Yargıtay HGK 2021/466 E. 2023/396 K.

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

Hukuk Genel Kurulu

Daire / Kategori

Yargıtay Kararı

Esas No

2021/466

Karar No

2023/396

Karar Tarihi

3 Mayıs 2023

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ: Sulh Hukuk Mahkemesi

  1. Taraflar arasındaki mirasçılık belgesinin iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Kilis Sulh Hukuk Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar davalılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 14. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnme kararı verilmiştir.

  2. Direnme kararı davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.

  3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği düşünüldü:

I. YARGILAMA SÜRECİ

Davacı İstemi

  1. Davacı Hazine vekili dava dilekçesinde; ... uyruklu mirasbırakan ...'nin 03.03.1992 tarihinde vefat ettiğini, 1062 sayılı Kanun ile bu Kanuna dayanılarak çıkartılan 13.01.1939, 14.2.1942 ve 18.11.1957 Kararnamelerle ... uyruklu kişilerin Türkiye'deki taşınmazları üzerindeki mülkiyet haklarına sınırlandırma getirildiğini, 01.10.1966 tarihli kararnameyle de taşınmazlarına el konulduğunu, davalıların murisi ...'nin ölmeden önce ... vatandaşı olduğunu, bu kişinin taşınmazları üzerindeki miras hakkının, mirasçıları Türk vatandaşı olsa dahi davalılara geçmeyeceğini ve mirasçılık belgesinde yasal kısıtlamaların gösterilmediğini ileri sürerek Gaziantep 1. Sulh Hukuk Mahkemesinin 13.07.1994 tarihli ve 1994/677 Esas, 1994/785 Karar sayılı mirasçılık belgesinin iptaline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı Cevabı

  1. Davalılar vekili cevap dilekçesi ile; davanın reddini savunmuştur.

Mahkemenin Birinci Kararı

  1. Kilis Sulh Hukuk Mahkemesinin 04.06.2012 tarihli ve 2011/195 Esas, 2012/517 Karar sayılı kararı ile; tüm dosya kapsamı ile Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğünün cevabi yazısı, dinlenen tanık beyanları doğrultusunda, kök muris ... ile mirasçılarının ... uyruklu olduklarının ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Özel Dairenin Birinci Bozma Kararı

  1. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı Hazine vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.

  2. Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 13.03.2013 tarihli ve 2012/5523 Esas, 2013/2755 Karar sayılı kararı ile;“…Dava, mirasçılık belgesinin iptali istemine ilişkindir.

Mahkemece miras bırakan ...'nin ... Uyruklu olduğunun kanıtlanamadığı gerekçe gösterilerek davanın reddine karar verilmiş ise de; yapılan araştırma, soruşturma yetersiz olduğu gibi varılan sonuç yasal düzenlemelere de uygun düşmemiştir.

743 Sayılı Türk Kanunu Medenisi'nin 517. maddesi hükmünde “mirasın ölümle açılacağını”, 519 522 maddelerinde ise mirasçı olabilmek için murisin vefatında sağ ve mirasçılığa ehil olmak gerektiği açıklanmıştır.

Öte yandan; 28.05.1927 tarih 1062 Sayılı Yasa ile bu yasaya dayanılarak çıkarılan 1.10.1966 tarih 6/7104 Sayılı Kararname Hükümlerine göre de ... Uyrukluların Türkiye'de bulunan menkul, tapulu ve tapusuz gayrimenkul mallarına Hazine tarafından elkonulmuştur.

Somut olaya gelince; miras bırakan ...'nin nüfusa kayıtlı olmadığı, Türk Vatandaşlığına geçmek için mevcut bir başvurusunun da olmadığı dosya içeriği ile belirlenmiştir. Ne var ki; mahkemece davacı Hazine tarafından ileri sürülen ve Türkiye'nin Halep Başkonsolosluğundan alındığı belirtilen belgelerin geçerliliği ile ilgili araştırma yapılmamış olması nedeniyle miras bırakanın ... Uyruklu olup olmadığı duruksamasız belirlenmemiştir.

Hal böyle olunca; miras bırakan ...'nin davacı tarafın dayandığı ... ve ...'deki Türk Makamlarından alındığı ileri sürülen belgelerin asılları veya onaylı örnekleri getirtilip, içeriği ve kapsamı değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi isabetsizdir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.

Mahkemenin İkinci Kararı

  1. Kilis Sulh Hukuk Mahkemesinin 14.01.2014 tarihli ve 2013/464 Esas, 2014/45 Karar sayılı kararı ile; (bozma kararına uyulmasına karar verildikten sonra) iptali istenilen Gaziantep 1. Sulh Hukuk Mahkemesinin 1994/677 Esas, 1994/785 Karar sayılı mirasçılık belgesi incelendiğinde, Türkiye’de bir kısım taşınmazları olan ... uyruklu murisin 03.03.1992 tarihinde vefat ettiği, geriye mirasçı olarak Türk uyruklu eşi ...’dan olma Türk vatandaşı çocukları ..., ..., ...(...), ...(...), ... (...)'yı bıraktığı, veraset ilâmının o dönemde yürürlükte bulunan Türk Medeni Kanunu ve 2675 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanuna uygun olarak verildiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Özel Dairenin Onama Kararı

  1. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı Hazine vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.

  2. Yargıtay (Kapatılan) 14. Hukuk Dairesinin 02.04.2015 tarihli ve 2015/2895 Esas, 2015/3614 Karar sayılı kararı ile; mahkemece bozma ilâmı doğrultusunda araştırma ve inceleme yapılarak karar verildiği gerekçesiyle hükmün onanmasına karar verilmiştir.

Karar Düzeltme Talebi Üzerine Özel Dairenin İkinci Bozma Kararı

  1. Özel Dairenin kararına karşı davacı Hazine vekili karar düzeltme talebinde bulunmuştur.

  2. Yargıtay (Kapatılan) 14. Hukuk Dairesinin 14.01.2016 tarihli ve 2015/10333 Esas, 2016/412 Karar sayılı kararı ile; “…Davacı, ... uyruklu ... oğlu ... bir kısım mirasçılarının ... uyruklu, diğer mirasçılarının ise Türk uyruklu olduğunu, belirtilen taşınmazların tapuda muris adına kayıtlı olduğunu, mirasçısı ...'nin mirasçılık belgesinde yasal kısıtlamaların gösterilmediğini, bu nedenle Gaziantep 1. Sulh Hukuk Mahkemesinin 13.07.1994 tarihli ve 1994/677 Esas, 1994/785 Karar sayılı mirasçılık belgesinin iptaline karar verilmesini talep etmiştir.

Lozan Barış Antlaşmasından sonra, Türkiye ... arasındaki ilişkilere bağlı olarak, ... uyruklulara ilişkin birçok düzenleme yapılmıştır. ... Hükümeti'nin, vatandaşlarımızı mülkiyet haklarından mahrum eden tutumları karşısında, 1062 sayılı Kanunun verdiği yetkiye dayanılarak misilleme tedbiri almak zorunluluğunu duyulmuş ve ... uyrukluların Türkiye'deki gayrimenkullerine tasfiye maksadıyla el koyma kararı alınmıştır.

Ülkemizde, Suriyelilere ait gayrimenkuller üzerindeki temliki tasarruflar, Bakanlar Kurulunun 13.1.1939 günlü ve 2/10250; 14.2.1942 günlü ve 2/17317 sayılı ve 18.1.1958 günlü ve 4/9697 sayılı Kararları ile kısıtlamış bulunmaktadır. El konulan ... uyruklulara ait mallar hakkında yapılacak işlemler, kararname ekinde yer alan 17.10.1966 tarihli ve 12428 sayılı "... Uyrukluların Mallarının Tespiti ve Bu Mallara El Konulması Hakkında Yönetmelik" hükümlerinde belirtilmiştir.

Bakanlar Kurulunun 25.09.1967 tarihli ve 6/8890 sayılı Kararı ile yürürlüğe konulan 06.11.1967 tarihli ve 12743 sayılı "... Uyruklu Özel ve Tüzel Kişilerin Hazinece El konulan Mallarının İdaresi Hakkındaki Yönetmelik" hükümleriyle de ... uyruklu özel ve tüzel kişilere ait olup, Bakanlar Kurulu Kararıyla el konulan taşınır ve taşınmaz mallar ile bunlara dayanan hak ve menfaatlerin idare esasları belirlenmiş ve bu konudaki yetki Maliye Bakanlığına verilmiştir.

Söz konusu yönetmelikte, Suriyelilerin Türkiye'de bulunan taşınmaz malları hakkında Bakanlar Kurulunun 1./1.1939, 14.2.1942 18.11.1957 günlü ve 2/10250, 2/17317, 4/9697 sayılı Kararlarıyla konulmuş takyitlerin devam edeceği belirtilmiştir.

El koyma ve idare bakımından 17.10.1966 tarihinde bihakkın iktisap edilmiş uyrukluk esas olduğu açıkça belirtilmiş ancak, 13.1.1939, 14.2.1942, 18.11.1957 günlü kararnamelerle takyidat konulan taşınmaz malların ... uyruklu malikleri, 13.1.1939 dan sonra başka bir devlet uyrukluğuna geçmiş olsalar dahi, taşınmaz malları yönünden ... uyruklu ad ve itibar olunacağı belirtilmiştir.

13.01.1939 tarihinde ... uyruklu olanlar, 13.01.1939 tarihinden sonra Türkiye'nin Mütekabiliyet anlaşmasının olduğu başka ülke vatandaşlığına geçmiş olsalar bile, Türkiye'deki taşınmazları yönünden ... uyruklu sayılır ve 17.10.1966 tarihli ve 12428 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile Türkiye'deki taşınmazlarına el konulur.

Murisin öldüğü 03.03.1992 tarihinde yürürlükte olan 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi'nin 517. maddesi hükmünde, mirasın ölümle açılacağı, 519, 522 maddelerinde ise mirasçı olabilmek için murisin vefatında sağ ve mirasçılığa ehil olmak gerektiği açıklanmıştır.

Yukarıda açıklanan kanun ve Bakanlar Kurulu Kararları ile ... uyrukluların Türkiye'de bulunan menkul, tapulu ve tapusuz gayrimenkul mallarına Hazine tarafından el konulmuştur.

Miras hakkı temel haklardan olup, ancak kamu yararı amacıyla kanunla sınırlanabilir (T.C. Anayasası m. 35).

... uyruklu muris Türk mirasçı bırakmış ise miras ölümle açılacağından ölüm tarihinde yürürlükte olan kararname önem arz etmektedir.

Somut olayda muris 03.03.1992 tarihinde vefat etmiştir. Bu tarihte yürürlükte olan kararnameler nedeniyle murisin mallarına devletçe hukuken el konulmuş bulunduğundan bu mallar olduğu gibi davalı Türk mirasçıya geçmez. Sadece emanete alınan bedelleri olduğu gibi Türk mirasçıya verilir. O halde iptali istenen mirasçılık belgesinde hak ehliyeti yönünden 01.10.1966 günlü ve 6/7104 sayılı Kararnameye işaret edilmeden verilmiş mirasçılık belgesinin iptaline karar vermek gerekirken, davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bu sebeple hükmün bozulmasına karar verilmiştir…” gerekçesiyle onama kararı kaldırılarak hükmün oy çokluğu ile bozulmasına karar verilmiştir.

Mahkemenin Üçüncü Kararı

  1. Kilis Sulh Hukuk Mahkemesinin 05.03.2019 tarihli ve 2016/259 Esas, 2019/218 Karar sayılı kararı ile; (bozma kararına uyulmasına karar verildikten sonra), somut olayda muris 03.03.1992 tarihinde vefat ettiği, bu tarihte yürürlükte olan kararnameler nedeniyle murisin mallarına Devletçe hukuken el konulmuş bulunduğundan bu malların olduğu gibi davalı Türk mirasçılara geçmeyeceği, sadece emanete alınan bedellerinin olduğu gibi Türk mirasçılara verileceği gerekçesiyle davanın kabulüne, Gaziantep 1. Sulh Hukuk Mahkemesinin 1994/677 Esas, 1994/785 Karar sayılı veraset ilâmının iptaline karar verilmiştir.

Özel Dairenin Üçüncü Bozma Kararı

  1. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.

  2. Yargıtay (Kapatılan) 14. Hukuk Dairesinin 02.07.2020 tarihli ve 2019/2787 Esas, 2020/4311 K. sayılı kararı ile; “…I A) 7.11.1982 tarihli ve 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının; "Mülkiyet hakkı" kenar başlıklı 35. maddesinde, Herkesin, mülkiyet ve miras haklarına sahip olduğu; bu hakların, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabileceği; mülkiyet hakkının kullanılmasının toplum yararına aykırı olamayacağı,

B) 28.5.1927 tarihli ve 1062 sayılı "Hudutları Dahilinde Tebaamızın Emlakine Vaziyet Eden Devletlerin Türkiye'deki Tebaaları Emlakine Karşı Mukabelei Bilmisil Tedabiri İttihazı Hakkında Kanun"un 1. maddesinde, "İdari mukarrerat veya fevkalade veya istisnai kanunlarla Türkiye tebaasının hukuku mülkiyetini kısmen veya tamamen tahdit eden devletlerin Türkiye'deki tebaasının hukuku mülkiyeti dahi icra Vekilleri Heyeti karariyle Hükümet tarafından mukabelei bilmisil olmak üzere kısmen veya tamamen tahdit ve menkulat ve gayrimenkulatına vaziyet olunabilir.

Vaziyed edilen emvalin varidatı ve ledelicap tasfiyelerinden mütevelit hasılatı, vesaika istinaden isbat edecekleri zarar nispetinde, zarar gören Türk tebasına tevzi olunur.",

C) 22.11.2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun;

  1. "Mirasçılık belgesi" kenar başlıklı 598. maddesinde, "Başvurusu üzerine yasal mirasçı oldukları belirlenenlere, sulh mahkemesince veya noterlikçe mirasçılık sıfatlarını gösteren bir belge verilir.

Mirasçı atamaya veya vasiyete ilişkin ölüme bağlı tasarrufa mirasçılar veya başka vasiyet alacaklıları tarafından kendilerine bildirilmesinden başlayarak bir ay içinde itiraz edilmedikçe, lehine tasarrufta bulunulan kimseye, sulh mahkemesince atanmış mirasçı veya vasiyet alacaklısı olduğunu gösteren bir belge verilir.

Mirasçılık belgesinin geçersizliği her zaman ileri sürülebilir.

Ölüme bağlı tasarrufun iptaline ilişkin dava hakkı saklıdır.",

2)Mirasın mirasçılar tarafından kazanılmasını düzenleyin 599. maddesinde,

"Mirasçılar, mirasbırakanın ölümü ile mirası bir bütün olarak, kanun gereğince kazanırlar.

Kanunda öngörülen ayrık durumlar saklı kalmak üzere mirasçılar, mirasbırakanın aynî haklarını, alacaklarını, diğer malvarlığı haklarını, taşınır ve taşınmazlar üzerindeki zilyetliklerini doğrudan doğruya kazanırlar ve miras bırakanın borçlarından kişisel olarak sorumlu olurlar.

Atanmış mirasçılar da mirası, mirasbırakanın ölümü ile kazanırlar. Yasal mirasçılar, atanmış mirasçılara düşen mirası onlara zilyetlik hükümleri uyarınca teslim etmekle yükümlüdürler.",

  1. "Taşınmaz mülkiyetinin kazanılması" kenar başlıklı 705. maddesinde,

"Taşınmaz mülkiyetinin kazanılması, tescille olur.

Miras, mahkeme kararı, cebrî icra, işgal, kamulaştırma hâlleri ile kanunda öngörülen diğer hâllerde, mülkiyet tescilden önce kazanılır. Ancak, bu hâllerde malikin tasarruf işlemleri yapabilmesi, mülkiyetin tapu kütüğüne tescil edilmiş olmasına bağlıdır.",

Hükümlerine yer verilmiştir.

II Anayasanın 35. maddesinde herkesin miras ve mülkiyet hakkına sahip olduğu ve bu hakların korunmasına ilişkin hükümlerden herkesin faydalanacağı düzenlenmiştir. ... Hükümetinin Türk vatandaşlarının ...'de bulunan taşınmazlarına müdahalelerde bulunması üzerine, 1062 sayılı Hudutla­rı Dâhilinde Tebaamızın Emlakine Vaziyet Eden Devletlerin Türkiye’deki Tebaaları Emlakine Karşı Mukabelei Bilmisil Tedabiri İttihazı Hakkındaki Kanunla sınırlayıcı hükümler getirilmiştir.

1062 sayılı Kanunun 1. maddesine göre idari kararlar veya olağanüstü veya istisnai kanunlarla Türk vatandaşlarının mülkiyet haklarını kısmen veya tamamen sınırlandıran devletlerin Türkiye'deki te­baasının mülkiyet hakları Bakanlar Kurulu Kararıyla mukabele i bilmisil olmak üzere kısmen veya tamamen sınırlandırılacak, menkul ve gayrimenkullerine el konulacak, el konulan malların gelirleri ve tasfiyelerinden doğacak hâsılat ise belgelerle ispat edilen zararları oranında zarar gören Türk vatandaşlarına dağıtılacaktır.

1062 sayılı Kanuna dayanılarak çıkarılan Bakanlar Kurulunun 13.01.1939 günlü ve 2/17317 sayılı Kararı ile ... ve Lübnan uyruklulara ait taşınmazların başkalarına devir ve ferağı yasaklanmış; 14.02.1942 günlü ve 2/17317 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile de muvazaalı temliklerin önlenmesi yönünden ... ve Lübnan uyruklu özel ve tüzel kişilerin borçlarından dolayı, malları üzerinde haciz konularak satışlarının yapılması yasaklanmış, kamulaştırma bedelinin de Hazine elinde emaneten muhafaza edilmesi gerektiği kabul edilmiştir.

18.11.1957 günlü ve 4/9697 sayılı Kararla da ... uyruklulara ait olan taşınmazların rızai taksim ve ifrazına müsaade edilmemiş, ortaklığın giderilmesinin ancak mahkeme kararı ile olabileceği, satış suretiyle ortaklığın giderilmesine karar verildiği takdirde paranın Hazine yedinde emaneten muhafaza edilmesi kabul edilmiştir.

01.10.1966 günlü ve 6/7104 sayılı ... Uyrukluların Mallarının Tespiti ve Bu Mallara El Konulması Hakkındaki Yönetmeliğin 1. maddesinde; ... uyruklu tüm özel ve tüzel kişilerin Türkiye'de bulunan taşınır ve taşınmaz mallarına Hazinece el konulacağı, 11. maddesinde ise Hazinenin müdahil olarak katılması gerektiği öngörülmüştür.

1062 sayılı Kanunun ve bu Kanununa dayanılarak çıkarılan Bakanlar Kurulu Kararlarının amacı, Türk vatandaşlarının mülkiyet haklarını kısmen veya tamamen sınırlandıran devletlerin Türkiye'de bulunan vatandaşlarının mülkiyet haklarını benzer sınırlamalara tâbi tutmaktır.

Somut olayda, muris 03.03.1992 tarihinde ... vatandaşı olarak vefat etmiş olup davalı mirasçıları ise Türk vatandaşıdır.

4721 sayılı Kanunun 599. madde hükmü uyarınca, davalı Türk vatandaşı mirasçılar, miras bırakanın ölümü ile mirası bir bütün olarak, kanun gereğince kazanmıştır. Taşınmaz mülkiyetinin kazanılması kural olarak tescille olmasına karşın aynı Kanunun 705. maddesi uyarınca, mirasçılar terekeye dahil taşınmaz mallar üzerindeki mülkiyet hakkına tescilden önce sahip olmuşlardır.

Anayasanın 35. maddesi herkesin, mülkiyet ve miras haklarına sahip olduğunu; bu hakların, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabileceğini öngörmüştür. 1062 sayılı Kanun ve bu Kanuna dayanılarak çıkarılan 1939, 1942, 1957 ve 1966 tarihli kararnamelerle getirilen sınırlamalar iradi tasarruflara ve muvazaalı işlemlere yönelik olup, ... uyruklu kişilerden kanun gereğince miras hakkı kazanan Türk vatandaşlarının miras haklarına herhangi bir sınırlandırma getirmemiştir.

Açıklanan nedenlerle, Türk vatandaşlarının mirasçı olduğunu tespit eden Gaziantep 1. Sulh Hukuk Mahkemesinin 13.07.1994 tarihli ve 1994/677 Esas, 1994/785 Karar sayılı mirasçılık belgesinin iptaline yönelik açılan davanın reddedilmesi gerekirken davanın kabulüne karar verilmiş olması doğru görülmemiş ve hükmün bu nedenlerle bozulması gerekmiştir…” gerekçesiyle karar oy çokluğu ile bozulmuştur.

Mahkemenin Direnme Kararı

  1. Kilis Sulh Hukuk Mahkemesinin 30.12.2020 tarihli ve 2020/702 Esas, 2020/1260 Karar sayılı kararı ile; Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 14.01.2016 tarihli bozma kararına uyularak davanın kabulüne karar verilmesi ile davacı lehine usuli kazanılmış hak doğduğunun kabulü gerektiği, ayrıca mirasbırakanın 03.03.1992 tarihinde vefat ettiği, vefat tarihinde yürürlükte olan 743 sayılı Medeni Kanun’un 517 nci maddesinde mirasın ölümle açılacağı, 519 ve 522 nci maddelerinde ise mirasçı olabilmek için murisin vefatında sağ ve mirasçılığa ehil olmanın gerektiğinin düzenlendiği, ... uyruklu mirasbırakan yönünden yapılacak değerlendirmede miras ölümle açılacağından ölüm tarihinde yürürlükte olan ve yukarıda değinilen kararnamelerin gözetilmesi gerektiği, yürürlükte olan kararnameler nedeniyle miras bırakanın mallarına Devletçe hukuken el konulmuş bulunduğundan bu malların olduğu gibi Türk mirasçılara geçmeyeceği, sadece emanete alınan bedellerinin olduğu gibi Türk mirasçılara verileceği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.

Direnme Kararının Temyizi

  1. Direnme kararı süresi içinde davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.

II. UYUŞMAZLIK

  1. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; mirasçılık belgesinin iptali istemine ilişkin eldeki davada;

1 Mahkemece Yargıtay (Kapatılan) 14. Hukuk Dairesinin 14.01.2016 tarihli bozma kararına uyularak davanın kabulüne karar verilmesinin, davacı lehine usuli kazanılmış hak oluşturup oluşturmadığı,

2 Usuli kazanılmış hakkın bulunmadığı sonucuna varılması durumunda, murisin ... vatandaşı, davalı mirasçıların ise Türk vatandaşı olduğu somut olayda, ... uyruklu kişilerden Kanun gereğince miras hakkı kazanan Türk vatandaşlarının miras haklarına 1062 sayılı Kanun ve bu Kanuna dayanılarak çıkarılan 1939, 1942, 1957 ve 1966 tarihli kararnamelerle herhangi bir sınırlandırma getirilip getirilmediği noktasında toplanmaktadır.

III. GEREKÇE

1 numaralı uyuşmazlık yönünden yapılan incelemede;

  1. Öncelikle usuli kazanılmış hak ile ilgili şu açıklamaların yapılmasında yarar vardır.

  2. Mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK)’nda “usuli kazanılmış hak” kavramına ilişkin açık bir hüküm bulunmamaktadır.

  3. Bu kurum davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri hâline gelmiştir. Anlam itibariyle, bir davada, mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir.

  4. Türk Hukuk Lûgatında da “kazanılmış hak” daha önce yürürlükte olan hükümlere göre bir kişi yararına kazanılmış olan hak şeklinde ifade edilmiştir (Türk Hukuk Lûgatı, Cilt I, Ankara 2021, s. 676).

  5. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlükte olduğu dönemde çıkarılan 09.05.1960 tarihli ve 1960/21 Esas, 1960/9 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında; Yargıtay bozma kararına uyulmakla orada belirtilen biçimde işlem yapılması yolunda lehine bozma yapılan taraf yararına usuli kazanılmış hak, aynı doğrultuda işlem yapılması yolunda yerel mahkeme için de zorunluluk doğacağı, usuli kazanılmış hakka ilişkin açık kanun hükmü olmasa da temyiz sonucu verilecek bozma kararının hakka ve usule uygun karar verilmesini sağlamaktan ibaret olan amacı ve muhakeme usulünün hakka varma ve hakkı bulma maksadıyla kabul edilmiş olması yanında hukuki alanda istikrar amacıyla kabul edilmiş bulunması bakımından usuli kazanılmış hak müessesesi usul hukukunun dayandığı ana esaslardan olup kamu düzeniyle de ilgili olduğu belirtilmiştir.

  6. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)'nda da usuli kazanılmış hakka ilişkin açık bir düzenleme bulunmamakta ise de, bu ilkenin uygulanma gerekliliği HMK hükümleri karşısında da varlığını sürdürmektedir. Yargıtay'ın bozma kararına uyan mahkeme, bozma kararı uyarınca işlem yapmak ve hüküm vermek zorundadır; çünkü mahkemenin bozma kararına uyması ile, bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usuli müktesep hak doğmuştur.

  7. Yargısal ve bilimsel içtihatlarda “usulî kazanılmış hak” ya da “usulî müktesep hak” olarak adlandırılan bu ilke Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 10.02.1988 tarihli ve 1987/2 520 Esas, 1988/89 Karar sayılı kararında “Mahkemenin bozma kararına uymasıyla meydana gelen bozma gereğince işlem yapma ve hüküm verme durumu, taraflardan birisinin lehine ve diğeri aleyhine hüküm verme neticesini doğuracak bir durumdur ve buna usuli kazanılmış hak denilmektedir...” şeklinde tanımlanmakta ve ayrıca Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş istisnaları bulunmaktadır.

  8. Bu aşamada usuli kazanılmış hak kurumunun istisnalarından da bahsetmek gerekir.

I Mahkemenin görevi ile ilgili usuli kazanılmış haktan sözedilemez. Şöyle ki; Yargıtay yerel mahkemenin kararını, görev itirazı olmaksızın görev dışında bir sebeple bozar ve mahkeme bu karara uyarsa bozma dışında kalan görev hususu usuli kazanılmış hak oluşturmayacak, yeniden yapılan yargılamada mahkeme tarafların itirazı üzerine ya da kendiliğinden görevsizlik kararı verebilecektir. Ancak temyizde açıkça görev itirazı ileri sürülmüş ve bu husus Yargıtay tarafından nazara alınmamış açık ya da zımni olarak reddedilmiş ise bu takdirde usuli kazanılmış hak görev konusunda da oluşacak ve yeniden yargılama yapan mahkeme görev konusunda karar veremeyecektir.

II Karar henüz kesinleşmeden geçmişe etkili olarak çıkarılan bir kanun hükmü de usuli kazanılmış hakkın istisnasını oluşturur. Böyle bir hâlde de usuli kazanılmış hakka aykırı olsa da yeni çıkarılan ve geçmişe etkili olan kanun hükmünün uygulanması gerekir.

**III ** Yargıtayın bozma kararından sonra yeni bir içtihadı birleştirme kararının çıkarılmış olması da usuli kazanılmış hakkın istisnasıdır. Az yukarıda bahsedilen 09.05.1960 tarihli içtihadı birleştirme kararına göre, içtihadı birleştirme kararları usuli kazanılmış hakka rağmen görülmekte olan davalara da uygulanır. İlk derece mahkemesi usuli kazanılmış hakka aykırı olsa bile yeni içtihadı birleştirme kararına göre karar verecektir.

IV Bir kanun hükmü Anayasa Mahkemesince iptal edilirse öncelik usuli kazanılmış hakta değil Anayasa Mahkemesinin iptal kararında olacaktır.

V Usuli kazanılmış hakkın bir diğer istisnası ise kesin hükümdür. Bozmadan sonra usuli kazanılmış hak ile kesin hüküm çelişiyorsa öncelik usuli kazanılmış hak da değil, kamu düzeninden sayılan ve dava şartı olarak re’sen nazara alınması gereken kesin hükümdedir.

VI Kamu düzenine aykırılık da usuli kazanılmış hakkın istisnalarından bir diğeridir. Gerçekten de kamu düzeninden sayılan bir husus ile usuli kazanılmış hak çelişiyorsa bu hâlde kamu düzeninden sayılan hâl usuli kazanılmış hakkın önüne geçecektir.

**VII ** Nihayet son olarak; Yargıtayın kararı her türlü yorumun, hukuki değerlendirme veya delil takdiri dışında, açıkça ve tartışmasız şekilde başka bir şekilde, yorumlanamayacak açıklıkta maddi hataya dayalı ise ve onunla sıkı sıkıya bağlı olduğu hâlde usuli kazanılmış hak ilkesi uygulamayacaktır. Yargıtay tarafından dosya kapsamına uygun olmayacak şekilde açık ve tartışmasız bir maddi hata yapılması hâlinde, bu hata, usuli kazanılmış hak oluşturmayacaktır.

  1. Usuli kazanılmış hakka ilişkin yapılan açıklamalardan sonra mirasçılık belgesinin niteliğini de açıklamakta yarar vardır.

  2. Mirasçılık belgesi, mirasçıların mirasbırakanla irs ilişkisini ve miras paylarını gösteren belgedir. Bu belge mirasçılık sıfatını ispat etmeye ve bu sıfatla terekede yer alan mal ve haklar üzerinde tasarrufta bulunmaya yarar. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 598 inci maddesinin birinci fıkrasına göre, başvuru üzerine yasal mirasçı oldukları belirlenenlere, sulh mahkemesince veya noterlikçe mirasçılık sıfatını gösteren bir belge verilir.

  3. Mirasçılık belgesi, hasım gösterilmeksizin istenen ve çekişmesiz yargılama sonucunda verilen bir belgedir. Bu nedenle maddi hukuk bakımından kesin hüküm oluşturmaları mümkün olmayıp, TMK’nın 598 inci maddesinin üçüncü fıkrasında da bu belgelerin geçersizliğinin her zaman ileri sürülebileceği hüküm altına alınmıştır. İlâm hükmünde olmayan mirasçılık belgesi, lehine düzenenlenen kişi bakımından bir karine oluşturur ve aksi ispat edilinceye kadar bu kişi mirasçı kabul edilir. Ancak mirasçılık belgesi verilmesi ya da iptali için açılan davalarda sadece bunu talep eden kişinin değil, mirasbırakanın tüm mirasçılarını tespit etmek ve miras paylarını belirlemek hâkimin görevidir. Başka bir anlatımla hâkim irs ilişkisini doğru şekilde tespit etmek zorundadır. Bu zorunluluk nedeniyle bu davalarda re’sen araştırma ilkesi uygulanmakta ve kamu düzenini de ilgilendirmektedir. Dolayısıyla mahkemece bozma kararına uyularak davanın kabulüne karar verilmesi nedeniyle davacı lehine usule ilişkin kazanılmış hak doğduğundan söz edilemez.

  4. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında Yargıtay (Kapatılan) 14. Hukuk Dairesinin 14.01.2016 tarihli bozma kararına mahkemece uyularak davanın kabulüne karar verilmesi ile davacı lehine usuli kazanılmış hak doğduğu görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.

  5. Bu itibarla mahkemece, Özel Dairenin 14.01.2016 tarihli bozma kararına uyulmakla davacı yararına usuli kazanılmış hak oluştuğundan söz etmenin mümkün olmadığına 03.05.2023 tarihinde yapılan ikinci görüşmede oy çokluğuyla karar verilmiş ve işin esasının incelenmesine geçilmiştir.

2 numaralı uyuşmazlık (işin esası) yönünden yapılan incelemede;

  1. Konunun aydınlatılması açısından Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, Türk Medeni Kanunu ve ... uyrukluların Türkiye'de bulunan taşınmaz malları hakkında Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafından yürürlüğe konulan yasal düzenlemelere değinilmesinde yarar vardır.

  2. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) 35 inci maddesi: “Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.” düzenlemesini içermektedir. Birinci fıkrada “Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir” denilerek bu hakkın varlığı anayasal bir hak olarak saptanmıştır. İkinci fıkra uyarınca ise: “Bu haklar ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir”. Demek ki kamu yararı olan yerde veya bu amaçla kullanma gereksiniminde mülkiyet ve miras hakkı sınırlanabilir. Ancak bu sınırlama da kanunla yapılabilir. Kanunsuz olarak burada kamu yararı vardır denilerek, herhangi bir kamu kurumu veya tüzel kişisi mülkiyet ve miras hakkına herhangi bir sınırlama koyamaz. Öyle ise bu fıkranın içeriğine göre ancak kamu yararı bulunduğu durumlarda ve kanuna tutunarak sınırlama yapılabilir. Kanunun olanak tanıdığı yerde de kamu yararı bulunmalıdır.

  3. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 599 uncu maddesi hükmü uyarınca; miras, murisin ölümüyle ve terekenin açılmasıyla mirasçılara geçer ve mirasçılar terekedeki mallar (menkul gayrimenkul) üzerinde bu tarih itibariyle hak sahibi olurlar.

  4. Aynı Kanun’un "Taşınmaz mülkiyetinin kazanılması" başlıklı 705 inci maddesi; "Taşınmaz mülkiyetinin kazanılması, tescille olur.

Miras, mahkeme kararı, cebrî icra, işgal, kamulaştırma hâlleri ile kanunda öngörülen diğer hâllerde, mülkiyet tescilden önce kazanılır. Ancak, bu hâllerde malikin tasarruf işlemleri yapabilmesi, mülkiyetin tapu kütüğüne tescil edilmiş olmasına bağlıdır" şeklindedir.

  1. 15.06.1927 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan 1062 sayılı Hudutları Dahilinde Tebamızın Emlakine Vaziyet Eden Devletlerin Türkiye'deki Tebaaları Emlakine Karşı Mukabelei Bilmisil Tedabiri İttihazı Hakkında Kanun'un 1 inci maddesinde; “İdari mukarrerat veya fevkalade veya istisnai kanunlarla Türkiye tebaasının hukuku mülkiyetini kısmen veya tamamen tahdit eden devletlerin Türkiye'deki tebaasının hukuku mülkiyeti dahi (Değişik İbare RGT: 07.07.2018 RG NO: 30471 2. Mükerrer KHK No: 700/4) Cumhurbaşkanı karariyle Hükümet tarafından mukabelei bilmisil olmak üzere kısmen veya tamamen tahdit ve menkulat ve gayrimenkulatına vaziyet olunabilir.

Vaziyed edilen emvalin varidatı ve ledelicap tasfiyelerinden mütevelit hasılatı, vesaika istinaden isbat edecekleri zarar nispetinde, zarar gören Türk tebasına tevzi olunur.” düzenlemesi mevcut olup, ilerleyen zamanlarda Kanunda değinilen koşulların gerçekleşmesi üzerine bir kısım kararname ve yönetmelikler yürürlüğe konulmuştur.

  1. Bu kapsamda Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafından alınan 13.01.1939 tarihli ve 10250 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile, devletlerarası karşılıklılık ilkesi çerçevesinde Türkiye'deki Suriyelilere ait taşınmazların başkasına ipotek veya ferağ edilemeyeceği kısıtlaması getirilmiştir.

  2. 14.02.1942 tarihli ve 17317 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile de; muvazaalı temliklerin önlenmesi yönünden ... ve Lübnan uyruklu özel ve tüzel kişilerin borçlarından dolayı, malları üzerinde haciz konularak satışlarının yapılması yasaklanmış, kamulaştırma bedelinin de Hazine elinde emaneten muhafaza edilmesi gerektiği kabul edilmiştir.

  3. 18.11.1957 tarihli ve 4/9697 sayılı Kararname gereğince, ... uyruklulara ait olan taşınmazların rızai taksim ve ifrazına müsaade edilmemiş, ortaklığın giderilmesinin ancak mahkeme kararı ile olabileceği, satış suretiyle ortaklığın giderilmesine karar verildiği takdirde paranın Hazine yedinde emaneten muhafaza edilmesi esası kabul edilmiştir.

  4. 17.10.1966 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan 01.10.1966 tarihli ve 6/7104 sayılı kararname ile de, ... uyrukluların bütün özel ve tüzel kişilerin Türkiye'de bulunan taşınmaz, taşınır malları ile tüm hak ve menfaatlerine (bir kısım istisnalar dışında) 1062 sayılı Kanuna dayalı olarak Hazine tarafından el konulmasına ilişkin düzenleme getirilmiştir.

  5. 1062 sayılı Kanuna dayalı olarak çıkarılan 06.11.1967 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan 25.09.1967 tarihli ve 6/8890 sayılı yönetmelikle; ... uyruklu özel ve tüzel kişilere ait olup 1062 sayılı Kanun hükümlerine göre Bakanlar Kurulunca verilen 01.10.1966 tarihli ve 6/7104 sayılı kararla, el konulan taşınır ve taşınmaz mallar ile bunlarla ilgili hak ve menfaatlerin idare esasları düzenlenmiştir.

  6. Yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler ışığında somut olay değerlendirildiğinde; dosya kapsamına göre, muris Alaettin Kutsi’nin 03.03.1992 tarihinde ... vatandaşı olarak vefat ettiği, davalı mirasçılarının ise Türk vatandaşı olduğu, bu nedenle haklarında bahsi geçen kısıtlamaların uygulanamayacağı, TMK’nın 599 uncu maddesi (743 sayılı Kanun md. 539) uyarınca davalı Türk vatandaşı mirasçıların, miras bırakanın ölümü ile mirası bir bütün olarak ve kanun gereğince kazandıkları açıktır. Taşınmaz mülkiyetinin kazanılması kural olarak tescille mümkün olmasına karşın aynı Kanun’un 705 inci maddesi (743 sayılı Kanun md. 633) uyarınca, mirasçılar terekeye dahil taşınmaz mallar üzerindeki mülkiyet hakkına tescilden önce sahip olmuşlardır.

  7. Hâl böyle olunca 1062 sayılı Kanun ve bu Kanuna dayanılarak çıkarılan 1939, 1942, 1957 ve 1966 tarihli kararnamelerle getirilen sınırlamaların iradi tasarruflara ve muvazaalı işlemlere yönelik olduğu, ... uyruklu kişilerden Kanun gereğince miras hakkı kazanan Türk vatandaşlarının miras haklarına herhangi bir sınırlandırma getirilmediği cihetle Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

  8. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında yürürlükte olan kararnameler nedeniyle mirasbırakının mallarına Devletçe hukuken el konulması nedeniyle malların Türk mirasçılara geçmeyeceği, sadece emanete alınan bedellerin Türk mirasçılara verileceği, bu nedenle hükmün onanması gerektiği görüşü ile Hazinenin eldeki davadaki talebinin veraset ilâmının iptalini gerektirmeyeceği, dolasıyla hükmün değişik gerekçe ve nedenlerle bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüşler Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.

  9. Bu nedenlerle direnme kararı bozulmalıdır.

IV. KARAR

Açıklanan sebeplerle;

Davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3 üncü maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429 uncu maddesi gereğince BOZULMASINA,

İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,

Aynı Kanunun 440 ıncı maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,

03.05.2023 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla

Anahtar Kelimeler

sürecikararıv.yargılamaincelenenkararıngerekçeuyuşmazlıkbozulmasına

Kaynak: karar_yargitay

Taranan Tarih: 25.01.2026 17:10:03

Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim