Karar Detayı

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

Hukuk Genel Kurulu

Daire / Kategori

Yargıtay Kararı

Esas No

2021/367

Karar No

2023/38

Karar Tarihi

8 Şubat 2023

MAHKEMESİ: Asliye Hukuk Mahkemesi

SAYISI: 2020/85 E., 2020/320 K.

KARAR: Davanın kabulüne

  1. Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, ... 3. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.

  2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

  3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği düşünüldü:

I. YARGILAMA SÜRECİ

Davacı İstemi

  1. Davacılar vekili dava dilekçesinde; müvekkillerinin miras bırakanı ...'in dava dışı Halk Bankası A.Ş.den 2007 yılında konut kredisi kullandığını, kredinin teminat amacı ile davalı ile muris arasında hayat sigorta poliçesinin düzenlendiğini, sigorta poliçesinin her yıl yenilendiğini ve konut kredisi taksitleri ile poliçe primlerinin her yıl düzenli olarak ödendiğini, murisin poliçe teminat süresi içerisinde 16.12.2013 tarihinde vefat ettiğini, poliçe teminatının ödenmesi için davalıya yapılan başvurunun murisin yirmi yıl önce bir kalp rahatsızlığı geçirdiğini bankadan gizleyerek beyan yükümlülüğüne aykırı davrandığı gerekçesiyle reddedildiğini, murisin davalı kuruma ve bankaya beyan yükümlülüğüne aykırı bir davranışta bulunmadığını, davayı belirsiz alacak davası olarak açtıklarını ileri sürerek 5.000,00 TL tazminatın yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş; 15.04.2015 havale tarihli dilekçesi dava değerini 20.000,00 TL’ye yükseltmiştir.

Davalı Cevabı

  1. Davalı vekili cevap dilekçesinde; dava belirsiz alacak davası şeklinde açılamayacağından eksik harcın tamamlatılması gerektiğini, davacıların taraf sıfatlarının bulunmadığını, murisin poliçe tanziminden önce var olan hastalıklarını bildirmeyerek doğru beyan yükümlülüğüne aykırı davrandığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

İlk Derece Mahkemesinin Birinci Kararı

  1. ... 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 07.12.2015 tarihli ve 2014/283 Esas, 2015/906 Karar sayılı kararı ile; tüketici mahkemelerinin görevli olduğu gerekçesiyle dava dilekçesinin görev yönünden reddine karar verilmiştir.

Özel Dairenin Birinci Bozma Kararı

  1. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.

  2. Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesinin 08.06.2016 tarihli ve 2016/7971 Esas, 2016/7027 Karar sayılı kararıyla; dava tarihi itibariyle görevli mahkeme asliye ticaret mahkemeleri olup müstakil asliye ticaret mahkemesi bulunmaması sebebiyle davaya devam edilmesi gerektiği gerekçesiyle karar bozulmuştur.

İlk Derece Mahkemesinin İkinci Kararı

  1. ... 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 22.07.2017 tarihli ve 2016/871 Esas, 2017/145 Karar sayılı kararıyla; uyulan bozma kararı sonucu yapılan yargılamada, hükme esas alınan bilirkişi raporunda da açıklandığı üzere sigorta şirketinin beyan yükümlülüğüne aykırılık nedeni ile cayma hakkı var ise de, somut olayda davalı sigorta şirketi bilgilendirme yükümlülüğünü yerine getirdiğini ispat edemediği, sigorta dosyasında yer alan bilgilendirme formunun müteveffa sigortalının imzasını taşımadığından sigortalının beyan yükümlülüğüne aykırı davrandığı veya bu yönde iradesinin var olduğuna kanaat getirilemediği gerekçesiyle davanın kabulü ile; 20.000,00 TL tutarındaki hayat sigortası bedelinin 16.12.2013 tarihinden işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacılara veraset ilamındaki hisseleri oranında verilmesine karar verilmiştir.

Özel Dairenin İkinci Bozma Kararı

  1. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

  2. Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesinin 24.10.2019 tarihli ve 2017/2553 Esas, 2019/9904 Karar sayılı kararı ile;

“…1 Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde bir usulsüzlük bulunmamasına göre, davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan ve yerinde görülmeyen sair temyiz itirazının reddi gerekmiştir.

2 Dava hayat sigorta poliçesine dayalı tazminat istemine ilişkindir.

Sigorta sözleşmeleri iyi niyet sözleşmeleri olup, taraflar sözleşme kurulması aşamasında birbirlerini aydınlatma yükümlülüğü altındadır.

Riziko ve dava tarihinde yürürlükte bulunan 6102 Sayılı TTK’nın 1439. maddesinde "(1)Sigortacı için önemli olan bir husus bildirilmemiş veya yanlış bildirilmiş olduğu takdirde, sigortacı 1440. maddede belirtilen süre içinde sözleşmeden cayabilir veya prim farkı isteyebilir. İstenilen prim farkının on gün içinde kabul edilmemesi hâlinde, sözleşmeden cayılmış kabul olunur. Önemli olan bir hususun sigorta ettirenin kusuru sonucu öğrenilememiş olması veya sigorta ettiren tarafından önemli sayılmaması durumu değiştirmez.

(2) Rizikonun gerçekleşmesinden sonra, sigorta ettirenin ihmali ile beyan yükümlülüğü ihlal edildiği takdirde, bu ihlal tazminatın veya bedelin miktarına yahut rizikonun gerçekleşmesine etki edebilecek nitelikte ise, ihmalin derecesine göre tazminattan indirim yapılır. Sigorta ettirenin kusuru kast derecesinde ise beyan yükümlülüğünün ihlali ile gerçekleşen riziko arasında bağlantı varsa, sigortacının tazminat veya bedel ödeme borcu ortadan kalkar; bağlantı yoksa, sigortacı ödenen primle ödenmesi gereken prim arasındaki oranı dikkate alarak sigorta tazminatını veya bedelini öder." düzenlemesi yer almaktadır.

Yine poliçe ve riziko tarihinde yürürlükte bulunan Hayat Sigortaları Genel Şartları’nın C.2 maddesinde "Sözleşmenin Yapılması Sırasındaki Beyan Yükümlülüğü:

2.1 Sigortacı, bu sözleşmeyi, gerek sigorta ettiren gerekse bilgisinin olduğu hallerde hayatı sigorta edilenlerin ve temsilci aracılığıyla sigorta yapılıyorsa temsilcinin de beyanını esas tutarak yapmıştır.

2.2 Gerek sigorta ettiren gerekse sigortalı ve temsilci,sigorta sözleşmesinin yapılması sırasında kendisince bilinen ve sigortacının sözleşmeyi yapmamasını veya daha ağır şartlarla yapmasını gerektirecek bütün halleri bildirmekle yükümlüdür. Bu yükümlülüğün ihlali halinde, sigortacı durumu öğrendiği tarihten itibaren bir ay içinde sözleşmeden cayabilir veya sözleşmeyi yürürlükte tutarak sekiz gün içinde prim farkını talep edebilir. Ancak, sigortacının bildirilmemiş, eksik veya yanlış bildirilmiş olan hususları bilmesi veya ihbar etmemenin ya da yanlış ihbar etmenin kusura dayanmaması halinde cayma caiz değildir. Bu durumda rizikonun kabul edildiğinden daha yüksek olması nedeniyle daha fazla bir prim alınması gerekiyorsa sigortacı durumu öğrendiği tarihten itibaren sekiz gün içinde prim farkını talep edebilir.

Sigorta ettiren, talep edilen prim farkını kabul ettiğini sekiz gün içinde bildirmediği takdirde sözleşmeden cayılmış olur. Ancak, prim farkının kabul edilmemesi nedeniyle sözleşmeden cayılması sigortacının gerçeğe aykırı veya eksik beyanı öğrendiği tarihten itibaren bir aylık süre içinde söz konusudur.

Beyan yükümlülüğünün kasıtlı ihlalinde sigortacı riziko gerçekleşmiş olsa bile sözleşmeden cayabilir ve prime hak kazanır.

Kastın söz konusu olmadığı durumlarda riziko; sigortacı durumu öğrenmeden önce veya sigortacının cayabileceği veya caymanın hüküm ifade etmesi için geçecek süre içinde gerçekleşirse, sigortacı tazminatı o tazminata ilişkin olarak tahakkuk ettirilen prim ile tahakkuk ettirilmesi gereken prim arasındaki orana göre öder.

2.3 Cayma veya prim farkını talep etme hakkı süresinde kullanılmadığı takdirde düşer.

2.4 Sözleşme akdedilmesinden itibaren aralıksız veya itirazsız olarak iki yıl süreyle yürürlükte kalmışsa artık sigortacı sözleşmeden cayamaz ancak durumu öğrendiği tarihten itibaren sekiz gün içinde prim farkını talep edebilir. Ancak, sigortalı talep edilen prim farkını kabul etmezse rizikoya ilişkin olarak alınan prim ile alınması gereken prim arasındaki oran çarpılır çıkan miktar tazminat olarak ödenir.

2.5 Eksik ve yanlış beyan fazla prim alınmasına neden olmuşsa, fazla alınan miktar sigorta ettirene gün esası üzerinden iade olunur." hükmü düzenlenmiştir.

Somut olayda, muris ile davalı sigorta şirketi arasında 08.01.2013 08.01.2014 tarihlerini kapsayan hayat sigorta sözleşmesi düzenlenmiş, murisin 20.11.2013 tarihinde vefat ettiği ve ölüm belgesinde ölüm sebepleri arasında 1 yıl önce geçirdiği by pass, 20 yıl önce tanısı konulan konjestif kalp yetmezliği gösterilmiştir. Davalı sigorta şirketi cevap dilekçesinde sigortalı murisin poliçeden önce mevcut olan hastalıklarını gizlediğini savunmuştur.

Mahkemece hesap uzmanı/aktüerden bilirkişi raporu alınmış ve bu rapor esas alınarak sigorta şirketinin beyan yükümlülüğüne aykırılık nedeni ile cayma hakkı var ise de, somut olayda davalı sigorta şirketi bilgilendirme yükümlülüğünü yerine getirdiğini ispat edemediği, sigorta dosyasında yer alan bilgilendirme formunun müteveffa sigortalının imzasını taşımadığı, hal böyle olunca sigortalının beyan yükümlülüğüne aykırı davrandığı veya bu yönde iradesinin var olduğuna kanaat getirilemediği gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir. Eksik inceleme ile karar verilemez.

Mahkemece ATK’dan bir heyet raporu aldırılarak sigortalı murisin tedavi gördüğü ve gizlendiği iddia edilen hastalıkla ölüm rizikosu arasında doğrudan illiyet bağının olup olmadığı, başka bir anlatımla ölümün gizlenen hastalıktan meydana gelip gelmediği tespit ettirilerek yukarıdaki açıklamalar ışığında sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.

Direnme Kararı

  1. ... 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 04.11.2020 tarihli ve 2020/85 Esas, 2020/320 Karar sayılı kararı ile; kullanılan konut kredisinin taksitleri ile bu kredi için düzenlenen hayat sigortası primleri davacıların murisi tarafından yaşamını yitirdiği tarihe kadar düzenli bir şekilde ödendiği, davalı tarafından her yıl yenilenmesine rağmen düzenlenen hayat sigortası poliçesinde murisin imzası bulunmadığı gibi kredi hayat sigortası soru formu oluşturulmasına rağmen burada da murisin imzasının yer almadığı, böylece her yıl davalı tarafından yenilenen sigorta poliçesi için düzenlenmiş hayat sigortası soru formundaki sağlık sorularının ve karşılığındaki cevapların matbu olarak ve murisin sadece kimlik bilgilerine yer verilerek hazırlandığının anlaşıldığı, dolayısıyla murise hayat sigortası için sağlığı hakkında bilgi vermesi imkânının sağlanmadığı, eksik beyanda bulunulması hâlinde hangi yaptırımlara maruz kalacağına dair bilgilendirmenin de yapılmadığı, bu kapsamda, sigortalı murisin kasti olarak beyan yükümlülüğüne aykırı hareket ederek sağlık durumunu gizlemesinden bahsedilemeyeceği, sigorta ettiren davalı yönünden ise, poliçenin tanzimi sırasında basiretli bir tacir gibi davranarak sigortalı murise bu hususlarda gerekli soruları yöneltip cevaplarını imzası mukabilinde almasının gerektiği, sigortalı murise gerekli soruların ve eksik beyanda bulunulması hâlinde hangi yaptırımlara maruz kalacağına dair bilgilendirmenin bulunduğu formu düzenleyerek imzasını almayan ancak buna rağmen poliçe prim bedelinin tamamını tahsil eden davalı sigorta şirketinin, sigortalının bildirim yükümlülüğünü yerine getirmediğini ileri sürerek bu durumdan lehine sonuç çıkarması kabul edilemeyeceğinden davacıların poliçe bedelini talep etme haklarının bulunduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.

Direnme Kararının Temyizi

  1. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

II. UYUŞMAZLIK

  1. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda, mahkemece yapılan araştırma ve incelemenin yeterli olup olmadığı, buradan varılacak sonuca göre sigortalı miras bırakanın tedavi gördüğü ve gizlendiği iddia edilen hastalıkla ölüm rizikosu arasında doğrudan illiyet bağının olup olmadığının tespiti için Adli Tıp Kurumundan heyet raporu alınarak sonucuna göre karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.

III. GEREKÇE

  1. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konu ile ilgili yasal mevzuatın ve kavramların açıklanmasında fayda bulunmaktadır.

  2. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK, 6102 sayılı Kanun) 1401 inci maddesinde tanımlanan sigorta sözleşmelerinin yazılı belgeye bağlanması ispat hukuku açısından büyük önem taşımakta ise de Kanun'da sigorta sözleşmeleri için öngörülen bir şekil şartı bulunmamaktadır. Bu sözleşmelerin ana muhtevası 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu'nun 11 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca Hazine ve Maliye Bakanlığınca onaylanıp sigorta şirketlerince aynı şekilde uygulanacak olan genel şartlara uygun olarak düzenlenir. Yine sigorta sözleşmelerinde işin özelliğine uygun olarak özel şartlar belirlenebilirse de bu hususların sigorta sözleşmesi üzerinde ve özel şartlar başlığı altında herhangi bir yanılgıya neden olmayacak şekilde açıkça belirtilmesi zorunludur.

  3. Sigorta sözleşmeleri her iki tarafa borç ve yükümlülükler yükleyen iyiniyet esasına dayalı olarak kurulan ivazlı sözleşmelerdir. Sigortacının borç ve yükümlülüklerinden olan "Aydınlatma yükümlülüğü" TTK’nın 1423 üncü maddesinde;

"(1) Sigortacı ve acentesi, sigorta sözleşmesinin kurulmasından önce, gerekli inceleme süresi de tanınmak şartıyla kurulacak sigorta sözleşmesine ilişkin tüm bilgileri, sigortalının haklarını, sigortalının özel olarak dikkat etmesi gereken hükümleri, gelişmelere bağlı bildirim yükümlülüklerini sigorta ettirene yazılı olarak bildirir. Ayrıca, poliçeden bağımsız olarak sözleşme süresince sigorta ilişkisi bakımından önemli sayılabilecek olayları ve gelişmeleri sigortalıya yazılı olarak açıklar.

(2) Aydınlatma açıklamasının verilmemesi hâlinde, sigorta ettiren, sözleşmenin yapılmasına ondört gün içinde itiraz etmemişse, sözleşme poliçede yazılı şartlarla yapılmış olur. Aydınlatma açıklamasının verildiğinin ispatı sigortacıya aittir.

(3) Hazine Müsteşarlığı, çeşitli ülkelerin ve özellikle Avrupa Birliğinin düzenlemelerini dikkate alarak, tüketiciyi aydınlatma açıklamasının şeklini ve içeriğini belirler." şeklinde düzenlenmiştir.

  1. Sigorta sözleşmesinin kurulması aşamasında sigortalının doğru bilgi verme (beyan) yükümlülüğü ise, TTK’nın 1435 inci maddesi ile düzenlenmiş olup genel düzenleme mahiyetinde olan bu hüküm ve hükmün sonuçlarını düzenleyen maddeler Yargıtayın yerleşik kararları uyarınca hayat sigortalarına da uygulanmaktadır. Hatta 1435 inci maddede yer alan düzenleme Hayat Sigortası Genel Şartlarının C 2.2 nci maddesi ile sözleşme hükmü hâlini de almıştır. Anılan maddede; "Sigorta ettiren, sözleşmenin yapılması sırasında bildiği veya bilmesi gereken tüm önemli hususları sigortacıya bildirmekle yükümlüdür. Sigortacıya bildirilmeyen, eksik veya yanlış bildirilen hususlar, sözleşmenin yapılmamasını veya değişik şartlarda yapılmasını gerektirecek nitelikte ise, önemli kabul edilir. Sigortacı tarafından yazılı veya sözlü olarak sorulan hususlar, aksi ispat edilinceye kadar önemli sayılır" denilmek suretiyle; sigorta ettirenin, sözleşmenin kurulması sırasındaki doğru beyan yükümlülüğünün kapsamı düzenlenmiştir. Madde içeriği ve buna paralel hükümler içeren Hayat Sigortası Genel Şartlarının C 2.2 nci maddesinde yer alan düzenlemelere göre; sigorta şirketinin sorusu üzerine veya herhangi bir soru sorulmadan (dolayısı ile buna ilişkin bir form doldurulmadan) sigortalı, sözleşmenin yapılması sırasında kendisinin bildiği ve sigortacının sözleşmeyi yapmamasını veya daha ağır şartlarla yapmasını gerektirecek bütün hâlleri sigortacıya bildirmekle yükümlü kılınmıştır.

  2. Türk Ticaret Kanunu’nun 1436 ncı maddesinde yer alan "Yazılı sorular" başlıklı düzenlemeye göre; "(1) Sigortacı sigorta ettirene, cevaplaması için sorular içeren bir liste vermişse, sunulan listede yer alan sorular dışında kalan hususlara ilişkin olarak sigorta ettirene hiçbir sorumluluk yüklenemez; meğerki, sigorta ettiren önemli bir hususu kötüniyetle saklamış olsun.

(2) Sigortacı, liste dışında öğrenmek istediği hususlar varsa bunlar hakkında da soru sorabilir. Söz konusu soruların da yazılı ve açık olması gerekir. Sigorta ettiren bu soruları cevaplamakla yükümlüdür."

  1. Tazminat ve bedel ödemelerinde, bildirilmeyen veya yanlış bildirilen bir husus ile rizikonun gerçekleşmesi arasındaki bağlantı, 1439 uncu maddede öngörülen kurallar uyarınca dikkate alınacaktır. Bildirim yükümlülüğüne aykırı davranmanın hüküm ve sonuçları ise kusur ve kast unsurları çerçevesinde TTK’nın 1439 ilâ 1441 inci maddelerinde ayrıntılı olarak düzenlenmiş, 1439 uncu maddede;

"(1) Sigortacı için önemli olan bir husus bildirilmemiş veya yanlış bildirilmiş olduğu takdirde, sigortacı 1440 ıncı maddede belirtilen süre içinde sözleşmeden cayabilir veya prim farkı isteyebilir. İstenilen prim farkının on gün içinde kabul edilmemesi hâlinde, sözleşmeden cayılmış kabul olunur. Önemli olan bir hususun sigorta ettirenin kusuru sonucu öğrenilememiş olması veya sigorta ettiren tarafından önemli sayılmaması durumu değiştirmez.

(2) Rizikonun gerçekleşmesinden sonra, sigorta ettirenin ihmali ile beyan yükümlülüğü ihlal edildiği takdirde, bu ihlal tazminatın veya bedelin miktarına yahut rizikonun gerçekleşmesine etki edebilecek nitelikte ise, ihmalin derecesine göre tazminattan indirim yapılır. Sigorta ettirenin kusuru kast derecesinde ise beyan yükümlülüğünün ihlali ile gerçekleşen riziko arasında bağlantı varsa, sigortacının tazminat veya bedel ödeme borcu ortadan kalkar; bağlantı yoksa, sigortacı ödenen primle ödenmesi gereken prim arasındaki oranı dikkate alarak sigorta tazminatını veya bedelini öder." şeklinde açıklanmıştır.

  1. Yine Sigortacılık Kanunu’nun 11 inci maddesinin üçüncü fıkrasında "sigorta şirketleri ve sigorta acenteleri tarafından gerek sözleşmenin kurulması, gerekse sözleşmenin devamı sırasında sigorta ettiren, lehtar ve sigortalıya yapılacak bilgilendirmeye ilişkin hususların yönetmelikte düzenleneceği" belirtilmiş ve bu maddeye dayanılarak ilgili Bakanlıkça 28.10.2007 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanan mülga “Sigorta Sözleşmelerinde Bilgilendirmeye İlişkin Yönetmelik” çıkarılmıştır. Bu Yönetmelikte yer alan bilgilendirme yükümlülüğüne ilişkin genel ilkeler ve bilgilenmenin içeriği ile ilgili hükümlerden; 5 inci maddede "Sigortacının bilgilendirme yükümlülüğünün sigortacı tarafından sigorta ettirene ve sigorta sözleşmesine taraf olmak isteyen kişilere karşı sözlü ve yazılı şekilde yerine getirileceği, bilgilendirmenin yazılı yapılmasının esas olduğu, sigortacının asgari bilgilendirmenin yapıldığını ispatla yükümlü bulunduğu, bilgilendirme yükümlülüğünün sigorta sözleşmesinin kurulmasından önce başlayacağı ve sözleşmenin geçerli olduğu süre içinde de devam edeceği, sigortacının dürüstlük ilkeleri çerçevesinde davranmak, sigorta ettireni yanıltıcı her türlü hal ve davranıştan kaçınmak zorunda bulunduğu", 7 nci maddede; "bilgilendirme yükümlülüğünün gereği gibi yerine getirilmemiş, bilgilendirme formu gereği gibi teslim edilmemiş veya bilgiler gerçeğe aykırı düzenlenmiş ise bu hallerden her hangi birinin sigorta ettirenin kararına etkili olmuş ise sigorta ettirenin sigorta sözleşmesini feshedebileceği ve uğradığı zararının tazminini de talep edebileceği", 8 inci maddede; "bilgilendirme formu içeriğinden akdedilecek sözleşmeye ilişkin genel uyarılar, sözleşme ile verilen teminatlar, sözleşmeye eklenebilecek özel hükümler...vs. bulunacağı", 9 uncu madde de ise; "bilgilendirme formunun en az iki nüsha düzenlenerek sigortacı tarafından kaşelenip imzalandıktan sonra bir nüshasının sözleşmeye taraf olmak isteyen kişiye imza karşılığı verileceği, imzanın sigorta ettirenin sigorta sözleşmesi ve işleyişi hakkında bilgi sahibi olduğu hususunda aksi ispat edilebilir karine teşkil edeceği" düzenlenmiştir.

  2. Yukarıda yer alan açıklamalardan açıkça görüleceği üzere sigorta sözleşmeleri her iki tarafa hak ve yükümlülükler yükleyen iyiniyet ve güven esasına dayalı olarak kurulan sözleşmelerdir. Bir sigorta sözleşmesinin kurulmasında taraflar dürüstlük kuralına uygun olarak hareket etmekle yükümlüdür. Bu sözleşmenin kurulmasıyla sigortacı ve sigorta ettiren birbirlerine karşı birtakım haklar elde ederken aynı zamanda borç ve yükümlülük altına da girerler. Tarafların sözleşmenin kurulmasından önce sözleşme ile ne gibi haklardan yararlanıp hangi borç ve yükümlülükler altına gireceklerinin belirlenmesi için sözleşmenin tarafları karşılıklı olarak birbirlerinin bilgisine ihtiyaç duyarlar. Bu kapsamda sigorta sözleşmelerinde sigortacının aydınlatma yükümlülüğü söz konusu iken bunun karşılığında sigorta ettirenin de beyan yükümlülüğü bulunmaktadır ve önemi nedeniyle bu hâller Kanun'da özel olarak düzenlenmiştir.

  3. Somut olayda, davacılar murisinin 2007 yılında kullanmış olduğu banka kredisi nedeniyle hayat sigorta poliçesi düzenlenmiş, poliçeler her yıl yenilenmiş, muris poliçe teminatı süresi içinde 16.12.2013 tarihinde vefat etmiştir. Yapılan başvuru sigorta şirketi tarafından sigorta ettirenin beyan yükümlülüğüne aykırı davrandığı gerekçesiyle reddedilince eldeki dava açılmıştır. Sigortalının ölümü nedeniyle poliçeden doğan vefat tazminatını talep eden davacıların dain i mürtehin ve lehtar bankaya kredi borcunun tamamını ödediklerinden dava açma haklarının bulunduğu anlaşılmıştır. İlk Derece mahkemesince, davalı sigorta şirketi tarafından sadece sigortalının kimlik bilgilerine yer verilerek soru ve cevapların matbu olarak hazırlandığı anlaşılan bilgilendirme formunda sigortalının imzasının bulunmadığı, bilgilendirme yükümlülüğü yerine getirilmediğinden sigortalının beyan yükümlülüğüne aykırı davrandığından da söz edilemeyeceği gerekçesi ile direnilmiştir.

  4. Somut olay dikkate alındığında, uyuşmazlığın çözümü için öncelikle iki hususun tartışılıp açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Bunlardan ilki, poliçe düzenlenirken sigortalı tarafından sağlığı ile ilgili bir form doldurmamasının doğru beyan yükümlülüğü açısından bir etkisinin olup olmadığı, daha doğru bir ifade ile form doldurulamamasının sonucu olarak sigortalının doğru beyan yükümlülüğüne aykırı hareket edip etmediği, ikincisi ise sigortalının kalp hastası olup olmadığı ve bu hastalığı kasten gizleyip gizlemediği, dolayısıyla ihbar yükümlülüğüne aykırı davranıp davranmadığıdır.

  5. Türk Ticaret Kanunu’nun 1423 üncü maddesine göre sigortacı, sigorta sözleşmesine ilişkin tüm bilgileri, sigortalının haklarını, sigortalının özel olarak dikkat etmesi gereken hükümleri ve gelişmelere bağlı bildirim yükümlülüklerinden oluşan aydınlatma yükümlülüğünü sigortalıya karşı yerine getirmekle yükümlü tutulmuştur. Sigortacı bu yükümlülüğü getirmese dahi (yani aydınlatma açıklamasının verilmediği hâllerde) sigortalı, Kanun'da öngörülen süre içerisinde sözleşmenin yapılmasına itiraz etmemiş ise sözleşme poliçede yazılı şartlar ve poliçenin ayrılmaz bir parçası olan genel şartlar kapsamında yapılmış olur. Anılan maddenin birinci fıkrasına paralel düzenlemeye Hayat Sigortası Genel Şartlarının C 2.2 nci maddesinde de yer verilerek sözleşme hükmü hâlini almıştır. Somut olayda, dava dilekçesinde, istenilen tüm bilgilerin verildiği ve sorulan sorulara doğru cevap verildiği belirtilmiş, sigortacının aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirmediği hususu iddia bile edilmemiştir. Poliçenin ön yüzünde, sigorta ettirenin poliçenin özel ve ilişkili genel şartlarından bilgi edindiğini ve hepsini kayıtsız şartsız kabul ettiğini beyan eder ibaresi yazılı olup poliçenin sigorta ettiren tarafından imzalandığı da görülmektedir. Dosya kapsamında yer alan 2008 ve 2010 tarihli soru formlarında sigorta ettirenin imzası bulunmamaktadır. Gerek 6102 sayılı Kanunu’nun 1423 üncü maddesi gerekse Hayat Sigortası Genel Şartlarının C 2.2 nci maddesindeki düzenlemelerdeki yükümlülüklerin Kanun'dan kaynaklandığı kuşkusuz olup, sigorta şirketinin sorusu üzerine veya her hangi bir soru sorulmadan (dolayısı ile buna ilişkin bir form doldurulmadan) sigortalı, sözleşmesinin yapılması sırasında kendisinin bildiği ve sigortacının sözleşmeyi yapmamasını veya daha ağır şartlarla yapmasını gerektirecek bütün hâlleri sigortacıya bildirmekle yükümlü olup, formun doldurulmamış olması sigortalının sağlığına ilişkin konularda sigortacıya bildirimde bulunma yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz. Bu itibarla mahkemenin sigorta sözleşmesinin yapılması sırasında sigortalı tarafından form doldurulmadığı, dolayısı ile sigortalının sağlığına ilişkin bir beyanda bulunmadığı, bu nedenle doğru beyan yükümlülüğüne aykırı hareket etmediği gerekçesi yerinde değildir. Öte yandan, sözleşmenin tarafları arasındaki sigortalılık ilişkisinin her yıl yenilenen poliçeler ile sürdüğü noktasında taraflar arasında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Davacı tarafın dilekçesinde dahi aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirildiğini, beyan yükümlülüğüne aykırı bir davranışının bulunmadığını belirtmesine rağmen mahkemece yazılı şekilde direnme kararı verilmesi ve mahkemece böyle bir iddia bulunduğunun kabul edildiği varsayımında dahi, durumun 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 2 nci maddesi anlamında korunacak bir istek olmadığının gözetilmemiş olması hatalı olmuştur.

  6. Sigorta ettirenin beyan/bildirim yükümlülüğü ise sözleşmenin yapılması sırasında, sözleşme süresi içinde ve rizikonun gerçekleşmesi durumunda olmak üzere üç bölümde düzenlenmiştir. Açıklanan Kanun maddelerinden de görüleceği üzere beyan yükümlülüğünün ihlâlinin rizikonun gerçekleşmesinden önce öğrenilmesi durumunda sigorta ettirenin kusurunun ve illiyet bağının bir rolü bulunmaz iken; beyan yükümlülüğünün ihlâlinin rizikonun gerçekleşmesinden sonra öğrenilmesi durumunda ise sigorta ettirenin kusuruna ve illiyet bağına göre bir belirleme yapılacaktır .

  7. Rizikonun gerçekleşmesinden sonra bildirim yükümlülüğüne aykırı davranıldığının sigorta ettireninin kusurlu davranmasının sonucu öğrenilmesi hâlinde, bu aykırılığın tazminatın veya sigorta bedelinin miktarına veya rizikonun gerçekleşmesine etki edebilecek nitelikte ise, kusurun derecesine göre sigorta tazminatından indirim yapılır. Bildirim yükümlülüğüne aykırılıkta sigorta ettireninin kusuru kasta dayanmıyorsa ve ayrıca bildirim yükümlülüğüne aykırılık ile gerçekleşen riziko arasında bağlantı varsa, sigortacının sigorta tazminatı veya sigorta bedeli ödeme borcu kalkar, bağlantı yoksa, sigorta tazminatı veya sigorta bedelinden kusur oranı çerçevesinde indirim yapılması gerektiği 6102 sayılı Kanun'un 1437 ve 1439 uncu maddesinin ikinci fıkrası ile hüküm altına alınmıştır. Buradaki bağlantı kavramından kasıt, sigortacıya bildirilmeyen husus ile oluşan riziko arasında sebep sonuç ilişkisi yani sıkı bir illiyet bağı olması hâlidir ( Işıl, Ulaş, Uygulamalı Zarar Sigortaları Hukuku, Ankara, 2012, s. 88). Kanun'da yer alan kasten gizleme ifadesi, kötüniyetle gizlemeyi değil, bildiği hâlde beyan etmeme hâlini de ifade etmektedir. Sigorta ettirenin kusuru kast derecesinde ise beyan yükümlülüğünün ihlâli ile gerçekleşen riziko arasında illiyet /bağlantı varsa sigortacının tazminat veya bedel ödeme borcu ortadan kalkacaktır. Nitekim Genel Şartların C 2/2.2 nci maddesine konulan hüküm ile kasıt hâlinde sözleşmeden caymanın mümkün olduğu da düzenlenmiştir.

  8. Poliçenin düzenlenmesi sırasında sigortalının, doğru beyan yükümlülüğüne aykırı hareket ettiğinin ve sigortacının 6102 sayılı Kanun'un 1435 ve 1439 uncu maddedeki hükümlerin uygulanabilmesi için de sigortalının gizlediği iddia olunan hastalık ile riziko (ölüm) arasında illiyet bağının bulunduğuna ya da bulunmadığına ilişkin tespit ve değerlendirmenin yapılması da, tıbbi ve teknik bilgiyi gerektiren bir iş olup bilirkişi incelemesini gerektirmektedir. Dosya kapsamındaki ölüm belgesinde, sigortalının ölümüne ilişkin olarak dört ayrı neden gösterilmiştir. Bunlardan son ikisi, sigortalının bir yıl önce geçirdiği by pass, yirmi yıl önce tanısı konulan konjestif kalp yetmezliğidir. Davalı sigorta şirketi cevap dilekçesinde sigortalı murisin poliçeden önce mevcut olan hastalıklarını gizlediğini savunmuştur. Mahkemece sigortalının tedavi evrakları getirilmiş ise de açıklanan hususların tespitine yönelik olarak bir inceleme yaptırılmadan eksik inceleme ve yazılı gerekçe ile hatalı değerlendirmeyle sonuca varılmıştır. Bu durumda Adli Tıp Kurumundan bir heyet raporu aldırılarak sözleşme anında sigortalının savunmada geçen hastalığının bulunup bulunmadığı, sigortalı murisin tedavi gördüğü ve gizlendiği iddia edilen hastalıkla ölüm rizikosu arasında doğrudan illiyet bağının olup olmadığı, hastalığın gizlenip gizlenmediği, başka bir anlatımla ölümün gizlenen hastalıktan meydana gelip gelmediği tespit ettirilip yukarıdaki açıklamalar ışığında değerlendirme yapıldıktan sonra sonucuna göre karar verilmelidir.

  9. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; davaya konu kredi hayat sigorta sözleşmelerinde asıl amaç sigorta ettirenin bir ihtiyacının karşılanması olmayıp, bankanın kredi verdiği kişinin ölüm nedeniyle krediyi geri ödeyememesi nedeniyle maruz kalacağı riskin teminat altına alınması olduğu, bu durumlarda sigortacının aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirmesinin ve basiretli bir tacir gibi davranmasının daha da büyük önem taşıdığı, somut olayda kredi sözleşmesinde müteveffanın hayat sigorta yaptıracağının düzenlenmiş olması ve kredi sözleşmesinin yapıldığı banka şubesi tarafından düzenlenen kredi hayat sigortaları başvuru formunun matbu olarak düzenlenerek müteveffanın kimlik bilgileri dışında diğer kısımların doldurulmamış olması da değerlendirildiğinde sigorta ettirenin ihtiyaçlarından ziyade kredi veren kurumun, bankanın ihtiyaçları ve zorlaması ile ortaya çıkan bir sözleşme söz konusu olduğundan sözleşmelerde görülen irade özgürlüğü bulunmadığı, ayrıca eksik beyanda bulunulması hâlinde sigortalının hangi yaptırımlara maruz kalacağının kendisine bildirilmemesinin bilgilendirme yükümlülüğüne aykırılık teşkil ettiği, sigorta dosyasında yer alan bilgilendirme formunun müteveffa sigortalının imzasını taşımadığından sigortalının beyan yükümlülüğüne aykırı davrandığı veya bu yönde iradesinin var olduğuna kanaat getirilemediği yönünde verilen direnme kararının yerinde olduğu ve hükmün onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de; bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.

  10. Hâl böyle olunca; Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına, bozma kararında gösterilen ve yukarıda açıklanan genişletilmiş gerekçelerle uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırı olup, direnme kararının bozulması gerekmiştir.

IV. SONUÇ

Açıklanan sebeplerle;

Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında belirtilen ve yukarıda açıklanan genişletilmiş gerekçe ve nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanun’un 30 uncu maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429 uncu maddesi gereğince BOZULMASINA,

İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,

Aynı Kanun'un 440/III 1 inci maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere,

08.02.2023 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla

Anahtar Kelimeler

sürecisonuçyargılamadavanıngerekçeuyuşmazlıkbozulmasınakabulüne

Kaynak: karar_yargitay

Taranan Tarih: 25.01.2026 17:35:27

Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim