Karar Detayı

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

Hukuk Genel Kurulu

Daire / Kategori

Yargıtay Kararı

Esas No

2021/370

Karar No

2022/1622

Karar Tarihi

29 Kasım 2022

MAHKEMESİ: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi

  1. Taraflar arasındaki “Kurum işleminin iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Aydın 1. İş Mahkemesinin davanın kısmen kabulüne ilişkin kararına yönelik davacı vekilinin istinaf başvurusunun reddine davalı ... vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararı kaldırılıp düzeltilerek yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine ilişkin İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesince verilen karar davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesince Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.

  2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

  3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

I. YARGILAMA SÜRECİ

Davacı İstemi:

  1. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin dava dışı Kaynaklar Limited Şirketine ait işyerinde çalışmakta iken 19.01.2001 tarihinde geçirdiği iş kazası neticesinde sürekli iş göremez duruma girdiğini, davalı Kurum tarafından sürekli iş göremezlik geliri bağlandığını ancak gelir oranının yanlış hesaplanıp eksik bağlandığını, müvekkilinin yanlışlığın düzeltilmesi hususunda Kuruma yaptığı başvurunun kazanın meydana gelmesinde tamamen kusurlu olduğundan bahisle reddedildiğini, Didim Asliye Hukuk (İş) Mahkemesinin 2004/232 E., 2006/221 K. sayılı dosyasında alınan bilirkişi heyet raporunda davacının kazanın meydana gelmesinde %50; dava dışı işveren Kaynaklar Limited Şirketinin ise %50 oranında kusurlu olduğunun tespit edildiğini, müvekkilinin %50 kusuru bulunmasına rağmen tamamen kusurlu olduğu kabul edilerek sürekli iş göremezlik gelirinin %50 indirimli olarak bağlanmasının haksız ve hukuka aykırı olduğunu, kabul anlamına gelmemekle birlikte Kurumun müvekkiline bağlanan sürekli iş göremezlik gelirinden ancak iş kazasındaki kendi kusurunun yarısına tekabül eden %25 oranında indirim yapabileceğini ileri sürerek Kurum işleminin iptali ile müvekkiline bağlanan sürekli iş göremezlik gelirinin bağlanma tarihinden itibaren yeniden hesaplanarak eksik bağlanan kısmının bağlanma tarihinden itibaren işleyecek faizi ile ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı Cevabı:

  1. Davalı ... (SGK/Kurum) vekili cevap dilekeçesinde; Sigorta Teftiş Kurulu Başkanlığının 31.05.2003 tarihli ve 29SR25 sayılı raporu ile 13.12.2004 tarihli ve 100SR66 sayılı raporlarında kazanın meydana gelmesinde sigortalının tamamen kusurlu olduğu yönünde tespit yapıldığını, iş müfettişi tarafından düzenlenmiş olan 31.03.2003 tarihli ve 34 sayılı raporda da kusur oranının trafik tespit tutanağına göre belirlenmesi gerektiğinin belirtildiğini, 19.10.2001 tarihli trafik tespit tutanağında davacının tamamen kusurlu olduğu bildirildiğinden sürekli işgöremezlik gelirinin mülga 506 sayılı Kanun’un 111. maddesine istinaden %50 indirimli olarak bağlandığını, Kurum işlemlerinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığını ileri sürerek davanın reddini savunmuştur.

İlk Derece Mahkemesinin Kararı:

  1. Aydın 1. İş Mahkemesinin 03.10.2017 tarihli ve 2016/86 E., 2017/151 K. sayılı kararı ile; 19.01.2001 tarihinde dava dışı şirkete ait işyerinde çalışmakta iken geçirdiği iş kazası sonucu malûl kalan davacı tarafından dava dışı işveren aleyhine açılan Didim (Yenihisar) Asliye Hukuk Mahkemesi 2006/330 Esas sayılı tazminat dosyasında düzenlenen ve karara esas alınan kusur raporunda davacının ve işverenin %50 oranında kusurlu olduklarının tespit edildiği, iş kazası nedeniyle davacıya 16.05.2009 onay tarihli gelir bağlama kararı ile Kurum tarafından %57 iş göremezlik derecesi üzerinden gelir bağlandığı, gelir bağlama kararında 506 sayılı Kanun 111. maddesi gereğince indirim oranının %50 olarak belirtildiği, 506 sayılı Kanun’un 111. maddesine göre bağışlanmaz kusur nedeniyle bağlanacak gelirde yapılacak eksiltmenin en fazla %50 olabileceği, eksiltme hesabının ise bağışlanmaz sayılan kusurun derecesine göre yapılması gerektiği, Kurumca sigortalı %100 oranında kusurlu sayılarak bağlanan gelirde %50 eksiltmeye gidilmiş ise de mahkeme kararı ile tespiti yapılan ve kesinleşen sigortalının bağışlanmaz kusurunun %50 olması nedeniyle gelirden %25 oranında indirim yapılması gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davacıya yapılan sürekli iş görmezlik gelirinden yapılan indirimin kusur derecesine göre %25 oranında olduğunun tespiti ile eksik ödenen gelirlerin her ay için kesinti tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine, diğer taleplerinin reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliyesi Mahkemesinin Kararı:

  1. Aydın 1. İş Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı taraf vekillerince süresi içinde istinaf yoluna başvurulmuştur.

  2. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesinin 26.03.2019 tarihli ve 2017/2872 E., 2019/458 K. sayılı kararı ile; olay günü motosiklet kullanmak için yeterli A 2 sınıfı sürücü belgesine sahip olmadan çift yönlü olan güzergah üzerinde bir öndeki aracın arkasından seyir etmekte olduğuna göre dikkatini yola vermesi ve önündeki araç ile kendi aracı arasında yeterli ve güvenli takip mesafesi bırakması, aracının hızını hava, yol ve trafik şartları ile aracının teknik özelliklerine uydurup seyir anında belirebilecek herhangi bir tehlike karşısında önünde açık olan en kısa mesafede aracını duruşa geçirebilecek bir hızla seyrini sürdürmesi, güvenli araç kullanma bakımından elzem olmasına rağmen aşırı hız ve yakın takipten dolayı öndeki araca arkadan çarparak kazanın meydana gelmesinde davacının bağışlanmaz kusurunun bulunduğu, bu nedenle sürekli iş göremezlik gelirini 506 sayılı Kanun’un 111. maddesi uyarınca %50 indirimli olarak bağlayan Kurum işleminin yerinde olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun reddine, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararı kaldırılıp düzeltilerek yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Özel Dairenin Bozma Kararı:

  1. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesinin yukarıda belirtilen kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

  2. Yargıtay (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesinin 15.06.2020 tarihli ve 2019/3958 E., 2020/2267 K. sayılı kararı ile; “..F) Delillerin Değerlendirilmesi ve Gerekçe:

Dava sürekli iş göremezlik gelirinden yapılan indirime ilişkin kurum işleminin iptali ile bu indirim neticesinde eksik ödenen gelirin yasal faiziyle tahsili istemine ilişkindir.

Mahkemece davanın kabulüne ilişkin verilen karar Bölge Adliye Mahkemesi tarafından usul ve yasaya uygun bulunmayarak kaldırılmış ve davanın reddine karar verilmiştir.

Dosyadaki kayıt ve belgelerden; 2001 yılında meydana gelen iş kazası ile ilgili, 31.03.2003 tarihli İş müfettişi tarafından düzenlenen raporda tüm kusurun kazalı sigortalıda bulunduğu trafik kaza tespit tutanağının dikkate alınması gerektiği belirtilmiş ve kurumun 31.5.2003 tarihli inceleme raporu ile 13.04.2009 tarihli inceleme raporunda aynı yönde kazalının asli kusurlu olduğu, bağışlanamaz kusurunun bulunması nedeniyle 506 sayılı Yasanın 111. maddesinin uygulanması gerektiğine dair tespitlerin yapıldığı, Didim 1.Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi'nin 2006/330 Esas ve 2011/740 Karar sayılı Dairemiz tarafından davalı işverenin temyiz dilekçesinin süre aşımı yönünden reddine karar verilerek kesinleşen tazminat dosyasında %50 işveren, % 50 kazalı sigortalı olduğunun tespit edildiği, anlaşılmaktadır.

Davanın yasal dayanakları incelendiğinde; 506 sayılı yasanaın “Sigortalının Bağışlanamaz Kusuru” başlıklı 111. maddesinde “Bağışlanmaz kusuru yüzünden iş kazasına uğrayan, meslek hastalığına tutulan veya hastalanan sigortalıya verilecek geçici iş göremezlik ödeneği veya sürekli iş göremezlik geliri, bu kusurun derecesine göre, Kurumca, yarısına kadar eksiltilebilir.

Tehlikeli olduğu veya hastalığa sebep olacağı bilinen yahut yetkili kimseler tarafından verilen emirlere aykırı olan veyahut açıkça izne dayanmadığı gibi hiç bir gereği veya yararı bulunmayan bir işi elinde olarak sigortalının yapması veya yapılması gerekli bir hareketi savsaması kusurun bağışlanmazlığına esas tutulur.” hükmü düzenlenmiştir.

Kusur raporlarının, 506 sayılı Yasa, 4857 sayılı Yasa'nın 77. ve İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Tüzüğü'nün 2 vd. maddelerine uygun olarak düzenlenmesi gerekir. 4857 sayılı Yasa'nın 77. maddesi; “İşverenler işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak, işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdürler. İşverenler, işyerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği önlemlerine uyulup uyulmadığını denetlemek, işçileri karşı karşıya bulundukları mesleki riskler, alınması gerekli tedbirler, yasal hak ve sorumlulukları konusunda bilgilendirmek ve gerekli iş sağlığı ve güvenliği eğitimini vermek zorundadırlar...” düzenlemesini içermektedir. Anılan düzenleme, işçiyi gözetim ödevi ve insan yaşamının üstün değer olarak korunması gereğinden hareketle; salt mevzuatta öngörülen önlemlerle yetinilmeyip, bilimsel ve teknolojik gelişimin ulaştığı aşama uyarınca alınması gereken önlemlerin de işveren tarafından alınmasını zorunlu kılmaktadır. İş kazasının oluşumuna etken kusur oranlarının saptanmasına yönelik incelemede; ihlal edilen mevzuat hükümleri, zararlı sonuçların önlenmesi için koşulların taraflara yüklediği özen ve dikkat yükümüne aykırı davranışın doğurduğu sonuçlar ayrıntılı olarak irdelenip, kusur aidiyet ve oranları gerekçeleriyle ortaya konulmalıdır.

Ayrıca 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 74. maddesi (Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu 53. madde) hükmü uyarınca hukuk hakimi ceza davasında alınmış kusur raporu ile bağlı değilse de kesinleşmiş ceza ilamıyla saptanmış maddi olgularla bağlıdır.

Ceza mahkemesi kendine has usuli olanakları nedeniyle hükme esas aldığı maddi olayların varlığını saptamada daha geniş yetkilere sahiptir. Bu nedenle, hukuk hakiminin, ceza hakiminin fiilin hukuka aykırılığını ve illiyet bağı saptayan maddi vakıa konusundaki kabulü ve ceza mahkemesinin kabul ettiği olayın gerçekleşme şekli diğer bir deyişle maddi vakıanın kabulü konusunda kesinleşmiş olan bir mahkumiyet veya maddi vakıa tespiti yapan beraat hükmüyle bağlı olacağı hem ilmi (Prof. Dr. Kemal Gözler, “Res Judicata’nın Türkçesi Üzerine”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt 56, Sayı 2, 2007, s.45 61 ) hem de kökleşmiş kazai içtihatlarla benimsenmiş bulunmaktadır

1 Sigortalı veya hak sahipleri tarafından tazmin sorumluları aleyhine açılan tazminat davalarında alınan kusur tespitine ilişkin bilirkişi raporları ile ulaşılan sonuçlar, Kurumun taraf olmaması nedeniyle işbu dava yönünden bağlayıcı nitelikte bulunmamakta, olup ancak güçlü bir delil olarak kabul edilebilir.

Somut durumda, sigortalı tarafından açılan ve süre aşımı nedeniyle de Yargıtay incelemesinden geçmeden kesinleşen Didim (Yenihisar) Asliye Hukuk Mahkemesi tazminat dava dosyasında işveren ve davacı taraf olup kusur oranları kendilerini bağlamaktadır. İşveren aleyhine açılan tazminat davasında sosyal güvenlik kurumu taraf olmadığından dolayı kusur raporu sosyal güvenlik kurumunu bağlamamaktadır.

2 Dosya kapsamından meydana gelen söz konusu olay ile ilgili ceza yargılaması ve akıbeti ile ilgili bilginin yer almadığı SGK'nın dikkate aldığı trafik kaza tutanağı raporununda gelir indirimi yönünden davacıyı bağlamayacağı açıktır.

Somut olayda; kusur oranlarının bilirkişi raporu alınmadan Bölge Adliye Mahkemesince değerlendirilmesi hatalı olup uzman bilirkişilerden alınacak rapor sonrası bağışlanamaz kusur değerlendirmesi yaparak sonuca gidilmesi gerekmektedir.

Yukarıdaki yasal düzenleme ve açıklamalar ışığında davalı kurumun taraf olmadığı tazminat dosyasının kesin hüküm teşkil etmediği, ancak ayrıntılı irdeleme içermesi ve kesinleşmesi halinde güçlü delil niteliğinde olduğu gözetilerek, müfettiş raporlarındaki durum tespit ve kusur oranları ile trafik kaza tespit tutanağı da dikkate alınarak trafik iş güvenliği bakımından uzman kişilerden oluşan bilirkişi heyetinden iş güvenliği mevzuatına göre yöntemince işveren ve sigortalının kusur aidiyet ve oranlarının belirlenmesi için rapor alarak, elde edilecek sonuca göre 506 s. Yasanın 111. maddesi gereği bağışlanamaz kusur değerlendirmesi yaparak hüküm kurulmalıdır.

Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, eksik inceleme ve araştırma sonucu yazılı şekilde karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir...” gerekçesiyle karar bozulmuştur.

Direnme Kararı:

  1. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesinin 11.11.2020 tarihli ve 2020/1049 E., 2020/1558 K. sayılı kararı ile; önceki gerekçeye ilaveten sigortalının bağışlanmaz kusurunun bulunduğu dosya kapsamındaki kanıtlar, genel yaşam deneyimleri, düzenlenen bilirkişi raporlarından elde edilen teknik veriler ışığında hakim tarafından takdir edilebilecek bir konu olup takdiri delil niteliğindeki bilirkişi raporunun alınması ve bununla bağlı kalınması gereğini öngören bozma gerekçesinin yerinde olmadığı ayrıca yeni rapor alınmasının HMK’nın 30. maddesinde düzenlenen usul ekonomisi ilkesinin de ihlâli sonucunu doğuracağı, eldeki dava yönünden bilirkişi incelemesi yapılması zorunluluğunu öngören açık bir yasal düzenleme bulunmadığı gibi hâkimin bilirkişi tarafından belirlenen kusur oranıyla bağlı olmadığı, 506 sayılı Kanun’un 111. maddesine dayalı nitelendirmenin mahkemece yapılması gerektiği, diğer taraftan dava dilekçesinde dâhi sigortalıya atfedilen %50 kusur oranına itiraz edilmeyip bu kusur oranına dayalı olarak yapılması gereken indirim oranına itiraz edilmişken hâkimlerin hukukî irdeleme yapma ve delil takdir etme yetkisini yok sayarak uyuşmazlıkların bilirkişiler tarafından çözümü sonucuna yol açabilecek yaklaşım içeren bozma ilamına uyulması mümkün olmadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.

Direnme Kararının Temyizi:

  1. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

II. UYUŞMAZLIK

  1. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; iş kazası neticesinde bağlanan sürekli iş göremezlik gelirinde bağışlanmaz kusur olduğu iddiası ile indirim yapan Kurum işleminin iptali ve sürekli iş göremezlik gelirinin yeniden hesaplanarak eksik bağlanan kısmının ödenmesi istemli eldeki davada; kusur oran ve aidiyetlerinin belirlenmesi için Özel Daire bozma kararında belirtildiği şekilde kesinleşen tazminat dosyasında alınan kusur raporun güçlü delil niteliğinde olduğu gözetilerek, müfettiş raporlarındaki durum tespit ve kusur oranları ile trafik kaza tespit tutanağı da dikkate alınarak trafik iş güvenliği uzmanlarından oluşan bilirkişi heyetinden rapor alınarak rapor neticesinde 506 sayılı Kanun’un 111. maddesi gereği bağışlanmaz kusur değerlendirmesi yapılarak karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.

III. GEREKÇE

  1. Öncelikle konuyla ilgili kavramlar ve yasal düzenlemeler üzerinde kısaca durmak gerekir.

  2. Davanın yasal dayanağı mülga 506 sayılı mülga Sosyal Sigortalar Kanunu'nun (506 sayılı Kanun) 111. maddesi olup “Sigortalının bağışlanmaz kusuru” kenar başlıklı söz konusu maddeye göre;

“Bağışlanmaz kusuru yüzünden iş kazasına uğrayan, meslek hastalığına tutulan veya hastalanan sigortalıya verilecek geçici iş göremezlik ödeneği veya sürekli iş göremezlik geliri, bu kusurun derecesine göre, Kurumca, yarısına kadar eksiltilebilir.

Tehlikeli olduğu veya hastalığa sebep olacağı bilinen yahut yetkili kimseler tarafından verilen emirlere aykırı olan veyahut açıkça izne dayanmadığı gibi hiç bir gereği veya yararı bulunmayan bir işi elinde olarak sigortalının yapması veya yapılması gerekli bir hareketi savsaması kusurun bağışlanmazlığına esas tutulur.”

  1. Anılan düzenlemede bağışlanmaz kusuru ile iş kazasına uğrayan sigortalıdan söz edilerek Kurum tarafından geçici iş göremezlik ödeneği veya sürekli iş göremezlik geliri ile sınırlı olarak miktarının ne ölçüde azaltılabileceği belirtilmektedir.

  2. Sigortalının iş kazasına uğraması, meslek hastalığına yakalanması, şayet kendi kasti hareketine değil de “bağışlanmaz kusuruna” dayanıyorsa sigortalı, geçici iş göremzlik ödeneği ile gelir alma hakkını tümden yitirmez. Kurum bu yardımları bağışlanmaz kusurun derecesine göre eksilterek öder (Aslanköylü Resul: Sosyal Sigortalar Kanunu Yorumu, Ankara, 2003, s. 960).

  3. Şu hâliyle bağışlanmaz kusurun sosyal sigorta haklarına etkisi kaldırıcı ve yitirici değil eksiltici ve azaltıcıdır (Çenberci Mustafa: Sosyal Sigortalar Kanunu Şerhi, 1985, s. 663).

  4. Sorumluluk hukukunda yer almayan ve Sosyal Sigortalar Kanunu’na özgü bir kavram olan "bağışlanmaz kusur", 506 sayılı Kanun’un 111. maddesinin son fıkrasında tanımlanarak içerik ve sınırları açıkça belirlenmiştir. Tanımlayıcı hüküm karşısında anılan kavramın başka şekilde anlaşılıp farklı alanlardaki yaklaşımlar uyarınca nitelendirilmesine yasal olanak bulunmamaktadır.

  5. Sözü edilen hükme göre sigortalının, iş kazası veya meslek hastalığının oluşmasında etkili bulunan davranışının “bağışlanmaz kusur” niteliğinde kabul edilebilmesi, 506 sayılı Kanun’un 111. maddesinin son fıkrasındaki tanıma uygun olmasına bağlıdır. Genel anlamda sigortalının yüksek oranlı kusuru mutlak olarak “bağışlanmaz kusur” kabulü için yeterli değildir. Zira sigortalıya atfedilen kusurun ağır kusur olması bağışlanmaz kusur anlamına gelmeyebilir.

  6. 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’na özgü bu uygulamanın her olayın gerçekleşme koşulları gözetilerek kendi içerisinde değerlendirilmesi gerekmektedir.

  7. 01.10.2008 tarihinde yürülüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun (5510 sayılı Kanun) "Sigortalının kendisinden kaynaklanan sebeplerle tedavi süresinin uzaması, iş göremezliğinin artması" kenar başlıklı 22. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde, 506 sayılı Kanun’un 111. maddesinde yer alan "sigortalının bağışlanmaz kusuru" nedeniyle yapılacak olan ödemelere ilişkin yeni düzenleme getirilmiştir. Bu kurala göre, sigortalının iş kazasına veya meslek hastalığına uğraması, hastalanması, tedavi süresinin uzaması veya iş göremezliğinin artması hâllerinde ödenmesi gereken geçici iş göremezlik ödeneği veya sürekli iş göremezlik gelirinin, ceza sorumluluğu olmayanlar hariç, ağır kusuru yüzünden iş kazasına uğrayan, meslek hastalığına tutulan veya hastalanan sigortalının kusur derecesi esas alınarak üçte birine kadarı Kurumca eksiltilecektir. 5510 sayılı Kanun’daki bu kuralın sigortalının lehine olduğu konusunda herhangi bir duraksama bulunmamaktadır. (Anayasa Mahkemesinin 27.11.2008 tarihli ve 2004/101 E., 2008/170 K. sayılı kararı)

  8. Bağışlanmaz kusur ile ağır kusur kavramları iş kazası, meslek hastalığı ve hastalık hâllerinde sigortalının sorumluğunun belirlenmesinde esas alınan birbirine yakın kavramlardır. Bağışlanmaz kusur yerine 5510 sayılı Kanun’da ağır kusur ifadesi kullanılmış ve Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinin 44. maddesinde ağır kusur tanımlanmıştır.

  9. İşçi sağlığı ve iş güvenliği ile sosyal sigorta olayının meydana geldiği iş kolunda geçerli kurallar gözetilerek sigortalının olayın üzerinde etkili davranışları ile bağışlanmaz kusurun gerçekleşip gerçekleşmediği, gerçekleşmiş ise oranının ne olduğunun 506 sayılı Kanun’un 111. maddesininin ikinci fıkrası kapsamında belirlenmesi gerekmektedir.

  10. Bu noktada; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Bilirkişiye başvurulmasını gerektiren hâller” başlıklı 266/1. maddesine değinmek gerekirse, bu madde; “Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. Ancak genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukukî bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz. Hukuk öğrenimi görmüş kişiler, hukuk alanı dışında ayrı bir uzmanlığa sahip olduğunu belgelendirmedikçe, bilirkişi olarak görevlendirilemez.” düzenlemesini içermektedir.

  11. Aynı Kanun’un “Bilirkişi raporuna itiraz” başlıklı 281. maddesinin 2. fıkrasında ise; “Mahkeme, bilirkişi raporundaki eksiklik yahut belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulmasını sağlamak için, bilirkişiden, yeni sorular düzenlemek suretiyle ek rapor alabileceği gibi, tayin edeceği duruşmada, sözlü olarak açıklamalarda bulunmasını da kendiliğinden isteyebilir” hükmüne yer verilmiş ve 282. madde ile de hâkimin bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendireceği belirtilmiştir.

  12. Bu itibarla bilirkişi raporu hakim denetimine tabi olup 506 sayılı Kanun’un 111. maddesininin ikinci fıkrası kapsamında sayılan unsurların irdelenip irdelenmediği saptanmalı fıkrada sayılan unsurlara giren hâller gerekçeleriyle birlikte açıklanmalıdır.

  13. Buna göre, bağışlanmaz kusurundan dolayı iş kazasına uğrayan, meslek hastalığına tutulan ya da hastalanan sigortalıya, ödenmesi gereken geçici iş göremezlik ödeneği veya sürekli iş göremezlik geliri sigortalının bu durumun oluşumundaki kusuruyla orantılı olarak yarısına kadar eksiltilerek ödenebilecektir.

  14. Öte yandan işveren, gözetme borcu gereği çalıştırdığı işçileri işyerinde meydana gelen tehlikelerden korumak, onların yaşamını, bedensel ve ruhsal bütünlüklerini korumak için işyerinde teknik ve tıbbi önlemler dâhil olmak üzere bilimsel ve teknolojik gelişmelerin gerekli kıldığı tüm önlemleri almak zorundadır.

  15. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) 17. maddesinde;

“Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.

Tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tabi tutulamaz.” yönündeki düzenleme ile yaşama hakkı güvence altına alınmış, bu yasal güvencenin yaşama geçirilmesinde İş ve Sosyal Güvenlik Mevzuatında da işçilerin korunması, işin düzenlenmesi, iş güvenliği, sosyal düzen ve adaletin sağlanması düşüncesi ile koruyucu bir takım hükümlere yer verilmiştir.

  1. Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun (BK) 332. maddesine göre, “İş sahibi, aktin özel halleri ve işin mahiyeti noktasından hakkaniyet dairesinde kendisinden istenilebileceği derecede çalışmak dolayısıyla maruz kaldığı tehlikelere karşı icabeden tedbirleri ittihaza ve münasip ve sıhhi çalışma mahalleri ile, işçi birlikte ikamet etmekte ise sıhhi yatacak bir yer tedarikine mecburdur.

İş sahibinin yukarıdaki fıkra hükmüne aykırı hareketi neticesinde işçinin ölmesi halinde onun yardımından mahrum kalanların bu yüzden uğradıkları zararlara karşı isteyebilecekleri tazminat dahi akde aykırı hareketten doğan tazminat davaları hakkındaki hükümlere tabi olur”.

  1. Kanun koyucu 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 332. maddesinin karşılığını 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 417. maddesinin 2. fıkrasında düzenlemiş olup sözü edilen fıkrada, “İşveren, işyerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli olan her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdür.” hükmü yer almaktadır.

  2. Bu düzenlemede, işverenin, işçinin yaşamını, sağlık ve bedensel bütünlüğünü korumak için gerekli önlemleri alma yükümlülüğü öngörülmektedir. Burada işverenin özellikle iş kazalarına karşı gerekli önlemleri alma yükümlülüğü söz konusudur. Buna göre işveren, hizmet ilişkisinin ve yapılan işin niteliği göz önünde tutulduğunda, hakkaniyet gereği kendisinden beklenen, deneyimlerin zorunlu kıldığı, teknik açıdan uygulanabilir ve işyerinin özelliklerine uygun olan önlemleri almakla yükümlüdür.

  3. Bu hükümlere paralel 4857 sayılı İş Kanunu'nun “İşverenlerin ve işçilerin yükümlülükleri" kenar başlıklı 77. maddesinin 1. fıkrasında da benzer bir düzenlemeye yer verilmiştir. Bu fıkraya göre, “İşverenler iş yerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak, işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdürler”. Bu hüküm daha sonra 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 37. maddesi ile yürürlükten kaldırılmıştır.

  4. Bundan başka işveren, mevzuatta öngörülmemiş olsa dâhi bilimsel ve teknolojik gelişmelerin gerekli kıldığı iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini almak zorundadır. Bilim, teknik ve örgütlenme düşüncesi yönünden alınabilme olanağı bulunan, yapılacak gider ve emek ne olursa olsun bilimin, tekniğin ve örgütlenme düşüncesinin en yeni verileri göz önünde tutulduğunda işçi sakatlanmayacak, hastalanmayacak ve ölmeyecek ya da bu kötü sonuçlar daha da azalacaksa her önlem işverenin koruma önlemi alma borcu içine girer.

  5. Bu önlemler konusunda işveren işyerini yeni açması nedeniyle tecrübesizliğini, bilimsel ve teknik gelişmeler yönünden bilgisizliğini, ekonomik durumunun zayıflığını, benzer işyerlerinde bu iş güvenliği önlemlerinin alınmadığını savunarak sorumluluktan kurtulamaz. Gerçekten çalışma hayatında süregelen kötü alışkanlık ve geleneklerin varlığı işverenin önlem alma borcunu etkilemez. İşverenlerce iş güvenliği açısından yaşamsal önem taşıyan araç ve gereçlerin işçiler tarafından kullanılması sağlandığında, kaza olasılığının tamamen ortadan kalkabileceği de tartışmasız bir gerçektir. Bu açıklamalara göre, iş kazasının oluşumuna etki eden kusur oranlarının saptanmasına yönelik olarak yapılan incelemede, ihlâl edilen mevzuat hükümleri, zararlı sonuçların önlenmesi için koşulların taraflara yüklediği özen ve dikkat yükümüne aykırı davranışın doğurduğu sonuçlar, ayrıntılı olarak irdelenip kusur aidiyet ve oranları gerekçeleriyle ortaya konulmalıdır.

  6. Gelinen bu noktada uyuşmazlığın çözümü için “delil”, “kesin hüküm” ve “kuvvetli (güçlü) delil” kavramlarının kısaca açıklamasında yarar vardır.

  7. Medeni usul hukukunda deliller, kesin deliller ve takdiri deliller olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Hukukumuzda kesin deliller, ikrar (HMK m. 188), senet (HMK m. 199 vd.), yemin (HMK m. 225 vd.) ve kesin hüküm (HMK m. 303) olmak üzere dört tanedir. Takdiri deliller ise tanık (HMK m.240 vd.), bilirkişi (HMK m. 266 vd.), keşif (HMK m.288 vd.) ve kanunda düzenlenmemiş diğer deliller (HMK m. 192) olarak sayılmaktadır. Takdiri deliller yönünden delil türlerinin sınırlı olarak sayılmadığı kabul edilmektedir (Arslan, Ramazan/ Yılmaz, Ejder/ Taşpınar Ayvaz, Sema: Medeni Usul Hukuku, Ankara 2017, s. 389 390). Bu açıdan kuvvetli (güçlü) delil takdiri bir delil türü olarak nitelendirilebilir.

  8. Kesin hükme gelince, kesin hüküm HMK'nın 303. maddesinde düzenlenmiş olup şekli ve maddi anlamda kesin hüküm olmak üzere olarak ikiye ayrılır. Verilen bir hükme karşı kanun yolları kapalı ise veya kanun yolları açık olsa bile süresinde gidilmemişse veya tüm kanun yolları tükenmişse hüküm şeklen kesinlik kazanmıştır.

  9. Maddi anlamda kesin hükümde ise; dava sebebinin (maddi vakıaların), taraflarının ve ilk davanın hüküm fıkrası ile ikinci davaya ait talep sonucunun aynı olması gerekir.

  10. Önemle vurgulanmadır ki maddi anlamda kesinlik, yalnız hüküm fıkrası için söz konusudur. Hüküm fıkrası, davada (veya karşı davada) istenen hususlar (talep sonucu) hakkında mahkemece verilen kararı (hükmü) gösterir. Hükmün gerekçesinin kesin hüküm gücü bulunmamaktadır. Bununla beraber gerekçe maddi anlamda kesinlikten tamamen soyutlanmış da değildir.

  11. Maddi anlamda kesin hükmün amacı da bu hâli ile mahkeme kararlarına güvenilmesini ve uyulmasını sağlamak, taraflar arasındaki uyuşmazlığı kararın maddi anlamda kesinleştiği andan itibaren geleceğe yönelik olarak sona erdirmek ve nihayet çelişkili kararlar verilmesini önleyerek toplum hayatında hukukî istikrar ve güvenliği tesis etmektir.

  12. İspat bakımından değerlendirmek gerekir ise; HMK'nın 204. maddesinin birinci fıkrasına göre ilamlar kesin delil sayılmaktadır.

  13. Birinci davada verilmiş olan hüküm, aynı taraflar arasında, aynı dava sebebine dayanarak aynı konuya ilişkin olarak açılan ikinci davada, kesin hükme bağlanmış olan husus yönünden kesin delil teşkil eder (HMK m.303/1,2).

  14. Aynı taraflar arasında, aynı dava sebebine dayanarak ve aynı hukukî ilişki hakkında açılan ikinci davanın konusu, birinci davadakinden farklı olsa bile, iki davanın da temelini oluşturan aynı hukukî ilişkinin mevcut olup olmadığı hakkında (birinci davada) verilmiş olan (kesin) hüküm, ikinci davada kesin delil teşkil eder.

  15. Bir davada verilen kesin hüküm, bu davanın tarafları dışındaki başka birine (üçüncü kişiye) karşı açılan (veya üçüncü kişi tarafından birinci davanın taraflarından birine karşı açılan) ve konusu ile dava sebebi (vakıalar) aynı olan ikinci bir davada kesin delil teşkil etmez; çünkü iki davanın tarafları farklıdır. Fakat, birinci davada verilen kesin hüküm, ikinci davada kuvvetli (güçlü) bir takdiri delil teşkil eder. Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.03.2021 tarihli ve 2017/(22)9 3108 E., 2021/380 K.; 09.02.2021 tarihli ve 2016/(7)9 1247 E., 2021/54 K.; 17.11.2020 tarihli ve 2016/(7)9 1867 E., 2020/908 K. ve 15.09.2020 tarihli ve 2017/(22)9 1293 E., 2020/588 K. sayılı kararlarında da yer verilmiştir.

  16. Somut olayda; davacının 19.01.2001 tarihinde kullandığı motosiklet ile öndeki araca arkadan çarparak geçirdiği kaza akabinde düzenlenen trafik kazası tespit tutanağında kazanın meydana gelmesinde tamamen kusurlu olduğu; 31.03.2003 tarihli İş Teftiş Kurulu inceleme raporunda ise olayın iş kazası olduğu ve kusur yönünden trafik kaza tespit tutanağı dikkate alınarak gerekli değerlendirmenin yapılması gerektiğinin belirtildiği ancak Sigorta Teftiş Kurulu Başkanlığı tarafından düzenlenen 31.05.2003 ve 13.12.2004 tarihli raporlar da olayın iş kazası olmadığı ve sigortalı için 506 sayılı Kanun’un 111. maddesinin uygulanması gerektiği yönünde tespitler yapılarak görüş bildirildiği görülmüştür.

  17. Kurum tarafından olayın iş kazası kabul edilmemesi üzerine davacı tarafından dava dışı işveren ve Kurum aleyhine iş kazası tespiti ile maddi ve manevi tazminat istemli dava açıldığı mahkemece işveren aleyhine açılan tazminat dosyası tefrik edilerek ayrı esasa kaydedildiği ve iş kazasının tespiti davası yönünden Didim Asliye Hukuk Mahkemesinin (İş Mahkemesi sıfatıyla) 2004/232 E., 2006/221 K. sayılı kararı ile 19.10.2001 tarihinde meydana gelen kazanın iş kazası olduğunun tespitine ilişkin verilen kararın Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 13.11.2007 tarihli kararı ile onandığı ve bu şekilde kesinleştiği, bu davanın yargılama sürecinde alınan 13.06.2005 tarihli kusur raporundaki işverenin ve davacının %50 oranında kusurlu olduklarına ilişkin tespit benimsenerek Didim (Yenihisar) Asliye Hukuk Mahkemesinin (İş Mahkemesi sıfatıyla) 27.12.2011 tarihli 2006/330 E. ve 2011/740 K. sayılı kararı ile işveren aleyhine açılan tazminat davasının kısmen kabulüne karar verildiği; kararın Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 25.12.2012 tarihli ve 2012/4790 E., 2012/24548 K. sayılı kararı ile davalı işverenin temyiz dilekçesinin süre aşımı nedeniyle reddedilerek kesinleştiği tespit edilmiştir.

  18. Öte yandan ceza yargılamasında alınan Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesinin 14.12.2001 tarihli raporunda mağdur davacının 8/8 oranında kusurlu olduğu bildirilmiştir.

  19. Didim Asliye Hukuk Mahkemesinin (İş Mahkemesi sıfatıyla) iş kazası tespiti kararının kesinleşmesi akabinde SGK Rehberlik ve Teftiş Başkanlığı tarafından 13.04.2009 tarihinde düzenlenen raporda kazalı sigortalının (davacının) A tipi ehliyeti olmamasına rağmen motosikleti kullanmaya devam ettiğinden hareketle tehlikeli olduğunu bildiği bir durumu sürdürmesi sebebiyle ayrıca kaza tutanağında kendisinin asli kusurlu olduğu da dikkate alındığında kazada kastı suç sayılır hareketi bulunmayan davacı hakkında bağışlanmaz kusurundan dolayı 506 sayılı Kanun’un 111. maddesinin uygulanması gerektiği sonucuna varılmıştır.

  20. Rapor neticesinde davacıya 16.05.2009 tarihinde sürekli iş göremezlik geliri %50 indirimli olarak bağlanmış, davacı tarafından kusur oranının yanlış değerlendirildiği ve eksik ödendiği gerekçesi ile Kuruma yaptığı başvurunun trafik kaza tutanağında kazanın oluşumunda tamamen kusurlu olduğu tespit edildiğinden iş göremezlik gelirinin %50 indirimli ödendiği belirtilerek reddedilmesi üzerine eldeki dava açılmıştır.

  21. Bu durumda yukarıda yapılan açıklamalara, somut olaya ilişkin maddi ve hukukî olgulara göre; Bölge Adliye Mahkemesince bilirkişi raporu alınmadan kusur oranları değerlendirilerek bağışlanmaz kusur değerlendirmesi yapılması yerinde olmayıp davacı ve dava dışı işverenin taraf olduğu tazminat davasında verilen ve kesinleşen kararın sadece o davanın tarafları yönünden kesin delil niteliğinde olduğu, o davanın tarafı olmayan eldeki davanın davalısı Kurum yönünden güçlü delil mahiyetinde bulunduğu, trafik kaza tespit tutanağının da gelir indirimi yönünden davacıyı bağlamayacağı gözetilerek müfettiş raporlarındaki durum tespiti ve kusur oranları ile trafik kaza tespit tutanağı dikkate alınıp trafik iş güvenliği alanında uzman bilirkişi heyetinden iş güvenliği mevzuatı kapsamında değerlendirme içeren, dava dışı işveren ve sigortalının kusur aidiyet ve oranlarını belirleyen rapor alındıktan sonra sonucuna göre 506 sayılı Kanun’un 111. maddesi gereğince bağışlanmaz kusur değerlendirmesi yaparak karar verilmelidir.

  22. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki hükümde direnilmesi doğru olmamıştır.

  23. O hâlde direnme kararı bozulmalıdır.

IV. SONUÇ: **

Açıklanan nedenlerle;

Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 371. maddesi gereğince BOZULMASINA,

İstek hâlinde temyiz peşin harcın yatırana geri verilmesine,

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 373/2. maddesi gereği dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine 29.11.2022 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla

Anahtar Kelimeler

süreciyargılamagerekçeuyuşmazlıkbozulmasına

Kaynak: karar_yargitay

Taranan Tarih: 25.01.2026 17:59:26

Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim