Karar Detayı

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

Ceza Genel Kurulu

Daire / Kategori

Yargıtay Kararı

Esas No

2021/358

Karar No

2024/136

Karar Tarihi

20 Mart 2024

İTİRAZ

İtirazname No : 2021/54038

KARARI VEREN

YARGITAY DAİRESİ: 8. Ceza Dairesi

MAHKEMESİ: Ağır Ceza

SAYISI: 418 276

I. HUKUKİ SÜREÇ

Parada sahtecilik suçundan sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 197/1, 62/1, 52/2, 53, 58/6, 63 ve 54. maddeleri uyarınca 2 yıl 1 ay hapis ve 500 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, hapis cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine, mahsuba, müsadereye ve sahte paranın Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasına gönderilmesine ilişkin Karşıyaka 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 30.05.2013 tarihli ve 418 276 sayılı hükmün, sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 10.09.2014 tarih ve 10461 19329 sayı ile onanmasına karar verilmiştir.

II. İTİRAZ SEBEPLERİ

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 24.06.2021 tarih ve 54038 sayı ile; "Parada sahtecilik suçunun kesintisiz suçlardan olması ve iddianamenin düzenlenmesi ile hukuki kesintinin oluşması karşısında, hükümlünün aynı suçtan Manisa 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2012/408 2012/434 EK ve Karşıyaka 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2012/418 2013/276 EK sayılı ilamlarıyla mükerrer cezalandırıldığı anlaşılmaktadır. ... Dosyaların durumu itibarıyla iki ayrı kesinleşmiş mahkûmiyet bulunduğundan davaların birleştirilerek görülmesi de mümkün olmadığından hükümlü ... hakkında 08.11.2012 tarihinde müşteki ...'ya karşı işlediği parada sahtecilik suçundan 04.12.2012 tarihli iddianame ile Karşıyaka 2. Ağır Ceza Mahkemesinde açılarak 30.05.2013 tarih ve 2012/418 (E) ve 2013/276 (K) sayılı hüküm ile 2 yıl 1 ay hapis ve 500 TL APC cezası ile cezalandırıldığına ilişkin mahkûmiyet kararını onayan Dairenizin 10.09.2014 günlü ve 2014/10461 19329 EK sayılı onamaya dair ilamının kaldırılarak mahkeme kararının tüm deliller birlikte değerlendirilerek sanığın hukuki durumunun yeniden takdiri için bozulması," gerektiği düşüncesiyle itiraz yoluna başvurmuştur.

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 8. Ceza Dairesince 20.09.2021 tarih ve 12708 17779 sayı ile; itiraz nedeni yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

III. UYUŞMAZLIK KAPSAMI VE KONUSU

Suça sürüklenen çocuk ... hakkında parada sahtecilik suçundan verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı mercisince itirazın reddine karar verilmek suretiyle kesinleşmiş olup itirazın kapsamına göre inceleme sanık hakkında parada sahtecilik suçundan verilen mahkûmiyet hükmü ile sınırlı olarak yapılmıştır.

Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık hakkında Karşıyaka Cumhuriyet Başsavcılığının 04.12.2012 tarihli ve 6015 481 sayılı iddianamesi ile parada sahtecilik suçundan açılan kamu davasının mükerrer olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.

IV. OLAY VE OLGULAR

İncelenen dosya kapsamından;

Kolluk tarafından düzenlenen 08.11.2012 tarihli olay ve yakalama tutanağına göre; aynı gün saat 18.00 sıralarında haber merkezinin İzmir ili, Karşıyaka ilçesi, ....sayılı yerde bulunan iş yerinde sahte 200 TL ile alışveriş yapıldığının, şüphelinin üzerinde sarıya yakın renk pantolon, beyaz uzun kollu triko kazak ve sol elinde ay yıldız dövmesi bulunan genç bir şahıs olduğunun bildirilmesi üzerine, yapılan araştırma sırasında aynı gün eşkâle uyan bir kişinin ilk olarak adliye önünde görüldüğü, ardından söz konusu şahsın Bahriye Üçok Bulvarı üzerinde 35 NHM ** plaka sayılı gri renkli Peugeot 307 marka araca bindiği, bu aracın 1729 sokak üzerinde durdurulduğu, eşkali verilen şahıs kontrol edildiğinde elinde bahse konu dövme izi ve elindeki poşet içinde de gri renkli kız çocuğu giysisi olduğunun tespit edildiği, yapılan üst yoklamasında 145 TL ele geçirildiği, bu kişinin 24.07.1997 doğumlu inceleme dışı suça sürüklenen çocuk ... olduğunun ve aranan şahıslardan olmadığının tespit edildiği, aracı kullanan kişinin ise sanık olduğu ve Turgutlu (Kapatılan) 1. Sulh Ceza Mahkemesinin 2010/828 Esas sayılı dosyasında 6136 sayılı Kanun'a aykırılık, Manisa (Kapatılan) 1. Sulh Ceza Mahkemesinin 2012/755 Esas sayılı dosyasında karşılıksız yararlanma ve Manisa 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2012/408 Esas sayılı dosyasında parada sahtecilik suçlarından arandığının belirlendiği, mağdur tarafından kolluk görevlilerine ibraz edilen sahte 200 TL'nin A626 619676 seri numaralı olduğu,

Kolluk tarafından düzenlenen üst arama tutanağına göre; 08.11.2012 tarihinde polis merkezi amirliğine getirilen sanığın yapılan üst aramasında 1 adet 100 TL, 4 adet 20 TL, 1 adet 50 TL, 1 adet 10 TL olmak üzere toplam 240 TL ele geçirildiği, söz konusu paraların yapılan kontrollerinde sahte olmadıklarının tespit edildiği,

35 NHM ** plaka sayılı aracın ruhsat bilgilerine göre; bahse konu aracın tanık ... adına kayıtlı olduğu,

Kolluk tarafından düzenlenen oto arama tutanağına göre; Karşıyaka (Kapatılan) 4. Sulh Ceza Mahkemesinin 09.11.2012 tarihli ve 378 değişik iş sayılı kararına istinaden sanığın kullandığı 35 NHM ** plaka sayılı araçta aynı gün saat 11.00 sıralarında yapılan aramada suç unsuruna rastlanılmadığı,

08.11.2012 tarihli Cumhuriyet savcısı görüşme tutanağına göre; suça konu sahte para ile alışveriş yapan inceleme dışı suça sürüklenen çocuğun olaydan sonra akrabası olan sanığın arabasına binerken yakalanması ve sanık hakkında daha önce gerçekleşen parada sahtecilik suçundan yakalama evrakının bulunması nedeniyle söz konusu olayda sanığın inceleme dışı suça sürüklenen çocuğu yönlendirme ihtimalinin bulunduğu ve bu bağlamda sanığın suça iştirak etmiş olabileceği değerlendirilerek sanığın mevcutlu olarak gönderilmesi talimatı verildiği, Karşıyaka İlçe Emniyet Müdürlüğünce düzenlenen 09.11.2012 tarihli ve 2661 sayılı fezlekeye göre de; söz konusu talimat doğrultusunda sanığın 09.11.2012 tarihinde hazırlanan tahkikat evrakı ile birlikte Karşıyaka Cumhuriyet Başsavcılığına mevcutlu olarak gönderildiği,

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası İzmir Şubesi tarafından düzenlenen 12.11.2012 tarihli ve 1764 sayılı rapora göre; inceleme konusu A626 619676 seri numaralı bir adet 200 TL'nin sahte olduğu, aldatma (iğfal, sürüm) kabiliyetinin bulunduğu, yapılışındaki özen ve ustalık derecesi nedeniyle sahte olduğunun ilk bakışta herkes tarafından kolaylıkla anlaşılamayacağı, para destesi veya paketi içinde yer alması durumunda sahte olduğunun ilk bakışta herkes tarafından kolaylıkla anlaşılmasının mümkün olmadığı, uzmanlarca veya veznedar gibi para işinin bir parçası olan kişilerce sahte olduğunun tespit edilebileceği,

Karşıyaka Cumhuriyet Başsavcılığının 04.12.2012 tarihli ve 6015 481 sayılı iddianamesi ile; sanık hakkında mağdura yönelik eylemi nedeniyle parada sahtecilik suçundan cezalandırılması istemi ile kamu davası açıldığı, söz konusu iddianamenin anlatım bölümünde; "Şüpheli ...'nin önceden tedavüle sahte para koymak suçundan sabıkalı olup olay tarihinde idaresindeki 35 NHM ** plakalı araç ile yanında yeğeni ... olduğu hâlde birlikte piyasaya sahte para sürmek amacıyla Manisa ilinden Karşıyaka ilçesine geldikleri, suça süreklenen küçük ...'nin saat 17.50 civarında şüpheli ...'den aldığı Karşıyaka Adli Emanetinin 2012/3437 sırasında kayıtlı 1 adet A626 619676 seri ve sıra numaralı 200 TL sahte banknot ile müşteki ...'ya ait .... adresindeki...Bebe iş yerine gelerek aldığı 55 TL tutarındaki ürünler karşılığında sahte 200 TL banknotu verip 145 TL üstünü de alarak ayrılıp kendisini araç içerisinde bekleyen şüpheli ...'nin yanına geldiği ve araca binerek kaçtıkları, müştekinin şikâyeti üzerine güvenlik güçlerince ilçemiz 1729 Sokakta araç durdurularak şüphelinin yakalandığı, ...Şüphelinin bu suretle atılı suça iştirak ettiği," açıklamasına yer verildiği,

Yapılan yargılama sonucunda Karşıyaka 2. Ağır Ceza Mahkemesince 30.05.2013 tarih ve 418 276 sayı ile sanığın TCK'nın 197/1, 62/1, 52/2, 53, 58/6, 63 ve 54. maddeleri uyarınca 2 yıl 1 ay hapis ve 500 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, hapis cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine, mahsuba, müsadereye ve sahte paranın Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasına gönderilmesine karar verildiği, bu hükmün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 10.09.2014 tarih ve 10461 19329 sayı ile onanmasına karar verildiği,

UYAP sorgulamasında;

Manisa Cumhuriyet Başsavcılığının 05.11.2012 tarihli ve 4904 305 sayılı iddianamesi ile; sanık hakkında inceleme dışı katılan ...'e yönelik eylemi nedeniyle parada sahtecilik suçundan cezalandırılması istemi ile kamu davası açıldığı, 29.07.2012 suç tarihli olan iddianamenin anlatım bölümünde; "...şüphelinin suç tarihinde Manisa il merkezinde '...' isimli iş yerinin işletmeciliğini yapan müştekiye, yaptığı alışveriş sonrası 200 TL para verip 170 TL para üstünü alarak gittiği, bu olaydan yarım saat kadar önce de şüpheli Serdar ile birlikte hareket ettiği anlaşılan açık kimliği tespit edilemeyen 18 19 yaşlarında bir bayanın da müştekinin iş yerinden alışveriş yaptığı ve şüpheli Serdar'ın müştekiye verdiği sahte 200 TL'lik banknot ile aynı seri numarada olan sahte 200 TL'lik banknot verdiği, bu durumdan şüphelenen müştekinin kendisine verilen 2 adet 200 TL'lik banknotları kontrol ettirdiği ve bunların sahte olduğunu anlayarak polis merkezine müracaatta bulunduğu, şüpheli Serdar'ı kendisinden daha önceleri de alışveriş yapmasından dolayı tanıyan müştekinin yaptırılan fotoğraf teşhisi işlemi sonucunda da şüpheli ...'yi kesin olarak teşhis ettiği, ...Şüpheli tüm aramalara rağmen bulunamadığı için hakkında, Manisa 1. Sulh Ceza Mahkemesinin 07.09.2012 tarihli ve 2012/738 değişik iş nolu kararıyla yakalama emrinin çıkarıldığı," açıklamasına yer verildiği, söz konusu iki adet 200 TL'lik sahte paraların A627 619676 seri numaralı oldukları, bu davanın Manisa 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2012/408 esasına kaydedildiği,

Manisa Cumhuriyet Başsavcılığının 06.12.2012 tarihli ve 5552 363 sayılı iddianamesi ile; sanık hakkında inceleme dışı mağdurlar..., ... ..., ... ve ... ...'a yönelik eylemleri nedeniyle parada sahtecilik suçundan 4 kez cezalandırılması istemi ile kamu davası açıldığı, iddianamenin anlatım bölümünde; "03.06.2012 tarihinde saat 05.11 sıralarında müştekilerden ...'ın çalışmakta olduğu ... Petrol isimli akaryakıt istasyonundan 20 TL tutarında akaryakıt alınarak karşılığında A462 918535 seri numaralı 200 TL'lik banknot verildiği, 18.06.2012 tarihinde saat 01.45 sıralarında müştekilerden...'nin çalışmakta olduğu ...Petrol isimli akaryakıt istasyonundan 20 TL tutarında akaryakıt alınarak karşılığında A544 615261 seri numaralı 200 TL'lik banknot verildiği, 05.08.2012 tarihinde saat 08.40 sıralarında müştekilerden ... ...'ın çalışmakta olduğu ... ... Petrol isimli akaryakıt istasyonundan 20 TL tutarında akaryakıt alınarak karşılığında A627 619676 seri numaralı 200 TL'lik banknot verildiği, 19.11.2012 tarihinde saat 23.45 sıralarında müştekilerden ... ...'ın çalışmakta olduğu ... Petrol isimli akaryakıt istasyonundan 20 TL tutarında akaryakıt alınarak karşılığında A626 619676 seri numaralı 200 TL'lik banknot verildiği, yapılan soruşturmada yukarıda anlatılan dört ayrı olayda da aynı şekilde 35 NHM ** plakalı aracı kullanan şüphelinin sahte 200 TL'lik banknotları verdiğinin belirlendiği ve bu aracın hakkında kovuşturmaya yer olmadığında dair ek karar verilen ... adına kayıtlı olduğunun belirlendiği, ...'in şüpheli sıfatı ile verdiği ifadesinde; her ne kadar araç kendi adına kayıtlı ise de bu aracın damadı olan ... tarafından alındığını ve bu şahıs tarafından kullanıldığını beyan ettiği, şüpheli ...'nin savunmasında aracın kendisi tarafından kullanıldığını, zaman zaman da eşi ve arkadaşlarına kullanmaları için verdiğini, 19.11.2012 tarihinde bu araç için 20 TL'lik gaz alarak 200 TL veren kişinin kendisi olduğunu ancak verdiği paranın sahte olduğunu bilmediğini, 03.06.2012, 18.06.2012 ve 05.08.2012 tarihlerinde ise kendisinin akaryakıt almadığını, bu iş yerlerinde kendi kullandığı aracın plakasının tespit edilmesinin şaşılacak bir husus olduğunu, belki o tarihlerde aracını kullanması için verdiği arkadaşlarının akaryakıt almış olabileceklerini beyan ettiği," açıklamasına yer verildiği, 03.06.2012, 18.06.2012 ve 05.08.2012 tarihlerinde gerçekleşen parada sahtecilik olaylarından dolayı aranmakta olan sanığın 19.11.2012 tarihinde gerçekleşen parada sahtecilik olayından hemen sonra yakalandığı, bu davanın Manisa 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2012/451 esasına kaydedilip 10.12.2012 tarih ve 451 419 sayı ile aralarında hukuki ve fiili bağlantı bulunduğu gerekçesi ile aynı Mahkemenin 2012/408 esas sayılı dosyası ile birleştirilmesine karar verildiği,

Manisa 1. Ağır Ceza Mahkemesince 13.12.2012 tarih ve 408 434 sayı ile; parada sahtecilik suçundan sanığın mağdur ...'e yönelik eylemi nedeniyle TCK'nın 197/1, 52/2, 52/4, 53/1 ve 58/6. maddeleri uyarınca 3 yıl hapis ve 2.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, taksitlendirmeye, hak yoksunluğuna ve hapis cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine; katılan ... ile mağdurlar..., ... ve...'e yönelik eylemi nedeniyle ise aynı Kanun'un 197/1, 52/2, 52/4, 53/1, 58/6, 63 ve 54. maddeleri uyarınca 7 yıl hapis ve 10.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, taksitlendirmeye, hak yoksunluğuna, hapis cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba karar verildiği, kararın gerekçesinde; "...İlk olarak müşteki ... ile ilgili soruşturmaya başlanmış buna ilişkin dava 05.11.2012 tarihinde düzenlenmiştir. Birleşen dosyadaki müştekiler..., ..., ve ...’ya sahte paraların verilme tarihi müşteki ... ile ilgili dava tarihi olan 05.11.2012 tarihinden önceye aittir. Sahte parayı tedavüle sürmek suçu bünyesinde teselsülü barındıran, farklı tarihlerde birden fazla kişiye sahte para verilmiş olsa dahi, teselsülün uygulanamayacağı bir suç türüdür. Bu tür suçlarda ikinci bir suçun oluşumunu kabul etmek ancak iddianame düzenlenmesi ile gerçekleşecek hukuki kesinti ile mümkündür. O hâlde 05.11.2012 tarihli ilk iddianamenin düzenlenme tarihinden önce gerçekleşen tüm eylemler tek suç kabul edilecektir. Müşteki ... ...’a verilen sahte banknot haricindeki diğer tüm eylemler iddianame tarihinden önce olup tek suç olarak kabul edilmiş, ... Sanığın müşteki ...’e verdiği sahte paranın verilme tarihi 19.11.2012'dir. İddianame tarihinden sonra işlenen bu eylem hukuki kesinti sebebiyle ikinci suçu oluşturmaktadır." açıklanmasına yer verildiği, bu hükümlerin de sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 18.04.2013 tarih ve 3966 12259 sayı ile onanmasına karar verildiği,

Anlaşılmıştır.

Mağdur ... kollukta; İzmir ili, Karşıyaka ilçesi, .......Caddesi, No. .... sayılı yerde bulunan...Bebe isimli çocuk giysisi satan iş yerini çalıştırdığını, 08.11.2012 tarihinde saat 17.50 sıralarında iş yerine gelen daha önceden görmediği ve tanımadığı 17 yaşlarında, jöleli, siyah saçlı, üzerinde sarı renkli pantolon, merserize beyaz renkli kazak, kazak üzerinde sarı renkli göbek kısmında nokta şeklinde iki adet dökülen bir şey lekesi olan, parayı uzattığı sol elinin baş parmağı ile işaret parmağının birleştiği yerde hafif silinmiş ay yıldız olduğunu tahmin ettiği dövme bulunan erkek şahsın kendisine 4 yaş çocuk elbisesi sorduğunu, gösterdiği eşya içinden 1 adet triko tunik ile 1 adet yün gri taytı beğendiğini, aldığı ürünlerin 55 TL tuttuğunu, şahsın dövmeli eli ile 200 TL para verdiğini, 145 TL para üstü verdiği bu şahsın ürünleri alıp iş yerinden çıktığını, ardından A626 619676 seri numaralı olan söz konusu parayı incelediğinde sahte olduğunu anladığını ve 155'i aradığını, daha sonra yakalanan ve ismini karakolda öğrendiği inceleme dışı suça sürüklenen çocuktan şikâyetçi olduğunu, olay sırasında bu şahsın yanında kimsenin bulunmadığını,

İnceleme dışı suça sürüklenen çocuk Savcılıkta; suça konu sahte parayı 08.11.2012 tarihinde Manisa ili, İbrahim Çelebi Mahallesinde bir ağacın altında bulduğunu, amcası olan sanığın daha önceden İzmir ilinde oturduğunu, hem arkadaşlarını ziyaret etmek hem de muhabbet kuşu bakmak için sanığın İzmir iline gideceğini öğrenince kendisinin de onun arabasına binerek geldiğini, Karşıyaka ilçesine geldiklerinde sanığa; "Sigara alıp geleceğim." dediğini, ardından arabadan indiğini, daha sonra yeğenine hediye almaya karar verdiğini, bebek kıyafetleri satan bir iş yerine girdiğini, bulduğu para ile 55 TL'ye kıyafet aldığını, iş yeri çalışanının 145 TL para üstü verdiğini, kıyafeti ve para üstünü aldıktan sonra sanığa telefon açıp nerede olduğunu sorduğunu, park yeri aradığını söyleyen sanığa; "Ben kıyafeti, aldım, sen boşuna parketme, adliyenin o tarafa doğru gel." dediğini, adliyenin yerini sanıktan öğrendiğini, adliye yakınlarında sanığın arabasına bindiğini, biraz ilerledikten sonra polislerin kendilerini durdurduğunu, bebek mağazasından alışveriş yapıp yapmadığını sorduklarını, yaptığını belirtmesi üzerine verdiği paranın sahte olduğunu öğrendiğini, paranın sahte olduğunu bilmediğini, süpriz hediye almak amacıyla bu parayı bulduğunu sanığa söylemediğini, olay sonrası sanığı arayıp neden kıyafet aldığını söylediği sorulunca; heyecandan yanıldığını, sanığa; "Amca ben sigarayı aldım, sen nerdesin?" dediğini, savcılık ifadesinden farklı olarak mahkemede; iş yerinden çıktıktan sonra arabaya bindiğini, yola devam ettiklerini, biraz ilerlediklerinde arkalarından polis aracı geldiğini, sellektör yaptığını, sanığın sağa çekip durduğunu, arabaya gelen kolluk görevlilerinin; "Kimin elinde ayyıldız dövmesi var." dediklerini, dövmenin kendisinde olduğunu söylediğini, çelişki nedeniyle sorulunca; olayın üzerinden zaman geçtiği için ayrıntıları hatırlayamamış olabileceğini, araçtan indiğinde park yeri olmadığını, hatta Doğan marka bir aracın gelip sanığın aracına hafif çarptığını, herhangi bir hasar olmadığı için bir işlem yapılmadığını, sanığın da bunun üzerine park yeri aramak için oradan ayrıldığını, iş yerinden çıktıktan sonra telefonla arayıp sanığa sigarayı aldığını, park yeri aramasına gerek kalmadığını söylediğini, sanığın adliyenin önünde olduğunu öğrenince de oraya kadar gidip arabaya bindiğini,

Tanık kollukta; damadı olan sanığın muhabbet kuşu üretimi yaparak geçimini sağladığını, inceleme dışı suça sürüklenen çocuğun da sanığın yeğeni olduğunu, inceleme dışı suça sürüklenen çocuğun sahte para ile yakalandığını sonradan öğrendiğini, sanığın bu tür olaylarla ilgisi olmadığını, 08.11.2012 tarihinde sabah saatlerinde Manisa ili, Akhisar ilçesi, Atatürk Mahallesi, .... Sokak, No...... sayılı yerde bulunan ikatemetine gelen sanığın; "Baba ben İzmir'e kuşçunun yanına gideceğim, bana arabanı, verir misin?" dediğini, bunun üzerine adına kayıtlı bulunan 35 NHM ** plaka sayılı aracını kendisine verdiğini, olayla ilgili başka bilgisinin bulunmadığını,

İfade etmişlerdir.

Sanık aşamalarda benzer şekilde; Manisa ili, Şehzadeler ilçesi, İbrahimçelebi Mahallesi, ....sayılı yerde ikamet ettiğini, camcılık ve muhabbet kuşu üreticiliği yaptığını, daha önceden İzmir ili, Bayraklı ilçesi, Gümüşpala Mahallesi, ..... Sokak'ta oturduğunu, yaklaşık 3 4 yıl kadar önce Manisa iline taşındığını, babası ile birlikte ikamet ettiğini, inceleme dışı suça sürüklenen çocuğun da kendisi ile birlikte aynı evde ikamet ettiğini, kayınpederi adına kayıtlı olan 35 NHM ** plaka sayılı aracın kendisine ait olduğunu ve sürekli olarak ya kendisi ya da eşi tarafından kullanıldığını, kimseye kullanması için vermediğini, inceleme dışı suça sürüklenen çocuğun yeğeni olduğunu, 08.11.2012 tarihinde saat 17.00 sıralarında yanında inceleme dışı suça sürüklenen çocuk olduğu hâlde hem Gümüşpala Mahallesinden tanıdığı arkadaşlarını ziyaret etmek hem de arkadaşında bulunan muhabbet kuşlarına bakmak için İzmir'e geldiğini, ancak uzun zamandır gelmediği için yolları şaşırdığını, tam olarak hatırlamadığı bir yerde inceleme dışı suça sürüklenen çocuğun sigara almak için araçtan indiğini, trafiğin yoğun olması nedeniyle arkasından araçlar da gelinde aracı park edecek yeri olmadığı için inceleme dışı suça sürüklenen çocuğu orada bırakıp ilerlediğini, yolu şaşırdığını, bir süre sonra 0 554 890 ** ** numaralı telefonunu inceleme dışı suça sürüklenen çocuğun aradığını, nerede olduğunu sorduğunu, yolu şaşırdığını söyleyip orada bulunanlara adliyeye yakın bir yerde olup olmadığını sormasını istediğini, yakın olduğunu öğrenince inceleme dışı suça sürüklenen çocuktan adliye önüne gelmesini istediğini, aracı ile Karşıyaka Adliyesine gittiğinde inceleme dışı suça sürüklenen çocuğu adliyenin önünde gördüğünü, inceleme dışı suça sürüklenen çocuk yanına geldiğinde elinde bir poşet bulunduğunu, kendisine üç yaşında olan kızını kastederek; "Yeğenime jest yaptım, elbise aldım." dediğini, 20 30 metre kadar ilerleyince arkalarından gelen ekip aracının kendilerine selektör yapıp durdurduğunu, inceleme dışı suça sürüklenen çocuğun elindeki dövmeyi gördüklerini, ardından inceleme dışı suça sürüklenen çocuğun sahte para ile alışveriş yaptığını öğrendiğini, söz konusu parayı inceleme dışı suça sürüklenen çocuğa kendisinin vermediğini, daha önce sahte paradan yakalanıp cezaevine girdiğini, daha sonra ise bu işi yapmayı bıraktığını savunmuştur.

V. GEREKÇE

A. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar

Uyuşmazlığın isabetli bir çözüme kavuşabilmesi için öncelikle uyuşmazlık konusu ile ilgili olduğu ölçüde parada sahtecilik suçuna ilişkin mevzuat hükümlerine değinilmesinde yarar bulunmaktadır.

TCK’nın "Parada sahtecilik" başlıklı 197. maddesinin birinci fıkrası; "Memlekette veya yabancı ülkelerde kanunen tedavülde bulunan parayı, sahte olarak üreten, ülkeye sokan, nakleden, muhafaza eden veya tedavüle koyan kişi, iki yıldan oniki yıla kadar hapis ve onbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır." şeklinde düzenlenmiştir.

Parada sahtecilik suçu kamu güvenine karşı işlenen suçlardan olup zarar görme tehlikesi altında bulunan ve kamu güveni zedelenen tüm toplum suçun mağduru durumundadır. Sahte paranın tedavüle sürülmesi hâlinde ise kişilerde bu suçtan zarar görebilirler. Ancak suçun oluşması için mutlaka bir zararın meydana gelmesi şart olmayıp tedavülde bulunan paranın sahte olarak üretilmesi suçun oluşumu için yeterlidir.

Sahteciliğin suç teşkil edebilmesi için üretilen paranın sahteliğinin ilk bakışta ve kolaylıkla anlaşılabilir olmaması diğer bir ifade ile aldatma yeteneğinin bulunması gerekmektedir. Öğretide aldatma yeteneği "...objektif olarak belirsiz (çok sayıda) kişinin suça konu şeyi gerçeğinden ayırt edemeyecek olması şeklinde anlaşılmalıdır. Aldatma yeteneği, tedavüle sunulması halinde çok sayıda kişinin sahte parayı gerçek zannetmesine elverişli bir sahteciliğin varlığı anlamına gelmektedir." şeklinde açıklanmıştır (Osman Yaşar Hasan Tahsin Gökcan ... Artuç, Türk Ceza Kanunu, 5. cilt, Ankara, 2014, s. 6050).

TCK'nın 197. maddesinin birinci fıkrasında yer alan parada sahtecilik suçu sahte paranın üretilmesinden tedavüle koyulmasına kadarki her aşamada yer alan failin cezalandırılmasını sağlayacak şekilde, seçimlik hareketlerle işlenebilecek bir suç olarak düzenlenmiştir. Tahdidi olarak sayılan seçimlik hareketlerden birinin yapılması suretiyle suç oluşacaktır. Bu seçimlik hareketlerden biri olan ve uyuşmazlık konusu ilgilendiren tedavüle koyma eylemi, sahte paranın günlük hayatta ekonomik dolaşıma sokulması diğer bir anlatımla mal veya hizmet alımında kullanılarak piyasaya sürülmesi olarak tanımlanabilir. Sahte paranın piyasaya sürülmesi suretiyle failin egemenlik alanından çıkıp parayı alan muhatabın egemenlik alanına girmesiyle sahte paranın tedavüle koyulması suçu tamamlanır. Piyasaya sürülen tek bir sahte para olabileceği gibi birden fazla da olabilir.

Tedavüle koyma eylemi niteliği itibarıyla süreklilik arz edip teselsülü bünyesinde barındırdığından aynı anda temin edilen sahte paraların değişik tarihlerde kesintisiz olarak piyasaya sürülmesi hâlinde zincirleme suç veya gerçek içtima kuralları uygulanmayacak ve failin bu eylemleri tek suç olarak kabul edilecektir. Öğretide de bu husus; "Sahte paranın tedavüle sunulması fiilinin birden fazla hareketlerle icra edilmesi hâlinde de tek fiil bulunduğu kabul edilir. Örneğin failin Ankara'dan yola çıkıp İzmir hattındaki tüm il ve ilçelere uğrayarak sahte parayla çeşitli yerlerde alışveriş yapıp tedavüle koyması hâlinde eylem kesintisiz olarak sürdüğünden tek suç oluşur, 43. madde uygulanamaz." şeklinde açıklanmıştır (Yaşar Gökcan Artuç, s. 6059). Nitekim Yargıtayın yerleşik içtihatları da bu yöndedir.

Parada sahtecilik suçuna ilişkin olarak yapılan açıklamalardan sonra bu aşamada kesintisiz suç kavramı üzerinde durulması gerekmektedir.

Tipikliğin gerçekleşmesi ile tamamlanan ve aynı zamanda biten diğer bir ifade ile icrası devam etmeyen suçlara anî suç, suçun unsuru olarak gösterilen hareketin yapılmasıyla tamamlanan ancak icrası devam eden suçlara mütemadi suç adı verilmektedir. Kesintisiz suçlarda ihlal bir anda olup bitmemekte, zaman içinde failin iradesi veya üçüncü kişilerin müdahalesi ile kesintiye uğrayıncaya kadar devam etmektedir. Failin iradi davranışının kesintiye uğradığı anda ise temadi bitmekte yani suç işlenmiş olmaktadır. Bu aşamadan sonra eyleme devam edilmesi ise yeni bir suç oluşturacak ve fail hakkında her iki eylemi nedeniyle zincirleme suç hükümlerinin mi yoksa gerçek içtima kurallarının mı uygulanacağı somut olayın özelliklerine göre belirlenecektir.

Öte yandan, uyuşmazlığın çözümüne katkısı bakımından hukuki ve fiili kesinti kavramları üzerinde durulması gerekmektedir.

Yapılmakta olan soruşturma sonucunda toplanan delillerin failin suçu işlediği yönünde yeterli şüphe oluşturması üzerine Cumhuriyet savcısınca şüpheli hakkında CMK'nın 170. maddesi uyarınca iddianamenin düzenlenmesiyle hukuki kesinti oluşmaktadır. İddianamenin düzenlenmesiyle olaylar arasında hukuki kesinti oluştuğundan iddianamenin düzenlenmesinden sonra devam eden eylemler ise başka bir ceza soruşturmasının konusunu oluşturacaktır. Başka bir anlatımla sanık hakkında iddianame düzenlendikten sonra, sanık tarafından aynı suçun tekrar işlenmesi durumda, yeni ve ayrı bir suç söz konusu olacaktır.

Bazı durumlarda ise fiili kesintinin varlığını kabul etmek gerekmektedir. Zira Anayasa'nın 141. maddesinde; "davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması" ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinde belirtilen adil yargılanma hakkı kapsamında davaların makul sürede görülmesi ilkeleri benimsenmiş olup soruşturma ve kovuşturma sürecinin hızlı bir şekilde tamamlanarak maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasının sağlanması gerekmektedir. Bu nedenle soruşturma makamının soruşturma sürecini hızlı bir şekilde tamamlamayıp süreci sürüncemede bırakmasıyla mağdurun elinde olmayan nedenlerle aleyhine çıkabilecek sonuçların ortadan kaldırılması için hukuki kesintinin gerçekleşmediği durumlarda fiili kesintinin oluşabileceğinin kabulü gerekmektedir. Bu bağlamda, fiili kesintinin birçok Yargıtay kararında failin eylemine ara vermesi veya tutuklanması, askere gitmesi, uzun bir süre hastanede yatması gibi nedenlerle eylemini sürdürememesi hâllerinde meydana gelebileceği belirtilmiştir. Ancak belirtilen nedenlerin varlığı durumunda fiili kesintinin muhakkak oluştuğu söylemek mümkün değildir. Her somut olay içerisinde birbirinden çok farklı özellikler barındırabileceğinden bu durumlarda eylemlerin gerçekleştirildiği yer ve araya giren zaman aralığı gibi hususlar gözönünde bulundurularak suç işleme kararının yenilenip yenilenmediği ve bu bağlamda fiili kesintinin gerçekleşip gerçekleşmediği ayrıca belirlenmelidir.

B. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme

Karşıyaka Cumhuriyet Başsavcılığınca 04.12.2012 tarih ve 6015 481 sayı ile; sanığın yeğeni olan inceleme dışı suça sürüklenen çocuk ile birlikte piyasaya sahte para sürmek amacıyla 08.11.2012 tarihinde Manisa ilinden, İzmir ili, Karşıyaka ilçesine geldiği, inceleme dışı suça sürüklenen çocuğun mağdurun işlettiği...Bebe isimli iş yerinden yaptığı 55 TL tutarındaki çeşitli çocuk kıyafeti alışverişi karşılığında sanıktan aldığı 1 adet A626 619676 seri numaralı sahte 200 TL'yi verdiği, bahse konu kıyafetler ile 145 TL para üstünü aldıktan sonra sanık ile buluşup aracına bindiği, ihbar üzerine sanık ve inceleme dışı suça sürüklenen çocuğun aynı gün araç içinde yakalandıkları iddiası ile sanığın parada sahtecilik suçundan cezalandırılması istemi ile kamu davası açıldığı, yapılan yargılama sonucunda Karşıyaka 2. Ağır Ceza Mahkemesince 30.05.2013 tarih ve 418 276 sayı ile sanığın parada sahtecilik suçundan 2 yıl 1 ay hapis ve 500 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, bu hükmün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 10.09.2014 tarih ve 10461 19329 sayı ile onanmasına karar verildiği,

Manisa Cumhuriyet Başsavcılığınca 05.11.2012 tarih ve 4904 305 sayı ile; 29.07.2012 tarihinde sanık ile birlikte hareket eden ve kimliği tespit edilemeyen 18 19 yaşlarında bir kadının işletmeciliğini inceleme dışı katılan ...'nin yaptığı ve Manisa il merkezinde bulunan ... isimli iş yerinden alışveriş yapıp bunun karşılığında inceleme dışı katılana 1 adet A627 619676 seri numaralı sahte 200 TL verdiği, bundan yarım saat sonra ise sanığın aynı yerden alışveriş yapıp aynı seri numaralı 1 adet 200 TL verip 170 TL para üstü aldığı, sanığın tüm aramalara rağmen bulunamaması nedeniyle hakkında yakalama emri düzenlendiği iddiası ile sanığın parada sahtecilik suçundan cezalandırılması istemi ile kamu davası açıldığı, bu davanın Manisa 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2012/408 esasına kaydedildiği, yine Manisa Cumhuriyet Başsavcılığınca 06.12.2012 tarih ve 5552 363 sayı ile; sanığın 03.06.2012 tarihinde inceleme dışı mağdur...'in çalışmakta olduğu ... Petrol isimli akaryakıt istasyonundan 20 TL tutarında akaryakıt alarak karşılığında A462 918535 seri numaralı 1 adet sahte 200 TL verdiği, 18.06.2012 tarihinde inceleme dışı mağdur...'ın çalışmakta olduğu ...Petrol isimli akaryakıt istasyonundan 20 TL tutarında akaryakıt alarak karşılığında A544 615261 seri numaralı 1 adet sahte 200 TL verdiği, 05.08.2012 tarihinde inceleme dışı mağdur ...'nın çalışmakta olduğu ... ... Petrol isimli akaryakıt istasyonundan 20 TL tutarında akaryakıt alarak karşılığında A627 619676 seri numaralı 1 adet sahte 200 TL verdiği, 19.11.2012 tarihinde inceleme dışı mağdur ...'in çalışmakta olduğu ... Petrol isimli akaryakıt istasyonundan 20 TL tutarında akaryakıt alarak karşılığında A626 619676 seri numaralı 1 adet sahte 200 TL verdiği iddiası ile sanığın parada sahtecilik suçundan cezalandırılması istemi ile kamu davası açıldığı, 03.06.2012, 18.06.2012 ve 05.08.2012 tarihlerinde gerçekleşen parada sahtecilik olaylarından dolayı aranmakta olan sanığın 19.11.2012 tarihinde gerçekleşen parada sahtecilik olayından hemen sonra yakalandığı, bu davanın Manisa 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2012/451 esasına kaydedilip 10.12.2012 tarih ve 451 419 sayı ile aralarında hukuki ve fiili bağlantı bulunduğu gerekçesi ile aynı Mahkemenin 2012/408 esas sayılı dosyası ile birleştirilmesine karar verildiği, yapılan yargılama sonucunda Manisa 1. Ağır Ceza Mahkemesince 13.12.2012 tarih ve 408 434 sayı ile; sanığın inceleme dışı mağdur ...'e yönelik parada sahtecilik suçundan 3 yıl hapis ve 2.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, inceleme dışı katılan ... ile inceleme dışı mağdurlar..., ... ve...'e yönelik parada sahtecilik suçundan ise 7 yıl hapis ve 10.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, bu hükümlerin de sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 18.04.2013 tarih ve 3966 12259 sayı ile onanmasına karar verildiği,

Anlaşılan dosyada;

TCK’nın 197. maddesinin birinci fıkrasında seçimlik hareketlerden biri olarak düzenlenen tedavüle koyma eyleminin niteliği itibarıyla süreklilik arz edip teselsülü bünyesinde barındırdığı, bu nedenle sahte paraların değişik tarihlerde kesintisiz olarak piyasaya sürülmesi hâlinde zincirleme suç veya gerçek içtima hükümlerinin uygulanmayacağı ve failin bu eylemlerinin tek suç olarak kabul edileceği, hukuki veya fiili kesintinin gerçekleşmesinden sonra aynı suçun tekrar işlenmesi hâlinde ise yeni ve ayrı bir suçun söz konusu olacağı cihetle; sanığın 03.06.2012, 18.06.2012, 29.07.2012 ve 05.08.2012 tarihli eylemleri bakımından hukuki kesintinin 05.11.2012 tarihli iddianamenin düzenlenmesi ile gerçekleştiği, öte yandan 08.11.2012 ve 19.11.2012 tarihli eylemleri bakımından Karşıyaka Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 04.12.2012 tarihli iddianameden önce hukuki kesinti gerçekleşmemiş ise de 08.11.2012 tarihinde İzmir ili, Karşıyaka ilçesinde, 19.11.2012 tarihinde ise Manisa ili, Merkez ilçesinde sahte para tedavüle koyan sanığın her iki eylemi arasında 11 günlük bir zaman aralığının bulunması, sanığın 19.11.2012 tarihli eylemini daha rahat hareket edebileceği düşüncesi ile 08.11.2012 tarihli eylemine ilişkin yakalandığı İzmir ili sınırları dışına çıkarak farklı bir yerde gerçekleştirmesi, 08.11.2012 tarihli eylemini inceleme dışı suça sürüklenen çocuğu kullanarak işleyen sanığın 19.11.2012 tarihli eylemini akaryakıt istasyonundan aracına tek başına yakıt alarak işleyerek eylem tarzını değiştirmesi ve 08.11.2012 tarihli eyleminden hemen sonra yakalanıp bir gün gözaltında kaldıktan sonra ifadesi alınıp serbest bırakılan sanığın sahte parayı tedavüle koyma eyleminin bahse konu adli işlemler nedeniyle kesintiye uğraması hususları birlikte değerlendirildiğinde, sanığın 19.11.2012 tarihli olayda yenilenmiş suç işleme kararı ile hareket ettiği, diğer bir anlatımla sanığın 08.11.2012 tarihinde yakalanması ile her iki olay arasında fiili kesintinin oluştuğu, bu bağlamda sanığın gerek hukuki kesintinin gerçekleştiği 05.11.2012 tarihinden sonra işlediği 08.11.2012 tarihli, gerekse fiili kesintinin gerçekleştiği 08.11.2012 tarihinden sonra işlediği 19.11.2012 tarihli eylemleri nedeniyle ayrı ayrı cezalandırılması gerektiği, bu nedenle de sanık hakkında Karşıyaka Cumhuriyet Başsavcılığının 04.12.2012 tarihli ve 6015 481 sayılı iddianamesi ile parada sahtecilik suçundan açılan kamu davasının mükerrer olmadığı kabul edilmelidir.

Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ...; "Sanık ...’nin 08.11.2012 tarihinde müşteki ...’ya karşı işlediği parada sahtecilik suçundan dolayı gözaltına alındıktan sonra henüz iddianame düzenlemeden önce müşteki ....’a karşı 19.11.2012 tarihinde işlediği parada sahtecilik suçundan dolayı fiili kesinti oluştuğundan bahisle nezarete alınmadan önce (08.11.2012) ve nezarete alındıktan sonra (19.11.2012) işlenen iki ayrı eylemin müstakil suçları oluşturacağını kabul eden Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunun sayın çoğunluğu ile aramızda uyuşmazlık doğmuştur.

Uyuşmazlığın çözümü için, TCK’nın 197/1. maddesindeki paralarda sahtecilik suçu irdelenerek, somut olayımızda uyuşmazlığa konu 08.11.2012 tarihinde işlenen fiil ile 19.11.2012 tarihinde işlenen fiil arasında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazında ileri sürüldüğü üzere teselsülden bir başka deyişle kesintisiz (mütemadi) suçtan söz edilip edilemeyeceğinin belirlenmesinden sonra görüşümüz doğrultusunda uygulama olanağı bulunan 5237 TCK'nın 43/1. maddesinin, teoride benimsenen görüşlerden yararlanılması suretiyle açıklanarak, Türk Ceza Kanunu'nun 3. maddesinde düzenlenen hakkaniyet ilkesi ve Türk Ceza Kanunu'nun amacı ile birlikte değerlendirilerek benzer olaylardaki yargı kararlarından yararlanılması suretiyle somut olayımızda TCK'nın 43/1. maddesindeki koşulların oluşup oluşmadığının belirlenmesi gerekmektedir.

TCK’nın 197/1. maddesinin birinci fıkrasında memlekette veya yabancı ülkelerde kanunen tedavülde bulunan parayı, sahte olarak üretmek, ülkeye sokmak, nakletmek, muhafaza etmek veya tedavüle koymak suçu oluşturan seçimlik hareketler olarak düzenlenmiştir.

Tedavüle koymak, sahte olarak üretilmiş olan paranın başka bir kimsenin egemenlik alanına girmesiyle tamamlanmaktadır. Paranın kendisine verildiği muhatabın, paranın sahteliğini anlayarak kabul etmemesi veya geriye vermesi durumunda tedavüle koymak seçimlik hareketi teşebbüs aşamasında kalmakla birlikte, sahte olarak üretilmiş paranın muhafaza veya nakli seçimlik hareketlerinin tamamlanmış olması sebebiyle suçun gerçekleştiğini söylemek mümkün olabilecektir.

Yargıtay 8. Ceza Dairesi 2013/27905 K. (Tedavül; sahte para veya paraya eşit sayılan değerlerin, mal veya hizmet alımında kullanılarak piyasaya sürülmesidir. Failin asıl amacı sahte olan değerleri piyasaya sürmek ve bu şekilde haksız kazanç sağlamaktır. Sahte paranın başka bir kişinin egemenlik alanına girmesiyle tedavüle koyma suçu tamamlanmaktadır. Failin icra hareketlerini tamamlamasına rağmen sahte paranın başkasının egemenlik sahasına girmemesi durumunda ise tedavüle koyma suçu teşebbüs aşamasında kalmakta fakat dolaşıma koymak için bilerek bulundurma suçu oluşmaktadır.)

TCK’nın 197. maddesinin birinci fıkrasındaki hareketler seçimlik olarak düzenlenmiş olduğundan, bu seçimlik hareketlerden herhangi birisinin gerçekleştirilmesi, suçun meydana getirilmesi için yeterli olacaktır. Bu seçimlik hareketlerden birden fazlasının gerçekleştirilmesi hâlinde tek bir suçun oluştuğu kabul edilerek tek ceza verilecektir.

Uyuşmazlığın daha iyi anlaşılabilmesi için kesintisiz suçun tanımlanması gerekmektedir.

Mütemadi suç, bir suçun kanuni tanımda gösterilen hareketin icrasının devam ettiği suçlardır. Örneğin, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu (m. 109), suç işlemek için örgüt kurma suçu (m. 220), uyuşturucu madde bulundurma suçu (m. 191/1), girilen konuttan çıkmamak suretiyle konut dokunulmazlığını ihlal suçu (m. 116/1), karşılıksız yararlanma suçu (m. 163) mütemadi suçtur.

Uygulamada tedavüle koymak seçimlik hareketinin kendi içerisinde teselsülü barındırdığı kabul edilerek hukuki ya da fiili kesintiye kadar farklı tarihlerde işlenen bütün eylemler tek suç olarak kabul edilmesine karşın, doktrinde bu husus tartışmalıdır.

Serkan Meraklı (Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi, Cilt 26, Sayı 2, Aralık 2020),

(Yargıtay parada sahtecilik suçunun kesintisiz suç niteliğinde olduğunu kabul etmekte ve fiilî ya da hukukî bir kesinti oluşmadığı sürece failin değişik zamanlarda bu suçu işlemesi durumunda tek suçun oluşacağına hükmetmektedir. Yargıtayın hem ulaştığı sonuç hem de parada sahtecilik suçunun kesintisiz suç niteliğinde olduğunu benimsemesi hatalı bir yaklaşım sergilemektedir. Yargıtayın kararına konu olan olayda parada sahtecilik suçu, 'tedavüle koyma' seçimlik hareketi ile işlenmiştir. Tedavüle koyma hareketi ani hareketli bir suçtur. Ancak kanımızca tedavüle koyma eylemini değişik zamanlarda işleyen failin eylemi TCK m. 43/ 1 anlamında zincirleme suç teşkil eder. Çünkü bu şekilde işlenen bir eylem TCK m. 43/ 1’deki unsurları karşılar niteliktedir. Fail, aynı suç işleme kararı ile değişik zamanlarda mağduru belli olmayan kişiye karşı aynı suçu işlemektedir. Dolayısıyla, fiilî ya da hukukî kesinti girene dek sahte paraların tedavüle konulmasının tek bir suç oluşturduğunu ve zincirleme suç hükümlerinin uygulanamayacağını belirten görüşe katılmak mümkün değildir).

Sahte parayı tedavüle koyma seçimlik hareketi o sıradaki işlem açısından ani suçlardan olmasına karşın, sahte olarak üretilmiş paranın muhafaza veya nakli seçimlik hareketlerinin kendi içerisinde teselsülü barındırması nedeniyle, aynı seride bir kısmı muhafaza edilen ya da nakledilen paranın bir kısmının farklı zamanlarda tedavüle koyulmasının da teselsülün mevcudiyetini etkilemeyeceği tartışmayı gerektirmeyecek kadar açıktır. Ancak somut olayımız da farklı tarihte tedavüle koyulan paraların aynı seride üretilmediğinin dosya içeriğinden çok net bir şekilde anlaşıldığı gibi ayrıca farklı seri numaraları taşısa dahi paraların tedavüle koyulması sırasında bir kısmının da muhafaza edildiğine dair herhangi bir iddia dahi ileri sürülmemiştir. Bu durumda nasıl ele geçirildiği bilinemeyen sahte paranın, tedavüle koyulmasından sonra yakalanarak gözaltına alınan sanığın yaklaşık olarak 11 gün sonra farklı seri numarasını taşıyan sahte parayı tedavüle koymasından ibaret eyleminden dolayı teselsülden söz edilip edilemeyeceğinin ve buna bağlı olarak zincirleme suç hükümlerinin uygulanıp uygulanamayacağının tartışılması gerekmektedir.

Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunun 2019/623 K sayılı ilamında; aşağıda özetlendiği üzere, sahte parayı tedavüle koyarken yakalanıp, gözaltına alındıktan bir süre sonra aynı seriden sahte parayı tekrar tedavüle koymaktan ibaret eylemin, teselsülü barındırmadığının kabul edilmesine karşın, zincirleme suç hükümlerinin uygulanabileceğine karar verilmiştir.

1 22.08.2011 tarihinde Hatay ili, Hassa ilçesinde iki ayrı iş yerine verilmek suretiyle kesintisiz şekilde gerçekleşen ve niteliği itibarıyla süreklilik arz edip teselsülü bünyesinde barındıran sahte parayı tedavüle koyma eylemine ilişkin olarak aynı gün saat 18.30 sıralarında yakalanıp araç ve üst araması yapılarak ifadesi alındıktan sonra 23.08.2011 tarihinde saat 00.50 sıralarında serbest bırakılan sanığın sahte parayı tedavüle koyma eyleminin bu işlemler nedeniyle kesintiye uğradığı, diğer bir anlatımla eylemlerine devam etme imkânı fiilen ortadan kaldırılmış olduğundan temadinin bittiği ve bu aşamadan sonra gerçekleşen eyleminin ise yeni ve ayrı bir suç oluşturacağının anlaşılması karşısında sanık hakkında 22.08.2011 tarihinde Hatay ili, Hassa ilçesinde gerçekleşen sahte parayı tedavüle koyma eylemine ilişkin olarak 09.03.2012 tarihli iddianame ile parada sahtecilik suçundan açılan kamu davasının mükerrer dava olmadığının ve bu anlamda reddine karar verilemeyeceğinin kabulü gerekmektedir.

2 Bu aşamada bir kısım Ceza Genel Kurulu Üyesince 22.08.2011 ve 09.09.2011 tarihli eylemlere ilişkin olarak sanığın TCK'nın 43/1. maddesi kapsamında zincirleme suç hükümlerine göre mi yoksa ayrı ayrı mı cezalandırılacağı, zincirleme suç hükümlerinin uygulanacağının kabulü hâlinde ise zincirleme suça dahil olan 09.09.2011 tarihli eylemine yönelik sanık hakkında Tarsus 1. Ağır Ceza Mahkemesince 29.12.2011 tarih ve 328 408 sayı ile parada sahtecilik suçundan TCK'nın 43. maddesi uygulanmadan kurulan hükmün kesinleşmesi karşısında inceleme konusu suça ilişkin cezanın nasıl tayin edileceğinin belirlenmesi gerektiğinin ileri sürülmesi üzerine bu hususun da ayrıca değerlendirilmesi gerekmiştir.

22.08.2011 tarihinde Hatay ili, Hassa ilçesinde, 09.09.2011 tarihinde ise Mersin ili, Tarsus ilçesinde sahte para tedavüle koyan sanık ...'in her iki eylemi arasında on sekiz günlük bir zaman aralığının bulunması, sanığın bu eylemlerinde ele geçirilen sahte 200 TL'lerin aynı seriden olması, ikinci eyleminde ele geçirilen sahte paraların ilk eyleminden sonra elde edildiğine ilişkin bir delil bulunmaması, sanığın her iki olayda yanında bulunan ve Cemal Yılmaz olduğu iddia edilen şahıs ile birlikte hareket ederek aynı seriden sahte 200 TL'leri tedavüle sürdüğü hususu gözetildiğinde eylem tarzında bir değişiklik bulunmaması ayrıca farklı zaman ve mekanlarda sahte para tedavüle sürülmesinin suçun hareket unsurunu oluşturması hususları birlikte değerlendirildiğinde hukuki veya fiili kesinti oluşmadan aynı suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda aynı mağdura karşı TCK'nın 197/1. maddesinde düzenlenen sahte parayı tedavüle koyma suçunu işleyen sanık hakkında zincirleme suç hükümlerinin uygulanması gerekmektedir.

Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulu, 2019/624 K sayılı ilamında ise;

17.05.2006 tarihinde Aydın ili Germencik ilçesi Ortaklar Mahallesinde gerçekleşen sahte parayı tedavüle koyma eylemine ilişkin Germencik Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 22.06.2006 tarihli iddianameden önce hukuki kesinti gerçekleşmemiş ise de 13.03.2006 tarihinde İzmir ili, Torbalı ilçesi, 652 Bozköy Mahallesinde, 17.05.2006 tarihinde Aydın ili Germencik ilçesi Ortaklar Mahallesinde sahte para tedavüle koyan sanık...'nin her iki eylemi arasında iki ay dört günlük bir zaman aralığının bulunması, her iki eylemde ele geçirilen sahte paraların farklı değerlerde olması, sanığın ikinci eylemini daha rahat hareket edebileceği düşüncesi ile ilk eylemine ilişkin yakalandığı İzmir ili sınırları dışına çıkarak farklı bir yerde gerçekleştirmesi ve ilk eylemine ilişkin suçu arkadaşları ile birlikte gezdiği görüntüsü vererek işlerken ikinci eyleminde tek başına sahte parayı tedavüle sürerek eylem tarzını değiştirmesi hususları bir bütün olarak göz önüne alındığında sanığın her iki eylemi arasında kastı da içine alıp ondan önce gelen bir suç işleme kararından, diğer bir deyişle eylemleri ortak bir zemine taşıyan subjektif bir bağdan söz edilemeyeceği, sanığın 17.05.2006 tarihli olayda yenilenmiş suç işleme kararı ile hareket ettiği diğer bir anlatımla her iki olay arasında fiili kesintinin oluştuğu, bu bağlamda sanık hakkında zincirleme suç hükümlerinin uygulanamayacağı ve sanığın her iki eylemi nedeniyle ayrı ayrı cezalandırılması gerektiği kabul edilmelidir.

Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulu tarafından 2019/623 K sayılı ilamında aynı serideki parayı nezarete alınma işleminden sonra tekrar tedavüle koyan sanık hakkında zincirleme suç hükümlerinin uygulanabileceğinin kabul edilmesine karşın, 2019/624 K sayılı ilamında farklı değerde sahte paraların tedavüle koyulması, iki eylem arasında 64 günlük zaman aralığının bulunması, her iki eylemin farklı yerlerde işlenmesi ve ilk eylemi arkadaşları ile gezdiği görüntüsü vererek işlemesine karşın, ikinci eylemi tek başına işlediği gerekçesiyle müstakil iki ayrı suçun oluşacağı kabul edilerek, suç işleme kararını dolaylı bir şekilde aynı değerde paraların aynı kişiler ile birlikte tedavüle koyulması ile aynı yer kavramından ne anlaşıldığı belirtilmeksizin aynı yerde işlenmesine ve 64 günlük zaman aralığının neden kabul edilmediği denetime olanak sağlayacak şekilde açıklanmadan zaman aralığına hasredilmesi suretiyle yerleşik uygulamaya dönüşen içtihatlar ile öğretide çok büyük bir oranda benimsenen görüşlere aykırı sonuçlara varılarak hukuki güvenlik ilkesi kanaatimizce ihlal edilmiştir.

Uyuşmazlığın çözümü için bu aşamada zincirleme suç hükümleri ile ilgili olarak tarihi süreçte yaşanan gelişmelerin açıklanması gerekmektedir.

765 sayılı Kanun müteselsil suçu tanımlarken mağdurun aynı olması şeklinde bir şart getirmemesine karşın, bazı yazarlar tarafından hayat, vücut bütünlüğü, hürriyet, cinsel özgürlük gibi münhasıran kişiye ait değerleri ihlâl eden suçların zorunlu olarak teselsül dışında kaldığı savunulmuş, ancak mala karşı işlenen suçlarda mağdurlar farklı olsa da, suç işleme kararının değişmeyebileceği kabul edilmiştir. Yargıtayın bu konudaki kararları aynı yönde olmamakla birlikte, kişilik haklarına karşı işlenen suçlarda müteselsil suçun kabul edilmediği, mala ve topluma karşı işlenen suçlarda ise çok büyük bir çoğunlukla kabul edildiği görülmektedir.

Bu hususta en dikkat çekici yorumlardan birisi Manzini tarafından yapılmıştır. Manzini'ye göre; subjektif şartın ortadan kalkması için, farklı kişilerin menfaatlerinin zarara sokulmuş veya tehlikeye konulmuş olması yeterli değildir. Ayrıca söz konusu menfaatlerin kanun tarafından kolektif olarak değil, ferdi olarak göz önüne alınmış olması gerekir. Böyle olunca, birden çok kişinin yaralanmasında kural olarak müteselsil suç kabul edilemez. Oysa İCK'nın 440. maddesinde öngörülen hâlde, birden çok kişinin sağlığının tehlikeye konulmuş olması, müteselsil suçun reddini gerektirmez. Çünkü bu hâlde sağlık, ferdi bir değer olarak değil, kolektif bir değer olarak dikkate alınmıştır. Farklı kişilerin yaralanmasında ise fail her bir yaralama fiilinde, yeni bir suç işleme kararı vermektedir. Çünkü bu fiillerin kimlere karşı işlendiği fail için önem taşımaktadır. Fakat, hırsızlık suçunun kimlere karşı işlendiği fail bakımından hiç bir önem taşımayabilir. Ayrıca, ceza kanunları hırsızlığı cezalandırırken A'nın veya B'nin malını himaye etmemekte, aksine genel olarak malı himaye etmektedir. Mal, kolektif bir değer olarak değil, ferdileştirilmeleri, belli kimselere ait olmaları önem taşımayan bir değer olarak göz önüne alınmaktadır.

Yasa koyucu tarafından 765 sayılı TCK’nın 80. madde uygulanmasından kaynaklanan sorunları çözmek amacıyla bir taraftan 5237 sayılı TCK'nın 43/1. maddesinin uygulanabilmesi için mağdurun aynı olması şartı getirilirken, diğer taraftan da farklı mağdurlara karşı aynı zaman dilimi içerisinde işlenen aynı suçlar açısından 5237 sayılı TCK’nın 43. maddesinin 2. fıkrasındaki düzenleme yapılarak işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı ceza ve güvenlik tedbirine Ş

Somut olayımızdaki uyuşmazlık konusunu çok yakından ilgilendirdiği için nesnel şartlar arasında yer alan mağdurun aynı olması ile öznel şart olan bir suç işleme kararından ne anlaşılması gerektiğinin üzerinde durulması gerekmektedir.

TCK’nın 43. maddesinin ilk halinde mağduru belli olmayan suçların aynı suç işleme kapsamında çok sayıda işlenmesi hâlinde zincirleme suçun uygulanıp uygulanmayacağı konusunda açıklık bulunmamakta bu durum hem uygulamada hem de öğretide tereddütlere yol açmaktaydı. Zincirleme suçun düzenlendiği TCK’nın 43. maddesinin değişiklikten önceki ilk halinde 'bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda' zincirleme suçun gerçekleşebileceği düzenlemekteydi. Görüldüğü üzere bu hâlde zincirleme suç ancak mağdurun belli olduğu durumlarda ve aynı kişiye karşı eylemin gerçekleştirilmesi hâlinde uygulanacaktı. Buna göre mağduru belli olmayan suçlarda ise aynı suç işleme kapsamında da olsa her hareket ayrı birer suç olarak kabul edilip faile cezaların birleşmesi (gerçek içtima) kuralları uygulanacaktı. Oluşan bu tereddüdü ve adaletsiz durumu gidermek için 5237 sayılı TCK henüz yürürlüğe girmeden 29.06.2005 tarihli ve 5377 sayılı Kanun'un 6. maddesiyle, 43. maddenin 1. fıkrasına eklenen 'Mağduru belli bir kişi olmayan suçlarda da bu fıkra hükmü uygulanır.' tümcesiyle bu sorun giderilmiştir. Buna göre özellikle topluma, millete ve devlete karşı suçlar bölümünde yer alan ve diğer bölümlerdeki aynı nitelikteki suçlarda mağdur, toplumu oluşturan bireylerin ayrı ayrı hepsi olduğu için, bu suçlardan birisinin aynı suç işleme kararıyla birden çok işlenmesi hâlinde zincirleme suç söz konusu olacaktır.

Uyuşmazlığa konu parada sahtecilik suçunun Türk Ceza Kanunu'nda 'Kamu Güvenine Karşı Suçlar' bölümünde düzenlenmiş olması ve korunan hukuki yararın kamu güveni olması karşısında; suçun belli bir mağduru olmayıp toplumu oluşturan herkesin suçun mağduru olduğu hususunda gerek uygulamada gerekse öğretide herhangi bir duraksama bulunmamaktadır.

Suçların 'Aynı Suç İşleme Kararının İcrası Kapsamında İşlenmesi',

Zincirleme suçun yukarıda açıklanan objektif nitelikli şartlarının yanı sıra ayrıca subjektif nitelikli bir şart bulunmaktadır. Bu şart zinciri oluşturan suçların 'aynı suç işleme kararı' ile işlenmiş olmasıdır. Zincirleme suç bakımından karesteristik unsur, kurucu unsur, bu unsurdur. Bu unsur, birden fazla bağımsız suç arasındaki öznel bağı gösterir ve birden fazla suça tek ceza verilmesinin gerekçelerinden birini oluşturur.

Zincirleme suça asıl özelliğini veren 'subjektif şart'tır. O nedenle bu şartın tespiti konusunda daha somut daha belirleyici ifadelerin kullanılması gerekir. Ancak ne şekilde ifade edilirse edilsin tamamen failin iç dünyasına ilişkin olan bu şartın olayda gerçekleşip gerçekleşmediğini anlayabilmek kolay değildir. Failin zihni bir faaliyetini açıklamak için hangi terimler kullanılırsa kullanılsın eksik kalacaktır. Nitekim tamamen failin dışa yansıyan davranışlarıyla varlığı saptanmaya çalışılan bu şartı ifade etmek için kullanılan 'plan' kavramı da İtalyan uygulamasında zor yorumlanmıştır.

Suç kastından daha geniş bir anlamı içeren suç işleme kararı, suç kastından daha önce gelen genel bir karar ve niyeti ifade eder. Önce suç işleme kararı verilir ve bundan sonra bu genel kararın icrası farklı zamanlardaki suçlarla gerçekleştirilir. Kararın gerçekleştirilmesi için gerekli suçların herbirinde ayrı suç kastları, bir başka deyişle bir suç için gerekli olan maddi ve manevi unsurlar ayrı ayrı yer alır. Böylece suç işleme kararı denilen genel plan, niyet veya karar, zinciri oluşturan ve her biri birbirinden bağımsız olan suçları birbirine bağlayan ortak bir zemin olur.

Suç işleme kararının yenilenip yenilenmediği, birden çok suçun aynı karara dayanıp dayanmadığı aynı zamanda suçlar arasındaki süre ile de ilgilidir. İşlenen suçların arasında kısa zaman aralıklarının olması suç işleme kararında birlik olduğuna; uzun zaman aralıklarının olması ise suç işleme kararında birlik olmadığına karine teşkil edebilir. Yine de çeşitli suçlar arasında az veya çok uzun zaman aralığının var olması, tek başına bu suçların aynı suç işleme kararının etkisi altında işlendiği ya da işlenmediği anlamına gelmeyecektir. Diğer bir anlatımla, sürenin uzunluğu kararın yenilendiğini düşündürebileceği gibi, kısalığı da her zaman kararın yürürlükte olduğunu göstermeyebilecektir. Diğer taraftan hukuki veya fiili kesintiler olduğunda farklı değerlendirmelerin yapılması mümkündür. Ancak bu değerlendirme her olayda ayrı ayrı ve diğer şartlar da dikkate alınarak yapılmalıdır. Bu nedenle suç işleme kararının yenilendiğine ya da suç işleme kararının devam ettiğine ilişkin önceden bir zaman dilimi belirlemek isabetli bir yaklaşım olmayacaktır. Failin iç dünyasını ilgilendiren bu kararın varlığının her olayın özelliğine göre suçun işleniş biçimi, suçun işlenmesindeki özellikler, fiillerin işlendikleri yer ve işlenme zamanı, fiiller arasında geçen süre, korunan değer ve yarar, hareketin yöneldiği maddi konunun niteliği, olayların oluşum ve gelişimi ile dış dünyaya yansıyan diğer tüm özellikler değerlendirilerek belirlenecektir.

Subjektif şart, bir fiille diğer fiil arasına, faili planı esaslı şekilde değiştirmeye sevk eden nedenlerin girmesi hâlinde ortadan kalkar. Bu her somut olayda gözlenmesi, incelenmesi gereken bir husustur, kesin ölçütler koymak mümkün değildir. Ancak bazı durumlar bu konuda, 'bir suç işleme kararı'nın bulunup bulunmadığı konusunda yargıca yol gösterebilir.

Suçların işleniş şekilleri: Suçların işleniş şekillerinin birbirine benzemesi ve bağlantılı olması subjektif şartın varlığını gösteren bir işaret olarak kabul edilebilir.

Suçların işlenme zamanları: Bu konudaki değerlendirmeler mağdurun aynı kişi olması hâlinde geçerli olacaktır. Çünkü artık farklı kişilere karşı tek bir hareketle işlenen suçlar arasında zincirleme suç ilişkisi olabileceğine göre, bu suçların farklı zamanlarda da işlenmeleri mümkün olmayacaktır. Aynı kişiye karşı işlenen suçlar arasında az veya çok bir zaman aralığının olması, bu suçların aynı suç işleme kararıyla işlenmediklerini göstermez. Kanun 'değişik zamanlarda' suçların işlenmesinden söz etmiş, böylece belirli olmayan bir zaman aralığını kabul etmiştir. Zamanın uzunluğu, kısalığı her ne kadar bir sonuca ulaşmada kesin ölçüt değilse de, tamamen göz ardı edilebilecek bir husus da değildir. Subjektif şartın varlığı genellikle suçlar arasındaki zaman aralıklarıyla ters orantılıdır. Bununla beraber, suçların çok kısa aralıklarla işlenmeleri de her zaman aynı suç işleme kararıyla hareket edildiğini göstermez.

Suçların işlendikleri yer: Suçların farklı yerlerde işlenmeleri, aynı suç işleme kararının bulunmadığını gösteren kesin bir delil olamaz. Buna karşılık suçların aynı yerde işlenmeleri, suç işleme kararındaki birliğin bir işareti olarak kabul edilebilir.

Zincirleme suç konusunda en çok tartışılan hususlardan birincisi iki suç arasındaki zaman aralığı, ikincisi ise somut olayımızda olduğu gibi suçların işlendikleri yerler arasındaki uzaklık.

Bu hususlarda öğretide ve uygulamada çok büyük çelişkiler mevcuttur.

Prof. Dr......; 'Suçların farklı yerlerde işlenmeleri, aynı suç işleme kararının bulunmadığını gösteren kesin bir delil olamaz. Buna karşılık suçların aynı yerde işlenmeleri, suç işleme kararındaki birliğin bir işareti olarak kabul edilebilir.',

Geçmiş dönemlerde Yargıtay 3. Ceza Dairesi tarafından ormanda aynı bölmede değişik zamanlarda açma yapıldığında zincirleme suç hükümlerini uygularken, farklı bölmelerde yapılan açma eylemleri için ayrı suçların oluştuğuna karar verilmiştir.

Yargıtay 12. Ceza Dairesi tarafından ise, aynı yerde define aramak için farklı zamanlarda kazı yapılması hâlinde zincirleme suçun, farklı yerlerde kazı yapılması hâlinde ise ayrı suçların oluştuğuna karar verilmiştir.

Ayrı yerlerde işlenen eylemlerden dolayı suç işleme kararının değiştiğini dolayısıyla zincirleme suç hükümlerinin uygulanamayacağını kabul etmek, failin iç dünyasını ilgilendiren suç işleme kararının varlığına coğrafi sınırlar çizmek anlamına gelirki bunun mümkün olamayacağı tartışmayı gerektirmeyecek kadar açıktır. Gerek zincirleme suç hükümlerini aynı bölmede işlenen suçlarla sınırlayan Yargıtay 3. Ceza Dairesinin görüşüne, gerekse aynı yer, farklı yer kavramlarına açıklık getirmeyen Yargıtay Yüksek 12. Ceza Dairesinin görüşlerine iştirak edilmesi mümkün değildir. Zira suç işleme kararının idari sınırlarla belirlenmesinin dolaylı olarak idareye suç ihdas etme yetkisinin tanınması bir başka deyişle düşünceye sınır çizilmesi anlamına gelir ki buna evrensel hiçbir hukuk sisteminin izin vermeyeceği gibi suç işlenen yerlerin aynı idari birimde yer almasına karşın, aradaki mesafenin farklı idari birimlere göre daha uzak olma ihtimali de her zaman mevcut olabilir. Örneğin aynı idari birimde 100 kilometrelik mesafede bulunan iki farklı yerlerde işlenen suçlara zincirleme suç hükümleri uygulanırken 100 metre mesafede yer alan iki ayrı yerde işlenen suçların bağımsız suç olarak kabul edilmesinin, ceza hukukunun en temel ilkelerinden birisi olan hakkaniyet ve eşitlik ilkelerine aykırı olacağı açıktır.

Nitekim Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulu, 15.03.2016 günlü, 2016/128 K. sayılı ilamında; 'Sanığın aynı gün Van ve Erzincan şehirlerinde ayrı kişiler vasıtasıyla gerçekleştirdiği uyuşturucu madde ticareti suçlarında, bir suç işleme kararı altında her iki suçu işlemesi ve mağdurun toplumu oluşturan herkesin olması nedeniyle suçların zincirleme suç kapsamında kaldığı konusunda uyuşmazlık bulunmayan olayda; Van’daki suçtan dolayı sanığın Van 1. Ağır Ceza Mahkemesince yargılamasının yapılarak zincirleme suç hükümleri uygulanmadan 10 yıl hapis ve 25.000 Lira adli para cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin hükmün Yargıtay 10. Ceza Dairesinin onama ilamıyla kesinleştiği, Erzincan’da gerçekleşen suçun yargılaması sonucunda Erzincan Ağır Ceza Mahkemesinin, ele geçirilen toplam uyuşturucu miktarını da gözetip TCK’nın 188. maddesinin 3 ve 4. fıkraları uyarınca belirlediği 21 yıl hapis ve 4.500 gün adli para cezasını, zincirleme suç hükümleri uyarınca aynı Kanun'un 43/1. maddesi gereğince 1/4 oranında artırarak ulaştığı 26 yıl 3 ay hapis ve 5625 gün adli para cezasından Van 1. Ağır Ceza Mahkemesince TCK'nın 62. maddesi uygulamadan önce belirlenen cezayı indirmek suretiyle sanığın cezalandırılmasına karar vermesinde' isabetsizlik bulunmadığına hükmedilmiştir.

Zaman aralığı;

İki fiil arasında ne kadar zaman aralığının bulunması konusunda da daireler arasında tam bir uyumun olmadığı gibi zaman zaman aynı dairenin farklı kararları da mevcuttur.

Yargıtay 19. Ceza Dairesinin 2016/14342 E, 2017/2049 K. sayılı ilamında; 'Zincirleme suçun oluşumu için işlenen suçlar arasında ne kadar zaman geçmesi gerektiği hususunda da kesin bir kural koymak mümkün değildir. Mesela iki suç arasında bir ay geçmemesinin kabulü durumunda otuz bir gün arayla, üç ayın kabulü hâlinde üç ay bir gün arayla suç işlenmesi durumunda aynı sorun yine devam edecektir. Bu nedenle, esas alınması gereken temel ölçüt zaman aralığından ziyade işlenen suçun aynı suç işleme kararının icrası kapsamında kalıp kalmadığı, suçlar arasında hukuki kesintinin gerçekleşip gerçekleşmediğidir.'.

Bu anlayışı benimseyen Yargıtay Ceza Genel Kurulu, aşağıda örnek olarak gösterilen kararlarda, son derece isabetli olarak aynı gün aynı mağdura karşı işlenen mala zarar vermek suçlarının aynı suç işleme kararının etkisi altında işlenmediklerinden bahisle zincirleme suç hükümlerinin uygulanamayacağına karar verilirken (CGK 2013/577 K, Cezaevinde bulunan sanığın ilk olarak tel örgülerin üzerindeki sigara paketini almak için pencere ızgara teli ile havalandırma bahçesinin üstünü örten tel örgülere zarar vermesi, ikinci olarak ilk eylem nedeniyle müşahade koğuşuna alınmasının meydana getirdiği öfke ile lavaboların fayanslarını kırması şeklinde gerçekleşen olaylarda, art arda iki gün aynı mağdura karşı aynı suç işlenmiş olsa dahi, her iki suça ilişkin kasttan önce gelen, genel bir niyet ve bir suç işleme kararının varlığından, diğer bir deyişle iki suçu ortak bir zemine taşıyan subjektif bir bağdan söz etmek mümkün değildir.), CGK 2014/276 K sayılı ilamında ise diş hekimi olmadığı hâlde yaklaşık 5 ay ara ile diş tedavisi yapan sanık hakkında; aynı suç işleme kararının etkisi altında müsnet suçları işlediğinden bahisle zincirleme suç hükümlerinin uygulanmasına karar verilmiştir.

Sonuç olarak suç işleme kararındaki birliğin, suç işleme kastından derece derece uzaklaşılarak, ancak suç işlemeye sevk eden genel bir saike de varılacak şekilde ifrada kaçılmadan, her somut olayın özelliğine göre TCK'nın 3. maddesindeki orantılılık ilkesinin de göz önünde bulundurulması suretiyle belirlenmesi gerekmektedir.

Uyuşmazlık konusu somut olayımızda; yerel mahkeme tarafından zincirleme suç hükümlerinin uygulanıp uygulanamayacağı tartışılmadan verilen mahkûmiyet hükmü, temyiz incelemesini yapan Yargıtay Yüksek 8. Ceza Dairesi tarafından hiçbir gerekçe gösterilmeden onanarak kesinleşmiş, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından, davanın reddine karar verilmesi gerektiğinden bahisle onama kararına itiraz edilmesi üzerine, Yargıtay Yüksek 8. Ceza Dairesi tarafından CGK'nın 2019/624 karar sayılı ilamı örnek alınarak, farklı seri numaraları olan paraların farklı yerlerde ve şekillerde piyasaya sürülmesinin fiili kesinti oluşturması nedeniyle diğer müştekiler ...'a, ...'ye, ... ...'a yönelik suç tarihleri ile incelemeye konu edilen suç tarihleri arasındaki zaman yer farkı ve paraların farklı olması gözetildiğinde birleşmesi mümkün olmayıp açıklanan nedenlerle Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından ileri sürülen itiraz nedenleri yerinde görülmediğinden itirazın reddine karar verilmiştir. Oysa zincire dahil olan müstakil suçların yasada gösterilen istisnaların dışında bağımsızlığını koruduğu ve aynı suç işleme kararının etkisi altında işlenmeleri koşuluyla her bir suç açısından kastın yenileneceği hususunda gerek öğretide gerekse uygulamada herhangi bir duraksama yaşanmamış, suç işleme kararının, suç işleme kastından çok daha geniş bir kavram olacağı hususunda gerek Yargıtay Özel Dairelerinin gerekse Ceza Genel Kurulunun içtihatları yerleşik uygulamaya dönüşmüştür. Son derece tartışmalı bir kavram olan suç işleme kararının hiçbir şekilde irdelenmeksizin yerel mahkeme tarafından verilen mahkûmiyet hükmünün onanmasına dair Yargıtay Yüksek 8. Ceza Dairesinin kararının çağdaş bütün hukuk sistemlerinde olduğu gibi bizim hukuk sistemimizde de değer bulan gerekçeli karar hakkını ihlal edeceği gibi öğretide açıklanan görüşlere ve bu hususta yerleşik uygulamaya dönüşen içtihatlara aykırı olacağı kaçınılmaz bir gerçek olarak karşımıza çıkacaktır. Kaldı ki, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılan itirazın reddine dair kararda sırf paraların seri numaralarının değişmesi ve suçun başka bir çocukla birlikte farklı yerde işlenmesinden bahsedilerek müstakil suçların oluştuğundan bahisle itirazın reddine karar verilmiştir. Oysa gerek Yargıtay Özel Dairelerinin gerekse Ceza Genel Kurulunun, çok daha uzak yerlerde işlenen suçların bile zincirleme suç hükümlerinin uygulanmasına engel teşkil etmeyeceğine dair yukarıda örnek olarak gösterilen çok sayıda içtihadı mevcuttur. Ayrıca tedavüle koyulan paraların seri numaralarının farklı olması ve ikinci eylemde bir çocuğun kullanılması, suç işleme kararının yenilenme gerekçesi olarak ileri sürülemez. Zira benzer olaylarda Yargıtay Yüksek 7. Ceza Dairesi tarafından, sahte ürünlerin satılmasına ilişkin her tutanak müstakil suç olarak kabul edilirken, Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulu, farklı tutanakları diğer koşulların gerçekleşmesi hâlinde zincirleme suç hükümlerinin uygulanmasına engel olarak görmemiş (CGK 2014/171 K, Sanığın, İstanbul ili, Gaziosmanpaşa ilçesi, Hürriyet Mahallesi, Beşyüzevler Caddesi üzerinde kurduğu seyyar tezgahta 07.03.2009 ve 09.03.2009 tarihlerinde bandrolsüz CD ve DVD satışı yaptığı, sanığın bu şekilde hukuki kesinti oluşmadan bir suç işleme kararıyla, aynı mağdura karşı ve değişik zamanlarda 5846 sayılı Kanun'un 81/4. maddesinde düzenlenen suçu işlediği anlaşıldığından, hakkında zincirleme suç hükümlerinin uygulanması gerekmektedir.), bu suçların temyiz incelemesine yapan özel dairelerde daha sonra ceza genel kurulunun kararına iştirak etmişlerdir. Bizzat sanık hakkında yakalama işlemi yapılarak tutanak düzenlenmesini dahi hukuki kesinti olarak görmeyen Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunun, somut olayımızda nezarete alınma işleminin suç işleme kararının yenilenmesi olarak kabul etmesinin çok büyük bir çelişki olarak karşımıza çıkacağı gibi böyle bir kabulün TCK’nın 3. maddesindeki hakkaniyet ve orantılılık ilkesine aykırı olacağı açıktır.

Suç işleme kararı insanın iç dünyasıyla başka bir deyişle insan zihniyle ilgili bir durumdur. Suç işleme kararının bir sokağa, ya da semte ya da herhangi bir coğrafi bölgeye, aynı seriyi içeren sahte paraya bağlanmasının insan zihnine coğrafi sınırlar ya da engeller konabileceği anlamına gelir ki; bunu başarabilecek herhangi bir beşeri gücün olamayacağı tartışmayı gerektirmeyecek kadar açıktır.

Sonuç itibarıyla; hukuk normlarının yorumlanması sırasında benzer olaylardaki içtihatlar dikkate alınarak pozitif temeli bulunmayan ancak eşyanın tabiatından kaynaklanan yorum ilkelerine uyulması gerekmektedir. Prof. Dr. ...’in deyimiyle; hukuk, ancak Öklid’in teoremleri misali, doğruluğu apaçık olan ilkelerin geliştirildiği ve bu ilkelerin bütün hukukçular tarafından benimsenip standart olarak uygulandığı gün 'bilim' olma sıfatını hak edecektir. İşte ancak o gün, hukuk problemleri bütün hukukçular tarafından aynı şekilde çözümlenecektir. Böyle bir sistemde mahkeme kararları da önceden doğru olarak tahmin edilebilecektir. İşte ancak böyle bir sistemde, hukuk güvenliği ve dolayısıyla hukuk devleti ilkesi gerçekleşmiş olacaktır. Somut olayımızda eylemler arasında subjektif bağın bulunmadığına dair somut herhangi bir verinin bulunmadığı dikkate alınarak zincirleme suç hükümlerinin uygulanması gerekirken, yerel mahkeme tarafından mahkumiyet kararı verilirken suç işleme kararı hiçbir şekilde değerlendirilmeksizin 'suça konu sahte paraların farklı yerlerde ve farklı serilerde tedavüle koyulması' gibi yerinde olmayan gerekçelerle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazını reddeden Yargıtay Yüksek 8. Ceza Dairesinin onama kararının kaldırılarak, zincirleme suç hükümlerinin uygulanması için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının farklı gerekçeyle kabul edilmesi,",

Çoğunluk görüşüne katılmayan sekiz Ceza Genel Kurulu Üyesi ise; sanık hakkında Karşıyaka Cumhuriyet Başsavcılığının 04.12.2012 tarihli ve 6015 481 sayılı iddianamesi ile parada sahtecilik suçundan açılan kamu davası mükerrer dava olduğundan itirazın kabulüne karar verilmesi,

Gerektiği düşünceleriyle karşı oy kullanmışlardır.

VI. KARAR

Açıklanan nedenlerle;

1 Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,

2 Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 06.03.2024 tarihinde yapılan birinci müzakerede yasal ve yeterli çoğunluk sağlanamadığından 20.03.2024 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla

Anahtar Kelimeler

kararhukukiverenvı.kararısüreçtevdiineolgularitirazsebeplerigerekçereddinekapsamıuyuşmazlıkkonusu

Kaynak: karar_yargitay

Taranan Tarih: 25.01.2026 15:19:42

Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim