SoorglaÜcretsiz Dene

Karar Detayı

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

Yargıtay Kararı

Esas No

2023/11523

Karar No

2023/6877

Karar Tarihi

7 Aralık 2023

T.C.

D A N I Ş T A Y

DÖRDÜNCÜ DAİRE

Esas No : 2023/11523

Karar No : 2023/6877

DAVACILAR: **

1 … Derneği

2 … Odası

VEKİLLERİ: Av. …

3 … Derneği

VEKİLİ: Av. …

4 … Derneği

VEKİLİ: Av. …

5 … Derneği

VEKİLİ: Av. …

6 … Derneği

VEKİLİ: Av. …

7 … Derneği

VEKİLİ: Av. …

DAVALI: … Bakanlığı

VEKİLİ: Av. …

DAVANIN KONUSU: 10/03/2020 tarih ve 31064 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan İçme Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 6. maddesiyle değiştirilen İçme Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmeliğin 8. maddesinin 5. fıkrasının; 8. maddesiyle değiştirilen esas Yönetmeliğin 10. maddesinin 7. fıkrasının ilk iki cümlesi ile 11. fıkrasındaki "İyi Tarım Uygulamalarına geçilmesi" ibaresinin; 9. maddesiyle değiştirilen esas Yönetmeliğin 11. maddesinin 7. fıkrasının ilk iki cümlesi ile 11. fıkrasının tamamının ve aynı maddenin 15. fıkrasındaki "gerekli çevresel altyapı önlemlerinin alınması şartıyla güneş enerji santrali, rüzgar enerji santrali ve hidroelektrik santrali kurulmasına izin verilebilir." ibaresinin; 10. maddesiyle değiştirilen esas Yönetmeliğin 12. maddesinin 9. fıkrasındaki "veya İyi Tarım Uygulamalarına geçilmesi" ibaresi ile aynı maddenin 14. fıkrasının iptali istenilmektedir.

DAVACILARIN İDDİALARI: Su ürünleri yetiştiriciliğinin sular üzerindeki kirletici etkileri nedeniyle Yönetmelik'in 8. maddesinin 5. fıkrasının hukuka aykırı olduğu; Yönetmeliğin ilk halinde geçen “her bir parselde” ifadesinin, yoğunluk artışına sebep olabileceği gerekçesiyle yürütmesinin durdurulduğu, buna rağmen, dava konusu değişiklikte, yoğunluk artışını engelleyecek nesnel bir düzenleme yapılmadığı ve Yönetmelik'in 10. ve 11. maddelerinin 7. fıkralarında günübirlik tesislere hangi yoğunlukta izin verileceğinin belirsiz bırakıldığı, Mesire Yerleri Yönetmeliğinde de yoğunluğa ilişkin hüküm bulunmadığı; Danıştay kararıyla “İyi tarım uygulamaları koduna uyulması” ifadesinin yürütmesinin durdurulduğu, dava konusu düzenlemelerle, bu ifadenin Yönetmeliğin 10. maddesinin 11. fıkrasıyla, 12. maddesinin 9. fıkrasında, "İyi Tarım Uygulamalarına geçilmesi" olarak değiştirildiği, ancak her iki ifade arasında nasıl bir fark olduğunun anlaşılamadığı, kaldı ki söz konusu değişiklikle ilgili, Danıştay Ondördüncü Dairesince daha önce bu konuda, yürütmenin durdurulması isteminin kabulüne yönelik karar verildiği ve yeni düzenlemenin, önceki yargı kararının gerekçesine aykırı olduğu; Yönetmeliğin 11. maddesinin 11. fıkrasına “entegre nitelikte olmayan” ifadesi eklenerek gerekli tedbirler alınmış gibi gösterildiği, değişiklikle, hayvancılık faaliyetlerinin entegre tesis niteliği sınırlarına ulaşılmasının önüne geçildiği, ancak faaliyetlerin yerleşik halkın ihtiyaçlarını karşılamak sınırını aşmasının önüne geçilmediği, oysa yerleşik halkın ihtiyaçlarını karşılayacak düzeyden daha yoğun bir hayvancılık faaliyetinin yine kirlenmeye sebep olacağı ve bu düzenlemenin de yine Danıştay Ondördüncü Dairesinin daha önce bu konuda, yürütmenin durdurulması isteminin kabulüne yönelik olarak verdiği kararların gerekçelerine aykırı olduğu; orta ve uzun mesafeli koruma alanlarında enerji santrallerine izin verilmesinin hukuka aykırı olduğu ileri sürülmektedir.

DAVALININ SAVUNMASI: Öncelikle, usule ilişkin olarak, davanın ehliyet ve süre yönünden reddine karar verilmesi gerektiği ileri sürülmüştür.

Esasa ilişkin olarak ise; Yönetmeliğin 10. ve 11. maddelerinin 7. fıkralarında yapılan değişikliklerle sadece gelişim ve yönetim planları ile imar planlarında günübirlik tesis önerilmiş ise yapılaşmaya izin verildiği, mevcut planlarda günübirlik tesis alanı öngörülmemiş ise yeni bir tesis kurulmasına izin verilmediği, Yönetmelikle, yürürlük tarihi itibarıyla rekreasyon amaçlı imar planı veya mesire alanına ilişkin gelişim ve yönetim planı bulunmayan alanlarda yeni bir plan hazırlanmasına, ifraz yoluyla bu alanda yeni parsellerin oluşmasına da izin verilmediği, böylece geniş alanlara yayılan, konaklama ihtiva eden turizm faaliyetlerinin de önüne geçildiği, bu sebeple söz konusu hükümlerin yoğunluğun artmasına sebep olmayıp, koruma bandındaki imar planlarında yer alan turizm kullanımlarına ilişkin kararlardan sadece günübirlik özelliğindeki kullanımların gerçekleştirilmesini düzenleyerek yoğunluğu azalttığı, eğer mevcut planlar kapsamında 100 metrekareyi aşan (örneğin daha yüksek katlı, inşaat alanı daha geniş ve günübirlik tesis dışında ilave kullanım maksadı olan) tesisler varsa, bu tesisler için plan revizyonu yapılması şartı da bulunmadığı, fıkranın birinci cümlesinin iptali halinde günübirlik tesislerle diğer turizm tesislerinin kurulmasına yönelik herhangi bir kısıtlayıcı veya yasaklayıcı hüküm kalmayacağı; “İyi Tarım Uygulamaları Kodu” ifadesinin Sularda Tarımsal Faaliyetlerden Kaynaklanan Nitrat Kirliliğinin Önlenmesine Yönelik İyi Tarım Uygulamaları Kodu Tebliği'nde tanımlandığı ve düzenlendiği, dava konusu Yönetmelikte yer verilen “iyi tarım uygulamaları”nın ise “İyi Tarım Uygulamaları Hakkında Yönetmelik'te tanımlandığı ve düzenlendiği, Bakanlığın, dava konusu Yönetmelikte iki ayrı mevzuata konu olan ve iki ayrı şekilde uygulanan iki farklı kavrama yer verilmesinin karışıklığa sebep olacağı yönündeki görüşü üzerine Yönetmelikte geçen “İyi Tarım Uygulamaları Koduna uyulması” ifadelerinin “iyi tarım uygulamalarına geçilmesi” olarak değiştirildiği, bununla birlikte, söz konusu düzenlemelerin ilişkin olduğu kısa ve uzun mesafeli koruma alanlarında tarımsal faaliyetlerin esas olarak organik tarım şeklinde yürütüleceği, organik tarımın teknik olarak yapılamaması halinde iyi tarım uygulamaları kapsamında tarımsal faaliyetlerde bulunulacağı, iyi tarım uygulamalarına yönelik mevzuat kapsamında, kirliliğin ortadan kaldırılması için alınması gereken önlemlere yer verildiği; dolayısıyla bu hükümlerin söz konusu koruma alanları için de geçerli olduğu; Yönetmelik kapsamında içme kullanma suyu havzalarında iyi tarım uygulamalarına geçilmesi esasının kabul edildiği, iyi tarım uygulamaları mevzuatına göre yeni planlanan bütün hayvancılık işletmelerinin iyi tarım uygulamaları kriterlerine göre planlanmalarının zorunlu olduğu, dolayısıyla 11. maddenin 11. fıkrasında yapılan değişiklikte hukuka aykırılık bulunmadığı; orta ve uzun mesafeli koruma alanlarında yenilenebilir enerji santrali kurulabilmesine ilişkin hükümlerde de hukuka aykırılık bulunmadığı savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ:

DÜŞÜNCESİ: Davanın kısmen kabulü, kısmen reddi gerektiği düşünülmektedir.

DANIŞTAY SAVCISI

DÜŞÜNCESİ: Dava ,10/03/2020 tarih ve 31064 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan İçme Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik'in 6. maddesiyle değiştirilen İçme Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelik'in 8. maddesinin 5. fıkrasının; 8. maddesiyle değiştirilen 10. maddesinin 7. fıkrasının birinci cümlesi ile aynı maddenin 11. fıkrasında değiştirilen "İyi Tarım Uygulamalarına geçilmesi" ifadesinin; 9. maddesiyle değiştirilen 11. maddesinin 7. fıkrasının birinci cümlesi ile 11. fıkranın tamamı ve yine aynı maddenin 15. fıkrasındaki "gerekli çevresel altyapı önlemlerinin alınması şartıyla güneş enerji santrali, rüzgar enerji santrali ve hidroelektrik santrali kurulmasına izin verilebilir." ifadesinin; 10. maddesiyle değiştirilen 12. maddenin 9. fıkrasındaki "veya İyi Tarım Uygulamalarına geçilmesi" ifadesi ile aynı maddenin 14. fıkrasının iptali istemiyle açılmıştır.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının "Sağlık hizmetleri ve çevrenin korunması" başlıklı 56. maddesinde; "Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir." hükmüne yer verilmiştir.

2872 sayılı Çevre Kanununun 1. maddesinde, Kanunun amacı, bütün canlıların ortak varlığı olan çevrenin, sürdürülebilir çevre ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleri doğrultusunda korunmasını sağlamak olarak kabul edilmiş; 2. maddesinde, sürdürülebilir çevre "Gelecek kuşakların ihtiyaç duyacağı kaynakların varlığını ve kalitesini tehlikeye atmadan, hem bugünün hem de gelecek kuşakların çevresini oluşturan tüm çevresel değerlerin her alanda (sosyal, ekonomik, fiziki vb.) ıslahı, korunması ve geliştirilmesi süreci" olarak; sürdürülebilir kalkınma ise "Bugünkü ve gelecek kuşakların, sağlıklı bir çevrede yaşamasını güvence altına alan çevresel, ekonomik ve sosyal hedefler arasında denge kurulması esasına dayalı kalkınma ve gelişme" olarak tanımlanmıştır. Buna göre, sürdürülebilir çevre ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleriyle hem bugünün hem de gelecek kuşakların çevresini oluşturan tüm çevresel değerlerin her alanda ıslahı, korunması ve geliştirilmesi ile sağlıklı bir çevrede yaşama güvence altına alınmıştır. Kanunun 9. maddesinin, (h) bendinde ise, "Ülkenin deniz, yeraltı ve yerüstü su kaynaklarının ve su ürünleri istihsal alanlarının korunarak kullanılmasının sağlanması ve kirlenmeye karşı korunması esastır." hükmüne yer verilmiştir.

İçme suyu elde edilen veya elde edilmesi planlanan yüzeysel sular ile ilgili esasları, kalite kriterlerini ve bu suların içme ve kullanma suyu olarak kullanılabilmesi için uygulanması gereken arıtma sınıflarını tespit etmek amacıyla çıkarılan 29/06/2012 tarih ve 28338 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan İçme Suyu Elde Edilen veya Elde Edilmesi Planlanan Yüzeysel Suların Kalitesine Dair Yönetmeliğin 4. maddesinde; içme ve kullanma suyu, insanların günlük faaliyetlerinde içme, yıkanma ve temizlik gibi ihtiyaçları için kullandıkları, özellikleri 17/02/2005 tarih ve 25730 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan İnsani Tüketim Amaçlı Sular Hakkında Yönetmelik ile belirlenmiş olan, toplu bir su temini sistemi aracılığıyla çok sayıda tüketicinin ortak kullanımına sunulan sular olarak tanımlanmıştır. Aynı Yönetmeliğin 5. maddesinin 2. fıkrasında, idare, içme ve kullanma suyu elde edilen veya elde edilmesi planlanan yüzeysel suların, bu Yönetmeliğin 6 ncı ve 7 nci maddeleri ile belirlenen değerlere ve esaslara uymasını sağlamak maksadıyla gerekli bütün tedbirleri almakla görevlendirilmiştir. Atıf yapılan 6. maddede; "(1) İçme ve kullanma suyu elde edilen veya elde edilmesi planlanan yüzeysel sular; Ek I’de yer alan bütün parametreler için verilen zorunlu ve kılavuz değerlere göre A1, A2 ve A3 olmak üzere üç farklı kategoriye ayrılır ve her bir kategori için aşağıdaki arıtma sınıfları belirlenir. İçme ve kullanma sularının kalite kategorilerinden, a) A1: basit fiziksel arıtma ve dezenfeksiyon ile içilebilir suları, b) A2: fiziksel arıtma, kimyasal arıtma ve dezenfeksiyon ile içilebilir suları, c) A3: fiziksel ve kimyasal arıtma, ileri arıtma ve dezenfeksiyon ile içilebilir suları, ifade eder. (2) A3 kategorisi için verilmiş olan zorunlu sınır değerleri aşan, fiziksel, kimyasal ve mikrobiyolojik kirlilik içeren suların içme ve kullanma suyu olarak kullanımı tercih edilmez. Ancak bu sular istisnai hallerde suyun kalite özelliklerini içme suyu için uygun kalite standartları düzeyine yükseltecek arıtma prosesleri kullanılarak içme suyu temininde kullanılabilir. (3) İçme ve kullanma suyu elde edilen veya elde edilmesi planlanan yüzeysel suların; kategorilere göre verilmiş olan arıtma sınıflarından geçirildikten sonra nihai olarak İnsani Tüketim Amaçlı Sular Hakkında Yönetmelik ile belirlenmiş olan içme suyu standartlarını sağlaması esastır." düzenlemesine, 7. maddede ise; "(1) İçme ve kullanma suyu elde edilen veya elde edilmesi planlanan ve A1 ve A2 kategorisinde yer alan yüzeysel suların iyileştirilmesini sağlamak için özel hüküm belirleme çalışması yapılıp yapılmayacağı Bakanlıkça belirlenir. A3 kategorisinde yer alan yüzeysel suların iyileştirilmesini sağlamak için Bakanlık havza bazında özel hüküm belirleme çalışması yapar veya yaptırır." düzenlemesine yer verilmiştir.

17/02/2005 tarih ve 25730 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan İnsani Tüketim Amaçlı Sular Hakkında Yönetmelik'te ise insani tüketim amaçlı suların teknik ve hijyenik şartlara uygunluğu ile suların kalite standartlarının sağlanması, kaynak suları ve içme sularının istihsali, ambalajlanması, etiketlenmesi, satışı, denetlenmesi ile ilgili usul ve esaslar düzenlenmiştir. Anılan Yönetmeliğin 5. maddesinde, insani tüketim amaçlı su, orijinal haliyle ya da işlendikten sonra, dağıtım ağı, tanker, şişe veya kaplar ile tüketime sunulan içme, pişirme, gıda hazırlama ya da diğer evsel amaçlar için kullanılan bütün sular ile suyun kalitesinin, gıda maddesinin nihai halinin sağlığa uygunluğunu etkilemeyeceği durumlar haricinde insani tüketim amaçlı ürünlerin veya gıda maddelerinin imalatında, işlenmesinde, saklanmasında veya pazarlanmasında kullanılan bütün sular olarak tanımlanmıştır.

Dosyanın incelenmesinden davacılar tarafından su ürünleri yetiştiriciliğinin sular üzerindeki kirletici etkileri nedeniyle Yönetmelik'in 8. maddesinin 5. fıkrasının hukuka aykırı olduğu; Yönetmeliğin ilk halinde geçen “her bir parselde” ifadesinin, yoğunluk artışına sebep olabileceği gerekçesiyle yürütmesinin durdurulduğu, buna rağmen, dava konusu değişiklikte, yoğunluk artışını engelleyecek nesnel bir düzenleme yapılmadığı ve Yönetmelik'in 10. ve 11. maddelerinin 7. fıkralarında günübirlik tesislere hangi yoğunlukta izin verileceğinin belirsiz bırakıldığı, Mesire Yerleri Yönetmeliğinde de yoğunluğa ilişkin hüküm bulunmadığı; Danıştay kararıyla “İyi tarım uygulamaları koduna uyulması” ifadesinin yürütmesinin durdurulduğu, dava konusu düzenlemerle, bu ifadenin Yönetmelik'in 10. maddesinin 11. fıkrasıyla, 12. maddesinin 9. fıkrasında, "İyi Tarım Uygulamalarına geçilmesi" olarak değiştirildiği, ancak her iki ifade arasında nasıl bir fark olduğunun anlaşılamadığı, kaldı ki söz konusu değişiklikle ilgili, Danıştay Ondördüncü Dairesince daha önce bu konuda, yürütmenin durdurulması isteminin kabulüne yönelik karar verildiği ve yeni düzenlemenin, önceki yargı kararının gerekçesine aykırı olduğu; Yönetmelik'in 11. maddesinin 11. fıkrasına “entegre nitelikte olmayan” ifadesi eklenerek gerekli tedbirler alınmış gibi gösterildiği, değişiklikle, hayvancılık faaliyetlerinin entegre tesis niteliği sınırlarına ulaşılmasının önüne geçildiği, ancak faaliyetlerin yerleşik halkın ihtiyaçlarını karşılamak sınırını aşmasının önüne geçilmediği, oysa yerleşik halkın ihtiyaçlarını karşılayacak düzeyden daha yoğun bir hayvancılık faaliyetinin yine kirlenmeye sebep olacağı ve bu düzenlemenin de yine Danıştay Ondördüncü Dairesinin daha önce bu konuda, yürütmenin durdurulması isteminin kabulüne yönelik olarak verdiği kararların gerekçelerine aykırı olduğu; orta ve uzu mesafeli koruma alanlarında enerji santrallerine izin verilmesinin hukuka aykırı olduğu iddialarıyla bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

10/03/2020 günlü, 31064 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan, İçme Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelik'te Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik'in dava konusu 8. maddesiyle değiştirilen, 28/10/2017 günlü, 30224 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan İçme Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelik'in "Kısa mesafeli koruma alanı" başlıklı 10. maddesinin 11. fıkrasında yer alan "İyi Tarım Uygulamalarına geçilmesi" ifadesinin incelenmesinden;

28/10/2017 günlü, 30224 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan İçme Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelik'in "Kısa mesafeli koruma alanı" başlıklı 10. maddesinin 11. fıkrasında, "Mevcut ve yeni açılacak tarım alanlarında, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının denetiminde sadece organik tarım faaliyetlerine izin verilir. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından yetki verilmiş kontrol ve sertifikasyon kuruluşunun görüşleri doğrultusunda organik tarım yapılamayacağının teknik olarak raporlandığı durumlarda, İyi Tarım Uygulamaları Koduna uyulması şartıyla tarımsal faaliyetlere izin verilebilir." düzenlemesine yer verilmiş; dava konusu Yönetmelik'in 8. maddesiyle, söz konusu fıkrada yer verilen "İyi Tarım Uygulamaları Koduna uyulması" ifadesi, "İyi Tarım Uygulamalarına geçilmesi" şeklinde değiştirilmiştir.

Söz konusu değişiklikle, kısa mesafeli koruma alanlarında, İyi Tarım Uygulamaları Koduna uyulmasından vazgeçildiği, ancak bu alanlarda, genel olarak iyi tarım uygulamalarına geçilmesine izin verildiği görülmektedir.

İyi tarım uygulamaları ile, çevreye dost üretim yöntemlerinin teşvik edilerek kaliteli ürün yetiştiriciliğinin hedeflendiği, iyi tarım uygulamaları koduyla da, suların tarımsal faaliyetlerden kaynaklanan kirliliğe karşı korunması amacıyla çiftçiler tarafından bazı önlemler alınmasının zorunlu hale getirildiği açıktır. Bununla birlikte; her iki Yönetmelik ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığınca belirlenen uygunluk kriterleri ve kontrol noktaları incelendiğinde, iyi tarım uygulamaları kapsamında, kontrollü şartlar altında ve daha az oranda da olsa, suni gübre ve tarım ilacı kullanımının devam ettiği anlaşılmaktadır. Tarımsal faaliyetler esnasında kullanılan suni gübre ve ilaçlar nedeniyle her yıl tonlarca azot, fosfor ve potasyum gibi kimyasal maddelerin toprağa, buradan da su kaynaklarına karıştığı ise bilinen bir gerçektir. Tarımsal faaliyetlerin, iyi tarım uygulamaları kriterleri kapsamında gerçekleştirilmesiyle, suda meydana gelecek kirlenmenin azaltılabileceği düşünülebilirse de, tamamen engellenebileceğinin söylenmesi mümkün değildir.

Dava konusu düzenleme ile Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliğinin 14.02.2018 tarihinde yürürlükten kaldırılan maddeleri birlikte incelendiğinde; mutlak koruma alanlarında tarımsal faaliyetlerin hiçbir çeşidine izin verilmediği, tarımsal faaliyetlerin maksimum su seviyesinden 300 metre sonra başlayan 700 metrelik kara alanını oluşturan kısa mesafeli koruma alanlarında yapılabileceği, ancak buna da suni gübre ve tarım ilacı kullanmamak koşuluyla izin verildiği anlaşılmaktadır. Söz konusu düzenlemeler ile, maksimum su seviyesinden itibaren ikinci bin metrelik alanı oluşturan orta mesafeli koruma alanlarında dahi tarımsal faaliyetler esnasında, suni gübre ve tarım ilacı kullanılmasının yasaklanmasında, içme kullanma suyu temin edilen ya da edilmesi planlanan su kaynaklarının korunması amacının esas olduğu görülmektedir.

Bu itibarla Yönetmeliğin 9. maddesiyle, asıl Yönetmeliğin 10. maddesinin 11. fıkrası değiştirilerek, kısa mesafeli koruma alanlarında, kontrollü olarak ve az miktarda da olsa, suni gübre ve ilaç kullanılmasına imkan tanıyan iyi tarım uygulamalarına izin verilmesinde hukuka uyarlık bulunmamaktadır.

Dava konusu Yönetmeliğin 9. maddesiyle değiştirilen İçme Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmeliğin 11. maddesinin 11. fıkrasının ilk cümlesine ilişkin kısmı incelendiğinde;

İçme Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelikten önce içme kullanma suyu havzalarının belirlenmesi ve korunmasına ilişkin esasları düzenleyen ancak 14/02/2018 tarih ve 30332 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ile yürürlükten kaldırılan Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği'nin "Orta mesafeli koruma alanı" başlıklı 19. maddesinin 3. fıkrasında, "Bu alanda ayrıca, yerleşik halkın ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla entegre tesis niteliğinde olmayan mandıra, kümes, ahır, ağıl, su ve yem depoları, hububat depoları, gübre ve silaj çukurları, arıhaneler ve un değirmenleri gibi konut dışı yapılara, mahreç aldığı yola 10 metreden, parsel hudutlarına 5 metreden fazla yaklaşmamak ve inşaat alanı kat sayısı %40'ı ve yapı yüksekliği h=6.50 metreyi geçmemek şartı ile suyu kullanan idarece izin verilebilir. Beton temel ve çelik seralar yaklaşma mesafelerine uyulmak şartı ile inşaat alanı katsayısına tabi değildir." düzenlemesi bulunmaktaydı.

Anılan bu düzenlemede, içme kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan tabii göl, baraj gölü ve göletlerin, kısa mesafeli koruma alanı sınırından itibaren yatayda 1000 metre genişliğindeki kara alanını, yani maksimum su seviyesinden itibaren ikinci bin metrelik (1000 2000 arası) alanı ifade eden orta mesafeli koruma alanlarında, hayvancılık faaliyetleriyle ilgili olarak, yerleşik halkın ihtiyaçlarını karşılamaya matuf olma ve entegre tesis niteliğinde olmama ölçütleri getirilerek, bu kapsamda hangi tür yapıların yapılabileceği açıkça belirtilmişti.

28/10/2017 tarih ve 30224 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan İçme Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmeliğin "Orta mesafeli koruma alanı" başlıklı 11. maddesinin 11. fıkrasının ilk halinde ise, "Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının kontrolünde hayvancılık faaliyetlerine ve otlatmaya izin verilir." düzenlemesine yer verilmişti.

Ancak, Danıştay Ondördüncü ve Altıncı Daireleri Müşterek Kurulunun 03/07/2018 tarih ve E:2017/4471 sayılı kararı ile bu düzenlemenin, orta mesafeli koruma alanlarında yapılması öngörülen hayvancılık faaliyetlerinin nitelik ve sınırlarına ilişkin herhangi bir açıklama ve sınırlama içermediği gerekçesiyle hukuka aykırı görülerek yürütülmesinin durdurulmasına karar verilmiş, bu karara yapılan itiraz ise Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 21/01/2019 ve YD İtiraz No:2018/598 sayılı kararıyla reddedilmişti.

Gelinen aşamada, dava konusu Yönetmelik değişikliği ile, İçme Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmeliğin "Orta mesafeli koruma alanı" başlıklı 11. maddesinin 11. fıkrasının, "Bakanlığın kontrolünde entegre nitelikte olmayan hayvancılık faaliyetlerine ve otlatmaya izin verilir. Bu fıkra kapsamında izin verilen hayvancılık amaçlı yapılardan kaynaklanan hayvansal atıkların sızdırmazlığı sağlanmış depolarda biriktirilerek ilgili mevzuat çerçevesinde bertaraf edilmesi zorunludur." şeklinde yeniden düzenlendiği ve orta mesafeli koruma alanlarında hayvancılık faaliyetleriyle ilgili olarak entegre niteliğinde olmama ölçütünün yeniden getirildiği görülmekte ise de; Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği'nin mülga düzenlemelerinde yer alan "yerleşik halkın ihtiyaçlarını karşılamaya matuf olma" şartına yeni düzenlemede de yer verilmediği gibi bu şart haricinde, bu alanlarda gerçekleştirilecek hayvancılık faaliyetlerinin nitelik ve sınırlarına ilişkin entegre nitelikte olmama şartı dışında herhangi bir açıklama ve sınırlama da getirilmediği görülmektedir.

Dava konusu düzenleme kapsamında, orta mesafeli koruma alanlarında gerçekleştirilecek hayvancılık faaliyetlerinin entegre nitelikte olamayacağına ilişkin olarak getirilen ölçüt ve bu fıkra kapsamında izin verilen hayvancılık amaçlı yapılardan kaynaklanan hayvansal atıkların sızdırmazlığı sağlanmış depolarda biriktirilerek ilgili mevzuat çerçevesinde bertaraf edilmesine yönelik olarak öngörülen zorunluluk, içme kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan bütün yerüstü ve yeraltı suyu kaynaklarının kalitesinin ve miktarının korunmasına ve iyileştirilmesine ilişkin usul ve esaslara uygun, yerinde bir yaklaşım olmakla beraber, anılan bu hususların, içme kullanma suyu havzalarında oluşabilecek kirliliğin önlenmesi açısından yeterli düzeyde koruma sağlamayacağı açıktır.

Uyuşmazlıkta, orta mesafeli koruma alanlarında gerçekleştirilecek hayvancılık faaliyetlerinin, belli bir kapasite ve büyüklüğe ulaşması durumunda, içme kullanma suyu havzalarının kirlenmesine yol açabileceğinin de göz önünde bulundurulması gerekmektedir.

Bu nedenle, orta mesafeli koruma alanlarında gerçekleştirilecek hayvancılık faaliyetlerine, entegre nitelikte olmama şartı dışında herhangi bir nitelik ve sınırlama getirmediği anlaşılan, dava konusu Yönetmeliğin 9. maddesiyle değiştirilen İçme Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmeliğin 11. maddesinin 11. fıkrasının ilk cümlesinde hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

Yönetmelik'in 9. maddesiyle değiştirilen, ana Yönetmelik'in "Orta mesafeli koruma alanı" başlıklı 11. maddesinin 15. fıkrasının incelenmesinden;

28/10/2017 günlü, 30224 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan İçme Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelik'in "Orta mesafeli koruma alanı" başlıklı 11. maddesinin 15. fıkrasında, "Güneş ve rüzgâr enerji santrali kurulmasına Bakanlığın ilgili düzenleyici işlemlerinde yer alan hükümlerin sağlanması şartıyla izin verilebilir." düzenlemesine yer verilmiş; dava konusu Yönetmelik'in 9. maddesiyle, söz konusu fıkra "Termik santral, gazlaştırma tesisi, biyogaz tesisi ve biyokütle tesisi kurulmasına izin verilmez, gerekli çevresel altyapı önlemlerinin alınması şartıyla güneş enerji santrali, rüzgâr enerji santrali ve hidroelektrik santrali kurulmasına izin verilebilir." şeklinde değiştirilmiştir.

Söz konusu değişiklikle, orta mesafeli koruma alanlarında, Yönetmelik'in değişiklikten önceki halinde yer verilen güneş ve rüzgar enerji santrallerine ek olarak, hidroelektrik santrallerinin kurulmasına izin verildiği görülmektedir.

Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Anayasal yükümlülüğü altında olan idarenin, su kaynaklarının korunması ve sürdürülebilir bir şekilde kullanılmasına dair politikalar oluşturmak ve ulusal su yönetimini koordine etmek görevini icra ederken, gelecek kuşakların ihtiyaç duyacağı kaynakların varlığını ve kalitesini tehlikeye atmadan, hem bugünün hem de gelecek kuşakların çevresini oluşturan tüm çevresel değerlerin her alanda (sosyal, ekonomik, fiziki vb.) ıslahı, korunması ve geliştirilmesini sağlamak zorunda olduğu açıktır. İnsan yaşamı açısından son derece önem arz eden içme kullanma suyu havzalarının korunması ve kullanılmasına ilişkin esasları düzenleyen işlemlerin anılan Yasal yükümlülüklerin gerekleri doğrultusunda tesis edilmesi gerekmektedir. Dolayısıyla, idarenin, içme kullanma suyunun kalitesini olumsuz yönde etkileyecek ve su kirliliğine neden olacak düzenlemelerden kaçınması, bugünkü ve gelecek kuşakların, sağlıklı bir çevrede yaşamasının güvence altına alınması, sürdürülebilir çevre ve kalkınma ilkelerinin gerçekleştirilmesi açılarından önem arz etmektedir.

Öte yandan, ülkemizin de taraf olduğu sera gazı salınımını engellemeye ve azaltmaya yönelik uluslararası antlaşmalar ve enerjide dışa bağımlılığın azaltılmasına yönelik ulusal politikalar doğrultusunda, karbondioksit emisyonlarını en aza indiren, doğaya dost yenilenebilir enerji kaynakları ülkemizce desteklenmektedir. Güneş enerji ve rüzgar enerji santralleri gibi hidroelektrik santralleri de yenilenebilir enerji kaynakları arasında yer almakta olup, hidroelektrik santraller de, diğer yenilenebilir enerji kaynakları gibi, sınırlı oranda sera gazı salınımına sebep olması, tehlikeli atık oluşturmaması vb. nedenlerle, çevreye uyumlu enerji kaynakları arasında kabul edilmektedir. Bununla birlikte, diğer yenilenebilir enerji kaynaklarıyla kıyaslandığında, hidroelektrik santrallerinin kurulabilmesinin, çok daha fazla oranda atık yaratan, proje alanının coğrafi ve jeolojik özellikleri üzerinde bir takım değişimler yaratan, özetle, doğa üzerinde çok daha büyük tahribata yol açan inşai faaliyetler gerektirdiği bilinmektedir.

Hidroelektrik santrallerinin söz konusu özellikleri dikkate alındığında, içme kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan tabii göl, baraj gölü ve göletlerin maksimum su seviyesine sadece 1000 metre uzaklıklarda başlayan orta mesafeli koruma alanlarında hidroelektrik santralleri kurulmasına izin verilmesinin, gerek hukuka ve kamu yararına, gerekse Yönetmelik'in 1. maddesinde, "Bu Yönetmeliğin amacı; içme kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan bütün yerüstü ve yeraltı suyu kaynaklarının kalitesinin ve miktarının korunmasına ve iyileştirilmesine ilişkin usul ve esasları düzenlemektir." şeklinde düzenlenen amacına aykırı olduğu sonucuna varılmıştır.

Bu itibarla, fıkrada geçen "ve hidroelektrik santrali" ifadesinde hukuka uyarlık, fıkranın geri kalan kısmında ise hukuka aykırılık görülmemiştir.

Dava konusu Yönetmelik'in 10. maddesiyle değiştirilen, ana Yönetmelik'in "Uzun mesafeli koruma alanı" başlıklı 12. maddesinin 14. fıkrasının incelenmesinden;

28/10/2017 günlü, 30224 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan İçme Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelik'in "Uzun mesafeli koruma alanı" başlıklı 12. maddesinin 14. fıkrasında, "Güneş ve rüzgâr enerji santrali kurulmasına Bakanlığın düzenleyici işlemlerinde yer alan hükümlerin sağlanması şartıyla izin verilebilir." düzenlemesine yer verilmiş; dava konusu Yönetmelik'in 10. maddesiyle, söz konusu fıkra "Gerekli çevresel altyapı önlemlerinin alınması şartıyla güneş enerji santrali, rüzgâr enerji santrali ve hidroelektrik santrali kurulmasına izin verilebilir. Maksimum su seviyesinden itibaren yatayda 5000 metreden sonra termik santral, gazlaştırma tesisi, biyogaz tesisi ve biyokütle tesisi kurulmasına, bu tesislerden kaynaklanan atıksuların ilgili mevzuat standartlarında arıtıldıktan sonra havza dışına çıkarılması şartıyla izin verilebilir.” şeklinde değiştirilmiştir.

Söz konusu değişiklikle, uzun mesafeli koruma alanlarında, Yönetmelik'in değişiklikten önceki halinde yer verilen güneş ve rüzgar enerji santrallerine ek olarak, hidroelektrik santrallerinin kurulmasına ve bu alanlarda, maksimum su seviyesinden itibaren yatayda 5000 metreden sonra inşa edilmek ve işletmeden kaynaklanan atıksuların ilgili mevzuat standartlarında arıtıldıktan sonra havza dışına çıkarılması şartlarıyla, termik santral, gazlaştırma tesisi, biyogaz tesisi ve biyokütle tesislerinin de kurulmasına izin verildiği görülmektedir.

İçme Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelik'in 12. maddesinin 1. fıkrasında, uzun mesafeli koruma alanı, "... içme kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan tabii göl, baraj gölü ve göletlerin mutlak, kısa ve orta mesafeli koruma alanlarının dışında kalan içme kullanma suyu havzasının bütünüdür." şeklinde tanımlanmıştır. Buna göre uzun mesafeli koruma alanı, içme kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan tabii göl, baraj gölü ve göletlerin maksimum su seviyesinden itibaren, üç bininci metresinden başlayarak havza sınırında son bulan kara alanını ifade etmektedir.

Hidroelektrik santrallerinin yukarıda belirtilen özellikleri dikkate alındığında, içme kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan tabii göl, baraj gölü ve göletlerin maksimum su seviyesine sadece 2000 metre uzaklıklarda başlayan orta ve uzun mesafeli koruma alanlarında hidroelektrik santralleri kurulmasına izin verilmesinin gerek hukuka ve kamu yararına gerekse Yönetmelik'in 1. maddesinde, "Bu Yönetmeliğin amacı; içme kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan bütün yerüstü ve yeraltı suyu kaynaklarının kalitesinin ve miktarının korunmasına ve iyileştirilmesine ilişkin usul ve esasları düzenlemektir." şeklinde düzenlenen amacına aykırı olduğu sonucuna varılmıştır.

Aynı fıkranın ikinci cümlesi açısından ise, cümlede yer verilen termik santraller, gazlaştırma tesisi, biyogaz tesisi ve biyokütle tesislerinin soğutma suyu ihtiyaçları (Örneğin termik santrallerde yüksek oranda soğutma suyu kullanılmakta olup, bunun havzadan karşılanması uygun görülmemiştir.), kullandıkları hammadde (Örneğin biyogaz ve biyokütle tesislerinde, enerji üretimi için hammadde olarak kullanılan organik ve endüstriyel atıklar, havza içine atık girişine sebep olacağından uygun görülmemiştir.) nitelikleri, faaliyetleri sonucunda sera gazı salınımına yol açmaları (Termik santraller ve gazlaştırma tesisleri) vb. özellikleri dikkate alındığında, maksimum su seviyesine sadece 5000 metre uzaklıkta, söz konusu tesislerin kurulmasına izin verilmesinin de yine gerek hukuka ve kamu yararına gerekse Yönetmelik'in 1. maddesinde, "Bu Yönetmeliğin amacı; içme kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan bütün yerüstü ve yeraltı suyu kaynaklarının kalitesinin ve miktarının korunmasına ve iyileştirilmesine ilişkin usul ve esasları düzenlemektir." şeklinde düzenlenen amacına aykırı olduğu sonucuna varılmıştır.

Bu itibarla, dava konusu Yönetmelik'in anılan fıkrasında belirtilen "ve hidroelektrik santrali" ifadesi ile fıkranın ikinci cümlesinde hukuka uyarlık, geri kalan kısımlarında ise hukuka aykırılık görülmemiştir.

Davacı tarafından iptali istenilen diğer Yönetmelik maddeleri yönünden ise hukuka ve mevzuata aykırılık görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle, 10/03/2020 günlü, 31064 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan, İçme Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelik'te Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik'in dava konusu 8. maddesiyle değiştirilen, İçme Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelik'in "Kısa mesafeli koruma alanı" başlıklı 10. maddesinin 11. fıkrasında yer alan "İyi Tarım Uygulamalarına geçilmesi" ifadesinin; dava konusu Yönetmeliğin 9. maddesiyle değiştirilen İçme Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmeliğin 11. maddesinin 11. fıkrasının ilk cümlesinin , dava konusu Yönetmelik'in 9. maddesiyle değiştirilen, asıl Yönetmelik'in "Orta mesafeli koruma alanı" başlıklı 11. maddesinin 15. fıkrasının ve dava konusu Yönetmelik'in 10. maddesiyle değiştirilen "Uzun mesafeli koruma alanı" başlıklı 12. maddesinin 14. fıkrasının ilk cümlesinde alan "ve hidroelektrik santrali" ifadeleri ile aynı fıkranın ikinci cümlesinin iptali ,iptali istenilen diğer maddeler yönünden ise davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Dördüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE: **

MADDİ OLAY: **

28/10/2017 tarih ve 30224 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren İçme Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmeliğin muhtelif maddelerinde, 10/03/2020 tarih ve 31064 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan İçme Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ile değişiklikler yapılması üzerine bakılan dava açılmıştır.

İLGİLİ MEVZUAT: **

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın "Sağlık hizmetleri ve çevrenin korunması" başlıklı 56. maddesinde, "Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir." hükmüne yer verilmiştir.

2872 sayılı Çevre Kanunu'nun 1. maddesinde, Kanun'un amacı, bütün canlıların ortak varlığı olan çevrenin, sürdürülebilir çevre ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleri doğrultusunda korunmasını sağlamak olarak kabul edilmiş; 2. maddesinde, sürdürülebilir çevre "Gelecek kuşakların ihtiyaç duyacağı kaynakların varlığını ve kalitesini tehlikeye atmadan, hem bugünün hem de gelecek kuşakların çevresini oluşturan tüm çevresel değerlerin her alanda (sosyal, ekonomik, fiziki vb.) ıslahı, korunması ve geliştirilmesi süreci..." olarak; sürdürülebilir kalkınma ise "Bugünkü ve gelecek kuşakların, sağlıklı bir çevrede yaşamasını güvence altına alan çevresel, ekonomik ve sosyal hedefler arasında denge kurulması esasına dayalı kalkınma ve gelişme" olarak tanımlanmıştır.

Aynı Kanun'un 9. maddesinin 1. fıkrasının (h) bendinde, "Ülkenin deniz, yeraltı ve yerüstü su kaynaklarının ve su ürünleri istihsal alanlarının korunarak kullanılmasının sağlanması ve kirlenmeye karşı korunması esastır." hükmüne yer verilmiştir.

Ülkemizde, yeraltı ve yerüstü su kaynakları potansiyelinin korunması ve en iyi bir biçimde kullanımının sağlanması için, su kirlenmesinin önlenmesini sürdürülebilir kalkınma hedefleriyle uyumlu bir şekilde gerçekleştirmek üzere gerekli olan hukuki ve teknik esasları belirlemek amacıyla ilk olarak, 2872 sayılı Çevre Kanununun 8, 9, 11, 12, 15 ve 20. maddelerine dayanılarak, 31/12/2004 günlü, 25687 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği hazırlanmış ve anılan Yasa hükümlerinin uygulanması amacıyla ülkenin yeraltı ve yerüstü su kaynakları potansiyelinin korunması ve en iyi bir biçimde kullanılmasının sağlanması amacıyla gerekli hukuki ve teknik esaslar belirlenmiş; bu Yönetmeliğin "Su Kalitesine İlişkin Planlama Esasları ve Yasaklar" başlıklı dördüncü bölümünde, içme ve kullanma suyu temin edilen kıta içi yüzeysel sularla ilgili kirletme yasakları (m.16) ile içme ve kullanma suyu rezervuarlarına yakınlık mesafesine göre mutlak koruma alanı (m.17), kısa mesafeli koruma alanı (m.18), orta mesafeli koruma alanı (m.19) ve uzun mesafeli koruma alanı (m.20) belirlenmesine ve içme kullanma suyu rezervuarlarının korunması için, bu alanlarda yapılabilecek ve yapılamayacak faaliyetlere ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir.

Daha sonra, 645 sayılı Orman ve Su İşleri Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin, 2., 9. ve 26. maddelerine dayanılarak, içme kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan bütün yerüstü ve yeraltı suyu kaynaklarının kalitesinin ve miktarının korunmasına ve iyileştirilmesine ilişkin usul ve esasları düzenlemek amacıyla hazırlanan, dava konusu İçme Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelik 28/10/2017 günlü, 30224 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Bu Yönetmeliğin "Yerüstü Suları İçin Koruma Esasları ve Koruma Alanları" başlıklı üçüncü bölümünde, Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliğinde yer alan koruma alanları yeniden düzenlenmiş; bunların içme kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan su kaynağına olan mesafeleri açısından herhangi bir değişiklik yapılmamış; ancak söz konusu alanlarda yapılabilecek ve yapılamayacak faaliyetlere ilişkin değişikliklere yer verilmiştir. Dava konusu Yönetmelik yürürlüğe girdikten sonra, 14/02/2018 günlü, 30332 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ile, Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliğinin, yukarıda belirtilen, içme kullanma suyu rezervuarlarının korunmasına ilişkin hükümleri yürürlükten kaldırılmıştır.

İçme suyu temin edilen veya temin edilmesi planlanan yerüstü suları (drenaj, dere, göl, gölet, baraj, deniz suyu gibi) ve yeraltı suları (kuyu, kaynak, kaptaj, tünel, galeri gibi) ile ilgili esasları, kalite kriterleri ile suların içme ve kullanma suyu olarak kullanılabilmesi için belirlenmesi gereken arıtma sınıflarını ve arıtma veriminin tespiti ile içme suyu arıtma tesislerinin projelendirilmesi ve işletilmesine ilişkin hususları belirlemek amacıyla çıkarılan 06/07/2019 tarih ve 30823 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan İçme Suyu Temin Edilen Suların Kalitesi Ve Arıtılması Hakkında Yönetmeliğin 4. maddesinde "içme ve kullanma suyu", genel olarak içme, yemek yapma, temizlik ve diğer evsel amaçlar ile gıda maddelerinin ve diğer insani tüketim amaçlı ürünlerin hazırlanması, işlenmesi, saklanması ve pazarlanması amacıyla kullanılan, orjinine bakılmaksızın, orijinal haliyle ya da arıtılmış olarak ister kaynağından isterse dağıtım ağından temin edilen ve 17/2/2005 tarihli ve 25730 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İnsani Tüketim Amaçlı Sular Hakkında Yönetmeliğin eki Ek 1' deki parametre değerlerini sağlayan ve ticari amaçlı satışa arz edilmeyen sular olarak tanımlanmıştır.

Aynı Yönetmeliğin 5. maddesinin 2. Fıkrasında, İdare, içme ve kullanma suyu temin edilen veya temin edilmesi planlanan suların 6 ncı, 7 nci, 8 inci ve 9 uncu maddelerde belirlenen değerlere ve esaslara uymasını sağlamak maksadıyla gerekli bütün tedbirleri almakla görevlendirilmiştir.

Atıf yapılan 6. maddede içme ve kullanma suyu temin edilen veya temin edilmesi planlanan suların kalite kategorileri ve arıtma sınıflarına 9.maddede ise içme suyu kaynaklarının iyileştirilmesine ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir.

17/02/2005 tarih ve 25730 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan İnsani Tüketim Amaçlı Sular Hakkında Yönetmelik'te ise insani tüketim amaçlı suların teknik ve hijyenik şartlara uygunluğu ile suların kalite standartlarının sağlanması, kaynak suları ve içme sularının istihsali, ambalajlanması, etiketlenmesi, satışı, denetlenmesi ile ilgili usul ve esaslar düzenlenmiştir. Anılan Yönetmeliğin 5. maddesinde, insani tüketim amaçlı su, orijinal haliyle ya da işlendikten sonra, dağıtım ağı, tanker, şişe veya kaplar ile tüketime sunulan içme, pişirme, gıda hazırlama ya da diğer evsel amaçlar için kullanılan bütün sular ile suyun kalitesinin, gıda maddesinin nihai halinin sağlığa uygunluğunu etkilemeyeceği durumlar haricinde insani tüketim amaçlı ürünlerin veya gıda maddelerinin imalatında, işlenmesinde, saklanmasında veya pazarlanmasında kullanılan bütün sular olarak tanımlanmıştır.

28/10/2017 tarih ve 30224 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan İçme Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmeliğin 1. maddesinde, anılan Yönetmeliğin amacının, içme kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan bütün yerüstü ve yeraltı suyu kaynaklarının kalitesinin ve miktarının korunmasına ve iyileştirilmesine ilişkin usul ve esasları düzenlemek olduğu belirtilmiştir.

Anılan Yönetmelik kapsamında içme kullanma suyu havzaları koruma alanları; "mutlak koruma alanı", "kısa mesafeli koruma", "orta mesafeli koruma alanı" ve "uzun mesafeli koruma alanı" olarak belirlenmiş, aynı Yönetmeliğin 9. maddesinin birinci fıkrasında, "Mutlak koruma alanı, içme kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan tabii göl, baraj gölü ve göletlerin, maksimum su seviyesinden itibaren yatayda 300 metre genişliğindeki kara alanıdır. Söz konusu alanın sınırının içme kullanma suyu havzası sınırını aşması hâlinde, mutlak koruma alanı, havza sınırında son bulur."; 10. maddesinin birinci fıkrasında, "Kısa mesafeli koruma alanı, içme kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan tabii göl, baraj gölü ve göletlerin, mutlak koruma alanı sınırından itibaren yatayda 700 metre genişliğindeki kara alanıdır. Söz konusu alan sınırının, içme kullanma suyu havzası sınırını aşması hâlinde, kısa mesafeli koruma alanı havza sınırında son bulur."; 11. maddesinin birinci fıkrasında, "Orta mesafeli koruma alanı, içme kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan tabii göl, baraj gölü ve göletlerin, kısa mesafeli koruma alanı sınırından itibaren yatayda 1000 metre genişliğindeki kara alanıdır. Söz konusu alan sınırının, içme kullanma suyu havzası sınırını aşması hâlinde, orta mesafeli koruma alanı havza sınırında son bulur."; 12. maddesinin birinci fıkrasında ise, "Uzun mesafeli koruma alanı, içme kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan tabii göl, baraj gölü ve göletlerin mutlak, kısa ve orta mesafeli koruma alanlarının dışında kalan içme kullanma suyu havzasının bütünüdür." düzenlemelerine yer verilmiştir.

Aynı Yönetmeliğin;

"Tabii göl, baraj gölü ve göletler için genel koruma esasları" başlıklı 8. maddesinin, "İçme kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan tabii göl, baraj gölü ve göletlerde su ürünleri yetiştiriciliği tesislerine izin verilmez. Ancak, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünce ekonomik bölge oluşturulan tabii göl, baraj gölü ve göletlerde, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ile müştereken belirlenen uygulama esasları çerçevesinde, Bakanlıkça su ürünleri avcılığına ve maksimum su seviyesindeki göl alanı 75.000 hektardan büyük baraj göllerinde asgari su kotundaki göl alanının binde birine kadar alanda su ürünleri yetiştiriciliğine izin verilebilir. İçme kullanma suyu alma yapısına 1000 metreden daha yakın olan alanlarda ve bu yapıların bulunduğu koylarda su ürünleri yetiştiriciliği yapılamaz." şeklindeki 5. fıkrası, 10/03/2020 tarih ve 31064 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren, dava konusu İçme Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin dava konusu 6. maddesiyle, "İçme kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan tabii göl, baraj gölü ve göletlerde su ürünleri yetiştiriciliği tesislerine izin verilmez. Ancak, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünce ekonomik bölge oluşturulan tabii göl, baraj gölü ve göletlerde, su ürünleri avcılığına ve maksimum su seviyesindeki göl alanı 75.000 hektardan büyük baraj göllerinde asgari su kotundaki göl alanının binde birine kadar alanda su ürünleri yetiştiriciliğine uygulama esasları çerçevesinde Bakanlıkça izin verilebilir. İçme kullanma suyu alma yapısına 1000 metreden daha yakın olan alanlarda ve bu yapıların bulunduğu koylarda su ürünleri yetiştiriciliği yapılamaz." şeklinde;

"Kısa mesafeli koruma alanı" başlıklı 10. maddesinin, "Mesire Yerleri Yönetmeliği çerçevesinde belirlenmiş mesire yerlerine, bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarih itibariyle yürürlükteki imar planlarında yer alan rekreasyon alanlarına ve bu alanlarda kapalı kısımlarının toplam alanı her parselde 100 metrekareyi geçmemek şartıyla günübirlik tesislere izin verilebilir. Yürürlükteki mesire yeri gelişim ve yönetim planları ile imar planları, bu fıkrada günübirlik tesisler için belirlenen yapılaşma şartlarına uygun olarak revize edilir. Günübirlik turizm tesisleri dışında yeni turizm tesislerine izin verilmez." şeklindeki 7. fıkrası, düzenlemede geçen "her parselde" ibaresinin Danıştay Ondördüncü ve Altıncı Daireleri Müşterek Kurulunun 03/07/2018 tarih ve E:2017/4472 kararıyla yürütülmesinin durdurulması üzerine, dava konusu Yönetmeliğin 8. maddesiyle, "Günübirlik turizm tesisleri dışında yeni turizm tesislerine izin verilmez. Günübirlik turizm tesislerine ise kapalı kısımlarının toplam alanı 100 metrekareyi geçmemek şartıyla sadece Mesire Yerleri Yönetmeliği çerçevesinde belirlenmiş mesire yerlerinde ve bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla yürürlükteki imar planlarında yer alan rekreasyon alanlarında izin verilebilir. Yürürlükteki mesire yeri gelişim ve yönetim planları ile imar planları, bu fıkrada günübirlik tesisler için belirlenen yapılaşma şartlarına uygun olarak revize edilir." şeklinde;

Aynı maddenin 11. fıkrasında yer alan ve Danıştay Ondördüncü ve Altıncı Daireleri Müşterek Kurulunun yukarıda anılan kararı ile yürütülmesi durdurulan "İyi Tarım Uygulamaları Koduna uyulması" şeklindeki ibare, yine dava konusu Yönetmeliğin 8. maddesiyle, "İyi Tarım Uygulamalarına geçilmesi" şeklinde;

"Orta mesafeli koruma alanı" başlıklı 11. maddesinin, "Mesire Yerleri Yönetmeliği çerçevesinde belirlenmiş mesire yerlerine, bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarih itibariyle yürürlükteki imar planlarında yer alan rekreasyon alanlarına ve bu alanlarda kapalı kısımlarının toplam alanı her parselde 100 metrekareyi geçmemek şartıyla günübirlik tesislere izin verilebilir. Yürürlükteki mesire yeri gelişim ve yönetim planları ile imar planları, bu fıkrada günübirlik tesisler için belirlenen yapılaşma şartlarına uygun olarak revize edilir. Günübirlik turizm tesisleri dışında yeni turizm tesislerine izin verilmez." şeklindeki 7. fıkrası, dava konusu Yönetmeliğin 9. maddesiyle, "Günübirlik turizm tesisleri dışında yeni turizm tesislerine izin verilmez. Günübirlik turizm tesislerine ise kapalı kısımlarının toplam alanı 100 metrekareyi geçmemek şartıyla sadece Mesire Yerleri Yönetmeliği çerçevesinde belirlenmiş mesire yerlerinde ve bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla yürürlükteki imar planlarında yer alan rekreasyon alanlarında izin verilebilir. Yürürlükteki mesire yeri gelişim ve yönetim planları ile imar planları, bu fıkrada günübirlik tesisler için belirlenen yapılaşma şartlarına uygun olarak revize edilir." şeklinde;

Aynı maddenin Danıştay Ondördüncü ve Altıncı Daireleri Müşterek Kurulunun 03/07/2018 tarih ve E:2017/4471 sayılı kararı ile yürütülmesi durdurulan "Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının kontrolünde hayvancılık faaliyetlerine ve otlatmaya izin verilir." şeklindeki 11. fıkrası, yine dava konusu Yönetmeliğin 9. maddesiyle, "Bakanlığın kontrolünde entegre nitelikte olmayan hayvancılık faaliyetlerine ve otlatmaya izin verilir. Bu fıkra kapsamında izin verilen hayvancılık amaçlı yapılardan kaynaklanan hayvansal atıkların sızdırmazlığı sağlanmış depolarda biriktirilerek ilgili mevzuat çerçevesinde bertaraf edilmesi zorunludur." şeklinde;

Aynı maddenin "Güneş ve rüzgâr enerji santrali kurulmasına Bakanlığın ilgili düzenleyici işlemlerinde yer alan hükümlerin sağlanması şartıyla izin verilebilir." şeklindeki 15. fıkrası ise, yine dava konusu Yönetmeliğin 9. maddesiyle, "Termik santral, gazlaştırma tesisi, biyogaz tesisi ve biyokütle tesisi kurulmasına izin verilmez, gerekli çevresel altyapı önlemlerinin alınması şartıyla güneş enerji santrali, rüzgâr enerji santrali ve hidroelektrik santrali kurulmasına izin verilebilir." şeklinde;

"Uzun mesafeli koruma alanı" başlıklı 12. maddesinin, 9. fıkrasında yer alan "İyi Tarım Uygulamaları Koduna uyulması" şeklindeki ibare, dava konusu Yönetmeliğin 10. maddesiyle, "İyi Tarım Uygulamalarına geçilmesi" şeklinde;

Aynı maddenin "Güneş ve rüzgâr enerji santrali kurulmasına Bakanlığın düzenleyici işlemlerinde yer alan hükümlerin sağlanması şartıyla izin verilebilir." şeklindeki 14. fıkrası ise, yine dava konusu Yönetmeliğin 10. maddesiyle, "Gerekli çevresel altyapı önlemlerinin alınması şartıyla güneş enerji santrali, rüzgâr enerji santrali ve hidroelektrik santrali kurulmasına izin verilebilir. Maksimum su seviyesinden itibaren yatayda 5000 metreden sonra termik santral, gazlaştırma tesisi, biyogaz tesisi ve biyokütle tesisi kurulmasına, bu tesislerden kaynaklanan atıksuların ilgili mevzuat standartlarında arıtıldıktan sonra havza dışına çıkarılması şartıyla izin verilebilir." şeklinde değiştirilmiştir.

25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin; "Tanımlar ve kısaltmalar" başlıklı 4. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde, "Çevresel etki değerlendirmesi (ÇED): Gerçekleştirilmesi planlanan projelerin çevreye olabilecek olumlu ve olumsuz etkilerinin belirlenmesinde, olumsuz yöndeki etkilerin önlenmesi ya da çevreye zarar vermeyecek ölçüde en aza indirilmesi için alınacak önlemlerin, seçilen yer ile teknoloji alternatiflerinin belirlenerek değerlendirilmesinde ve projelerin uygulanmasının izlenmesi ve kontrolünde sürdürülecek çalışmalar..." olarak tanımlanmış; "Çevresel etki değerlendirmesine tabi projeler" başlıklı 7. maddesinde, Yönetmeliğin Ek 1 listesinde yer alan projelere ÇED Raporu hazırlanması zorunlu tutulmuş; "Seçme, eleme kriterlerine tabi projeler" başlıklı 15. maddesinde, Yönetmeliğin Ek 2 listesinde yer alan projelerin seçme eleme kriterlerine tabi projeler olduğu belirtilmiş; söz konusu Yönetmelik ekinde yer alan Çevresel Etki Değerlendirmesi Uygulanacak Projeler Listesinde (EK– 1) , "Termik güç santralleri", "Toplam ısıl gücü 300 MWt ve daha fazla olan termik güç santralleri ile diğer yakma sistemleri", "Kurulu gücü 10 MWm ve üzeri olan hidroelektrik santralleri", "Günlük kapasitesi 100 ton ve üzeri hayvan yetiştiriciliğinden kaynaklı dışkıların yakıldığı, geri kazanıldığı ve/veya bertaraf edildiği tesisler" gibi tesisler ÇED uygulanacak projeler arasında; Seçme eleme Kriterleri Uygulanacak Projeler Listesinde (EK– 2) ise, "Kurulu gücü 1 10 MWm olan hidroelektrik enerji santralleri" seçme eleme kriterleri uygulanacak projeler arasında sayılmıştır.

14/03/2013 tarih ve 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu hükümlerine göre piyasada faaliyet gösteren veya gösterecek tüzel kişiler tarafından hidroelektrik enerji üretim tesisleri kurulması, işletilmesi ve üretim lisansları için DSİ ile tüzel kişiler arasında düzenlenecek su kullanım hakkı anlaşmalarında ve belediyeler tarafından hidroelektrik enerji üretim tesisleri kurulabilmesine ilişkin başvurularda uygulanacak usul ve esasları düzenlemek amacıyla çıkarılan, 15/06/2019 tarih ve 30802 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Elektrik Piyasasında Üretim Faaliyetinde Bulunmak Üzere Su Kullanım Hakkı Anlaşması İmzalanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik'te, HES projelerini gerçekleştirmeyi planlayan gerçek veya tüzel kişilerin Yönetmelik ekinde belirtilen esaslar dahilinde fizibilite raporu hazırlayarak DSİ Genel Müdürlüğüne sunması gerektiği, fizibilite raporu kapsamında, proje sahasının hidrolojik, jeolojik, sosyo ekonomik özellikleri, projenin mevcut, inşa halinde ve mutasavver projelere etkisi ve ilişkisi, havzadaki mevcut ve gelecekteki bütün su ihtiyaçları, memba gelişimi ve mansap su hakları, projenin yapılacağı bölgedeki arazi kullanımı ve mülkiyet durumu, projenin çevresel etkileri ve alınacak tedbirler, projenin teknik ve ekonomik yönden yapılabilirliği ve benzeri hususların ele alınacağı yönünde düzenlemelere yer verilmiştir.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME: **

Usul Yönünden:

Davalı idarenin usule ilişkin iddiaları yerinde görülmemiştir.

Esas Yönünden:

31/12/2004 günlü, 25687 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliğinin, dava konusu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihte yürürlükte bulunan 16 ila 20. maddeleri arasında içme ve kullanma suyu havzalarının korunmasına ilişkin düzenlemelerin yer aldığı; dava konusu Yönetmelik ile koruma alanlarında yapılmasına izin verilen faaliyetler açısından daha farklı düzenlemelere yer verilerek hukuk sisteminde bazı değişikliklerin yaratıldığı; bununla birlikte hukuk sistemini oluşturan normların bir bütünlük arz edip, birbiriyle çelişkili hükümler içeremeyeceği hususları yapılacak değerlendirmelerde dikkate alınmak suretiyle; İçme Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmeliğin, iptali istenilen maddelerinin incelenmesine geçilmiştir.

Değişikliğe ilişkin Yönetmeliğin 6. maddesiyle değiştirilen esas Yönetmeliğin 8. maddesinin 5. fıkrasının incelenmesinden;

İptali istenilen fıkrada, içme kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan tabii göl, baraj gölü ve göletlerde su ürünleri yetiştiriciliği tesislerine izin verilmeyeceği, ancak, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünce ekonomik bölge oluşturulan tabii göl, baraj gölü ve göletlerde, su ürünleri avcılığına ve maksimum su seviyesindeki göl alanı 75.000 hektardan büyük baraj göllerinde asgari su kotundaki göl alanının binde birine kadar alanda su ürünleri yetiştiriciliğine uygulama esasları çerçevesinde Bakanlıkça izin verilebileceği, içme kullanma suyu alma yapısına 1000 metreden daha yakın olan alanlarda ve bu yapıların bulunduğu koylarda su ürünleri yetiştiriciliği yapılamayacağı düzenlenmiştir.

Davacılar tarafından su ürünleri yetiştiriciliği faaliyetinin içme kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan tabii göl, baraj gölü ve göletlerde su kalitesini ve ekolojik dengeyi olumsuz etkileyeceği ileri sürülmektedir.

Öncelikle, Yönetmeliğin incelenen fıkrasında yapılan değişikliğin "Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı" yerine "Bakanlık" ifadesinin kullanılmasıyla sınırlı olduğu, esas Yönetmeliğin 8. maddesinin 5. fıkrasının değişiklikten önceki halinin tamamının da iptali istemiyle açılan davada anılan fıkra yönünden Danıştay Altıncı Dairesinin 16/03/2022 tarih ve E:2019/15571, K:2022/3150 sayılı kararıyla davanın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.

Öte yandan, yeraltı suları haricindeki bütün iç suların biyolojik, kimyasal, fiziko kimyasal ve hidromorfolojik kalitelerinin belirlenmesi, sınıflandırılması, su kalitesinin ve miktarının izlenmesi, bu suların kullanım maksatlarının sürdürülebilir kalkınma hedefleriyle uyumlu bir şekilde koruma kullanma dengesi de gözetilerek ortaya konulması, korunması ve iyi su durumuna ulaşılması için alınacak tedbirlere yönelik usul ve esasların belirlenmesi amacıyla 2872 sayılı Çevre Kanununun 3 üncü ve 9 uncu maddelerine dayanılarak hazırlanan 30.11.2012 tarih ve 28483 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürülüğe giren Yerüstü Su Kalitesi Yönetmeliğinin 14.maddesinin 3.fıkrasında dava konusu fıkra ile aynı hususun aynı şekilde düzenlendiği, 5. ve 6.fıkralarında ise balık yetiştiriciliği tesislerinin faaliyetlerini, su sirkülasyonunun kolay sağlanabildiği gölet veya baraj göllerinde Bakanlıkça belirlenen trofik seviye, özümleme kapasitesi ve ekolojik duruma uygun şekilde yürütmeleri gerektiği belirtildikten sonra, faaliyete başlamadan önce ve sonra faaliyet sahibi tarafından yaptırılacak trofik seviye parametrelerinin analizinin Bakanlıkça değerlendirilmesinin öngörüldüğü görülmektedir.

İptali istenilen düzenleme ile yukarıda yer verilen hususlar birlikte değerlendirildiğinde, içme kullanma suyu temini amacıyla kullanılmayan gölet veya baraj göllerinde dahi balık yetiştiriciliği faaliyetinin ekolojik şartlar göz önüne alınarak ve ancak Bakanlığın denetim neticesinde uygun görmesi halinde yapılabileceği, söz konusu koşullara ilave olarak içme kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan tabii göl, baraj gölü ve göletlerden ise yalnızca maksimum su seviyesindeki göl alanı 75.000 hektardan büyük baraj göllerinin asgari su kotundaki göl alanının binde birine kadar kısmında ve içme kullanma suyu alma yapısına 1000 metreden daha yakın olmamak ve bu yapıların bulunduğu koylarda yapılmamak koşuluyla su ürünleri yetiştiriciliğine Bakanlıkça izin verilebileceği, dolayısıyla içme kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan baraj göllerinde su ürünleri yetiştiriciliğinin ekolojik denge gözetilmek ve Bakanlığın sürekli denetimine tabi tutulmak suretiyle yapılmasına izin verilmesinin öngörüldüğü dava konusu düzenlemede esas Yönetmeliğin amacına ve kamu yararına aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

Değişikliğe ilişkin Yönetmeliğin 8. maddesiyle değiştirilen esas Yönetmeliğin 10. maddesinin 7. fıkrasının ilk iki cümlesinin incelenmesinden;

Söz konusu fıkrada, kısa mesafeli koruma alanında günübirlik turizm tesisleri dışında yeni turizm tesislerine izin verilmeyeceği, günübirlik turizm tesislerine ise kapalı kısımlarının toplam alanı 100 metrekareyi geçmemek şartıyla sadece Mesire Yerleri Yönetmeliği çerçevesinde belirlenmiş mesire yerlerinde ve bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla yürürlükteki imar planlarında yer alan rekreasyon alanlarında izin verilebilleceği, yürürlükteki mesire yeri gelişim ve yönetim planları ile imar planlarının, bu fıkrada günübirlik tesisler için belirlenen yapılaşma şartlarına uygun olarak revize edileceği düzenlenmiştir.

İptali istenilen değişiklik, esas Yönetmeliğin 10. maddesinin 7. fıkrasının değişiklikten önceki halinde yer alan "her parselde" ibaresinin Danıştay Ondördüncü ve Altıncı Daireleri Müşterek Kurulunun 03/07/2018 tarih ve E:2017/4472 sayılı kararıyla yoğunluğu artıracak bir düzenleme olduğu gerekçesiyle yürütülmesinin durdurulması üzerine gerçekleştirilmiş olup, Danıştay Altıncı Dairesinin 16/03/2022 tarih ve E: 2019/15571, K:2022/3150 sayılı kararıyla düzenlemenin önceki halinde yer alan "her parselde" ibaresinin iptaline karar verilmiştir.

Davacılar tarafından, esas Yönetmeliğin 10. maddesinin 7. fıkrasının yeni halinde "her parselde" ibaresine yer verilmemiş olmakla birlikte yoğunluk artışına engel olacak bir düzenlemeye yer verilmediği, düzenlemenin yeni halinin de eksik düzenleme nedeniyle hukuka aykırı olduğu ileri sürülmektedir.

İptali istenilen düzenlemenin ilk cümlelerinde günübirlik turizm tesisleri dışında yeni turizm tesislerine izin verilmeyeceği, ikinci cümlesinde ise günübirlik tesislere hangi koşullarla izin verilebileceği düzenlenmiştir.

Bu kapsamda, iptali istenilen düzenlemenin ikinci cümlesinde, yeme içme, dinlenme, eğlence ve spor imkânlarından birkaçını günübirlik olarak sağlayan ancak konaklama yapılmayan turizm tesisini ifade eden günübirlik tesislerin yalnızca Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla yürürlükteki imar planlarında ve mesire yeri gelişim ve yönetim planlarında öngörülmüş olanlarının ve ancak kapalı kısımlarının toplam alanı 100 metrekareyi geçmemek şartıyla yapılmasına imkan tanındığı, öte yandan, mevcut planların da bu düzenlemeye göre revize edilmesinin öngörüldüğü göz önünde bulundurulduğunda, yapılan değişikliğin günübirlik tesislerden kaynaklanacak ilave bir yoğunluğu kısıtlayacak düzenleme içermediği yönündeki iddiaya itibar edilmemiş, iptali istenilen düzenlemede hukuka aykırılık görülmemiştir.

Değişikliğe ilişkin Yönetmeliğin 8. maddesiyle değiştirilen esas Yönetmeliğin 10. maddesinin 11. fıkrasındaki "İyi Tarım Uygulamalarına geçilmesi" ibaresinin incelenmesinden;

28/10/2017 günlü, 30224 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan İçme Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelik'in "Kısa mesafeli koruma alanı" başlıklı 10. maddesinin 11. fıkrasında, "Mevcut ve yeni açılacak tarım alanlarında, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının denetiminde sadece organik tarım faaliyetlerine izin verilir. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından yetki verilmiş kontrol ve sertifikasyon kuruluşunun görüşleri doğrultusunda organik tarım yapılamayacağının teknik olarak raporlandığı durumlarda, İyi Tarım Uygulamaları Koduna uyulması şartıyla tarımsal faaliyetlere izin verilebilir." düzenlemesine yer verilmiş; dava konusu Yönetmelik'in 8. maddesiyle, söz konusu fıkrada yer verilen "İyi Tarım Uygulamaları Koduna uyulması" ifadesi, "İyi Tarım Uygulamalarına geçilmesi" şeklinde değiştirilmiştir.

Söz konusu değişiklikle, kısa mesafeli koruma alanlarında, İyi Tarım Uygulamaları Koduna uyulmasından vazgeçildiği, ancak bu alanlarda, genel olarak iyi tarım uygulamalarına geçilmesine izin verildiği görülmektedir.

07/12/2010 günlü, 27778 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren İyi Tarım Uygulamaları Hakkında Yönetmeliğin "Tanımlar" başlıklı 4. maddesinde iyi tarım uygulamaları, tarımsal üretim sistemini sosyal açıdan yaşanabilir, ekonomik açıdan karlı ve verimli, insan sağlığını koruyan, hayvan sağlığı ve refahı ile çevreye önem veren bir hale getirmek için uygulanması gereken işlemler olarak; 23/07/2016 günlü, 29779 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Tarımsal Kaynaklı Nitrat Kirliliğine Karşı Suların Korunması Yönetmeliğinin "Tanımlar" başlıklı 4. maddesinde iyi tarım uygulamaları kodu, suların tarımsal faaliyetlerden kaynaklanan kirliliğe karşı korunması amacıyla çiftçiler tarafından alınması gereken tedbirler olarak tanımlanmıştır. Aynı Yönetmeliğin "İyi tarım uygulamaları kodu" başlıklı 7. maddesinde ise, "(1) Suların tarımsal faaliyetlerden kaynaklanan kirliliğe karşı korunmasına yönelik çiftçiler tarafından alınması gereken tedbirleri içeren iyi tarım uygulamaları kodu, bu Yönetmeliğin yayımlandığı tarihten itibaren iki yıllık dönem içinde Bakanlık tarafından yayımlanacak tebliğ ile ilan edilir. (2) İyi tarım uygulamaları kodu; a) Gübrelerin toprağa uygulanmasının uygun olmadığı kapalı dönemlerin belirlenmesini, b) Gübrelerin eğimli arazilere uygulama yöntem ve koşullarını, c) Gübrenin suyla doygun, sele maruz kalmış, donmuş veya karla kaplı toprağa uygulama koşullarını, ç) Su kaynaklarına yakın topraklara gübre uygulama koşullarını, d) Depolanmış hayvan gübresi ve silaj gibi bitki materyallerinden kaynaklanan sızıntı sularının, yüzey akışı ve yer altına sızma şeklinde sularda meydana getirebileceği kirliliği önlemeyi amaçlayan depolama ünitelerinin inşa niteliklerinin ve kapasitesinin belirlenmesini, e) Kimyasal ve hayvansal gübrelerin doğru uygulama miktarlarının belirlenerek, toprağa homojen bir şekilde dağılımının sağlanması, böylece topraktan yıkanarak suya karışacak miktarların kabul edilebilir düzeyde kalmasını sağlayacak uygulama yöntemlerinin belirlenmesini, f) Ekim nöbeti sistemi ile çok yıllık ve tek yıllık bitkilere ayrılan alanların oranlarını dikkate alacak şekilde tarımsal alanların yönetimini, g) Yağışlı dönemlerde nitratın topraktan yıkanarak su kirliliğine neden olmasını engelleyecek şekilde toprak yüzeyinde minimum miktardaki bitki örtüsünün bulundurulmasını, ğ) Gübreleme planlarının tarımsal işletme düzeyinde yapılarak kullanılan gübrelerin kaydının tutulmasını, h) Sulama sistemlerinin bulunduğu bölgelerde, yüzey akışlarından ve suyun bitki kök sisteminin altına inmesinden meydana gelen su kirliliğinin önlenmesini kapsar. (3) Çiftçiler için iyi tarım uygulamaları kodunun uygulanmasının teşvik edilmesi amacıyla bir program dahilinde Bakanlıkça eğitim ve bilgilendirme faaliyetleri yürütülür." hükmüne yer verilmiştir.

İyi tarım uygulamaları ile, çevreye dost üretim yöntemlerinin teşvik edilerek kaliteli ürün yetiştiriciliğinin hedeflendiği, iyi tarım uygulamaları koduyla da, suların tarımsal faaliyetlerden kaynaklanan kirliliğe karşı korunması amacıyla çiftçiler tarafından bazı önlemler alınmasının zorunlu hale getirildiği açıktır. Bununla birlikte; her iki Yönetmelik ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığınca belirlenen uygunluk kriterleri ve kontrol noktaları incelendiğinde, iyi tarım uygulamaları kapsamında, kontrollü şartlar altında ve daha az oranda da olsa, suni gübre ve tarım ilacı kullanımının devam ettiği anlaşılmaktadır. Tarımsal faaliyetler esnasında kullanılan suni gübre ve ilaçlar nedeniyle her yıl tonlarca azot, fosfor ve potasyum gibi kimyasal maddelerin toprağa, buradan da su kaynaklarına karıştığı ise bilinen bir gerçektir. Tarımsal faaliyetlerin, iyi tarım uygulamaları kriterleri kapsamında gerçekleştirilmesiyle, suda meydana gelecek kirlenmenin azaltılabileceği düşünülebilirse de, tamamen engellenebileceğinin söylenmesi mümkün değildir.

Dava konusu düzenleme ile Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliğinin 14/02/2018 tarihinde yürürlükten kaldırılan maddeleri birlikte incelendiğinde; mutlak koruma alanlarında tarımsal faaliyetlerin hiçbir çeşidine izin verilmediği, tarımsal faaliyetlerin maksimum su seviyesinden 300 metre sonra başlayan 700 metrelik kara alanını oluşturan kısa mesafeli koruma alanlarında yapılabileceği, ancak buna da suni gübre ve tarım ilacı kullanmamak koşuluyla izin verildiği anlaşılmaktadır. Söz konusu düzenlemeler ile, maksimum su seviyesinden itibaren ikinci bin metrelik alanı oluşturan orta mesafeli koruma alanlarında dahi tarımsal faaliyetler esnasında, suni gübre ve tarım ilacı kullanılmasının yasaklanmasında, içme kullanma suyu temin edilen ya da edilmesi planlanan su kaynaklarının korunması amacının esas olduğu görülmektedir.

Bu durumda, Yönetmeliğin 8. maddesiyle, asıl Yönetmeliğin 10. maddesinin 11. fıkrası değiştirilerek, kısa mesafeli koruma alanlarında, kontrollü olarak ve az miktarda da olsa, suni gübre ve ilaç kullanılmasına imkan tanıyan iyi tarım uygulamalarına izin verilmesinde hukuka uyarlık görülmemiştir.

Değişikliğe ilişkin Yönetmeliğin 9. maddesiyle değiştirilen esas Yönetmeliğin 11. maddesinin 7. fıkrasının ilk iki cümlesinin incelenmesinden;

Esas Yönetmeliğin 11. maddesinin 7. fıkrasının değişiklikten önceki halinin "Mesire Yerleri Yönetmeliği çerçevesinde belirlenmiş mesire yerlerine, bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarih itibariyle yürürlükteki imar planlarında yer alan rekreasyon alanlarına ve bu alanlarda kapalı kısımlarının toplam alanı her parselde 100 metrekareyi geçmemek şartıyla günübirlik tesislere izin verilebilir." şeklindeki ilk cümlesinin iptali istemiyle açılan davada Danıştay Ondördüncü ve Altıncı Daireleri Müşterek Kurulunun 03/07/2018 tarih ve E:2017/4472 sayılı kararıyla dava konusu düzenlemede hukuka aykırılık görülmeyerek yürütmenin durdurulması isteminin reddine karar verilmiş olup, Danıştay Altıncı Dairesinin 16/03/2022 tarih ve E:2019/15571, K:2022/3150 sayılı kararıyla davanın reddine karar verilmiştir.

Dava konusu değişiklikle söz konusu fıkra "Günübirlik turizm tesisleri dışında yeni turizm tesislerine izin verilmez. Günübirlik turizm tesislerine ise kapalı kısımlarının toplam alanı 100 metrekareyi geçmemek şartıyla sadece Mesire Yerleri Yönetmeliği çerçevesinde belirlenmiş mesire yerlerinde ve bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla yürürlükteki imar planlarında yer alan rekreasyon alanlarında izin verilebilir. Yürürlükteki mesire yeri gelişim ve yönetim planları ile imar planları, bu fıkrada günübirlik tesisler için belirlenen yapılaşma şartlarına uygun olarak revize edilir." şeklinde değiştirilmek suretiyle esas Yönetmeliğin "Kısa mesafeli koruma alanı"na ilişkin 10.maddesinin 7. fıkrasıyla aynı kapsam ve doğrultuda düzenlenmiştir.

Esas Yönetmeliğin 10.maddesinin 7.fıkrasına ilişkin olarak yukarıda yer verilen değerlendirmeler, Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliğinin 19. madde hükmü ve iptali istenilen düzenleme birlikte değerlendirildiğinde, iptali istenilen cümle ile izin verilen kullanımın, alanın özelliğine, koruma şartlarına ve hukuka aykırı olmadığı sonucuna varıldığından düzenlemede hukuka aykırılık görülmemiştir.

Değişikliğe ilişkin Yönetmeliğin 9. maddesiyle değiştirilen esas Yönetmeliğin 11. maddesinin 11. fıkrasının incelenmesinden;

İptali istenilen düzenlemenin ilk cümlesinin incelenmesinden, yukarıda içeriğine yer verilen mevzuat düzenlemelerine göre, çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Anayasal yükümlülüğü altında olan idarenin, su kaynaklarının korunması ve sürdürülebilir bir şekilde kullanılmasına dair politikalar oluşturmak ve ulusal su yönetimini koordine etmek görevini icra ederken, gelecek kuşakların ihtiyaç duyacağı kaynakların varlığını ve kalitesini tehlikeye atmadan, hem bugünün hem de gelecek kuşakların çevresini oluşturan tüm çevresel değerlerin her alanda (sosyal, ekonomik, fiziki vb.) ıslahı, korunması ve geliştirilmesini sağlamak zorunda olduğu açıktır. İnsan yaşamı açısından son derece önem arz eden içme kullanma suyu havzalarının korunması ve kullanılmasına ilişkin esasları düzenleyen işlemlerin anılan yasal yükümlülüklerin gerekleri doğrultusunda tesis edilmesi gerekmektedir. Dolayısıyla, idarenin, içme kullanma suyunun kalitesini olumsuz yönde etkileyecek ve su kirliliğine neden olacak düzenlemelerden kaçınması, bugünkü ve gelecek kuşakların, sağlıklı bir çevrede yaşamasının güvence altına alınması, sürdürülebilir çevre ve kalkınma ilkelerinin gerçekleştirilmesi açılarından önem arz etmektedir.

İçme Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelikten önce içme kullanma suyu havzalarının belirlenmesi ve korunmasına ilişkin esasları düzenleyen ancak 14/02/2018 tarih ve 30332 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ile yürürlükten kaldırılan Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği'nin "Orta mesafeli koruma alanı" başlıklı 19. maddesinin 3. fıkrasında, "Bu alanda ayrıca, yerleşik halkın ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla entegre tesis niteliğinde olmayan mandıra, kümes, ahır, ağıl, su ve yem depoları, hububat depoları, gübre ve silaj çukurları, arıhaneler ve un değirmenleri gibi konut dışı yapılara, mahreç aldığı yola 10 metreden, parsel hudutlarına 5 metreden fazla yaklaşmamak ve inşaat alanı kat sayısı %40'ı ve yapı yüksekliği h=6.50 metreyi geçmemek şartı ile suyu kullanan idarece izin verilebilir. Beton temel ve çelik seralar yaklaşma mesafelerine uyulmak şartı ile inşaat alanı katsayısına tabi değildir." düzenlemesi bulunmaktaydı.

Anılan bu düzenlemede, içme kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan tabii göl, baraj gölü ve göletlerin, kısa mesafeli koruma alanı sınırından itibaren yatayda 1000 metre genişliğindeki kara alanını, yani maksimum su seviyesinden itibaren ikinci bin metrelik (1000 2000 arası) alanı ifade eden orta mesafeli koruma alanlarında, hayvancılık faaliyetleriyle ilgili olarak, yerleşik halkın ihtiyaçlarını karşılamaya matuf olma ve entegre tesis niteliğinde olmama ölçütleri getirilerek, bu kapsamda hangi tür yapıların yapılabileceği açıkça belirtilmişti.

28/10/2017 tarih ve 30224 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan İçme Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmeliğin "Orta mesafeli koruma alanı" başlıklı 11. maddesinin 11. fıkrasının ilk halinde ise, "Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının kontrolünde hayvancılık faaliyetlerine ve otlatmaya izin verilir." düzenlemesine yer verilmişti.

Ancak, Danıştay Ondördüncü ve Altıncı Daireleri Müşterek Kurulunun 03/07/2018 tarih ve E:2017/4471 sayılı kararı ile bu düzenlemenin, orta mesafeli koruma alanlarında yapılması öngörülen hayvancılık faaliyetlerinin nitelik ve sınırlarına ilişkin herhangi bir açıklama ve sınırlama içermediği gerekçesiyle hukuka aykırı görülerek yürütülmesinin durdurulmasına karar verilmiş, bu karara yapılan itiraz ise Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 21/01/2019 ve YD İtiraz No:2018/598 sayılı kararıyla reddedilmişti.

Gelinen aşamada, dava konusu Yönetmelik değişikliği ile, İçme Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmeliğin "Orta mesafeli koruma alanı" başlıklı 11. maddesinin 11. fıkrasının, "Bakanlığın kontrolünde entegre nitelikte olmayan hayvancılık faaliyetlerine ve otlatmaya izin verilir. Bu fıkra kapsamında izin verilen hayvancılık amaçlı yapılardan kaynaklanan hayvansal atıkların sızdırmazlığı sağlanmış depolarda biriktirilerek ilgili mevzuat çerçevesinde bertaraf edilmesi zorunludur." şeklinde yeniden düzenlendiği ve orta mesafeli koruma alanlarında hayvancılık faaliyetleriyle ilgili olarak entegre niteliğinde olmama ölçütünün yeniden getirildiği görülmekte ise de; Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği'nin mülga düzenlemelerinde yer alan "yerleşik halkın ihtiyaçlarını karşılamaya matuf olma" şartına yeni düzenlemede de yer verilmediği gibi bu şart haricinde, bu alanlarda gerçekleştirilecek hayvancılık faaliyetlerinin nitelik ve sınırlarına ilişkin entegre nitelikte olmama şartı dışında herhangi bir açıklama ve sınırlama da getirilmediği görülmektedir.

Dava konusu düzenleme kapsamında, orta mesafeli koruma alanlarında gerçekleştirilecek hayvancılık faaliyetlerinin entegre nitelikte olamayacağına ilişkin olarak getirilen ölçüt ve bu fıkra kapsamında izin verilen hayvancılık amaçlı yapılardan kaynaklanan hayvansal atıkların sızdırmazlığı sağlanmış depolarda biriktirilerek ilgili mevzuat çerçevesinde bertaraf edilmesine yönelik olarak öngörülen zorunluluk, içme kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan bütün yerüstü ve yeraltı suyu kaynaklarının kalitesinin ve miktarının korunmasına ve iyileştirilmesine ilişkin usul ve esaslara uygun, yerinde bir yaklaşım olmakla beraber, anılan bu hususların, içme kullanma suyu havzalarında oluşabilecek kirliliğin önlenmesi açısından yeterli düzeyde koruma sağlamayacağı açıktır.

Uyuşmazlıkta, orta mesafeli koruma alanlarında gerçekleştirilecek hayvancılık faaliyetlerinin, belli bir kapasite ve büyüklüğe ulaşması durumunda, içme kullanma suyu havzalarının kirlenmesine yol açabileceğinin de göz önünde bulundurulması gerekmektedir.

Bu nedenle, orta mesafeli koruma alanlarında gerçekleştirilecek hayvancılık faaliyetlerine, entegre nitelikte olmama şartı dışında herhangi bir nitelik ve sınırlama getirmediği anlaşılan, dava konusu Yönetmeliğin 9. maddesiyle değiştirilen İçme Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmeliğin 11. maddesinin 11. fıkrasının ilk cümlesinde hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

İptali istenilen düzenlemenin ikinci cümlesinin incelenmesinden, davacılar tarafından söz konusu düzenlemenin hangi nedenlerle hukuka aykırı olduğuna dair bir beyanda bulunulmamış olup, cümlede hayvancılık amaçlı yapılardan kaynaklanan hayvansal atıkların sızdırmazlığı sağlanmış depolarda biriktirilerek ilgili mevzuat çerçevesinde bertaraf edilmesi zorunluluğu öngörülmek suretiyle hayvansal atıklardan kaynaklanan olumsuz çevresel etkilerin önlenmesine yönelik, içme kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan bütün yerüstü ve yeraltı suyu kaynaklarının kalitesinin ve miktarının korunmasına ve iyileştirilmesine ilişkin usul ve esaslara uygun bir düzenleme yapıldığı sonucuna varılmıştır. Belirtilen nedenle söz konusu düzenlemede hukuka aykırılık görülmemiştir.

Değişikliğe ilişkin Yönetmeliğin 9. maddesiyle değiştirilen esas Yönetmeliğin 11. maddesinin 15. fıkrasında ve 10. maddesiyle değiştirilen esas Yönetmeliğin 12. maddesinin 14. fıkrasının ilk cümlesinde yer alan "gerekli çevresel altyapı önlemlerinin alınması şartıyla güneş enerji santrali, rüzgar enerji santrali ve hidroelektrik santrali kurulmasına izin verilebilir." ibaresinin incelenmesinden;

İptali istenilen düzenlemelerde yapılan değişiklikle, Yönetmelik'in değişiklikten önceki halinde kurulmasına izin verilen güneş ve rüzgar enerji santrallerine hidroelektrik santralleri de eklenmek suretiyle, içme kullanma suyu havza koruma alanlarından orta ve uzun mesafeli koruma alanlarında, gerekli çevresel altyapı önlemlerinin alınması şartıyla, yenilebilir enerji kaynaklarından olan, güneş enerji santrali, rüzgar enerji santrali ve hidroelektrik santrali yapımına izin verilebileceği düzenlenmiştir.

İçme Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelik'teki düzenlemeler çerçevesinde, orta mesafeli koruma alanı, içme kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan tabii göl, baraj gölü ve göletlerin, maksimum su seviyesinden itibaren yatayda 300 metre genişliğindeki kara alanını ifade eden mutlak koruma alanı ile mutlak koruma alanı sınırından itibaren yatayda 700 metre genişliğindeki kara alanını ifade eden kısa mesafeli koruma alanından sonra başlayan, bir diğer deyişle, içme kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan tabii göl, baraj gölü ve göletlerin maksimum su seviyesinden itibaren, ikinci bin metrelik (1000 2000 metre arasındaki) kısmı oluşturan kara alanını, uzun mesafeli koruma alanı ise, içme kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan tabii göl, baraj gölü ve göletlerin mutlak, kısa ve orta mesafeli koruma alanlarının dışında kalan içme kullanma suyu havzasının bütününü, bir başka deyişle orta mesafeli koruma alanından sonra başlayıp havzanın son bulduğu yere kadar olan kara alanını ifade etmektedir.

Yukarıda da belirtildiği üzere, çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Anayasal yükümlülüğü altında olan idarenin, su kaynaklarının korunması ve sürdürülebilir bir şekilde kullanılmasına dair politikalar oluşturmak ve ulusal su yönetimini koordine etmek görevini icra ederken, gelecek kuşakların ihtiyaç duyacağı kaynakların varlığını ve kalitesini tehlikeye atmadan, hem bugünün hem de gelecek kuşakların çevresini oluşturan tüm çevresel değerlerin her alanda (sosyal, ekonomik, fiziki vb.) ıslahı, korunması ve geliştirilmesini sağlamak zorunda olduğu açık olmakla birlikte, mevcut yerli kaynakların kullanılması suretiyle ihtiyaç duyulan enerjinin teminine yönelik yatırım ve faaliyetlerin de enerjide dışa bağımlı olan ülkemiz açısından bir o kadar önem arz ettiği bilinen bir gerçekliktir.

Dolayısıyla, idarenin, işlem tesis ederken, içme kullanma suyunun kalitesini olumsuz yönde etkileyecek ve su kirliliğine neden olacak düzenlemelerden kaçınırken, enerjide dışa bağımlılığı sona erdirecek enerji yatırım ve faaliyetlerinin, çevreye zarar vermeden ya da en az zararı verecek şekilde gerçekleştirilmesini sağlayacak düzenlemeler yapması gerekmektedir ki idarenin, işlemlerinde, bu iki kamusal fayda arasında sağlaması gereken hassas denge, bugünkü ve gelecek kuşakların, sağlıklı bir çevrede yaşamasının güvence altına alınması, sürdürülebilir çevre ve kalkınma ilkelerinin gerçekleştirilmesi açılarından oldukça mühimdir.

Öte yandan, ülkemizin de taraf olduğu sera gazı salınımını engellemeye ve azaltmaya yönelik uluslararası antlaşmalar ve enerjide dışa bağımlılığın azaltılmasına yönelik ulusal politikalar doğrultusunda, karbondioksit emisyonlarını en aza indiren, doğaya dost yenilenebilir enerji kaynakları ülkemizce desteklenmektedir. Güneş enerji santralleri, rüzgar enerji santralleri ve hidroelektrik enerji santralleri sınırlı oranda sera gazı salınımına sebep olmaları, tehlikeli atık oluşturmamaları vb. nedenlerle, diğer enerji kaynaklarına kıyasla çevreye olumsuz etkileri ve maliyeti daha az olan çevreye uyumlu yenilenebilir enerji kaynakları arasında kabul edilmektedir.

Tüm bu hususlar göz önünde bulundurulduğunda, içme kullanma suyu havzalarının koruma alanlarından orta ve uzun mesafeli koruma alanlarında güneş enerji santrali, rüzgar enerji santrali ve hidroelektrik enerji santrali kurulumuna izin veren dava konusu Yönetmelik düzenlemelerinin yargısal denetiminin, çevrenin korunmasına ilişkin mevzuatta yer alan diğer düzenlemelerle birlikte, kamusal ihtiyaçlar gözetilerek, bütüncül bir yaklaşımla yapılması gerektiği açıktır.

25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği kapsamında, "proje alanı 2 hektar ve üzerinde veya kurulu gücü 1 MWm ve üzerinde olan güneş enerji santralleri (çatı ve cephe sistemleri hariç) ile kurulu gücü 1 10 MWm olan hidroelektrik enerji santralleri" seçme eleme kriterleri uygulanacak projeler arasında, "rüzgâr enerji santralleri ile kurulu gücü 10 MWm ve üzeri olan hidroelektrik santralleri"nin ise ÇED uygulanacak projeler arasında düzenlendiği anlaşılmaktadır.

ÇED, projelerin yer ve teknoloji alternatiflerinin değerlendirmesinin yapıldığı, çevresel etkilerin belirlendiği, çevrede oluşabilecek olumsuz etkilerin önlenmesi veya çevreye zarar vermeyecek ölçüde en aza indirilmesi için alınacak önlemlerin değerlendirildiği ve bu projelerin inşaat, işletme ve tasfiye dönemlerinde nasıl uygulandığının izlendiği ve denetlendiği bir süreç olup, planlanan bir faaliyetin yol açabileceği çevresel etkilerin önceden saptanıp, gerekli tedbirlerin alınmasını veya ileride ciddi çevresel sorunlar ortaya çıkaracak yatırımların önlenmesini sağlayan önemli bir süreci ifade etmektedir.

ÇED kapsamında projeler değerlendirilirken; projelerin ekosistem ve habitat üzerinde olabilecek etkileri ve bu etkileri önleyecek gerekli tedbirler ve işletim aşamasında oluşabilecek kirletici kaynaklara yönelik alınması gereken önlemler gibi hususlar bir bütün halinde ele alınmakta ve proje kapsamında alınması taahhüt edilen tedbirlerin projenin çevresel etkileri açısından yeterli olup olmadığının değerlendirilmesi neticesinde projenin gerçekleştirilmesine izin verilmekte ya da verilmemektedir. İzin verilen projelerin kurulum ve işletim sürecinde ise ÇED kapsamında verilen taahhütlerin yerine getirilip getirilmediği yetkili idare olan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından her aşamada denetlenmekte, eksiklik tespiti halinde bu eksikliklerin giderilmesi sağlanmakta ve ayrıca taahhütlerini yerine getirmeyen işletmelere 2872 sayılı Çevre Kanunu'nda öngörülen idari yaptırımlar uygulanmaktadır.

Diğer taraftan, 15/06/2019 tarih ve 30802 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Elektrik Piyasasında Üretim Faaliyetinde Bulunmak Üzere Su Kullanım Hakkı Anlaşması İmzalanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik kapsamında, HES projelerini gerçekleştirmeyi planlayan gerçek veya tüzel kişilerin, DSİ Genel Müdürlüğüne sunması gereken ve Yönetmelik ekinde belirtilen esaslar dahilinde hazırlanan, projenin çevresel etkileri ile bu etkilere karşı alınacak tedbirleri de içeren fizibilite raporunun da, ÇED sürecinde ulaşılmak istenen amaçlarla benzer amaçlara hizmet ettiği görülmektedir.

Mevzuatımızda, çevre kirliliğine yol açacak yatırım ve faaliyetlerin, henüz projelendirme sürecinde tespit edilmesini ve bu tür projelerin gerçekleştirilmesinin engellenmesini sağlayan hukuki mekanizmalar yer almakta olup, içme kullanma suyu havzalarının orta ve uzun mesafeli koruma alanlarında kurulabilmesine müsaade edilen güneş enerji santralleri, rüzgar enerji santralleri ve hidroelektrik enerji santrallerinin henüz projelendirme sürecinde, bu mekanizmalar çerçevesinde, yetkili kurum ve kuruluşlarca değerlendirileceği, ÇED süreci ve fizibilite aşamasında, yetkili kurum ve kuruluşlarca yapılacak değerlendirme neticesinde, içme kullanma suyu havzalarında ilave bir kirliliğe sebep olmayacağı anlaşılan anılan enerji santrallerinin kurulumuna izin verilebileceği ve verilecek bu izinlerin de yargısal denetiminin yapılması amacıyla ilgilileri tarafından dava konusu edilebileceği açıktır.

Belirtilen nedenlerle dava konusu Yönetmeliğin, orta ve uzun mesafeli koruma alanlarında gerekli çevresel altyapı önlemlerinin alınması şartıyla anılan enerji santrallerinin kurulumuna izin veren düzenlemelerinde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

Değişikliğe ilişkin Yönetmeliğin 10. maddesiyle değiştirilen esas Yönetmeliğin 12. maddesinin 9. fıkrasındaki "veya İyi Tarım Uygulamalarına geçilmesi" ibaresinin incelenmesinden;

Esas Yönetmeliğin İlkeler başlıklı 5.maddesinin 1.fıkrasının (e) bendinde İçme kullanma suyu havzalarında organik tarım faaliyetlerine veya iyi tarım uygulamalarına geçilmesinin teşvik edilmesinin esas olduğu düzenlenmiş, söz konusu düzenlemenin iptali istemiyle açılan davada Danıştay 6. Dairesinin 16/03/2022 tarih ve E:2019/15571, K:2022/3150 sayılı kararıyla; "Yönetmeliğin bütün maddeleriyle birlikte incelendiğinde, anılan bentte, içme kullanma suyu havzalarında iyi tarım uygulamalarına geçilmesinin teşvik edilmesinin genel bir ilke olarak benimsendiği, Yönetmeliğin ilerleyen maddelerinde ise, mutlak ve kısa mesafeli koruma alanlarında sadece organik tarım yapılabileceğinin, bunun mümkün olmadığının teknik olarak raporlandığı durumlarda iyi tarım uygulamalarına izin verilebileceğinin düzenlendiği, kısa ve orta mesafeli koruma alanlarında iyi tarım uygulamalarına izin verilebileceğine ilişkin söz konusu ifadelerin ise Danıştay Ondördüncü Dairesinin 03/07/2018 tarihli, E:2017/4471 ve E:2017/4472 sayılı kararlarıyla durdurulduğu, buna karşın orta ve uzun mesafeli koruma alanlarında iyi tarım uygulamalarına izin verilmesine hukuken herhangi bir engel bulunmadığı hususları bir arada değerlendirildiğinde, içme kullanma suyu havzalarına ilişkin genel bir ilke olarak kabul edilen söz konusu düzenlemede hukuka aykırılık görülmemiştir." gerekçesiyle anılan düzenleme yönünden davanın reddine karar verilmiştir.

Esas Yönetmeliğin "Uzun mesafeli koruma alanı" başlıklı 12.maddesinin 1.fıkrasında "uzun mesafeli koruma alanı", içme kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan tabii göl, baraj gölü ve göletlerin mutlak, kısa ve orta mesafeli koruma alanlarının dışında kalan içme kullanma suyu havzasının bütünü olarak tanımlanmış, iptali istenilen 9.fıkrasında ise "Tarım alanlarında, (Değişik ibare:RG 10/3/2020 31064) Bakanlığın kontrolünde organik tarım faaliyetlerine veya (Değişik ibare:RG 10/3/2020 31064) İyi Tarım Uygulamalarına geçilmesi teşvik edilir." hükmüne yer verilmiştir.

Davacılar tarafından, iyi tarım uygulamaları kapsamında, kontrollü şartlar altında ve daha az oranda da olsa suni gübre ve tarım ilacı kullanımının devam ettiği, uzun mesafeli koruma alanında da organik tarım dışında iyi tarım uygulamalarına ya da endüstriyel tarıma izin verilmemesi gerektiği ileri sürülmektedir.

Dava konusu düzenleme ile Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliğinin 14/02/2018 tarihinde yürürlükten kaldırılan maddeleri birlikte incelendiğinde, anılan Yönetmelikte mutlak koruma alanlarında tarımsal faaliyete izin verilmediği, kısa ve orta mesafeli koruma alanlarında suni gübre ve tarım ilaçları kullanılmamak koşuluyla tarımsal faaliyetlere izin verildiği, uzun mesafeli koruma alanlarında ise tarımsal faaliyetlere açısından bir kısıtllamaya yer verilmediği görülmekte olup esas Yönetmelik kapsamında uzun mesafeli koruma alanında bulunan kırsal yerleşimlerin varlıklarını sürdürebilecekleri de göz önünde bulundurulduğunda su kaynağına en az 2000 metre mesafede bulunan ve havza sınırında son bulan söz konusu alanda organik tarımın yapılmasına imkan bulunmayan hallerde su kaynağının kirlenmesi önleyici tedbirler alınmak şartıyla iyi tarım uygulamalarına izin verilmesinde alanın özelliğine, koruma şartlarına ve hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

Değişikliğe ilişkin Yönetmeliğin 10. maddesiyle değiştirilen esas Yönetmeliğin 12. maddesinin 14. fıkrasının ikinci cümlesinin incelenmesinden;

Söz konusu değişiklikle, uzun mesafeli koruma alanlarında, maksimum su seviyesinden itibaren yatayda 5000 metreden sonra inşa edilmek ve işletmeden kaynaklanan atıksuların ilgili mevzuat standartlarında arıtıldıktan sonra havza dışına çıkarılması şartlarıyla, termik santral, gazlaştırma tesisi, biyogaz tesisi ve biyokütle tesislerinin de kurulmasına izin verildiği görülmektedir.

İçme Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelik'in 12. maddesinin 1. fıkrasında, uzun mesafeli koruma alanı, "... içme kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan tabii göl, baraj gölü ve göletlerin mutlak, kısa ve orta mesafeli koruma alanlarının dışında kalan içme kullanma suyu havzasının bütünüdür." şeklinde tanımlanmıştır. Buna göre uzun mesafeli koruma alanı, içme kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan tabii göl, baraj gölü ve göletlerin maksimum su seviyesinden itibaren, üç bininci metresinden başlayarak havza sınırında son bulan kara alanını ifade etmektedir.

İptali istenilen cümlede yer verilen termik santraller, gazlaştırma tesisi, biyogaz tesisi ve biyokütle tesislerinin soğutma suyu ihtiyaçları (Örneğin termik santrallerde yüksek oranda soğutma suyu kullanılmakta olup, bunun havzadan karşılanması uygun görülmemiştir.), kullandıkları hammadde (Örneğin biyogaz ve biyokütle tesislerinde, enerji üretimi için hammadde olarak kullanılan organik ve endüstriyel atıklar, havza içine atık girişine sebep olacağından uygun görülmemiştir.) nitelikleri, faaliyetleri sonucunda sera gazı salınımına yol açmaları (Termik santraller ve gazlaştırma tesisleri) vb. özellikleri dikkate alındığında, maksimum su seviyesine sadece 5000 metre uzaklıkta, söz konusu tesislerin kurulmasına izin verilmesinin de yine gerek hukuka ve kamu yararına gerekse Yönetmelik'in 1. maddesinde, "Bu Yönetmeliğin amacı; içme kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan bütün yerüstü ve yeraltı suyu kaynaklarının kalitesinin ve miktarının korunmasına ve iyileştirilmesine ilişkin usul ve esasları düzenlemektir." şeklinde düzenlenen amacına aykırı olduğu sonucuna varılmıştır.

Bu itibarla, dava konusu Yönetmelik'in anılan fıkrasının ikinci cümlesinde hukuka uyarlık görülmemiştir.

KARAR SONUCU: **

Açıklanan nedenlerle;

  1. Dava konusu 10/03/2020 tarih ve 31064 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan İçme Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 8. maddesiyle değiştirilen 28/10/2017 günlü, 30224 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren İçme Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmeliğin 10. maddesinin 11. fıkrasındaki "İyi Tarım Uygulamalarına geçilmesi" ibaresinin, 9. maddesiyle değiştirilen esas Yönetmeliğin 11. maddesinin 11. fıkrasının ilk cümlesinin ve 10. maddesiyle değiştirilen esas Yönetmeliğin 12. maddesinin 14. fıkrasının ikinci cümlesinin; Yönetmeliğin 11. maddesinin 11. fıkrasının ilk cümlesi yönünden Enver Kaya ve Hasan Şahin'in karşı oyu ile ve oyçokluğuyla; 10. maddesinin 11. fıkrasındaki "İyi Tarım Uygulamalarına geçilmesi" ibaresi ile 12. maddesinin 14. fıkrasının ikinci cümlesi yönünden Hasan Şahin'in karşı oyu ve oyçokluğuyla İPTALİNE,

  2. Dava konusu 10/03/2020 tarih ve 31064 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan İçme Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 6. maddesiyle değiştirilen esas Yönetmeliğin 8. maddesinin 5. fıkrası, 8. maddesiyle değiştirilen esas Yönetmeliğin 10. maddesinin 7. fıkrasının ilk iki cümlesi, 9. maddesiyle değiştirilen esas Yönetmeliğin 11. maddesinin 7. fıkrasının ilk iki cümlesi, 9. maddesiyle değiştirilen esas Yönetmeliğin 11. maddesinin 11. fıkrasının ikinci cümlesi, 9. maddesiyle değiştirilen esas Yönetmeliğin 11. maddesinin 15. fıkrasında ve 10. maddesiyle değiştirilen esas Yönetmeliğin 12. maddesinin 14. fıkrasının ilk cümlesinde yer alan "gerekli çevresel altyapı önlemlerinin alınması şartıyla güneş enerji santrali, rüzgar enerji santrali ve hidroelektrik santrali kurulmasına izin verilebilir." ibaresi, 10. maddesiyle değiştirilen esas Yönetmeliğin 12. maddesinin 9. fıkrasındaki "veya İyi Tarım Uygulamalarına geçilmesi" ibaresi yönlerinden; Yönetmeliğin 11. maddesinin 15. fıkrasında geçen "ve hidroelektrik santrali" ibaresi ile 12. maddesinin 14. fıkrasının ilk cümlesi yönünden … ve …'in karşı oyu ve oyçokluğuyla DAVANIN REDDİNE,

  3. Dava kısmen iptal, kısmen retle sonuçlandığından, ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam … TL yargılama giderinin … TL'sinin davalı idareden alınarak davacılara verilmesine, geri kalan kısmın davacılar üzerinde bırakılmasına,

  4. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca duruşmasız davalar için belirlenen … TL vekâlet ücretinin davalı idareden alınarak davacılara, … TL vekâlet ücretinin ise davacılardan alınarak davalı idareye verilmesine,

  5. Posta giderleri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra taraflara iadesine,

  6. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 07/12/2023 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

(X) KARŞI OY: Değişikliğe ilişkin Yönetmeliğin 8. maddesiyle değiştirilen esas Yönetmeliğin 10. maddesinin 11. fıkrasındaki "İyi Tarım Uygulamalarına geçilmesi" ibaresi yönünden;

İçme Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmeliğin "İlkeler" başlıklı 5. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendinde yer alan içme kullanma suyu havzalarında organik tarım faaliyetlerine veya iyi tarım uygulamalarına geçilmesinin teşvik edilmesinin esas olduğu, Yönetmeliğin 8. maddesiyle değiştirilen İçme Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmeliğin "Kısa mesafeli koruma alanı başlıklı" 10. maddesinin 11. fıkrasında ise kısa mesafeli koruma alanlarında, Tarım ve Orman Bakanlığının denetiminde sadece organik tarım faaliyetlerine izin verileceği, Bakanlık tarafından yetki verilmiş kontrol ve sertifikasyon kuruluşunun görüşleri doğrultusunda organik tarım yapılamayacağının teknik olarak raporlandığı durumlarda iyi tarım uygulamalarına geçilmesi şartıyla tarımsal faaliyetlere izin verilebileceği düzenlenmiştir.

Davacı tarafından söz konusu fıkradaki "iyi tarım uygulamalarına geçilmesi" ibaresinin iptali istenilmektedir.

Dairemizce söz konusu ibare hukuka aykırı bulunarak iptaline karar verilmiş ise de, kararın ilgili kısmında da belirtildiği üzere mevzuatımızda iyi tarım uygulamaları ile ilgili olarak suların ve çevrenin kirlenmesini önleyici somut tedbirlere yer verilmiş olması, kısa mesafeli koruma alanlarında iyi tarım uygulamalarına yalnızca organik tarım yapılmasının teknik olarak raporlandığı istisna durumlarda izin verilmesi, bu iznin verilmemesi halinde organik tarım da yapılamayacak olan arazilerin tarımsal amaçla kullanılamayacağı, boş kalacağı hususları birlikte değerlendirildiğinde değişikliğe ilişkin Yönetmeliğin 8. maddesiyle değiştirilen esas Yönetmeliğin 10. maddesinin 11. fıkrasındaki "İyi Tarım Uygulamalarına geçilmesi" ibaresinde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmış olup, anılan ibare yönünden davanın reddine karar verilmesi gerektiği oyuyla aksi yöndeki Dairemiz kararının bu kısmına katılmıyorum.

Değişikliğe ilişkin Yönetmeliğin 10. maddesiyle değiştirilen esas Yönetmeliğin 12. maddesinin 14. fıkrasının ikinci cümlesi yönünden;

Söz konusu değişiklikle, uzun mesafeli koruma alanlarında, maksimum su seviyesinden itibaren yatayda 5000 metreden sonra inşa edilmek ve işletmeden kaynaklanan atıksuların ilgili mevzuat standartlarında arıtıldıktan sonra havza dışına çıkarılması şartlarıyla, termik santral, gazlaştırma tesisi, biyogaz tesisi ve biyokütle tesislerinin kurulabileceği düzenlenmiştir.

8/10/2017 tarih ve 30224 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan İçme Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmeliğin "Uzun mesafeli koruma alanı" başlıklı 12. maddesinin birinci fıkrasında, uzun mesafeli koruma alanı, "... içme kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan tabii göl, baraj gölü ve göletlerin mutlak, kısa ve orta mesafeli koruma alanlarının dışında kalan içme kullanma suyu havzasının bütünüdür." şeklinde tanımlanmıştır. Bu düzenlemeden, uzun mesafeli koruma alanı için bütün havzalar açısından geçerli olacak şekilde üst bir sınır belirlenmediği, uzun mesafeli koruma alanının havzanın son bulduğu yerde nihayete ereceği anlaşılmaktadır.

Buna göre; uzun mesafeli koruma alanı, içme kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan tabii göl, baraj gölü ve göletlerin maksimum su seviyesinden itibaren, iki bininci metreden (orta mesafeli koruma alanının bittiği yerden) başlayarak havza sınırında son bulan kara alanını ifade etmektedir. Havza, uzun mesafeli koruma alanına gelmeden, orta mesafeli koruma alanında son bulabileceği gibi, su kaynağının maksimum su seviyesinden itibaren metrelerce uzakta da (5000, 10000, 15000 metre gibi) son bulabilir.

Anılan Yönetmelik maddesinin altıncı fıkrasında, "Maksimum su seviyesinden itibaren yatayda 2000 ile 5000 metre arasında kalan kısımlarda, tehlikeli atık ve madde üretmeyen ve depolamayan, endüstriyel atıksu oluşturmayan sanayi tesislerine izin verilebilir. Maksimum su seviyesinden itibaren yatayda 5000 metreden sonra yeni sanayi tesislerine, yedinci fıkrada belirtilen şartların yerine getirilmesi durumunda izin verilebilir." düzenlemesine; atıf yapılan yedinci fıkrasında ise, "Bu alandaki, mevcut ve yeni sanayi tesislerinden kaynaklanan atıksular, ilgili mevzuattaki standartlarda arıtılarak havza dışına çıkartılır..." düzenlemesine yer verilmiştir.

Dava konusu değişiklikle, uzun mesafeli koruma alanlarında, Yönetmeliğin değişiklikten önceki halinde yer verilen güneş ve rüzgar enerji santrallerine ek olarak, hidroelektrik santrallerinin kurulmasına ve bu alanlarda, maksimum su seviyesinden itibaren yatayda 5000 metreden sonra inşa edilmek ve işletmeden kaynaklanan atıksuların ilgili mevzuat standartlarında arıtıldıktan sonra havza dışına çıkarılması şartlarıyla, termik santral, gazlaştırma tesisi, biyogaz tesisi ve biyokütle tesislerinin de kurulmasına izin verildiği görülmektedir.

Dava konusu Yönetmelik değişikliği ile, maksimum su seviyesinden itibaren yatayda 2000 metreden itibaren başlayan uzun mesafeli koruma alanlarında, maksimum su seviyesinden itibaren yatayda 5000 metreden sonra (yani uzun mesafeli koruma alanının üç bininci metresinden itibaren) kurulabileceği öngörülen termik santral, gazlaştırma tesisi, biyogaz tesisi ve biyokütle tesislerinin; yine aynı Yönetmelik maddesinin 6. fıkrasında, atıksuları ilgili mevzuattaki standartlarda arıtılarak havza dışına çıkartılması şartıyla aynı alanda kurulabileceği belirtilen sanayi tesisleriyle benzer nitelikte tesisler olduğu, yapılan Yönetmelik değişikliği kapsamında, bu alanda termik santral, gazlaştırma tesisi, biyogaz tesisi ve biyokütle tesisleri kurulabilmesinin de yine bu tesislerden kaynaklanan atıksuların ilgili mevzuat standartlarında arıtıldıktan sonra havza dışına çıkarılması şartına bağlandığı anlaşılmaktadır.

Yapılan düzenleme ile getirilen, söz konusu tesislerden kaynaklanan atıksuların ilgili mevzuat standartlarında arıtıldıktan sonra havza dışına çıkarılması şartı ile içme kullanma suyu havzalarında, bu tesislerden kaynaklanabilecek ilave kirliliğin önüne geçilmesinin hedeflendiği, ayrıca, maksimum su seviyesinden itibaren yatayda 5000 metreden sonra kurulabileceği belirtilen bu tesislerden gazlaştırma, biyogaz ve biyokütle tesislerinin, havza içinde yürütülen faaliyetler kapsamında oluşan hayvansal ve bitkisel atıkların bertaraf edilmesini sağlayarak, bu atıkların, havzaya zarar vermesine engel olunacağı da açıktır.

Öte yandan, düzenlemede sayılan tesislerin projelendirme, kurulum ve işletim süreçlerinde ÇED ve mevzuatımızda yer alan diğer düzenlemeler kapsamında yetkili kurum ve kuruluşlarca çevreye etkileri yönünden değerlendirileceği/denetleneceği, yetkili kurum ve kuruluşlarca yapılacak değerlendirme neticesinde, ancak, içme kullanma suyu havzalarında ilave bir kirliliğe sebep olmayacağı anlaşılan bu tür tesislerin kurulumuna/işletimine izin verilebileceği ve verilecek bu izinlerin de yargısal denetiminin yapılması amacıyla ilgilileri tarafından yasal süresi içerisinde dava konusu edilebileceği açıktır.

Açıklanan nedenlerle, değişikliğe ilişkin Yönetmeliğin 10. maddesiyle değiştirilen esas Yönetmeliğin 12. maddesinin 14. fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan düzenlemede hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmış olup, anılan düzenleme yönünden davanın reddine karar verilmesi gerektiği oyuyla aksi yöndeki Dairemiz kararının bu kısmına katılmıyorum.

(XX) KARŞI OY: Değişikliğe ilişkin Yönetmeliğin 9. maddesiyle değiştirilen esas Yönetmeliğin 11. maddesinin 11. fıkrasının ilk cümlesi yönünden;

Dava konusu Yönetmelik değişikliği ile, İçme Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmeliğin "Orta mesafeli koruma alanı" başlıklı 11. maddesinin 11. fıkrasının, "Bakanlığın kontrolünde entegre nitelikte olmayan hayvancılık faaliyetlerine ve otlatmaya izin verilir. Bu fıkra kapsamında izin verilen hayvancılık amaçlı yapılardan kaynaklanan hayvansal atıkların sızdırmazlığı sağlanmış depolarda biriktirilerek ilgili mevzuat çerçevesinde bertaraf edilmesi zorunludur." şeklinde yeniden düzenlendiği görülmektedir.

Değişiklikle su kaynakları üzerinde kirlilik oluşturma riski yüksek olan entegre tesislerin orta mesafeli koruma alanlarında kurulması engellenmiş diğer taraftan kurulmasına izin verilen entegre nitelikte olmayan hayvancılık amaçlı yapılardan kaynaklanan hayvansal atıkların sızdırmazlığı sağlanmış depolarda biriktirilerek ilgili mevzuat çerçevesinde bertaraf edilmesi zorunlu tutulmuş olup, iptali istenilen düzenlemenin dava konusu Yönetmeliğin içme kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan bütün yerüstü ve yeraltı suyu kaynaklarının kalitesinin ve miktarının korunması ve iyileştirilmesi amacına ve hukuka uygun olduğu sonucuna varılmış olup, anılan düzenleme yönünden davanın reddine karar verilmesi gerektiği oyuyla aksi yöndeki Dairemiz kararının bu kısmına katılmıyoruz.

(XXX) KARŞI OY: Değişikliğe ilişkin Yönetmeliğin 9. maddesiyle değiştirilen esas Yönetmeliğin 11. maddesinin 15. fıkrası yönünden;

28/10/2017 günlü, 30224 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan İçme Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelik'in "Orta mesafeli koruma alanı" başlıklı 11. maddesinin 15. fıkrasında, "Güneş ve rüzgâr enerji santrali kurulmasına Bakanlığın ilgili düzenleyici işlemlerinde yer alan hükümlerin sağlanması şartıyla izin verilebilir." düzenlemesine yer verilmiş; dava konusu Yönetmelik'in 9. maddesiyle, söz konusu fıkra "Termik santral, gazlaştırma tesisi, biyogaz tesisi ve biyokütle tesisi kurulmasına izin verilmez, gerekli çevresel altyapı önlemlerinin alınması şartıyla güneş enerji santrali, rüzgâr enerji santrali ve hidroelektrik santrali kurulmasına izin verilebilir." şeklinde değiştirilmiştir.

Söz konusu değişiklikle, orta mesafeli koruma alanlarında, Yönetmelik'in değişiklikten önceki halinde yer verilen güneş ve rüzgar enerji santrallerine ek olarak, hidroelektrik santrallerinin kurulmasına izin verildiği görülmektedir.

İçme Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelik'in 11. maddesinin 1. fıkrasında, orta mesafeli koruma alanı, "... içme kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan tabii göl, baraj gölü ve göletlerin, kısa mesafeli koruma alanı sınırından itibaren yatayda 1000 metre genişliğindeki kara alanıdır." şeklinde tanımlanmıştır. Söz konusu alan, içme kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan tabii göl, baraj gölü ve göletlerin, maksimum su seviyesinden itibaren yatayda 300 metre genişliğindeki kara alanını ifade eden mutlak koruma alanı ile mutlak koruma alanı sınırından itibaren yatayda 700 metre genişliğindeki kara alanını ifade eden kısa mesafeli koruma alanında sonra başlayan, bir diğer deyişle, içme kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan tabii göl, baraj gölü ve göletlerin maksimum su seviyesinden itibaren, ikinci bin metrelik kısmını oluşturan kara alanını ifade etmektedir.

Yukarıda içeriğine yer verilen mevzuat hükümlerine göre, çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Anayasal yükümlülüğü altında olan idarenin, su kaynaklarının korunması ve sürdürülebilir bir şekilde kullanılmasına dair politikalar oluşturmak ve ulusal su yönetimini koordine etmek görevini icra ederken, gelecek kuşakların ihtiyaç duyacağı kaynakların varlığını ve kalitesini tehlikeye atmadan, hem bugünün hem de gelecek kuşakların çevresini oluşturan tüm çevresel değerlerin her alanda (sosyal, ekonomik, fiziki vb.) ıslahı, korunması ve geliştirilmesini sağlamak zorunda olduğu açıktır. İnsan yaşamı açısından son derece önem arz eden içme kullanma suyu havzalarının korunması ve kullanılmasına ilişkin esasları düzenleyen işlemlerin anılan Yasal yükümlülüklerin gerekleri doğrultusunda tesis edilmesi gerekmektedir. Dolayısıyla, idarenin, içme kullanma suyunun kalitesini olumsuz yönde etkileyecek ve su kirliliğine neden olacak düzenlemelerden kaçınması, bugünkü ve gelecek kuşakların, sağlıklı bir çevrede yaşamasının güvence altına alınması, sürdürülebilir çevre ve kalkınma ilkelerinin gerçekleştirilmesi açılarından önem arz etmektedir.

Öte yandan, ülkemizin de taraf olduğu sera gazı salınımını engellemeye ve azaltmaya yönelik uluslararası antlaşmalar ve enerjide dışa bağımlılığın azaltılmasına yönelik ulusal politikalar doğrultusunda, karbondioksit emisyonlarını en aza indiren, doğaya dost yenilenebilir enerji kaynakları ülkemizce desteklenmektedir. Güneş enerji ve rüzgar enerji santralleri gibi hidroelektrik santralleri de yenilenebilir enerji kaynakları arasında yer almakta olup, hidroelektrik santraller de, diğer yenilenebilir enerji kaynakları gibi, sınırlı oranda sera gazı salınımına sebep olması, tehlikeli atık oluşturmaması vb. nedenlerle, çevreye uyumlu enerji kaynakları arasında kabul edilmektedir. Bununla birlikte, diğer yenilenebilir enerji kaynaklarıyla kıyaslandığında, hidroelektrik santrallerinin kurulabilmesinin, çok daha fazla oranda atık yaratan, proje alanının coğrafi ve jeolojik özellikleri üzerinde bir takım değişimler yaratan, özetle, doğa üzerinde çok daha büyük tahribata yol açan inşai faaliyetler gerektirdiği bilinmektedir.

Hidroelektrik santrallerinin söz konusu özellikleri dikkate alındığında, içme kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan tabii göl, baraj gölü ve göletlerin maksimum su seviyesine sadece 1000 metre uzaklıklarda başlayan orta mesafeli koruma alanlarında hidroelektrik santralleri kurulmasına izin verilmesinin, gerek hukuka ve kamu yararına, gerekse Yönetmelik'in 1. maddesinde, "Bu Yönetmeliğin amacı; içme kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan bütün yerüstü ve yeraltı suyu kaynaklarının kalitesinin ve miktarının korunmasına ve iyileştirilmesine ilişkin usul ve esasları düzenlemektir." şeklinde düzenlenen amacına aykırı olduğu sonucuna varılmıştır.

Bu itibarla, fıkrada geçen "ve hidroelektrik santrali" ibaresinin iptaline karar verilmesi gerektiği oyuyla, aksi yöndeki Dairemiz kararının bu kısmına katılmıyoruz.

Değişikliğe ilişkin Yönetmeliğin 10. maddesiyle değiştirilen esas Yönetmeliğin 12. maddesinin 14. fıkrasının ilk cümlesi yönünden;

Söz konusu değişiklikle, uzun mesafeli koruma alanlarında, Yönetmelik'in değişiklikten önceki halinde yer verilen güneş ve rüzgar enerji santrallerine ek olarak, hidroelektrik santrallerinin kurulmasına ve bu alanlarda, maksimum su seviyesinden itibaren yatayda 5000 metreden sonra inşa edilmek ve işletmeden kaynaklanan atıksuların ilgili mevzuat standartlarında arıtıldıktan sonra havza dışına çıkarılması şartlarıyla, termik santral, gazlaştırma tesisi, biyogaz tesisi ve biyokütle tesislerinin de kurulmasına izin verildiği görülmektedir.

İçme Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelik'in 12. maddesinin 1. fıkrasında, uzun mesafeli koruma alanı, "... içme kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan tabii göl, baraj gölü ve göletlerin mutlak, kısa ve orta mesafeli koruma alanlarının dışında kalan içme kullanma suyu havzasının bütünüdür." şeklinde tanımlanmıştır. Buna göre uzun mesafeli koruma alanı, içme kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan tabii göl, baraj gölü ve göletlerin maksimum su seviyesinden itibaren, üç bininci metresinden başlayarak havza sınırında son bulan kara alanını ifade etmektedir.

Hidroelektrik santrallerinin yukarıda belirtilen özellikleri dikkate alındığında, içme kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan tabii göl, baraj gölü ve göletlerin maksimum su seviyesine sadece 2000 metre uzaklıklarda başlayan orta ve uzun mesafeli koruma alanlarında hidroelektrik santralleri kurulmasına izin verilmesinin gerek hukuka ve kamu yararına gerekse Yönetmelik'in 1. maddesinde, "Bu Yönetmeliğin amacı; içme kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan bütün yerüstü ve yeraltı suyu kaynaklarının kalitesinin ve miktarının korunmasına ve iyileştirilmesine ilişkin usul ve esasları düzenlemektir." şeklinde düzenlenen amacına aykırı olduğu sonucuna varılmıştır.

Bu itibarla, dava konusu Yönetmelik'in anılan fıkrasında belirtilen "ve hidroelektrik santrali"ibaresinin iptaline karar verilmesi gerektiği oyuyla, aksi yöndeki Dairemiz kararının bu kısmına katılmıyoruz.

Danıştay 4. Daire Başkanlığı 2023/11523 E. , 2023/6877 K.

    "İçtihat Metni"

    T.C.
    D A N I Ş T A Y
    DÖRDÜNCÜ DAİRE
    Esas No : 2023/11523
    Karar No : 2023/6877

    DAVACILAR:
    1 … Derneği
    2 … Odası
    VEKİLLERİ: Av. …

    3 … Derneği
    VEKİLİ: Av. …

    4 … Derneği
    VEKİLİ: Av. …

    5 … Derneği
    VEKİLİ: Av. …

    6 … Derneği
    VEKİLİ: Av. …

    7 … Derneği
    VEKİLİ: Av. …

    DAVALI: … Bakanlığı
    VEKİLİ: Av. …

    DAVANIN KONUSU: 10/03/2020 tarih ve 31064 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan İçme Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 6. maddesiyle değiştirilen İçme Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmeliğin 8. maddesinin 5. fıkrasının; 8. maddesiyle değiştirilen esas Yönetmeliğin 10. maddesinin 7. fıkrasının ilk iki cümlesi ile 11. fıkrasındaki "İyi Tarım Uygulamalarına geçilmesi" ibaresinin; 9. maddesiyle değiştirilen esas Yönetmeliğin 11. maddesinin 7. fıkrasının ilk iki cümlesi ile 11. fıkrasının tamamının ve aynı maddenin 15. fıkrasındaki "gerekli çevresel altyapı önlemlerinin alınması şartıyla güneş enerji santrali, rüzgar enerji santrali ve hidroelektrik santrali kurulmasına izin verilebilir." ibaresinin; 10. maddesiyle değiştirilen esas Yönetmeliğin 12. maddesinin 9. fıkrasındaki "veya İyi Tarım Uygulamalarına geçilmesi" ibaresi ile aynı maddenin 14. fıkrasının iptali istenilmektedir.

    DAVACILARIN İDDİALARI: Su ürünleri yetiştiriciliğinin sular üzerindeki kirletici etkileri nedeniyle Yönetmelik'in 8. maddesinin 5. fıkrasının hukuka aykırı olduğu; Yönetmeliğin ilk halinde geçen “her bir parselde” ifadesinin, yoğunluk artışına sebep olabileceği gerekçesiyle yürütmesinin durdurulduğu, buna rağmen, dava konusu değişiklikte, yoğunluk artışını engelleyecek nesnel bir düzenleme yapılmadığı ve Yönetmelik'in 10. ve 11. maddelerinin 7. fıkralarında günübirlik tesislere hangi yoğunlukta izin verileceğinin belirsiz bırakıldığı, Mesire Yerleri Yönetmeliğinde de yoğunluğa ilişkin hüküm bulunmadığı; Danıştay kararıyla “İyi tarım uygulamaları koduna uyulması” ifadesinin yürütmesinin durdurulduğu, dava konusu düzenlemelerle, bu ifadenin Yönetmeliğin 10. maddesinin 11. fıkrasıyla, 12. maddesinin 9. fıkrasında, "İyi Tarım Uygulamalarına geçilmesi" olarak değiştirildiği, ancak her iki ifade arasında nasıl bir fark olduğunun anlaşılamadığı, kaldı ki söz konusu değişiklikle ilgili, Danıştay Ondördüncü Dairesince daha önce bu konuda, yürütmenin durdurulması isteminin kabulüne yönelik karar verildiği ve yeni düzenlemenin, önceki yargı kararının gerekçesine aykırı olduğu; Yönetmeliğin 11. maddesinin 11. fıkrasına “entegre nitelikte olmayan” ifadesi eklenerek gerekli tedbirler alınmış gibi gösterildiği, değişiklikle, hayvancılık faaliyetlerinin entegre tesis niteliği sınırlarına ulaşılmasının önüne geçildiği, ancak faaliyetlerin yerleşik halkın ihtiyaçlarını karşılamak sınırını aşmasının önüne geçilmediği, oysa yerleşik halkın ihtiyaçlarını karşılayacak düzeyden daha yoğun bir hayvancılık faaliyetinin yine kirlenmeye sebep olacağı ve bu düzenlemenin de yine Danıştay Ondördüncü Dairesinin daha önce bu konuda, yürütmenin durdurulması isteminin kabulüne yönelik olarak verdiği kararların gerekçelerine aykırı olduğu; orta ve uzun mesafeli koruma alanlarında enerji santrallerine izin verilmesinin hukuka aykırı olduğu ileri sürülmektedir.

    DAVALININ SAVUNMASI: Öncelikle, usule ilişkin olarak, davanın ehliyet ve süre yönünden reddine karar verilmesi gerektiği ileri sürülmüştür.
    Esasa ilişkin olarak ise; Yönetmeliğin 10. ve 11. maddelerinin 7. fıkralarında yapılan değişikliklerle sadece gelişim ve yönetim planları ile imar planlarında günübirlik tesis önerilmiş ise yapılaşmaya izin verildiği, mevcut planlarda günübirlik tesis alanı öngörülmemiş ise yeni bir tesis kurulmasına izin verilmediği, Yönetmelikle, yürürlük tarihi itibarıyla rekreasyon amaçlı imar planı veya mesire alanına ilişkin gelişim ve yönetim planı bulunmayan alanlarda yeni bir plan hazırlanmasına, ifraz yoluyla bu alanda yeni parsellerin oluşmasına da izin verilmediği, böylece geniş alanlara yayılan, konaklama ihtiva eden turizm faaliyetlerinin de önüne geçildiği, bu sebeple söz konusu hükümlerin yoğunluğun artmasına sebep olmayıp, koruma bandındaki imar planlarında yer alan turizm kullanımlarına ilişkin kararlardan sadece günübirlik özelliğindeki kullanımların gerçekleştirilmesini düzenleyerek yoğunluğu azalttığı, eğer mevcut planlar kapsamında 100 metrekareyi aşan (örneğin daha yüksek katlı, inşaat alanı daha geniş ve günübirlik tesis dışında ilave kullanım maksadı olan) tesisler varsa, bu tesisler için plan revizyonu yapılması şartı da bulunmadığı, fıkranın birinci cümlesinin iptali halinde günübirlik tesislerle diğer turizm tesislerinin kurulmasına yönelik herhangi bir kısıtlayıcı veya yasaklayıcı hüküm kalmayacağı; “İyi Tarım Uygulamaları Kodu” ifadesinin Sularda Tarımsal Faaliyetlerden Kaynaklanan Nitrat Kirliliğinin Önlenmesine Yönelik İyi Tarım Uygulamaları Kodu Tebliği'nde tanımlandığı ve düzenlendiği, dava konusu Yönetmelikte yer verilen “iyi tarım uygulamaları”nın ise “İyi Tarım Uygulamaları Hakkında Yönetmelik'te tanımlandığı ve düzenlendiği, Bakanlığın, dava konusu Yönetmelikte iki ayrı mevzuata konu olan ve iki ayrı şekilde uygulanan iki farklı kavrama yer verilmesinin karışıklığa sebep olacağı yönündeki görüşü üzerine Yönetmelikte geçen “İyi Tarım Uygulamaları Koduna uyulması” ifadelerinin “iyi tarım uygulamalarına geçilmesi” olarak değiştirildiği, bununla birlikte, söz konusu düzenlemelerin ilişkin olduğu kısa ve uzun mesafeli koruma alanlarında tarımsal faaliyetlerin esas olarak organik tarım şeklinde yürütüleceği, organik tarımın teknik olarak yapılamaması halinde iyi tarım uygulamaları kapsamında tarımsal faaliyetlerde bulunulacağı, iyi tarım uygulamalarına yönelik mevzuat kapsamında, kirliliğin ortadan kaldırılması için alınması gereken önlemlere yer verildiği; dolayısıyla bu hükümlerin söz konusu koruma alanları için de geçerli olduğu; Yönetmelik kapsamında içme kullanma suyu havzalarında iyi tarım uygulamalarına geçilmesi esasının kabul edildiği, iyi tarım uygulamaları mevzuatına göre yeni planlanan bütün hayvancılık işletmelerinin iyi tarım uygulamaları kriterlerine göre planlanmalarının zorunlu olduğu, dolayısıyla 11. maddenin 11. fıkrasında yapılan değişiklikte hukuka aykırılık bulunmadığı; orta ve uzun mesafeli koruma alanlarında yenilenebilir enerji santrali kurulabilmesine ilişkin hükümlerde de hukuka aykırılık bulunmadığı savunulmaktadır.

    DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ: …
    DÜŞÜNCESİ:Davanın kısmen kabulü, kısmen reddi gerektiği düşünülmektedir.

    DANIŞTAY SAVCISI …
    DÜŞÜNCESİ: Dava ,10/03/2020 tarih ve 31064 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan İçme Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik'in 6. maddesiyle değiştirilen İçme Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelik'in 8. maddesinin 5. fıkrasının; 8. maddesiyle değiştirilen 10. maddesinin 7. fıkrasının birinci cümlesi ile aynı maddenin 11. fıkrasında değiştirilen "İyi Tarım Uygulamalarına geçilmesi" ifadesinin; 9. maddesiyle değiştirilen 11. maddesinin 7. fıkrasının birinci cümlesi ile 11. fıkranın tamamı ve yine aynı maddenin 15. fıkrasındaki "gerekli çevresel altyapı önlemlerinin alınması şartıyla güneş enerji santrali, rüzgar enerji santrali ve hidroelektrik santrali kurulmasına izin verilebilir." ifadesinin; 10. maddesiyle değiştirilen 12. maddenin 9. fıkrasındaki "veya İyi Tarım Uygulamalarına geçilmesi" ifadesi ile aynı maddenin 14. fıkrasının iptali istemiyle açılmıştır.
    Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının "Sağlık hizmetleri ve çevrenin korunması" başlıklı 56. maddesinde; "Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir." hükmüne yer verilmiştir.
    2872 sayılı Çevre Kanununun 1. maddesinde, Kanunun amacı, bütün canlıların ortak varlığı olan çevrenin, sürdürülebilir çevre ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleri doğrultusunda korunmasını sağlamak olarak kabul edilmiş; 2. maddesinde, sürdürülebilir çevre "Gelecek kuşakların ihtiyaç duyacağı kaynakların varlığını ve kalitesini tehlikeye atmadan, hem bugünün hem de gelecek kuşakların çevresini oluşturan tüm çevresel değerlerin her alanda (sosyal, ekonomik, fiziki vb.) ıslahı, korunması ve geliştirilmesi süreci" olarak; sürdürülebilir kalkınma ise "Bugünkü ve gelecek kuşakların, sağlıklı bir çevrede yaşamasını güvence altına alan çevresel, ekonomik ve sosyal hedefler arasında denge kurulması esasına dayalı kalkınma ve gelişme" olarak tanımlanmıştır. Buna göre, sürdürülebilir çevre ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleriyle hem bugünün hem de gelecek kuşakların çevresini oluşturan tüm çevresel değerlerin her alanda ıslahı, korunması ve geliştirilmesi ile sağlıklı bir çevrede yaşama güvence altına alınmıştır. Kanunun 9. maddesinin, (h) bendinde ise, "Ülkenin deniz, yeraltı ve yerüstü su kaynaklarının ve su ürünleri istihsal alanlarının korunarak kullanılmasının sağlanması ve kirlenmeye karşı korunması esastır." hükmüne yer verilmiştir.
    İçme suyu elde edilen veya elde edilmesi planlanan yüzeysel sular ile ilgili esasları, kalite kriterlerini ve bu suların içme ve kullanma suyu olarak kullanılabilmesi için uygulanması gereken arıtma sınıflarını tespit etmek amacıyla çıkarılan 29/06/2012 tarih ve 28338 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan İçme Suyu Elde Edilen veya Elde Edilmesi Planlanan Yüzeysel Suların Kalitesine Dair Yönetmeliğin 4. maddesinde; içme ve kullanma suyu, insanların günlük faaliyetlerinde içme, yıkanma ve temizlik gibi ihtiyaçları için kullandıkları, özellikleri 17/02/2005 tarih ve 25730 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan İnsani Tüketim Amaçlı Sular Hakkında Yönetmelik ile belirlenmiş olan, toplu bir su temini sistemi aracılığıyla çok sayıda tüketicinin ortak kullanımına sunulan sular olarak tanımlanmıştır. Aynı Yönetmeliğin 5. maddesinin 2. fıkrasında, idare, içme ve kullanma suyu elde edilen veya elde edilmesi planlanan yüzeysel suların, bu Yönetmeliğin 6 ncı ve 7 nci maddeleri ile belirlenen değerlere ve esaslara uymasını sağlamak maksadıyla gerekli bütün tedbirleri almakla görevlendirilmiştir. Atıf yapılan 6. maddede; "(1) İçme ve kullanma suyu elde edilen veya elde edilmesi planlanan yüzeysel sular; Ek I’de yer alan bütün parametreler için verilen zorunlu ve kılavuz değerlere göre A1, A2 ve A3 olmak üzere üç farklı kategoriye ayrılır ve her bir kategori için aşağıdaki arıtma sınıfları belirlenir. İçme ve kullanma sularının kalite kategorilerinden, a) A1: basit fiziksel arıtma ve dezenfeksiyon ile içilebilir suları, b) A2: fiziksel arıtma, kimyasal arıtma ve dezenfeksiyon ile içilebilir suları, c) A3: fiziksel ve kimyasal arıtma, ileri arıtma ve dezenfeksiyon ile içilebilir suları, ifade eder. (2) A3 kategorisi için verilmiş olan zorunlu sınır değerleri aşan, fiziksel, kimyasal ve mikrobiyolojik kirlilik içeren suların içme ve kullanma suyu olarak kullanımı tercih edilmez. Ancak bu sular istisnai hallerde suyun kalite özelliklerini içme suyu için uygun kalite standartları düzeyine yükseltecek arıtma prosesleri kullanılarak içme suyu temininde kullanılabilir. (3) İçme ve kullanma suyu elde edilen veya elde edilmesi planlanan yüzeysel suların; kategorilere göre verilmiş olan arıtma sınıflarından geçirildikten sonra nihai olarak İnsani Tüketim Amaçlı Sular Hakkında Yönetmelik ile belirlenmiş olan içme suyu standartlarını sağlaması esastır." düzenlemesine, 7. maddede ise; "(1) İçme ve kullanma suyu elde edilen veya elde edilmesi planlanan ve A1 ve A2 kategorisinde yer alan yüzeysel suların iyileştirilmesini sağlamak için özel hüküm belirleme çalışması yapılıp yapılmayacağı Bakanlıkça belirlenir. A3 kategorisinde yer alan yüzeysel suların iyileştirilmesini sağlamak için Bakanlık havza bazında özel hüküm belirleme çalışması yapar veya yaptırır." düzenlemesine yer verilmiştir.
    17/02/2005 tarih ve 25730 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan İnsani Tüketim Amaçlı Sular Hakkında Yönetmelik'te ise insani tüketim amaçlı suların teknik ve hijyenik şartlara uygunluğu ile suların kalite standartlarının sağlanması, kaynak suları ve içme sularının istihsali, ambalajlanması, etiketlenmesi, satışı, denetlenmesi ile ilgili usul ve esaslar düzenlenmiştir. Anılan Yönetmeliğin 5. maddesinde, insani tüketim amaçlı su, orijinal haliyle ya da işlendikten sonra, dağıtım ağı, tanker, şişe veya kaplar ile tüketime sunulan içme, pişirme, gıda hazırlama ya da diğer evsel amaçlar için kullanılan bütün sular ile suyun kalitesinin, gıda maddesinin nihai halinin sağlığa uygunluğunu etkilemeyeceği durumlar haricinde insani tüketim amaçlı ürünlerin veya gıda maddelerinin imalatında, işlenmesinde, saklanmasında veya pazarlanmasında kullanılan bütün sular olarak tanımlanmıştır.
    Dosyanın incelenmesinden davacılar tarafından su ürünleri yetiştiriciliğinin sular üzerindeki kirletici etkileri nedeniyle Yönetmelik'in 8. maddesinin 5. fıkrasının hukuka aykırı olduğu; Yönetmeliğin ilk halinde geçen “her bir parselde” ifadesinin, yoğunluk artışına sebep olabileceği gerekçesiyle yürütmesinin durdurulduğu, buna rağmen, dava konusu değişiklikte, yoğunluk artışını engelleyecek nesnel bir düzenleme yapılmadığı ve Yönetmelik'in 10. ve 11. maddelerinin 7. fıkralarında günübirlik tesislere hangi yoğunlukta izin verileceğinin belirsiz bırakıldığı, Mesire Yerleri Yönetmeliğinde de yoğunluğa ilişkin hüküm bulunmadığı; Danıştay kararıyla “İyi tarım uygulamaları koduna uyulması” ifadesinin yürütmesinin durdurulduğu, dava konusu düzenlemerle, bu ifadenin Yönetmelik'in 10. maddesinin 11. fıkrasıyla, 12. maddesinin 9. fıkrasında, "İyi Tarım Uygulamalarına geçilmesi" olarak değiştirildiği, ancak her iki ifade arasında nasıl bir fark olduğunun anlaşılamadığı, kaldı ki söz konusu değişiklikle ilgili, Danıştay Ondördüncü Dairesince daha önce bu konuda, yürütmenin durdurulması isteminin kabulüne yönelik karar verildiği ve yeni düzenlemenin, önceki yargı kararının gerekçesine aykırı olduğu; Yönetmelik'in 11. maddesinin 11. fıkrasına “entegre nitelikte olmayan” ifadesi eklenerek gerekli tedbirler alınmış gibi gösterildiği, değişiklikle, hayvancılık faaliyetlerinin entegre tesis niteliği sınırlarına ulaşılmasının önüne geçildiği, ancak faaliyetlerin yerleşik halkın ihtiyaçlarını karşılamak sınırını aşmasının önüne geçilmediği, oysa yerleşik halkın ihtiyaçlarını karşılayacak düzeyden daha yoğun bir hayvancılık faaliyetinin yine kirlenmeye sebep olacağı ve bu düzenlemenin de yine Danıştay Ondördüncü Dairesinin daha önce bu konuda, yürütmenin durdurulması isteminin kabulüne yönelik olarak verdiği kararların gerekçelerine aykırı olduğu; orta ve uzu mesafeli koruma alanlarında enerji santrallerine izin verilmesinin hukuka aykırı olduğu iddialarıyla bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
    10/03/2020 günlü, 31064 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan, İçme Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelik'te Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik'in dava konusu 8. maddesiyle değiştirilen, 28/10/2017 günlü, 30224 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan İçme Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelik'in "Kısa mesafeli koruma alanı" başlıklı 10. maddesinin 11. fıkrasında yer alan "İyi Tarım Uygulamalarına geçilmesi" ifadesinin incelenmesinden;
    28/10/2017 günlü, 30224 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan İçme Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelik'in "Kısa mesafeli koruma alanı" başlıklı 10. maddesinin 11. fıkrasında, "Mevcut ve yeni açılacak tarım alanlarında, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının denetiminde sadece organik tarım faaliyetlerine izin verilir. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından yetki verilmiş kontrol ve sertifikasyon kuruluşunun görüşleri doğrultusunda organik tarım yapılamayacağının teknik olarak raporlandığı durumlarda, İyi Tarım Uygulamaları Koduna uyulması şartıyla tarımsal faaliyetlere izin verilebilir." düzenlemesine yer verilmiş; dava konusu Yönetmelik'in 8. maddesiyle, söz konusu fıkrada yer verilen "İyi Tarım Uygulamaları Koduna uyulması" ifadesi, "İyi Tarım Uygulamalarına geçilmesi" şeklinde değiştirilmiştir.
    Söz konusu değişiklikle, kısa mesafeli koruma alanlarında, İyi Tarım Uygulamaları Koduna uyulmasından vazgeçildiği, ancak bu alanlarda, genel olarak iyi tarım uygulamalarına geçilmesine izin verildiği görülmektedir.
    İyi tarım uygulamaları ile, çevreye dost üretim yöntemlerinin teşvik edilerek kaliteli ürün yetiştiriciliğinin hedeflendiği, iyi tarım uygulamaları koduyla da, suların tarımsal faaliyetlerden kaynaklanan kirliliğe karşı korunması amacıyla çiftçiler tarafından bazı önlemler alınmasının zorunlu hale getirildiği açıktır. Bununla birlikte; her iki Yönetmelik ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığınca belirlenen uygunluk kriterleri ve kontrol noktaları incelendiğinde, iyi tarım uygulamaları kapsamında, kontrollü şartlar altında ve daha az oranda da olsa, suni gübre ve tarım ilacı kullanımının devam ettiği anlaşılmaktadır. Tarımsal faaliyetler esnasında kullanılan suni gübre ve ilaçlar nedeniyle her yıl tonlarca azot, fosfor ve potasyum gibi kimyasal maddelerin toprağa, buradan da su kaynaklarına karıştığı ise bilinen bir gerçektir. Tarımsal faaliyetlerin, iyi tarım uygulamaları kriterleri kapsamında gerçekleştirilmesiyle, suda meydana gelecek kirlenmenin azaltılabileceği düşünülebilirse de, tamamen engellenebileceğinin söylenmesi mümkün değildir.
    Dava konusu düzenleme ile Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliğinin 14.02.2018 tarihinde yürürlükten kaldırılan maddeleri birlikte incelendiğinde; mutlak koruma alanlarında tarımsal faaliyetlerin hiçbir çeşidine izin verilmediği, tarımsal faaliyetlerin maksimum su seviyesinden 300 metre sonra başlayan 700 metrelik kara alanını oluşturan kısa mesafeli koruma alanlarında yapılabileceği, ancak buna da suni gübre ve tarım ilacı kullanmamak koşuluyla izin verildiği anlaşılmaktadır. Söz konusu düzenlemeler ile, maksimum su seviyesinden itibaren ikinci bin metrelik alanı oluşturan orta mesafeli koruma alanlarında dahi tarımsal faaliyetler esnasında, suni gübre ve tarım ilacı kullanılmasının yasaklanmasında, içme kullanma suyu temin edilen ya da edilmesi planlanan su kaynaklarının korunması amacının esas olduğu görülmektedir.
    Bu itibarla Yönetmeliğin 9. maddesiyle, asıl Yönetmeliğin 10. maddesinin 11. fıkrası değiştirilerek, kısa mesafeli koruma alanlarında, kontrollü olarak ve az miktarda da olsa, suni gübre ve ilaç kullanılmasına imkan tanıyan iyi tarım uygulamalarına izin verilmesinde hukuka uyarlık bulunmamaktadır.
    Dava konusu Yönetmeliğin 9. maddesiyle değiştirilen İçme Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmeliğin 11. maddesinin 11. fıkrasının ilk cümlesine ilişkin kısmı incelendiğinde;
    İçme Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelikten önce içme kullanma suyu havzalarının belirlenmesi ve korunmasına ilişkin esasları düzenleyen ancak 14/02/2018 tarih ve 30332 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ile yürürlükten kaldırılan Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği'nin "Orta mesafeli koruma alanı" başlıklı 19. maddesinin 3. fıkrasında, "Bu alanda ayrıca, yerleşik halkın ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla entegre tesis niteliğinde olmayan mandıra, kümes, ahır, ağıl, su ve yem depoları, hububat depoları, gübre ve silaj çukurları, arıhaneler ve un değirmenleri gibi konut dışı yapılara, mahreç aldığı yola 10 metreden, parsel hudutlarına 5 metreden fazla yaklaşmamak ve inşaat alanı kat sayısı %40'ı ve yapı yüksekliği h=6.50 metreyi geçmemek şartı ile suyu kullanan idarece izin verilebilir. Beton temel ve çelik seralar yaklaşma mesafelerine uyulmak şartı ile inşaat alanı katsayısına tabi değildir." düzenlemesi bulunmaktaydı.
    Anılan bu düzenlemede, içme kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan tabii göl, baraj gölü ve göletlerin, kısa mesafeli koruma alanı sınırından itibaren yatayda 1000 metre genişliğindeki kara alanını, yani maksimum su seviyesinden itibaren ikinci bin metrelik (1000 2000 arası) alanı ifade eden orta mesafeli koruma alanlarında, hayvancılık faaliyetleriyle ilgili olarak, yerleşik halkın ihtiyaçlarını karşılamaya matuf olma ve entegre tesis niteliğinde olmama ölçütleri getirilerek, bu kapsamda hangi tür yapıların yapılabileceği açıkça belirtilmişti.
    28/10/2017 tarih ve 30224 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan İçme Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmeliğin "Orta mesafeli koruma alanı" başlıklı 11. maddesinin 11. fıkrasının ilk halinde ise, "Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının kontrolünde hayvancılık faaliyetlerine ve otlatmaya izin verilir." düzenlemesine yer verilmişti.
    Ancak, Danıştay Ondördüncü ve Altıncı Daireleri Müşterek Kurulunun 03/07/2018 tarih ve E:2017/4471 sayılı kararı ile bu düzenlemenin, orta mesafeli koruma alanlarında yapılması öngörülen hayvancılık faaliyetlerinin nitelik ve sınırlarına ilişkin herhangi bir açıklama ve sınırlama içermediği gerekçesiyle hukuka aykırı görülerek yürütülmesinin durdurulmasına karar verilmiş, bu karara yapılan itiraz ise Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 21/01/2019 ve YD İtiraz No:2018/598 sayılı kararıyla reddedilmişti.
    Gelinen aşamada, dava konusu Yönetmelik değişikliği ile, İçme Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmeliğin "Orta mesafeli koruma alanı" başlıklı 11. maddesinin 11. fıkrasının, "Bakanlığın kontrolünde entegre nitelikte olmayan hayvancılık faaliyetlerine ve otlatmaya izin verilir. Bu fıkra kapsamında izin verilen hayvancılık amaçlı yapılardan kaynaklanan hayvansal atıkların sızdırmazlığı sağlanmış depolarda biriktirilerek ilgili mevzuat çerçevesinde bertaraf edilmesi zorunludur." şeklinde yeniden düzenlendiği ve orta mesafeli koruma alanlarında hayvancılık faaliyetleriyle ilgili olarak entegre niteliğinde olmama ölçütünün yeniden getirildiği görülmekte ise de; Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği'nin mülga düzenlemelerinde yer alan "yerleşik halkın ihtiyaçlarını karşılamaya matuf olma" şartına yeni düzenlemede de yer verilmediği gibi bu şart haricinde, bu alanlarda gerçekleştirilecek hayvancılık faaliyetlerinin nitelik ve sınırlarına ilişkin entegre nitelikte olmama şartı dışında herhangi bir açıklama ve sınırlama da getirilmediği görülmektedir.
    Dava konusu düzenleme kapsamında, orta mesafeli koruma alanlarında gerçekleştirilecek hayvancılık faaliyetlerinin entegre nitelikte olamayacağına ilişkin olarak getirilen ölçüt ve bu fıkra kapsamında izin verilen hayvancılık amaçlı yapılardan kaynaklanan hayvansal atıkların sızdırmazlığı sağlanmış depolarda biriktirilerek ilgili mevzuat çerçevesinde bertaraf edilmesine yönelik olarak öngörülen zorunluluk, içme kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan bütün yerüstü ve yeraltı suyu kaynaklarının kalitesinin ve miktarının korunmasına ve iyileştirilmesine ilişkin usul ve esaslara uygun, yerinde bir yaklaşım olmakla beraber, anılan bu hususların, içme kullanma suyu havzalarında oluşabilecek kirliliğin önlenmesi açısından yeterli düzeyde koruma sağlamayacağı açıktır.
    Uyuşmazlıkta, orta mesafeli koruma alanlarında gerçekleştirilecek hayvancılık faaliyetlerinin, belli bir kapasite ve büyüklüğe ulaşması durumunda, içme kullanma suyu havzalarının kirlenmesine yol açabileceğinin de göz önünde bulundurulması gerekmektedir.
    Bu nedenle, orta mesafeli koruma alanlarında gerçekleştirilecek hayvancılık faaliyetlerine, entegre nitelikte olmama şartı dışında herhangi bir nitelik ve sınırlama getirmediği anlaşılan, dava konusu Yönetmeliğin 9. maddesiyle değiştirilen İçme Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmeliğin 11. maddesinin 11. fıkrasının ilk cümlesinde hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
    Yönetmelik'in 9. maddesiyle değiştirilen, ana Yönetmelik'in "Orta mesafeli koruma alanı" başlıklı 11. maddesinin 15. fıkrasının incelenmesinden;
    28/10/2017 günlü, 30224 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan İçme Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelik'in "Orta mesafeli koruma alanı" başlıklı 11. maddesinin 15. fıkrasında, "Güneş ve rüzgâr enerji santrali kurulmasına Bakanlığın ilgili düzenleyici işlemlerinde yer alan hükümlerin sağlanması şartıyla izin verilebilir." düzenlemesine yer verilmiş; dava konusu Yönetmelik'in 9. maddesiyle, söz konusu fıkra "Termik santral, gazlaştırma tesisi, biyogaz tesisi ve biyokütle tesisi kurulmasına izin verilmez, gerekli çevresel altyapı önlemlerinin alınması şartıyla güneş enerji santrali, rüzgâr enerji santrali ve hidroelektrik santrali kurulmasına izin verilebilir." şeklinde değiştirilmiştir.
    Söz konusu değişiklikle, orta mesafeli koruma alanlarında, Yönetmelik'in değişiklikten önceki halinde yer verilen güneş ve rüzgar enerji santrallerine ek olarak, hidroelektrik santrallerinin kurulmasına izin verildiği görülmektedir.
    Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Anayasal yükümlülüğü altında olan idarenin, su kaynaklarının korunması ve sürdürülebilir bir şekilde kullanılmasına dair politikalar oluşturmak ve ulusal su yönetimini koordine etmek görevini icra ederken, gelecek kuşakların ihtiyaç duyacağı kaynakların varlığını ve kalitesini tehlikeye atmadan, hem bugünün hem de gelecek kuşakların çevresini oluşturan tüm çevresel değerlerin her alanda (sosyal, ekonomik, fiziki vb.) ıslahı, korunması ve geliştirilmesini sağlamak zorunda olduğu açıktır. İnsan yaşamı açısından son derece önem arz eden içme kullanma suyu havzalarının korunması ve kullanılmasına ilişkin esasları düzenleyen işlemlerin anılan Yasal yükümlülüklerin gerekleri doğrultusunda tesis edilmesi gerekmektedir. Dolayısıyla, idarenin, içme kullanma suyunun kalitesini olumsuz yönde etkileyecek ve su kirliliğine neden olacak düzenlemelerden kaçınması, bugünkü ve gelecek kuşakların, sağlıklı bir çevrede yaşamasının güvence altına alınması, sürdürülebilir çevre ve kalkınma ilkelerinin gerçekleştirilmesi açılarından önem arz etmektedir.
    Öte yandan, ülkemizin de taraf olduğu sera gazı salınımını engellemeye ve azaltmaya yönelik uluslararası antlaşmalar ve enerjide dışa bağımlılığın azaltılmasına yönelik ulusal politikalar doğrultusunda, karbondioksit emisyonlarını en aza indiren, doğaya dost yenilenebilir enerji kaynakları ülkemizce desteklenmektedir. Güneş enerji ve rüzgar enerji santralleri gibi hidroelektrik santralleri de yenilenebilir enerji kaynakları arasında yer almakta olup, hidroelektrik santraller de, diğer yenilenebilir enerji kaynakları gibi, sınırlı oranda sera gazı salınımına sebep olması, tehlikeli atık oluşturmaması vb. nedenlerle, çevreye uyumlu enerji kaynakları arasında kabul edilmektedir. Bununla birlikte, diğer yenilenebilir enerji kaynaklarıyla kıyaslandığında, hidroelektrik santrallerinin kurulabilmesinin, çok daha fazla oranda atık yaratan, proje alanının coğrafi ve jeolojik özellikleri üzerinde bir takım değişimler yaratan, özetle, doğa üzerinde çok daha büyük tahribata yol açan inşai faaliyetler gerektirdiği bilinmektedir.
    Hidroelektrik santrallerinin söz konusu özellikleri dikkate alındığında, içme kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan tabii göl, baraj gölü ve göletlerin maksimum su seviyesine sadece 1000 metre uzaklıklarda başlayan orta mesafeli koruma alanlarında hidroelektrik santralleri kurulmasına izin verilmesinin, gerek hukuka ve kamu yararına, gerekse Yönetmelik'in 1. maddesinde, "Bu Yönetmeliğin amacı; içme kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan bütün yerüstü ve yeraltı suyu kaynaklarının kalitesinin ve miktarının korunmasına ve iyileştirilmesine ilişkin usul ve esasları düzenlemektir." şeklinde düzenlenen amacına aykırı olduğu sonucuna varılmıştır.
    Bu itibarla, fıkrada geçen "ve hidroelektrik santrali" ifadesinde hukuka uyarlık, fıkranın geri kalan kısmında ise hukuka aykırılık görülmemiştir.
    Dava konusu Yönetmelik'in 10. maddesiyle değiştirilen, ana Yönetmelik'in "Uzun mesafeli koruma alanı" başlıklı 12. maddesinin 14. fıkrasının incelenmesinden;
    28/10/2017 günlü, 30224 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan İçme Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelik'in "Uzun mesafeli koruma alanı" başlıklı 12. maddesinin 14. fıkrasında, "Güneş ve rüzgâr enerji santrali kurulmasına Bakanlığın düzenleyici işlemlerinde yer alan hükümlerin sağlanması şartıyla izin verilebilir." düzenlemesine yer verilmiş; dava konusu Yönetmelik'in 10. maddesiyle, söz konusu fıkra "Gerekli çevresel altyapı önlemlerinin alınması şartıyla güneş enerji santrali, rüzgâr enerji santrali ve hidroelektrik santrali kurulmasına izin verilebilir. Maksimum su seviyesinden itibaren yatayda 5000 metreden sonra termik santral, gazlaştırma tesisi, biyogaz tesisi ve biyokütle tesisi kurulmasına, bu tesislerden kaynaklanan atıksuların ilgili mevzuat standartlarında arıtıldıktan sonra havza dışına çıkarılması şartıyla izin verilebilir.” şeklinde değiştirilmiştir.
    Söz konusu değişiklikle, uzun mesafeli koruma alanlarında, Yönetmelik'in değişiklikten önceki halinde yer verilen güneş ve rüzgar enerji santrallerine ek olarak, hidroelektrik santrallerinin kurulmasına ve bu alanlarda, maksimum su seviyesinden itibaren yatayda 5000 metreden sonra inşa edilmek ve işletmeden kaynaklanan atıksuların ilgili mevzuat standartlarında arıtıldıktan sonra havza dışına çıkarılması şartlarıyla, termik santral, gazlaştırma tesisi, biyogaz tesisi ve biyokütle tesislerinin de kurulmasına izin verildiği görülmektedir.
    İçme Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelik'in 12. maddesinin 1. fıkrasında, uzun mesafeli koruma alanı, "... içme kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan tabii göl, baraj gölü ve göletlerin mutlak, kısa ve orta mesafeli koruma alanlarının dışında kalan içme kullanma suyu havzasının bütünüdür." şeklinde tanımlanmıştır. Buna göre uzun mesafeli koruma alanı, içme kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan tabii göl, baraj gölü ve göletlerin maksimum su seviyesinden itibaren, üç bininci metresinden başlayarak havza sınırında son bulan kara alanını ifade etmektedir.
    Hidroelektrik santrallerinin yukarıda belirtilen özellikleri dikkate alındığında, içme kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan tabii göl, baraj gölü ve göletlerin maksimum su seviyesine sadece 2000 metre uzaklıklarda başlayan orta ve uzun mesafeli koruma alanlarında hidroelektrik santralleri kurulmasına izin verilmesinin gerek hukuka ve kamu yararına gerekse Yönetmelik'in 1. maddesinde, "Bu Yönetmeliğin amacı; içme kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan bütün yerüstü ve yeraltı suyu kaynaklarının kalitesinin ve miktarının korunmasına ve iyileştirilmesine ilişkin usul ve esasları düzenlemektir." şeklinde düzenlenen amacına aykırı olduğu sonucuna varılmıştır.
    Aynı fıkranın ikinci cümlesi açısından ise, cümlede yer verilen termik santraller, gazlaştırma tesisi, biyogaz tesisi ve biyokütle tesislerinin soğutma suyu ihtiyaçları (Örneğin termik santrallerde yüksek oranda soğutma suyu kullanılmakta olup, bunun havzadan karşılanması uygun görülmemiştir.), kullandıkları hammadde (Örneğin biyogaz ve biyokütle tesislerinde, enerji üretimi için hammadde olarak kullanılan organik ve endüstriyel atıklar, havza içine atık girişine sebep olacağından uygun görülmemiştir.) nitelikleri, faaliyetleri sonucunda sera gazı salınımına yol açmaları (Termik santraller ve gazlaştırma tesisleri) vb. özellikleri dikkate alındığında, maksimum su seviyesine sadece 5000 metre uzaklıkta, söz konusu tesislerin kurulmasına izin verilmesinin de yine gerek hukuka ve kamu yararına gerekse Yönetmelik'in 1. maddesinde, "Bu Yönetmeliğin amacı; içme kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan bütün yerüstü ve yeraltı suyu kaynaklarının kalitesinin ve miktarının korunmasına ve iyileştirilmesine ilişkin usul ve esasları düzenlemektir." şeklinde düzenlenen amacına aykırı olduğu sonucuna varılmıştır.
    Bu itibarla, dava konusu Yönetmelik'in anılan fıkrasında belirtilen "ve hidroelektrik santrali" ifadesi ile fıkranın ikinci cümlesinde hukuka uyarlık, geri kalan kısımlarında ise hukuka aykırılık görülmemiştir.
    Davacı tarafından iptali istenilen diğer Yönetmelik maddeleri yönünden ise hukuka ve mevzuata aykırılık görülmemiştir.
    Açıklanan nedenlerle, 10/03/2020 günlü, 31064 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan, İçme Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelik'te Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik'in dava konusu 8. maddesiyle değiştirilen, İçme Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelik'in "Kısa mesafeli koruma alanı" başlıklı 10. maddesinin 11. fıkrasında yer alan "İyi Tarım Uygulamalarına geçilmesi" ifadesinin; dava konusu Yönetmeliğin 9. maddesiyle değiştirilen İçme Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmeliğin 11. maddesinin 11. fıkrasının ilk cümlesinin , dava konusu Yönetmelik'in 9. maddesiyle değiştirilen, asıl Yönetmelik'in "Orta mesafeli koruma alanı" başlıklı 11. maddesinin 15. fıkrasının ve dava konusu Yönetmelik'in 10. maddesiyle değiştirilen "Uzun mesafeli koruma alanı" başlıklı 12. maddesinin 14. fıkrasının ilk cümlesinde alan "ve hidroelektrik santrali" ifadeleri ile aynı fıkranın ikinci cümlesinin iptali ,iptali istenilen diğer maddeler yönünden ise davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.

    TÜRK MİLLETİ ADINA
    Karar veren Danıştay Dördüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

    İNCELEME VE GEREKÇE:
    MADDİ OLAY:
    28/10/2017 tarih ve 30224 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren İçme Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmeliğin muhtelif maddelerinde, 10/03/2020 tarih ve 31064 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan İçme Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ile değişiklikler yapılması üzerine bakılan dava açılmıştır.

    İLGİLİ MEVZUAT:
    Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın "Sağlık hizmetleri ve çevrenin korunması" başlıklı 56. maddesinde, "Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir." hükmüne yer verilmiştir.
    2872 sayılı Çevre Kanunu'nun 1. maddesinde, Kanun'un amacı, bütün canlıların ortak varlığı olan çevrenin, sürdürülebilir çevre ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleri doğrultusunda korunmasını sağlamak olarak kabul edilmiş; 2. maddesinde, sürdürülebilir çevre "Gelecek kuşakların ihtiyaç duyacağı kaynakların varlığını ve kalitesini tehlikeye atmadan, hem bugünün hem de gelecek kuşakların çevresini oluşturan tüm çevresel değerlerin her alanda (sosyal, ekonomik, fiziki vb.) ıslahı, korunması ve geliştirilmesi süreci..." olarak; sürdürülebilir kalkınma ise "Bugünkü ve gelecek kuşakların, sağlıklı bir çevrede yaşamasını güvence altına alan çevresel, ekonomik ve sosyal hedefler arasında denge kurulması esasına dayalı kalkınma ve gelişme" olarak tanımlanmıştır.
    Aynı Kanun'un 9. maddesinin 1. fıkrasının (h) bendinde, "Ülkenin deniz, yeraltı ve yerüstü su kaynaklarının ve su ürünleri istihsal alanlarının korunarak kullanılmasının sağlanması ve kirlenmeye karşı korunması esastır." hükmüne yer verilmiştir.
    Ülkemizde, yeraltı ve yerüstü su kaynakları potansiyelinin korunması ve en iyi bir biçimde kullanımının sağlanması için, su kirlenmesinin önlenmesini sürdürülebilir kalkınma hedefleriyle uyumlu bir şekilde gerçekleştirmek üzere gerekli olan hukuki ve teknik esasları belirlemek amacıyla ilk olarak, 2872 sayılı Çevre Kanununun 8, 9, 11, 12, 15 ve 20. maddelerine dayanılarak, 31/12/2004 günlü, 25687 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği hazırlanmış ve anılan Yasa hükümlerinin uygulanması amacıyla ülkenin yeraltı ve yerüstü su kaynakları potansiyelinin korunması ve en iyi bir biçimde kullanılmasının sağlanması amacıyla gerekli hukuki ve teknik esaslar belirlenmiş; bu Yönetmeliğin "Su Kalitesine İlişkin Planlama Esasları ve Yasaklar" başlıklı dördüncü bölümünde, içme ve kullanma suyu temin edilen kıta içi yüzeysel sularla ilgili kirletme yasakları (m.16) ile içme ve kullanma suyu rezervuarlarına yakınlık mesafesine göre mutlak koruma alanı (m.17), kısa mesafeli koruma alanı (m.18), orta mesafeli koruma alanı (m.19) ve uzun mesafeli koruma alanı (m.20) belirlenmesine ve içme kullanma suyu rezervuarlarının korunması için, bu alanlarda yapılabilecek ve yapılamayacak faaliyetlere ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir.
    Daha sonra, 645 sayılı Orman ve Su İşleri Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin, 2., 9. ve 26. maddelerine dayanılarak, içme kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan bütün yerüstü ve yeraltı suyu kaynaklarının kalitesinin ve miktarının korunmasına ve iyileştirilmesine ilişkin usul ve esasları düzenlemek amacıyla hazırlanan, dava konusu İçme Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelik 28/10/2017 günlü, 30224 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Bu Yönetmeliğin "Yerüstü Suları İçin Koruma Esasları ve Koruma Alanları" başlıklı üçüncü bölümünde, Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliğinde yer alan koruma alanları yeniden düzenlenmiş; bunların içme kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan su kaynağına olan mesafeleri açısından herhangi bir değişiklik yapılmamış; ancak söz konusu alanlarda yapılabilecek ve yapılamayacak faaliyetlere ilişkin değişikliklere yer verilmiştir. Dava konusu Yönetmelik yürürlüğe girdikten sonra, 14/02/2018 günlü, 30332 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ile, Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliğinin, yukarıda belirtilen, içme kullanma suyu rezervuarlarının korunmasına ilişkin hükümleri yürürlükten kaldırılmıştır.
    İçme suyu temin edilen veya temin edilmesi planlanan yerüstü suları (drenaj, dere, göl, gölet, baraj, deniz suyu gibi) ve yeraltı suları (kuyu, kaynak, kaptaj, tünel, galeri gibi) ile ilgili esasları, kalite kriterleri ile suların içme ve kullanma suyu olarak kullanılabilmesi için belirlenmesi gereken arıtma sınıflarını ve arıtma veriminin tespiti ile içme suyu arıtma tesislerinin projelendirilmesi ve işletilmesine ilişkin hususları belirlemek amacıyla çıkarılan 06/07/2019 tarih ve 30823 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan İçme Suyu Temin Edilen Suların Kalitesi Ve Arıtılması Hakkında Yönetmeliğin 4. maddesinde "içme ve kullanma suyu", genel olarak içme, yemek yapma, temizlik ve diğer evsel amaçlar ile gıda maddelerinin ve diğer insani tüketim amaçlı ürünlerin hazırlanması, işlenmesi, saklanması ve pazarlanması amacıyla kullanılan, orjinine bakılmaksızın, orijinal haliyle ya da arıtılmış olarak ister kaynağından isterse dağıtım ağından temin edilen ve 17/2/2005 tarihli ve 25730 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İnsani Tüketim Amaçlı Sular Hakkında Yönetmeliğin eki Ek 1' deki parametre değerlerini sağlayan ve ticari amaçlı satışa arz edilmeyen sular olarak tanımlanmıştır.
    Aynı Yönetmeliğin 5. maddesinin 2. Fıkrasında, İdare, içme ve kullanma suyu temin edilen veya temin edilmesi planlanan suların 6 ncı, 7 nci, 8 inci ve 9 uncu maddelerde belirlenen değerlere ve esaslara uymasını sağlamak maksadıyla gerekli bütün tedbirleri almakla görevlendirilmiştir.
    Atıf yapılan 6. maddede içme ve kullanma suyu temin edilen veya temin edilmesi planlanan suların kalite kategorileri ve arıtma sınıflarına 9.maddede ise içme suyu kaynaklarının iyileştirilmesine ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir.
    17/02/2005 tarih ve 25730 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan İnsani Tüketim Amaçlı Sular Hakkında Yönetmelik'te ise insani tüketim amaçlı suların teknik ve hijyenik şartlara uygunluğu ile suların kalite standartlarının sağlanması, kaynak suları ve içme sularının istihsali, ambalajlanması, etiketlenmesi, satışı, denetlenmesi ile ilgili usul ve esaslar düzenlenmiştir. Anılan Yönetmeliğin 5. maddesinde, insani tüketim amaçlı su, orijinal haliyle ya da işlendikten sonra, dağıtım ağı, tanker, şişe veya kaplar ile tüketime sunulan içme, pişirme, gıda hazırlama ya da diğer evsel amaçlar için kullanılan bütün sular ile suyun kalitesinin, gıda maddesinin nihai halinin sağlığa uygunluğunu etkilemeyeceği durumlar haricinde insani tüketim amaçlı ürünlerin veya gıda maddelerinin imalatında, işlenmesinde, saklanmasında veya pazarlanmasında kullanılan bütün sular olarak tanımlanmıştır.
    28/10/2017 tarih ve 30224 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan İçme Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmeliğin 1. maddesinde, anılan Yönetmeliğin amacının, içme kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan bütün yerüstü ve yeraltı suyu kaynaklarının kalitesinin ve miktarının korunmasına ve iyileştirilmesine ilişkin usul ve esasları düzenlemek olduğu belirtilmiştir.
    Anılan Yönetmelik kapsamında içme kullanma suyu havzaları koruma alanları; "mutlak koruma alanı", "kısa mesafeli koruma", "orta mesafeli koruma alanı" ve "uzun mesafeli koruma alanı" olarak belirlenmiş, aynı Yönetmeliğin 9. maddesinin birinci fıkrasında, "Mutlak koruma alanı, içme kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan tabii göl, baraj gölü ve göletlerin, maksimum su seviyesinden itibaren yatayda 300 metre genişliğindeki kara alanıdır. Söz konusu alanın sınırının içme kullanma suyu havzası sınırını aşması hâlinde, mutlak koruma alanı, havza sınırında son bulur."; 10. maddesinin birinci fıkrasında, "Kısa mesafeli koruma alanı, içme kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan tabii göl, baraj gölü ve göletlerin, mutlak koruma alanı sınırından itibaren yatayda 700 metre genişliğindeki kara alanıdır. Söz konusu alan sınırının, içme kullanma suyu havzası sınırını aşması hâlinde, kısa mesafeli koruma alanı havza sınırında son bulur."; 11. maddesinin birinci fıkrasında, "Orta mesafeli koruma alanı, içme kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan tabii göl, baraj gölü ve göletlerin, kısa mesafeli koruma alanı sınırından itibaren yatayda 1000 metre genişliğindeki kara alanıdır. Söz konusu alan sınırının, içme kullanma suyu havzası sınırını aşması hâlinde, orta mesafeli koruma alanı havza sınırında son bulur."; 12. maddesinin birinci fıkrasında ise, "Uzun mesafeli koruma alanı, içme kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan tabii göl, baraj gölü ve göletlerin mutlak, kısa ve orta mesafeli koruma alanlarının dışında kalan içme kullanma suyu havzasının bütünüdür." düzenlemelerine yer verilmiştir.
    Aynı Yönetmeliğin;
    "Tabii göl, baraj gölü ve göletler için genel koruma esasları" başlıklı 8. maddesinin, "İçme kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan tabii göl, baraj gölü ve göletlerde su ürünleri yetiştiriciliği tesislerine izin verilmez. Ancak, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünce ekonomik bölge oluşturulan tabii göl, baraj gölü ve göletlerde, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ile müştereken belirlenen uygulama esasları çerçevesinde, Bakanlıkça su ürünleri avcılığına ve maksimum su seviyesindeki göl alanı 75.000 hektardan büyük baraj göllerinde asgari su kotundaki göl alanının binde birine kadar alanda su ürünleri yetiştiriciliğine izin verilebilir. İçme kullanma suyu alma yapısına 1000 metreden daha yakın olan alanlarda ve bu yapıların bulunduğu koylarda su ürünleri yetiştiriciliği yapılamaz." şeklindeki 5. fıkrası, 10/03/2020 tarih ve 31064 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren, dava konusu İçme Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin dava konusu 6. maddesiyle, "İçme kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan tabii göl, baraj gölü ve göletlerde su ürünleri yetiştiriciliği tesislerine izin verilmez. Ancak, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünce ekonomik bölge oluşturulan tabii göl, baraj gölü ve göletlerde, su ürünleri avcılığına ve maksimum su seviyesindeki göl alanı 75.000 hektardan büyük baraj göllerinde asgari su kotundaki göl alanının binde birine kadar alanda su ürünleri yetiştiriciliğine uygulama esasları çerçevesinde Bakanlıkça izin verilebilir. İçme kullanma suyu alma yapısına 1000 metreden daha yakın olan alanlarda ve bu yapıların bulunduğu koylarda su ürünleri yetiştiriciliği yapılamaz." şeklinde;
    "Kısa mesafeli koruma alanı" başlıklı 10. maddesinin, "Mesire Yerleri Yönetmeliği çerçevesinde belirlenmiş mesire yerlerine, bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarih itibariyle yürürlükteki imar planlarında yer alan rekreasyon alanlarına ve bu alanlarda kapalı kısımlarının toplam alanı her parselde 100 metrekareyi geçmemek şartıyla günübirlik tesislere izin verilebilir. Yürürlükteki mesire yeri gelişim ve yönetim planları ile imar planları, bu fıkrada günübirlik tesisler için belirlenen yapılaşma şartlarına uygun olarak revize edilir. Günübirlik turizm tesisleri dışında yeni turizm tesislerine izin verilmez." şeklindeki 7. fıkrası, düzenlemede geçen "her parselde" ibaresinin Danıştay Ondördüncü ve Altıncı Daireleri Müşterek Kurulunun 03/07/2018 tarih ve E:2017/4472 kararıyla yürütülmesinin durdurulması üzerine, dava konusu Yönetmeliğin 8. maddesiyle, "Günübirlik turizm tesisleri dışında yeni turizm tesislerine izin verilmez. Günübirlik turizm tesislerine ise kapalı kısımlarının toplam alanı 100 metrekareyi geçmemek şartıyla sadece Mesire Yerleri Yönetmeliği çerçevesinde belirlenmiş mesire yerlerinde ve bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla yürürlükteki imar planlarında yer alan rekreasyon alanlarında izin verilebilir. Yürürlükteki mesire yeri gelişim ve yönetim planları ile imar planları, bu fıkrada günübirlik tesisler için belirlenen yapılaşma şartlarına uygun olarak revize edilir." şeklinde;
    Aynı maddenin 11. fıkrasında yer alan ve Danıştay Ondördüncü ve Altıncı Daireleri Müşterek Kurulunun yukarıda anılan kararı ile yürütülmesi durdurulan "İyi Tarım Uygulamaları Koduna uyulması" şeklindeki ibare, yine dava konusu Yönetmeliğin 8. maddesiyle, "İyi Tarım Uygulamalarına geçilmesi" şeklinde;
    "Orta mesafeli koruma alanı" başlıklı 11. maddesinin, "Mesire Yerleri Yönetmeliği çerçevesinde belirlenmiş mesire yerlerine, bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarih itibariyle yürürlükteki imar planlarında yer alan rekreasyon alanlarına ve bu alanlarda kapalı kısımlarının toplam alanı her parselde 100 metrekareyi geçmemek şartıyla günübirlik tesislere izin verilebilir. Yürürlükteki mesire yeri gelişim ve yönetim planları ile imar planları, bu fıkrada günübirlik tesisler için belirlenen yapılaşma şartlarına uygun olarak revize edilir. Günübirlik turizm tesisleri dışında yeni turizm tesislerine izin verilmez." şeklindeki 7. fıkrası, dava konusu Yönetmeliğin 9. maddesiyle, "Günübirlik turizm tesisleri dışında yeni turizm tesislerine izin verilmez. Günübirlik turizm tesislerine ise kapalı kısımlarının toplam alanı 100 metrekareyi geçmemek şartıyla sadece Mesire Yerleri Yönetmeliği çerçevesinde belirlenmiş mesire yerlerinde ve bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla yürürlükteki imar planlarında yer alan rekreasyon alanlarında izin verilebilir. Yürürlükteki mesire yeri gelişim ve yönetim planları ile imar planları, bu fıkrada günübirlik tesisler için belirlenen yapılaşma şartlarına uygun olarak revize edilir." şeklinde;
    Aynı maddenin Danıştay Ondördüncü ve Altıncı Daireleri Müşterek Kurulunun 03/07/2018 tarih ve E:2017/4471 sayılı kararı ile yürütülmesi durdurulan "Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının kontrolünde hayvancılık faaliyetlerine ve otlatmaya izin verilir." şeklindeki 11. fıkrası, yine dava konusu Yönetmeliğin 9. maddesiyle, "Bakanlığın kontrolünde entegre nitelikte olmayan hayvancılık faaliyetlerine ve otlatmaya izin verilir. Bu fıkra kapsamında izin verilen hayvancılık amaçlı yapılardan kaynaklanan hayvansal atıkların sızdırmazlığı sağlanmış depolarda biriktirilerek ilgili mevzuat çerçevesinde bertaraf edilmesi zorunludur." şeklinde;
    Aynı maddenin "Güneş ve rüzgâr enerji santrali kurulmasına Bakanlığın ilgili düzenleyici işlemlerinde yer alan hükümlerin sağlanması şartıyla izin verilebilir." şeklindeki 15. fıkrası ise, yine dava konusu Yönetmeliğin 9. maddesiyle, "Termik santral, gazlaştırma tesisi, biyogaz tesisi ve biyokütle tesisi kurulmasına izin verilmez, gerekli çevresel altyapı önlemlerinin alınması şartıyla güneş enerji santrali, rüzgâr enerji santrali ve hidroelektrik santrali kurulmasına izin verilebilir." şeklinde;
    "Uzun mesafeli koruma alanı" başlıklı 12. maddesinin, 9. fıkrasında yer alan "İyi Tarım Uygulamaları Koduna uyulması" şeklindeki ibare, dava konusu Yönetmeliğin 10. maddesiyle, "İyi Tarım Uygulamalarına geçilmesi" şeklinde;
    Aynı maddenin "Güneş ve rüzgâr enerji santrali kurulmasına Bakanlığın düzenleyici işlemlerinde yer alan hükümlerin sağlanması şartıyla izin verilebilir." şeklindeki 14. fıkrası ise, yine dava konusu Yönetmeliğin 10. maddesiyle, "Gerekli çevresel altyapı önlemlerinin alınması şartıyla güneş enerji santrali, rüzgâr enerji santrali ve hidroelektrik santrali kurulmasına izin verilebilir. Maksimum su seviyesinden itibaren yatayda 5000 metreden sonra termik santral, gazlaştırma tesisi, biyogaz tesisi ve biyokütle tesisi kurulmasına, bu tesislerden kaynaklanan atıksuların ilgili mevzuat standartlarında arıtıldıktan sonra havza dışına çıkarılması şartıyla izin verilebilir." şeklinde değiştirilmiştir.
    25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin; "Tanımlar ve kısaltmalar" başlıklı 4. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde, "Çevresel etki değerlendirmesi (ÇED): Gerçekleştirilmesi planlanan projelerin çevreye olabilecek olumlu ve olumsuz etkilerinin belirlenmesinde, olumsuz yöndeki etkilerin önlenmesi ya da çevreye zarar vermeyecek ölçüde en aza indirilmesi için alınacak önlemlerin, seçilen yer ile teknoloji alternatiflerinin belirlenerek değerlendirilmesinde ve projelerin uygulanmasının izlenmesi ve kontrolünde sürdürülecek çalışmalar..." olarak tanımlanmış; "Çevresel etki değerlendirmesine tabi projeler" başlıklı 7. maddesinde, Yönetmeliğin Ek 1 listesinde yer alan projelere ÇED Raporu hazırlanması zorunlu tutulmuş; "Seçme, eleme kriterlerine tabi projeler" başlıklı 15. maddesinde, Yönetmeliğin Ek 2 listesinde yer alan projelerin seçme eleme kriterlerine tabi projeler olduğu belirtilmiş; söz konusu Yönetmelik ekinde yer alan Çevresel Etki Değerlendirmesi Uygulanacak Projeler Listesinde (EK– 1) , "Termik güç santralleri", "Toplam ısıl gücü 300 MWt ve daha fazla olan termik güç santralleri ile diğer yakma sistemleri", "Kurulu gücü 10 MWm ve üzeri olan hidroelektrik santralleri", "Günlük kapasitesi 100 ton ve üzeri hayvan yetiştiriciliğinden kaynaklı dışkıların yakıldığı, geri kazanıldığı ve/veya bertaraf edildiği tesisler" gibi tesisler ÇED uygulanacak projeler arasında; Seçme eleme Kriterleri Uygulanacak Projeler Listesinde (EK– 2) ise, "Kurulu gücü 1 10 MWm olan hidroelektrik enerji santralleri" seçme eleme kriterleri uygulanacak projeler arasında sayılmıştır.
    14/03/2013 tarih ve 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu hükümlerine göre piyasada faaliyet gösteren veya gösterecek tüzel kişiler tarafından hidroelektrik enerji üretim tesisleri kurulması, işletilmesi ve üretim lisansları için DSİ ile tüzel kişiler arasında düzenlenecek su kullanım hakkı anlaşmalarında ve belediyeler tarafından hidroelektrik enerji üretim tesisleri kurulabilmesine ilişkin başvurularda uygulanacak usul ve esasları düzenlemek amacıyla çıkarılan, 15/06/2019 tarih ve 30802 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Elektrik Piyasasında Üretim Faaliyetinde Bulunmak Üzere Su Kullanım Hakkı Anlaşması İmzalanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik'te, HES projelerini gerçekleştirmeyi planlayan gerçek veya tüzel kişilerin Yönetmelik ekinde belirtilen esaslar dahilinde fizibilite raporu hazırlayarak DSİ Genel Müdürlüğüne sunması gerektiği, fizibilite raporu kapsamında, proje sahasının hidrolojik, jeolojik, sosyo ekonomik özellikleri, projenin mevcut, inşa halinde ve mutasavver projelere etkisi ve ilişkisi, havzadaki mevcut ve gelecekteki bütün su ihtiyaçları, memba gelişimi ve mansap su hakları, projenin yapılacağı bölgedeki arazi kullanımı ve mülkiyet durumu, projenin çevresel etkileri ve alınacak tedbirler, projenin teknik ve ekonomik yönden yapılabilirliği ve benzeri hususların ele alınacağı yönünde düzenlemelere yer verilmiştir.

    HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
    Usul Yönünden:
    Davalı idarenin usule ilişkin iddiaları yerinde görülmemiştir.
    Esas Yönünden:
    31/12/2004 günlü, 25687 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliğinin, dava konusu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihte yürürlükte bulunan 16 ila 20. maddeleri arasında içme ve kullanma suyu havzalarının korunmasına ilişkin düzenlemelerin yer aldığı; dava konusu Yönetmelik ile koruma alanlarında yapılmasına izin verilen faaliyetler açısından daha farklı düzenlemelere yer verilerek hukuk sisteminde bazı değişikliklerin yaratıldığı; bununla birlikte hukuk sistemini oluşturan normların bir bütünlük arz edip, birbiriyle çelişkili hükümler içeremeyeceği hususları yapılacak değerlendirmelerde dikkate alınmak suretiyle; İçme Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmeliğin, iptali istenilen maddelerinin incelenmesine geçilmiştir.
    Değişikliğe ilişkin Yönetmeliğin 6. maddesiyle değiştirilen esas Yönetmeliğin 8. maddesinin 5. fıkrasının incelenmesinden;
    İptali istenilen fıkrada, içme kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan tabii göl, baraj gölü ve göletlerde su ürünleri yetiştiriciliği tesislerine izin verilmeyeceği, ancak, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünce ekonomik bölge oluşturulan tabii göl, baraj gölü ve göletlerde, su ürünleri avcılığına ve maksimum su seviyesindeki göl alanı 75.000 hektardan büyük baraj göllerinde asgari su kotundaki göl alanının binde birine kadar alanda su ürünleri yetiştiriciliğine uygulama esasları çerçevesinde Bakanlıkça izin verilebileceği, içme kullanma suyu alma yapısına 1000 metreden daha yakın olan alanlarda ve bu yapıların bulunduğu koylarda su ürünleri yetiştiriciliği yapılamayacağı düzenlenmiştir.
    Davacılar tarafından su ürünleri yetiştiriciliği faaliyetinin içme kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan tabii göl, baraj gölü ve göletlerde su kalitesini ve ekolojik dengeyi olumsuz etkileyeceği ileri sürülmektedir.
    Öncelikle, Yönetmeliğin incelenen fıkrasında yapılan değişikliğin "Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı" yerine "Bakanlık" ifadesinin kullanılmasıyla sınırlı olduğu, esas Yönetmeliğin 8. maddesinin 5. fıkrasının değişiklikten önceki halinin tamamının da iptali istemiyle açılan davada anılan fıkra yönünden Danıştay Altıncı Dairesinin 16/03/2022 tarih ve E:2019/15571, K:2022/3150 sayılı kararıyla davanın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
    Öte yandan, yeraltı suları haricindeki bütün iç suların biyolojik, kimyasal, fiziko kimyasal ve hidromorfolojik kalitelerinin belirlenmesi, sınıflandırılması, su kalitesinin ve miktarının izlenmesi, bu suların kullanım maksatlarının sürdürülebilir kalkınma hedefleriyle uyumlu bir şekilde koruma kullanma dengesi de gözetilerek ortaya konulması, korunması ve iyi su durumuna ulaşılması için alınacak tedbirlere yönelik usul ve esasların belirlenmesi amacıyla 2872 sayılı Çevre Kanununun 3 üncü ve 9 uncu maddelerine dayanılarak hazırlanan 30.11.2012 tarih ve 28483 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürülüğe giren Yerüstü Su Kalitesi Yönetmeliğinin 14.maddesinin 3.fıkrasında dava konusu fıkra ile aynı hususun aynı şekilde düzenlendiği, 5. ve 6.fıkralarında ise balık yetiştiriciliği tesislerinin faaliyetlerini, su sirkülasyonunun kolay sağlanabildiği gölet veya baraj göllerinde Bakanlıkça belirlenen trofik seviye, özümleme kapasitesi ve ekolojik duruma uygun şekilde yürütmeleri gerektiği belirtildikten sonra, faaliyete başlamadan önce ve sonra faaliyet sahibi tarafından yaptırılacak trofik seviye parametrelerinin analizinin Bakanlıkça değerlendirilmesinin öngörüldüğü görülmektedir.
    İptali istenilen düzenleme ile yukarıda yer verilen hususlar birlikte değerlendirildiğinde, içme kullanma suyu temini amacıyla kullanılmayan gölet veya baraj göllerinde dahi balık yetiştiriciliği faaliyetinin ekolojik şartlar göz önüne alınarak ve ancak Bakanlığın denetim neticesinde uygun görmesi halinde yapılabileceği, söz konusu koşullara ilave olarak içme kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan tabii göl, baraj gölü ve göletlerden ise yalnızca maksimum su seviyesindeki göl alanı 75.000 hektardan büyük baraj göllerinin asgari su kotundaki göl alanının binde birine kadar kısmında ve içme kullanma suyu alma yapısına 1000 metreden daha yakın olmamak ve bu yapıların bulunduğu koylarda yapılmamak koşuluyla su ürünleri yetiştiriciliğine Bakanlıkça izin verilebileceği, dolayısıyla içme kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan baraj göllerinde su ürünleri yetiştiriciliğinin ekolojik denge gözetilmek ve Bakanlığın sürekli denetimine tabi tutulmak suretiyle yapılmasına izin verilmesinin öngörüldüğü dava konusu düzenlemede esas Yönetmeliğin amacına ve kamu yararına aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
    Değişikliğe ilişkin Yönetmeliğin 8. maddesiyle değiştirilen esas Yönetmeliğin 10. maddesinin 7. fıkrasının ilk iki cümlesinin incelenmesinden;
    Söz konusu fıkrada, kısa mesafeli koruma alanında günübirlik turizm tesisleri dışında yeni turizm tesislerine izin verilmeyeceği, günübirlik turizm tesislerine ise kapalı kısımlarının toplam alanı 100 metrekareyi geçmemek şartıyla sadece Mesire Yerleri Yönetmeliği çerçevesinde belirlenmiş mesire yerlerinde ve bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla yürürlükteki imar planlarında yer alan rekreasyon alanlarında izin verilebilleceği, yürürlükteki mesire yeri gelişim ve yönetim planları ile imar planlarının, bu fıkrada günübirlik tesisler için belirlenen yapılaşma şartlarına uygun olarak revize edileceği düzenlenmiştir.
    İptali istenilen değişiklik, esas Yönetmeliğin 10. maddesinin 7. fıkrasının değişiklikten önceki halinde yer alan "her parselde" ibaresinin Danıştay Ondördüncü ve Altıncı Daireleri Müşterek Kurulunun 03/07/2018 tarih ve E:2017/4472 sayılı kararıyla yoğunluğu artıracak bir düzenleme olduğu gerekçesiyle yürütülmesinin durdurulması üzerine gerçekleştirilmiş olup, Danıştay Altıncı Dairesinin 16/03/2022 tarih ve E: 2019/15571, K:2022/3150 sayılı kararıyla düzenlemenin önceki halinde yer alan "her parselde" ibaresinin iptaline karar verilmiştir.
    Davacılar tarafından, esas Yönetmeliğin 10. maddesinin 7. fıkrasının yeni halinde "her parselde" ibaresine yer verilmemiş olmakla birlikte yoğunluk artışına engel olacak bir düzenlemeye yer verilmediği, düzenlemenin yeni halinin de eksik düzenleme nedeniyle hukuka aykırı olduğu ileri sürülmektedir.
    İptali istenilen düzenlemenin ilk cümlelerinde günübirlik turizm tesisleri dışında yeni turizm tesislerine izin verilmeyeceği, ikinci cümlesinde ise günübirlik tesislere hangi koşullarla izin verilebileceği düzenlenmiştir.
    Bu kapsamda, iptali istenilen düzenlemenin ikinci cümlesinde, yeme içme, dinlenme, eğlence ve spor imkânlarından birkaçını günübirlik olarak sağlayan ancak konaklama yapılmayan turizm tesisini ifade eden günübirlik tesislerin yalnızca Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla yürürlükteki imar planlarında ve mesire yeri gelişim ve yönetim planlarında öngörülmüş olanlarının ve ancak kapalı kısımlarının toplam alanı 100 metrekareyi geçmemek şartıyla yapılmasına imkan tanındığı, öte yandan, mevcut planların da bu düzenlemeye göre revize edilmesinin öngörüldüğü göz önünde bulundurulduğunda, yapılan değişikliğin günübirlik tesislerden kaynaklanacak ilave bir yoğunluğu kısıtlayacak düzenleme içermediği yönündeki iddiaya itibar edilmemiş, iptali istenilen düzenlemede hukuka aykırılık görülmemiştir.
    Değişikliğe ilişkin Yönetmeliğin 8. maddesiyle değiştirilen esas Yönetmeliğin 10. maddesinin 11. fıkrasındaki "İyi Tarım Uygulamalarına geçilmesi" ibaresinin incelenmesinden;
    28/10/2017 günlü, 30224 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan İçme Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelik'in "Kısa mesafeli koruma alanı" başlıklı 10. maddesinin 11. fıkrasında, "Mevcut ve yeni açılacak tarım alanlarında, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının denetiminde sadece organik tarım faaliyetlerine izin verilir. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından yetki verilmiş kontrol ve sertifikasyon kuruluşunun görüşleri doğrultusunda organik tarım yapılamayacağının teknik olarak raporlandığı durumlarda, İyi Tarım Uygulamaları Koduna uyulması şartıyla tarımsal faaliyetlere izin verilebilir." düzenlemesine yer verilmiş; dava konusu Yönetmelik'in 8. maddesiyle, söz konusu fıkrada yer verilen "İyi Tarım Uygulamaları Koduna uyulması" ifadesi, "İyi Tarım Uygulamalarına geçilmesi" şeklinde değiştirilmiştir.
    Söz konusu değişiklikle, kısa mesafeli koruma alanlarında, İyi Tarım Uygulamaları Koduna uyulmasından vazgeçildiği, ancak bu alanlarda, genel olarak iyi tarım uygulamalarına geçilmesine izin verildiği görülmektedir.
    07/12/2010 günlü, 27778 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren İyi Tarım Uygulamaları Hakkında Yönetmeliğin "Tanımlar" başlıklı 4. maddesinde iyi tarım uygulamaları, tarımsal üretim sistemini sosyal açıdan yaşanabilir, ekonomik açıdan karlı ve verimli, insan sağlığını koruyan, hayvan sağlığı ve refahı ile çevreye önem veren bir hale getirmek için uygulanması gereken işlemler olarak; 23/07/2016 günlü, 29779 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Tarımsal Kaynaklı Nitrat Kirliliğine Karşı Suların Korunması Yönetmeliğinin "Tanımlar" başlıklı 4. maddesinde iyi tarım uygulamaları kodu, suların tarımsal faaliyetlerden kaynaklanan kirliliğe karşı korunması amacıyla çiftçiler tarafından alınması gereken tedbirler olarak tanımlanmıştır. Aynı Yönetmeliğin "İyi tarım uygulamaları kodu" başlıklı 7. maddesinde ise, "(1) Suların tarımsal faaliyetlerden kaynaklanan kirliliğe karşı korunmasına yönelik çiftçiler tarafından alınması gereken tedbirleri içeren iyi tarım uygulamaları kodu, bu Yönetmeliğin yayımlandığı tarihten itibaren iki yıllık dönem içinde Bakanlık tarafından yayımlanacak tebliğ ile ilan edilir. (2) İyi tarım uygulamaları kodu; a) Gübrelerin toprağa uygulanmasının uygun olmadığı kapalı dönemlerin belirlenmesini, b) Gübrelerin eğimli arazilere uygulama yöntem ve koşullarını, c) Gübrenin suyla doygun, sele maruz kalmış, donmuş veya karla kaplı toprağa uygulama koşullarını, ç) Su kaynaklarına yakın topraklara gübre uygulama koşullarını, d) Depolanmış hayvan gübresi ve silaj gibi bitki materyallerinden kaynaklanan sızıntı sularının, yüzey akışı ve yer altına sızma şeklinde sularda meydana getirebileceği kirliliği önlemeyi amaçlayan depolama ünitelerinin inşa niteliklerinin ve kapasitesinin belirlenmesini, e) Kimyasal ve hayvansal gübrelerin doğru uygulama miktarlarının belirlenerek, toprağa homojen bir şekilde dağılımının sağlanması, böylece topraktan yıkanarak suya karışacak miktarların kabul edilebilir düzeyde kalmasını sağlayacak uygulama yöntemlerinin belirlenmesini, f) Ekim nöbeti sistemi ile çok yıllık ve tek yıllık bitkilere ayrılan alanların oranlarını dikkate alacak şekilde tarımsal alanların yönetimini, g) Yağışlı dönemlerde nitratın topraktan yıkanarak su kirliliğine neden olmasını engelleyecek şekilde toprak yüzeyinde minimum miktardaki bitki örtüsünün bulundurulmasını, ğ) Gübreleme planlarının tarımsal işletme düzeyinde yapılarak kullanılan gübrelerin kaydının tutulmasını, h) Sulama sistemlerinin bulunduğu bölgelerde, yüzey akışlarından ve suyun bitki kök sisteminin altına inmesinden meydana gelen su kirliliğinin önlenmesini kapsar. (3) Çiftçiler için iyi tarım uygulamaları kodunun uygulanmasının teşvik edilmesi amacıyla bir program dahilinde Bakanlıkça eğitim ve bilgilendirme faaliyetleri yürütülür." hükmüne yer verilmiştir.
    İyi tarım uygulamaları ile, çevreye dost üretim yöntemlerinin teşvik edilerek kaliteli ürün yetiştiriciliğinin hedeflendiği, iyi tarım uygulamaları koduyla da, suların tarımsal faaliyetlerden kaynaklanan kirliliğe karşı korunması amacıyla çiftçiler tarafından bazı önlemler alınmasının zorunlu hale getirildiği açıktır. Bununla birlikte; her iki Yönetmelik ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığınca belirlenen uygunluk kriterleri ve kontrol noktaları incelendiğinde, iyi tarım uygulamaları kapsamında, kontrollü şartlar altında ve daha az oranda da olsa, suni gübre ve tarım ilacı kullanımının devam ettiği anlaşılmaktadır. Tarımsal faaliyetler esnasında kullanılan suni gübre ve ilaçlar nedeniyle her yıl tonlarca azot, fosfor ve potasyum gibi kimyasal maddelerin toprağa, buradan da su kaynaklarına karıştığı ise bilinen bir gerçektir. Tarımsal faaliyetlerin, iyi tarım uygulamaları kriterleri kapsamında gerçekleştirilmesiyle, suda meydana gelecek kirlenmenin azaltılabileceği düşünülebilirse de, tamamen engellenebileceğinin söylenmesi mümkün değildir.
    Dava konusu düzenleme ile Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliğinin 14/02/2018 tarihinde yürürlükten kaldırılan maddeleri birlikte incelendiğinde; mutlak koruma alanlarında tarımsal faaliyetlerin hiçbir çeşidine izin verilmediği, tarımsal faaliyetlerin maksimum su seviyesinden 300 metre sonra başlayan 700 metrelik kara alanını oluşturan kısa mesafeli koruma alanlarında yapılabileceği, ancak buna da suni gübre ve tarım ilacı kullanmamak koşuluyla izin verildiği anlaşılmaktadır. Söz konusu düzenlemeler ile, maksimum su seviyesinden itibaren ikinci bin metrelik alanı oluşturan orta mesafeli koruma alanlarında dahi tarımsal faaliyetler esnasında, suni gübre ve tarım ilacı kullanılmasının yasaklanmasında, içme kullanma suyu temin edilen ya da edilmesi planlanan su kaynaklarının korunması amacının esas olduğu görülmektedir.
    Bu durumda, Yönetmeliğin 8. maddesiyle, asıl Yönetmeliğin 10. maddesinin 11. fıkrası değiştirilerek, kısa mesafeli koruma alanlarında, kontrollü olarak ve az miktarda da olsa, suni gübre ve ilaç kullanılmasına imkan tanıyan iyi tarım uygulamalarına izin verilmesinde hukuka uyarlık görülmemiştir.
    Değişikliğe ilişkin Yönetmeliğin 9. maddesiyle değiştirilen esas Yönetmeliğin 11. maddesinin 7. fıkrasının ilk iki cümlesinin incelenmesinden;
    Esas Yönetmeliğin 11. maddesinin 7. fıkrasının değişiklikten önceki halinin "Mesire Yerleri Yönetmeliği çerçevesinde belirlenmiş mesire yerlerine, bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarih itibariyle yürürlükteki imar planlarında yer alan rekreasyon alanlarına ve bu alanlarda kapalı kısımlarının toplam alanı her parselde 100 metrekareyi geçmemek şartıyla günübirlik tesislere izin verilebilir." şeklindeki ilk cümlesinin iptali istemiyle açılan davada Danıştay Ondördüncü ve Altıncı Daireleri Müşterek Kurulunun 03/07/2018 tarih ve E:2017/4472 sayılı kararıyla dava konusu düzenlemede hukuka aykırılık görülmeyerek yürütmenin durdurulması isteminin reddine karar verilmiş olup, Danıştay Altıncı Dairesinin 16/03/2022 tarih ve E:2019/15571, K:2022/3150 sayılı kararıyla davanın reddine karar verilmiştir.
    Dava konusu değişiklikle söz konusu fıkra "Günübirlik turizm tesisleri dışında yeni turizm tesislerine izin verilmez. Günübirlik turizm tesislerine ise kapalı kısımlarının toplam alanı 100 metrekareyi geçmemek şartıyla sadece Mesire Yerleri Yönetmeliği çerçevesinde belirlenmiş mesire yerlerinde ve bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla yürürlükteki imar planlarında yer alan rekreasyon alanlarında izin verilebilir. Yürürlükteki mesire yeri gelişim ve yönetim planları ile imar planları, bu fıkrada günübirlik tesisler için belirlenen yapılaşma şartlarına uygun olarak revize edilir." şeklinde değiştirilmek suretiyle esas Yönetmeliğin "Kısa mesafeli koruma alanı"na ilişkin 10.maddesinin 7. fıkrasıyla aynı kapsam ve doğrultuda düzenlenmiştir.
    Esas Yönetmeliğin 10.maddesinin 7.fıkrasına ilişkin olarak yukarıda yer verilen değerlendirmeler, Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliğinin 19. madde hükmü ve iptali istenilen düzenleme birlikte değerlendirildiğinde, iptali istenilen cümle ile izin verilen kullanımın, alanın özelliğine, koruma şartlarına ve hukuka aykırı olmadığı sonucuna varıldığından düzenlemede hukuka aykırılık görülmemiştir.
    Değişikliğe ilişkin Yönetmeliğin 9. maddesiyle değiştirilen esas Yönetmeliğin 11. maddesinin 11. fıkrasının incelenmesinden;
    İptali istenilen düzenlemenin ilk cümlesinin incelenmesinden, yukarıda içeriğine yer verilen mevzuat düzenlemelerine göre, çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Anayasal yükümlülüğü altında olan idarenin, su kaynaklarının korunması ve sürdürülebilir bir şekilde kullanılmasına dair politikalar oluşturmak ve ulusal su yönetimini koordine etmek görevini icra ederken, gelecek kuşakların ihtiyaç duyacağı kaynakların varlığını ve kalitesini tehlikeye atmadan, hem bugünün hem de gelecek kuşakların çevresini oluşturan tüm çevresel değerlerin her alanda (sosyal, ekonomik, fiziki vb.) ıslahı, korunması ve geliştirilmesini sağlamak zorunda olduğu açıktır. İnsan yaşamı açısından son derece önem arz eden içme kullanma suyu havzalarının korunması ve kullanılmasına ilişkin esasları düzenleyen işlemlerin anılan yasal yükümlülüklerin gerekleri doğrultusunda tesis edilmesi gerekmektedir. Dolayısıyla, idarenin, içme kullanma suyunun kalitesini olumsuz yönde etkileyecek ve su kirliliğine neden olacak düzenlemelerden kaçınması, bugünkü ve gelecek kuşakların, sağlıklı bir çevrede yaşamasının güvence altına alınması, sürdürülebilir çevre ve kalkınma ilkelerinin gerçekleştirilmesi açılarından önem arz etmektedir.
    İçme Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelikten önce içme kullanma suyu havzalarının belirlenmesi ve korunmasına ilişkin esasları düzenleyen ancak 14/02/2018 tarih ve 30332 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ile yürürlükten kaldırılan Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği'nin "Orta mesafeli koruma alanı" başlıklı 19. maddesinin 3. fıkrasında, "Bu alanda ayrıca, yerleşik halkın ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla entegre tesis niteliğinde olmayan mandıra, kümes, ahır, ağıl, su ve yem depoları, hububat depoları, gübre ve silaj çukurları, arıhaneler ve un değirmenleri gibi konut dışı yapılara, mahreç aldığı yola 10 metreden, parsel hudutlarına 5 metreden fazla yaklaşmamak ve inşaat alanı kat sayısı %40'ı ve yapı yüksekliği h=6.50 metreyi geçmemek şartı ile suyu kullanan idarece izin verilebilir. Beton temel ve çelik seralar yaklaşma mesafelerine uyulmak şartı ile inşaat alanı katsayısına tabi değildir." düzenlemesi bulunmaktaydı.
    Anılan bu düzenlemede, içme kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan tabii göl, baraj gölü ve göletlerin, kısa mesafeli koruma alanı sınırından itibaren yatayda 1000 metre genişliğindeki kara alanını, yani maksimum su seviyesinden itibaren ikinci bin metrelik (1000 2000 arası) alanı ifade eden orta mesafeli koruma alanlarında, hayvancılık faaliyetleriyle ilgili olarak, yerleşik halkın ihtiyaçlarını karşılamaya matuf olma ve entegre tesis niteliğinde olmama ölçütleri getirilerek, bu kapsamda hangi tür yapıların yapılabileceği açıkça belirtilmişti.
    28/10/2017 tarih ve 30224 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan İçme Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmeliğin "Orta mesafeli koruma alanı" başlıklı 11. maddesinin 11. fıkrasının ilk halinde ise, "Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının kontrolünde hayvancılık faaliyetlerine ve otlatmaya izin verilir." düzenlemesine yer verilmişti.
    Ancak, Danıştay Ondördüncü ve Altıncı Daireleri Müşterek Kurulunun 03/07/2018 tarih ve E:2017/4471 sayılı kararı ile bu düzenlemenin, orta mesafeli koruma alanlarında yapılması öngörülen hayvancılık faaliyetlerinin nitelik ve sınırlarına ilişkin herhangi bir açıklama ve sınırlama içermediği gerekçesiyle hukuka aykırı görülerek yürütülmesinin durdurulmasına karar verilmiş, bu karara yapılan itiraz ise Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 21/01/2019 ve YD İtiraz No:2018/598 sayılı kararıyla reddedilmişti.
    Gelinen aşamada, dava konusu Yönetmelik değişikliği ile, İçme Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmeliğin "Orta mesafeli koruma alanı" başlıklı 11. maddesinin 11. fıkrasının, "Bakanlığın kontrolünde entegre nitelikte olmayan hayvancılık faaliyetlerine ve otlatmaya izin verilir. Bu fıkra kapsamında izin verilen hayvancılık amaçlı yapılardan kaynaklanan hayvansal atıkların sızdırmazlığı sağlanmış depolarda biriktirilerek ilgili mevzuat çerçevesinde bertaraf edilmesi zorunludur." şeklinde yeniden düzenlendiği ve orta mesafeli koruma alanlarında hayvancılık faaliyetleriyle ilgili olarak entegre niteliğinde olmama ölçütünün yeniden getirildiği görülmekte ise de; Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği'nin mülga düzenlemelerinde yer alan "yerleşik halkın ihtiyaçlarını karşılamaya matuf olma" şartına yeni düzenlemede de yer verilmediği gibi bu şart haricinde, bu alanlarda gerçekleştirilecek hayvancılık faaliyetlerinin nitelik ve sınırlarına ilişkin entegre nitelikte olmama şartı dışında herhangi bir açıklama ve sınırlama da getirilmediği görülmektedir.
    Dava konusu düzenleme kapsamında, orta mesafeli koruma alanlarında gerçekleştirilecek hayvancılık faaliyetlerinin entegre nitelikte olamayacağına ilişkin olarak getirilen ölçüt ve bu fıkra kapsamında izin verilen hayvancılık amaçlı yapılardan kaynaklanan hayvansal atıkların sızdırmazlığı sağlanmış depolarda biriktirilerek ilgili mevzuat çerçevesinde bertaraf edilmesine yönelik olarak öngörülen zorunluluk, içme kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan bütün yerüstü ve yeraltı suyu kaynaklarının kalitesinin ve miktarının korunmasına ve iyileştirilmesine ilişkin usul ve esaslara uygun, yerinde bir yaklaşım olmakla beraber, anılan bu hususların, içme kullanma suyu havzalarında oluşabilecek kirliliğin önlenmesi açısından yeterli düzeyde koruma sağlamayacağı açıktır.
    Uyuşmazlıkta, orta mesafeli koruma alanlarında gerçekleştirilecek hayvancılık faaliyetlerinin, belli bir kapasite ve büyüklüğe ulaşması durumunda, içme kullanma suyu havzalarının kirlenmesine yol açabileceğinin de göz önünde bulundurulması gerekmektedir.
    Bu nedenle, orta mesafeli koruma alanlarında gerçekleştirilecek hayvancılık faaliyetlerine, entegre nitelikte olmama şartı dışında herhangi bir nitelik ve sınırlama getirmediği anlaşılan, dava konusu Yönetmeliğin 9. maddesiyle değiştirilen İçme Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmeliğin 11. maddesinin 11. fıkrasının ilk cümlesinde hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
    İptali istenilen düzenlemenin ikinci cümlesinin incelenmesinden, davacılar tarafından söz konusu düzenlemenin hangi nedenlerle hukuka aykırı olduğuna dair bir beyanda bulunulmamış olup, cümlede hayvancılık amaçlı yapılardan kaynaklanan hayvansal atıkların sızdırmazlığı sağlanmış depolarda biriktirilerek ilgili mevzuat çerçevesinde bertaraf edilmesi zorunluluğu öngörülmek suretiyle hayvansal atıklardan kaynaklanan olumsuz çevresel etkilerin önlenmesine yönelik, içme kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan bütün yerüstü ve yeraltı suyu kaynaklarının kalitesinin ve miktarının korunmasına ve iyileştirilmesine ilişkin usul ve esaslara uygun bir düzenleme yapıldığı sonucuna varılmıştır. Belirtilen nedenle söz konusu düzenlemede hukuka aykırılık görülmemiştir.
    Değişikliğe ilişkin Yönetmeliğin 9. maddesiyle değiştirilen esas Yönetmeliğin 11. maddesinin 15. fıkrasında ve 10. maddesiyle değiştirilen esas Yönetmeliğin 12. maddesinin 14. fıkrasının ilk cümlesinde yer alan "gerekli çevresel altyapı önlemlerinin alınması şartıyla güneş enerji santrali, rüzgar enerji santrali ve hidroelektrik santrali kurulmasına izin verilebilir." ibaresinin incelenmesinden;
    İptali istenilen düzenlemelerde yapılan değişiklikle, Yönetmelik'in değişiklikten önceki halinde kurulmasına izin verilen güneş ve rüzgar enerji santrallerine hidroelektrik santralleri de eklenmek suretiyle, içme kullanma suyu havza koruma alanlarından orta ve uzun mesafeli koruma alanlarında, gerekli çevresel altyapı önlemlerinin alınması şartıyla, yenilebilir enerji kaynaklarından olan, güneş enerji santrali, rüzgar enerji santrali ve hidroelektrik santrali yapımına izin verilebileceği düzenlenmiştir.
    İçme Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelik'teki düzenlemeler çerçevesinde, orta mesafeli koruma alanı, içme kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan tabii göl, baraj gölü ve göletlerin, maksimum su seviyesinden itibaren yatayda 300 metre genişliğindeki kara alanını ifade eden mutlak koruma alanı ile mutlak koruma alanı sınırından itibaren yatayda 700 metre genişliğindeki kara alanını ifade eden kısa mesafeli koruma alanından sonra başlayan, bir diğer deyişle, içme kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan tabii göl, baraj gölü ve göletlerin maksimum su seviyesinden itibaren, ikinci bin metrelik (1000 2000 metre arasındaki) kısmı oluşturan kara alanını, uzun mesafeli koruma alanı ise, içme kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan tabii göl, baraj gölü ve göletlerin mutlak, kısa ve orta mesafeli koruma alanlarının dışında kalan içme kullanma suyu havzasının bütününü, bir başka deyişle orta mesafeli koruma alanından sonra başlayıp havzanın son bulduğu yere kadar olan kara alanını ifade etmektedir.
    Yukarıda da belirtildiği üzere, çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Anayasal yükümlülüğü altında olan idarenin, su kaynaklarının korunması ve sürdürülebilir bir şekilde kullanılmasına dair politikalar oluşturmak ve ulusal su yönetimini koordine etmek görevini icra ederken, gelecek kuşakların ihtiyaç duyacağı kaynakların varlığını ve kalitesini tehlikeye atmadan, hem bugünün hem de gelecek kuşakların çevresini oluşturan tüm çevresel değerlerin her alanda (sosyal, ekonomik, fiziki vb.) ıslahı, korunması ve geliştirilmesini sağlamak zorunda olduğu açık olmakla birlikte, mevcut yerli kaynakların kullanılması suretiyle ihtiyaç duyulan enerjinin teminine yönelik yatırım ve faaliyetlerin de enerjide dışa bağımlı olan ülkemiz açısından bir o kadar önem arz ettiği bilinen bir gerçekliktir.
    Dolayısıyla, idarenin, işlem tesis ederken, içme kullanma suyunun kalitesini olumsuz yönde etkileyecek ve su kirliliğine neden olacak düzenlemelerden kaçınırken, enerjide dışa bağımlılığı sona erdirecek enerji yatırım ve faaliyetlerinin, çevreye zarar vermeden ya da en az zararı verecek şekilde gerçekleştirilmesini sağlayacak düzenlemeler yapması gerekmektedir ki idarenin, işlemlerinde, bu iki kamusal fayda arasında sağlaması gereken hassas denge, bugünkü ve gelecek kuşakların, sağlıklı bir çevrede yaşamasının güvence altına alınması, sürdürülebilir çevre ve kalkınma ilkelerinin gerçekleştirilmesi açılarından oldukça mühimdir.
    Öte yandan, ülkemizin de taraf olduğu sera gazı salınımını engellemeye ve azaltmaya yönelik uluslararası antlaşmalar ve enerjide dışa bağımlılığın azaltılmasına yönelik ulusal politikalar doğrultusunda, karbondioksit emisyonlarını en aza indiren, doğaya dost yenilenebilir enerji kaynakları ülkemizce desteklenmektedir. Güneş enerji santralleri, rüzgar enerji santralleri ve hidroelektrik enerji santralleri sınırlı oranda sera gazı salınımına sebep olmaları, tehlikeli atık oluşturmamaları vb. nedenlerle, diğer enerji kaynaklarına kıyasla çevreye olumsuz etkileri ve maliyeti daha az olan çevreye uyumlu yenilenebilir enerji kaynakları arasında kabul edilmektedir.
    Tüm bu hususlar göz önünde bulundurulduğunda, içme kullanma suyu havzalarının koruma alanlarından orta ve uzun mesafeli koruma alanlarında güneş enerji santrali, rüzgar enerji santrali ve hidroelektrik enerji santrali kurulumuna izin veren dava konusu Yönetmelik düzenlemelerinin yargısal denetiminin, çevrenin korunmasına ilişkin mevzuatta yer alan diğer düzenlemelerle birlikte, kamusal ihtiyaçlar gözetilerek, bütüncül bir yaklaşımla yapılması gerektiği açıktır.
    25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği kapsamında, "proje alanı 2 hektar ve üzerinde veya kurulu gücü 1 MWm ve üzerinde olan güneş enerji santralleri (çatı ve cephe sistemleri hariç) ile kurulu gücü 1 10 MWm olan hidroelektrik enerji santralleri" seçme eleme kriterleri uygulanacak projeler arasında, "rüzgâr enerji santralleri ile kurulu gücü 10 MWm ve üzeri olan hidroelektrik santralleri"nin ise ÇED uygulanacak projeler arasında düzenlendiği anlaşılmaktadır.
    ÇED, projelerin yer ve teknoloji alternatiflerinin değerlendirmesinin yapıldığı, çevresel etkilerin belirlendiği, çevrede oluşabilecek olumsuz etkilerin önlenmesi veya çevreye zarar vermeyecek ölçüde en aza indirilmesi için alınacak önlemlerin değerlendirildiği ve bu projelerin inşaat, işletme ve tasfiye dönemlerinde nasıl uygulandığının izlendiği ve denetlendiği bir süreç olup, planlanan bir faaliyetin yol açabileceği çevresel etkilerin önceden saptanıp, gerekli tedbirlerin alınmasını veya ileride ciddi çevresel sorunlar ortaya çıkaracak yatırımların önlenmesini sağlayan önemli bir süreci ifade etmektedir.
    ÇED kapsamında projeler değerlendirilirken; projelerin ekosistem ve habitat üzerinde olabilecek etkileri ve bu etkileri önleyecek gerekli tedbirler ve işletim aşamasında oluşabilecek kirletici kaynaklara yönelik alınması gereken önlemler gibi hususlar bir bütün halinde ele alınmakta ve proje kapsamında alınması taahhüt edilen tedbirlerin projenin çevresel etkileri açısından yeterli olup olmadığının değerlendirilmesi neticesinde projenin gerçekleştirilmesine izin verilmekte ya da verilmemektedir. İzin verilen projelerin kurulum ve işletim sürecinde ise ÇED kapsamında verilen taahhütlerin yerine getirilip getirilmediği yetkili idare olan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından her aşamada denetlenmekte, eksiklik tespiti halinde bu eksikliklerin giderilmesi sağlanmakta ve ayrıca taahhütlerini yerine getirmeyen işletmelere 2872 sayılı Çevre Kanunu'nda öngörülen idari yaptırımlar uygulanmaktadır.
    Diğer taraftan, 15/06/2019 tarih ve 30802 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Elektrik Piyasasında Üretim Faaliyetinde Bulunmak Üzere Su Kullanım Hakkı Anlaşması İmzalanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik kapsamında, HES projelerini gerçekleştirmeyi planlayan gerçek veya tüzel kişilerin, DSİ Genel Müdürlüğüne sunması gereken ve Yönetmelik ekinde belirtilen esaslar dahilinde hazırlanan, projenin çevresel etkileri ile bu etkilere karşı alınacak tedbirleri de içeren fizibilite raporunun da, ÇED sürecinde ulaşılmak istenen amaçlarla benzer amaçlara hizmet ettiği görülmektedir.
    Mevzuatımızda, çevre kirliliğine yol açacak yatırım ve faaliyetlerin, henüz projelendirme sürecinde tespit edilmesini ve bu tür projelerin gerçekleştirilmesinin engellenmesini sağlayan hukuki mekanizmalar yer almakta olup, içme kullanma suyu havzalarının orta ve uzun mesafeli koruma alanlarında kurulabilmesine müsaade edilen güneş enerji santralleri, rüzgar enerji santralleri ve hidroelektrik enerji santrallerinin henüz projelendirme sürecinde, bu mekanizmalar çerçevesinde, yetkili kurum ve kuruluşlarca değerlendirileceği, ÇED süreci ve fizibilite aşamasında, yetkili kurum ve kuruluşlarca yapılacak değerlendirme neticesinde, içme kullanma suyu havzalarında ilave bir kirliliğe sebep olmayacağı anlaşılan anılan enerji santrallerinin kurulumuna izin verilebileceği ve verilecek bu izinlerin de yargısal denetiminin yapılması amacıyla ilgilileri tarafından dava konusu edilebileceği açıktır.
    Belirtilen nedenlerle dava konusu Yönetmeliğin, orta ve uzun mesafeli koruma alanlarında gerekli çevresel altyapı önlemlerinin alınması şartıyla anılan enerji santrallerinin kurulumuna izin veren düzenlemelerinde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
    Değişikliğe ilişkin Yönetmeliğin 10. maddesiyle değiştirilen esas Yönetmeliğin 12. maddesinin 9. fıkrasındaki "veya İyi Tarım Uygulamalarına geçilmesi" ibaresinin incelenmesinden;
    Esas Yönetmeliğin İlkeler başlıklı 5.maddesinin 1.fıkrasının (e) bendinde İçme kullanma suyu havzalarında organik tarım faaliyetlerine veya iyi tarım uygulamalarına geçilmesinin teşvik edilmesinin esas olduğu düzenlenmiş, söz konusu düzenlemenin iptali istemiyle açılan davada Danıştay 6. Dairesinin 16/03/2022 tarih ve E:2019/15571, K:2022/3150 sayılı kararıyla; "Yönetmeliğin bütün maddeleriyle birlikte incelendiğinde, anılan bentte, içme kullanma suyu havzalarında iyi tarım uygulamalarına geçilmesinin teşvik edilmesinin genel bir ilke olarak benimsendiği, Yönetmeliğin ilerleyen maddelerinde ise, mutlak ve kısa mesafeli koruma alanlarında sadece organik tarım yapılabileceğinin, bunun mümkün olmadığının teknik olarak raporlandığı durumlarda iyi tarım uygulamalarına izin verilebileceğinin düzenlendiği, kısa ve orta mesafeli koruma alanlarında iyi tarım uygulamalarına izin verilebileceğine ilişkin söz konusu ifadelerin ise Danıştay Ondördüncü Dairesinin 03/07/2018 tarihli, E:2017/4471 ve E:2017/4472 sayılı kararlarıyla durdurulduğu, buna karşın orta ve uzun mesafeli koruma alanlarında iyi tarım uygulamalarına izin verilmesine hukuken herhangi bir engel bulunmadığı hususları bir arada değerlendirildiğinde, içme kullanma suyu havzalarına ilişkin genel bir ilke olarak kabul edilen söz konusu düzenlemede hukuka aykırılık görülmemiştir." gerekçesiyle anılan düzenleme yönünden davanın reddine karar verilmiştir.
    Esas Yönetmeliğin "Uzun mesafeli koruma alanı" başlıklı 12.maddesinin 1.fıkrasında "uzun mesafeli koruma alanı", içme kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan tabii göl, baraj gölü ve göletlerin mutlak, kısa ve orta mesafeli koruma alanlarının dışında kalan içme kullanma suyu havzasının bütünü olarak tanımlanmış, iptali istenilen 9.fıkrasında ise "Tarım alanlarında, (Değişik ibare:RG 10/3/2020 31064) Bakanlığın kontrolünde organik tarım faaliyetlerine veya (Değişik ibare:RG 10/3/2020 31064) İyi Tarım Uygulamalarına geçilmesi teşvik edilir." hükmüne yer verilmiştir.
    Davacılar tarafından, iyi tarım uygulamaları kapsamında, kontrollü şartlar altında ve daha az oranda da olsa suni gübre ve tarım ilacı kullanımının devam ettiği, uzun mesafeli koruma alanında da organik tarım dışında iyi tarım uygulamalarına ya da endüstriyel tarıma izin verilmemesi gerektiği ileri sürülmektedir.
    Dava konusu düzenleme ile Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliğinin 14/02/2018 tarihinde yürürlükten kaldırılan maddeleri birlikte incelendiğinde, anılan Yönetmelikte mutlak koruma alanlarında tarımsal faaliyete izin verilmediği, kısa ve orta mesafeli koruma alanlarında suni gübre ve tarım ilaçları kullanılmamak koşuluyla tarımsal faaliyetlere izin verildiği, uzun mesafeli koruma alanlarında ise tarımsal faaliyetlere açısından bir kısıtllamaya yer verilmediği görülmekte olup esas Yönetmelik kapsamında uzun mesafeli koruma alanında bulunan kırsal yerleşimlerin varlıklarını sürdürebilecekleri de göz önünde bulundurulduğunda su kaynağına en az 2000 metre mesafede bulunan ve havza sınırında son bulan söz konusu alanda organik tarımın yapılmasına imkan bulunmayan hallerde su kaynağının kirlenmesi önleyici tedbirler alınmak şartıyla iyi tarım uygulamalarına izin verilmesinde alanın özelliğine, koruma şartlarına ve hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
    Değişikliğe ilişkin Yönetmeliğin 10. maddesiyle değiştirilen esas Yönetmeliğin 12. maddesinin 14. fıkrasının ikinci cümlesinin incelenmesinden;
    Söz konusu değişiklikle, uzun mesafeli koruma alanlarında, maksimum su seviyesinden itibaren yatayda 5000 metreden sonra inşa edilmek ve işletmeden kaynaklanan atıksuların ilgili mevzuat standartlarında arıtıldıktan sonra havza dışına çıkarılması şartlarıyla, termik santral, gazlaştırma tesisi, biyogaz tesisi ve biyokütle tesislerinin de kurulmasına izin verildiği görülmektedir.
    İçme Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelik'in 12. maddesinin 1. fıkrasında, uzun mesafeli koruma alanı, "... içme kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan tabii göl, baraj gölü ve göletlerin mutlak, kısa ve orta mesafeli koruma alanlarının dışında kalan içme kullanma suyu havzasının bütünüdür." şeklinde tanımlanmıştır. Buna göre uzun mesafeli koruma alanı, içme kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan tabii göl, baraj gölü ve göletlerin maksimum su seviyesinden itibaren, üç bininci metresinden başlayarak havza sınırında son bulan kara alanını ifade etmektedir.
    İptali istenilen cümlede yer verilen termik santraller, gazlaştırma tesisi, biyogaz tesisi ve biyokütle tesislerinin soğutma suyu ihtiyaçları (Örneğin termik santrallerde yüksek oranda soğutma suyu kullanılmakta olup, bunun havzadan karşılanması uygun görülmemiştir.), kullandıkları hammadde (Örneğin biyogaz ve biyokütle tesislerinde, enerji üretimi için hammadde olarak kullanılan organik ve endüstriyel atıklar, havza içine atık girişine sebep olacağından uygun görülmemiştir.) nitelikleri, faaliyetleri sonucunda sera gazı salınımına yol açmaları (Termik santraller ve gazlaştırma tesisleri) vb. özellikleri dikkate alındığında, maksimum su seviyesine sadece 5000 metre uzaklıkta, söz konusu tesislerin kurulmasına izin verilmesinin de yine gerek hukuka ve kamu yararına gerekse Yönetmelik'in 1. maddesinde, "Bu Yönetmeliğin amacı; içme kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan bütün yerüstü ve yeraltı suyu kaynaklarının kalitesinin ve miktarının korunmasına ve iyileştirilmesine ilişkin usul ve esasları düzenlemektir." şeklinde düzenlenen amacına aykırı olduğu sonucuna varılmıştır.
    Bu itibarla, dava konusu Yönetmelik'in anılan fıkrasının ikinci cümlesinde hukuka uyarlık görülmemiştir.

    KARAR SONUCU :
    Açıklanan nedenlerle;
    1. Dava konusu 10/03/2020 tarih ve 31064 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan İçme Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 8. maddesiyle değiştirilen 28/10/2017 günlü, 30224 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren İçme Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmeliğin 10. maddesinin 11. fıkrasındaki "İyi Tarım Uygulamalarına geçilmesi" ibaresinin, 9. maddesiyle değiştirilen esas Yönetmeliğin 11. maddesinin 11. fıkrasının ilk cümlesinin ve 10. maddesiyle değiştirilen esas Yönetmeliğin 12. maddesinin 14. fıkrasının ikinci cümlesinin; Yönetmeliğin 11. maddesinin 11. fıkrasının ilk cümlesi yönünden Enver Kaya ve Hasan Şahin'in karşı oyu ile ve oyçokluğuyla; 10. maddesinin 11. fıkrasındaki "İyi Tarım Uygulamalarına geçilmesi" ibaresi ile 12. maddesinin 14. fıkrasının ikinci cümlesi yönünden Hasan Şahin'in karşı oyu ve oyçokluğuyla İPTALİNE,
    2. Dava konusu 10/03/2020 tarih ve 31064 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan İçme Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 6. maddesiyle değiştirilen esas Yönetmeliğin 8. maddesinin 5. fıkrası, 8. maddesiyle değiştirilen esas Yönetmeliğin 10. maddesinin 7. fıkrasının ilk iki cümlesi, 9. maddesiyle değiştirilen esas Yönetmeliğin 11. maddesinin 7. fıkrasının ilk iki cümlesi, 9. maddesiyle değiştirilen esas Yönetmeliğin 11. maddesinin 11. fıkrasının ikinci cümlesi, 9. maddesiyle değiştirilen esas Yönetmeliğin 11. maddesinin 15. fıkrasında ve 10. maddesiyle değiştirilen esas Yönetmeliğin 12. maddesinin 14. fıkrasının ilk cümlesinde yer alan "gerekli çevresel altyapı önlemlerinin alınması şartıyla güneş enerji santrali, rüzgar enerji santrali ve hidroelektrik santrali kurulmasına izin verilebilir." ibaresi, 10. maddesiyle değiştirilen esas Yönetmeliğin 12. maddesinin 9. fıkrasındaki "veya İyi Tarım Uygulamalarına geçilmesi" ibaresi yönlerinden; Yönetmeliğin 11. maddesinin 15. fıkrasında geçen "ve hidroelektrik santrali" ibaresi ile 12. maddesinin 14. fıkrasının ilk cümlesi yönünden … ve …'in karşı oyu ve oyçokluğuyla DAVANIN REDDİNE,
    3. Dava kısmen iptal, kısmen retle sonuçlandığından, ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam … TL yargılama giderinin … TL'sinin davalı idareden alınarak davacılara verilmesine, geri kalan kısmın davacılar üzerinde bırakılmasına,
    4. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca duruşmasız davalar için belirlenen … TL vekâlet ücretinin davalı idareden alınarak davacılara, … TL vekâlet ücretinin ise davacılardan alınarak davalı idareye verilmesine,
    5. Posta giderleri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra taraflara iadesine,
    6. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 07/12/2023 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.


    (X) KARŞI OY : Değişikliğe ilişkin Yönetmeliğin 8. maddesiyle değiştirilen esas Yönetmeliğin 10. maddesinin 11. fıkrasındaki "İyi Tarım Uygulamalarına geçilmesi" ibaresi yönünden;
    İçme Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmeliğin "İlkeler" başlıklı 5. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendinde yer alan içme kullanma suyu havzalarında organik tarım faaliyetlerine veya iyi tarım uygulamalarına geçilmesinin teşvik edilmesinin esas olduğu, Yönetmeliğin 8. maddesiyle değiştirilen İçme Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmeliğin "Kısa mesafeli koruma alanı başlıklı" 10. maddesinin 11. fıkrasında ise kısa mesafeli koruma alanlarında, Tarım ve Orman Bakanlığının denetiminde sadece organik tarım faaliyetlerine izin verileceği, Bakanlık tarafından yetki verilmiş kontrol ve sertifikasyon kuruluşunun görüşleri doğrultusunda organik tarım yapılamayacağının teknik olarak raporlandığı durumlarda iyi tarım uygulamalarına geçilmesi şartıyla tarımsal faaliyetlere izin verilebileceği düzenlenmiştir.
    Davacı tarafından söz konusu fıkradaki "iyi tarım uygulamalarına geçilmesi" ibaresinin iptali istenilmektedir.
    Dairemizce söz konusu ibare hukuka aykırı bulunarak iptaline karar verilmiş ise de, kararın ilgili kısmında da belirtildiği üzere mevzuatımızda iyi tarım uygulamaları ile ilgili olarak suların ve çevrenin kirlenmesini önleyici somut tedbirlere yer verilmiş olması, kısa mesafeli koruma alanlarında iyi tarım uygulamalarına yalnızca organik tarım yapılmasının teknik olarak raporlandığı istisna durumlarda izin verilmesi, bu iznin verilmemesi halinde organik tarım da yapılamayacak olan arazilerin tarımsal amaçla kullanılamayacağı, boş kalacağı hususları birlikte değerlendirildiğinde değişikliğe ilişkin Yönetmeliğin 8. maddesiyle değiştirilen esas Yönetmeliğin 10. maddesinin 11. fıkrasındaki "İyi Tarım Uygulamalarına geçilmesi" ibaresinde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmış olup, anılan ibare yönünden davanın reddine karar verilmesi gerektiği oyuyla aksi yöndeki Dairemiz kararının bu kısmına katılmıyorum.
    Değişikliğe ilişkin Yönetmeliğin 10. maddesiyle değiştirilen esas Yönetmeliğin 12. maddesinin 14. fıkrasının ikinci cümlesi yönünden;
    Söz konusu değişiklikle, uzun mesafeli koruma alanlarında, maksimum su seviyesinden itibaren yatayda 5000 metreden sonra inşa edilmek ve işletmeden kaynaklanan atıksuların ilgili mevzuat standartlarında arıtıldıktan sonra havza dışına çıkarılması şartlarıyla, termik santral, gazlaştırma tesisi, biyogaz tesisi ve biyokütle tesislerinin kurulabileceği düzenlenmiştir.
    8/10/2017 tarih ve 30224 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan İçme Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmeliğin "Uzun mesafeli koruma alanı" başlıklı 12. maddesinin birinci fıkrasında, uzun mesafeli koruma alanı, "... içme kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan tabii göl, baraj gölü ve göletlerin mutlak, kısa ve orta mesafeli koruma alanlarının dışında kalan içme kullanma suyu havzasının bütünüdür." şeklinde tanımlanmıştır. Bu düzenlemeden, uzun mesafeli koruma alanı için bütün havzalar açısından geçerli olacak şekilde üst bir sınır belirlenmediği, uzun mesafeli koruma alanının havzanın son bulduğu yerde nihayete ereceği anlaşılmaktadır.
    Buna göre; uzun mesafeli koruma alanı, içme kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan tabii göl, baraj gölü ve göletlerin maksimum su seviyesinden itibaren, iki bininci metreden (orta mesafeli koruma alanının bittiği yerden) başlayarak havza sınırında son bulan kara alanını ifade etmektedir. Havza, uzun mesafeli koruma alanına gelmeden, orta mesafeli koruma alanında son bulabileceği gibi, su kaynağının maksimum su seviyesinden itibaren metrelerce uzakta da (5000, 10000, 15000 metre gibi) son bulabilir.
    Anılan Yönetmelik maddesinin altıncı fıkrasında, "Maksimum su seviyesinden itibaren yatayda 2000 ile 5000 metre arasında kalan kısımlarda, tehlikeli atık ve madde üretmeyen ve depolamayan, endüstriyel atıksu oluşturmayan sanayi tesislerine izin verilebilir. Maksimum su seviyesinden itibaren yatayda 5000 metreden sonra yeni sanayi tesislerine, yedinci fıkrada belirtilen şartların yerine getirilmesi durumunda izin verilebilir." düzenlemesine; atıf yapılan yedinci fıkrasında ise, "Bu alandaki, mevcut ve yeni sanayi tesislerinden kaynaklanan atıksular, ilgili mevzuattaki standartlarda arıtılarak havza dışına çıkartılır..." düzenlemesine yer verilmiştir.
    Dava konusu değişiklikle, uzun mesafeli koruma alanlarında, Yönetmeliğin değişiklikten önceki halinde yer verilen güneş ve rüzgar enerji santrallerine ek olarak, hidroelektrik santrallerinin kurulmasına ve bu alanlarda, maksimum su seviyesinden itibaren yatayda 5000 metreden sonra inşa edilmek ve işletmeden kaynaklanan atıksuların ilgili mevzuat standartlarında arıtıldıktan sonra havza dışına çıkarılması şartlarıyla, termik santral, gazlaştırma tesisi, biyogaz tesisi ve biyokütle tesislerinin de kurulmasına izin verildiği görülmektedir.
    Dava konusu Yönetmelik değişikliği ile, maksimum su seviyesinden itibaren yatayda 2000 metreden itibaren başlayan uzun mesafeli koruma alanlarında, maksimum su seviyesinden itibaren yatayda 5000 metreden sonra (yani uzun mesafeli koruma alanının üç bininci metresinden itibaren) kurulabileceği öngörülen termik santral, gazlaştırma tesisi, biyogaz tesisi ve biyokütle tesislerinin; yine aynı Yönetmelik maddesinin 6. fıkrasında, atıksuları ilgili mevzuattaki standartlarda arıtılarak havza dışına çıkartılması şartıyla aynı alanda kurulabileceği belirtilen sanayi tesisleriyle benzer nitelikte tesisler olduğu, yapılan Yönetmelik değişikliği kapsamında, bu alanda termik santral, gazlaştırma tesisi, biyogaz tesisi ve biyokütle tesisleri kurulabilmesinin de yine bu tesislerden kaynaklanan atıksuların ilgili mevzuat standartlarında arıtıldıktan sonra havza dışına çıkarılması şartına bağlandığı anlaşılmaktadır.
    Yapılan düzenleme ile getirilen, söz konusu tesislerden kaynaklanan atıksuların ilgili mevzuat standartlarında arıtıldıktan sonra havza dışına çıkarılması şartı ile içme kullanma suyu havzalarında, bu tesislerden kaynaklanabilecek ilave kirliliğin önüne geçilmesinin hedeflendiği, ayrıca, maksimum su seviyesinden itibaren yatayda 5000 metreden sonra kurulabileceği belirtilen bu tesislerden gazlaştırma, biyogaz ve biyokütle tesislerinin, havza içinde yürütülen faaliyetler kapsamında oluşan hayvansal ve bitkisel atıkların bertaraf edilmesini sağlayarak, bu atıkların, havzaya zarar vermesine engel olunacağı da açıktır.
    Öte yandan, düzenlemede sayılan tesislerin projelendirme, kurulum ve işletim süreçlerinde ÇED ve mevzuatımızda yer alan diğer düzenlemeler kapsamında yetkili kurum ve kuruluşlarca çevreye etkileri yönünden değerlendirileceği/denetleneceği, yetkili kurum ve kuruluşlarca yapılacak değerlendirme neticesinde, ancak, içme kullanma suyu havzalarında ilave bir kirliliğe sebep olmayacağı anlaşılan bu tür tesislerin kurulumuna/işletimine izin verilebileceği ve verilecek bu izinlerin de yargısal denetiminin yapılması amacıyla ilgilileri tarafından yasal süresi içerisinde dava konusu edilebileceği açıktır.
    Açıklanan nedenlerle, değişikliğe ilişkin Yönetmeliğin 10. maddesiyle değiştirilen esas Yönetmeliğin 12. maddesinin 14. fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan düzenlemede hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmış olup, anılan düzenleme yönünden davanın reddine karar verilmesi gerektiği oyuyla aksi yöndeki Dairemiz kararının bu kısmına katılmıyorum.


    (XX) KARŞI OY : Değişikliğe ilişkin Yönetmeliğin 9. maddesiyle değiştirilen esas Yönetmeliğin 11. maddesinin 11. fıkrasının ilk cümlesi yönünden;
    Dava konusu Yönetmelik değişikliği ile, İçme Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmeliğin "Orta mesafeli koruma alanı" başlıklı 11. maddesinin 11. fıkrasının, "Bakanlığın kontrolünde entegre nitelikte olmayan hayvancılık faaliyetlerine ve otlatmaya izin verilir. Bu fıkra kapsamında izin verilen hayvancılık amaçlı yapılardan kaynaklanan hayvansal atıkların sızdırmazlığı sağlanmış depolarda biriktirilerek ilgili mevzuat çerçevesinde bertaraf edilmesi zorunludur." şeklinde yeniden düzenlendiği görülmektedir.
    Değişiklikle su kaynakları üzerinde kirlilik oluşturma riski yüksek olan entegre tesislerin orta mesafeli koruma alanlarında kurulması engellenmiş diğer taraftan kurulmasına izin verilen entegre nitelikte olmayan hayvancılık amaçlı yapılardan kaynaklanan hayvansal atıkların sızdırmazlığı sağlanmış depolarda biriktirilerek ilgili mevzuat çerçevesinde bertaraf edilmesi zorunlu tutulmuş olup, iptali istenilen düzenlemenin dava konusu Yönetmeliğin içme kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan bütün yerüstü ve yeraltı suyu kaynaklarının kalitesinin ve miktarının korunması ve iyileştirilmesi amacına ve hukuka uygun olduğu sonucuna varılmış olup, anılan düzenleme yönünden davanın reddine karar verilmesi gerektiği oyuyla aksi yöndeki Dairemiz kararının bu kısmına katılmıyoruz.


    (XXX) KARŞI OY : Değişikliğe ilişkin Yönetmeliğin 9. maddesiyle değiştirilen esas Yönetmeliğin 11. maddesinin 15. fıkrası yönünden;
    28/10/2017 günlü, 30224 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan İçme Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelik'in "Orta mesafeli koruma alanı" başlıklı 11. maddesinin 15. fıkrasında, "Güneş ve rüzgâr enerji santrali kurulmasına Bakanlığın ilgili düzenleyici işlemlerinde yer alan hükümlerin sağlanması şartıyla izin verilebilir." düzenlemesine yer verilmiş; dava konusu Yönetmelik'in 9. maddesiyle, söz konusu fıkra "Termik santral, gazlaştırma tesisi, biyogaz tesisi ve biyokütle tesisi kurulmasına izin verilmez, gerekli çevresel altyapı önlemlerinin alınması şartıyla güneş enerji santrali, rüzgâr enerji santrali ve hidroelektrik santrali kurulmasına izin verilebilir." şeklinde değiştirilmiştir.
    Söz konusu değişiklikle, orta mesafeli koruma alanlarında, Yönetmelik'in değişiklikten önceki halinde yer verilen güneş ve rüzgar enerji santrallerine ek olarak, hidroelektrik santrallerinin kurulmasına izin verildiği görülmektedir.
    İçme Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelik'in 11. maddesinin 1. fıkrasında, orta mesafeli koruma alanı, "... içme kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan tabii göl, baraj gölü ve göletlerin, kısa mesafeli koruma alanı sınırından itibaren yatayda 1000 metre genişliğindeki kara alanıdır." şeklinde tanımlanmıştır. Söz konusu alan, içme kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan tabii göl, baraj gölü ve göletlerin, maksimum su seviyesinden itibaren yatayda 300 metre genişliğindeki kara alanını ifade eden mutlak koruma alanı ile mutlak koruma alanı sınırından itibaren yatayda 700 metre genişliğindeki kara alanını ifade eden kısa mesafeli koruma alanında sonra başlayan, bir diğer deyişle, içme kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan tabii göl, baraj gölü ve göletlerin maksimum su seviyesinden itibaren, ikinci bin metrelik kısmını oluşturan kara alanını ifade etmektedir.
    Yukarıda içeriğine yer verilen mevzuat hükümlerine göre, çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Anayasal yükümlülüğü altında olan idarenin, su kaynaklarının korunması ve sürdürülebilir bir şekilde kullanılmasına dair politikalar oluşturmak ve ulusal su yönetimini koordine etmek görevini icra ederken, gelecek kuşakların ihtiyaç duyacağı kaynakların varlığını ve kalitesini tehlikeye atmadan, hem bugünün hem de gelecek kuşakların çevresini oluşturan tüm çevresel değerlerin her alanda (sosyal, ekonomik, fiziki vb.) ıslahı, korunması ve geliştirilmesini sağlamak zorunda olduğu açıktır. İnsan yaşamı açısından son derece önem arz eden içme kullanma suyu havzalarının korunması ve kullanılmasına ilişkin esasları düzenleyen işlemlerin anılan Yasal yükümlülüklerin gerekleri doğrultusunda tesis edilmesi gerekmektedir. Dolayısıyla, idarenin, içme kullanma suyunun kalitesini olumsuz yönde etkileyecek ve su kirliliğine neden olacak düzenlemelerden kaçınması, bugünkü ve gelecek kuşakların, sağlıklı bir çevrede yaşamasının güvence altına alınması, sürdürülebilir çevre ve kalkınma ilkelerinin gerçekleştirilmesi açılarından önem arz etmektedir.
    Öte yandan, ülkemizin de taraf olduğu sera gazı salınımını engellemeye ve azaltmaya yönelik uluslararası antlaşmalar ve enerjide dışa bağımlılığın azaltılmasına yönelik ulusal politikalar doğrultusunda, karbondioksit emisyonlarını en aza indiren, doğaya dost yenilenebilir enerji kaynakları ülkemizce desteklenmektedir. Güneş enerji ve rüzgar enerji santralleri gibi hidroelektrik santralleri de yenilenebilir enerji kaynakları arasında yer almakta olup, hidroelektrik santraller de, diğer yenilenebilir enerji kaynakları gibi, sınırlı oranda sera gazı salınımına sebep olması, tehlikeli atık oluşturmaması vb. nedenlerle, çevreye uyumlu enerji kaynakları arasında kabul edilmektedir. Bununla birlikte, diğer yenilenebilir enerji kaynaklarıyla kıyaslandığında, hidroelektrik santrallerinin kurulabilmesinin, çok daha fazla oranda atık yaratan, proje alanının coğrafi ve jeolojik özellikleri üzerinde bir takım değişimler yaratan, özetle, doğa üzerinde çok daha büyük tahribata yol açan inşai faaliyetler gerektirdiği bilinmektedir.
    Hidroelektrik santrallerinin söz konusu özellikleri dikkate alındığında, içme kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan tabii göl, baraj gölü ve göletlerin maksimum su seviyesine sadece 1000 metre uzaklıklarda başlayan orta mesafeli koruma alanlarında hidroelektrik santralleri kurulmasına izin verilmesinin, gerek hukuka ve kamu yararına, gerekse Yönetmelik'in 1. maddesinde, "Bu Yönetmeliğin amacı; içme kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan bütün yerüstü ve yeraltı suyu kaynaklarının kalitesinin ve miktarının korunmasına ve iyileştirilmesine ilişkin usul ve esasları düzenlemektir." şeklinde düzenlenen amacına aykırı olduğu sonucuna varılmıştır.
    Bu itibarla, fıkrada geçen "ve hidroelektrik santrali" ibaresinin iptaline karar verilmesi gerektiği oyuyla, aksi yöndeki Dairemiz kararının bu kısmına katılmıyoruz.
    Değişikliğe ilişkin Yönetmeliğin 10. maddesiyle değiştirilen esas Yönetmeliğin 12. maddesinin 14. fıkrasının ilk cümlesi yönünden;
    Söz konusu değişiklikle, uzun mesafeli koruma alanlarında, Yönetmelik'in değişiklikten önceki halinde yer verilen güneş ve rüzgar enerji santrallerine ek olarak, hidroelektrik santrallerinin kurulmasına ve bu alanlarda, maksimum su seviyesinden itibaren yatayda 5000 metreden sonra inşa edilmek ve işletmeden kaynaklanan atıksuların ilgili mevzuat standartlarında arıtıldıktan sonra havza dışına çıkarılması şartlarıyla, termik santral, gazlaştırma tesisi, biyogaz tesisi ve biyokütle tesislerinin de kurulmasına izin verildiği görülmektedir.
    İçme Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelik'in 12. maddesinin 1. fıkrasında, uzun mesafeli koruma alanı, "... içme kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan tabii göl, baraj gölü ve göletlerin mutlak, kısa ve orta mesafeli koruma alanlarının dışında kalan içme kullanma suyu havzasının bütünüdür." şeklinde tanımlanmıştır. Buna göre uzun mesafeli koruma alanı, içme kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan tabii göl, baraj gölü ve göletlerin maksimum su seviyesinden itibaren, üç bininci metresinden başlayarak havza sınırında son bulan kara alanını ifade etmektedir.
    Hidroelektrik santrallerinin yukarıda belirtilen özellikleri dikkate alındığında, içme kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan tabii göl, baraj gölü ve göletlerin maksimum su seviyesine sadece 2000 metre uzaklıklarda başlayan orta ve uzun mesafeli koruma alanlarında hidroelektrik santralleri kurulmasına izin verilmesinin gerek hukuka ve kamu yararına gerekse Yönetmelik'in 1. maddesinde, "Bu Yönetmeliğin amacı; içme kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan bütün yerüstü ve yeraltı suyu kaynaklarının kalitesinin ve miktarının korunmasına ve iyileştirilmesine ilişkin usul ve esasları düzenlemektir." şeklinde düzenlenen amacına aykırı olduğu sonucuna varılmıştır.
    Bu itibarla, dava konusu Yönetmelik'in anılan fıkrasında belirtilen "ve hidroelektrik santrali"ibaresinin iptaline karar verilmesi gerektiği oyuyla, aksi yöndeki Dairemiz kararının bu kısmına katılmıyoruz.

    2023/111620

    10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

    Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

    Ücretsiz Başla

    Anahtar Kelimeler

    savcısıdavanınmilletidördüncüreddinedanıştayadınaiptalinedaire

    Kaynak: karar_yargitay

    Taranan Tarih: 25.01.2026 15:45:54

    Ücretsiz Üyelik

    Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

    Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

    Gelişmiş Arama

    10M+ karar arasında akıllı arama

    AI Asistan

    Kaynak atıflı hukuki cevaplar

    İndirme

    DOCX ve PDF formatında kaydet

    Benzer Kararlar

    AI ile otomatik eşleşen kararlar

    Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim