SoorglaÜcretsiz Dene

Karar Detayı

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

Yargıtay Kararı

Esas No

2023/11490

Karar No

2023/6511

Karar Tarihi

23 Kasım 2023

T.C.

D A N I Ş T A Y

DÖRDÜNCÜ DAİRE

Esas No : 2023/11490

Karar No : 2023/6511

DAVACI: … Odası

VEKİLİ: Av. …

DAVALI: … Bakanlığı (E Tebligat)

VEKİLİ: Hukuk Müşaviri …

DAVANIN KONUSU: 20/03/2020 tarih ve 31074 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren "Su Altında Korunması Gerekli Kültür ve Tabiat Varlığı Bulunan Bölgelerde Turizm ve Sportif Amaçlı Dalış Alanlarının Belirlenmesine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik"in iptali istenilmektedir.

DAVACININ İDDİALARI: Davacı tarafından, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 35. maddesinde su altında korunması gerekli kültür ve tabiat varlıklarının bulunduğu bölgelerde sportif amaçlı dalışların tamamen yasaklanmış olduğu, 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunununa 01/06/2019 tarihli, 30791 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7175 sayılı Kanunun 10. maddesi ile eklenen ve iptali istenilen Yönetmeliğin dayanağını oluşturan Ek 6. maddesinde ise bu bölgelerde turizm ve sportif amaçlı dalış yapılabileceğinin düzenlendiği diğer taraftan aynı hükümde daha önce sadece Genelkurmay Başkanlığının izni ile araştırma ve sondaj yapılabilen askeri yasak bölgelerde Milli Savunma Bakanlığının uygun görüşü ile turizm ve sportif amaçlı dalış yapılabileceğinin düzenlendiği, anılan iki Kanun hükmü arasında açık bir çelişkinin mevcut olduğu, su altındaki kültür ve tabiat varlıkları ile ilgili her türlü karar ve uygulamanın 2863 sayılı Kanunun kapsamında girdiği, nitekim bu alanlarda hangi dalışlara izin verileceğinin anılan Kanunun 35. maddesi ile düzenlenmiş olduğu, iptali istenilen Yönetmelikte ise anılan düzenlemeye aykırı olarak su altı koruma bölgelerinde turizm ve sportif amaçlı dalışlara izin verilmesinin ve bu konuda karar almak üzere bir komisyon oluşturulmasının öngörüldüğü, su altı koruma bölgelerinde turizm ve sportif amaçlı dalışlara izin verilmesi düşünülmekte ise Yönetmeliğin turizm koruma ve gelişim bölgeleri ile sınırlı bir kapsamının olması gerektiği, su altındakiler de dahil olmak üzere kültür ve tabiat varlıklarının tespit ve tescili ile ilgili uygulamaya yönelik karar alma yetkisinin, oluşumu, görev ve yetkileri 2863 sayılı Kanun ile düzenlenen Koruma Bölge Kurullarına ait olduğu, ancak anılan kurullara ait olan yetkilerin dava konusu Yönetmelik ile oluşturulması öngörülen Su Altı Bölge Komisyonu'na devredilmesinin öngörüldüğü, Yönetmeliğin dayanağı Kanun hükmünde böyle bir Komisyonun oluşturulmasının öngörülmediği, dolayısıyla iptali istenilen Yönetmeliğin dayanağı Kanun hükmüne aykırı olduğu, belirtilen nedenlerle dava konusu Yönetmeliğin iptal edilmesi, ayrıca 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanununun Ek 6. maddesinin Anayasaya aykırılığı nedeniyle Anayasa Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerektiği ileri sürülmektedir.

DAVALININ SAVUNMASI: Davalı idare tarafından, davanın yasal dava açma süresi içinde açılmadığı, dava konusu Yönetmeliğin 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanununun Ek 6. maddesi gereğince hazırlandığı ve anılan Kanun hükmüne uygun olduğu, diğer taraftan anılan Kanun hükmü ile 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 35. maddesi arasında çelişki bulunmadığı tam tersine her iki Kanun hükmünün birbirini tamamladığı, anılan Kanun hükümleri birlikte değerlendirildiğinde; sonraki tarihli düzenleme olan 2634 sayılı Kanunun Ek 6.maddesi ile, 2863 sayılı Kanunun 35.maddesi uyarınca Cumhurbaşkanı kararı ile tespit edilen ve yayımlanan su altında korunması gerekli kültür ve tabiat varlıklarının bulunduğu bölgelerden "Bakanlıkça belirlenen yerlerde" turizm ve sportif amaçlı dalış yapılabilmesi imkanının getirildiğinin, Bakanlıkça belirlenmeyen yerlerde ise dalış yasağının devam ettiğinin anlaşıldığı, dolayısıyla 2863 sayılı Kanunun 35.maddesinin bertaraf edilmesinin söz konusu olmadığı, iptali istenilen Yönetmeliğin de Kanun uygun olarak su altında korunması gerekli kültür ve tabiat varlığı bulunan bölgelerde turizm ve sportif amaçlı dalış yapılabilecek alanların Kültür ve Turizm Bakanlığınca belirlenmesine ilişkin usul ve esasları düzenlediği, Yönetmeliğin dayanağı olan Kanun hükmünde turizm koruma ve gelişim bölgeleri ve turizm merkezleriyle sınırlı bir kapsam öngörülmemiş olduğu, 2863 sayılı Kanunun 57. maddesinde koruma bölge kurullarına verilmiş görev ve yetkilerin herhangi birisinin dava konusu Yönetmelik ile oluşturulması öngörülen su altı bölge komisyonuna devredilmesinin söz konusu olmadığı, 2634 sayılı Kanunun Ek 6.maddesinde verilen yetkiye dayanılarak, Bakanlıkça turizm ve sportif amaçlı dalış yapılabilecek alanların belirlenebilmesi için (kararları Bakanlık makamınca onaylanan) su altı koruma komisyonunun kurulmasının öngörüldüğü, belirtilen nedenlerle davanın reddine karar verilmesi gerektiği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ:

DÜŞÜNCESİ: Davanın ehliyet yönünden reddi gerektiği düşünülmektedir.

DANIŞTAY SAVCISI:

DÜŞÜNCESİ: Dava, 20/03/2020 günlü, 31074 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan "Su Altında Korunması Gerekli Kültür ve Tabiat Varlığı Bulunan Bölgelerde Turizm ve Sportif Amaçlı Dalış Alanlarının Belirlenmesine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik"in iptali istemiyle açılmıştır.

Davalı idarenin süre itirazı yerinde görülmemiştir.

Dava konusu yönetmelik 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanununun Ek 6. maddesi ve 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin Altıncı Kısmının Dokuzuncu Bölümü hükümlerine dayanılarak hazırlanmıştır.

2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu'na 01/06/2019 günlü, 30791 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7175 sayılı Turizmi Teşvik Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un 10. maddesiyle eklenen Ek 6. maddede, "Su altında korunması gerekli kültür ve tabiat varlıklarının bulunduğu bölgelerden Bakanlıkça belirlenen yerlerde turizm ve sportif amaçlı dalış yapılabilir. Askerî yasak bölgeler ve güvenlik bölgelerinde ise Millî Savunma Bakanlığının uygun görüşü alınarak turizm ve sportif amaçlı dalış yapılabilir. Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar, Millî Savunma Bakanlığının uygun görüşü alınarak Bakanlıkça yürürlüğe konulacak yönetmelikle belirlenir." hükmüne yer verilmiştir.

Anayasa'nın "Tarih, kültür ve tabiat varlıklarının korunması" başlıklı 63. maddesinde, " (1) Devlet, tarih, kültür ve tabiat varlıklarının ve değerlerinin korunmasını sağlar, bu amaçla destekleyici ve teşvik edici tedbirleri alır. (2) Bu varlıklar ve değerlerden özel mülkiyet konusu olanlara getirilecek sınırlamalar ve bu nedenle hak sahiplerine yapılacak yardımlar ve tanınacak muafiyetler kanunla düzenlenir." hükmü yer almaktadır.

23/07/1983 tarihinde yürürlüğe giren 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu ile Anayasa'nın 63. maddesi hükmü çerçevesinde korunması gerekli taşınır ve taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ile ilgili hususlar ve bunlarla ilgili gerçek ve tüzelkişilerin görev ve sorumlulukları düzenlenmiştir.

2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu'nun 1. maddesinde, "Bu Kanunun amacı; korunması gerekli taşınır ve taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ile ilgili tanımları belirlemek, yapılacak işlem ve faaliyetleri düzenlemek, bu konuda gerekli ilke ve uygulama kararlarını alacak teşkilatın kuruluş ve görevlerini tespit etmektir." hükmüne; aynı Kanun'un "Araştırma, sondaj ve kazı izni" başlıklı 35. maddesinin 3. fıkrasında ise, " Su altında korunması gerekli kültür ve tabiat varlıklarının bulunduğu bölgeler, Cumhurbaşkanı kararı ile tespit edilir ve yayımlanır. Bu bölgelerde, sportif amaçlı dalış yapmak yasaktır, ikinci fıkra hükümlerine göre izin almak şartıyla araştırma ve kazı yapılabilir. " hükmüne yer verilmiştir.

Dava konusu yönetmeliğin dayanağı olan Turizmi Teşvik Kanunu ise turizm sektörünü düzenleyecek, geliştirecek, dinamik bir

yapı ve işleyişe kavuşturacak tertip ve tedbirlerin alınmasını sağlamak amacıyla çıkarılmıştır.

Taşınır ve taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ile ilgili yapılacak işlem ve faaliyetleri düzenlemek üzere yürürlüğe konulan özel kanun niteliğindeki 2863 sayılı Kanunun 35. maddesinin yukarıda yer verilen 3. fıkrasında yer alan, su altında korunması gerekli kültür ve tabiat varlıklarının bulunduğu bölgelerde sportif amaçlı dalış yapılmasının yasaklanması yolundaki hüküm yürürlükten kaldırılmadan veya bu yasada bir değişiklik yapılmadan turizm sektörüne yönelik özel kanun niteliğindeki 2634 sayılı Kanuna 01/06/2019 tarihinde eklenen Ek 6. madde ile su altında korunması gerekli kültür ve tabiat varlıklarının bulunduğu bölgelerden Bakanlıkça belirlenen yerlerde turizm ve sportif amaçlı dalış yapılabileceği düzenlenerek, 2863 sayılı Yasaya herhangi bir atıf yapılmaksızın aynı konuda birbirinden farklı iki düzenleme öngörülmüştür.

Dava konusu yönetmeliğin dayanağı olan 2634 sayılı Yasanın Ek 6. maddesi 2863 sayılı Yasadan sonraki tarihte yürürlüğe girmiş olup, her ikisi de özel kanun olan anılan kanunlardaki hükümlerin çatışması nedeniyle, doktrinde ve uygulamada kabul edilen yorum ilkelerinden sonraki kanun önceki kanunu ilga eder ilkesi gereğince Ek 6. maddenin yürürlüğe girmesiyle 2863 sayılı Yasanın 35. maddesinin 3. fıkra hükmünün zımnen ilga edildiğinden söz edilebilirse de; anılan kuralın her durumda uygulanma zorunluluğu bulunmadığından, hukuki uyuşmazlığın çözümünde öncelikle ilgili özel kanunlardaki düzenlemelere bakılması, kuralların amacı ve kamu yararının dikkate alınarak kuralların yorumlanması gerekmektedir.

Anayasa'nın 63. maddesinde yer alan koruma amacı doğrultusunda çıkarılan 2863 sayılı Yasanın taşınır ve taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ile ilgili olarak özel kanun niteliğinde bulunması nedeniyle kültür ve tabiat varlıkları ile ilgili olarak alınacak kararlar, uygulamaya yönelik kısıtlama ve yasaklar, görev ve sorumluluklar 2863 sayılı Yasanın konusu olup, anılan konuların bu yasada düzenlenmesi gerekmektedir. 2863 sayılı Yasanın 35. maddesinin 3. fıkrasında yer alan su altında korunması gerekli kültür ve tabiat varlıklarının bulunduğu bölgelerde sportif amaçlı dalış yapılmasının yasaklanmasına ilişkin hüküm de bu doğrultuda getirilmiştir.

2634 sayılı Yasa ise turizm sektörüne yönelik özel kanun olup, turizm hizmeti ile bu hizmetin gereği kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgeleri ve turizm merkezlerinin tespiti ile geliştirilmelerine, turizm yatırım ve işletmelerinin teşvik edilmesine, düzenlenmesine ve denetlenmesine ilişkin hükümleri kapsamaktadır. Dava konusu yönetmeliğin dayanağı olan 2634 sayılı yasaya eklenen Ek 6. madde hükmünün gerekçesi ve komisyon raporlarından, madde hükmü ile ülkemizin su altı arkeolojik değerleriyle dünya su altı dalış turizminde önemli bir potansiyele sahip olması nedeniyle, su altında korunması gerekli kültür ve tabiat varlıklarının bulunduğu bölgelerde Bakanlıkça belirlenen alanlarda turizm ve sportif dalış olanağının getirilmesinin amaçlandığı, dolayısıyla getirilen düzenleme ile 2634 sayılı Yasanın turizmi geliştirme amacının öne çıktığı anlaşılmaktadır.

Bu durumda, kültür ve tabiat varlıkları ile ilgili konuların bulundukları yerden bağımsız olarak 2863 sayılı Yasada düzenlenmesi gerektiği, diğer özel kanunlarla belirlenen yerlerde ise diğer özel kanunların 2863 sayılı yasaya aykırı olmayan hükümlerinin uygulanması gerektiği sonucuna varıldığından, 2863 sayılı Yasanın 35. maddesinin 3. fıkrasında yer alan su altında korunması gerekli kültür ve tabiat varlıklarının bulunduğu bölgelerde sportif amaçlı dalış yapılmasının yasaklanmasına ilişkin hükmün 2634 sayılı Yasanın Ek 6. madde hükmü ile ilga edildiğinin kabulüne olanak bulunmamaktadır.

Yukarıda açıklanan nedenle, dava konusu yönetmeliğin dayanağı olan 2634 sayılı Kanun'un Ek 6. maddesinin, 2863 sayılı Kanun'un 35. maddesinin, 3. fıkrasıyla çeliştiği, düzenlemenin bu haliyle hukuki belirlilik ilkesine de aykırı olduğu sonucuna varılmakla, hükmün Anayasa'nın 2. ve 63. maddelerine aykırı olması nedeniyle Anayasa Mahkemesine başvurulmasına karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.

Anayasa'ya aykırılık iddiası ciddi bulunmayarak Anayasa Mahkemesine gönderilmesine karar verilmediği takdirde iptali istenilen "Su Altında Korunması Gerekli Kültür ve Tabiat Varlığı Bulunan Bölgelerde Turizm ve Sportif Amaçlı Dalış Alanlarının Belirlenmesine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik" hükümleri yönünden işin esasının incelenmesine gelince:

Yukarıda da belirtildiği üzere, 2863 sayılı Yasanın 35. maddesinin 3. fıkra hükmünün 2634 sayılı Yasaya eklenen Ek 6. madde hükmü ile ilga edildiğinin kabulüne olanak bulunmadığı göz önünde bulundurulduğunda, dava konusu yönetmelikle getirilen düzenlemelerin konu itibariyle 2634 sayılı Yasa değil 2863 sayılı Yasanın kapsamında olması nedeniyle 2863 sayılı Yasaya dayanılarak düzenleme yapılması gerektiğinden, yönetmelikte hukuka uyarlık bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle, 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanununun Ek 6. maddesinin Anayasa'ya aykırılığı nedeniyle Anayasa Mahkemesine başvurulmasına, bunun kabul edilmemesi halinde ise "Su Altında Korunması Gerekli Kültür ve Tabiat Varlığı Bulunan Bölgelerde Turizm ve Sportif Amaçlı Dalış Alanlarının Belirlenmesine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik"in iptaline karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Dördüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dava dilekçesi 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 14. maddesi uyarınca incelendikten sonra gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE: **

MADDİ OLAY: **

20/03/2020 tarih ve 31074 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren "Su Altında Korunması Gerekli Kültür ve Tabiat Varlığı Bulunan Bölgelerde Turizm ve Sportif Amaçlı Dalış Alanlarının Belirlenmesine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik"in iptali istemiyle bakılan dava açılmıştır.

İLGİLİ MEVZUAT: **

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın "Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları" başlıklı 135. maddesinde; "...Kamu Kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve üst kuruluşları; belli bir mesleğe mensup olanların müşterek ihtiyaçlarını karşılamak, mesleki faaliyetlerini kolaylaştırmak, mesleğin genel menfaatlere uygun olarak gelişmesini sağlamak, meslek mensuplarının birbirleri ile ve halk ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hakim kılmak üzere meslek disiplini ve ahlakını korumak maksadı ile kanunla konulan ve organları kendi üyeleri tarafından kanunda gösterilen usullere göre yargı gözetimi altında, gizli oyla seçilen kamu tüzel kişileridir..." hükmü yer almaktadır.

6235 sayılı Türk Mühendis ve Mimarlar Odaları Birliği Kanunu'nun 2. maddesinde ise; Birliğin kuruluş amacı; "Mühendislik ve mimarlık mesleği mensuplarının, müşterek ihtiyaçlarını karşılamak, mesleki faaliyetlerini kolaylaştırmak, mesleğin genel menfaatlere uygun olarak gelişmesini sağlamak, meslek mensuplarının birbirleriyle ve halk ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hâkim kılmak üzere meslek disiplinini ve ahlâkını korumak için gerekli gördüğü bütün teşebbüs ve faaliyetlerde bulunmak..." şeklinde belirlenmiştir.

Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Mimarlar Odası Ana Yönetmeliği'nin "Amaç" başlıklı 1. maddesinde; bu Yönetmeliğin amacının, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Mimarlar Odasının amaçları, örgütlenmesi, işlev ve işleyişine ilişkin usul ve esasları düzenlemek olduğu, "Kapsam" başlıklı 2. maddesinde; bu Yönetmeliğin, Mimarlar Odasının üyeleri, organlarının görev ve yetkileri, şube ve temsilcilikler, mali hükümler ve oda seçimlerine ilişkin düzenlemeleri kapsadığı, "Odanın Amaçları" başlıklı 6. maddesinde ise; Odanın başlıca amaçlarının;

a) Mesleki alanda ülke ve kamu çıkarları ile uluslararası gelişmeler çerçevesinde çalışmalar yapmak, mesleğin ve üyelerin değişen toplumsal ve ekonomik yapı içindeki değişen konumlarını izlemek, tespit etmek, değerlendirmek, mesleğin ve üyelerin görev, yetki ve sorumluluklarını düzenlemek, ulusal ve uluslararası ölçekte mesleğin gelişmesini izlemek ve sağlamak,

b) Meslek onurunu ve üye haklarını korumak,

c) Ülke içinde ve dışında tüm resmi ve özel kuruluşlarla işbirliği yaparak, mesleğin uygulama ve kuram alanında gelişmesini sağlamak üzere her türlü etkinliklerde bulunmak; bilimsel ve teknik evrakı inceleyerek gereken mesleki denetimleri yapmak,

d) Mimarlık uygulamasıyla ilgili standart ve normları, yönetmelik ve teknik şartnameleri araştırmak ve incelemek, gerekli düzenlemeleri yapmak,

e) Eğitim kurumlarıyla işbirliği yaparak mesleki eğitimin gelişmesine katkıda bulunmak,

f) Üyeler arasındaki dayanışmayı sağlamak ve haksız rekabeti önlemek,

g) Mimarlık kültürünün korunmasını ve geliştirilmesini sağlamak, bu doğrultudaki başarılı çalışmaları özendirmek olduğu düzenlenmiştir.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde; iptal davalarının idari işlemler hakkında yetki, sebep, şekil, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılacağı belirtildikten sonra ilk inceleme konularının belirlendiği 14. maddenin 3. fıkrasının (c) bendinde, dilekçenin ehliyet yönünden inceleneceği, 15. maddenin 1 fıkrasının (b) bendinde ise; bu hususta Kanun'a aykırılık görülmesi halinde davanın reddedileceği hükme bağlanmıştır.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME: **

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinde yer alan ve iptal davasının subjektif ehliyet koşulu olan "menfaat ihlali", doktrin ve içtihatlarda dava konusu işlemle davacı arasında kurulan kişisel, meşru, güncel bir menfaat ilişkisi olarak tanımlanmaktadır. Menfaatin kişisel ve meşru olması için hukuki bir durumdan ortaya çıkması gerekir. Sözü edilen menfaat ilişkisinin varlığı ve sınırları her olayda yargı yerince uyuşmazlığın niteliğine göre belirlenmektedir.

İptal davaları, idarenin hukuka uygun davranmasını sağlayan en önemli denetim araçlarından olmakla birlikte, her idari işleme karşı herkes tarafından iptal davası açılmasının idari işlemlerde istikrarsızlığa neden olmaması ve idarenin işleyişinin bu yüzden olumsuz etkilenmemesi için, dava konusu edilecek işlem ile dava açacak kişi arasında belli ölçüler içinde menfaat ilişkisi bulunmasını öngören yasakoyucu, iptal davaları için "menfaat ihlali"ni, subjektif ehliyet koşulu olarak getirmiştir.

İptal davasının içtihat ve doktrinde belirlenen hukuki nitelikleri göz önüne alındığında, İdare Hukuku alanında tek yanlı irade açıklamasıyla kesin ve yürütülmesi zorunlu nitelikte tesis edilen işlemlerin, ancak bu idari işlemle doğrudan meşru, kişisel ve güncel bir menfaat ilgisi kurulabilenler tarafından iptal davasına konu edilebileceğinin kabulü zorunludur. Aksi halde, her idari işlemle dolayısıyla da olsa bir menfaat ilgisi kurulmak suretiyle dava açılmasını kabul etmek, dava konusu edilecek işlem ile dava açacak kişi arasında belli ölçüler içinde menfaat ilişkisi bulunması şartının ihlali sonucunu doğurur.

Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının genel nitelikteki düzenleyici işlemlere karşı sadece kuruluş kanunlarında gösterilen amaçları doğrultusunda dava açma ehliyeti bulunmaktadır. Nitekim konuyla ilgili yasal düzenlemelerde de, bu kuruluşların amaçları dışında faaliyette bulunamayacakları açık bir biçimde yer almıştır.

Dava konusu Yönetmeliğin "Amaç ve kapsam" başlıklı 1. maddesinde; "Bu Yönetmeliğin amacı; su altında korunması gerekli kültür ve tabiat varlığı bulunan bölgelerden, Kültür ve Turizm Bakanlığınca belirlenen yerlerde yapılacak turizm ve sportif amaçlı dalışlara ilişkin usul ve esasları düzenlemektir." kuralı yer almaktadır.

Anılan maddede yer alan düzenlemeden de anlaşılacağı üzere, dava konusu Yönetmelik, su altında bulunan kültür ve tabiat varlıklarına yapılacak turizm ve sportif amaçlı dalışlar ve bu dalışlara ilişkin usul ve esasları düzenlemektedir.

TMMOB ve bu birliğin bir üyesi olan Mimarlar Odasının kuruluş amacı; mühendislik ve mimarlık mesleği mensuplarının, müşterek ihtiyaçlarını karşılamak, mesleki faaliyetlerini kolaylaştırmak, mesleğin genel menfaatlere uygun olarak gelişmesini sağlamak, meslek mensuplarının birbirleriyle ve halk ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hâkim kılmak ve meslek disiplinini ve ahlâkını korumaktır.

Yukarıda hükmüne yer verilen, gerek 6235 sayılı Kanun'da, gerekse Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Mimarlar Odası Ana Yönetmeliği'nde, Mimarlar Odasının faaliyet alanı; mimarlık mesleğine yönelik iş ve işlemlere yönelik olup, dava konusu Yönetmelik'le düzenlenen, su altında bulunan kültür ve tabiat varlıklarına yapılacak turizm ve sportif amaçlı dalışlara ilişkin herhangi bir mesleki faaliyeti bulunmamaktadır.

Bu kapsamda, Birlik kapsamındaki her meslek odasının amacının, Kanun'da belirtilmiş faaliyet alanlarının kendi mesleki alanlarıyla sınırlı olduğu kuşkusuzdur.

Bu durumda, davacı Odanın kuruluş amacı ve faaliyet alanı ile dava konusu işlem birlikte değerlendirildiğinde, dava konusu işlemin davacı Odanın menfaatini etkilemediği, bu nedenlerle davacının subjektif dava açma ehliyetinin bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

KARAR SONUCU: **

Açıklanan nedenlerle;

  1. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 15. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi uyarınca DAVANIN EHLİYET YÖNÜNDEN REDDİNE,

  2. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam … TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,

  3. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca … TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,

  4. Posta avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine,

  5. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen otuz (30) gün içinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu nezdinde temyiz yolu açık olmak üzere, 23/11/2023 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

(X) KARŞI OY: **

Uyuşmazlığın esasının incelenmesi suretiyle karar verilmesi gerektiği oyuyla, davanın ehliyet yönünden reddi yolundaki karara katılmıyorum.

Danıştay 4. Daire Başkanlığı 2023/11490 E. , 2023/6511 K.

    "İçtihat Metni"

    T.C.
    D A N I Ş T A Y
    DÖRDÜNCÜ DAİRE
    Esas No : 2023/11490
    Karar No : 2023/6511

    DAVACI : … Odası
    VEKİLİ : Av. …

    DAVALI : … Bakanlığı (E Tebligat)
    VEKİLİ : Hukuk Müşaviri …

    DAVANIN KONUSU : 20/03/2020 tarih ve 31074 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren "Su Altında Korunması Gerekli Kültür ve Tabiat Varlığı Bulunan Bölgelerde Turizm ve Sportif Amaçlı Dalış Alanlarının Belirlenmesine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik"in iptali istenilmektedir.

    DAVACININ İDDİALARI : Davacı tarafından, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 35. maddesinde su altında korunması gerekli kültür ve tabiat varlıklarının bulunduğu bölgelerde sportif amaçlı dalışların tamamen yasaklanmış olduğu, 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunununa 01/06/2019 tarihli, 30791 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7175 sayılı Kanunun 10. maddesi ile eklenen ve iptali istenilen Yönetmeliğin dayanağını oluşturan Ek 6. maddesinde ise bu bölgelerde turizm ve sportif amaçlı dalış yapılabileceğinin düzenlendiği diğer taraftan aynı hükümde daha önce sadece Genelkurmay Başkanlığının izni ile araştırma ve sondaj yapılabilen askeri yasak bölgelerde Milli Savunma Bakanlığının uygun görüşü ile turizm ve sportif amaçlı dalış yapılabileceğinin düzenlendiği, anılan iki Kanun hükmü arasında açık bir çelişkinin mevcut olduğu, su altındaki kültür ve tabiat varlıkları ile ilgili her türlü karar ve uygulamanın 2863 sayılı Kanunun kapsamında girdiği, nitekim bu alanlarda hangi dalışlara izin verileceğinin anılan Kanunun 35. maddesi ile düzenlenmiş olduğu, iptali istenilen Yönetmelikte ise anılan düzenlemeye aykırı olarak su altı koruma bölgelerinde turizm ve sportif amaçlı dalışlara izin verilmesinin ve bu konuda karar almak üzere bir komisyon oluşturulmasının öngörüldüğü, su altı koruma bölgelerinde turizm ve sportif amaçlı dalışlara izin verilmesi düşünülmekte ise Yönetmeliğin turizm koruma ve gelişim bölgeleri ile sınırlı bir kapsamının olması gerektiği, su altındakiler de dahil olmak üzere kültür ve tabiat varlıklarının tespit ve tescili ile ilgili uygulamaya yönelik karar alma yetkisinin, oluşumu, görev ve yetkileri 2863 sayılı Kanun ile düzenlenen Koruma Bölge Kurullarına ait olduğu, ancak anılan kurullara ait olan yetkilerin dava konusu Yönetmelik ile oluşturulması öngörülen Su Altı Bölge Komisyonu'na devredilmesinin öngörüldüğü, Yönetmeliğin dayanağı Kanun hükmünde böyle bir Komisyonun oluşturulmasının öngörülmediği, dolayısıyla iptali istenilen Yönetmeliğin dayanağı Kanun hükmüne aykırı olduğu, belirtilen nedenlerle dava konusu Yönetmeliğin iptal edilmesi, ayrıca 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanununun Ek 6. maddesinin Anayasaya aykırılığı nedeniyle Anayasa Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerektiği ileri sürülmektedir.

    DAVALININ SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, davanın yasal dava açma süresi içinde açılmadığı, dava konusu Yönetmeliğin 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanununun Ek 6. maddesi gereğince hazırlandığı ve anılan Kanun hükmüne uygun olduğu, diğer taraftan anılan Kanun hükmü ile 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 35. maddesi arasında çelişki bulunmadığı tam tersine her iki Kanun hükmünün birbirini tamamladığı, anılan Kanun hükümleri birlikte değerlendirildiğinde; sonraki tarihli düzenleme olan 2634 sayılı Kanunun Ek 6.maddesi ile, 2863 sayılı Kanunun 35.maddesi uyarınca Cumhurbaşkanı kararı ile tespit edilen ve yayımlanan su altında korunması gerekli kültür ve tabiat varlıklarının bulunduğu bölgelerden "Bakanlıkça belirlenen yerlerde" turizm ve sportif amaçlı dalış yapılabilmesi imkanının getirildiğinin, Bakanlıkça belirlenmeyen yerlerde ise dalış yasağının devam ettiğinin anlaşıldığı, dolayısıyla 2863 sayılı Kanunun 35.maddesinin bertaraf edilmesinin söz konusu olmadığı, iptali istenilen Yönetmeliğin de Kanun uygun olarak su altında korunması gerekli kültür ve tabiat varlığı bulunan bölgelerde turizm ve sportif amaçlı dalış yapılabilecek alanların Kültür ve Turizm Bakanlığınca belirlenmesine ilişkin usul ve esasları düzenlediği, Yönetmeliğin dayanağı olan Kanun hükmünde turizm koruma ve gelişim bölgeleri ve turizm merkezleriyle sınırlı bir kapsam öngörülmemiş olduğu, 2863 sayılı Kanunun 57. maddesinde koruma bölge kurullarına verilmiş görev ve yetkilerin herhangi birisinin dava konusu Yönetmelik ile oluşturulması öngörülen su altı bölge komisyonuna devredilmesinin söz konusu olmadığı, 2634 sayılı Kanunun Ek 6.maddesinde verilen yetkiye dayanılarak, Bakanlıkça turizm ve sportif amaçlı dalış yapılabilecek alanların belirlenebilmesi için (kararları Bakanlık makamınca onaylanan) su altı koruma komisyonunun kurulmasının öngörüldüğü, belirtilen nedenlerle davanın reddine karar verilmesi gerektiği savunulmaktadır.

    DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : …
    DÜŞÜNCESİ : Davanın ehliyet yönünden reddi gerektiği düşünülmektedir.

    DANIŞTAY SAVCISI : …
    DÜŞÜNCESİ : Dava, 20/03/2020 günlü, 31074 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan "Su Altında Korunması Gerekli Kültür ve Tabiat Varlığı Bulunan Bölgelerde Turizm ve Sportif Amaçlı Dalış Alanlarının Belirlenmesine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik"in iptali istemiyle açılmıştır.
    Davalı idarenin süre itirazı yerinde görülmemiştir.
    Dava konusu yönetmelik 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanununun Ek 6. maddesi ve 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin Altıncı Kısmının Dokuzuncu Bölümü hükümlerine dayanılarak hazırlanmıştır.
    2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu'na 01/06/2019 günlü, 30791 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7175 sayılı Turizmi Teşvik Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un 10. maddesiyle eklenen Ek 6. maddede, "Su altında korunması gerekli kültür ve tabiat varlıklarının bulunduğu bölgelerden Bakanlıkça belirlenen yerlerde turizm ve sportif amaçlı dalış yapılabilir. Askerî yasak bölgeler ve güvenlik bölgelerinde ise Millî Savunma Bakanlığının uygun görüşü alınarak turizm ve sportif amaçlı dalış yapılabilir. Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar, Millî Savunma Bakanlığının uygun görüşü alınarak Bakanlıkça yürürlüğe konulacak yönetmelikle belirlenir." hükmüne yer verilmiştir.
    Anayasa'nın "Tarih, kültür ve tabiat varlıklarının korunması" başlıklı 63. maddesinde, " (1) Devlet, tarih, kültür ve tabiat varlıklarının ve değerlerinin korunmasını sağlar, bu amaçla destekleyici ve teşvik edici tedbirleri alır. (2) Bu varlıklar ve değerlerden özel mülkiyet konusu olanlara getirilecek sınırlamalar ve bu nedenle hak sahiplerine yapılacak yardımlar ve tanınacak muafiyetler kanunla düzenlenir." hükmü yer almaktadır.
    23/07/1983 tarihinde yürürlüğe giren 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu ile Anayasa'nın 63. maddesi hükmü çerçevesinde korunması gerekli taşınır ve taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ile ilgili hususlar ve bunlarla ilgili gerçek ve tüzelkişilerin görev ve sorumlulukları düzenlenmiştir.
    2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu'nun 1. maddesinde, "Bu Kanunun amacı; korunması gerekli taşınır ve taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ile ilgili tanımları belirlemek, yapılacak işlem ve faaliyetleri düzenlemek, bu konuda gerekli ilke ve uygulama kararlarını alacak teşkilatın kuruluş ve görevlerini tespit etmektir." hükmüne; aynı Kanun'un "Araştırma, sondaj ve kazı izni" başlıklı 35. maddesinin 3. fıkrasında ise, " Su altında korunması gerekli kültür ve tabiat varlıklarının bulunduğu bölgeler, Cumhurbaşkanı kararı ile tespit edilir ve yayımlanır. Bu bölgelerde, sportif amaçlı dalış yapmak yasaktır, ikinci fıkra hükümlerine göre izin almak şartıyla araştırma ve kazı yapılabilir. " hükmüne yer verilmiştir.
    Dava konusu yönetmeliğin dayanağı olan Turizmi Teşvik Kanunu ise turizm sektörünü düzenleyecek, geliştirecek, dinamik bir
    yapı ve işleyişe kavuşturacak tertip ve tedbirlerin alınmasını sağlamak amacıyla çıkarılmıştır.
    Taşınır ve taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ile ilgili yapılacak işlem ve faaliyetleri düzenlemek üzere yürürlüğe konulan özel kanun niteliğindeki 2863 sayılı Kanunun 35. maddesinin yukarıda yer verilen 3. fıkrasında yer alan, su altında korunması gerekli kültür ve tabiat varlıklarının bulunduğu bölgelerde sportif amaçlı dalış yapılmasının yasaklanması yolundaki hüküm yürürlükten kaldırılmadan veya bu yasada bir değişiklik yapılmadan turizm sektörüne yönelik özel kanun niteliğindeki 2634 sayılı Kanuna 01/06/2019 tarihinde eklenen Ek 6. madde ile su altında korunması gerekli kültür ve tabiat varlıklarının bulunduğu bölgelerden Bakanlıkça belirlenen yerlerde turizm ve sportif amaçlı dalış yapılabileceği düzenlenerek, 2863 sayılı Yasaya herhangi bir atıf yapılmaksızın aynı konuda birbirinden farklı iki düzenleme öngörülmüştür.
    Dava konusu yönetmeliğin dayanağı olan 2634 sayılı Yasanın Ek 6. maddesi 2863 sayılı Yasadan sonraki tarihte yürürlüğe girmiş olup, her ikisi de özel kanun olan anılan kanunlardaki hükümlerin çatışması nedeniyle, doktrinde ve uygulamada kabul edilen yorum ilkelerinden sonraki kanun önceki kanunu ilga eder ilkesi gereğince Ek 6. maddenin yürürlüğe girmesiyle 2863 sayılı Yasanın 35. maddesinin 3. fıkra hükmünün zımnen ilga edildiğinden söz edilebilirse de; anılan kuralın her durumda uygulanma zorunluluğu bulunmadığından, hukuki uyuşmazlığın çözümünde öncelikle ilgili özel kanunlardaki düzenlemelere bakılması, kuralların amacı ve kamu yararının dikkate alınarak kuralların yorumlanması gerekmektedir.
    Anayasa'nın 63. maddesinde yer alan koruma amacı doğrultusunda çıkarılan 2863 sayılı Yasanın taşınır ve taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ile ilgili olarak özel kanun niteliğinde bulunması nedeniyle kültür ve tabiat varlıkları ile ilgili olarak alınacak kararlar, uygulamaya yönelik kısıtlama ve yasaklar, görev ve sorumluluklar 2863 sayılı Yasanın konusu olup, anılan konuların bu yasada düzenlenmesi gerekmektedir. 2863 sayılı Yasanın 35. maddesinin 3. fıkrasında yer alan su altında korunması gerekli kültür ve tabiat varlıklarının bulunduğu bölgelerde sportif amaçlı dalış yapılmasının yasaklanmasına ilişkin hüküm de bu doğrultuda getirilmiştir.
    2634 sayılı Yasa ise turizm sektörüne yönelik özel kanun olup, turizm hizmeti ile bu hizmetin gereği kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgeleri ve turizm merkezlerinin tespiti ile geliştirilmelerine, turizm yatırım ve işletmelerinin teşvik edilmesine, düzenlenmesine ve denetlenmesine ilişkin hükümleri kapsamaktadır. Dava konusu yönetmeliğin dayanağı olan 2634 sayılı yasaya eklenen Ek 6. madde hükmünün gerekçesi ve komisyon raporlarından, madde hükmü ile ülkemizin su altı arkeolojik değerleriyle dünya su altı dalış turizminde önemli bir potansiyele sahip olması nedeniyle, su altında korunması gerekli kültür ve tabiat varlıklarının bulunduğu bölgelerde Bakanlıkça belirlenen alanlarda turizm ve sportif dalış olanağının getirilmesinin amaçlandığı, dolayısıyla getirilen düzenleme ile 2634 sayılı Yasanın turizmi geliştirme amacının öne çıktığı anlaşılmaktadır.
    Bu durumda, kültür ve tabiat varlıkları ile ilgili konuların bulundukları yerden bağımsız olarak 2863 sayılı Yasada düzenlenmesi gerektiği, diğer özel kanunlarla belirlenen yerlerde ise diğer özel kanunların 2863 sayılı yasaya aykırı olmayan hükümlerinin uygulanması gerektiği sonucuna varıldığından, 2863 sayılı Yasanın 35. maddesinin 3. fıkrasında yer alan su altında korunması gerekli kültür ve tabiat varlıklarının bulunduğu bölgelerde sportif amaçlı dalış yapılmasının yasaklanmasına ilişkin hükmün 2634 sayılı Yasanın Ek 6. madde hükmü ile ilga edildiğinin kabulüne olanak bulunmamaktadır.
    Yukarıda açıklanan nedenle, dava konusu yönetmeliğin dayanağı olan 2634 sayılı Kanun'un Ek 6. maddesinin, 2863 sayılı Kanun'un 35. maddesinin, 3. fıkrasıyla çeliştiği, düzenlemenin bu haliyle hukuki belirlilik ilkesine de aykırı olduğu sonucuna varılmakla, hükmün Anayasa'nın 2. ve 63. maddelerine aykırı olması nedeniyle Anayasa Mahkemesine başvurulmasına karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.
    Anayasa'ya aykırılık iddiası ciddi bulunmayarak Anayasa Mahkemesine gönderilmesine karar verilmediği takdirde iptali istenilen "Su Altında Korunması Gerekli Kültür ve Tabiat Varlığı Bulunan Bölgelerde Turizm ve Sportif Amaçlı Dalış Alanlarının Belirlenmesine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik" hükümleri yönünden işin esasının incelenmesine gelince:
    Yukarıda da belirtildiği üzere, 2863 sayılı Yasanın 35. maddesinin 3. fıkra hükmünün 2634 sayılı Yasaya eklenen Ek 6. madde hükmü ile ilga edildiğinin kabulüne olanak bulunmadığı göz önünde bulundurulduğunda, dava konusu yönetmelikle getirilen düzenlemelerin konu itibariyle 2634 sayılı Yasa değil 2863 sayılı Yasanın kapsamında olması nedeniyle 2863 sayılı Yasaya dayanılarak düzenleme yapılması gerektiğinden, yönetmelikte hukuka uyarlık bulunmamaktadır.
    Açıklanan nedenlerle, 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanununun Ek 6. maddesinin Anayasa'ya aykırılığı nedeniyle Anayasa Mahkemesine başvurulmasına, bunun kabul edilmemesi halinde ise "Su Altında Korunması Gerekli Kültür ve Tabiat Varlığı Bulunan Bölgelerde Turizm ve Sportif Amaçlı Dalış Alanlarının Belirlenmesine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik"in iptaline karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.

    TÜRK MİLLETİ ADINA
    Karar veren Danıştay Dördüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dava dilekçesi 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 14. maddesi uyarınca incelendikten sonra gereği görüşüldü:
    İNCELEME VE GEREKÇE:
    MADDİ OLAY:
    20/03/2020 tarih ve 31074 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren "Su Altında Korunması Gerekli Kültür ve Tabiat Varlığı Bulunan Bölgelerde Turizm ve Sportif Amaçlı Dalış Alanlarının Belirlenmesine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik"in iptali istemiyle bakılan dava açılmıştır.
    İLGİLİ MEVZUAT :
    Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın "Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları" başlıklı 135. maddesinde; "...Kamu Kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve üst kuruluşları; belli bir mesleğe mensup olanların müşterek ihtiyaçlarını karşılamak, mesleki faaliyetlerini kolaylaştırmak, mesleğin genel menfaatlere uygun olarak gelişmesini sağlamak, meslek mensuplarının birbirleri ile ve halk ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hakim kılmak üzere meslek disiplini ve ahlakını korumak maksadı ile kanunla konulan ve organları kendi üyeleri tarafından kanunda gösterilen usullere göre yargı gözetimi altında, gizli oyla seçilen kamu tüzel kişileridir..." hükmü yer almaktadır.
    6235 sayılı Türk Mühendis ve Mimarlar Odaları Birliği Kanunu'nun 2. maddesinde ise; Birliğin kuruluş amacı; "Mühendislik ve mimarlık mesleği mensuplarının, müşterek ihtiyaçlarını karşılamak, mesleki faaliyetlerini kolaylaştırmak, mesleğin genel menfaatlere uygun olarak gelişmesini sağlamak, meslek mensuplarının birbirleriyle ve halk ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hâkim kılmak üzere meslek disiplinini ve ahlâkını korumak için gerekli gördüğü bütün teşebbüs ve faaliyetlerde bulunmak..." şeklinde belirlenmiştir.
    Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Mimarlar Odası Ana Yönetmeliği'nin "Amaç" başlıklı 1. maddesinde; bu Yönetmeliğin amacının, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Mimarlar Odasının amaçları, örgütlenmesi, işlev ve işleyişine ilişkin usul ve esasları düzenlemek olduğu, "Kapsam" başlıklı 2. maddesinde; bu Yönetmeliğin, Mimarlar Odasının üyeleri, organlarının görev ve yetkileri, şube ve temsilcilikler, mali hükümler ve oda seçimlerine ilişkin düzenlemeleri kapsadığı, "Odanın Amaçları" başlıklı 6. maddesinde ise; Odanın başlıca amaçlarının;
    a) Mesleki alanda ülke ve kamu çıkarları ile uluslararası gelişmeler çerçevesinde çalışmalar yapmak, mesleğin ve üyelerin değişen toplumsal ve ekonomik yapı içindeki değişen konumlarını izlemek, tespit etmek, değerlendirmek, mesleğin ve üyelerin görev, yetki ve sorumluluklarını düzenlemek, ulusal ve uluslararası ölçekte mesleğin gelişmesini izlemek ve sağlamak,
    b) Meslek onurunu ve üye haklarını korumak,
    c) Ülke içinde ve dışında tüm resmi ve özel kuruluşlarla işbirliği yaparak, mesleğin uygulama ve kuram alanında gelişmesini sağlamak üzere her türlü etkinliklerde bulunmak; bilimsel ve teknik evrakı inceleyerek gereken mesleki denetimleri yapmak,
    d) Mimarlık uygulamasıyla ilgili standart ve normları, yönetmelik ve teknik şartnameleri araştırmak ve incelemek, gerekli düzenlemeleri yapmak,
    e) Eğitim kurumlarıyla işbirliği yaparak mesleki eğitimin gelişmesine katkıda bulunmak,
    f) Üyeler arasındaki dayanışmayı sağlamak ve haksız rekabeti önlemek,
    g) Mimarlık kültürünün korunmasını ve geliştirilmesini sağlamak, bu doğrultudaki başarılı çalışmaları özendirmek olduğu düzenlenmiştir.
    2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde; iptal davalarının idari işlemler hakkında yetki, sebep, şekil, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılacağı belirtildikten sonra ilk inceleme konularının belirlendiği 14. maddenin 3. fıkrasının (c) bendinde, dilekçenin ehliyet yönünden inceleneceği, 15. maddenin 1 fıkrasının (b) bendinde ise; bu hususta Kanun'a aykırılık görülmesi halinde davanın reddedileceği hükme bağlanmıştır.
    HUKUKİ DEĞERLENDİRME :
    2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinde yer alan ve iptal davasının subjektif ehliyet koşulu olan "menfaat ihlali", doktrin ve içtihatlarda dava konusu işlemle davacı arasında kurulan kişisel, meşru, güncel bir menfaat ilişkisi olarak tanımlanmaktadır. Menfaatin kişisel ve meşru olması için hukuki bir durumdan ortaya çıkması gerekir. Sözü edilen menfaat ilişkisinin varlığı ve sınırları her olayda yargı yerince uyuşmazlığın niteliğine göre belirlenmektedir.
    İptal davaları, idarenin hukuka uygun davranmasını sağlayan en önemli denetim araçlarından olmakla birlikte, her idari işleme karşı herkes tarafından iptal davası açılmasının idari işlemlerde istikrarsızlığa neden olmaması ve idarenin işleyişinin bu yüzden olumsuz etkilenmemesi için, dava konusu edilecek işlem ile dava açacak kişi arasında belli ölçüler içinde menfaat ilişkisi bulunmasını öngören yasakoyucu, iptal davaları için "menfaat ihlali"ni, subjektif ehliyet koşulu olarak getirmiştir.
    İptal davasının içtihat ve doktrinde belirlenen hukuki nitelikleri göz önüne alındığında, İdare Hukuku alanında tek yanlı irade açıklamasıyla kesin ve yürütülmesi zorunlu nitelikte tesis edilen işlemlerin, ancak bu idari işlemle doğrudan meşru, kişisel ve güncel bir menfaat ilgisi kurulabilenler tarafından iptal davasına konu edilebileceğinin kabulü zorunludur. Aksi halde, her idari işlemle dolayısıyla da olsa bir menfaat ilgisi kurulmak suretiyle dava açılmasını kabul etmek, dava konusu edilecek işlem ile dava açacak kişi arasında belli ölçüler içinde menfaat ilişkisi bulunması şartının ihlali sonucunu doğurur.
    Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının genel nitelikteki düzenleyici işlemlere karşı sadece kuruluş kanunlarında gösterilen amaçları doğrultusunda dava açma ehliyeti bulunmaktadır. Nitekim konuyla ilgili yasal düzenlemelerde de, bu kuruluşların amaçları dışında faaliyette bulunamayacakları açık bir biçimde yer almıştır.
    Dava konusu Yönetmeliğin "Amaç ve kapsam" başlıklı 1. maddesinde; "Bu Yönetmeliğin amacı; su altında korunması gerekli kültür ve tabiat varlığı bulunan bölgelerden, Kültür ve Turizm Bakanlığınca belirlenen yerlerde yapılacak turizm ve sportif amaçlı dalışlara ilişkin usul ve esasları düzenlemektir." kuralı yer almaktadır.
    Anılan maddede yer alan düzenlemeden de anlaşılacağı üzere, dava konusu Yönetmelik, su altında bulunan kültür ve tabiat varlıklarına yapılacak turizm ve sportif amaçlı dalışlar ve bu dalışlara ilişkin usul ve esasları düzenlemektedir.
    TMMOB ve bu birliğin bir üyesi olan Mimarlar Odasının kuruluş amacı; mühendislik ve mimarlık mesleği mensuplarının, müşterek ihtiyaçlarını karşılamak, mesleki faaliyetlerini kolaylaştırmak, mesleğin genel menfaatlere uygun olarak gelişmesini sağlamak, meslek mensuplarının birbirleriyle ve halk ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hâkim kılmak ve meslek disiplinini ve ahlâkını korumaktır.
    Yukarıda hükmüne yer verilen, gerek 6235 sayılı Kanun'da, gerekse Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Mimarlar Odası Ana Yönetmeliği'nde, Mimarlar Odasının faaliyet alanı; mimarlık mesleğine yönelik iş ve işlemlere yönelik olup, dava konusu Yönetmelik'le düzenlenen, su altında bulunan kültür ve tabiat varlıklarına yapılacak turizm ve sportif amaçlı dalışlara ilişkin herhangi bir mesleki faaliyeti bulunmamaktadır.
    Bu kapsamda, Birlik kapsamındaki her meslek odasının amacının, Kanun'da belirtilmiş faaliyet alanlarının kendi mesleki alanlarıyla sınırlı olduğu kuşkusuzdur.
    Bu durumda, davacı Odanın kuruluş amacı ve faaliyet alanı ile dava konusu işlem birlikte değerlendirildiğinde, dava konusu işlemin davacı Odanın menfaatini etkilemediği, bu nedenlerle davacının subjektif dava açma ehliyetinin bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

    KARAR SONUCU :
    Açıklanan nedenlerle;
    1. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 15. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi uyarınca DAVANIN EHLİYET YÖNÜNDEN REDDİNE,
    2. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam … TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
    3. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca … TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
    4. Posta avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine,
    5. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen otuz (30) gün içinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu nezdinde temyiz yolu açık olmak üzere, 23/11/2023 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.


    (X) KARŞI OY :
    Uyuşmazlığın esasının incelenmesi suretiyle karar verilmesi gerektiği oyuyla, davanın ehliyet yönünden reddi yolundaki karara katılmıyorum.

    2023/111564

    10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

    Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

    Ücretsiz Başla

    Anahtar Kelimeler

    tmmobyönündenehliyetdavanınmilletidördüncüreddineadınadaire

    Kaynak: karar_yargitay

    Taranan Tarih: 25.01.2026 15:55:41

    Ücretsiz Üyelik

    Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

    Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

    Gelişmiş Arama

    10M+ karar arasında akıllı arama

    AI Asistan

    Kaynak atıflı hukuki cevaplar

    İndirme

    DOCX ve PDF formatında kaydet

    Benzer Kararlar

    AI ile otomatik eşleşen kararlar

    Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim