak re enjeksiyon yapılamaması veya süreçte işletme kazası (patlama, vb) olması durumlarında proje etki alanı içinde su kaynaklarında ve toprakta olumsuz çevresel etki oluşturma riski bulunmakla beraber bu zararların sonradan alınacak önlemlerle giderilebilmesinin mümkün olmadığı, ancak PTD'de verilen bilgilere göre sondaja dayalı kaynak arama projesi kapsamında atık oluşumu, depolanması ve bertarafı hususlarında ilgili mevzuat çerçevesinde teknik bir uygunsuzluk bulunmadığı, ziraat mühendisliği yönünden yapılan değerlendirmede; dava konusu 4 sondaj alanının tümünün tarım dışında kullanımı kesinlikle 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanununca yasaklanmış olan mutlak tarım arazileri içinde kaldığının belirlendiği, Manisa ili ve çevre ilçelerinin Türkiye'de ve dünyada en kaliteli zeytin, üzüm ve meyve yetiştirildiği bahçelere sahip olduğu, tarımsal olarak çok önemli bu özel bitkilerin yetişme alanı olan 1. ve 2. sınıf arazi kullanım sınıfına ait arazilerin yasal olarak özel korunması gereken araziler olarak, tarımsal niteliği korunacak alanlardan olduğu, dava konusu tesisin kurulduğu/kurulmakta olduğu alanın çevrede bir çok alternatif alanı bulunmasına rağmen mutlak tarım arazileri üzerinde mutlaka korunması gereken bu verimli tarım arazilerinin tarım dışına çıkarılmasına neden olduğu, bu verimli tarım arazilerinin çevrede alternatif alanların bulunabilecek olmasına rağmen ülke nüfusunu karşılamayan üretimin daha da azalmasına neden olmasının kaçınılmaz olduğu, çevre halkının yegane geçim kaynağının tarımsal üretim olduğu düşünüldüğünde kamu yararından bahsetmenin mümkün olmadığı, kuyu yerlerinin belirlenmesinde, çevre mevzuatında yer alan kriterler, yerleşim yerlerine olan mesafeler, morfolojik nitelik, arazi vasfı, tarımsal bütünlük, taşkın alanları, enerji nakil hatları, jeotermal sistemin unsurları, jeolojik, tektonik, hidrojeolojik, hidrojeokimyasal değerlendirmelerin önemli rol oynadığı, sahada yapılan bu çalışmaların yanı sıra uzaktan algılama, uydu görüntüsü işleme ve coğrafi bilgi sistemleri çalışmaları ve değerlendirmelerinin de yer seçimi sırasında etkili olduğunun belirtildiği, buradan hiçbir alternatif alan arayışına gidilmediğinin anlaşıldığı, bu bağlamda PTD dosyasının yeterli olarak hazırlanmadığının görüldüğü, dava konusu projenin büyük bir bölümünün üzerinde bulunduğu "Mutlak Tarım” arazilerinin kesinlikle tarım dışına çıkarılamayacağının 5403 sayılı Yasa ile açıkça hükme bağlandığı, ancak alternatif alan bulunmadığı takdirde kamu yararı ve ilgili bakanlık veya valilikçe kamu yararı kararı verildiğinde yenilenebilir enerji kaynakları için istisnai olarak tarım dışma çıkarılabileceği belirtildiği, ancak PTD'den anlaşılacağı üzere, davalı firmanın alternatif yer arayışında bulunmadığının görüldüğü, proje yerinin alternatifleri ile ilgili hiçbir çalışmanın yapılmamasının projenin en büyük eksikliklerinden olduğu, PTD'de mutlak tarım arazisi vasfında olan sondaj alanlarının ilgili kanunca gerekli olan “Toprak Koruma Projesinin” bulunmadığının görüldüğü, mutlak tarım arazisi vasfındaki bu alarıların tarım dışı amaçla kullanılabilmesi için “Toprak Koruma Projesinin” PTD'de mutlak suretle olması gerektiği, Gediz Nehrinin yakınında bulunan sondaj kuyularından çıkan fazla jeotermal suyun risk taşıdığı, jeotermal akışkanların yüzeyüstü su kaynaklarına karışmasından kaynaklanabilecek yüzey ve yeraltı sularının kirlenmesi, toprak kirlenmesi ve dolayısıyla tarımsal alanlara olabilecek etkilerden olduğu, jeotermal atık suların yüksek miktarlarda tuz (örneğin Na, SO4, vb), ziraat için zararlı maddeler (örneğin bor), fiziksel zehirli maddeler (örneğin arsenik) ve su kirliliği yapan maddeler (örneğin NH4, NOz, NO3) içerebildiği, bu yüksek derişimler yukarıda değinildiği gibi hem kullanılan yüzey ve yeraltı suları için hem de toprak için tehdit oluşturduğu, bu kirtetici unsurların önlenmesi ile ilgili bir açıklamanın PTD'de yeterli olmadığının görüldüğü, bu bağlamda sondaj kuyularının açılmasından önce daha detaylı bir incelemenin yapılması gerekliliğinin ortaya çıktığı, olayı sadece sondaj kuyusu açmak olarak değerlendirmenin mümkün olmadığı, ileriki süreçlerde açılan sondaj kuyuları üretim veya reenjeksiyon kuyuları şeklinde kullanılarak jeotermal enerji santralinin kurulacağı, bu nedenle de daha projenin başlangıç aşamasında çok genel olarak hazırlandığı görülen PTD'nin yeterli olmadığı, sondaj kuyularının Gediz Nehrine yakın olmasından dolayı jeotermal suyun çıkarılması esnasında yüzey tatlı su tabakasına bulaşımının olup olmadığının anlaşılması için izleme kuyularının açılması gerektiği, bununla ilgili herhangi bir açıklamanın PTD'de bulunmadığı, açılacak kuyularda jeotermal kaynak potansiyelinin belirlenmesine yönelik yapılacak testlerin neler olabileceği, yaklaşık sürelerine ve kuyu debilerine göre deşarj miktarları, depolama havuzlarının yeterliliği, yetmemesi durumunda yaklaşık olarak ne kadar süre, miktar ve kalitede akışkanın alıcı ortama deşarj edilebileceği, havuz tasarımında alınacak önlemlerin ve kaza durumu etki hafifletme tasarımlarının neler olduğu belirsiz olduğundan teknik tasarım ve taahhütler yetersiz olduğu, "Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği ve diğer mevzuat hükümleri sağlandıktan ve gerekli izinler alındıktan sonra jeotermal akışkan deşarjı yapılacaktır." ifadesine rağmen deşarjın yaklaşık miktarı, ne kadar süre ile nereye yapılacağı, alıcı ortam özellikleri, bitki örtüsü, canlılar ve tarım sektörü açısından kullanılan bir ortam olup olmadığı, oluşabilecek sorunları engellemeye yönelik yapılacak çalışmalar ve alınacak önlemlerin açıklanmadığı, PTD'deki yapılandırmalar eksik veya yetersiz ise projenin gerçekleşmesi ile çevrede olumsuz etkilerin ortaya çıkmasının kaçınılmaz olduğu, bu nedenle PTD'nin daha detaylı olarak hazırlanması gerektiği, sonuç olarak, dava konusu projenin gerçekleştirilmesinin, kamu yararı ve çevre dengesi gözetilerek çevresel açıdan muhtemel zararlar ile bu zararların alınacak önlemlerle giderilebilmesinin mümkün olmadığı, projenin gerçekleştirileceği alandaki doğal kaynakların kullanımının yöredeki bitki örtüsüne, canlılara ve tarım sektörüne olumsuz etkisinin olacağı, bu doğrultuda çevreye olumsuz etkilere PTD'de belirtilen önlem ve açıklamaların yetersiz olduğu, yönünde tespit ve değerlendirmelerde bulunulmuştur.
Bilirkişi raporu taraflara tebliğ edilmiş, davalı idare ve müdahil şirket tarafından yapılan itirazlar doğrultusunda bilirkişilerden ek rapor aldırılmasına karar verilmesi üzerine sunulan ek bilirkişi raporunda özetle; ziraat mühendisliği açısından; dava konusu projenin gerçekleştirilmesinin, kamu yararı ve çevre dengesi gözetilerek çevresel açıdan muhtemel zararlar ile bu zararların alınacak önlemlerle giderilebilmesinin mümkün olmadığı, projenin gerçekleştirileceği alandaki doğal kaynakların kullanımının yöredeki bitki örtüsüne, canlılara ve tarım sektörüne olumsuz etkisinin olacağı, bu doğrultuda çevreye olumsuz etkilere PTD'de belirtilen önlem ve açıklamaların yetersiz olduğu, jeofizik mühendisliği açısından; PTD'de yapılmış olan jeofizik manyetotellürik çalışmaların rapor içinde doğru olarak yorumlanmadığı, verilerin jeotermal bir sistemin karakterini çözecek nitelikte sonuçlar vermediği, kesitlere yerleştirilen fay yorumlarının bölgenin tektoniği ile uyumlu olmadığı ve özellikle MTA’nın bölgede yapmış olduğu çalışmalardan elde edilen faylarla uyumlu olmadığı, örtü karakterinin ve kalınlığının tam olarak saptanamadığı, jeoelektrik temelin karakterinin tam olarak belirlenemediği, temelde 100 ohm.m gibi düşük resistivite değerlerinin buradaki jeolojik temeli elektriksel karakteristik açısından tanımlamadığı, rapor müelliflerinin rezervuar olduğunu yorumladıkları jeolojik birimin neden yüksek özdirenç verdiğinin tanımlanmaması, araştırma sondajının yerinin ve lokasyonunun elde edilen jeofizik verilerden ziyade daha önceden bilinen jeolojik veriler doğrultusunda önerildiği, raporda jeotermal rezervuar ve karakteri hakkında yeterli yorumun bulunmayışı ve önerilen sondaj yerinin raporda sunulan yeterli olmayan verilere göre nasıl önerildiği, raporda tanımlanan jeofizik çalışmaların sonuçları ile sondajlı kaynak arama faaliyeti için sunulan nihai ÇED dosyasındaki jeoelektrik çalışmalarla uyuşmadığının görülmüş olması ve jeofizik çalışmaların sonuçlarının yeterli yorumlanmamasından dolayı, jeotermal bir sistemin ortaya çıkarılması açısından sunulan sonuçların yeterli olmadığı, ayrıca rapor içinde risk değerlendirilme bölümünde de rapor müelliflerinin raporda belirttiği gibi, “Derin seviyelerde (temel içerisinde) yüksek sıcaklığa yoracağımız düşük özdirenç değerleri ölçülememiştir. Mevcut jeofizik verilere göre bu sahada sıcaklığın derinlikle ve örtü kalınlığı ile ilişkili olduğu düşünülmektedir. Daha fazla sıcaklığın daha derinden alınacağı değerlendirilmiştir.” gibi yapılan bu çalışmaların sonucuna göre, doğru sonuç verecek bir sondajın yapılamayacağının öngörüldüğü, sunulan bilgiler, sondajda ne tür birimlerin kesilebileceği hakkında yeterli bir bilgiyi ortaya koymadığı, aslında jeofiziğin yapılma nedeninin, jeotermal rezervuar ve ilişkili ortamların ayrıntılı olarak tanımlanması ve doğru sondaj lokasyonu verilerek, sondaja altlık sağlayacak yorumların sunulmasının gerekliliği olduğu, sonuç olarak, jeofizik veriler açısından yetersiz olduğu, çevre mühendisliği açısından; kök raporda detayı verilen ve Bakanlık tarafından yayımlanan çalışma raporlarından da görüleceği üzere, jeotermal kuyular/tesislerin, noktasal kaynaklı kirleticiler olarak havza su kaynakları üzerinde kalite açısından baskı oluşturduğu, proje planlamaları yapılırken havzanın bütününün dikkate alınması gerektiği, bu çalışmalarda havzanın genel durumunun ortaya konulduğu, kamu yararı ve çevre dengesi yönüyle değerlendirilmesi amacıyla Mahkemeye sunulduğu, yönünde tespit ve değerlendirmede bulunulmuştur.
Buna göre, uyuşmazlıkta; bilirkişi raporunda PTD'de planlanan etkinlik ile ilgili olarak ziraat ve jeofizik mühendisliği açısından eksikliklerin bulunduğu ve PTD'nin yetersiz olduğunun belirtildiği, ziraat mühendisliği açısından; PTD'nin çok genel hazırlanmış olması nedeniyle yeterli olmadığı, kirletici unsurların önlenmesi ile ilgili açıklamanın PTD'de yeterli olmadığı ve sondaj kuyularının Gediz Nehrine yakın olmasından dolayı jeotermal suyun çıkarılması esnasında yüzey tatlı su tabakasına bulaşımının olup olmadığının anlaşılması için izleme kuyularının açılmasının gerekli olduğu, bununla ilgili herhangi bir açıklamanın PTD'de bulunmadığı, ayrıca PTD'de mutlak tarım arazisi vasfında olan sondaj alanlarının 5403 sayılı Kanun uyarınca gerekli olan “Toprak Koruma Projesinin” bulunmadığı tespitlerinde bulunulduğu, buna göre her ne kadar jeotermal kaynağın verimine bağlı olarak çeşitli amaçlarla işletilmesi mümkün olduğundan jeotermal kaynağın sıcaklığı, debisi vs. bilinmemesi nedeniyle henüz belirlenmemiş bir işletme yönteminin çevresel etkilerinin ve buna yönelik önlemlerin jeotermal kaynak aramaya ilişkin PTD'de yer alması beklenemeyecek ise de, sondaj yerlerinin mutlak tarım arazileri üzerinde planlandığından toprak koruma projesinin PTD'de bulunmasının gerekli olduğu ve bu arazilerin ilerleyen aşamalarda tarım dışına çıkarılabilmesi için bu aşamada toprak koruma projesinin hazırlanmasının gerektiği, öte yandan jeofizik mühendisliği açısından; PTD'de yapılmış olan jeofizik manyetotellürik çalışmaların rapor içinde doğru olarak yorumlanmadığı, verilerin jeotermal bir sistemin karakterini çözecek nitelikte sonuçlar vermediği, kesitlere yerleştirilen fay yorumlarının bölgenin tektoniği ile uyumlu olmadığı ve özellikle MTA'nın bölgede yapmış olduğu çalışmalardan elde edilen faylarla uyumlu olmadığı, örtü karakterinin ve kalınlığının tam olarak saptanamadığı, jeoelektrik temelin karakterinin tam olarak belirlenemediği şeklinde görüş bildirildiği, özellikle jeotermal kaynaklara yönelik projelerde yeraltının dolayısıyla rezervuarın ve jeotermal sistemin doğru olarak tanımlanması gerektiğinin açık olduğu, bu durumun yer üstündeki planlamayı doğrudan etkileyeceği, rezervuarın jeofizik açıdan doğru tanımlanmamasının tespit edilen sondaj noktalarının konumunun da uygun olmaması ve jeotermal sistem ile kurulan ilişkinin faylar anlamında doğru kurulmaması sonucuna yol açılabileceği, çevresel etki değerlendirmesinin gerçekleştirilmesi planlanan projenin, çevreye olabilecek olumlu ya da olumsuz etkilerinin belirlenmesi, olumsuz yöndeki etkilerin önlenmesi ya da çevreye zarar vermeyecek ölçüde en aza indirilmesi için alınacak önlemlerin belirlenerek değerlendirilmesi amacıyla yapılması sebebi ile sondaj noktalarına ilişkin yer seçiminin jeolojik ve jeofizik veriler ışığında doğru olarak yapılmasının davaya konu çalışmanın en önemli unsurlarından biri olduğu, ÇED sürecinin projenin gerçekleştirileceği alan dikkate alınarak işletildiği dikkate alındığında, PTD'nin jeofizik açıdan yetersiz olmasının dava konusu işlemi esaslı şekilde sakatlayacağı kanaatine varıldığından, dava konusu "ÇED Gerekli Değildir" kararının hukuka aykırı olduğu sonucuna varılmıştır.
Öte yandan, her ne kadar bilirkişi raporunda ziraat mühendisi tarafından alternatif alan çalışması yapılmadığı şeklinde görüş bildirildiği görülmüş ise de, rezervuarın doğru tanımlanmaması sebebi ile bu aşamada dava konusu tesisin kurulacağı alana ilişkin olarak alternatif alan arayışına girilip girilmediği hususunda değerlendirme yapılmasına yer olmadığı kanaatine varılmıştır.
Davanın, davacılardan ... (T.C.No: …) yönünden incelenmesinden; Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden temin edilen nüfus kayıt örneğinden, dava devam ederken davacılardan ...'in 16/05/2021 tarihinde vefat ettiği ve bu suretle taraf ehliyetini yitirdiği, davanın da yalnızca ölen davacıyı ilgilendirdiği ve mirasçılarına intikâl eden bir hak niteliğinde olmadığı anlaşıldığından, adı geçen davacı yönünden dava dilekçesinin iptaline karar verilmesi gerekmektedir.
Davanın, davacılardan ... ve ... yönünden incelenmesine gelince; adı geçen davacılar tarafından sunulan ve 29/06/2022 tarihinde Mahkememiz kayıtlarına giren dilekçe ile davadan feragat edildiği anlaşıldığı, mevzuat hükümleri uyarınca feragat nedeniyle anılan davacılar açısından konusu kalmayan dava hakkında karar verilmesine yer bulunmamaktadır.
Belirtilen gerekçelerle, davacılardan; ... (T.C.No: …) yönünden dava dilekçesinin iptaline; ... ve ... yönünden feragat nedeniyle konusu kalmayan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına; diğer davacılar yönünden ise hukuka aykırı bulunan dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI: 1 Davalı İdare tarafından, projeyle ilgili olarak jeofizik etüt raporu ile hidrojeolojik değerlendirme raporunun hazırlatıldığı, kuyu yerlerinin belirlenmesinde ruhsat alanı, yerleşim yerlerine olan mesafeler, morfolojik nitelik arazi vasfı, tarımsal bütünlük, taşkın alanları, enerji nakil hatları, jeotermal sistemin unsurları, jeolojik, tektonik, hidrojeolojik ve hidrojeokimyasal, jeofizik değerlendirmelerin önemli rol oynadığı, çevresel etkilere karşı gerekli taahhütlerin verildiği, dava konusu işlemin hukuka uygun olduğu, Mahkeme kararının iptale ilişkin kısmının bozularak, davanın reddine karar verilmesi gerektiği ileri sürülmüştür.
2 Davalı yanında müdahil tarafından, projenin jeotermal kaynak arama projesi olmadığı halde, bilirkişilerce işletme projesi yaklaşımıyla değerlendirme yapıldığı, PTD'de tarım arazilerine yönelik değerlendirmenin yapıldığı ve tarım dışı kullanım izni alınmadan faaliyete başlanılmayacağının taahhüt edildiği, hidrojeolojik etüt raporunda kuyular hakkında bilgi verildiği, planlanan kuyuların hangi amaçla kullanılacağı, sondaj sonu yapılacak testler ile belirlenebileceği, hükme esas alınan bilirkişi raporunda itirazlara yönelik bir değerlendirme yapılmadığı, bu haliyle bilirkişi raporunun hükme esas alınmasının hukuka aykırı olduğu belirtilerek, Mahkeme kararının iptale ilişkin kısmının bozularak, davanın reddine karar verilmesi gerektiği ileri sürülmüştür.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI: Savunma verilmemiştir.
TETKİK HÂKİMİ: …
DÜŞÜNCESİ: Temyiz isteminin reddi ile usul ve yasaya uygun olan İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Dördüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE: **
MADDİ OLAY: **
Davalı yanında müdahil tarafından, Manisa İli, Salihli İlçesi, … … Mevkiinde, … erişim ve … ruhsat numaralı 1.200 ha’lık Jeotermal Kaynak Arama Ruhsatı içerisinde derin sondaj ile 5 noktada jeotermal kaynak arama faaliyeti planlanması üzerine, hazırlanan PTD ile davalı idareye başvurulmuştur.
Davalı idare tarafından alınan kurum görüşleri neticesinde, izni istenilen sondaj yerleri arasından SK 4 kodlu alan iptal edilerek sondaj sayısı 4 olacak şekilde revize edilen PTD ile ilgili olarak … tarih ve E … sayılı "ÇED Gerekli Değildir" kararı verilmiştir.
Bunun üzerine, anılan ÇED Gerekli Değildir kararının iptali istemiyle bakılan dava açılmıştır.
İLGİLİ MEVZUAT: **
2872 sayılı Çevre Kanununun 10. maddesinde; "Gerçekleştirmeyi plânladıkları faaliyetleri sonucu çevre sorunlarına yol açabilecek kurum, kuruluş ve işletmeler, Çevresel Etki Değerlendirmesi Raporu veya proje tanıtım dosyası hazırlamakla yükümlüdürler. Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu Kararı veya Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir Kararı alınmadıkça bu projelerle ilgili onay, izin, teşvik, yapı ve kullanım ruhsatı verilemez; proje için yatırıma başlanamaz ve ihale edilemez. ..." hükmüne yer verilmiştir.
25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren ve dava konusu işlem tarihinde yürürlükte bulunan Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin 4. maddesinde; "Çevresel etki değerlendirmesi gereklidir kararı: Seçme Eleme Kriterlerine Tabi Projelerin çevresel etkilerinin incelenerek, çevresel etkilerinin daha detaylı incelenmesi amacıyla Çevresel Etki Değerlendirmesi Raporu hazırlanmasının gerektiğini belirten Bakanlık kararını, ... ifade eder." olarak tanımlanmıştır. Aynı Yönetmeliğin 6. maddesinde ise; "(1) Bu Yönetmelik kapsamındaki bir projeyi gerçekleştirmeyi planlayan gerçek veya tüzel kişiler; Çevresel Etki Değerlendirmesine tabi projeleri için; ÇED Başvuru Dosyasını, ÇED Raporunu, Seçme Eleme Kriterleri uygulanacak projeler için ise Proje Tanıtım Dosyasını, Bakanlıkça yeterlik verilmiş kurum/kuruluşlara hazırlatmak, ilgili makama sunulmasını sağlamak ve proje kapsamında verdikleri taahhütlere uymakla yükümlüdürler. (2) Kamu kurum/kuruluşları, bu Yönetmelik hükümlerinin yerine getirilmesi sürecinde proje sahiplerinin veya Bakanlıkça yeterlik verilmiş kurum/kuruluşların isteyeceği konuya ilişkin her türlü bilgi, doküman ve görüşü vermekle yükümlüdürler. (3) (Değişik:RG 26/5/2017 30077) Bu Yönetmeliğe tabi projeler için "Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu" kararı veya "Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir" kararı alınmadıkça bu projelerle ilgili teşvik, onay, izin, yapı ve kullanım ruhsatı verilemez, proje için yatırıma başlanamaz ve ihale edilemez. Ancak bu durum söz konusu teşvik, onay, izin ve ruhsat süreçlerine başvurulmasına engel teşkil etmez. (4) Bu Yönetmelik hükümlerine göre karar tesis edilmeden önce, projenin gerçekleştirilmesinin mevzuat bakımından uygun olmadığının tespiti halinde, aşamasına bakılmaksızın süreç sonlandırılır." kuralına, 15. maddesinde; "(1) Bu Yönetmeliğin; a) Ek 2 listesinde yer alan projeler, b) Kapsam dışı değerlendirilen projelere ilişkin kapasite artırımı ve/veya genişletilmesinin planlanması halinde, mevcut proje kapasitesi ve kapasite artışları toplamı ile birlikte projenin yeni kapasitesi ek 2 listesinde belirtilen projeler, seçme, eleme kriterlerine tabidir." kuralına yer verilmiştir.
Aynı Yönetmeliğin seçme eleme kriterleri uygulanacak projeler listesi olan EK 2 listesinin 55. maddesinde; maden, petrol ve jeotermal kaynak arama projeleri, (Sismik, elektrik, manyetik, elektromanyetik, jeofizik vb. yöntemle yapılan aramalar hariç) sayılmıştır. EK IV bölümünde ise Proje Tanıtım Dosyasının Hazırlanmasında Esas Alınacak Seçme Eleme Kriterleri belirtilmiş, 1. Projenin Özellikleri kısmında: a) Projenin ve yerin alternatiflerinin (proje teknolojisinin ve proje alanının seçilme nedenlerinin), b) Projenin iş akım şemasının, kapasitesinin, kapladığı alanın, teknolojisinin, çalışacak personel sayısının, c) Doğal kaynakların kullanımının (arazi kullanımı, su kullanımı, kullanılan enerji türü vb.), ç) Atık miktarının (katı, sıvı, gaz ve benzeri) ve atıkların kimyasal, fiziksel ve biyolojik özelliklerinin, d) Kullanılan teknoloji ve malzemelerden kaynaklanabilecek kaza riskinin, 2. Proje Yeri ve Etki Alanının Mevcut Çevresel Özellikleri kısmında: a) Mevcut Arazi Kullanımı ve kalitesi (tarım alanı, orman alanı, planlı alan, su yüzeyi ve benzeri), Ek V’deki Duyarlı Yöreler Listesi dikkate alınarak korunması gereken alanlar, 3. kısmında; Projenin İnşaat ve İşletme Aşamasında Çevresel Etkileri ve Alınacak Önlemler ile Notlar ve Kaynakların, Ekler kısmında ise: 1 Proje için seçilen yerin koordinatlarının, 2 Proje alanı ve yakın çevresinin mevcut arazi kullanımını değerlendirmek için; yerleşim alanlarının, ulaşım ağlarının, enerji nakil hatlarının, mevcut tesislerin ve ek 5'de yer alan Duyarlı Yöreler Listesinde belirtilen diğer alanların (proje alanı ve yakın çevresinde bulunması halinde) yerlerine ilişkin verileri gösterir bilgiler 1/25.000 ölçekli halihazır harita (çevre düzeni planı, nazım, uygulama imar planı, vaziyet planı veya plan değişikliği teklifleri, topografik harita) üzerine işlenerek kısaca açıklanmasının, jeoloji haritasının ve depremselliğin belirtilmesi gerektiği şeklinde düzenlemelere yer verilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME: **
Çevresel etki değerlendirmesi ile, gerçekleştirilmesi planlanan projelerin çevreye olabilecek olumlu ya da olumsuz etkilerinin belirlendiği, olumsuz yöndeki etkilerin önlenmesi ya da çevreye zarar vermeyecek ölçüde en aza indirilmesi için alınacak önlemlerin irdelendiği, seçilen yer ile teknoloji alternatiflerinin değerlendirildiği, ayrıca projelerin uygulanmasının izlendiği ve kontrolünde sürdürülecek çalışmaların belirlendiği bir süreç öngörülmüş olup, Yönetmelik kapsamında yer alan bir faaliyet nedeniyle hazırlanacak ÇED raporunda özel format uyarınca, projenin gerçekleştirileceği yer ile alternatif alanlar belirlenerek projenin hizmet amacı, önem ve gerekliliği kapsamında yerin ve etki alanının çevresel özellikleri, çevresel etkiler ve alınacak önlemlerin tartışılması, faaliyet yerinin belirlenmesinde ise, faaliyetin büyüklüğü, amacı, ulaşım, iklim, toprağın ve çevrenin özellikleri, olası etkiler ve etkilerin azami giderilme olanakları gibi unsurların etkili olması, bu bağlamda, sürdürülebilir kalkınma ve sürdürülebilir çevre dengesinin sağlanması yolunda belirtilen nitelikteki bir faaliyete en uygun yerin seçilmesi esastır.
Çevresel etki değerlendirmesi; gerçekleştirilmesi planlanan projenin, çevreye olabilecek olumlu ya da olumsuz etkilerinin belirlenmesi, olumsuz yöndeki etkilerin önlenmesi ya da çevreye zarar vermeyecek ölçüde en aza indirilmesi için alınacak önlemlerin belirlenerek değerlendirilmesi amacıyla yapıldığından, ÇED sürecinde verilen kararların iptali istemiyle açılacak davalarda, yukarıda belirtilen Yönetmeliğin Ek III. maddesindeki unsurlar yönünden, ÇED kararlarının bir bütün olarak çevresel etkilerinin irdelenmesi gerekmektedir.
Uyuşmazlıkta, her ne kadar İdare Mahkemesi kararında iptal gerekçesi olarak, ziraat mühendisinin değerlendirmeleri esas alınarak, PTD'nin çok genel hazırlanmış olması nedeniyle yeterli olmadığı, kirletici unsurların önlenmesi ile ilgili açıklamanın PTD'de yeterli olmadığı ve sondaj kuyularının Gediz Nehrine yakın olmasından dolayı jeotermal suyun çıkarılması esnasında yüzey tatlı su tabakasına bulaşımının olup olmadığının anlaşılması için izleme kuyularının açılmasının gerekli olduğu, bununla ilgili herhangi bir açıklamanın PTD'de bulunmadığı, sondaj yerleri mutlak tarım arazileri üzerinde planlandığından toprak koruma projesinin PTD'de bulunmasının gerekli olduğu ve bu arazilerin ilerleyen aşamalarda tarım dışına çıkarılabilmesi için bu aşamada toprak koruma projesinin hazırlanmasının gerektiği hususlarına yer verilmiş ise de, ziraat mühendisinin değerlendirmesinin aksine, PTD'de projenin etkilerinin faaliyet öncesi ve sonrasında izlenebilmesi amacıyla sondaj lokasyonlarının bazılarının da yer aldığı Ulubey formasyonu içindeki gözlem kuyusu eş seviye YAS eğrilerine göre sondaj lokasyonlarının memba bölümünde 1 adet, sondaj lokasyonlarının bazılarının da yer aldığı kuvaterner yaşlı alüvyon biriminde eş seviye YAS eğrilerine göre sondaj lokasyonlarının mansap kısmında 1 adet, yine bu birim içerisinden geçen Gediz Nehri üzerinde 1 adet (yüzey suyu izleme noktası) ve Kaletepe formasyonu içerisinde eş seviye YAS eğrilerine göre sondaj lokasyonlarının mansap kısmında 1 adet olmak üzere 4 adet gözlem noktası belirlenerek, 4 noktada izleme yapılacağının belirtildiği görülmüş olup, dava konusu projenin jeotermal kaynağın işletme projesi olmadığı, dolayısıyla işletme projesini de kapsayacak şekilde kapsamlı bir PTD'nin hazırlanmasının beklenemeyeceği, sondaj noktalarının tarım arazileri üzerinde bulunması nedeniyle faaliyete geçilmeden önce tarım dışı kullanım izninin alınması amacıyla hazırlanması gereken toprak koruma projesinin ÇED Gerekli Değildir kararından sonra da hazırlanması mümkün olduğundan, bu aşamada PTD'de toprak koruma projesinin yer almamasının (PTD'de yer alan muhtemel çevresel etkilere karşı alınması gereken önlemlerle birlikte değerlendirildiğinde) eksiklik olarak değerlendirilemeyeceği sonucuna varılmıştır.
Öte yandan, İdare Mahkemesi kararında diğer bir iptal gerekçesi olarak, PTD'de yapılmış olan jeofizik manyetotellürik çalışmaların rapor içinde doğru olarak yorumlanmadığı, verilerin jeotermal bir sistemin karakterini çözecek nitelikte sonuçlar vermediği, kesitlere yerleştirilen fay yorumlarının bölgenin tektoniği ile uyumlu olmadığı ve özellikle MTA'nın bölgede yapmış olduğu çalışmalardan elde edilen faylarla uyumlu olmadığı, örtü karakterinin ve kalınlığının tam olarak saptanamadığı, jeoelektrik temelin karakterinin tam olarak belirlenemediği özellikle jeotermal kaynaklara yönelik projelerde yeraltının dolayısıyla rezervuarın ve jeotermal sistemin doğru olarak tanımlanması gerektiğinin açık olduğu, bu durumun yer üstündeki planlamayı doğrudan etkileyeceği, rezervuarın jeofizik açıdan doğru tanımlanmamasının tespit edilen sondaj noktalarının konumunun da uygun olmaması ve jeotermal sistem ile kurulan ilişkinin faylar anlamında doğru kurulmaması sonucuna yol açılabileceği hususları yer almış ise de, PTD'de sahadaki olası enerji potansiyelini ortaya koymak için yapılan jeofizik etüt kapsamında K G profiller üzerinde belirlenen noktalarda MT ölçümlerinin yapıldığı, MT verilerinden 2 boyutlu özdirenç modelleri ve bu modellerden belli derinlikler için özdirenç haritalarının yapıldığı, sahadaki olası tektonik unsurlar, örtü kalınlığı ve yayılımı, jeoelektrik temel ve sonuçta sahanın jeotermal enerji potansiyeline dair veriler elde edilmesi ile 4 sondaj lokasyonunun belirlendiği görülmüş olup, jeofizik mühendisinin söz konusu çalışmaların yetersiz veya yanlış olduğu yönündeki değerlendirmelerinin ise çok genel ve soyut nitelikte olduğu, bu haliyle PTD'yi kusurlandırmayacağı sonucuna varılmıştır.
Ayrıca, jeoloji/hidrojeoloji mühendisi tarafından, proje alanının jeolojik ve hidrojeolojik özelliklerine, yeraltı ve yerüstü su durumlarına, sondajlarda geçilecek formasyonlara, jeotermal akışkanın kimyasal özelliklerine, kuyu teçhiz planı vb. konulara yer verildiği belirtilerek, bu yönlerden PTD yeterli bulunduğu gibi, çevre mühendisi tarafından da test sularının re enjekte edilerek alıcı ortama verilmeyeceği taahhüdü başta olmak üzere, atık oluşumu, depolanması ve bertarafı yönlerinden de PTD'nin yeterli bulunduğu dikkate alındığında, dava konusu proje nedeniyle taahhütlere uyulması durumunda, doğrudan veya dolaylı olarak yeraltı ve yüzey suları ile toprak kirliliğinin meydana gelmeyeceği, dolayısıyla tarımsal faaliyetler başta olmak üzere, çevrenin olumsuz etkilenmeyeceği sonucuna ulaşılmıştır.
Bu itibarla; PTD'de jeotermal kaynak arama projesi ile ilgili olarak muhtemel çevresel etkilere ve olumsuz etkilerin giderilmesi için alınacak önlemlere yer verildiği görülmekte olup, dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığından, Mahkeme kararının temyiz edilen dava konusu işlemin iptaline ilişkin kısmında hukuki isabet bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU: **
Açıklanan nedenlerle;
-
Temyiz istemlerinin kabulüne,
-
Temyize konu ... İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyiz edilen iptale ilişkin kısmının BOZULMASINA; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 20/A 2(i) maddesi uyarınca DAVANIN REDDİNE,
-
Aşağıda ayrıntısı gösterilen … TL yargılama giderinin davacılar üzerinde bırakılmasına,
-
Davalı idarece temyiz aşamasında yapılan ve aşağıda dökümü gösterilen … TL yargılama gideri ile hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca duruşmalı işler için belirlenen … TL vekalet ücretinin davacılardan alınarak davalı idareye verilmesine,
-
Davalı yanında müdahil tarafından yapılan … TL yargılama giderinin davacılardan alınarak davalı yanında müdahile verilmesine,
-
Adalet Bakanlığı Strateji Geliştirme Başkanlığı tarafından karşılanan keşif harcı ile keşif gideri olmak üzere toplam … TL'nin davacılardan tahsili için ilgili Kuruma yazı yazılmasına ve kararın bir örneğinin ilgili Kuruma tebliğine,
-
Artan … TL keşif avansının Adalet Bakanlığı Strateji Geliştirme Başkanlığına iadesine; artan posta avansının ise istemi halinde davalı idareye verilmesine,
-
Dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine,
-
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 20/A 2 (i) maddesi uyarınca, kesin olarak, 28/12/2023 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
(X) KARŞI OY: **
Temyize konu İdare Mahkemesi kararında; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinin 2. fıkrasında sayılan bozma nedenlerinden hiçbirisi bulunmadığından, Mahkeme kararının onanması gerektiği oyu ile aksi yöndeki çoğunluk kararına katılmıyoruz.
Danıştay 4. Daire Başkanlığı 2023/12416 E. , 2023/7556 K."İçtihat Metni"
T.C.
D A N I Ş T A Y
DÖRDÜNCÜ DAİRE
Esas No : 2023/12416
Karar No : 2023/7556
TEMYİZ EDENLER : 1 (DAVALI) … Valiliği (E Tebligat)
VEKİLİ : Av. …
2 (DAVALI YANINDA MÜDAHİL) … Sanayi Anonim Şirketi
VEKİLİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVACILAR) :
1 … Çevre Derneği, 2 Sınırlı Sorumlu … Kooperatifi , … , 85 …
VEKİLLERİ : Av. …
İSTEMİN KONUSU : … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Manisa İli, Salihli İlçesi, … … mevkilerinde davalı yanında müdahil tarafından yapılması planlanan "… Erişim ve … Ruhsat Numaralı Sahada 4 Adet Sondaja Dayalı Jeotermal Kaynak Arama" projesi ile ilgili olarak Manisa Valiliği Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğünce verilen … tarih ve E … sayılı "Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Gerekli Değildir" kararının iptali istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: Davacılardan ... ve … yönünden davanın ehliyet yönünden reddi, diğer davacılar yönünden dava konusu işlemin iptali yolundaki İdare Mahkemesi kararının temyiz edilen iptale ilişkin kısmının, Danıştay Altıncı Dairesinin 30/12/2021 tarih ve E:2021/10566, K:2021/14789 sayılı kararıyla bozulması üzerine, bozmaya uyularak verilen temyize konu kararda; uyuşmazlığın çözümü amacıyla çevre mühendisi, ziraat mühendisi, jeoloji mühendisi, hidrojeoloji mühendisi ve jeofizik mühendisinden oluşan bilirkişi heyetiyle yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucunda düzenlenen bilirkişi raporunda özetle; jeoloji/hidrojeoloji mühendisliği yönünden yapılan değerlendirmede; söz konusu etkinlikle ilgli olarak hazırlattırılan nihai proje tanıtım dosyasında (PTD) mevcut durumla ilgili olarak jeolojik, hidrojeolojik açıdan değerlendirmelerin yeterli düzeyde olduğu, raporun mevcut hidrojeolojik duruma göre kurgulandığı, çevredeki yüzey ve yeraltı su noktaları ve akiferler belirtilerek mevcut sondaj kuyuları ve yeraltı sularının özellikleri yeterince ayrıntılarıyla anlatıldığı, daha önce aynı firmanın komşu alanlardaki ruhsat alanları için hazırlanmış olan PTD'deki eksikliklerin giderildiği, yörenin jeolojik ve hidrojeolojik özelliklerinin, yeraltı ve yerüstü su durumlarının, sondajlarda geçilecek formasyonların, jeotermal akışkanların kimyasal özelliklerinin, kuyu teçhiz planları vb. konular ile söz konusu etkinlikle ilgili olabilecek çevresel etkilerin ve alınabilecek önlemlerin yeterli düzeyde anlatıldığı, dava konusu alanda yapılan ve PTD'de belirtilen hidojeolojik çalışmaların saha gerçekleriyle uyumlu olduğu, sonuç olarak; dava konusu proje ile ilgili hazırlanan PTD'de söz konusu etkinliğin jeolojik ve hidrojeolojik açıdan yeterli düzeyde tanıtıldığı ve saha gerçekleriyle uyuştuğu; jeofizik mühendisliği yönünden yapılan değerlendirmede; raporda jeofizik hakkında verilen bilgilerin bir kısmının Mahkemenin E:… sayılı dosyasındaki nihai ÇED raporu içinde de verildiği, özellikle DES çalışmaları o dosya içinde ayrıntılı olarak verildiği, bu dosyada ise DES çalışmaları hakkında bir bilginin bulunmadığı, bu raporda ayrıntılı olarak yapılan manyetotellürik çalışmalar ve bu çalışmalardan elde edilen sonuçlar şekiller, görüntüler, yapılan işlemler ve yorumlar biçiminde rapor ekinde verilen jeofizik etüd raporunda sunulduğu, bu nedenle, 4 adet sondaja dayalı jeotermal kaynak arama raporundaki bilgiler ve bulgular ayrıntılı olarak incelendiği, KB GD yönlü olarak da sunulan amaca uygun bir sonucun elde edildiğini söylemenin olanaklı olmadığı, çalışmanın lokasyon görüntüsünde verilerin, K G yönlü üç uzun hat boyunca, KB GD yönlü olarak da kısa bir hat üzerinde, genelde hatta yakın olacak biçimde toplandığı, daha sonra bunların içinde 28 tanesini 2B bir modelleme elde edebilmek amacıyla kullanıldığı, değişik kesitlerden elde edilen 2 B resistivite modellerinin ise profil 1, 2,3 ve 4 olarak ayrı ayrı sunulduğu, genelde K G yönlü kesitlerin birbirine yakın model sonuçları ortaya koyduğu, bu modellerde yüzeye yakın 200 ile 600 metre arasındaki kısımlarda düşük ve orta resistiviteli dağılımlar ve derine doğru da yüksek resistiviteli dağılımların görüldüğü, ancak tüm resistiviteler 5 ile 100 ohm.m arasında bir dağılım içinde görüldüğü, açıkçası bu modeller üzerinde tanımlanan amaçların hiçbirini gösterebilecek bir sonuç ortaya çıkmadığı, sahadaki çökel birimlerin toplam kalınlığının altında bulunan temel kayaç katmanının, yüzeyden olan derinliğinin ve topografyasının bu kesitler içinde ayrılmadığı, sadece rapor içinde, 50 60 ohm.m özdirenç değerleri arası jeoelektrik temel seviyesi başlangıç değeri olarak belirlendiği, 50 60 ohm.m'den küçük değerlerin örtü birimlerini temsil ettiğinin düşünüldüğü şeklinde bir yorumun yapıldığı, yüzeyden başlayarak yaklaşık 600 metre derinliğe kadar ondülasyonlu bir dağılım sunan 5 ile 60 ohm.m arasındaki dağılımın, hangi örtü birimlerinde temsil edildiği, derinde tekdüze görülen 60 ohm.m üstü jeoelektrik temel olarak ne tür kayaçların tanımlandığı, açıkçası kesitlerde en derin olarak 1000 metreye kadar üstteki tabakaların ulaştığı, bunun altında ise tekdüze bir ortam dağılımı sergileyen resistivite değerlerinin mevcut olduğu, böyle değerlerin olmasına karşın model kesitlerin neden 5000 metreye kadar verildiği hususunun bir anlam ifade etmediği ve raporun müelliflerinin de bunun farkına vararak, derinlikleri 2000 metre ile de sınırlandırdıkları, bu kesitler üzerinde “örtülü yerlerdeki jeolojiyi aydınlatılması, yeraltının yapısını ve etkin olan tektonizmanın belirlenmesi de hedefler arasında” diye belirtilen bilgiye de sunulan model kesitlerden ulaşmanın olası olmadığı, daha sonra değişik derinliklere ilişkin seviye haritalarının oluşturulduğu, açıkçası bu seviye haritalarının yaklaşık olarak 600 metre derinliğe kadar kuzeyde yüksek ve güneyde düşük orta resistiviteli dağılımların varlığını ortaya koyduğu, bunların ışığında bu kesitlere bakarak, daha ayrıntılı bir yorum yapmak çok olanaklı değilken, raporun müelliflerinin modellenen faylar olarak belirlenen çizgiler ortaya koydukları, açıkçası bunların hangi veriler doğrultusunda ortaya konulduğunun açıklanmadığı, açıkçası konulan bu fayların, yüzeydeki örtü tabakalarla ilişkili bir dağılım sunmadığı, bunun dışında bir kısmı da kesitlerde tekdüze resistivite dağılımı olan kesimlerin bulunduğu, resistivitede değişimin olmadığı bir bölgede böyle bir faylanma modelinin konulması pseodo yorumlara yol açacağı, böylece jeotermal sistem ile olan ilişkinin faylar anlamında doğru kurulamayacağı, jeotermal sistemlerin en önemli öğelerinden biri olan fayların doğru belirlenemediğinde sistemi tanımlamanın çok zor olduğu, bu nedenle burada kurgulanan fayların o bölgeyi gösteren MTA'nın diri fay haritası ile karşılaştırıldığında bir ilişkinin olmadığının görüldüğü, açıkçası jeotermal sistemlerin aktif diri faylar ile ilişkili sistemler olduğu ve bu nedenle ortaya çıkan sonuçların MTA diri fay haritası ile ilişkili bir sonuç vermesinin bekleneceği, bu nedenle buradaki fayların neye göre buraya yerleştirildiğinin açıkçası anlaşılamadığı, ayrıca raporda bölgesel (rejyonel) gravite ve manyetik verilerden hazırlanmıştır ifadesi bulunduğu, bu haritaların veri olarak toplanıp toplanmadığının yoksa MTA'nın yapılmış olan bölgesel harıtalarından mı üretildiğinin belli olmadığı, bunlardan P1 ve P2 hattı için iki şekil verildiği, ilk şekilde elektrik modelin üstünde gravite verisinin bulunduğu, bu veriden yararlanarak, temelin sığlığı ve derinliği hakkında bir yorum yapıldığı, aslında sunulan gravite verisinin burada belirtilenleri tam olarak sağlamadığı, ayrıca bu verinin nasıl değerlendirildiği, hangi modelleme tekniği kullanıldığı gibi birçok kısmın rapor içinde belirtilmediğinden aralarındaki ilişkinin doğru olarak değerlendirilmediği, açıkçası fayların da buraya nasıl yerleştirildiğinin anlaşılamadığı, buraya yerleştirilen fayların gravite ile bir ilişkisinin bulunmadığı, sunulan elektrik kesitten de böylesi bir fay modelinin konulmasının olanaklı olmadığı, konulan fayların MTA diri fay haritası ile de ilişkili olmadığının belirtilmesi gerektiği, ayrıca burada sunulan fayların MTA tarafından önceden yayınlanmış haritalardaki normal basen fayları ile de ilişkili olmadığının da belirtilmesi gerektiği, P2 kesitinde de benzer bir durumun söz konusu olduğu, özellikle hatların birbirine çok yakın olmasına karşın, farklı bir gravite eğrisinin söz konusu olduğu, ayrıca manyetik eğrinin neden buraya konulduğu ve neyi tanımladığı gibi bilgilerin de mevcut olmadığı, yine benzer fayların bu kesit üzerine de yerleştirildiği, ancak ilişkilerin açıkça raporda yorumlanmadığı, yaklaşık 1600 metre derine kadar uzatılan sondajdan da ne elde edilmek istenildiğinin açıkça belirtilmediği, sonuç ve önerilerde belirtilenler ile elde edilen sonuçlar arasında uyumsuzluk belirlendiği, bu nedenle yorumların bölgedeki önceki jeolojik çalışmalara göre yapıldığı ve raporda sunulan elektrik modellerden böylesi sonuçların yapılmasının olanaklı olmadığı belirtilmesi gerektiği, örneğin raporda sunulan şu tümce neye göre verilmektedir? “Tabanda, Metamorfik temelin üzerinde daha çok çakıl taşları ile temsil edilen neojen, üste doğru kumtaşı, kil, silt, çamur taşları ile temsil edilir.” Bunun verisi elektrik veride görülmekte midir? Görülüyorsa, modeller üstüne neden eklenmemiştir? sonuç olarak; PTD'de yapılmış olan jeofizik manyetotellürik çalışmaların rapor içinde doğru olarak yorumlanmadığı, verilerin jeotermal bir sistemin karakterini çözecek nitelikte sonuçlar vermediği, kesitlere yerleştirilen fay yorumlarının bölgenin tektoniği ile uyumlu olmadığı ve özellikle MTA'nın bölgede yapmış olduğu çalışmalardan elde edilen faylarla uyumlu olmadığı, örtü karakterinin ve kalınlığının tam olarak saptanamadığı, jeoelektrik temelin karakterinin tam olarak belirlenemediği, temelde 100 ohm.m gibi düşük resistivite değerlerinin buradaki jeolojik temeli elektriksel karakteristik açısından tanımlamadığı, rapor müelliflerinin rezervuar olduğunu yorumladıkları jeolojik birimin neden yüksek özdirenç verdiğinin tanımlanmaması, araştırma sondajının yerinin ve lokasyonunun elde edilen jeofizik verilerden ziyade daha önceden bilinen jeolojik veriler doğrultusunda önerildiği, raporda jeotermal rezervuar ve karakteri hakkında yeterli yorumun bulunmayışı ve önerilen sondaj yerinin raporda sunulan yeterli olmayan verilere göre nasıl önerildiğinin, raporda tanımlanan jeofizik çalışmaların sonuçları ile sondajlı kaynak arama faaliyeti (9 adet sondaj kuyusu) için sunulan nihai ÇED dosyasındaki jeoelektrik çalışmalarla uyuşmadığı görülmüş olması ve jeofizik çalışmaların yorumlanmamasından dolayı, jeotermal bir sistemin ortaya çıkarılması açısından sunulan sonuçların yeterli olmadığı, ayrıca rapor içinde risk değerlendirilme bölümünde de rapor müelliflerinin raporda belirttiği gibi “Derin seviyelerde (temel içerisinde) yüksek sıcakIığa yoracağımız düşük özdirenç değerleri ölçülemediği, mevcut jeofizik verilere göre bu sahada sıcaklığın derinlikle ve örtü kalınlığı ile ilişkili olduğunun düşünüldüğü, daha fazla sıcaklığın daha derinden alınacağının değerlendirildiği gibi doğrudan yapılan çalışma sonucuna göre doğru bir sondajın yapılamayacağının öngörüldüğü, sunulan bilgilerin, sondajda ne tür birimlerin kesilebileceği hakkında yeterli bir bilgiyi ortaya koymadığı, aslında jeofiziğin yapılma nedeninin, jeotermal rezervuar ve ilişkili ortamların ayrıntılı olarak tanımlanması ve doğru sondaj lokasyonu verilerek, sondaja altlık sağlayacak yorumların sunulmasının gerekli olduğu, sonuç olarak, jeofizik verilerin yetersiz olduğu; çevre mühendisliği yönünden yapılan değerlendirmede; Tarım ve Orman Bakanılığı Su Yönetimi Genel Müdürlüğü Gediz Havzası NHYP hazırlanması projesi nihai NHYP raporunda da jeotermal kuyuları, çevresel kalite hedeflerinin sağlanmasında engel oluşturan baskılardan biri olarak tanımlandığı, Gediz Nehir Havzası Yönetim Planı raporuna göre Salihli YAS'ın jeotermal baskısı altında (noktasal kirleticilere göre baskı sınıfları kapsamında) olarak tanımlandığı, bor ve arsenik parametrelerinin yıllık ortalama çevresel kalite standardı üzerinde çıkması jeotermal kuyuların havzada risk değerini artırarak havza üzerinde bir baskı unsuru oluşturduğu yönünde etki değerlendirmesinin yapıldığı, kapasiteden bağımsız olarak drenaj alanında jeotermal kuyuların bulunduğu su kütlelerini potansiyel baskı altında olarak değerlendirildiği, Tarım ve Orman Bakanlığı, Su Yönetimi Genel Müdürlüğü, Taşkın ve Kuraklık Yönetimi Daire Başkanlığı tarafından yayımlanan Gediz Havzası Kuraklık Yönetim Planı raporunda, Gediz havzasının artan bir kuraklık riskinin söz konusu olduğu, havzasında yer alan alt havzalarda yerüstü ve yeraltında oluşan su potansiyelindeki mevcut ve projeksiyon akımlarındaki azalmanın % 20,3 ile 45,9 arasında değiştiğinin belirtildiği, ayrıca bu raporda Gediz Nehri'ne deşarj edilen jeotermal atıksuların, hem sulama suyunda hem de bu su ile sulanan topraklarda olumsuz etkiler oluşturduğunun dolayısıyla bu alanlarda tarımı yapılan bitkilere özellikle de bor mineraline çok duyarlı olan narenciye ağaçlarına zarar verdiğinin ve bu nedenle, jeotermal santrallerin atıksuları kesinlikle yüzey ve yeraltısularına deşarj edilmemeli, bu suların re enjeksiyon yoluyla derin akiflere tekrar geri basılması olanaklarının araştırılması gerektiğinin belirtildiği, dolayısıyla jeotermal kuyu/tesisin, noktasal kaynaklı kirleticiler olarak havza su kaynakları üzerinde kalite açısından baskı oluşturduğu, re enjeksiyon hususu dışında, korozyon nedeniyle meydana gelebilecek sızıntı veya çeşitli nedenlerle meydana gelebilecek patlama vs. gibi diğer etkilere yönelik alınması gereken önlemler olarak PRD'de kirliliğe neden olan faaliyetin durdurulması, sorumluluğun üstlenilmesi ve kirliliği oluşturan sebeplerin ortadan kaldırılması üzerine olduğu, sonuç olarak; sondaja dayalı kaynak arama projesinin sondaj çalışması sürecinde inşaat taahhütlerine uyulmaması, teknik olarak re enjeksiyon yapılamaması veya süreçte işletme kazası (patlama, vb) olması durumlarında proje etki alanı içinde su kaynaklarında ve toprakta olumsuz çevresel etki oluşturma riski bulunmakla beraber bu zararların sonradan alınacak önlemlerle giderilebilmesinin mümkün olmadığı, ancak PTD'de verilen bilgilere göre sondaja dayalı kaynak arama projesi kapsamında atık oluşumu, depolanması ve bertarafı hususlarında ilgili mevzuat çerçevesinde teknik bir uygunsuzluk bulunmadığı, ziraat mühendisliği yönünden yapılan değerlendirmede; dava konusu 4 sondaj alanının tümünün tarım dışında kullanımı kesinlikle 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanununca yasaklanmış olan mutlak tarım arazileri içinde kaldığının belirlendiği, Manisa ili ve çevre ilçelerinin Türkiye'de ve dünyada en kaliteli zeytin, üzüm ve meyve yetiştirildiği bahçelere sahip olduğu, tarımsal olarak çok önemli bu özel bitkilerin yetişme alanı olan 1. ve 2. sınıf arazi kullanım sınıfına ait arazilerin yasal olarak özel korunması gereken araziler olarak, tarımsal niteliği korunacak alanlardan olduğu, dava konusu tesisin kurulduğu/kurulmakta olduğu alanın çevrede bir çok alternatif alanı bulunmasına rağmen mutlak tarım arazileri üzerinde mutlaka korunması gereken bu verimli tarım arazilerinin tarım dışına çıkarılmasına neden olduğu, bu verimli tarım arazilerinin çevrede alternatif alanların bulunabilecek olmasına rağmen ülke nüfusunu karşılamayan üretimin daha da azalmasına neden olmasının kaçınılmaz olduğu, çevre halkının yegane geçim kaynağının tarımsal üretim olduğu düşünüldüğünde kamu yararından bahsetmenin mümkün olmadığı, kuyu yerlerinin belirlenmesinde, çevre mevzuatında yer alan kriterler, yerleşim yerlerine olan mesafeler, morfolojik nitelik, arazi vasfı, tarımsal bütünlük, taşkın alanları, enerji nakil hatları, jeotermal sistemin unsurları, jeolojik, tektonik, hidrojeolojik, hidrojeokimyasal değerlendirmelerin önemli rol oynadığı, sahada yapılan bu çalışmaların yanı sıra uzaktan algılama, uydu görüntüsü işleme ve coğrafi bilgi sistemleri çalışmaları ve değerlendirmelerinin de yer seçimi sırasında etkili olduğunun belirtildiği, buradan hiçbir alternatif alan arayışına gidilmediğinin anlaşıldığı, bu bağlamda PTD dosyasının yeterli olarak hazırlanmadığının görüldüğü, dava konusu projenin büyük bir bölümünün üzerinde bulunduğu "Mutlak Tarım” arazilerinin kesinlikle tarım dışına çıkarılamayacağının 5403 sayılı Yasa ile açıkça hükme bağlandığı, ancak alternatif alan bulunmadığı takdirde kamu yararı ve ilgili bakanlık veya valilikçe kamu yararı kararı verildiğinde yenilenebilir enerji kaynakları için istisnai olarak tarım dışma çıkarılabileceği belirtildiği, ancak PTD'den anlaşılacağı üzere, davalı firmanın alternatif yer arayışında bulunmadığının görüldüğü, proje yerinin alternatifleri ile ilgili hiçbir çalışmanın yapılmamasının projenin en büyük eksikliklerinden olduğu, PTD'de mutlak tarım arazisi vasfında olan sondaj alanlarının ilgili kanunca gerekli olan “Toprak Koruma Projesinin” bulunmadığının görüldüğü, mutlak tarım arazisi vasfındaki bu alarıların tarım dışı amaçla kullanılabilmesi için “Toprak Koruma Projesinin” PTD'de mutlak suretle olması gerektiği, Gediz Nehrinin yakınında bulunan sondaj kuyularından çıkan fazla jeotermal suyun risk taşıdığı, jeotermal akışkanların yüzeyüstü su kaynaklarına karışmasından kaynaklanabilecek yüzey ve yeraltı sularının kirlenmesi, toprak kirlenmesi ve dolayısıyla tarımsal alanlara olabilecek etkilerden olduğu, jeotermal atık suların yüksek miktarlarda tuz (örneğin Na, SO4, vb), ziraat için zararlı maddeler (örneğin bor), fiziksel zehirli maddeler (örneğin arsenik) ve su kirliliği yapan maddeler (örneğin NH4, NOz, NO3) içerebildiği, bu yüksek derişimler yukarıda değinildiği gibi hem kullanılan yüzey ve yeraltı suları için hem de toprak için tehdit oluşturduğu, bu kirtetici unsurların önlenmesi ile ilgili bir açıklamanın PTD'de yeterli olmadığının görüldüğü, bu bağlamda sondaj kuyularının açılmasından önce daha detaylı bir incelemenin yapılması gerekliliğinin ortaya çıktığı, olayı sadece sondaj kuyusu açmak olarak değerlendirmenin mümkün olmadığı, ileriki süreçlerde açılan sondaj kuyuları üretim veya reenjeksiyon kuyuları şeklinde kullanılarak jeotermal enerji santralinin kurulacağı, bu nedenle de daha projenin başlangıç aşamasında çok genel olarak hazırlandığı görülen PTD'nin yeterli olmadığı, sondaj kuyularının Gediz Nehrine yakın olmasından dolayı jeotermal suyun çıkarılması esnasında yüzey tatlı su tabakasına bulaşımının olup olmadığının anlaşılması için izleme kuyularının açılması gerektiği, bununla ilgili herhangi bir açıklamanın PTD'de bulunmadığı, açılacak kuyularda jeotermal kaynak potansiyelinin belirlenmesine yönelik yapılacak testlerin neler olabileceği, yaklaşık sürelerine ve kuyu debilerine göre deşarj miktarları, depolama havuzlarının yeterliliği, yetmemesi durumunda yaklaşık olarak ne kadar süre, miktar ve kalitede akışkanın alıcı ortama deşarj edilebileceği, havuz tasarımında alınacak önlemlerin ve kaza durumu etki hafifletme tasarımlarının neler olduğu belirsiz olduğundan teknik tasarım ve taahhütler yetersiz olduğu, "Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği ve diğer mevzuat hükümleri sağlandıktan ve gerekli izinler alındıktan sonra jeotermal akışkan deşarjı yapılacaktır." ifadesine rağmen deşarjın yaklaşık miktarı, ne kadar süre ile nereye yapılacağı, alıcı ortam özellikleri, bitki örtüsü, canlılar ve tarım sektörü açısından kullanılan bir ortam olup olmadığı, oluşabilecek sorunları engellemeye yönelik yapılacak çalışmalar ve alınacak önlemlerin açıklanmadığı, PTD'deki yapılandırmalar eksik veya yetersiz ise projenin gerçekleşmesi ile çevrede olumsuz etkilerin ortaya çıkmasının kaçınılmaz olduğu, bu nedenle PTD'nin daha detaylı olarak hazırlanması gerektiği, sonuç olarak, dava konusu projenin gerçekleştirilmesinin, kamu yararı ve çevre dengesi gözetilerek çevresel açıdan muhtemel zararlar ile bu zararların alınacak önlemlerle giderilebilmesinin mümkün olmadığı, projenin gerçekleştirileceği alandaki doğal kaynakların kullanımının yöredeki bitki örtüsüne, canlılara ve tarım sektörüne olumsuz etkisinin olacağı, bu doğrultuda çevreye olumsuz etkilere PTD'de belirtilen önlem ve açıklamaların yetersiz olduğu, yönünde tespit ve değerlendirmelerde bulunulmuştur.
Bilirkişi raporu taraflara tebliğ edilmiş, davalı idare ve müdahil şirket tarafından yapılan itirazlar doğrultusunda bilirkişilerden ek rapor aldırılmasına karar verilmesi üzerine sunulan ek bilirkişi raporunda özetle; ziraat mühendisliği açısından; dava konusu projenin gerçekleştirilmesinin, kamu yararı ve çevre dengesi gözetilerek çevresel açıdan muhtemel zararlar ile bu zararların alınacak önlemlerle giderilebilmesinin mümkün olmadığı, projenin gerçekleştirileceği alandaki doğal kaynakların kullanımının yöredeki bitki örtüsüne, canlılara ve tarım sektörüne olumsuz etkisinin olacağı, bu doğrultuda çevreye olumsuz etkilere PTD'de belirtilen önlem ve açıklamaların yetersiz olduğu, jeofizik mühendisliği açısından; PTD'de yapılmış olan jeofizik manyetotellürik çalışmaların rapor içinde doğru olarak yorumlanmadığı, verilerin jeotermal bir sistemin karakterini çözecek nitelikte sonuçlar vermediği, kesitlere yerleştirilen fay yorumlarının bölgenin tektoniği ile uyumlu olmadığı ve özellikle MTA’nın bölgede yapmış olduğu çalışmalardan elde edilen faylarla uyumlu olmadığı, örtü karakterinin ve kalınlığının tam olarak saptanamadığı, jeoelektrik temelin karakterinin tam olarak belirlenemediği, temelde 100 ohm.m gibi düşük resistivite değerlerinin buradaki jeolojik temeli elektriksel karakteristik açısından tanımlamadığı, rapor müelliflerinin rezervuar olduğunu yorumladıkları jeolojik birimin neden yüksek özdirenç verdiğinin tanımlanmaması, araştırma sondajının yerinin ve lokasyonunun elde edilen jeofizik verilerden ziyade daha önceden bilinen jeolojik veriler doğrultusunda önerildiği, raporda jeotermal rezervuar ve karakteri hakkında yeterli yorumun bulunmayışı ve önerilen sondaj yerinin raporda sunulan yeterli olmayan verilere göre nasıl önerildiği, raporda tanımlanan jeofizik çalışmaların sonuçları ile sondajlı kaynak arama faaliyeti için sunulan nihai ÇED dosyasındaki jeoelektrik çalışmalarla uyuşmadığının görülmüş olması ve jeofizik çalışmaların sonuçlarının yeterli yorumlanmamasından dolayı, jeotermal bir sistemin ortaya çıkarılması açısından sunulan sonuçların yeterli olmadığı, ayrıca rapor içinde risk değerlendirilme bölümünde de rapor müelliflerinin raporda belirttiği gibi, “Derin seviyelerde (temel içerisinde) yüksek sıcaklığa yoracağımız düşük özdirenç değerleri ölçülememiştir. Mevcut jeofizik verilere göre bu sahada sıcaklığın derinlikle ve örtü kalınlığı ile ilişkili olduğu düşünülmektedir. Daha fazla sıcaklığın daha derinden alınacağı değerlendirilmiştir.” gibi yapılan bu çalışmaların sonucuna göre, doğru sonuç verecek bir sondajın yapılamayacağının öngörüldüğü, sunulan bilgiler, sondajda ne tür birimlerin kesilebileceği hakkında yeterli bir bilgiyi ortaya koymadığı, aslında jeofiziğin yapılma nedeninin, jeotermal rezervuar ve ilişkili ortamların ayrıntılı olarak tanımlanması ve doğru sondaj lokasyonu verilerek, sondaja altlık sağlayacak yorumların sunulmasının gerekliliği olduğu, sonuç olarak, jeofizik veriler açısından yetersiz olduğu, çevre mühendisliği açısından; kök raporda detayı verilen ve Bakanlık tarafından yayımlanan çalışma raporlarından da görüleceği üzere, jeotermal kuyular/tesislerin, noktasal kaynaklı kirleticiler olarak havza su kaynakları üzerinde kalite açısından baskı oluşturduğu, proje planlamaları yapılırken havzanın bütününün dikkate alınması gerektiği, bu çalışmalarda havzanın genel durumunun ortaya konulduğu, kamu yararı ve çevre dengesi yönüyle değerlendirilmesi amacıyla Mahkemeye sunulduğu, yönünde tespit ve değerlendirmede bulunulmuştur.
Buna göre, uyuşmazlıkta; bilirkişi raporunda PTD'de planlanan etkinlik ile ilgili olarak ziraat ve jeofizik mühendisliği açısından eksikliklerin bulunduğu ve PTD'nin yetersiz olduğunun belirtildiği, ziraat mühendisliği açısından; PTD'nin çok genel hazırlanmış olması nedeniyle yeterli olmadığı, kirletici unsurların önlenmesi ile ilgili açıklamanın PTD'de yeterli olmadığı ve sondaj kuyularının Gediz Nehrine yakın olmasından dolayı jeotermal suyun çıkarılması esnasında yüzey tatlı su tabakasına bulaşımının olup olmadığının anlaşılması için izleme kuyularının açılmasının gerekli olduğu, bununla ilgili herhangi bir açıklamanın PTD'de bulunmadığı, ayrıca PTD'de mutlak tarım arazisi vasfında olan sondaj alanlarının 5403 sayılı Kanun uyarınca gerekli olan “Toprak Koruma Projesinin” bulunmadığı tespitlerinde bulunulduğu, buna göre her ne kadar jeotermal kaynağın verimine bağlı olarak çeşitli amaçlarla işletilmesi mümkün olduğundan jeotermal kaynağın sıcaklığı, debisi vs. bilinmemesi nedeniyle henüz belirlenmemiş bir işletme yönteminin çevresel etkilerinin ve buna yönelik önlemlerin jeotermal kaynak aramaya ilişkin PTD'de yer alması beklenemeyecek ise de, sondaj yerlerinin mutlak tarım arazileri üzerinde planlandığından toprak koruma projesinin PTD'de bulunmasının gerekli olduğu ve bu arazilerin ilerleyen aşamalarda tarım dışına çıkarılabilmesi için bu aşamada toprak koruma projesinin hazırlanmasının gerektiği, öte yandan jeofizik mühendisliği açısından; PTD'de yapılmış olan jeofizik manyetotellürik çalışmaların rapor içinde doğru olarak yorumlanmadığı, verilerin jeotermal bir sistemin karakterini çözecek nitelikte sonuçlar vermediği, kesitlere yerleştirilen fay yorumlarının bölgenin tektoniği ile uyumlu olmadığı ve özellikle MTA'nın bölgede yapmış olduğu çalışmalardan elde edilen faylarla uyumlu olmadığı, örtü karakterinin ve kalınlığının tam olarak saptanamadığı, jeoelektrik temelin karakterinin tam olarak belirlenemediği şeklinde görüş bildirildiği, özellikle jeotermal kaynaklara yönelik projelerde yeraltının dolayısıyla rezervuarın ve jeotermal sistemin doğru olarak tanımlanması gerektiğinin açık olduğu, bu durumun yer üstündeki planlamayı doğrudan etkileyeceği, rezervuarın jeofizik açıdan doğru tanımlanmamasının tespit edilen sondaj noktalarının konumunun da uygun olmaması ve jeotermal sistem ile kurulan ilişkinin faylar anlamında doğru kurulmaması sonucuna yol açılabileceği, çevresel etki değerlendirmesinin gerçekleştirilmesi planlanan projenin, çevreye olabilecek olumlu ya da olumsuz etkilerinin belirlenmesi, olumsuz yöndeki etkilerin önlenmesi ya da çevreye zarar vermeyecek ölçüde en aza indirilmesi için alınacak önlemlerin belirlenerek değerlendirilmesi amacıyla yapılması sebebi ile sondaj noktalarına ilişkin yer seçiminin jeolojik ve jeofizik veriler ışığında doğru olarak yapılmasının davaya konu çalışmanın en önemli unsurlarından biri olduğu, ÇED sürecinin projenin gerçekleştirileceği alan dikkate alınarak işletildiği dikkate alındığında, PTD'nin jeofizik açıdan yetersiz olmasının dava konusu işlemi esaslı şekilde sakatlayacağı kanaatine varıldığından, dava konusu "ÇED Gerekli Değildir" kararının hukuka aykırı olduğu sonucuna varılmıştır.
Öte yandan, her ne kadar bilirkişi raporunda ziraat mühendisi tarafından alternatif alan çalışması yapılmadığı şeklinde görüş bildirildiği görülmüş ise de, rezervuarın doğru tanımlanmaması sebebi ile bu aşamada dava konusu tesisin kurulacağı alana ilişkin olarak alternatif alan arayışına girilip girilmediği hususunda değerlendirme yapılmasına yer olmadığı kanaatine varılmıştır.
Davanın, davacılardan ... (T.C.No: …) yönünden incelenmesinden; Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden temin edilen nüfus kayıt örneğinden, dava devam ederken davacılardan ...'in 16/05/2021 tarihinde vefat ettiği ve bu suretle taraf ehliyetini yitirdiği, davanın da yalnızca ölen davacıyı ilgilendirdiği ve mirasçılarına intikâl eden bir hak niteliğinde olmadığı anlaşıldığından, adı geçen davacı yönünden dava dilekçesinin iptaline karar verilmesi gerekmektedir.
Davanın, davacılardan ... ve ... yönünden incelenmesine gelince; adı geçen davacılar tarafından sunulan ve 29/06/2022 tarihinde Mahkememiz kayıtlarına giren dilekçe ile davadan feragat edildiği anlaşıldığı, mevzuat hükümleri uyarınca feragat nedeniyle anılan davacılar açısından konusu kalmayan dava hakkında karar verilmesine yer bulunmamaktadır.
Belirtilen gerekçelerle, davacılardan; ... (T.C.No: …) yönünden dava dilekçesinin iptaline; ... ve ... yönünden feragat nedeniyle konusu kalmayan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına; diğer davacılar yönünden ise hukuka aykırı bulunan dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI : 1 Davalı İdare tarafından, projeyle ilgili olarak jeofizik etüt raporu ile hidrojeolojik değerlendirme raporunun hazırlatıldığı, kuyu yerlerinin belirlenmesinde ruhsat alanı, yerleşim yerlerine olan mesafeler, morfolojik nitelik arazi vasfı, tarımsal bütünlük, taşkın alanları, enerji nakil hatları, jeotermal sistemin unsurları, jeolojik, tektonik, hidrojeolojik ve hidrojeokimyasal, jeofizik değerlendirmelerin önemli rol oynadığı, çevresel etkilere karşı gerekli taahhütlerin verildiği, dava konusu işlemin hukuka uygun olduğu, Mahkeme kararının iptale ilişkin kısmının bozularak, davanın reddine karar verilmesi gerektiği ileri sürülmüştür.
2 Davalı yanında müdahil tarafından, projenin jeotermal kaynak arama projesi olmadığı halde, bilirkişilerce işletme projesi yaklaşımıyla değerlendirme yapıldığı, PTD'de tarım arazilerine yönelik değerlendirmenin yapıldığı ve tarım dışı kullanım izni alınmadan faaliyete başlanılmayacağının taahhüt edildiği, hidrojeolojik etüt raporunda kuyular hakkında bilgi verildiği, planlanan kuyuların hangi amaçla kullanılacağı, sondaj sonu yapılacak testler ile belirlenebileceği, hükme esas alınan bilirkişi raporunda itirazlara yönelik bir değerlendirme yapılmadığı, bu haliyle bilirkişi raporunun hükme esas alınmasının hukuka aykırı olduğu belirtilerek, Mahkeme kararının iptale ilişkin kısmının bozularak, davanın reddine karar verilmesi gerektiği ileri sürülmüştür.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Savunma verilmemiştir.
TETKİK HÂKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile usul ve yasaya uygun olan İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Dördüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE:
MADDİ OLAY :
Davalı yanında müdahil tarafından, Manisa İli, Salihli İlçesi, … … Mevkiinde, … erişim ve … ruhsat numaralı 1.200 ha’lık Jeotermal Kaynak Arama Ruhsatı içerisinde derin sondaj ile 5 noktada jeotermal kaynak arama faaliyeti planlanması üzerine, hazırlanan PTD ile davalı idareye başvurulmuştur.
Davalı idare tarafından alınan kurum görüşleri neticesinde, izni istenilen sondaj yerleri arasından SK 4 kodlu alan iptal edilerek sondaj sayısı 4 olacak şekilde revize edilen PTD ile ilgili olarak … tarih ve E … sayılı "ÇED Gerekli Değildir" kararı verilmiştir.
Bunun üzerine, anılan ÇED Gerekli Değildir kararının iptali istemiyle bakılan dava açılmıştır.
İLGİLİ MEVZUAT:
2872 sayılı Çevre Kanununun 10. maddesinde; "Gerçekleştirmeyi plânladıkları faaliyetleri sonucu çevre sorunlarına yol açabilecek kurum, kuruluş ve işletmeler, Çevresel Etki Değerlendirmesi Raporu veya proje tanıtım dosyası hazırlamakla yükümlüdürler. Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu Kararı veya Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir Kararı alınmadıkça bu projelerle ilgili onay, izin, teşvik, yapı ve kullanım ruhsatı verilemez; proje için yatırıma başlanamaz ve ihale edilemez. ..." hükmüne yer verilmiştir.
25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren ve dava konusu işlem tarihinde yürürlükte bulunan Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin 4. maddesinde; "Çevresel etki değerlendirmesi gereklidir kararı: Seçme Eleme Kriterlerine Tabi Projelerin çevresel etkilerinin incelenerek, çevresel etkilerinin daha detaylı incelenmesi amacıyla Çevresel Etki Değerlendirmesi Raporu hazırlanmasının gerektiğini belirten Bakanlık kararını, ... ifade eder." olarak tanımlanmıştır. Aynı Yönetmeliğin 6. maddesinde ise; "(1) Bu Yönetmelik kapsamındaki bir projeyi gerçekleştirmeyi planlayan gerçek veya tüzel kişiler; Çevresel Etki Değerlendirmesine tabi projeleri için; ÇED Başvuru Dosyasını, ÇED Raporunu, Seçme Eleme Kriterleri uygulanacak projeler için ise Proje Tanıtım Dosyasını, Bakanlıkça yeterlik verilmiş kurum/kuruluşlara hazırlatmak, ilgili makama sunulmasını sağlamak ve proje kapsamında verdikleri taahhütlere uymakla yükümlüdürler. (2) Kamu kurum/kuruluşları, bu Yönetmelik hükümlerinin yerine getirilmesi sürecinde proje sahiplerinin veya Bakanlıkça yeterlik verilmiş kurum/kuruluşların isteyeceği konuya ilişkin her türlü bilgi, doküman ve görüşü vermekle yükümlüdürler. (3) (Değişik:RG 26/5/2017 30077) Bu Yönetmeliğe tabi projeler için "Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu" kararı veya "Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir" kararı alınmadıkça bu projelerle ilgili teşvik, onay, izin, yapı ve kullanım ruhsatı verilemez, proje için yatırıma başlanamaz ve ihale edilemez. Ancak bu durum söz konusu teşvik, onay, izin ve ruhsat süreçlerine başvurulmasına engel teşkil etmez. (4) Bu Yönetmelik hükümlerine göre karar tesis edilmeden önce, projenin gerçekleştirilmesinin mevzuat bakımından uygun olmadığının tespiti halinde, aşamasına bakılmaksızın süreç sonlandırılır." kuralına, 15. maddesinde; "(1) Bu Yönetmeliğin; a) Ek 2 listesinde yer alan projeler, b) Kapsam dışı değerlendirilen projelere ilişkin kapasite artırımı ve/veya genişletilmesinin planlanması halinde, mevcut proje kapasitesi ve kapasite artışları toplamı ile birlikte projenin yeni kapasitesi ek 2 listesinde belirtilen projeler, seçme, eleme kriterlerine tabidir." kuralına yer verilmiştir.
Aynı Yönetmeliğin seçme eleme kriterleri uygulanacak projeler listesi olan EK 2 listesinin 55. maddesinde; maden, petrol ve jeotermal kaynak arama projeleri, (Sismik, elektrik, manyetik, elektromanyetik, jeofizik vb. yöntemle yapılan aramalar hariç) sayılmıştır. EK IV bölümünde ise Proje Tanıtım Dosyasının Hazırlanmasında Esas Alınacak Seçme Eleme Kriterleri belirtilmiş, 1. Projenin Özellikleri kısmında: a) Projenin ve yerin alternatiflerinin (proje teknolojisinin ve proje alanının seçilme nedenlerinin), b) Projenin iş akım şemasının, kapasitesinin, kapladığı alanın, teknolojisinin, çalışacak personel sayısının, c) Doğal kaynakların kullanımının (arazi kullanımı, su kullanımı, kullanılan enerji türü vb.), ç) Atık miktarının (katı, sıvı, gaz ve benzeri) ve atıkların kimyasal, fiziksel ve biyolojik özelliklerinin, d) Kullanılan teknoloji ve malzemelerden kaynaklanabilecek kaza riskinin, 2. Proje Yeri ve Etki Alanının Mevcut Çevresel Özellikleri kısmında: a) Mevcut Arazi Kullanımı ve kalitesi (tarım alanı, orman alanı, planlı alan, su yüzeyi ve benzeri), Ek V’deki Duyarlı Yöreler Listesi dikkate alınarak korunması gereken alanlar, 3. kısmında; Projenin İnşaat ve İşletme Aşamasında Çevresel Etkileri ve Alınacak Önlemler ile Notlar ve Kaynakların, Ekler kısmında ise: 1 Proje için seçilen yerin koordinatlarının, 2 Proje alanı ve yakın çevresinin mevcut arazi kullanımını değerlendirmek için; yerleşim alanlarının, ulaşım ağlarının, enerji nakil hatlarının, mevcut tesislerin ve ek 5'de yer alan Duyarlı Yöreler Listesinde belirtilen diğer alanların (proje alanı ve yakın çevresinde bulunması halinde) yerlerine ilişkin verileri gösterir bilgiler 1/25.000 ölçekli halihazır harita (çevre düzeni planı, nazım, uygulama imar planı, vaziyet planı veya plan değişikliği teklifleri, topografik harita) üzerine işlenerek kısaca açıklanmasının, jeoloji haritasının ve depremselliğin belirtilmesi gerektiği şeklinde düzenlemelere yer verilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Çevresel etki değerlendirmesi ile, gerçekleştirilmesi planlanan projelerin çevreye olabilecek olumlu ya da olumsuz etkilerinin belirlendiği, olumsuz yöndeki etkilerin önlenmesi ya da çevreye zarar vermeyecek ölçüde en aza indirilmesi için alınacak önlemlerin irdelendiği, seçilen yer ile teknoloji alternatiflerinin değerlendirildiği, ayrıca projelerin uygulanmasının izlendiği ve kontrolünde sürdürülecek çalışmaların belirlendiği bir süreç öngörülmüş olup, Yönetmelik kapsamında yer alan bir faaliyet nedeniyle hazırlanacak ÇED raporunda özel format uyarınca, projenin gerçekleştirileceği yer ile alternatif alanlar belirlenerek projenin hizmet amacı, önem ve gerekliliği kapsamında yerin ve etki alanının çevresel özellikleri, çevresel etkiler ve alınacak önlemlerin tartışılması, faaliyet yerinin belirlenmesinde ise, faaliyetin büyüklüğü, amacı, ulaşım, iklim, toprağın ve çevrenin özellikleri, olası etkiler ve etkilerin azami giderilme olanakları gibi unsurların etkili olması, bu bağlamda, sürdürülebilir kalkınma ve sürdürülebilir çevre dengesinin sağlanması yolunda belirtilen nitelikteki bir faaliyete en uygun yerin seçilmesi esastır.
Çevresel etki değerlendirmesi; gerçekleştirilmesi planlanan projenin, çevreye olabilecek olumlu ya da olumsuz etkilerinin belirlenmesi, olumsuz yöndeki etkilerin önlenmesi ya da çevreye zarar vermeyecek ölçüde en aza indirilmesi için alınacak önlemlerin belirlenerek değerlendirilmesi amacıyla yapıldığından, ÇED sürecinde verilen kararların iptali istemiyle açılacak davalarda, yukarıda belirtilen Yönetmeliğin Ek III. maddesindeki unsurlar yönünden, ÇED kararlarının bir bütün olarak çevresel etkilerinin irdelenmesi gerekmektedir.
Uyuşmazlıkta, her ne kadar İdare Mahkemesi kararında iptal gerekçesi olarak, ziraat mühendisinin değerlendirmeleri esas alınarak, PTD'nin çok genel hazırlanmış olması nedeniyle yeterli olmadığı, kirletici unsurların önlenmesi ile ilgili açıklamanın PTD'de yeterli olmadığı ve sondaj kuyularının Gediz Nehrine yakın olmasından dolayı jeotermal suyun çıkarılması esnasında yüzey tatlı su tabakasına bulaşımının olup olmadığının anlaşılması için izleme kuyularının açılmasının gerekli olduğu, bununla ilgili herhangi bir açıklamanın PTD'de bulunmadığı, sondaj yerleri mutlak tarım arazileri üzerinde planlandığından toprak koruma projesinin PTD'de bulunmasının gerekli olduğu ve bu arazilerin ilerleyen aşamalarda tarım dışına çıkarılabilmesi için bu aşamada toprak koruma projesinin hazırlanmasının gerektiği hususlarına yer verilmiş ise de, ziraat mühendisinin değerlendirmesinin aksine, PTD'de projenin etkilerinin faaliyet öncesi ve sonrasında izlenebilmesi amacıyla sondaj lokasyonlarının bazılarının da yer aldığı Ulubey formasyonu içindeki gözlem kuyusu eş seviye YAS eğrilerine göre sondaj lokasyonlarının memba bölümünde 1 adet, sondaj lokasyonlarının bazılarının da yer aldığı kuvaterner yaşlı alüvyon biriminde eş seviye YAS eğrilerine göre sondaj lokasyonlarının mansap kısmında 1 adet, yine bu birim içerisinden geçen Gediz Nehri üzerinde 1 adet (yüzey suyu izleme noktası) ve Kaletepe formasyonu içerisinde eş seviye YAS eğrilerine göre sondaj lokasyonlarının mansap kısmında 1 adet olmak üzere 4 adet gözlem noktası belirlenerek, 4 noktada izleme yapılacağının belirtildiği görülmüş olup, dava konusu projenin jeotermal kaynağın işletme projesi olmadığı, dolayısıyla işletme projesini de kapsayacak şekilde kapsamlı bir PTD'nin hazırlanmasının beklenemeyeceği, sondaj noktalarının tarım arazileri üzerinde bulunması nedeniyle faaliyete geçilmeden önce tarım dışı kullanım izninin alınması amacıyla hazırlanması gereken toprak koruma projesinin ÇED Gerekli Değildir kararından sonra da hazırlanması mümkün olduğundan, bu aşamada PTD'de toprak koruma projesinin yer almamasının (PTD'de yer alan muhtemel çevresel etkilere karşı alınması gereken önlemlerle birlikte değerlendirildiğinde) eksiklik olarak değerlendirilemeyeceği sonucuna varılmıştır.
Öte yandan, İdare Mahkemesi kararında diğer bir iptal gerekçesi olarak, PTD'de yapılmış olan jeofizik manyetotellürik çalışmaların rapor içinde doğru olarak yorumlanmadığı, verilerin jeotermal bir sistemin karakterini çözecek nitelikte sonuçlar vermediği, kesitlere yerleştirilen fay yorumlarının bölgenin tektoniği ile uyumlu olmadığı ve özellikle MTA'nın bölgede yapmış olduğu çalışmalardan elde edilen faylarla uyumlu olmadığı, örtü karakterinin ve kalınlığının tam olarak saptanamadığı, jeoelektrik temelin karakterinin tam olarak belirlenemediği özellikle jeotermal kaynaklara yönelik projelerde yeraltının dolayısıyla rezervuarın ve jeotermal sistemin doğru olarak tanımlanması gerektiğinin açık olduğu, bu durumun yer üstündeki planlamayı doğrudan etkileyeceği, rezervuarın jeofizik açıdan doğru tanımlanmamasının tespit edilen sondaj noktalarının konumunun da uygun olmaması ve jeotermal sistem ile kurulan ilişkinin faylar anlamında doğru kurulmaması sonucuna yol açılabileceği hususları yer almış ise de, PTD'de sahadaki olası enerji potansiyelini ortaya koymak için yapılan jeofizik etüt kapsamında K G profiller üzerinde belirlenen noktalarda MT ölçümlerinin yapıldığı, MT verilerinden 2 boyutlu özdirenç modelleri ve bu modellerden belli derinlikler için özdirenç haritalarının yapıldığı, sahadaki olası tektonik unsurlar, örtü kalınlığı ve yayılımı, jeoelektrik temel ve sonuçta sahanın jeotermal enerji potansiyeline dair veriler elde edilmesi ile 4 sondaj lokasyonunun belirlendiği görülmüş olup, jeofizik mühendisinin söz konusu çalışmaların yetersiz veya yanlış olduğu yönündeki değerlendirmelerinin ise çok genel ve soyut nitelikte olduğu, bu haliyle PTD'yi kusurlandırmayacağı sonucuna varılmıştır.
Ayrıca, jeoloji/hidrojeoloji mühendisi tarafından, proje alanının jeolojik ve hidrojeolojik özelliklerine, yeraltı ve yerüstü su durumlarına, sondajlarda geçilecek formasyonlara, jeotermal akışkanın kimyasal özelliklerine, kuyu teçhiz planı vb. konulara yer verildiği belirtilerek, bu yönlerden PTD yeterli bulunduğu gibi, çevre mühendisi tarafından da test sularının re enjekte edilerek alıcı ortama verilmeyeceği taahhüdü başta olmak üzere, atık oluşumu, depolanması ve bertarafı yönlerinden de PTD'nin yeterli bulunduğu dikkate alındığında, dava konusu proje nedeniyle taahhütlere uyulması durumunda, doğrudan veya dolaylı olarak yeraltı ve yüzey suları ile toprak kirliliğinin meydana gelmeyeceği, dolayısıyla tarımsal faaliyetler başta olmak üzere, çevrenin olumsuz etkilenmeyeceği sonucuna ulaşılmıştır.
Bu itibarla; PTD'de jeotermal kaynak arama projesi ile ilgili olarak muhtemel çevresel etkilere ve olumsuz etkilerin giderilmesi için alınacak önlemlere yer verildiği görülmekte olup, dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığından, Mahkeme kararının temyiz edilen dava konusu işlemin iptaline ilişkin kısmında hukuki isabet bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Temyiz istemlerinin kabulüne,
2. Temyize konu ... İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyiz edilen iptale ilişkin kısmının BOZULMASINA; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 20/A 2(i) maddesi uyarınca DAVANIN REDDİNE,
3. Aşağıda ayrıntısı gösterilen … TL yargılama giderinin davacılar üzerinde bırakılmasına,
4. Davalı idarece temyiz aşamasında yapılan ve aşağıda dökümü gösterilen … TL yargılama gideri ile hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca duruşmalı işler için belirlenen … TL vekalet ücretinin davacılardan alınarak davalı idareye verilmesine,
5. Davalı yanında müdahil tarafından yapılan … TL yargılama giderinin davacılardan alınarak davalı yanında müdahile verilmesine,
6. Adalet Bakanlığı Strateji Geliştirme Başkanlığı tarafından karşılanan keşif harcı ile keşif gideri olmak üzere toplam … TL'nin davacılardan tahsili için ilgili Kuruma yazı yazılmasına ve kararın bir örneğinin ilgili Kuruma tebliğine,
7. Artan … TL keşif avansının Adalet Bakanlığı Strateji Geliştirme Başkanlığına iadesine; artan posta avansının ise istemi halinde davalı idareye verilmesine,
8. Dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine,
9. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 20/A 2 (i) maddesi uyarınca, kesin olarak, 28/12/2023 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
(X) KARŞI OY :
Temyize konu İdare Mahkemesi kararında; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinin 2. fıkrasında sayılan bozma nedenlerinden hiçbirisi bulunmadığından, Mahkeme kararının onanması gerektiği oyu ile aksi yöndeki çoğunluk kararına katılmıyoruz.
2023/112463
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_yargitay
Taranan Tarih: 25.01.2026 15:31:47