Karar Detayı

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

Hukuk Genel Kurulu

Daire / Kategori

Yargıtay Kararı

Esas No

2019/403

Karar No

2022/168

Karar Tarihi

22 Şubat 2022

MAHKEMESİ: İş Mahkemesi

  1. Taraflar arasındaki “Maddi ve manevi tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Eskişehir 1. İş Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin karar taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.

  2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

  3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

I. YARGILAMA SÜRECİ

Davacı İstemi:

  1. Davacılar vekili dava dilekçesinde; müteveffa ...'in davalı işverenlik bünyesinde sayaç okuma memuru olarak çalışmakta iken 09.05.2012 tarihinde meydana gelen trafik kazasında hayatını kaybettiğini, müteveffanın ehliyetini 17.03.2011 tarihinde aldığını ve şoförlük tecrübesi bulunmadığını, davalı şirket veya davalı şirket personelince kazaya konu aracın kullandırılmasının kazaya sebebiyet verdiğini, davalı şirketin yasal mevzuat gereği kazadan sorumlu olduğunu, müteveffanın 25 yaşında vefatı nedeniyle anne ve babasının destekten yoksun kaldığını, diğer davacıların da kardeş acısı yaşadıklarını ileri sürerek davacı anne ve baba için hesaplanacak maddi tazminatlar (belirsiz alacak) ile anne ve baba için 60.000’er TL, kardeşler için 30.000’er TL manevi tazminatların kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

  2. Davacılar vekili 13.04.2016 tarihli bedel belirleme dilekçesi ile; maddi tazminat talebini baba ... için 22.292,20TL, anne ... için 21.572,23TL olarak belirlemiştir.

Davalı Cevabı:

  1. Davalı ...Ş. vekili cevap dilekçesinde; maddi tazminat talebi belirsiz alacak davası biçiminde ileri sürülmüşse de HMK’nın 107. maddesi gereği asgari miktar belirtilmediğinden davanın usulden reddi gerektiğini, taleplerin zamanaşımına uğradığını, sigortalının müvekkili şirket tarafından kiralanmış olan 06 DD 4580 plakalı araçta geçirdiği trafik kazası sonucu vefat ettiğini, savcılık dosyasında alınan bilirkişi raporunda müteveffanın tamamıyla kusurlu olduğunun tespit edildiğini, şirketin olayda kusurunun bulunmadığını, Yargıtay içtihatları gereği kusurun tamamıyla işçiye ait olması nedeniyle illiyet bağı kesildiğinden davalı şirketin sorumlu tutulamayacağını belirterek davanın reddini savunmuştur.

Mahkemenin Kararı:

  1. Eskişehir 1. İş Mahkemesinin 30.05.2016 tarihli ve 2014/803 E., 2016/541 K. sayılı kararı ile; alınan ilk raporda davalı şirketin kusurunun olmadığı, sürücünün %100 kusurlu olduğunun belirtildiği, itiraz üzerine alınan 03.01.2016 tarihli raporda kazalı sürücünün %60, davalı şirketin %40 oranında kusurlu olduğunun belirtildiği, anılan raporun hükme esas alındığı, araç kullanan ...'in %100 kusurlu olduğu kabul edilse bile davanın iş kazasından kaynaklı maddi ve manevi tazminat davası olduğu, kazanın çalışma saatlerinde meydana gelmesi nedeni ile iş kazası olduğu hususunda tereddüt olmadığı, olay günü şoför ve yedek şoförün izinli ve raporlu olduğu, dava dışı Sedat Akarçay'ın araç kullanmak üzere ...'in de ekip şefi olarak görevlendirildiği, araçtaki üç işçinin de ehliyetinin olduğu, ...’in aracı kendi kullanmak istemesi nedeni ile kendisinin ve yanındakilerin hayatını tehlikeye soktuğu, E sınıfı ehliyeti olmasına rağmen asıl işinin şoförlük olmadığı, SGK kayıtlarına göre elektrikçi olarak çalıştığı, işverenin asıl işi şoförlük olmayan kişileri şoför olarak görevlendirmesi sebebiyle kusurunun bulunduğu gerekçesiyle alınan hesap raporu doğrultusunda anne ... yönünden 21.572,23TL, baba ... yönünden 22.292,20TL maddi tazminat ile anne ve baba için 20.000’er TL, kardeşlerin her biri için ayrı ayrı 5.000’er TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmiştir.

Özel Dairenin Bozma Kararı:

  1. Eskişehir 1. İş Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararı süresi içinde taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.

  2. Yargıtay (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesinin 01.10.2018 tarihli ve 2016/19122 E., 2018/6874 K. sayılı kararı ile; “..1 Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle, kanuni gerektirici sebeplere, temyiz edenin sıfatına, temyiz kapsam ve nedenlerine göre, davacılar vekilinin temyiz itirazlarının reddine, davalı vekilinnin ise aşağıdaki bendin kapsamı doğrultusunda temyiz itirazlarının kabulüne karar vermek gerekmiştir.

2 Dava, 09/05/2012 tarihli iş kazasında vefat eden sigortalının anne baba ve kardeşlerinin maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.

Mahkemece, davacı anne ve babanın maddi tazminat istemlerinin kabulüne, tüm davacıların manevi tazminat istemlerinin ise kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Dosya kapsamına göre, sigortalı ...’in davalı elektirik dağıtım şirketinde ekip başı işçi olarak çalışırken olay günü şoförün izinli olması nedeniyle aynı ekipte çalışan dava harici Sedat Akarçay’ın işveren tarafından şoför olarak görevlendirildiği ve ekibin Sivrihisar ilçesine bağlı köylere endeks okumak için yola çıktığı, bir müddet sonra sigortalı Mehmet’in de aracı kullanmak istemesi üzerine köy yolunda aracı yol şartlarına uygun olmayacak bir hızda sevk ve idare etmesi neticesinde, aracın stabilize yol üzerinde sürtünme izi bırakıp takla atarak yoldan çıkması neticesinde kazalının vefat etti, araçtaki diğer işçilerin ise yaralandığı, kazalının aracı kullanmak için yeterli ehliyetinin bulunduğu anlaşılmıştır.

Mahkemece bilirkişi heyetinden alınan ilk raporda kazalı sigortalıya %100 kusur verilmişken, itiraz üzerine farklı bir bilirkişi heyetinden alınan kusur raporunda davalı işverene %40 oranında kusur verilirken; kazalı sigortalının ise %60 oranında müterafik kusurunun bulunduğu kabul edilmiş, mahkemece iş bu rapora dayanılarak alınan hesap raporuna itibarla karar verildiği anlaşılmıştır.

Geniş anlamıyla sorumluluk kavramı, bir kişinin başka bir kişiye verdiği zararları giderme yükümlülüğü olarak açıklanmıştır. Hukuki anlamda sorumluluk ise, taraflar arasındaki borç ilişkisinin zedelenmesi sonucu doğan zararların giderilmesi (tazmin edilmesi) yükümlülüğünü içerir.

İşçi ve işverenin hizmet sözleşmesinden kaynaklanan sıkı iş ilişkisi, işçi yönünden işverene içten bağlılık (sadakat borcu), işveren yönünden işçiyi korumak ve gözetmek borcu şeklinde ortaya çıkar. Gerçekten işçi, işverenin işi ve iş yeri ile ilgili çıkarlarını korumak, çıkarlarına zarar verebilecek davranışlardan kaçınmak, buna karşı işveren de, işçinin kişiliğine saygı göstermek, işçiyi korumak, iş yeri tehlikelerinden zarar görmemesi için iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini almak, işçinin özlük hakları ve diğer maddi çıkarlarının gerektirdiği uygun bildirimlerde ve davranışlarda bulunmak, işçinin çıkarına aykırı davranışlardan kaçınmakla yükümlüdür.

Sanayi ve teknolojideki gelişmeler, yeni işletmelerin açılması, fabrikaların kurulması iş yerlerindeki makinalaşmanın artmasına yol açmış, bu durum iş kazaları ile meslek hastalıklarında artışlara neden olmuştur. Bu gelişme, iş yerinde iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin daha etkili şekilde alınması gereğini ortaya çıkarmıştır.

İşveren, gözetme borcu gereği, çalıştırdığı işçileri, iş yerinde meydana gelen tehlikelerden korumak, onların yaşam, bedensel ve ruhsal sağlık bütünlüklerini korumak için iş yerinde teknik ve tıbbi önlemler dahil olmak üzere bilimsel ve teknolojik gelişmelerin gerekli kıldığı tüm önlemleri almak zorundadır.

Anayasanın 17. maddesinde "Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir. Tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tabi tutulamaz." hükmü getirilerek yaşama hakkı güvence altına alınmış, bu yasal güvencenin yaşama geçirilmesinde İş ve Sosyal Güvenlik Mevzuatında da işçilerin korunması, işin düzenlenmesi, iş güvenliği, sosyal düzen ve adaletin sağlanması düşüncesi ile koruyucu bir takım hükümler getirilmiştir.

818 sayılı Borçlar Kanununun 332. maddesinde "İş sahibi, aktin özel halleri ve işin mahiyeti noktasından hakkaniyet dairesinde kendisinden istenilebileceği derecede çalışmak dolayısıyla maruz kaldığı tehlikelere karşı icabeden tedbirleri ittihaza ve münasip ve sıhhi çalışma mahalleri ile, işçi birlikte ikamet etmekte ise sıhhi yatacak bir yer tedarikine mecburdur. İş sahibinin yukarıdaki fıkra hükmüne aykırı hareketi neticesinde işçinin ölmesi halinde onun yardımından mahrum kalanların bu yüzden uğradıkları zararlara karşı isteyebilecekleri tazminat dahi akde aykırı hareketten doğan tazminat davaları hakkındaki hükümlere tabi olur." hükmü düzenlenmiştir.

Yasa koyucu 818 sayılı Borçlar Kanununun 332. maddesinin karşılığını 01/07/2012 tarihinde yürürlüğe giren yeni 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 417. maddesinin 2. fıkrasında düzenlemiştir. Anılan maddede "İşveren, işyerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli olan her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdür." hükmü yer almaktadır.

Bu fıkraya göre, işverenin, işçinin yaşam, sağlık ve bedensel bütünlüğünü korumak için gerekli önlemleri alma yükümlülüğü öngörülmektedir. Burada işverenin özellikle iş kazalarına karşı gerekli önlemleri alma yükümlülüğü söz konusudur. Buna göre işveren, hizmet ilişkisinin ve yapılan işin niteliği göz önünde tutulduğunda, hakkaniyet gereği kendisinden beklenen; deneyimlerin zorunlu kıldığı, teknik açıdan uygulanabilir ve iş yerinin özelliklerine uygun olan önlemleri almakla yükümlüdür.

4857 sayılı İş Kanunu'nun "İşverenlerin ve İşçilerin Yükümlülükleri" kenar başlıklı 77/1 maddesinde benzer düzenlemeye yer verilmiştir. Bu fıkraya göre "İşverenler iş yerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak, işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdürler."

Bundan başka işveren, mevzuatta öngörülmemiş olsa dahi bilimsel ve teknolojik gelişmelerin gerekli kıldığı iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini almak zorundadır. Bilim, teknik ve örgütlenme düşüncesi yönünden alınabilme olanağı bulunan, yapılacak gider ve emek ne olursa olsun bilimin, tekniğin ve örgütlenme düşüncesinin en yeni verileri göz önünde tutulduğunda işçi sakatlanmayacak, hastalanmayacak ve ölmeyecek ya da bu kötü sonuçlar daha da azalacaksa her önlem işverenin koruma önlemi alma borcu içine girer.

Bu önlemler konusunda işveren iş yerini yeni açması nedeniyle tecrübesizliğini, bilimsel ve teknik gelişmeler yönünden bilgisizliğini, ekonomik durumunun zayıflığını, benzer iş yerlerinde bu iş güvenliği önlemlerinin alınmadığını savunarak sorumluluktan kurtulamaz. Gerçekten, çalışma hayatında süregelen kötü alışkanlık ve geleneklerin varlığı işverenin önlem alma borcunu etkilemez. Işverenlerce, iş güvenliği açısından yaşamsal önem taşıyan araç ve gereçlerin işçiler tarafından kullanılması sağlandığında, kaza olasılığının tamamen ortadan kalkabileceği de tartışmasız bir gerçektir.

818 sayılı Borçlar Kanununun 332. maddesinin karşılığı olarak çağdaş yaklaşımla düzenlenen 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 417. maddesinin 2. fıkrasında; "İşveren, iş yerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçilerde iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlü" olacağı belirtilerek, İş Kanunu'nun 77/1. maddesiyle bütünlük sağlandığı gibi 3. fıkrasında; "İşverenin yukarıdaki hükümler dahil kanuna ve sözleşmeye aykırı davranışı nedeniyle işçinin ölümü, vücut bütünlüğünün zedelenmesi veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazmini sözleşmeye aykırılıktan doğan sorumluluk hükümlerine tabi" olduğu hükme bağlanmak suretiyle, hizmet sözleşmesinden kaynaklanan sorumluluğun hukuki niteliği konusunda tartışmalar sona erdirilmiş, sözleşmeye aykırılıktan kaynaklanan ölüme ve vücut bütünlüğünün zedelenmesine veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazmininde sözleşmeden doğan sorumluluk hükümlerinin uygulanacağı öngörülmüştür.

İşvereni, zararlandırıcı olay nedeniyle sorumluluktan kurtaracak olan durum, eylem ile meydana gelen zarar arasındaki uygun illiyet rabıtasının kesilmesidir. Kusursuz sorumlulukta olduğu gibi kusur sorumluluğunda da illiyet bağı; mücbir sebep, zarar görenin ve üçüncü kişinin ağır kusuru nedenleriyle kesilebilir. Uygun illiyet bağının kesildiğinin ispatı halinde, işverenin sorumluluğuna gidilmesi mümkün değildir. (HGK, 20/03/2013 tarih, 2012/21 1121 Esas, 2013/386 Karar)

Aynı zamanda 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 266.maddesinde hakimin bilirkişiye başvurması gereken haller; çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren haller olarak düzenlenmiştir. Yine aynı Kanun'un 281.maddesinde mahkemenin bilirkişi raporundaki eksiklik yahut belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulmasını sağlamak için, bilirkişiden ek rapor alabileceği gibi, tayin edeceği duruşmada, sözlü olarak açıklamalarda bulunmasını da isteyebileceği ve gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse, yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla, tekrar inceleme de yaptırabileceği ayrıca 282. maddesinde de hakimin, bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendireceği açıklanmıştır.Anılan yasal düzenlemelere göre; Mahkemece alınan bilirkişi raporları birbiriyle çelişse dahi hakimin bunlardan birine dayanarak karar verebileceği gibi hiçbirini hüküm kurmaya yeterli bulmaz ise yeniden bilirkişi raporu alabilecektir.

Somut olayda, zarar gören sigortalının aracı kullanmak için uygun sınıfta ehliyeti bulunmasına ve işveren tarafından aracın kullanımı konusunda iş güvenliği talimatının kendisine imza karşılığı tebliğ edilmesine karşın; aracı işverenin talimatına aykırı olarak diğer müteveffa sigortalı ekip şefi Mehmet'e verdiği, müteveffanın aracı yol durumuna uygun bir şekilde sevk ve idare etmemesi nedeniyle illiyet bağının kesildiği nitekim bu durumun bilirkişi heyetinden alınan ilk raporda da sabit olduğu açıktır.

O halde, mahkemece yapılacak iş zarar görenin ağır kusuru neticesinde illiyet bağının kesilmesi nedeniyle davanın reddine karar vermek iken; olayın oluşuna uygun olmayan kusur raporuna itibarla yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olmuştur.

Davalı şirket vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilerek hüküm bozulmalıdır...” gerekçesiyle hükmün oy çokluğuyla bozulmasına karar verilmiştir.

Direnme Kararı:

  1. Eskişehir 1. İş Mahkemesinin 23.01.2019 tarihli ve 2018/892 E., 2019/79 K. sayılı kararı ile; önceki gerekçelere ilaveten trafik kazası açısından %100 kusur şef olarak görevlendirilen müteveffaya ait olsa bile işveren Osmangazi Elektrik Dağıtım A.Ş'nin asıl işi şoförlük olmayan kişileri şoför olarak görevlendirmesi sebebiyle olayda kusurunun mevcut olduğu gerekçesi ile karşı oy yazısında açıklanan olay ve madde içeriklerinin birlikte değerlendirildiği belirtilerek direnme kararı verilmiştir.

Direnme Kararının Temyizi:

  1. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

II. UYUŞMAZLIK

  1. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; 09.05.2012 tarihinde gerçekleşen trafik iş kazasında aracı kullanan müteveffa sigortalının ağır kusurunun bulunup bulunmadığı, zararlandırıcı olay ile zarar arasındaki illiyet bağının sigortalının ağır kusuru nedeniyle kesilip kesilmediği; buradan varılacak sonuca göre eldeki davanın reddinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.

III. GEREKÇE

  1. Öncelikle konu ile ilgili kavram ve mevzuat hükümlerinin açıklanması yerinde olacaktır.

  2. İşçi kavramının tanımında hizmet sözleşmesinden hareket edilmekteyse de mülga 1475 sayılı İş Kanunu’nda bu sözleşmenin tanımına ilişkin bir hükme yer verilmemiştir. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 8. maddesinde, “İş sözleşmesi, bir tarafın (işçi) bağımlı olarak iş görmeyi, diğer tarafın (işveren) da ücret ödemeyi üstlenmesinden oluşan sözleşmedir.” tanımı yapılmıştır.

  3. Hizmet akdi, mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 313/1. maddesinde “Hizmet akdi, bir mukaveledir ki onunla işçi, muayyen veya gayri muayyen bir zamanda hizmet görmeyi ve iş sahibi dahi ona bir ücret vermeği taahhüt eder.” şeklinde tanımlanmıştır. Bu tanımda sadece hizmet ve ücret unsurları belirgin iken, 4857 sayılı İş Kanunu’nda, daha önce Anayasa Mahkemesi ve öğretinin de kabul ettiği gibi “bağımlılık” unsuruna da yer verilmiştir.

  4. 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 393/1. maddesinde ise hizmet sözleşmesi “işçinin işverene bağımlı olarak belirli veya belirli olmayan süreyle işgörmeyi, işverenin de ona zamana ve yapılan işe göre ücret ödemeyi üstlendiği sözleşme” olarak tanımlanmıştır.

  5. Bu hâliyle denilebilir ki, hizmet sözleşmesi bir yanda işçinin iş görme borcunu, öte yanda işverenin ücret ödeme borcunu ihtiva eden, taraflardan her birinin öteki tarafın edimine karşı borç yüklendiği, iki taraflı bir sözleşmedir.

  6. Hizmet sözleşmesinden kaynaklanan iş ilişkisi ise işçi yönünden işverene içten bağlılık (sadakat borcu), işveren yönünden işçiyi korumak ve gözetmek borcu şeklinde ortaya çıkar. Gerçekten işçi, işverenin işi ve işyeri ile ilgili çıkarlarını korumak, çıkarlarına zarar verebilecek davranışlardan kaçınmak, buna karşı işveren de işçinin kişiliğine saygı göstermek, işçiyi korumak, işyeri tehlikelerinden zarar görmemesi için iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini almak, işçinin özlük hakları ve diğer maddi çıkarlarının gerektirdiği uygun bildirimlerde ve davranışlarda bulunmak, işçinin çıkarına aykırı davranışlardan kaçınmakla yükümlüdür. İşveren gözetme borcu gereği çalıştırdığı işçileri işyerinde meydana gelen tehlikelerden korumak, onların yaşam, bedensel ve ruhsal sağlık bütünlüklerini korumak için iş yerinde teknik ve tıbbi önlemler dâhil olmak üzere bilimsel ve teknolojik gelişmelerin gerekli kıldığı tüm önlemleri almak zorundadır.

  7. İş kazasının gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan BK'nın 332. maddesinde; "İş sahibi, aktin özel hâlleri ve işin mahiyeti noktasından hakkaniyet dairesinde kendisinden istenebileceği derecede çalışmak dolayısıyla maruz kaldığı tehlikelere karşı icap eden tedbirleri ittihaza ve münasip ve sıhhi çalışma mahalleri ile işçi ile birlikte ikamet etmekte ise sıhhi yatacak bir yer tedarikine mecburdur.

İş sahibinin yukarıdaki fıkra hükmüne aykırı hareketi neticesinde işçinin ölmesi hâlinde onun yardımından mahrum kalanların bu yüzden uğradıkları zararlara karşı isteyebilecekleri tazminat dahi akde aykırı hareketten doğan tazminat davaları hakkındaki hükümlere tabi olur." düzenlemesine yer verilmiştir.

  1. 10.06.2003 tarihinde yürürlüğe giren 4857 sayılı İş Kanunu’nun "İşverenlerin ve işçilerin yükümlülükleri" kenar başlıklı 77. maddesinin 1. fıkrasında da benzer bir düzenlemeye yer verilmiştir. Buna göre, işverenler işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak, işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdürler.

  2. Mevzuatta bulunan bir kısım boşluklar kanun koyucu tarafından 30.06.2012 yürürlük tarihli ve 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu (6331 sayılı Kanun) ile doldurulmaya çalışılmıştır. 6331 sayılı Kanun'un 37. maddesiyle 4857 sayılı Kanun'un 77 ve devamı bir kısım maddeler yürürlükten kaldırılarak, iş sağlığı ve güvenliği konusunda yeni düzenlemeler getirilmiştir. 6331 sayılı Kanun ile iş yerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması ve mevcut sağlık ve güvenlik şartlarının iyileştirilmesi için işveren ve çalışanların görev, yetki, sorumluluk, hak ve yükümlülüklerinin düzenlemesi amaçlanmıştır.

  3. Bunun yanında 6331 sayılı Kanun’a paralel olarak BK'nın 332. maddesi gelişen teknoloji ve diğer veriler gözetilerek revize edilmiş ve 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren TBK'nın 417. maddesinde bu doğrultuda hükümlere yer verilmiştir. Bu madde; “İşveren, hizmet ilişkisinde işçinin kişiliğini korumak ve saygı göstermek ve işyerinde dürüstlük ilkelerine uygun bir düzeni sağlamakla, özellikle işçilerin psikolojik ve cinsel tacize uğramamaları ve bu tür tacizlere uğramış olanların daha fazla zarar görmemeleri için gerekli önlemleri almakla yükümlüdür.

İşveren, işyerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdür.

İşverenin yukarıdaki hükümler dâhil, kanuna ve sözleşmeye aykırı davranışı nedeniyle işçinin ölümü, vücut bütünlüğünün zedelenmesi veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazmini, sözleşmeye aykırılıktan doğan sorumluluk hükümlerine tabidir.” şeklinde düzenlenmiştir.

  1. Borçlar Kanunu'nun 332. maddesinin karşılığı olarak çağdaş bir yaklaşımla düzenlenen TBK'nın 417. maddesinin 2. fıkrasında yer alan hüküm ile 4857 sayılı İş Kanunu'nun mülga 77/1. maddesiyle bütünlük sağlandığı gibi, 3. fıkrasındaki düzenlemesi ile de hizmet sözleşmesinden kaynaklanan sorumluluğun hukukî niteliği konusunda tartışmalar sona erdirilmiş, sözleşmeye aykırılıktan kaynaklanan ölüme ve vücut bütünlüğünün zedelenmesine veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazmininde sözleşmeden doğan sorumluluk hükümlerinin uygulanacağı öngörülmüştür. İşverenin gözetme borcu iş sözleşmesinden kaynaklandığından işçi, iş kazasından doğan vücut bütünlüğünün zedelenmesi nedeniyle açacağı maddi ve manevi tazminat davasında sözleşmeden doğan sorumluluk hükümlerine (TBK 112 ve 417.) dayanabilecektir. Öte yandan, işverenin bu davranışı, kişi varlıklarını doğrudan korumayı amaçlayan (iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin) emredici kuralların kusurlu bir davranışla ihlali niteliğinde olup, aynı zamanda haksız fiil oluşturur. Bu nedenle işçilerin iş kazasından kaynaklanan tazminat taleplerinde sözleşmeden doğan ile haksız fiilden doğan dava hakları yarışır. İşçinin ölümü veya vücut bütünlüğünün zedelenmesi hâli sözleşmeye aykırılık doğuracak olmakla birlikte bu durum aynı zamanda bir haksız fiilin unsurunu da oluşturur (Oğuzman, Kemal: İş Kazası veya Meslek Hastalığından Doğan Zararlardan İşverenin Sorumluluğu, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, C. 34, S. 1 4, 1968, s. 339).

  2. Sonuç itibariyle denilebilir ki, iş kazasında işverenin hizmet sözleşmesinden doğan işçiyi gözetme borcuna aykırı davranması söz konusu olduğundan iş kazasından kaynaklanan tazminat davalarında sözleşmeye aykırılığa dayalı sorumluluk hükümlerinin uygulanması mümkündür.

  3. İşverenin yukarıda belirtilen yasal düzenlemeler çerçevesinde işçiyi gözetme borcu kapsamında işyerinde gerekli iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini alması gerekmekte olup ayrıca mevzuatta öngörülmemiş olsa dahi bilimsel ve teknolojik gelişmelerin gerekli kıldığı iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini almak zorundadır. Bilim, teknik ve örgütlenme düşüncesi yönünden alınabilme olanağı bulunan, yapılacak gider ve emek ne olursa olsun bilimin, tekniğin ve örgütlenme düşüncesinin en yeni verileri göz önünde tutulduğunda işçi sakatlanmayacak, hastalanmayacak ve ölmeyecek ya da bu kötü sonuçlar daha da azalacaksa her önlem işverenin koruma önlemi alma borcu içine girer.

  4. Bu önlemler konusunda işveren işyerini yeni açması nedeniyle tecrübesizliğini, bilimsel ve teknik gelişmeler yönünden bilgisizliğini, ekonomik durumunun zayıflığını, benzer işyerlerinde bu iş güvenliği önlemlerinin alınmadığını savunarak sorumluluktan kurtulamaz. Gerçekten, çalışma hayatında süregelen kötü alışkanlık ve geleneklerin varlığı işverenin önlem alma borcunu etkilemez. İşverenlerce, iş güvenliği açısından yaşamsal önem taşıyan araç ve gereçlerin işçiler tarafından kullanılması sağlandığında, kaza olasılığının tamamen ortadan kalkabileceği de tartışmasız bir gerçektir. Bu açıklamalara göre, iş kazasının oluşumuna etki eden kusur oranlarının saptanmasına yönelik olarak yapılan incelemede, ihlal edilen mevzuat hükümleri, zararlı sonuçların önlenmesi için koşulların taraflara yüklediği özen ve dikkat yükümüne aykırı davranışın doğurduğu sonuçlar, ayrıntılı olarak irdelenip kusur aidiyet ve oranları gerekçeleriyle ortaya konulmalıdır.

  5. Nitekim Hukuk Genel Kurulunun 20.06.2019 tarihli ve 2017/10 2359 E., 2019/749 K. sayılı kararında da aynı ilkeler benimsenmiştir.

  6. Gelinen bu noktada illiyet bağı üzerinde kısaca durulmalıdır.

  7. İlliyet bağı bir olay ya da durumda sonucu ortaya çıkaran eylem ile olay arasındaki bağdır. Hukukî açıdan sorumluluk için bağın uygun olması aranır. Başka bir deyişle saptanan bağın sonucu ortaya çıkarmaya elverişli olması gerekir (Türk Hukuk Lügatı, Ankara, 2021 Baskı, Cilt I, s.847).

  8. Geniş anlamıyla sorumluluk kavramı, bir kişinin başka bir kişiye verdiği zararları giderme yükümlülüğü olarak tanımlanabilir. Hukukî anlamda sorumluluk ise, taraflar arasındaki hukukî ilişkisinin zedelenmesi sonucu doğan zararların giderilmesi (tazmin edilmesi) yükümlülüğünü içerir.

  9. Kusur sorumluluğu, bir kimsenin hukuka aykırı ve kusurlu bir davranışla sözleşme dışında diğer bir kimseye vermiş olduğu zararın giderilmesini düzenleyen sorumluluk türüdür. Bu sorumlulukta kusur, sorumluluğun kurucu unsuru olarak düzenlenmiştir (Eren, Fikret: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 22. Baskı, Ankara 2017, s. 594).

  10. Kusur sorumluluğunda bir zararı başkasına tazmin ettirmek, ancak zarar onun kusurlu bir fiilinden doğmuş ise mümkündür (Tandoğan, Haluk: Türk Mes’uliyet Hukuku, Ankara 1967, s. 89). Kusur sorumluluğuna doktrin ve uygulamada eş anlamda olmak üzere “haksız fiil sorumluluğu” veya “sübjektif sorumluluk” da denilmektedir.

  11. Bununla birlikte sorumluluğun asli şartı; zararla söz konusu davranış veya olay arasında bir sebep sonuç ilişkisinin bulunmasıdır. Bu sebep sonuç ilişkisine genel anlamda illiyet bağı denir. Burada sözü edilen illiyet bağı uygun illiyet bağıdır. Uygun illiyet bağı, olayların olağan akışına ve hayat tecrübesine göre, sebebin, meydana gelen sonucu yaratmaya elverişli olmasıdır. Uygun illiyet bağı, sorumluluğu, zarar veren bakımından öngörülebilir risklerle sınırlamaktadır (Eren, s.561). Başka bir deyişle, hayatın olağan akışı ve hayat tecrübesi bakımından öngörülemez zararlar uygun illiyet bağı kapsamında sorumluluğu doğurmayacaktır.

  12. İlliyet bağı; mücbir sebep, zarar görenin kendi kusuru veya üçüncü kişinin kusuru nedeniyle kesilebilir. Aynı zamanda sorumluluktan kurtulma sebebi olan bu üç sebep, sadece kusur sorumluluğunda değil, kusursuz sorumlulukta da kabul edilmektedir (Eren, s. 561). Her üç neden açısından da, illiyet bağının kesildiği iddiası, sorumlu kişiler tarafından açıkça ispatlanmadıkça kabul edilmemelidir. Bu bakımdan sorumluluktan kurtulmak oldukça zorlaştırılmıştır.

  13. Yeri gelmişken zarar görenin kusurunun sorumluluğa etkisine değinilmelidir.

  14. Sorumluluk şartları gerçekleştiği takdirde, zarar veren, zarar görenin mal varlığında meydana gelen eksilmeyi gidermek zorunda ise de, zararlı sonucun doğmasına zarar veren yanında zarar görenin kusuru veya bazı durum ve davranışları ya da umulmayan olaylar da katkıda bulunmuşsa tazminattan belirli bir indirim yapılması hakkaniyete daha uygun düşmektedir. Bu düşünce ile tazminattan indirim sebepleri 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda (mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nda) ve diğer bazı özel kanunlarda düzenlenmiştir.

  15. Tazminattan indirim sebeplerinin en önemlileri ise Türk Borçlar Kanunu’nun “Haksız Fiilden Doğan Borç İlişkilerinin” düzenlendiği İkinci Ayırımda yer alan 51. ve 52. maddelerinde (818 sayılı Borçlar Kanunu m.44) belirtilen sebeplerdir. Sözü edilen bu tazminattan indirim sebepleri, özel hükümler mevcut olmadıkça akdi sorumlulukta da uygulanacaktır. Zira Türk Borçlar Kanunu’nun 114. (818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 98.) maddesinde haksız fiil sorumluluğuna ilişkin hükümlerin kıyas yoluyla sözleşmeye aykırılık hâllerinde de uygulanacağı hükme bağlanmıştır.

  16. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 52. maddesinin 1. fıkrası; “Zarar gören, zararı doğuran fiile razı olmuş veya zararın doğmasında ya da artmasında etkili olmuş yahut tazminat yükümlüsünün durumunu ağırlaştırmış ise hâkim, tazminatı indirebilir veya tamamen kaldırabilir.” hükmünü içermektedir. Görüldüğü üzere bu fıkra daha çok zarar görenle ilgili olup “hiç kimsenin kendi kusurundan yararlanamayacağı” yönündeki genel hukuk ilkesinin etkisiyle düzenlenmiştir. Buna göre zarar görenin rızası ve zarar görenin kendi kusuru tazminattan indirim sebebi olarak öngörülmüştür.

  17. Zarar görenin kendi kusurunda, kişinin kendisine zarar veren bir hareket tarzı söz konusudur. Zarar görenin kendi kusuru, akıllıca iş gören, mantıklı bir kişinin, kendi yararı gereği zarara uğramamak için kaçınacağı veya kaçması gereken bir eylemi olarak nitelendirilmelidir. Zarar görenin kusuruna ortak kusur, birlikte kusur veya müterafik kusur da denilmektedir (Tandoğan, Haluk: Türk Mesuliyet Hukuku, Ankara 1961, s. 318).

  18. Müterafik (ortak) kusur, makul bir kimsenin kendi yararına sakınmak zorunda olduğu düşüncesiz, dikkatsiz bir hareket tarzıdır. Müterafik (ortak) kusur kasdi olabileceği gibi, ihmal şeklinde de ortaya çıkabilir. Zarar görenin müterafik (ortak) kusuru tespit edilirken, aynen zarar verenin kusurunda olduğu gibi objektif kusur kriterlerine başvurulmalı, yani objektifleştirilmiş kusur kavramı esas alınmalıdır. Zarar görenin müterafik kusuru illiyet bağını kesecek yoğunlukta ise zarar veren sorumluluktan kurtulacak ve tazminat ödemeyecektir. Buna karşılık zarar görenin müterafik (ortak) kusuru bu yoğunlukta değilse ortak sebep olarak tazminattan indirim sebebi teşkil edecektir. Zira bu hâlde zarar görenin kusuru, diğer ortak sebepler arasında kısmi bir sebep olarak zararın doğmasına veya artmasına katkıda bulunmuştur (Eren, s. 791).

  19. Başka bir deyişle zarar görenin kusurunun illiyet bağını kesecek yoğunlukta olup olmadığı tespit edildikten sonra zarar görenin müterafik (ortak) kusuru belirlenerek sorumluluk paylaştırılıp tazminattan indirim yapılacaktır.

  20. Somut olayda davalıya ait işyerinde 01.03.2012 tarihinde endeks okuma görevlisi olarak çalışmaya başlayan, 09.05.2012 tarihinde ekip şefi olarak görevlendirilen ...’in Sedat Akarçay ve iş güvenliği sorumlusu olarak görevlendirilen Rahman Dündar Yücel ile birlikte endeks okumak amacıyla gittikleri köy yolunda şirket tarafından temin edilen araç ile geçirdiği trafik kazası neticesinde vefat etmesi üzerine anne, baba ve kardeşleri tarafından maddi ve manevi zararların tazmini için eldeki dava açılmıştır.

  21. Kaza ile ilgili soruşturma dosyasında yer alan ifade tutanaklarında olay günü şoför ve yedek şoförün izinli ve raporlu olduğu, ekip şefi olarak müteveffa ...' in şoför olarak ise Sedat Akarçay'ın görevlendirildiği, ...'in şoförlüğü ilerletmek amacıyla arabayı kullanmak istediği, aracı kullandığı sırada kazanın meydana geldiği, kazaya uğrayan Mehemet Macit‘in işe giriş bildirgesinde mesleğinin elektrikçi olarak belirtildiği görülmüştür.

  22. Yargılama sırasında iş güvenliği uzmanlarından oluşan bilirkişi kurulu tarafından hazırlanan 15.06.2015 düzenleme tarihli raporda; sürücü ..., sevk idaresindeki 06 DD 4580 plakalı kamyonet ile gündüz saatlerinde, görüşe açık iki yönlü stabilize satıhlı yolda seyri sırasında yol zemininde önceden meydana gelmiş ve çukurlaşmış tekerlek izlerini de dikkate alarak dikkatli ve müteyakkız hâlde seyretmediği, süratini tehlikeli bir durumun ortaya çıkması durumunda kamyonetini en kısa mesafede emniyetle durdurabileceği asgari bir hıza düşürmediği, tedbirli ve dikkatli olmadığı, olay yerindeki yol şartlarına göre hızını ayarlamadığı, emniyet kemeri kullanmadığı için olayın meydana gelmesinde %100 kusurlu olduğu, davalı şirketin olayın meydana gelmesini önleyecek şekilde alabileceği bir tedbir ve olayın meydana gelmesinde ihmali bulunmadığı belirtilerek kusurunun mevcut olmadığı yönünde görüş bildirilmiştir.

  23. İtiraz üzerine alınan makine yüksek mühendisleri ve iş güvenliği uzmanından oluşan bilirkişi kurulu tarafından hazırlanan 03.01.2016 düzenleme tarihli raporda; sürücü ... ile ilgili 15.06.2015 tarihli rapordaki tespitler yanında ayrıca bulunduğu ekibin şefi olarak görevlendirilmiş olup yanında bulunan çalışanların da amiri durumunda iken aracı kullanmak isteyerek kendisinin ve yanındaki çalışanların hayatını tehlikeye soktuğu, bu konuda ihmalkâr davrandığı nedenleriyle %60; davalı şirket yönünden ise olay tarihinde şoför olarak görevlendirilen (ölen) ...’in asıl mesleğinin şoförlük olmadığı, şoför olarak profesyonel bir şekilde çalışmamasına rağmen olay anında şoför ve yedek şoförün izinli olmaları sebebiyle motorlu araç kullanma görevinin diğer işçilere verilmiş olduğu, müteveffa ...’in (ehliyeti olmasına rağmen) asıl işi şoförlük olmadığı hâlde olay günü şoförler izinli oldukları için kendisine şoförlük işi verilmiş olmasından dolayı işveren Osmangazi Elektrik Dağıtım A.Ş.’nin de kusurunun bulunduğu, kazanın meydana gelmesinde yol şartlarının ya da araçtan kaynaklı herhangi bir sorunun etkisinin olmadığı, ayrıca kazazedelerin yaptıkları işin bir parçası olan karayollarında ulaşımın motorlu taşıtlarla sağlanması hususunun risk ve tehlikeler içermesinden dolayı davalı işverenin sorumluluğunun bulunduğu bu sebeple %40 kusurlu olduğu yönünde görüş bildirilmiş, mahkemece bu rapor benimsenerek karar verilmiştir.

  24. Şu hâlde yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davalı işveren şirketin olay günü şoförlerin izinli ve raporlu olmaları nedeniyle asıl işi şoförlük olmayan işçilere araç kullanma görevini vermesi ve aracın görevlendirilmiş şoför haricinde kullanılmaması konusunda işçilere kurallar koyarak bu kurallara uyulması konusunda gerekli eğitim ve denetim görevini yerine getirmemesi nedeniyle kusuru bulunduğundan meydana gelen iş kazası olayı ile zarar arasındaki illiyet bağının sigortalının ağır kusuru nedeniyle kesilmediği sonucuna varılmıştır.

  25. Hâl böyle olunca direnme kararı usul ve yasaya uygundur.

  26. Ne var ki Özel Dairece bozma nedenine göre davalı vekilinin diğer temyiz itirazları yönünden inceleme yapılmadığından bu yönde inceleme yapılmak üzere dosya Özel Daireye gönderilmelidir.

IV. SONUÇ: **

Direnme uygun bulunduğundan davalı ...Ş.’nin sair temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın YARGITAY 10. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE,

Karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 22.02.2022 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla

Anahtar Kelimeler

süreciyargılamadairesinegerekçeuyuşmazlıkgönderilmesinehukukyargıtay

Kaynak: karar_yargitay

Taranan Tarih: 25.01.2026 18:48:40

Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim