Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2025/698 E.

MCP

Bu Veriyi Kendi Asistanınızda Kullanın

Soorgla MCP ile karar ve mevzuat arşivine Claude, ChatGPT ya da Cursor içinden erişin. Kurulum perpeek üzerinden, tek token.

perpeek’ten Al

Karar Bilgileri

Mahkeme

Hukuk Genel Kurulu

Daire / Kategori

Yargıtay Kararı

Esas No

2025/698

Karar No

2026/234

Karar Tarihi

8 Nisan 2026

Hukuk Genel Kurulu 2025/698 E. , 2026/234 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
SAYISI : 2024/657 E., 2024/89 K.
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 28.03.2024 tarihli ve
2023/13940 Esas, 2024/3403 Karar sayılı BOZMA kararı Taraflar arasındaki Kurum işleminin iptali ve tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı ... vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 10. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, İlk Derece Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
Direnme kararı davalı ... vekilince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA Davacı vekili; müvekkilinin davalı Kuruma 29.07.2019 tarihinde gönderdiği dilekçesiyle 3201 sayılı Kanun’a göre borçlanma talebinde bulunduğunu ve tebligat adresi olarak öncelikle yurt dışı adresini, ardından Türkiye’de yılda birkaç kez misafir olarak kaldığı adresi bildirdiğini, davalı Kurumca borçlanma talebi kabul edilerek borç tahakkuk cetveli düzenlediğini ve müvekkili adına Türkiye’deki adrese usulsüz tebligat çıkarıldığını ileri sürerek Kurum işleminin iptali ile yurt dışı borçlanma talep dilekçesi doğrultusunda borç ödeme ve şartlarının uygulanmasına karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı ... (Kurum/SGK) vekili; davacının yurt dışı borçlanma talebinde bulunması üzerine talebinde bildirdiği adresine gönderilen borç tahakkuk cetvelinin aynı evde yaşayan kişiye tebliğ edildiğini, Kurum işleminin mevzuata uygun olduğunu ileri sürerek davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 14.10.2021 tarihli ve 2020/463 Esas, 2021/476 Karar sayılı kararı ile; davacının yurt dışı borçlanma talep dilekçesinde yurt içi ve dışı adreslerini Kuruma bildirdiği, davalı Kurumca borçlanma tahakkuk cetvelinin davacının yurt içi adresinde yaşayan aile bireyi olduğu belirtilen dava dışı ...’ya tebliğ edildiği, yapılan araştırmaya göre tebligat çıkarılan adreste dava dışı ... ve ...’in yaşadığı, dava dışı ...’nın ise tebliğ tarihinde başka bir adreste ikamet ettiği, tebliğ yapılan kişinin adres bilgileri ile tebligat adresinin uyuşmadığı, kolluk araştırmasına göre dava dışı ...’nın tebligat adresinde yaşamadığı, buna göre davacıya usulüne uygun tebligat yapılmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 08.11.2023 tarihli ve 2021/3111 Esas, 2023/3184 Karar sayılı kararı ile; İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle davalı Kurum vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin ilâm başlığında belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile “...İnceleme konusu davada, davacının 23.07.2019 tarihinde borçlanma talebinde bulunduğu, davalı Kurumun 07.11.2019 tarihli yazı ile borçlanmaya esas tahakkuku tebliğe çıkardığı, davacının 07.09.2020 tarihli dilekçesi ile usulsüz tebligat yapıldığını, resmi adresine yeniden tebliğ çıkarılmasını talep ettiği, davalı Kurumun 13.10.2020 tarihli yazı ile süresinde tamamlanmayan borçlanmanın iptal edildiğini bildirdiği, eldeki davanın ise 09.11.2020 tarihinde açıldığı anlaşılmaktadır. Somut olayda, davacı, davalı Kuruma 23.07.2019 tarihinde borçlanma talebinde bulunmuş, süreli olan bu borçlanma işlemini başlattığı halde makul süre içinde takip etmeyip eldeki davayı 09.11.2020 tarihinde açmıştır. Makul süre geçtiğine göre, davacı sigortalının 23.07.2019 tarihindeki borçlanma başvurusu geçersiz hale gelmiştir. Kuruma borçlanma için başvuran sigortalının, Kurumun işlem yapmaması halinde makul süre içinde işlemin iptali için dava açması gerekir. Borçlanma işlemleri başlatan ancak makul sürede takip etmeyen sigortalının kusurlu bulunduğu açıktır. Bu durumda Mahkemece, talep tarihi itibariyle geçerli bir yurt dışı borçlanmasının bulunmadığı gözetilerek, davacının da talep etmesi halinde, dava dilekçesinin geçerli bir borçlanma başvurusu olduğunun kabulü ile dava tarihinde yürürlükte bulunan mevzuat kapsamında, davacının 4/1-b sigortalılık ve 09.11.2020 tarihinde geçerli ve yine davacı tarafından seçilecek asgari ya da azami prime esas günlük kazanç miktarı üzerinden borçlanabileceğinin tespitine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve kanuna aykırı olup, bozmayı gerektirir...” gerekçesiyle karar bozulmuştur. B. İlk Derece Mahkemesince Verilen Direnme Kararı İlk Derece Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; önceki gerekçeye ilaveten Kurum işleminin usulüne uygun olarak davacıya bildirilmediği, aksinin kabulünün tebliğ işlemindeki usulsüzlükten kaynaklı olarak tebliğ işlemine müdahalesi söz konusu olmayan davacının hak kaybına uğramasına neden olacağı, davacının talebinde haklı olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Direnme kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekilince temyiz isteminde bulunulmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı Kurum vekili; davacının borçlanma talep dilekçesinde belirttiği adrese Kurum yazısının usulüne uygun tebliğ edildiğini, kimsenin kendi kusurundan faydalanamayacağını, Kurum işleminin usul ve yasaya uygun olduğunu belirterek direnme kararının bozulmasını talep etmiştir. C. Uyuşmazlık Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda 23.07.2019 tarihli yurt dışı borçlanma talebine istinaden düzenlenen borç tahakkuk cetvelinin davacının Türkiye’de bildirdiği adresine gönderildiği, davacının 07.09.2020 tarihli dilekçesiyle usulsüz tebligat yapıldığını ve kendi adresine yeniden tebliğ yapılmasını talep etmesi üzerine davalı Kurumca 13.10.2020 tarihli yazıyla yapılacak bir işlemin olmadığının bildirildiği, davanın da 09.11.2020 tarihinde açıldığı dikkate alındığında, borçlanma tahakkuk cetvelinin davacıya usulüne uygun tebliğ edilmediğinden bahisle 23.07.2019 tarihli borçlanma başvurusunun geçerli sayılmasının mı yoksa davanın makul sürede açılmadığı ve davacının talep etmesi hâlinde dava dilekçesinin geçerli bir borçlanma başvurusu olduğu kabul edilerek dava tarihinde yürürlükte bulunan mevzuat kapsamında, 4/1-b sigortalılık ve dava tarihinde geçerli ve yine davacı tarafından seçilecek asgari ya da azami prime esas günlük kazanç miktarı üzerinden borçlanabileceğinin tespitine karar verilmesinin mi gerektiği noktasında toplanmaktadır. D. Gerekçe 1. İlgili Hukuk 3201 sayılı Yurt Dışında Bulunan Türk Vatandaşlarının Yurt Dışında Geçen Sürelerinin Sosyal Güvenlikleri Bakımından Değerlendirilmesi Hakkında Kanun'un (3201 sayılı Kanun) 1 ila 5. ve geçici 9 . maddeleri, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun (5510 sayılı Kanun) 42. maddesi. 2. Değerlendirme 1. Yurt Dışında Bulunan Türk Vatandaşlarının Yurt Dışında Geçen Sürelerinin Sosyal Güvenlikleri Bakımından Değerlendirilmesi Hakkında Kanun ile Türk vatandaşlarının yurt dışında geçen sürelerinin sosyal güvenlikleri bakımından değerlendirilmesi için borçlanma ve buna bağlı olarak yaşlılık sigortasından yararlanma hakkı verilmiş ve bu kişilerin yurt dışındaki ülke sosyal güvenlik kuruluşları kapsamında sosyal güvenliklerine gerek kalmaksızın Türkiye'de sosyal güvenceye kavuşmalarına imkân tanınmıştır. 2. Hizmet borçlanması sosyal güvenlik hakkı elde edilmesinde istisnai bir yöntem olarak primi ödenmediği için hizmet süresinden sayılmayan bazı sürelerin primlerinin borçlanılıp ödenmesi koşuluyla yaşlılık aylığına esas sigortalılık süresi ve prim gün sayısından sayılmasını sağlayan bir yapıyı ifade etmektedir. 3. Sosyal güvenliğin dinamik yapısı, amaç ve kapsamındaki genişleme eğilimi, sosyal risklerin artan etkisi dikkate alındığında yasalarda yer alan ve sosyal güvenliğin çatısını oluşturan bu gibi kavramların sınırlarının belirlenmesinde her zamankinden daha fazla zorunluluk bulunmaktadır. 4. Yurt Dışında Bulunan Türk Vatandaşlarının Yurt Dışında Geçen Sürelerinin Sosyal Güvenlikleri Bakımından Değerlendirilmesi Hakkında Kanun'un "Amaç ve kapsam" başlıklı 17.04.2008 tarihli 5754 sayılı Kanun ile değişik 1. maddesinde; “Türk vatandaşlarının yurt dışında 18 yaşını doldurduktan sonra, Türk vatandaşı iken geçen ve belgelendirilen sigortalılık süreleri ve bu süreleri arasında veya sonunda her birinde bir yıla kadar olan işsizlik süreleri ile yurt dışında ev kadını olarak geçen süreleri, bu Kanunda belirtilen sosyal güvenlik kuruluşlarına prim ödenmemiş olması ve istekleri halinde, bu Kanun hükümlerine göre sosyal güvenlikleri bakımından değerlendirilir.” düzenlemesi bulunmakta iken 10.09.2014 tarihli ve 6552 sayılı Kanun'un 28. maddesi ile değişik son hâlinde; “Türk vatandaşları ile doğumla Türk vatandaşı olup da çıkma izni almak suretiyle Türk vatandaşlığını kaybedenlerin on sekiz yaşını doldurduktan sonra Türk vatandaşı olarak yurt dışında geçen ve belgelendirilen sigortalılık süreleri ve bu süreleri arasında veya sonunda her birinde bir yıla kadar olan işsizlik süreleri ile yurt dışında ev kadını olarak geçen süreleri, bu Kanunda belirtilen sosyal güvenlik kuruluşlarına prim ödenmemiş olması ve istekleri hâlinde, bu Kanun hükümlerine göre sosyal güvenlikleri bakımından değerlendirilir.” hükmüne yer verilmiştir. 5. Aynı Kanun'un "Borçlanma tutarı ve borçlanma tutarının iadesi" başlıklı 17.04.2008 tarihli 5754 sayılı Kanun ile değişik 4. maddesinin 1. fıkrasında ise "Borçlanılacak her bir gün için tahakkuk ettirilecek borç tutarı, başvuru tarihindeki 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 82 nci maddesinde belirtilen prime esas asgari ve azamî günlük kazanç arasında seçilecek günlük kazancın % 32'sidir. Ancak, prime esas asgari günlük kazancın altında olmamak üzere borçlanma tutarına esas alt sınırı farklı bir miktarda belirlemeye Bakanlar Kurulu yetkilidir... Tahakkuk ettirilen borç tutarı, tebliğ edildiği tarihten itibaren üç ay içerisinde ödenir. Ödeme yapılan gün sayısı prim ödeme gün sayısına ve prime esas kazanca dahil edilir. Tahakkuk ettirilen prim borcunu tebligat tarihinden itibaren üç ay içerisinde ödemeyenler için yeniden başvuru şartı aranır." düzenlemesi mevcut olup 02.07.2018 tarihli ve 700 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 97. maddesiyle bu fıkrada yer alan “Bakanlar Kurulu” ibaresi “Cumhurbaşkanı” şeklinde değiştirilmiş yine 17.07.2019 kabul tarihli ve 7186 sayılı Kanun'un 9. maddesiyle “% 32’sidir.” ibaresi “% 45’idir.” şeklinde değiştirilerek anılan değişikliğin 01.08.2019 tarihinden itibaren yürürlüğe gireceği belirtilmiş, 7186 sayılı Kanun'un 13. maddesiyle 3201 sayılı Kanun'a "Kısmi aylık bağlanmış olanlar dahil olmak üzere bu maddenin yürürlük tarihinden önce yurt dışında geçen sürelerini borçlanma talebinde bulunanlardan tahakkuk ettirilen borçlarını yasal süresi içinde ödeyenlerin, sigortalılık sürelerinin hangi statüde değerlendirileceğinin ve tahakkuk ettirilecek borç tutarının tespitinde önceki hükümler esas alınır." şeklinde geçici 9. madde eklenmiştir. 6. Yine 3201 sayılı Kanun’un “Süre tespiti ve sigortalılığın başlangıcı” kenar başlıklı 5. maddesinin ilk hâli 57 54... sayılı Kanunlar ile; “Yurt dışındaki sigortalılık sürelerinin tespitinde, bunu belirten ve istek sahibinin ibraz edeceği ispatlayıcı belgelerde kayıtlı bulunan tarihler arasındaki son tarihten geriye doğru olmak üzere gün sayıları esas alınır, bu tespitte 1 yıl 360 gün, 1 ay 30 gün hesaplanır. Sosyal güvenlik kanunlarına tabi hizmetleri olanların, borçlandıkları gün sayısı, prim ödeme gün sayıları ile ilgili hizmetlerine katılır. Sigortalılığın başlangıç tarihinden önceki süreler borçlanılmış ise, sigortalılığın başlangıç tarihi, borçlanılan gün sayısı kadar geriye götürülür. Sosyal güvenlik kuruluşlarına tabi hizmeti bulunmayan istek sahiplerinin sigortalılıklarının başlangıç tarihi, borçlarını tamamen ödedikleri tarihten borçlanılan gün sayısı kadar geriye götürülen tarihtir. (Ek fıkra: 17/4/2008-5754/79 md.) Yurt dışı hizmet borçlanmasına ait süreler 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununa göre hangi sigortalılık haline göre geçmiş sayılacağının belirlenmesinde; Türkiye’de sigortalılıkları varsa borçlanma talep tarihindeki en son sigortalılık haline göre, sigortalılıkları yoksa aynı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında geçmiş sigortalılık süresi olarak kabul edilir. (Ek fıkra: 17/4/2008-5754/79 md.) Sosyal güvenlik sözleşmesi yapılmış ülkelerdeki hizmetlerini, bu Kanuna göre borçlananların, sözleşme yapılan ülkede ilk defa çalışmaya başladıkları tarih, ilk işe giriş tarihi olarak dikkate alınmaz. (Ek cümle: 10/09/2014-6552 S.K./29. md) Ancak, uluslararası sosyal güvenlik sözleşmelerinde Türk sigortasına girişinden önce âkit ülke sigortasına girdiği tarihin Türk sigortasına girdiği tarih olarak kabul edileceğine ilişkin özel hüküm bulunan ülkelerdeki sigortalılık sürelerini borçlananların âkit ülkede ilk defa çalışmaya başladıkları tarih, ilk işe giriş tarihi olarak kabul edilir.” şeklinde değiştirilmiştir. 7. Ancak 17.07.2019 tarihli ve 7186 sayılı Kanun’un 10. maddesi ile 5. maddenin başlığı “Süre tespiti ve sigortalılığın başlangıcı” iken "Süre tespiti, sigortalılığın başlangıcı ve sürelerin değerlendirilmesi" olarak; 4. fıkrası ise “Yurt dışı hizmet borçlanmasına ait süreler 5510 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında geçmiş sigortalılık süresi olarak kabul edilir.” şeklinde değiştirilmiş ayrıca maddeye fıkra eklenmiş ve böylece madde son hâlini almıştır. 8. Yeri gelmişken belirtilmelidir ki, borçlanma yasalarının istisnai düzenlemeler olduğu dikkate alındığında sigortalı lehine yorum ilkesinden söz edilerek yasalarda açıkça düzenlenen hususların dışına çıkılmasına imkân bulunmamaktadır. Bu nedenle yurt dışı hizmet borçlanmasının değerlendirilmesinde yasanın amacından hareket etmek gerekir. 9. Yurt dışı hizmet borçlanması yönünden 3201 sayılı Kanun'un 4. maddesinde borçlanma tutarının belirlenmesinde "başvuru tarihi" kriteri esas alınarak başvuru tarihindeki 5510 sayılı Kanun'un 82. maddesinde belirtilen prime esas asgari ve azami günlük kazanç miktarlarına göre tahakkuk ettirilen borç tutarının tebliğ edildiği tarihten itibaren üç ay içerisinde ödenmesi gerektiği düzenlemesi yer almakta olup maddede öngörülen üç aylık sürenin geçirilmesi durumunda borçlanma bedeli olarak ödenecek prim miktarının nasıl belirleneceği üzerinde durulmalıdır. 10. Bu durumda Kurum işleminin hukuka uygun olması kriter olarak alınmalıdır. Kurum, yapılan borçlanma başvurusunu hukuka uygun olarak değerlendirmi ve yaptığı borç tahakkukunu tebliğ etmiş, buna rağmen borçlanma bedeli 3201 sayılı Kanun'da belirtilen üç aylık süre içinde ödenmemiş ise aynı Kanun'un 4. maddesi gereği borçlanmak için Kuruma yeniden başvuru gerektiğinden davanın açıldığı tarihe bakılmaksızın başvuru tarihindeki primlerin esas alınmasına ilişkin isteğin reddine karar verilmelidir. 11. Kurum işleminin hukuka aykırı olması hâlinde ise uyuşmazlığın makul süre gözetilerek çözüme kavuşturulması gerekmektedir. Makul sürenin belirlenmesinde ise 5510 sayılı Kanun’un 42. maddesindeki hükümden yararlanılabilir. Anılan maddede, “Kurum, sigortalıya veya hak sahiplerine bağlanacak gelir, aylık veya toptan ödemeleri, gerekli belgelerin ve incelemelerin tamamlandığı tarihten itibaren en geç üç ay içinde hesap ve tespit ederek sonuçlarını yazı ile bildirir.” düzenlenmesi bulunmakta olup mülga 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 116. maddesindeki “Kurum malûllük yaşlılık ve ölüm sigortalarından aylık bağlanması veya toptan ödeme yapılması için gerekli belgeler tamamlanınca, bağlanacak aylıkları ve yapılacak toptan ödemeleri hesap ve tesbit ederek en geç üç ay içinde ilgililere yazı ile bildirir.” şeklindeki hükmün de aynı doğrultuda olduğu görülmektedir. 3201 sayılı Kanun’un 4. maddesinde de üç aylık ödeme süresi öngörüldüğü dikkate alındığında tüm bu yasal düzenlemelere göre 3201 sayılı Kanun ile ilgili uyuşmazlıklarda üç aylık sürenin makul süre olarak kabulü gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır. 12. Makul süre ile ilgili bu tespitten sonra tekrar konuya dönüldüğünde; Kurumun hukuka aykırı işlemine karşı işlemin tebliğ tarihinden itibaren üç aylık makul süre içinde dava açılması durumunda borçlanılacak prim miktarının başvuru tarihindeki; üç aylık makul süre geçtikten sonra dava açılması durumunda ise dava yeni bir borçlanma iradesi kabul edilerek davanın açıldığı tarihindeki prim miktarları esas alınmak suretiyle borçlanma bedelinin belirlenmesi gerekir. 13. Diğer bir olasılık da Kurumun borçlanma talebini değerlendirmeyip cevapsız bırakmasıdır. Bu durumda 5510 sayılı Kanun’un 42. maddesinde belirtilen üç aylık süre geçtiğinde Kurumun talebi reddetmiş olduğu esas alınarak anılan üç aylık bekleme süresine yukarıda belirtilen üç aylık makul süre (3+3=6 ay) eklenmeli, davanın Kuruma başvuru tarihinden itibaren 6 aylık süre içinde açılması durumunda yine Kuruma ilk başvurunun yapıldığı tarihteki; başvuru tarihinden itibaren altı aylık sürenin geçmesinden sonra dava açılması durumunda ise makul sürenin geçtiği ancak Kurum tarafından da başvuruya bir cevap verilmediği gözetilerek davanın açıldığı tarihteki prim miktarları esas alınarak borçlanma bedelinin belirlenmesi gerekecektir. 14. Nitekim Hukuk Genel Kurulunun 21.05.2025 tarihli ve 2024/10-167 Esas, 2025/331 Karar ile 15.05.2024 tarihli ve 2023/10-610 Esas, 2024/235 Karar sayılı kararlarında da aynı ilkeler benimsenmiştir. 15. Somut olayda davacının 23.07.2019 tarihli dilekçesi ile yurt dışında çalışılan ve 4800 boşta geçen günü davalı Kuruma müracaat etmek suretiyle borçlanma talebinde bulunduğu, borçlanma talep dilekçesinde doldurulması zorunlu olan Türkiye adres sütununda “Doktor Sadık Ahmet Caddesi ... Sitesi No:... ... Blok No:.. Avcılar İstanbul" adresini bildirdiği, davalı Kurum tarafından 07.11.2019 tarihli yurt dışı hizmet borçlanması konulu, ekinde borç tahakkuk cetvelinin yer aldığı yazının iadeli taahhütlü olarak davacının borçlanma talep dilekçesinde bildirdiği adresine tebliğe çıkarıldığı ve aile bireyi olduğu belirtilen dava dışı ...'ya 14.11.2019 tarihinde tebliğ edildiği, davacının 07.09.2020 tarihli dilekçesiyle tebligat yapılan adreste yaşamadığını, usulsüz tebligat yapıldığını ve kendi adresine yeniden tebligat yapılmasını talep etmesi üzerine davalı Kurumca 13.10.2020 tarihli yazıyla yapılacak bir işlem olmadığının bildirildiği, davanın da 09.11.2020 tarihinde açıldığı anlaşılmaktadır. 16. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Kuruma borçlanma için başvurulması ve Kurumun başvuruyu cevapsız bırakarak işlem yapmaması hâlinde makul süre içinde dava açılması gerekmekte olup 23.07.2019 tarihli yurt dışı borçlanma talebine istinaden bildirilen adrese çıkarılan borç tahakkuk cetvelinin yer aldığı tebligatın 14.11.2019 tarihinde tebliğ edildiği ancak davacının Kuruma yaptığı başvurunun akibetini araştırmadığı ayrıca davayı başvuru tarihinden itibaren 3 aylık bekleme süresini takiben 3 aylık makul süre içerisinde açması gerekirken 09.11.2020 tarihinde açtığı dikkate alındığında makul süre geçtiğine göre 23.07.2019 tarihindeki borçlanma başvurusunun geçersiz hâle geldiği açıktır. Bu itibarla davacının talep etmesi hâlinde dava dilekçesinin geçerli bir borçlanma başvurusu olduğu kabul edilerek dava tarihinde yürürlükte bulunan mevzuat kapsamında, 4/1-b sigortalılık ve dava tarihinde geçerli ve yine davacının seçeceği asgari ya da azami prime esas günlük kazanç miktarı üzerinden borçlanabileceğinin tespitine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile aksi yönde verilen direnme kararı usul ve yasaya uygun bulunmamıştır. 17. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki hükümde direnilmesi doğru olmamıştır. 18. O hâlde direnme kararı bozulmalıdır. VII. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davalı ... vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 371. maddesi gereğince BOZULMASINA, Dosyanın HMK'nın 373. maddesinin 1. fıkrası uyarınca İlk Derece Mahkemesine, karardan bir örneğin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 08.04.2026 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla
perpeek

Veriye Tarayıcıdan DeğilAsistanınızdan Ulaşın

perpeek bir MCP pazaryeri. Tek uç nokta ve tek token ile onlarca satıcının verisine Claude, ChatGPT ya da Cursor içinden erişirsiniz — hukuktan finansa. Soorgla da bu pazarda.

Tek Pazar, Çok Kaynak

Onlarca satıcının MCP’si aynı yerde.

Tek Token

Her kaynak için ayrı hesap ve anahtar yok.

perpeek AI

Kaynakları birlikte kullanan kendi asistanı.

Mobil ve Masaüstü

Uygulamalarıyla her yerden erişim.