Karar Detayı
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Yargıtay Kararı
2023/12378
2023/7555
28 Aralık 2023
T.C.
D A N I Ş T A Y
DÖRDÜNCÜ DAİRE
Esas No : 2023/12378
Karar No : 2023/7555
TEMYİZ EDENLER: 1 (DAVALI) … Bakanlığı
VEKİLİ: Av. …
2 (DAVALI YANINDA MÜDAHİL): …Sanayi Anonim Şirketi
VEKİLİ: Av. …
KARŞI TARAF (DAVACILAR): **
1 … Derneği , … , …, … , …, … , … , …, … 43 Sınırlı Sorumlu … Kooperatifi
VEKİLİ: Av. …
İSTEMİN KONUSU: ... İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ: **
Dava konusu istem: Manisa İli, Salihli İlçesi, … … … … … Mahalleleri mevkiinde davalı yanında müdahil tarafından yapılması planlanan "… Erişim ve … Ruhsat Numaralı Sahada 9 Adet Sondaja Dayalı Jeotermal Kaynak Arama" projesi ile ilgili olarak Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Çevresel Etki Değerlendirmesi, İzin ve Denetim Genel Müdürlüğünce verilen … tarih ve … sayılı "Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Olumlu" kararının iptali istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: Dava konusu işlemin iptali yolundaki İdare Mahkemesi kararının Danıştay Altıncı Dairesinin 09/03/2022 tarih ve E:2021/10129, K:2022/2876 sayılı kararıyla bozulması üzerine, bozmaya uyularak verilen temyize konu kararda; uyuşmazlığın çözümü amacıyla çevre mühendisi, ziraat mühendisi, jeoloji mühendisi, hidrojeoloji mühendisi ve jeofizik mühendisinden oluşan bilirkişi heyetiyle yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucunda düzenlenen bilirkişi raporunda özetle; jeoloji/hidrojeoloji mühendisliği yönünden yapılan değerlendirmede; söz konusu etkinlikle ilgli olarak hazırlattırılan nihai ÇED raporunda mevcut durumla ilgili olarak jeolojik, hidrojeolojik açıdan değerlendirmelerin yeterli düzeyde olduğu, raporun mevcut hidrojeolojik duruma göre kurgulandığı, çevredeki yüzey ve yeraltı su noktaları ile akiferlerin belirtilerek mevcut sondaj kuyuları ve yeraltı sularının özelliklerinin yeterince ayrıntılarıyla anlatıldığı, daha önce proje tanıtım dosyası (PTD) olarak hazırlanan ruhsat sahasındaki raporda yer alan eksikliklerin giderilerek soruların cevaplandığı, yörenin jeolojik ve hidrojeolojik özelliklerinin, yeraltı ve yerüstü su durumlarının, sondajlarda geçilecek formasyonların, jeotermal akışkanların kimyasal özelliklerinin, kuyu teçhiz planı vb. konular ile söz konusu etkinlikle ilgili olabilecek çevresel etkilerin ve alınabilecek önlemlerin yeterli düzeyde anlatıldığı, dava konusu alanda yapılan ve ÇED raporunda belirtilen hidojeolojik çalışmaların saha gerçekleriyle uyumlu olduğu, sonuç olarak; dava konusu proje ile ilgili hazırlanan ÇED raporunda söz konusu etkinliğin jeolojik ve hidrojeolojik açıdan yeterli düzeyde tanıtıldığı ve saha gerçekleriyle uyuştuğu; jeofizik mühendisliği yönünden yapılan değerlendirmede; rapor içeriğinde değişik bölümlerde gradyan sondajları ile ilişkili sözel bilgiler ve bazı kuyu bilgileri hakkında sayfa 18'de bir tablo ve EK 7'de sıcaklık ve basınç eğrileri bulunmasına karşın, bu sondajların logları ve kesilen jeolojik birimlerle ilişkili yeterli bir bilginin sunulan dosya içinde bulunmadığı, jeofizik çalışmalar kapsamında yapılan DES ile ilişkili bilgilerin Ek 7'de sunulan raporda verildiği, sunulan üç boyutlu resistivite kesitlerinin DES'lerden mi elde edildiği yoksa raporda yazan MT istasyonlarından mı elde edildiği hususunda rapor içinde yeterli bir yorum ve sonuçla karşılaşılmadığı, raporun 577. ile 588. sayfaları arasında üç boyutlu ters çözüm ile elde edilen özdirenç kat haritaları adlı 200, 300, 400, 600, 800, 1000, 1250, 1500, 1750, 2000 ve 2500 m'ye ait görüntülerin bulunduğu, ancak bunların hangi yöntem kullanılarak elde edildiği, veri toplama ve yorumlaması hakkında bir bilgi bulunmadığı, raporun 589. ile 606. sayfaları arasında üç boyutlu ters çözüm ile elde edilen panel diyagram ve özdirenç kesitleri başlığı altında görüntüler, kesitler ve ölçüm noktaları ve bu noktalardan oluşturulan kesitlerin konumunu gösteren çizimlerin bulunduğu, bu kısımda da bunların hangi yöntem kullanılarak elde edildiği, veri toplama ve yorumlaması hakkında herhangi bir bilgi bulunmadığı, öncelikle sunulan nihai ÇED raporunun çok karışık ve birçok tekrarı içerecek biçimde sunulduğu, jeofizik ile ilişkili aynı bilgiler raporun birçok bölümünde tekrarlanarak verildiği, rapor incelemesi sonucunda, jeofizik çalışmaların iki aşamada yapıldığının görüldüğü, ilk aşamada yeraltındaki hidrojeolojik ortamların ortaya çıkarılması amacıyla 10 noktadan oluşan bir DES çalışmasının yapıldığı, bu çalışmada hatlardan bir K G yönlü olacak biçimde olduğu ve ADA 1 ile ADA 7 arasındaki noktalardan oluştuğu, ikinci hat ise D B doğrultulu Ada 1 ile başlayan ADA 8, ADA 9 ve ADA 10'dan oluşacak biçimde oluşturulduğu, verilerin 1 B ter çözüm işlemi ile değerlendirildiği ve sonuçların birleştirilerek iki boyutlu yeraltı dağılım kesitleri elde edildiği, yaklaşık 900 m derinliğe kadar olan bu kesitlerden K G doğrultulu olan kesitte bir bölgede düşük resistiviteli bir ortam bulunduğu, D B doğrultulu kesitte ise, bir bölgede bir düşük resistivite görüldüğü, diğer kısımlar orta yüksek resistivitelerde olduğu, bu kesitler hakkında sonuçlar ve öneriler hakkında fayların varlığı, havza genişlemesi, örtü tabakası kalınlığı gibi yorumların yapıldığı, bu yorumların kesitler üzerinde mevcut olmadığı, öncelikle sunulan kesitler üzerinden bu derece güvenli ve kesinmiş gibi yorumların yapılmasının doğru olmadığı, çünkü kesitlerin bir boyutlu verilerin birleştirilmesi ile elde edildiği ve yeraltının doğru bir iki boyutlu dağılımını sergilemeyeceği, K G kesitinde ölçüm noktaları arası uzaklığın yaklaşık 750 m gibi bir uzaklığa sahip olduğu ve böylesi ortamlarda bu derece ayrık nokta aralıklarında doğru ve ayrımlı bir yeraltı modeli elde etmenin olanaklı olmadığı, D B kesitinin ise daha ayrık nokta aralıklarında toplandığı, bu nedenle, nokta sayısı azlığı nedeniyle oluşturulan kesit görüntülerde interpolasyon kaynaklı ani değişimlerin olduğu, bunların doğrudan buradaki doğru bir yeraltı modelinin ortaya çıkarılmasında yeterli olmadığı, sonuç olarak sunulan bu iki kesitten, sonuçlar ve önerilerde verildiği gibi fay varlığı, havza genişlemesi, örtü tabakası kalınlığı gibi yorumların yapmanın olanaklı olmadığı, bu tür yorumları yapabilmek için ölçüm hatları üzerinde sondajların yapılması ve bu sondajlarda ortaya çıkan litolojik özelliklere bağlı olarak bir yorum yapmanın olanaklı olabileceği, ikinci aşamada ise, ekler bölümünde üç boyutlu ters çözüm ile elde edilen özdirenç kat haritaları, panel diyagram ve kesitlerinin verildiği, bu şekiller hakkında rapor içinde ayrıntılı bir bilginin bulunmadığı, nokta sayıları bunların MT sonucunda elde edilmiş olduğu kanısını oluşturduğu, elde edilen verilerden oluşturulan iki boyullu kesitlerin, ham halde ve yorumlanmadan verildiği, logaritmik bir ölçekte verilen resistivite değerlerinin neyi ifade ettiğinin belirsiz olduğu, çok sayıda sunulan bu kesitin yorumlanmadan nihai ÇED raporu içinde verilmesi, sadece bir çalışma yapıldığını gösterdiği, ama bu çalışma sonucunda ne elde edildiğinin belirsiz olduğu, bu kesitlerden üretilen panel diyagram için de aynı şeyi belirtmek gerektiği, yine bu verilerden oluşturulan 200 metreden başlayarak 2500 metre derinliğe kadar oluşturulan resistivite kat haritalarında da sorunların mevcut olduğu, öncelikle bu haritalar üzerinde ölçüm noktalarının verilmesi gerektiği, bu tür ölçüm sıklığı az ve düzenli bir grid tekniği kullanılmadan yapılan bu tür haritaların doğru bir yeraltı dağılımını göstermediği, bu kesitlerde bir yön konulmadığından neyin nerede olduğunun belirsiz olduğu, özellikle ölçüm alınmayan bir bölümde üretilen değerlerin extrapolasyon ile elde edildiğinden bu bölgelerin yeraltı ile ilişkili doğru bir sonuç vermeyeceği, bu nedenle veri sıklığı olan kısımlarda belirli değerlerde veri kümelenmelerinim görüldüğü, bu durumun tüm kesitler için benzer olduğu, bu nedenle, bu tür haritaların jeotermal bir rezervuarın ve rezervuar ile ilişkili jeolojik ortamların tanımlanmasında önemli bir veri sağlamadığı, üç boyutlu bir çalışma için bu tür verilerin belirli aralıklara sahip gridler biçiminde yapılmış olması gerektiği, ayrıca bu tür derinlik haritalarının yorumunda mutlaka bu verileri doğrulayacak ve destekleyecek sondajların yapılmış olmasının gerekli olduğu, sonuç olarak; nihai ÇED çalışmaları için yapılmış olan jeofizik çalışmalarının ÇED raporunda yeterince tanımlanmadığı, MT çalışması yapıldığı bildirilmesine karşın, rapor içinde verilen iki ve üç boyutlu derin kesit ve derinlik görsellerinin neyi ifade ettiğinin tanımlanmadığı, açıkçası sunulan verilerin sonuçlarının jeotermal bir sistemin karakterini çözecek nitelikte olmadığı, yeterli yorumun yapılmamış olması ve sonuçların sondajlar ile desteklenmemiş olmasından dolayı, jeotermal bir sistemin ortaya çıkarılması açısından yeterli olmadığı, yine bu raporda tanımlanan jeofizik çalışmaların sonuçları ile sondajlı kaynak arama faaliyeti (4 adet sondaj kuyusu) için sunulan proje tanıtım dosyasındaki jeoelektrik çalışmalarla uyuşmadığı, jeofizik ile ilişkili çalışmaların yeterli düzeyde olmadığı, çevre mühendisliği yönünden yapılan değerlendirmede; Tarım ve Orman Bakarılığı Su Yönetimi Genel Müdürlüğü Gediz Havzası NHYP Hazırlanması Projesi Nihai NHYP Raporu'nda da jeotermal kuyularının, çevresel kalite hedeflerinin sağlanmasında engel oluşturan baskılardan biri olarak tanımlandığı, Gediz Nehir Havzası Yönetim Planı Raporuna göre Salihli YAS'ın jeotermal baskısı altında (noktasal kirleticilere göre baskı sınıfları kapsamında) olarak tanımlandığı, bor ve arsenik parametrelerinin yıllık ortalama çevresel kalite standardı üzerinde çıkmasının jeotermal kuyuların havzada risk değerini artırarak havza üzerinde bir baskı unsuru oluşturduğu yönünde etki değerlendirmesi yapıldığı, kapasiteden bağımsız olarak drenaj alanında jeotermal kuyuların bulunduğu su kütlelerinin potansiyel baskı altında olarak değerlendirildiği, Tarım ve Ormarı Bakanlığı, Su Yönetimi Genel Müdürlüğü; Tâşkın ve Kuraklık Yönetimi Daire Başkanlığı tarafından yayımlanan Gediz Havzası Kuraklık Yönetim Planı raporuna göre Gediz havzasının artan bir kuraklık riskinin söz konusu olduğu, havzasında yer alan alt havzalarda yerüstü ve yeraltında oluşan su potansiyelindeki mevcut ve projeksiyon akımlarındaki azalmanın % 20,3 ile 45,9 arasında değiştiğinin belirtildiği, ayrıca bu raporda "Gediz Nehri'ne deşarj edilen jeotermal atıksuların, hem sulama suyunda hem de bu su ile sulanan topraklarda olumsuz etkiler oluşturduğu, dolayısıyla bu alanlarda tarımı yapılan bitkilere özellikle de bor mineraline çok duyarlı olan narenciye ağaçlarına zarar verdiği ve bu nedenle, jeotermal santrallerin atıksularının kesinlikle yüzey ve yeraltısularına deşarj edilmemesi, bu suların re enjeksiyon yoluyla derin akiflere tekrar geri basılması olanakları araştırılması gerektiğinin belirtildiği, dolayısıyla jeotermal kuyu/tesis, noktasal kaynaklı kirleticiler olarak havza su kaynakları üzerinde kalite açısından baskı oluşturduğu, re enjeksiyon hususu dışında, korozyon nedeniyle meydana gelebilecek sızıntı veya çeşitli nedenlerle meydana gelebilecek patlama vs. gibi diğer etkilere yönelik alınması gereken önlemler olarak ÇED raporunda kirliliğe neden olan faaliyetin durdurulması, sorumluluğun üstlenilmesi ve kirliliği oluşturan sebeplerin ortadan kaldırılması üzerine olduğu, sonuç olarak; sondaja dayalı kaynak arama projesinin sondaj çalışması sürecinde inşaat taahhütlerine uyulmaması, teknik olarak re enjeksiyon yapılamaması veya süreçte işletme kazası (patlama, vb) olması durumlarında proje etki alanı içinde su kaynaklarında ve toprakta olumsuz çevresel etki oluşturma riski bulunmakla beraber, bu zararların sonradan alınacak önlemlerle giderilebilmesinin mümkün olmadığı, ancak ÇED raporunda sondaja dayalı kaynak arama projesi kapsamında atık oluşumu, depolanması ve bertarafı hususlarında ilgili mevzuat çerçevesinde teknik bir uygunsuzluk bulunmadığı; ziraat mühendisliği yönünden yapılan değerlendirmede; Manisa İli ve çevre ilçeleri Türkiye'de ve dünyada en kaliteli zeytinin, üzümün ve meyvenin yetiştirildiği bahçelere sahip olduğu, tarımsal olarak çok önemli bu özel bitkilerin yetişme alanı olan 1. ve 2. sınıf arazi kullanım sınıfına ait arazilerin yasal olarak özel korunması gereken araziler olarak, tarımsal niteliği korunacak alanlar ve Tarım Bakanlığınca belirlenen büyük ova projesi kapsamında kalan alanlardan olduğu, tüm sondaj noktalarının ve çevresinin büyük ova proesinin içinde kaldığı, dava konusu tesisin kurulduğu/kurulmakta olduğu alanın çevrede bir çok alternatif alan bulunmasına rağmen büyük ova projesi alanının içinde ve mutlak tarım arazileri üzerinde olması, mutlaka korunması gereken bu verimli tarım arazilerinin tarım dışına çıkarılmasına neden olduğu, bu verimli tarım arazilerinin çevrede alternatif alanların bulunabilecek olmasına rağmen ülke nüfusunu karşılamayan üretimin dahada azalmasına neden olmasının kaçınılmaz olduğu, çevre halkının yegane geçim kaynağının tarımsal üretim olduğu düşünüldüğünde kamu yararından bahsedilemeyeceği, alternatif alan araştırılmadan sondaj yerlerinin mutlak tarım arazileri üzerinde planlandığının görüldüğü, kuyu yerlerinin belirlenmesinde, çevre mevzuatında yer alan kriterler, yerleşim yerlerine olan mesafeler, morfolojik nitelik, arazi vasfı, tarımsal bütünlük, taşkın alanları, enerji nakil hatları, Jeotermal sistemin unsurları, jeolojik, tektonik, hidrojeolojik, hidrojeokimyasal değerlendirmeler önemli rol oynadığı, sahada yapılan bu çalışmaların yanı sıra uzaktan algılama, uydu görüntüsü işleme ve coğrafi bilgi sistemleri çalışmaları ve değerlendirmelerinin de yer seçimi sırasında etkili olduğunun belirtildiği, buradan hiçbir alternatif alan arayışına girilmediğinin anlaşıldığı, bu bağlamda ÇED dosyasının yeterli olarak hazırlanmadığının görüldüğü, dava konusu projenin büyük bir bölümünün üzerinde bulunduğu "Mutlak Tarım” arazilerinin kesinlikle tarım dışına çıkarılamayacağının 5403 sayılı Yasa ile açıkça hükme bağlandığı, ancak alternatif alan bulunmadığı takdirde kamu yararı ve ilgili bakanlık veya valilikçe kamu yararı kararı verildiğinde yenilenebilir enerji kaynakları için istisnai olarak tarım dışına çıkarılabileceğinin belirtildiği, ancak ÇED dosyasından da anlaşılacağı üzere davalı firmanın alternatif yer arayışında bulunmadığının görüldüğü, ÇED dosyasında mutlak tarım arazisi vasfında olan sondaj alanlarının ilgili kanunca gerekli olan “Toprak Koruma Projesinin” bulunmadığının görüldüğü, mutlak tarım arazisi vasfındaki bu alanların tarım dışı amaçla kullanılabilmesi için “Taprak Koruma Projesinin” ÇED dosyasında mutlak suretle olmasının gerektiği, Gediz Nehrinin yakınında bulunan sondaj kuyularından çıkan fazla jeotermal suyun risk taşıdığı, jeotermal akışkanların yüzeyüstü su kaynaklarına karışmasından kaynaklanabilecek yüzey ve yeraltı suları kirlenmesi, toprak kirlenmesi ve dolayısıyla tarımsal alanlara olabilecek etkilerden olduğu, jeotermal atık suların yüksek miktarlarda tuz (örneğin Na, SO4, vb), ziraat için zararlı maddeler (örneğin bor), fiziksel zehirli maddeler (örneğin arsenik) ve su kirliliği yapan maddeler (örneğin NH4, NOz, NO3) içerebildiği, bu yüksek derişimlerin hem kullanılan yüzey ve yeraltı suları için hem de toprak için tehdit oluşturduğu, bu kirtetici unsurların önlenmesi ile ilgili bir açıklamanın ÇED dosyasında yeterli olmadığının görüldüğü, bu bağlamda sondaj kuyularının açılmasından önce daha detaylı bir incelemenin yapılması gerekliliğinin ortaya çıktığı, olayı sadece sondaj kuyusu açmak olarak değerlendirmenin mümkün olmadığı, ileriki süreçlerde açılan sondaj kuyuları üretim veya reenjeksiyon kuyuları şeklinde kullanılarak jeotermal enerji santralinin kurulacağı, bu nedenle de daha projenin başlangıç aşamasında çok genel olarak hazırlandığı görülen “Çevresel Etki Değerlendirme Raporunu” yeterli olmadığı, sondaj kuyularının Gediz Nehrine yakın olmasından dolayı jeotermal suyun çıkarılması esnasında yüzey tatlı su tabakasına bulaşımının olup olmadığının anlaşılması için izleme kuyularının açılması gerekli olduğu, bununla ilgili herhangi bir açıklamanın ÇED dosyasında bulunmadığı, açılacak kuyularda jeotermal kaynak potansiyelinin belirlenmesine yönelik yapılacak testlerin neler olabileceği, yaklaşık sürelerine ve kuyu debilerine göre deşarj miktarları, depolama havuzlarının yeterliliği, yetmemesi durumunda yaklaşık olarak ne kadar süre, miktar ve kalitede akışkanın alıcı ortama deşarj edilebileceği, havuz tasarımında alınacak önlemlerin ve kaza durumu etki hafifletme tasarımlarının neler olduğu belirsiz olduğundan teknik tasarım ve taahhütlerin yetersiz olduğu, Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği ve diğer mevzuat hükümleri sağlandıktan ve gerekli izinler alındıktan sonra jeotermal akışkan deşarjın yapılacağı, ifadesine rağmen deşarjın yaklaşık miktarı, ne kadar süre ile nereye yapılacağı, alıcı ortam özellikleri, bitki örtüsü, canlılar ve tarım sektörü açısından kullanılan bir ortam olup olmadığı, oluşabilecek sorunları engellemeye yönelik yapılacak çalışmalar ve alınacak önlemlerin açıklanmadığı, Proje Tanıtım Dosyasındaki yapılandırmalar eksik veya yetersiz ise projenin gerçekleşmesi ile çevrede olumsuz etkilerin ortaya çıkmasının kaçınılmaz olduğu, bu nedenle ÇED dosyasının daha detaylı olarak hazırlanması gerektiği, sonuç olarak, dava konusu projenin gerçekleştirilmesinin, kamu yararı ve çevre dengesi gözetilerek çevresel açıdan muhtemel zararlar ile bu zararların alınacak önlemlerle giderilebilmesinin mümkün olmadığı, projenin gerçekleştirileceği alandaki doğal kaynakların kullanımının yöredeki bitki örtüsüne, canlılara ve tarım sektörüne olumsuz etkisinin olacağı, yönünde tespit ve değerlendirmede bulunulmuştur.
Bilirkişi raporu taraflara tebliğ edilmiş, davalı idare ve müdahil şirket tarafından yapılan itirazlar doğrultusunda bilirkişilerden ek rapor aldırılmasına karar verilmesi üzerine sunulan ek bilirkişi raporunda özetle; ziraat mühendisliği açısından; dava konusu projenin gerçekleştirilmesinin, kamu yararı ve çevre dengesi gözetilerek çevresel açıdan muhtemel zararlar ile bu zararların alınacak önlemlerle giderilebilmesinin mümkün olmadığı, projenin gerçekleştirileceği alandaki doğal kaynakların kullanımının yöredeki bitki örtüsüne, canlılara ve tarım sektörüne olumsuz etkisinin olacağı, bu doğrultuda çevreye olumsuz etkilere ÇED dosyasında belirtilen önlem ve açıklamaların yetersiz olduğu, jeofizik mühendisliği açısından; nihai ÇED çalışmaları için yapılmış olan jeofizik çalışmalarının ÇED raporunda yeterince tanımlanmadığı, MT çalışması yapıldığı bildirilmesine karşın, rapor içinde verilen iki ve üç boyutlu derin kesit ve derinlik görsellerinin neyi ifade ettiği tanımlanmadığı, açıkçası sunulan verilerin sonuçlarının jeotermal bir sistemin karakterini çözecek nitelikte olmadığı, yeterli yorumun yapılmamış olması ve sonuçların sondajlar ile desteklenmemiş olmasından dolayı, jeotermal bir sistemin ortaya çıkarılması açısından yeterli olmadığı, yine bu raporda tanımlanan jeofizik çalışmaların sonuçları ile sondajlı kaynak arama faaliyeti (4 adet sondaj kuyusu) için sunulan proje tanıtım dosyasındaki jeoelektrik çalışmalarla uyuşmadığının görüldüğü, yapılan tüm yorumların nesnel ve açık biçimde bilirkişi raporunda sunulduğu, sunulan raporların bilimsel ve teknik açıdan yetersiz olduğu, çevre mühendisliği açısından; kök raporda detayı verilen Bakanlık tarafından yayımlanan çalışma raporlarından da görüleceği üzere, jeotermal kuyular/tesislerin, noktasal kaynaklı kirleticiler olarak havza su kaynakları üzerinde kalite açısından baskı oluşturduğu, proje planlamaları yapılırken havzanın bütününün dikkate alınması gerektiği, bu çalışmalarda havzanın genel durumunun ortaya konulduğu, kamu yararı ve çevre dengesi yönüyle değerlendirilmesi amacıyla Mahkemeye sunulduğu, yönünde tespit ve değerlendirmede bulunulmuştur.
Buna göre, uyuşmazlıkta; bilirkişi raporunda, proje tanıtım dosyasında planlanan etkinlik ile ilgili olarak ziraat ve jeofizik mühendisliği açısından eksikliklerin bulunduğu ve PTD'nin yetersiz olduğunun belirtildiği, ziraat mühendisliği açısından, ÇED raporunun çok genel hazırlanmış olması nedeniyle yeterli olmadığı, kirletici unsurların önlenmesi ile ilgili açıklamanın ÇED dosyasında yeterli olmadığı ve sondaj kuyularının Gediz Nehrine yakın olmasından dolayı jeotermal suyun çıkarılması esnasında yüzey tatlı su tabakasına bulaşımının olup olmadığının anlaşılması için izleme kuyularının açılmasının gerekli olduğu, bununla ilgili herhangi bir açıklamanın ÇED dosyasında bulunmadığı, ayrıca ÇED dosyasında mutlak tarım arazisi vasfında olan sondaj alanlarının 5403 sayılı Kanun uyarınca gerekli olan “Toprak Koruma Projesinin” bulunmadığı tespitlerinde bulunulduğu, buna göre her ne kadar jeotermal kaynağın verimine bağlı olarak çeşitli amaçlarla işletilmesi mümkün olduğundan jeotermal kaynağın sıcaklığı, debisi vs. bilinmemesi nedeniyle henüz belirlenmemiş bir işletme yönteminin çevresel etkilerinin ve buna yönelik önlemlerin jeotermal kaynak aramaya ilişkin ÇED raporunda yer alması beklenemeyecek ise de, sondaj yerleri mutlak tarım arazileri üzerinde planlandığından, toprak koruma projesinin ÇED dosyasında bulunmasının gerekli olduğu ve bu arazilerin ilerleyen aşamalarda tarım dışına çıkarılabilmesi için bu aşamada toprak koruma projesinin hazırlanmasının gerektiği, öte yandan jeofizik mühendisliği açısından; jeofizik çalışmaların ÇED raporunda yeterince tanımlanmadığı, PTD'de sunulan verilerin sonuçlarının jeotermal bir sistemin karakterini çözecek nitelikte olmadığı, yeterli yorumun yapılmadığı ve sonuçların sondajlar ile desteklenmediği, çalışmaların sahada jeotermal sistemin ortaya çıkarılması açısından yeterli olmadığı gibi jeotermal bir sistemin karakterini çözecek nitelikte de olmadığı yönünde görüş bildirildiği, özellikle jeotermal kaynaklara yönelik projelerde yeraltının dolayısıyla rezervuarın iyi tanımlanması gerektiğinin açık olduğu, bu durumun yer üstündeki planlamayı doğrudan etkileyeceği, rezervuarın jeofizik açıdan doğru tanımlanmamasının tespit edilen sondaj noktalarının konumunun da uygun olmaması sonucuna yol açılabileceği, çevresel etki değerlendirmesinin gerçekleştirilmesi planlanan projenin, çevreye olabilecek olumlu ya da olumsuz etkilerinin belirlenmesi, olumsuz yöndeki etkilerin önlenmesi ya da çevreye zarar vermeyecek ölçüde en aza indirilmesi için alınacak önlemlerin belirlenerek değerlendirilmesi amacıyla yapılması sebebi ile sondaj noktalarına ilişkin yer seçiminin jeolojik ve jeofizik veriler ışığında doğru olarak yapılmasının davaya konu çalışmanın en önemli unsurlarından biri olduğu, ÇED sürecinin projenin gerçekleştirileceği alan dikkate alınarak işletildiği dikkate alındığında, PTD dosyasının jeofizik açıdan yetersiz olmasının dava konusu işlemi esaslı şekilde sakatlayacağı kanaatine varıldığından, dava konusu "ÇED Olumlu" kararının hukuka aykırı olduğu sonucuna varılmıştır.
Öte yandan, her ne kadar bilirkişi raporunda ziraat mühendisi tarafından alternatif alan çalışması yapılmadığı şeklinde görüş bildirildiği görülmüş ise de, rezervuarın doğru tanımlanmaması sebebi ile bu aşamada dava konusu tesisin kurulacağı alana ilişkin olarak alternatif alan arayışına girilip girilmediği hususunda değerlendirme yapılmasına yer olmadığı kanaatine varılmıştır.
Davanın, davacılardan ... (T.C.No: …) yönünden incelenmesinden; Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden temin edilen nüfus kayıt örneğinden, dava devam ederken davacılardan ...'in 16/05/2021 tarihinde vefat ettiği ve bu suretle taraf ehliyetini yitirdiği, davanın da yalnızca ölen davacıyı ilgilendirdiği ve mirasçılarına intikâl eden bir hak niteliğinde olmadığı anlaşıldığından, adı geçen davacı yönünden dava dilekçesinin iptaline karar verilmesi gerekmektedir.
Davanın, davacılardan ... ve ... yönünden incelenmesine gelince; adı geçen davacılar tarafından sunulan ve 29/06/2022 tarihinde Mahkeme kayıtlarına giren dilekçe ile davadan feragat edildiği anlaşıldığı, mevzuat hükümleri uyarınca feragat nedeniyle anılan davacılar açısından konusu kalmayan dava hakkında karar verilmesine yer bulunmamaktadır.
Belirtilen gerekçelerle, davacılardan; ... (T.C.No: …) yönünden dava dilekçesinin iptaline, ... ve ... yönünden feragat nedeniyle konusu kalmayan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına; diğer davacılar yönünden ise hukuka aykırı bulunan dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI: Davalı idare ile davalı yanında müdahil tarafından Mahkeme kararının iptale ilişkin kısmına yönelik olarak, bilirkişi raporunda ÇED raporunun jeolojik ve hidrojeoloji yönden yeterli bulunduğu, ayrıca bilirkişi raporunda Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile Tarım ve Orman Bakanlığı raporları dikkate alınarak bir değerlendirme yapılmış ise de, bu raporların proje alanına özgü olmayan, Manisa İlinin tamamını kapsayacak kadar genel nitelikte raporlar olduğu, kaldı ki aynı Bakanlıkların dava konusu projeyle ilgili olumlu görüşlerinin bulunduğu, bilirkişi raporunda jeofizik mühendisi tarafından soyut değerlendirmelerin yapıldığı, nitekim ÇED raporunun Ek 7'de yer verilen jeolojik, jeofizik, hidrojeolojik, hidrojeokimyasal özelliklere ilişkin konuların değerlendirilme raporunda gerekli veri ve analizlerin bulunduğu, konuya ilişkin Maden Tetkik Arama Genel Müdürlüğünün olumlu görüşünün bulunduğu, yapılan çalışmalar neticesinde bir jeotermal sistemde olması gereken örtü kaya, rezervuar kaya ve ıstıcının söz konusu sahada bulunduğunun anlaşıldığı, tüm jeofizik veriler ve bölgede açılan kuyuların sonuçları dikkate alınarak, proje sahasında jeotermal enerji potansiyelinin varlığına karar verildiği, ziraat mühendisi tarafından proje yeri uygun bulunmamış ise de, sondaj noktalarının zorunlu olarak ruhsat sahası içerisinde yer alması gerektiği ve yatırımcı tarafından önerilen 40 sondaj noktasından dava konusu sondaj noktalarına karar verilerek, çevresel etkileri daha fazla olabilecek noktalardan vazgeçildiği, tüm ruhsat sahasının tamamına yakınının zaten tarım arazisi olduğu, zira tarım arazisi ile çevrili olmayan bir alternatif alanın bulunmadığı, bununla birlikte, muhtemel etkilere karşı alınması gerekli önlemlere yer verildiği ve sonraki süreçte de tarım dışı kullanım amaçlı etüt raporunun hazırlanarak tarım dışı kullanım izni almak için başvuru yapılacağı, 3 km mesafede zeytinlik alanlar bulunsa da, projenin arama faaliyeti olması ve alıcı ortama deşarj yapılmayacak olması nedeniyle olumsuz etkinin olmayacağı, ayrıca sondajın yer aldığı parsellerin ulaşım sağlanabilen yola komşu parseller olduğu, bu nedenle projenin tarımsal bütünlüğü bozduğundan söz edilemeyeceği, arama faaliyeti sonucunda mutlaka jeotermal elektik santrali kurulacağı anlamına gelmediği, ancak bilirkişi raporunda bu yaklaşımla hareket edildiği, ÇED raporunda sondaj sırasında çıkacak olan eser miktardaki gazların bile hesaplanarak, muhtemel etkileri ile alınması gerekli önlemlere yer verildiği, jeotermal akışkanın alıcı ortama deşarjının söz konusu olmadığı, ayrıca yeraltı suyunun kirlenmemesi adına gerekli taahhütlerin verildiği, ayrıca izleme programı kapsamında faaliyete başlanılmadan önce ÇED raporunda yer alan lokasyonlarda ve proje alanında bulunan formasyonları temsil eden yeraltı ve yüzey suyu örneklerinin alınıp kalite analizlerinin yaptırılacağı, sonuç olarak bir sondaj projesi için gerekli bütün çalışmaların yapıldığı, ancak bilirkişi raporunda projeye özgü olmayan değerlendirmeler yapılarak olumsuz görüş verildiği, dava konusu işlemin hukuka uygun olduğu belirtilerek, Mahkeme kararının iptale ilişkin kısmının bozularak, davanın reddine karar verilmesi gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI: Savunma verilmemiştir.
TETKİK HÂKİMİ: …
DÜŞÜNCESİ: Temyiz isteminin reddi ile usul ve yasaya uygun olan İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Dördüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE: **
MADDİ OLAY: **
Davalı yanında müdahil tarafından, Manisa İli, Salihli İlçesi, … … … … … Mahalleleri mevkiinde ilk olarak 14 noktada "Sondajlı Jeotermal Kaynak Arama" projesinin yapılmasının planlanması üzerine, proje tanıtım dosyası hazırlanarak, Manisa Valiliği Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğüne başvurulmuş, anılan kurum tarafından 06/03/2019 tarihli "ÇED Gerekli Değildir" kararı verilmiştir.
Söz konusu kararın iptali istemiyle ... İdare Mahkemesinin E:… sayılı dosyasında açılan davada, Mahkemenin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla çevre mühendisi, ziraat mühendisi, jeoloji mühendisi, jeofizik mühendisi ve harita mühendisinden oluşan bilirkişi heyetiyle yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucunda düzenlenen bilirkişi raporu hükme esas alınmak suretiyle bilirkişi raporunda ortaya konulan risk ve etkiler sebebiyle ÇED sürecinin işletilmesi gerektiği gerekçesiyle 06/03/2019 tarihli "ÇED Gerekli Değildir" kararının iptaline karar verilmiştir.
Davalı yanında müdahil tarafından aynı ruhsat sahasında bu kez 9 noktada "Jeotermal Kaynak Arama" projesinin yapılmasının yeniden planlanması üzerine, Mahkeme kararının gerekçesinin dikkate alınması suretiyle ÇED Yönetmeliğinin 24. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi uyarınca ÇED raporu hazırlanarak davalı idareye sunulmuş, ilgili kurumlardan alınan görüşler neticesinde, … tarih ve … sayılı "ÇED Olumlu" kararı verilmiştir.
Bunun üzerine, anılan "ÇED Olumlu" kararının iptali istemiyle bakılan dava açılmıştır.
İLGİLİ MEVZUAT: **
2872 sayılı Çevre Kanununun 10. maddesinde; "Gerçekleştirmeyi plânladıkları faaliyetleri sonucu çevre sorunlarına yol açabilecek kurum, kuruluş ve işletmeler, Çevresel Etki Değerlendirmesi Raporu veya proje tanıtım dosyası hazırlamakla yükümlüdürler. Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu Kararı veya Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir Kararı alınmadıkça bu projelerle ilgili onay, izin, teşvik, yapı ve kullanım ruhsatı verilemez; proje için yatırıma başlanamaz ve ihale edilemez. ..." hükmüne yer verilmiştir.
25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren ve dava konusu işlem tarihinde yürürlükte bulunan Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin 4. maddesinde; ''Çevresel etki değerlendirmesi olumlu kararı: Çevresel Etki Değerlendirmesi Raporu hakkında Komisyon tarafından yapılan değerlendirmeler dikkate alınarak, projenin çevre üzerindeki muhtemel olumsuz etkilerinin, alınacak önlemler sonucu ilgili mevzuat ve bilimsel esaslara göre kabul edilebilir düzeylerde olduğunun belirlenmesi üzerine projenin gerçekleşmesinde çevre açısından sakınca görülmediğini belirten Bakanlık kararını, ... ifade eder." olarak tanımlanmış, 6. maddesinde; "(1) Bu Yönetmelik kapsamındaki bir projeyi gerçekleştirmeyi planlayan gerçek veya tüzel kişiler; Çevresel Etki Değerlendirmesine tabi projeleri için; ÇED Başvuru Dosyasını, ÇED Raporunu, Seçme Eleme Kriterleri uygulanacak projeler için ise Proje Tanıtım Dosyasını, Bakanlıkça yeterlik verilmiş kurum/kuruluşlara hazırlatmak, ilgili makama sunulmasını sağlamak ve proje kapsamında verdikleri taahhütlere uymakla yükümlüdürler. (2) Kamu kurum/kuruluşları, bu Yönetmelik hükümlerinin yerine getirilmesi sürecinde proje sahiplerinin veya Bakanlıkça yeterlik verilmiş kurum/kuruluşların isteyeceği konuya ilişkin her türlü bilgi, doküman ve görüşü vermekle yükümlüdürler. (3) (Değişik:RG 26/5/2017 30077) Bu Yönetmeliğe tabi projeler için "Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu" kararı veya "Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir" kararı alınmadıkça bu projelerle ilgili teşvik, onay, izin, yapı ve kullanım ruhsatı verilemez, proje için yatırıma başlanamaz ve ihale edilemez. Ancak bu durum söz konusu teşvik, onay, izin ve ruhsat süreçlerine başvurulmasına engel teşkil etmez. (4) Bu Yönetmelik hükümlerine göre karar tesis edilmeden önce, projenin gerçekleştirilmesinin mevzuat bakımından uygun olmadığının tespiti halinde, aşamasına bakılmaksızın süreç sonlandırılır." kuralına, 7. maddesinde ise; "(1) Bu Yönetmeliğin; a) Ek 1 listesinde yer alan projelere, b) "ÇED Gereklidir" kararı verilen projelere, c) Kapsam dışı değerlendirilen projelere ilişkin kapasite artırımı ve/veya genişletilmesinin planlanması halinde, mevcut proje kapasitesi ve kapasite artışları toplamı ile birlikte projenin yeni kapasitesi ek 1 listesinde belirtilen eşik değer veya üzerinde olan projelere, ÇED Raporu hazırlanması zorunludur." kuralına, 24. maddesininde ise; "... b) ÇED Yönetmeliğine tabi olmayan veya Seçme Eleme Kriterlerine tabi olduğu halde proje sahibinin ÇED Raporu hazırlanması talebi üzerine Bakanlıkça uygun görülen projeler,..." kuralına yer verilmiştir.
Aynı Yönetmeliğin Ek III bölümünde; Çevresel Etki Değerlendirmesi Genel Formatının ihtiva etmesi gereken hususlar düzenlenmiş, Bölüm I: Projenin tanımı ve özellikleri; a) Proje konusu yatırımın tanımı, özellikleri, ömrü, hizmet maksatları, önem ve gerekliliği, b) Projenin yer ve teknoloji alternatifleri, proje için seçilen yerin koordinatları Bölüm II: Proje Yeri ve Etki Alanının Mevcut Çevresel Özellikleri; Proje alanının ve önerilen proje nedeniyle etkilenmesi muhtemel olan çevrenin; nüfus, fauna, flora, jeolojik ve hidrojeolojik özellikler, doğal afet durumu, toprak, su, hava, atmosferik koşullar, iklimsel faktörler, mülkiyet durumu, kültür varlığı ve sit özellikleri, peyzaj özellikleri, arazi kullanım durumu, hassasiyet derecesi (Ek 5’deki Duyarlı Yöreler Listesi de dikkate alınarak) benzeri özellikleri Bölüm III: Projenin İnşaat ve İşletme Aşamasında Çevresel Etkileri ve Alınacak Önlemler, Projenin; a) Çevreyi etkileyebilecek olası sorunların belirlenmesi, kirleticilerin miktarı, alıcı ortamla etkileşimi, kümülatif etkilerin belirlenmesi, b) Sera gazı emisyon miktarının belirlenmesi ve emisyonların azaltılması için alınacak önlemler, c) Projenin çevreye olabilecek olumsuz etkilerinin azaltılması için alınacak önlemler, ç) İzleme Planı (inşaat dönemi), Bölüm IV: Halkın Katılımı; a) Projeden etkilenmesi muhtemel ilgili halkın belirlenmesi ve halkın görüşlerinin çevresel etki değerlendirmesi çalışmasına yansıtılması için önerilen yöntemler, b) Görüşlerine başvurulması öngörülen diğer taraflar, Notlar ve Kaynaklar; Ekler: Çevresel Etki Değerlendirmesi Başvuru Dosyası hazırlanmasında kullanılan bilgi ve belgeler ile raporda kullanılan tekniklerden rapor metninde sunulamayan belgeler, Proje için seçilen yerin koordinatları, Proje için belirlenen yer ve alternatiflerinin varsa; çevre düzeni, nazım, uygulama imar planı, vaziyet planı veya plan değişikliği teklifleri, Proje ile ilgili olarak daha önceden ilgili kurumlardan alınmış belgeler şeklinde düzenlemeler yer almıştır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME: **
Çevresel etki değerlendirmesi ile, gerçekleştirilmesi planlanan projelerin çevreye olabilecek olumlu ya da olumsuz etkilerinin belirlendiği, olumsuz yöndeki etkilerin önlenmesi ya da çevreye zarar vermeyecek ölçüde en aza indirilmesi için alınacak önlemlerin irdelendiği, seçilen yer ile teknoloji alternatiflerinin değerlendirildiği, ayrıca projelerin uygulanmasının izlendiği ve kontrolünde sürdürülecek çalışmaların belirlendiği bir süreç öngörülmüş olup, Yönetmelik kapsamında yer alan bir faaliyet nedeniyle hazırlanacak ÇED raporunda özel format uyarınca, projenin gerçekleştirileceği yer ile alternatif alanlar belirlenerek projenin hizmet amacı, önem ve gerekliliği kapsamında yerin ve etki alanının çevresel özellikleri, çevresel etkiler ve alınacak önlemlerin tartışılması, faaliyet yerinin belirlenmesinde ise, faaliyetin büyüklüğü, amacı, ulaşım, iklim, toprağın ve çevrenin özellikleri, olası etkiler ve etkilerin azami giderilme olanakları gibi unsurların etkili olması, bu bağlamda, sürdürülebilir kalkınma ve sürdürülebilir çevre dengesinin sağlanması yolunda belirtilen nitelikteki bir faaliyete en uygun yerin seçilmesi esastır.
Çevresel etki değerlendirmesi; gerçekleştirilmesi planlanan projenin, çevreye olabilecek olumlu ya da olumsuz etkilerinin belirlenmesi, olumsuz yöndeki etkilerin önlenmesi ya da çevreye zarar vermeyecek ölçüde en aza indirilmesi için alınacak önlemlerin belirlenerek değerlendirilmesi amacıyla yapıldığından, ÇED sürecinde verilen kararların iptali istemiyle açılacak davalarda, yukarıda belirtilen Yönetmeliğin Ek III. maddesindeki unsurlar yönünden, ÇED kararlarının bir bütün olarak çevresel etkilerinin irdelenmesi gerekmektedir.
Uyuşmazlıkta, her ne kadar İdare Mahkemesi kararında iptal gerekçesi olarak, ziraat mühendisinin değerlendirmeleri esas alınarak, ÇED raporunun çok genel hazırlanmış olması nedeniyle yeterli olmadığı, kirletici unsurların önlenmesi ile ilgili açıklamanın ÇED dosyasında yeterli olmadığı ve sondaj kuyularının Gediz Nehrine yakın olmasından dolayı jeotermal suyun çıkarılması esnasında yüzey tatlı su tabakasına bulaşımının olup olmadığının anlaşılması için izleme kuyularının açılmasının gerekli olduğu, bununla ilgili herhangi bir açıklamanın ÇED dosyasında bulunmadığı, sondaj yerleri mutlak tarım arazileri üzerinde planlandığından toprak koruma projesinin ÇED dosyasında bulunmasının gerekli olduğu ve bu arazilerin ilerleyen aşamalarda tarım dışına çıkarılabilmesi için bu aşamada toprak koruma projesinin hazırlanmasının gerektiği hususlarına yer verilmiş ise de, ziraat mühendisinin değerlendirmesinin aksine, ÇED raporunda, projenin etkilerinin faaliyet öncesi ve sonrasında izlenebilmesi amacıyla mevcut 9 kuyunun haricinde 3 kuyunun daha açılacağının ve toplam 12 noktada izleme yapılacağının belirtildiği görülmüş olup, dava konusu projenin jeotermal kaynağın işletme projesi olmadığı, dolayısıyla işletme projesini de kapsayacak şekilde kapsamlı bir ÇED raporunun hazırlanmasının beklenemeyeceği, sondaj noktalarının tarım arazileri üzerinde bulunması nedeniyle faaliyete geçilmeden önce tarım dışı kullanım izninin alınması amacıyla hazırlanması gereken toprak koruma projesinin ÇED Olumlu kararından sonra da hazırlanması mümkün olduğundan, bu aşamada ÇED raporunda toprak koruma projesinin yer almamasının (ÇED raporunda yer alan muhtemel çevresel etkilere karşı alınması gereken önlemlerle birlikte değerlendirildiğinde) eksiklik olarak değerlendirilemeyeceği sonucuna varılmıştır.
Öte yandan, İdare Mahkemesi kararında diğer bir iptal gerekçesi olarak, jeofizik çalışmaların ÇED raporunda yeterince tanımlanmadığı, PTD'de sunulan verilerin sonuçlarının jeotermal bir sistemin karakterini çözecek nitelikte olmadığı, yeterli yorumun yapılmadığı ve sonuçların sondajlar ile desteklenmediği, çalışmaların sahada jeotermal sistemin ortaya çıkarılması açısından yeterli olmadığı gibi jeotermal bir sistemin karakterini çözecek nitelikte de olmadığı yönünde görüş bildirildiği, özellikle jeotermal kaynaklara yönelik projelerde yeraltının dolayısıyla rezervuarın iyi tanımlanması gerektiğinin açık olduğu, bu durumun yer üstündeki planlamayı doğrudan etkileyeceği, rezervuarın jeofizik açıdan doğru tanımlanmamasının tespit edilen sondaj noktalarının konumunun da uygun olmaması sonucuna yol açılabileceği hususları yer almış ise de, davalı yanında müdahil tarafından yapılmak istenilen ilk projeyle ilgili olarak Manisa 1. İdare Mahkemesinin E:2019/315 sayılı dosyasında açılan davada hükme esas alınan bilirkişi raporundaki jeofizik mühendisi tarafından, ÇED Gerekli Değildir kararının dayanağı proje tanıtım dosyasında jeofizik rezistivite ve MT/AMT çalışmalarının yapılmadığı yönündeki değerlendirmesi dikkate alınarak, dava konusu ÇED Olumlu kararının dayanağı ÇED raporunda, elektrik özdirenç uygulamaları schlumberger elektrot dizilimi ve uygulama yönemi ile topoğrafik olarak saptanan lokasyonlarda açma ölçüleri alınarak derin kapasiteli düşey elektrik sondajlar (DES) ve manyeto tellürik (MT) ölçümlerinin yapıldığı ve elde edilen verilere göre önceki proje kapsamında açılacak olan 14 sondaj noktasından çevresel etkileri daha fazla olanların çıkarılması suretiyle söz konusu 9 sondaj lokasyonunun belirlendiği görülmüş olup, jeofizik mühendisinin söz konusu çalışmaların yetersiz veya yanlış olduğu yönündeki değerlendirmelerinin ise çok genel ve soyut nitelikte olduğu, bu haliyle ÇED raporunu kusurlandırmayacağı sonucuna varılmıştır.
Ayrıca, jeoloji/hidrojeoloji mühendisi tarafından, proje alanının jeolojik ve hidrojeolojik özelliklerine, yeraltı ve yerüstü su durumlarına, sondajlarda geçilecek formasyonlara, jeotermal akışkanın kimyasal özelliklerine, kuyu teçhiz planı vb. konulara yer verildiği belirtilerek, bu yönlerden ÇED raporu yeterli bulunduğu gibi, çevre mühendisi tarafından da test sularının re enjekte edilerek alıcı ortama verilmeyeceği taahhüdü başta olmak üzere, atık oluşumu, depolanması ve bertarafı yönlerinden de ÇED raporunun yeterli bulunduğu dikkate alındığında, dava konusu proje nedeniyle taahhütlere uyulması durumunda, doğrudan veya dolaylı olarak yeraltı ve yüzey suları ile toprak kirliliğinin meydana gelmeyeceği, dolayısıyla tarımsal faaliyetler başta olmak üzere, çevrenin olumsuz etkilenmeyeceği sonucuna ulaşılmıştır.
Bu itibarla; ÇED raporunda, jeotermal kaynak arama projesi ile ilgili olarak muhtemel çevresel etkilere ve olumsuz etkilerin giderilmesi için alınacak önlemlere yer verildiği görülmekte olup, dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığından, Mahkeme kararının temyiz edilen dava konusu işlemin iptaline ilişkin kısmında hukuki isabet bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU: **
Açıklanan nedenlerle;
-
Temyiz istemlerinin kabulüne,
-
Temyize konu ... İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyiz edilen iptale ilişkin kısmının BOZULMASINA; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 20/A 2(i) maddesi uyarınca DAVANIN REDDİNE,
-
Aşağıda ayrıntısı gösterilen …TL yargılama giderinin davacılar üzerinde bırakılmasına,
-
Davalı idarece temyiz aşamasında yapılan ve aşağıda dökümü gösterilen … TL yargılama gideri ile hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca duruşmalı işler için belirlenen … TL vekalet ücretinin davacılardan alınarak davalı idareye verilmesine,
-
Davalı yanında müdahil tarafından yapılan … TL yargılama giderinin davacılardan alınarak davalı yanında müdahile verilmesine,
-
Adalet Bakanlığı Strateji Geliştirme Başkanlığı tarafından karşılanan keşif harcı ile keşif gideri olmak üzere toplam … TL'nin davacılardan tahsili için ilgili Kuruma yazı yazılmasına ve kararın bir örneğinin ilgili Kuruma tebliğine,
-
Artan … TL keşif avansının Adalet Bakanlığı Strateji Geliştirme Başkanlığına; fazladan yatırılan … TL ve … TL başvurma harcının, … TL karar harcı ile … TL yürütmenin durdurulması harcının davacılara iadesine,
-
Dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine,
-
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 20/A 2 (i) maddesi uyarınca, kesin olarak, 28/12/2023 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
(X) KARŞI OY: **
Temyize konu İdare Mahkemesi kararında; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinin 2. fıkrasında sayılan bozma nedenlerinden hiçbirisi bulunmadığından, Mahkeme kararının onanması gerektiği oyu ile aksi yöndeki çoğunluk kararına katılmıyoruz.
Danıştay 4. Daire Başkanlığı 2023/12378 E. , 2023/7555 K."İçtihat Metni"
T.C.
D A N I Ş T A Y
DÖRDÜNCÜ DAİRE
Esas No : 2023/12378
Karar No : 2023/7555
TEMYİZ EDENLER : 1 (DAVALI) … Bakanlığı
VEKİLİ : Av. …
2 (DAVALI YANINDA MÜDAHİL): …Sanayi Anonim Şirketi
VEKİLİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVACILAR) :
1 … Derneği , … , …, … , …, … , … , …, … 43 Sınırlı Sorumlu … Kooperatifi
VEKİLİ : Av. …
İSTEMİN KONUSU : ... İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Manisa İli, Salihli İlçesi, … … … … … Mahalleleri mevkiinde davalı yanında müdahil tarafından yapılması planlanan "… Erişim ve … Ruhsat Numaralı Sahada 9 Adet Sondaja Dayalı Jeotermal Kaynak Arama" projesi ile ilgili olarak Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Çevresel Etki Değerlendirmesi, İzin ve Denetim Genel Müdürlüğünce verilen … tarih ve … sayılı "Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Olumlu" kararının iptali istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: Dava konusu işlemin iptali yolundaki İdare Mahkemesi kararının Danıştay Altıncı Dairesinin 09/03/2022 tarih ve E:2021/10129, K:2022/2876 sayılı kararıyla bozulması üzerine, bozmaya uyularak verilen temyize konu kararda; uyuşmazlığın çözümü amacıyla çevre mühendisi, ziraat mühendisi, jeoloji mühendisi, hidrojeoloji mühendisi ve jeofizik mühendisinden oluşan bilirkişi heyetiyle yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucunda düzenlenen bilirkişi raporunda özetle; jeoloji/hidrojeoloji mühendisliği yönünden yapılan değerlendirmede; söz konusu etkinlikle ilgli olarak hazırlattırılan nihai ÇED raporunda mevcut durumla ilgili olarak jeolojik, hidrojeolojik açıdan değerlendirmelerin yeterli düzeyde olduğu, raporun mevcut hidrojeolojik duruma göre kurgulandığı, çevredeki yüzey ve yeraltı su noktaları ile akiferlerin belirtilerek mevcut sondaj kuyuları ve yeraltı sularının özelliklerinin yeterince ayrıntılarıyla anlatıldığı, daha önce proje tanıtım dosyası (PTD) olarak hazırlanan ruhsat sahasındaki raporda yer alan eksikliklerin giderilerek soruların cevaplandığı, yörenin jeolojik ve hidrojeolojik özelliklerinin, yeraltı ve yerüstü su durumlarının, sondajlarda geçilecek formasyonların, jeotermal akışkanların kimyasal özelliklerinin, kuyu teçhiz planı vb. konular ile söz konusu etkinlikle ilgili olabilecek çevresel etkilerin ve alınabilecek önlemlerin yeterli düzeyde anlatıldığı, dava konusu alanda yapılan ve ÇED raporunda belirtilen hidojeolojik çalışmaların saha gerçekleriyle uyumlu olduğu, sonuç olarak; dava konusu proje ile ilgili hazırlanan ÇED raporunda söz konusu etkinliğin jeolojik ve hidrojeolojik açıdan yeterli düzeyde tanıtıldığı ve saha gerçekleriyle uyuştuğu; jeofizik mühendisliği yönünden yapılan değerlendirmede; rapor içeriğinde değişik bölümlerde gradyan sondajları ile ilişkili sözel bilgiler ve bazı kuyu bilgileri hakkında sayfa 18'de bir tablo ve EK 7'de sıcaklık ve basınç eğrileri bulunmasına karşın, bu sondajların logları ve kesilen jeolojik birimlerle ilişkili yeterli bir bilginin sunulan dosya içinde bulunmadığı, jeofizik çalışmalar kapsamında yapılan DES ile ilişkili bilgilerin Ek 7'de sunulan raporda verildiği, sunulan üç boyutlu resistivite kesitlerinin DES'lerden mi elde edildiği yoksa raporda yazan MT istasyonlarından mı elde edildiği hususunda rapor içinde yeterli bir yorum ve sonuçla karşılaşılmadığı, raporun 577. ile 588. sayfaları arasında üç boyutlu ters çözüm ile elde edilen özdirenç kat haritaları adlı 200, 300, 400, 600, 800, 1000, 1250, 1500, 1750, 2000 ve 2500 m'ye ait görüntülerin bulunduğu, ancak bunların hangi yöntem kullanılarak elde edildiği, veri toplama ve yorumlaması hakkında bir bilgi bulunmadığı, raporun 589. ile 606. sayfaları arasında üç boyutlu ters çözüm ile elde edilen panel diyagram ve özdirenç kesitleri başlığı altında görüntüler, kesitler ve ölçüm noktaları ve bu noktalardan oluşturulan kesitlerin konumunu gösteren çizimlerin bulunduğu, bu kısımda da bunların hangi yöntem kullanılarak elde edildiği, veri toplama ve yorumlaması hakkında herhangi bir bilgi bulunmadığı, öncelikle sunulan nihai ÇED raporunun çok karışık ve birçok tekrarı içerecek biçimde sunulduğu, jeofizik ile ilişkili aynı bilgiler raporun birçok bölümünde tekrarlanarak verildiği, rapor incelemesi sonucunda, jeofizik çalışmaların iki aşamada yapıldığının görüldüğü, ilk aşamada yeraltındaki hidrojeolojik ortamların ortaya çıkarılması amacıyla 10 noktadan oluşan bir DES çalışmasının yapıldığı, bu çalışmada hatlardan bir K G yönlü olacak biçimde olduğu ve ADA 1 ile ADA 7 arasındaki noktalardan oluştuğu, ikinci hat ise D B doğrultulu Ada 1 ile başlayan ADA 8, ADA 9 ve ADA 10'dan oluşacak biçimde oluşturulduğu, verilerin 1 B ter çözüm işlemi ile değerlendirildiği ve sonuçların birleştirilerek iki boyutlu yeraltı dağılım kesitleri elde edildiği, yaklaşık 900 m derinliğe kadar olan bu kesitlerden K G doğrultulu olan kesitte bir bölgede düşük resistiviteli bir ortam bulunduğu, D B doğrultulu kesitte ise, bir bölgede bir düşük resistivite görüldüğü, diğer kısımlar orta yüksek resistivitelerde olduğu, bu kesitler hakkında sonuçlar ve öneriler hakkında fayların varlığı, havza genişlemesi, örtü tabakası kalınlığı gibi yorumların yapıldığı, bu yorumların kesitler üzerinde mevcut olmadığı, öncelikle sunulan kesitler üzerinden bu derece güvenli ve kesinmiş gibi yorumların yapılmasının doğru olmadığı, çünkü kesitlerin bir boyutlu verilerin birleştirilmesi ile elde edildiği ve yeraltının doğru bir iki boyutlu dağılımını sergilemeyeceği, K G kesitinde ölçüm noktaları arası uzaklığın yaklaşık 750 m gibi bir uzaklığa sahip olduğu ve böylesi ortamlarda bu derece ayrık nokta aralıklarında doğru ve ayrımlı bir yeraltı modeli elde etmenin olanaklı olmadığı, D B kesitinin ise daha ayrık nokta aralıklarında toplandığı, bu nedenle, nokta sayısı azlığı nedeniyle oluşturulan kesit görüntülerde interpolasyon kaynaklı ani değişimlerin olduğu, bunların doğrudan buradaki doğru bir yeraltı modelinin ortaya çıkarılmasında yeterli olmadığı, sonuç olarak sunulan bu iki kesitten, sonuçlar ve önerilerde verildiği gibi fay varlığı, havza genişlemesi, örtü tabakası kalınlığı gibi yorumların yapmanın olanaklı olmadığı, bu tür yorumları yapabilmek için ölçüm hatları üzerinde sondajların yapılması ve bu sondajlarda ortaya çıkan litolojik özelliklere bağlı olarak bir yorum yapmanın olanaklı olabileceği, ikinci aşamada ise, ekler bölümünde üç boyutlu ters çözüm ile elde edilen özdirenç kat haritaları, panel diyagram ve kesitlerinin verildiği, bu şekiller hakkında rapor içinde ayrıntılı bir bilginin bulunmadığı, nokta sayıları bunların MT sonucunda elde edilmiş olduğu kanısını oluşturduğu, elde edilen verilerden oluşturulan iki boyullu kesitlerin, ham halde ve yorumlanmadan verildiği, logaritmik bir ölçekte verilen resistivite değerlerinin neyi ifade ettiğinin belirsiz olduğu, çok sayıda sunulan bu kesitin yorumlanmadan nihai ÇED raporu içinde verilmesi, sadece bir çalışma yapıldığını gösterdiği, ama bu çalışma sonucunda ne elde edildiğinin belirsiz olduğu, bu kesitlerden üretilen panel diyagram için de aynı şeyi belirtmek gerektiği, yine bu verilerden oluşturulan 200 metreden başlayarak 2500 metre derinliğe kadar oluşturulan resistivite kat haritalarında da sorunların mevcut olduğu, öncelikle bu haritalar üzerinde ölçüm noktalarının verilmesi gerektiği, bu tür ölçüm sıklığı az ve düzenli bir grid tekniği kullanılmadan yapılan bu tür haritaların doğru bir yeraltı dağılımını göstermediği, bu kesitlerde bir yön konulmadığından neyin nerede olduğunun belirsiz olduğu, özellikle ölçüm alınmayan bir bölümde üretilen değerlerin extrapolasyon ile elde edildiğinden bu bölgelerin yeraltı ile ilişkili doğru bir sonuç vermeyeceği, bu nedenle veri sıklığı olan kısımlarda belirli değerlerde veri kümelenmelerinim görüldüğü, bu durumun tüm kesitler için benzer olduğu, bu nedenle, bu tür haritaların jeotermal bir rezervuarın ve rezervuar ile ilişkili jeolojik ortamların tanımlanmasında önemli bir veri sağlamadığı, üç boyutlu bir çalışma için bu tür verilerin belirli aralıklara sahip gridler biçiminde yapılmış olması gerektiği, ayrıca bu tür derinlik haritalarının yorumunda mutlaka bu verileri doğrulayacak ve destekleyecek sondajların yapılmış olmasının gerekli olduğu, sonuç olarak; nihai ÇED çalışmaları için yapılmış olan jeofizik çalışmalarının ÇED raporunda yeterince tanımlanmadığı, MT çalışması yapıldığı bildirilmesine karşın, rapor içinde verilen iki ve üç boyutlu derin kesit ve derinlik görsellerinin neyi ifade ettiğinin tanımlanmadığı, açıkçası sunulan verilerin sonuçlarının jeotermal bir sistemin karakterini çözecek nitelikte olmadığı, yeterli yorumun yapılmamış olması ve sonuçların sondajlar ile desteklenmemiş olmasından dolayı, jeotermal bir sistemin ortaya çıkarılması açısından yeterli olmadığı, yine bu raporda tanımlanan jeofizik çalışmaların sonuçları ile sondajlı kaynak arama faaliyeti (4 adet sondaj kuyusu) için sunulan proje tanıtım dosyasındaki jeoelektrik çalışmalarla uyuşmadığı, jeofizik ile ilişkili çalışmaların yeterli düzeyde olmadığı, çevre mühendisliği yönünden yapılan değerlendirmede; Tarım ve Orman Bakarılığı Su Yönetimi Genel Müdürlüğü Gediz Havzası NHYP Hazırlanması Projesi Nihai NHYP Raporu'nda da jeotermal kuyularının, çevresel kalite hedeflerinin sağlanmasında engel oluşturan baskılardan biri olarak tanımlandığı, Gediz Nehir Havzası Yönetim Planı Raporuna göre Salihli YAS'ın jeotermal baskısı altında (noktasal kirleticilere göre baskı sınıfları kapsamında) olarak tanımlandığı, bor ve arsenik parametrelerinin yıllık ortalama çevresel kalite standardı üzerinde çıkmasının jeotermal kuyuların havzada risk değerini artırarak havza üzerinde bir baskı unsuru oluşturduğu yönünde etki değerlendirmesi yapıldığı, kapasiteden bağımsız olarak drenaj alanında jeotermal kuyuların bulunduğu su kütlelerinin potansiyel baskı altında olarak değerlendirildiği, Tarım ve Ormarı Bakanlığı, Su Yönetimi Genel Müdürlüğü; Tâşkın ve Kuraklık Yönetimi Daire Başkanlığı tarafından yayımlanan Gediz Havzası Kuraklık Yönetim Planı raporuna göre Gediz havzasının artan bir kuraklık riskinin söz konusu olduğu, havzasında yer alan alt havzalarda yerüstü ve yeraltında oluşan su potansiyelindeki mevcut ve projeksiyon akımlarındaki azalmanın % 20,3 ile 45,9 arasında değiştiğinin belirtildiği, ayrıca bu raporda "Gediz Nehri'ne deşarj edilen jeotermal atıksuların, hem sulama suyunda hem de bu su ile sulanan topraklarda olumsuz etkiler oluşturduğu, dolayısıyla bu alanlarda tarımı yapılan bitkilere özellikle de bor mineraline çok duyarlı olan narenciye ağaçlarına zarar verdiği ve bu nedenle, jeotermal santrallerin atıksularının kesinlikle yüzey ve yeraltısularına deşarj edilmemesi, bu suların re enjeksiyon yoluyla derin akiflere tekrar geri basılması olanakları araştırılması gerektiğinin belirtildiği, dolayısıyla jeotermal kuyu/tesis, noktasal kaynaklı kirleticiler olarak havza su kaynakları üzerinde kalite açısından baskı oluşturduğu, re enjeksiyon hususu dışında, korozyon nedeniyle meydana gelebilecek sızıntı veya çeşitli nedenlerle meydana gelebilecek patlama vs. gibi diğer etkilere yönelik alınması gereken önlemler olarak ÇED raporunda kirliliğe neden olan faaliyetin durdurulması, sorumluluğun üstlenilmesi ve kirliliği oluşturan sebeplerin ortadan kaldırılması üzerine olduğu, sonuç olarak; sondaja dayalı kaynak arama projesinin sondaj çalışması sürecinde inşaat taahhütlerine uyulmaması, teknik olarak re enjeksiyon yapılamaması veya süreçte işletme kazası (patlama, vb) olması durumlarında proje etki alanı içinde su kaynaklarında ve toprakta olumsuz çevresel etki oluşturma riski bulunmakla beraber, bu zararların sonradan alınacak önlemlerle giderilebilmesinin mümkün olmadığı, ancak ÇED raporunda sondaja dayalı kaynak arama projesi kapsamında atık oluşumu, depolanması ve bertarafı hususlarında ilgili mevzuat çerçevesinde teknik bir uygunsuzluk bulunmadığı; ziraat mühendisliği yönünden yapılan değerlendirmede; Manisa İli ve çevre ilçeleri Türkiye'de ve dünyada en kaliteli zeytinin, üzümün ve meyvenin yetiştirildiği bahçelere sahip olduğu, tarımsal olarak çok önemli bu özel bitkilerin yetişme alanı olan 1. ve 2. sınıf arazi kullanım sınıfına ait arazilerin yasal olarak özel korunması gereken araziler olarak, tarımsal niteliği korunacak alanlar ve Tarım Bakanlığınca belirlenen büyük ova projesi kapsamında kalan alanlardan olduğu, tüm sondaj noktalarının ve çevresinin büyük ova proesinin içinde kaldığı, dava konusu tesisin kurulduğu/kurulmakta olduğu alanın çevrede bir çok alternatif alan bulunmasına rağmen büyük ova projesi alanının içinde ve mutlak tarım arazileri üzerinde olması, mutlaka korunması gereken bu verimli tarım arazilerinin tarım dışına çıkarılmasına neden olduğu, bu verimli tarım arazilerinin çevrede alternatif alanların bulunabilecek olmasına rağmen ülke nüfusunu karşılamayan üretimin dahada azalmasına neden olmasının kaçınılmaz olduğu, çevre halkının yegane geçim kaynağının tarımsal üretim olduğu düşünüldüğünde kamu yararından bahsedilemeyeceği, alternatif alan araştırılmadan sondaj yerlerinin mutlak tarım arazileri üzerinde planlandığının görüldüğü, kuyu yerlerinin belirlenmesinde, çevre mevzuatında yer alan kriterler, yerleşim yerlerine olan mesafeler, morfolojik nitelik, arazi vasfı, tarımsal bütünlük, taşkın alanları, enerji nakil hatları, Jeotermal sistemin unsurları, jeolojik, tektonik, hidrojeolojik, hidrojeokimyasal değerlendirmeler önemli rol oynadığı, sahada yapılan bu çalışmaların yanı sıra uzaktan algılama, uydu görüntüsü işleme ve coğrafi bilgi sistemleri çalışmaları ve değerlendirmelerinin de yer seçimi sırasında etkili olduğunun belirtildiği, buradan hiçbir alternatif alan arayışına girilmediğinin anlaşıldığı, bu bağlamda ÇED dosyasının yeterli olarak hazırlanmadığının görüldüğü, dava konusu projenin büyük bir bölümünün üzerinde bulunduğu "Mutlak Tarım” arazilerinin kesinlikle tarım dışına çıkarılamayacağının 5403 sayılı Yasa ile açıkça hükme bağlandığı, ancak alternatif alan bulunmadığı takdirde kamu yararı ve ilgili bakanlık veya valilikçe kamu yararı kararı verildiğinde yenilenebilir enerji kaynakları için istisnai olarak tarım dışına çıkarılabileceğinin belirtildiği, ancak ÇED dosyasından da anlaşılacağı üzere davalı firmanın alternatif yer arayışında bulunmadığının görüldüğü, ÇED dosyasında mutlak tarım arazisi vasfında olan sondaj alanlarının ilgili kanunca gerekli olan “Toprak Koruma Projesinin” bulunmadığının görüldüğü, mutlak tarım arazisi vasfındaki bu alanların tarım dışı amaçla kullanılabilmesi için “Taprak Koruma Projesinin” ÇED dosyasında mutlak suretle olmasının gerektiği, Gediz Nehrinin yakınında bulunan sondaj kuyularından çıkan fazla jeotermal suyun risk taşıdığı, jeotermal akışkanların yüzeyüstü su kaynaklarına karışmasından kaynaklanabilecek yüzey ve yeraltı suları kirlenmesi, toprak kirlenmesi ve dolayısıyla tarımsal alanlara olabilecek etkilerden olduğu, jeotermal atık suların yüksek miktarlarda tuz (örneğin Na, SO4, vb), ziraat için zararlı maddeler (örneğin bor), fiziksel zehirli maddeler (örneğin arsenik) ve su kirliliği yapan maddeler (örneğin NH4, NOz, NO3) içerebildiği, bu yüksek derişimlerin hem kullanılan yüzey ve yeraltı suları için hem de toprak için tehdit oluşturduğu, bu kirtetici unsurların önlenmesi ile ilgili bir açıklamanın ÇED dosyasında yeterli olmadığının görüldüğü, bu bağlamda sondaj kuyularının açılmasından önce daha detaylı bir incelemenin yapılması gerekliliğinin ortaya çıktığı, olayı sadece sondaj kuyusu açmak olarak değerlendirmenin mümkün olmadığı, ileriki süreçlerde açılan sondaj kuyuları üretim veya reenjeksiyon kuyuları şeklinde kullanılarak jeotermal enerji santralinin kurulacağı, bu nedenle de daha projenin başlangıç aşamasında çok genel olarak hazırlandığı görülen “Çevresel Etki Değerlendirme Raporunu” yeterli olmadığı, sondaj kuyularının Gediz Nehrine yakın olmasından dolayı jeotermal suyun çıkarılması esnasında yüzey tatlı su tabakasına bulaşımının olup olmadığının anlaşılması için izleme kuyularının açılması gerekli olduğu, bununla ilgili herhangi bir açıklamanın ÇED dosyasında bulunmadığı, açılacak kuyularda jeotermal kaynak potansiyelinin belirlenmesine yönelik yapılacak testlerin neler olabileceği, yaklaşık sürelerine ve kuyu debilerine göre deşarj miktarları, depolama havuzlarının yeterliliği, yetmemesi durumunda yaklaşık olarak ne kadar süre, miktar ve kalitede akışkanın alıcı ortama deşarj edilebileceği, havuz tasarımında alınacak önlemlerin ve kaza durumu etki hafifletme tasarımlarının neler olduğu belirsiz olduğundan teknik tasarım ve taahhütlerin yetersiz olduğu, Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği ve diğer mevzuat hükümleri sağlandıktan ve gerekli izinler alındıktan sonra jeotermal akışkan deşarjın yapılacağı, ifadesine rağmen deşarjın yaklaşık miktarı, ne kadar süre ile nereye yapılacağı, alıcı ortam özellikleri, bitki örtüsü, canlılar ve tarım sektörü açısından kullanılan bir ortam olup olmadığı, oluşabilecek sorunları engellemeye yönelik yapılacak çalışmalar ve alınacak önlemlerin açıklanmadığı, Proje Tanıtım Dosyasındaki yapılandırmalar eksik veya yetersiz ise projenin gerçekleşmesi ile çevrede olumsuz etkilerin ortaya çıkmasının kaçınılmaz olduğu, bu nedenle ÇED dosyasının daha detaylı olarak hazırlanması gerektiği, sonuç olarak, dava konusu projenin gerçekleştirilmesinin, kamu yararı ve çevre dengesi gözetilerek çevresel açıdan muhtemel zararlar ile bu zararların alınacak önlemlerle giderilebilmesinin mümkün olmadığı, projenin gerçekleştirileceği alandaki doğal kaynakların kullanımının yöredeki bitki örtüsüne, canlılara ve tarım sektörüne olumsuz etkisinin olacağı, yönünde tespit ve değerlendirmede bulunulmuştur.
Bilirkişi raporu taraflara tebliğ edilmiş, davalı idare ve müdahil şirket tarafından yapılan itirazlar doğrultusunda bilirkişilerden ek rapor aldırılmasına karar verilmesi üzerine sunulan ek bilirkişi raporunda özetle; ziraat mühendisliği açısından; dava konusu projenin gerçekleştirilmesinin, kamu yararı ve çevre dengesi gözetilerek çevresel açıdan muhtemel zararlar ile bu zararların alınacak önlemlerle giderilebilmesinin mümkün olmadığı, projenin gerçekleştirileceği alandaki doğal kaynakların kullanımının yöredeki bitki örtüsüne, canlılara ve tarım sektörüne olumsuz etkisinin olacağı, bu doğrultuda çevreye olumsuz etkilere ÇED dosyasında belirtilen önlem ve açıklamaların yetersiz olduğu, jeofizik mühendisliği açısından; nihai ÇED çalışmaları için yapılmış olan jeofizik çalışmalarının ÇED raporunda yeterince tanımlanmadığı, MT çalışması yapıldığı bildirilmesine karşın, rapor içinde verilen iki ve üç boyutlu derin kesit ve derinlik görsellerinin neyi ifade ettiği tanımlanmadığı, açıkçası sunulan verilerin sonuçlarının jeotermal bir sistemin karakterini çözecek nitelikte olmadığı, yeterli yorumun yapılmamış olması ve sonuçların sondajlar ile desteklenmemiş olmasından dolayı, jeotermal bir sistemin ortaya çıkarılması açısından yeterli olmadığı, yine bu raporda tanımlanan jeofizik çalışmaların sonuçları ile sondajlı kaynak arama faaliyeti (4 adet sondaj kuyusu) için sunulan proje tanıtım dosyasındaki jeoelektrik çalışmalarla uyuşmadığının görüldüğü, yapılan tüm yorumların nesnel ve açık biçimde bilirkişi raporunda sunulduğu, sunulan raporların bilimsel ve teknik açıdan yetersiz olduğu, çevre mühendisliği açısından; kök raporda detayı verilen Bakanlık tarafından yayımlanan çalışma raporlarından da görüleceği üzere, jeotermal kuyular/tesislerin, noktasal kaynaklı kirleticiler olarak havza su kaynakları üzerinde kalite açısından baskı oluşturduğu, proje planlamaları yapılırken havzanın bütününün dikkate alınması gerektiği, bu çalışmalarda havzanın genel durumunun ortaya konulduğu, kamu yararı ve çevre dengesi yönüyle değerlendirilmesi amacıyla Mahkemeye sunulduğu, yönünde tespit ve değerlendirmede bulunulmuştur.
Buna göre, uyuşmazlıkta; bilirkişi raporunda, proje tanıtım dosyasında planlanan etkinlik ile ilgili olarak ziraat ve jeofizik mühendisliği açısından eksikliklerin bulunduğu ve PTD'nin yetersiz olduğunun belirtildiği, ziraat mühendisliği açısından, ÇED raporunun çok genel hazırlanmış olması nedeniyle yeterli olmadığı, kirletici unsurların önlenmesi ile ilgili açıklamanın ÇED dosyasında yeterli olmadığı ve sondaj kuyularının Gediz Nehrine yakın olmasından dolayı jeotermal suyun çıkarılması esnasında yüzey tatlı su tabakasına bulaşımının olup olmadığının anlaşılması için izleme kuyularının açılmasının gerekli olduğu, bununla ilgili herhangi bir açıklamanın ÇED dosyasında bulunmadığı, ayrıca ÇED dosyasında mutlak tarım arazisi vasfında olan sondaj alanlarının 5403 sayılı Kanun uyarınca gerekli olan “Toprak Koruma Projesinin” bulunmadığı tespitlerinde bulunulduğu, buna göre her ne kadar jeotermal kaynağın verimine bağlı olarak çeşitli amaçlarla işletilmesi mümkün olduğundan jeotermal kaynağın sıcaklığı, debisi vs. bilinmemesi nedeniyle henüz belirlenmemiş bir işletme yönteminin çevresel etkilerinin ve buna yönelik önlemlerin jeotermal kaynak aramaya ilişkin ÇED raporunda yer alması beklenemeyecek ise de, sondaj yerleri mutlak tarım arazileri üzerinde planlandığından, toprak koruma projesinin ÇED dosyasında bulunmasının gerekli olduğu ve bu arazilerin ilerleyen aşamalarda tarım dışına çıkarılabilmesi için bu aşamada toprak koruma projesinin hazırlanmasının gerektiği, öte yandan jeofizik mühendisliği açısından; jeofizik çalışmaların ÇED raporunda yeterince tanımlanmadığı, PTD'de sunulan verilerin sonuçlarının jeotermal bir sistemin karakterini çözecek nitelikte olmadığı, yeterli yorumun yapılmadığı ve sonuçların sondajlar ile desteklenmediği, çalışmaların sahada jeotermal sistemin ortaya çıkarılması açısından yeterli olmadığı gibi jeotermal bir sistemin karakterini çözecek nitelikte de olmadığı yönünde görüş bildirildiği, özellikle jeotermal kaynaklara yönelik projelerde yeraltının dolayısıyla rezervuarın iyi tanımlanması gerektiğinin açık olduğu, bu durumun yer üstündeki planlamayı doğrudan etkileyeceği, rezervuarın jeofizik açıdan doğru tanımlanmamasının tespit edilen sondaj noktalarının konumunun da uygun olmaması sonucuna yol açılabileceği, çevresel etki değerlendirmesinin gerçekleştirilmesi planlanan projenin, çevreye olabilecek olumlu ya da olumsuz etkilerinin belirlenmesi, olumsuz yöndeki etkilerin önlenmesi ya da çevreye zarar vermeyecek ölçüde en aza indirilmesi için alınacak önlemlerin belirlenerek değerlendirilmesi amacıyla yapılması sebebi ile sondaj noktalarına ilişkin yer seçiminin jeolojik ve jeofizik veriler ışığında doğru olarak yapılmasının davaya konu çalışmanın en önemli unsurlarından biri olduğu, ÇED sürecinin projenin gerçekleştirileceği alan dikkate alınarak işletildiği dikkate alındığında, PTD dosyasının jeofizik açıdan yetersiz olmasının dava konusu işlemi esaslı şekilde sakatlayacağı kanaatine varıldığından, dava konusu "ÇED Olumlu" kararının hukuka aykırı olduğu sonucuna varılmıştır.
Öte yandan, her ne kadar bilirkişi raporunda ziraat mühendisi tarafından alternatif alan çalışması yapılmadığı şeklinde görüş bildirildiği görülmüş ise de, rezervuarın doğru tanımlanmaması sebebi ile bu aşamada dava konusu tesisin kurulacağı alana ilişkin olarak alternatif alan arayışına girilip girilmediği hususunda değerlendirme yapılmasına yer olmadığı kanaatine varılmıştır.
Davanın, davacılardan ... (T.C.No: …) yönünden incelenmesinden; Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden temin edilen nüfus kayıt örneğinden, dava devam ederken davacılardan ...'in 16/05/2021 tarihinde vefat ettiği ve bu suretle taraf ehliyetini yitirdiği, davanın da yalnızca ölen davacıyı ilgilendirdiği ve mirasçılarına intikâl eden bir hak niteliğinde olmadığı anlaşıldığından, adı geçen davacı yönünden dava dilekçesinin iptaline karar verilmesi gerekmektedir.
Davanın, davacılardan ... ve ... yönünden incelenmesine gelince; adı geçen davacılar tarafından sunulan ve 29/06/2022 tarihinde Mahkeme kayıtlarına giren dilekçe ile davadan feragat edildiği anlaşıldığı, mevzuat hükümleri uyarınca feragat nedeniyle anılan davacılar açısından konusu kalmayan dava hakkında karar verilmesine yer bulunmamaktadır.
Belirtilen gerekçelerle, davacılardan; ... (T.C.No: …) yönünden dava dilekçesinin iptaline, ... ve ... yönünden feragat nedeniyle konusu kalmayan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına; diğer davacılar yönünden ise hukuka aykırı bulunan dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI : Davalı idare ile davalı yanında müdahil tarafından Mahkeme kararının iptale ilişkin kısmına yönelik olarak, bilirkişi raporunda ÇED raporunun jeolojik ve hidrojeoloji yönden yeterli bulunduğu, ayrıca bilirkişi raporunda Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile Tarım ve Orman Bakanlığı raporları dikkate alınarak bir değerlendirme yapılmış ise de, bu raporların proje alanına özgü olmayan, Manisa İlinin tamamını kapsayacak kadar genel nitelikte raporlar olduğu, kaldı ki aynı Bakanlıkların dava konusu projeyle ilgili olumlu görüşlerinin bulunduğu, bilirkişi raporunda jeofizik mühendisi tarafından soyut değerlendirmelerin yapıldığı, nitekim ÇED raporunun Ek 7'de yer verilen jeolojik, jeofizik, hidrojeolojik, hidrojeokimyasal özelliklere ilişkin konuların değerlendirilme raporunda gerekli veri ve analizlerin bulunduğu, konuya ilişkin Maden Tetkik Arama Genel Müdürlüğünün olumlu görüşünün bulunduğu, yapılan çalışmalar neticesinde bir jeotermal sistemde olması gereken örtü kaya, rezervuar kaya ve ıstıcının söz konusu sahada bulunduğunun anlaşıldığı, tüm jeofizik veriler ve bölgede açılan kuyuların sonuçları dikkate alınarak, proje sahasında jeotermal enerji potansiyelinin varlığına karar verildiği, ziraat mühendisi tarafından proje yeri uygun bulunmamış ise de, sondaj noktalarının zorunlu olarak ruhsat sahası içerisinde yer alması gerektiği ve yatırımcı tarafından önerilen 40 sondaj noktasından dava konusu sondaj noktalarına karar verilerek, çevresel etkileri daha fazla olabilecek noktalardan vazgeçildiği, tüm ruhsat sahasının tamamına yakınının zaten tarım arazisi olduğu, zira tarım arazisi ile çevrili olmayan bir alternatif alanın bulunmadığı, bununla birlikte, muhtemel etkilere karşı alınması gerekli önlemlere yer verildiği ve sonraki süreçte de tarım dışı kullanım amaçlı etüt raporunun hazırlanarak tarım dışı kullanım izni almak için başvuru yapılacağı, 3 km mesafede zeytinlik alanlar bulunsa da, projenin arama faaliyeti olması ve alıcı ortama deşarj yapılmayacak olması nedeniyle olumsuz etkinin olmayacağı, ayrıca sondajın yer aldığı parsellerin ulaşım sağlanabilen yola komşu parseller olduğu, bu nedenle projenin tarımsal bütünlüğü bozduğundan söz edilemeyeceği, arama faaliyeti sonucunda mutlaka jeotermal elektik santrali kurulacağı anlamına gelmediği, ancak bilirkişi raporunda bu yaklaşımla hareket edildiği, ÇED raporunda sondaj sırasında çıkacak olan eser miktardaki gazların bile hesaplanarak, muhtemel etkileri ile alınması gerekli önlemlere yer verildiği, jeotermal akışkanın alıcı ortama deşarjının söz konusu olmadığı, ayrıca yeraltı suyunun kirlenmemesi adına gerekli taahhütlerin verildiği, ayrıca izleme programı kapsamında faaliyete başlanılmadan önce ÇED raporunda yer alan lokasyonlarda ve proje alanında bulunan formasyonları temsil eden yeraltı ve yüzey suyu örneklerinin alınıp kalite analizlerinin yaptırılacağı, sonuç olarak bir sondaj projesi için gerekli bütün çalışmaların yapıldığı, ancak bilirkişi raporunda projeye özgü olmayan değerlendirmeler yapılarak olumsuz görüş verildiği, dava konusu işlemin hukuka uygun olduğu belirtilerek, Mahkeme kararının iptale ilişkin kısmının bozularak, davanın reddine karar verilmesi gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Savunma verilmemiştir.
TETKİK HÂKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile usul ve yasaya uygun olan İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Dördüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE:
MADDİ OLAY :
Davalı yanında müdahil tarafından, Manisa İli, Salihli İlçesi, … … … … … Mahalleleri mevkiinde ilk olarak 14 noktada "Sondajlı Jeotermal Kaynak Arama" projesinin yapılmasının planlanması üzerine, proje tanıtım dosyası hazırlanarak, Manisa Valiliği Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğüne başvurulmuş, anılan kurum tarafından 06/03/2019 tarihli "ÇED Gerekli Değildir" kararı verilmiştir.
Söz konusu kararın iptali istemiyle ... İdare Mahkemesinin E:… sayılı dosyasında açılan davada, Mahkemenin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla çevre mühendisi, ziraat mühendisi, jeoloji mühendisi, jeofizik mühendisi ve harita mühendisinden oluşan bilirkişi heyetiyle yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucunda düzenlenen bilirkişi raporu hükme esas alınmak suretiyle bilirkişi raporunda ortaya konulan risk ve etkiler sebebiyle ÇED sürecinin işletilmesi gerektiği gerekçesiyle 06/03/2019 tarihli "ÇED Gerekli Değildir" kararının iptaline karar verilmiştir.
Davalı yanında müdahil tarafından aynı ruhsat sahasında bu kez 9 noktada "Jeotermal Kaynak Arama" projesinin yapılmasının yeniden planlanması üzerine, Mahkeme kararının gerekçesinin dikkate alınması suretiyle ÇED Yönetmeliğinin 24. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi uyarınca ÇED raporu hazırlanarak davalı idareye sunulmuş, ilgili kurumlardan alınan görüşler neticesinde, … tarih ve … sayılı "ÇED Olumlu" kararı verilmiştir.
Bunun üzerine, anılan "ÇED Olumlu" kararının iptali istemiyle bakılan dava açılmıştır.
İLGİLİ MEVZUAT:
2872 sayılı Çevre Kanununun 10. maddesinde; "Gerçekleştirmeyi plânladıkları faaliyetleri sonucu çevre sorunlarına yol açabilecek kurum, kuruluş ve işletmeler, Çevresel Etki Değerlendirmesi Raporu veya proje tanıtım dosyası hazırlamakla yükümlüdürler. Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu Kararı veya Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir Kararı alınmadıkça bu projelerle ilgili onay, izin, teşvik, yapı ve kullanım ruhsatı verilemez; proje için yatırıma başlanamaz ve ihale edilemez. ..." hükmüne yer verilmiştir.
25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren ve dava konusu işlem tarihinde yürürlükte bulunan Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin 4. maddesinde; ''Çevresel etki değerlendirmesi olumlu kararı: Çevresel Etki Değerlendirmesi Raporu hakkında Komisyon tarafından yapılan değerlendirmeler dikkate alınarak, projenin çevre üzerindeki muhtemel olumsuz etkilerinin, alınacak önlemler sonucu ilgili mevzuat ve bilimsel esaslara göre kabul edilebilir düzeylerde olduğunun belirlenmesi üzerine projenin gerçekleşmesinde çevre açısından sakınca görülmediğini belirten Bakanlık kararını, ... ifade eder." olarak tanımlanmış, 6. maddesinde; "(1) Bu Yönetmelik kapsamındaki bir projeyi gerçekleştirmeyi planlayan gerçek veya tüzel kişiler; Çevresel Etki Değerlendirmesine tabi projeleri için; ÇED Başvuru Dosyasını, ÇED Raporunu, Seçme Eleme Kriterleri uygulanacak projeler için ise Proje Tanıtım Dosyasını, Bakanlıkça yeterlik verilmiş kurum/kuruluşlara hazırlatmak, ilgili makama sunulmasını sağlamak ve proje kapsamında verdikleri taahhütlere uymakla yükümlüdürler. (2) Kamu kurum/kuruluşları, bu Yönetmelik hükümlerinin yerine getirilmesi sürecinde proje sahiplerinin veya Bakanlıkça yeterlik verilmiş kurum/kuruluşların isteyeceği konuya ilişkin her türlü bilgi, doküman ve görüşü vermekle yükümlüdürler. (3) (Değişik:RG 26/5/2017 30077) Bu Yönetmeliğe tabi projeler için "Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu" kararı veya "Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir" kararı alınmadıkça bu projelerle ilgili teşvik, onay, izin, yapı ve kullanım ruhsatı verilemez, proje için yatırıma başlanamaz ve ihale edilemez. Ancak bu durum söz konusu teşvik, onay, izin ve ruhsat süreçlerine başvurulmasına engel teşkil etmez. (4) Bu Yönetmelik hükümlerine göre karar tesis edilmeden önce, projenin gerçekleştirilmesinin mevzuat bakımından uygun olmadığının tespiti halinde, aşamasına bakılmaksızın süreç sonlandırılır." kuralına, 7. maddesinde ise; "(1) Bu Yönetmeliğin; a) Ek 1 listesinde yer alan projelere, b) "ÇED Gereklidir" kararı verilen projelere, c) Kapsam dışı değerlendirilen projelere ilişkin kapasite artırımı ve/veya genişletilmesinin planlanması halinde, mevcut proje kapasitesi ve kapasite artışları toplamı ile birlikte projenin yeni kapasitesi ek 1 listesinde belirtilen eşik değer veya üzerinde olan projelere, ÇED Raporu hazırlanması zorunludur." kuralına, 24. maddesininde ise; "... b) ÇED Yönetmeliğine tabi olmayan veya Seçme Eleme Kriterlerine tabi olduğu halde proje sahibinin ÇED Raporu hazırlanması talebi üzerine Bakanlıkça uygun görülen projeler,..." kuralına yer verilmiştir.
Aynı Yönetmeliğin Ek III bölümünde; Çevresel Etki Değerlendirmesi Genel Formatının ihtiva etmesi gereken hususlar düzenlenmiş, Bölüm I: Projenin tanımı ve özellikleri; a) Proje konusu yatırımın tanımı, özellikleri, ömrü, hizmet maksatları, önem ve gerekliliği, b) Projenin yer ve teknoloji alternatifleri, proje için seçilen yerin koordinatları Bölüm II: Proje Yeri ve Etki Alanının Mevcut Çevresel Özellikleri; Proje alanının ve önerilen proje nedeniyle etkilenmesi muhtemel olan çevrenin; nüfus, fauna, flora, jeolojik ve hidrojeolojik özellikler, doğal afet durumu, toprak, su, hava, atmosferik koşullar, iklimsel faktörler, mülkiyet durumu, kültür varlığı ve sit özellikleri, peyzaj özellikleri, arazi kullanım durumu, hassasiyet derecesi (Ek 5’deki Duyarlı Yöreler Listesi de dikkate alınarak) benzeri özellikleri Bölüm III: Projenin İnşaat ve İşletme Aşamasında Çevresel Etkileri ve Alınacak Önlemler, Projenin; a) Çevreyi etkileyebilecek olası sorunların belirlenmesi, kirleticilerin miktarı, alıcı ortamla etkileşimi, kümülatif etkilerin belirlenmesi, b) Sera gazı emisyon miktarının belirlenmesi ve emisyonların azaltılması için alınacak önlemler, c) Projenin çevreye olabilecek olumsuz etkilerinin azaltılması için alınacak önlemler, ç) İzleme Planı (inşaat dönemi), Bölüm IV: Halkın Katılımı; a) Projeden etkilenmesi muhtemel ilgili halkın belirlenmesi ve halkın görüşlerinin çevresel etki değerlendirmesi çalışmasına yansıtılması için önerilen yöntemler, b) Görüşlerine başvurulması öngörülen diğer taraflar, Notlar ve Kaynaklar; Ekler: Çevresel Etki Değerlendirmesi Başvuru Dosyası hazırlanmasında kullanılan bilgi ve belgeler ile raporda kullanılan tekniklerden rapor metninde sunulamayan belgeler, Proje için seçilen yerin koordinatları, Proje için belirlenen yer ve alternatiflerinin varsa; çevre düzeni, nazım, uygulama imar planı, vaziyet planı veya plan değişikliği teklifleri, Proje ile ilgili olarak daha önceden ilgili kurumlardan alınmış belgeler şeklinde düzenlemeler yer almıştır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Çevresel etki değerlendirmesi ile, gerçekleştirilmesi planlanan projelerin çevreye olabilecek olumlu ya da olumsuz etkilerinin belirlendiği, olumsuz yöndeki etkilerin önlenmesi ya da çevreye zarar vermeyecek ölçüde en aza indirilmesi için alınacak önlemlerin irdelendiği, seçilen yer ile teknoloji alternatiflerinin değerlendirildiği, ayrıca projelerin uygulanmasının izlendiği ve kontrolünde sürdürülecek çalışmaların belirlendiği bir süreç öngörülmüş olup, Yönetmelik kapsamında yer alan bir faaliyet nedeniyle hazırlanacak ÇED raporunda özel format uyarınca, projenin gerçekleştirileceği yer ile alternatif alanlar belirlenerek projenin hizmet amacı, önem ve gerekliliği kapsamında yerin ve etki alanının çevresel özellikleri, çevresel etkiler ve alınacak önlemlerin tartışılması, faaliyet yerinin belirlenmesinde ise, faaliyetin büyüklüğü, amacı, ulaşım, iklim, toprağın ve çevrenin özellikleri, olası etkiler ve etkilerin azami giderilme olanakları gibi unsurların etkili olması, bu bağlamda, sürdürülebilir kalkınma ve sürdürülebilir çevre dengesinin sağlanması yolunda belirtilen nitelikteki bir faaliyete en uygun yerin seçilmesi esastır.
Çevresel etki değerlendirmesi; gerçekleştirilmesi planlanan projenin, çevreye olabilecek olumlu ya da olumsuz etkilerinin belirlenmesi, olumsuz yöndeki etkilerin önlenmesi ya da çevreye zarar vermeyecek ölçüde en aza indirilmesi için alınacak önlemlerin belirlenerek değerlendirilmesi amacıyla yapıldığından, ÇED sürecinde verilen kararların iptali istemiyle açılacak davalarda, yukarıda belirtilen Yönetmeliğin Ek III. maddesindeki unsurlar yönünden, ÇED kararlarının bir bütün olarak çevresel etkilerinin irdelenmesi gerekmektedir.
Uyuşmazlıkta, her ne kadar İdare Mahkemesi kararında iptal gerekçesi olarak, ziraat mühendisinin değerlendirmeleri esas alınarak, ÇED raporunun çok genel hazırlanmış olması nedeniyle yeterli olmadığı, kirletici unsurların önlenmesi ile ilgili açıklamanın ÇED dosyasında yeterli olmadığı ve sondaj kuyularının Gediz Nehrine yakın olmasından dolayı jeotermal suyun çıkarılması esnasında yüzey tatlı su tabakasına bulaşımının olup olmadığının anlaşılması için izleme kuyularının açılmasının gerekli olduğu, bununla ilgili herhangi bir açıklamanın ÇED dosyasında bulunmadığı, sondaj yerleri mutlak tarım arazileri üzerinde planlandığından toprak koruma projesinin ÇED dosyasında bulunmasının gerekli olduğu ve bu arazilerin ilerleyen aşamalarda tarım dışına çıkarılabilmesi için bu aşamada toprak koruma projesinin hazırlanmasının gerektiği hususlarına yer verilmiş ise de, ziraat mühendisinin değerlendirmesinin aksine, ÇED raporunda, projenin etkilerinin faaliyet öncesi ve sonrasında izlenebilmesi amacıyla mevcut 9 kuyunun haricinde 3 kuyunun daha açılacağının ve toplam 12 noktada izleme yapılacağının belirtildiği görülmüş olup, dava konusu projenin jeotermal kaynağın işletme projesi olmadığı, dolayısıyla işletme projesini de kapsayacak şekilde kapsamlı bir ÇED raporunun hazırlanmasının beklenemeyeceği, sondaj noktalarının tarım arazileri üzerinde bulunması nedeniyle faaliyete geçilmeden önce tarım dışı kullanım izninin alınması amacıyla hazırlanması gereken toprak koruma projesinin ÇED Olumlu kararından sonra da hazırlanması mümkün olduğundan, bu aşamada ÇED raporunda toprak koruma projesinin yer almamasının (ÇED raporunda yer alan muhtemel çevresel etkilere karşı alınması gereken önlemlerle birlikte değerlendirildiğinde) eksiklik olarak değerlendirilemeyeceği sonucuna varılmıştır.
Öte yandan, İdare Mahkemesi kararında diğer bir iptal gerekçesi olarak, jeofizik çalışmaların ÇED raporunda yeterince tanımlanmadığı, PTD'de sunulan verilerin sonuçlarının jeotermal bir sistemin karakterini çözecek nitelikte olmadığı, yeterli yorumun yapılmadığı ve sonuçların sondajlar ile desteklenmediği, çalışmaların sahada jeotermal sistemin ortaya çıkarılması açısından yeterli olmadığı gibi jeotermal bir sistemin karakterini çözecek nitelikte de olmadığı yönünde görüş bildirildiği, özellikle jeotermal kaynaklara yönelik projelerde yeraltının dolayısıyla rezervuarın iyi tanımlanması gerektiğinin açık olduğu, bu durumun yer üstündeki planlamayı doğrudan etkileyeceği, rezervuarın jeofizik açıdan doğru tanımlanmamasının tespit edilen sondaj noktalarının konumunun da uygun olmaması sonucuna yol açılabileceği hususları yer almış ise de, davalı yanında müdahil tarafından yapılmak istenilen ilk projeyle ilgili olarak Manisa 1. İdare Mahkemesinin E:2019/315 sayılı dosyasında açılan davada hükme esas alınan bilirkişi raporundaki jeofizik mühendisi tarafından, ÇED Gerekli Değildir kararının dayanağı proje tanıtım dosyasında jeofizik rezistivite ve MT/AMT çalışmalarının yapılmadığı yönündeki değerlendirmesi dikkate alınarak, dava konusu ÇED Olumlu kararının dayanağı ÇED raporunda, elektrik özdirenç uygulamaları schlumberger elektrot dizilimi ve uygulama yönemi ile topoğrafik olarak saptanan lokasyonlarda açma ölçüleri alınarak derin kapasiteli düşey elektrik sondajlar (DES) ve manyeto tellürik (MT) ölçümlerinin yapıldığı ve elde edilen verilere göre önceki proje kapsamında açılacak olan 14 sondaj noktasından çevresel etkileri daha fazla olanların çıkarılması suretiyle söz konusu 9 sondaj lokasyonunun belirlendiği görülmüş olup, jeofizik mühendisinin söz konusu çalışmaların yetersiz veya yanlış olduğu yönündeki değerlendirmelerinin ise çok genel ve soyut nitelikte olduğu, bu haliyle ÇED raporunu kusurlandırmayacağı sonucuna varılmıştır.
Ayrıca, jeoloji/hidrojeoloji mühendisi tarafından, proje alanının jeolojik ve hidrojeolojik özelliklerine, yeraltı ve yerüstü su durumlarına, sondajlarda geçilecek formasyonlara, jeotermal akışkanın kimyasal özelliklerine, kuyu teçhiz planı vb. konulara yer verildiği belirtilerek, bu yönlerden ÇED raporu yeterli bulunduğu gibi, çevre mühendisi tarafından da test sularının re enjekte edilerek alıcı ortama verilmeyeceği taahhüdü başta olmak üzere, atık oluşumu, depolanması ve bertarafı yönlerinden de ÇED raporunun yeterli bulunduğu dikkate alındığında, dava konusu proje nedeniyle taahhütlere uyulması durumunda, doğrudan veya dolaylı olarak yeraltı ve yüzey suları ile toprak kirliliğinin meydana gelmeyeceği, dolayısıyla tarımsal faaliyetler başta olmak üzere, çevrenin olumsuz etkilenmeyeceği sonucuna ulaşılmıştır.
Bu itibarla; ÇED raporunda, jeotermal kaynak arama projesi ile ilgili olarak muhtemel çevresel etkilere ve olumsuz etkilerin giderilmesi için alınacak önlemlere yer verildiği görülmekte olup, dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığından, Mahkeme kararının temyiz edilen dava konusu işlemin iptaline ilişkin kısmında hukuki isabet bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Temyiz istemlerinin kabulüne,
2. Temyize konu ... İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyiz edilen iptale ilişkin kısmının BOZULMASINA; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 20/A 2(i) maddesi uyarınca DAVANIN REDDİNE,
3. Aşağıda ayrıntısı gösterilen …TL yargılama giderinin davacılar üzerinde bırakılmasına,
4. Davalı idarece temyiz aşamasında yapılan ve aşağıda dökümü gösterilen … TL yargılama gideri ile hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca duruşmalı işler için belirlenen … TL vekalet ücretinin davacılardan alınarak davalı idareye verilmesine,
5. Davalı yanında müdahil tarafından yapılan … TL yargılama giderinin davacılardan alınarak davalı yanında müdahile verilmesine,
6. Adalet Bakanlığı Strateji Geliştirme Başkanlığı tarafından karşılanan keşif harcı ile keşif gideri olmak üzere toplam … TL'nin davacılardan tahsili için ilgili Kuruma yazı yazılmasına ve kararın bir örneğinin ilgili Kuruma tebliğine,
7. Artan … TL keşif avansının Adalet Bakanlığı Strateji Geliştirme Başkanlığına; fazladan yatırılan … TL ve … TL başvurma harcının, … TL karar harcı ile … TL yürütmenin durdurulması harcının davacılara iadesine,
8. Dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine,
9. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 20/A 2 (i) maddesi uyarınca, kesin olarak, 28/12/2023 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
(X) KARŞI OY :
Temyize konu İdare Mahkemesi kararında; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinin 2. fıkrasında sayılan bozma nedenlerinden hiçbirisi bulunmadığından, Mahkeme kararının onanması gerektiği oyu ile aksi yöndeki çoğunluk kararına katılmıyoruz.
2023/112463
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_yargitay
Taranan Tarih: 25.01.2026 15:31:47