Karar Detayı

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

Ceza Genel Kurulu

Daire / Kategori

Yargıtay Kararı

Esas No

2020/241

Karar No

2023/74

Karar Tarihi

6 Nisan 2023

YARGITAY DAİRESİ: 7. Ceza Dairesi

Dolandırıcılık, sahtecilik, emniyeti suistimal ve bankacılık zimmeti suçlarından açılan kamu davasında yapılan yargılama sırasında bankacılık zimmeti suçu bakımından özel yetkili ağır ceza mahkemelerinin görevli olduğundan bahisle ... 2. Ağır Ceza Mahkemesince 14.11.2011 tarih ve 25 339 sayı ile verilen görevsizlik kararı üzerine dosyanın gönderildiği ... 8. Ağır Ceza Mahkemesince 16.02.2015 tarih ve 3 3 sayı ile; sanık ...'ın 4389 sayılı Kanun’un 22/3 2 ile 765 sayılı TCK'nın 80, 59, 31, 33 ve 40. maddeleri uyarınca 11 yıl 8 ay hapis ve 6.650 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin hükmün, sanık müdafii ve katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 7. Ceza Dairesince 20.01.2020 tarih ve 14011 1252 sayı ile;

"1. Dosya kapsamına ve mahkemenin kabulüne göre mudiler ..., ..., ... ve ...'nin hesaplarından gerçekleşen toplam zimmet miktarının 56.869,29 TL olduğu ve banka zararının 4389 sayılı Yasa'nın 22/3. maddesi uyarınca bu miktar üzerinden ödettirilmesine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden sanığın sorumlu olduğu banka zararının 44.469,67 TL olarak eksik belirlenmesi ve yine eksik hesap edilen bu miktar üzerinden nisbi harç verilmesi,

  1. Banka aleyhine işlenen zimmet suçundan doğrudan zarar görmeyen mudiler ... ve ...’in müdahilliklerine karar verilip, lehlerine vekalet ücretine hükmolunması,

Yasaya aykırı, katılan Yapı ve Kredi Bankası AŞ vekili ile sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden ve bu hususlar yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK'un 322. maddesi uyarınca,

  1. Hüküm fıkrasında banka zararının sanıktan tahsiline ilişkin bentte yer alan '44.469,67 TL' ibaresi çıkarılarak yerine '56.869,29 TL' ibaresinin eklenmesi, hüküm fıkrasının nisbi harç takdirine ilişkin bendinde yer alan '3.037,72 TL' ibaresi çıkarılarak yerine '3.884,74 TL' ibaresinin eklenmesi,

  2. Hüküm fıkrasından katılanlar lehine takdir edilen maktu vekalet ücretine ilişkin bendin çıkarılması ve diğer kısımların aynen bırakılması suretiyle hükmün düzeltilerek onanmasına," karar verilmiştir.

II. İTİRAZ SEBEPLERİ

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, 03.06.2020 tarih ve 29850 sayı ile; “...Mahkeme hükmünün gerekçesinde;

'Suç konusu olup bilirkişice incelemesi yapılan dekont, hisse alımı ve repo belgeleri ile hesap cüzdanlarının fotokopi belge olduğu, belge asıllarının bulunamadığı, dolayısıyla sahtecilik ve iğfal kabiliyeti yönünden yapılan incelemede bu belgelerin asılları bulunmadığından belgelerin iğfal kabiliyetini haiz olduklarının hukuken kabul edilemeyeceği anlaşılmış bu işlemler yönünden sanığın eyleminin basit zimmet suçunu oluşturduğu kabul edilmiştir.

Ne var ki, 28.01.2013 tarihli imza bilirkişisi raporunda, Şenel Eğilmez'e ait 28.12.1999 tarihli 2.000 TL bedelli repo dekont aslı üzerinde inceleme yapılmış ve imzanın müşteriye ait olmadığı ve belgenin iğfal kabiliyetine haiz olduğu belirlenmiştir. Yine aynı raporda mudi ... ile ilgili 02.09.1999 tarih ve 330 TL meblağlı para çekme dekontu ile 07.09.1999 tarih ve 330 TL meblağlı para çekme dekontunun asılları incelenmiş ve imzaların müşteri ... eli ürünü olduğu saptanmış olup, sanığın açık ve samimi ikrara dönük savunmalarında banka müşterilerinin bir kısmının kendisine güvenen kişiler olduğu, bu kişiler bankaya geldiklerinde bir vesile ile yaptığı işlemlerle ilgili belgeleri hissettirmeden imzalattığı, bu sebeple bir kısım belgelerdeki imzaların müşteri imzası olup kendi iradeleri ile atılmış imzalar olmadığı yönündeki beyan ve kabulü karşısında, az yukarda belirtilen müşteri ... eli ürünü olduğu saptanan ve toplamı 660 TL yapan iki adet para çekme dekontu ile ilgili sanıkça yapılan işlemlerde, sanığın bu belgeleri müşteriyi yanıltmak suretiyle kandırıp imzalattığı ve mudinin talimatı ve bilgisi dışında bu miktarları hesabından mal edindiği, dolayısıyla bu işlemlerin sanığın hileli eylemleri ile gerçekleştiği anlaşılmış, bu durumun ise bankayı aldatıcı ve zimmetin açığa çıkmamasını sağlamaya yönelik hileli işlemler vasfında olduğu sonuç ve kanaatine ulaşılmakla, toplamda 2.660 TL lik işlemlerin (3 adet işlem) 4389 sayılı Yasa karşısında nitelikli zimmet suçu kapsamında kaldığı değerlendirilmiş, sair suça konu işlemler bakımından ise belgelerin imzasız, müşteri eli ürünü olmamakla birlikte iğfal kabiliyetine haiz olmayan ve üzerlerinde yapılacak inceleme ile maddi gerçeği tespit bakımından sağlıklı bir sonuca ulaşılması mümkün olmayan fotokopi belgeler olması (belge asıllarının bulunmayışı) nedeniyle bu işlemler basit zimmet suçu kapsamında değerlendirilerek oluşan hukuksal sonuç dairesinde karar vermek gerekmiştir.

Buna göre zimmete konu tutarın 2.660 TL'si nitelikli, kalan 41.809,67 TL'si ise basit zimmet suçu kapsamında kalmaktadır.

Ayrıca sanığın usulsüz işlemler ile zimmet eylemini birden fazla teselsülen işlediği sabit olup sanığın eylemleri bir bütün olarak teselsülen nitelikli zimmet suçu olarak kabul edildiği ve uygulama yapıldığı...' gösterilmiştir.

Mahkemenin nitelikli zimmet olarak kabul ettiği ... hesabında 28.12.1999 ve ... hesaplarında 02.09.1999 ve 07.09.1999 tarihli işlemler dışında kalan ve basit zimmet kapsamında olduğu kabul edilen eylemlerinin zamanaşımı yönünden incelenmesi gerekir.

4389 sayılı yasa kapsamında kalan basit zimmet olarak kabul edilen eylemleri;

1 Mudi ... hesabında; 30.06.1999 28.12.1999 tarihleri arasında gerçekleştirdiği toplam 12 adet işlemde,

2 Mudi ... hesabında; 09.07.1999 29.09.1999 tarihleri arasında gerçekleştirdiği toplam 5 adet işlemde toplam 16.506,52 TL,

3 Mudi ... hesabında; 26.10.1999, 17.11.1999 ve 06.01.2000 tarihlerinde gerçekleştirdiği toplam 3 adet işlemde toplam 1.248,19 TL,

4 Mudi ... hesabında; 23.11.1999 14.12.1999 tarihleri arasında gerçekleştirdiği toplam 5 adet işlemde toplam 24.600,98 TL, olarak gösterilmiştir.

Buna göre;

Nitelikli zimmet kabul edilen işlemler dışında kalan ve 23.06.1999 14.02.2000 tarihleri arasında gerçekleşen basit banka zimmeti kapsamında bulunan eylemleri hakkında;

5237 sayılı TCK'nın 7. maddesi uyarınca, suç tarihinde yürürlükte bulunan 765 sayılı TCK'nın 102/3. ve 104/2. maddelerinde öngörülen zamanaşımı sanık lehine olup, 14.02.2000 suç tarihinden itibaren 16.02.2015 olan karar tarihine kadar zamanaşımı süresinin dolduğu gözetilmeden karar verilmesi yasaya aykırıdır.

Mahkemenin nitelikli zimmet olarak kabul ettiği ... hesaplarında 02.09.1999 ve 07.09.1999 tarihli işlemler hakkında Başsavcılığımızca yapılan incelemede;

Mudi ... adına düzenlenmiş 02.09.1999 tarihli 330 TL meblağlı ve 07.09.1999 tarihli 330 TL meblağlı para çekme dekontu asılları üzerinde grafoloji uzmanı bilirkişi incelemesinde imzaların mudi ... eli ürünü olduğu belirlenmiş olup, anılan dekont miktarlarının mahkemenin zimmet miktarının hesaplanmasında zimmet bedeli olarak da gösterilmediği halde, yapılan işlemlerin bilgisi ve talimatı dışında olup olmadığı hususunda yargılama aşamasında mudi ... beyanı da alınmadan, eksik inceleme ile 'sanığın bu belgeleri müşteriyi yanıltmak suretiyle kandırıp imzalattığı ve mudinin talimatı ve bilgisi dışında bu miktarları hesabından mal edindiği, dolayısıyla bu işlemlerin sanığın hileli eylemleri ile gerçekleştiğinin...' kabul edilmesinin hukuka aykırı olduğunu düşünmekteyiz.

Sanık müdafiinin itiraz dilekçesi ekinde sunulan mudi ... imzalı mahkemeye hitaben 06.04.2020 tarihli yazılı beyanda;

'...’ın (Arman) aleyhinde Yapı Kredi Bankasında çalıştığı dönemde yaptığı bazı bankacılık işlemleriyle ilgili mahkemeniz nezdine dava açıldığını öğrenmiş bulunmaktayım. Ben hasta ve özürlü bir insanım bu konu bana izah edildiğinde çok üzüldüm. Bu dönemde benimde Yapı Kredi Bankası nezdinde ....nolu hesaplarım vardı. Bana ne savcılık tarafından nede dava sürecinde 07.09.1999 tarih ile 26.03.2020 tarihleri arasında tüm hesaplarımdan yapılan işlemler ve özellikle 02.09.1999 tarihli 330 TL bedelli, 07.09.1999 tarihli 330 TL bedelli iki adet dekonta ilişkin bilgim sorulmadı, açıklama yapılmadı. Bu belgelerin aslını açıkça görmem ve incelemem gerekmekle birlikte yapılan işlemler tamamı ve özellikle 02.09.1999 tarihli 330 TL bedelli, 07.09.1999 tarihli 330 TL bedelli iki adet dekont benim bilgim talimat dahilinden yapılmıştır. Bu belgelerle ilgili olarak ... tarafından tarafıma herhangi bir şekilde yanıltıcı bilgi verilmesi, yukarıda bahsi geçen banka hesaplarımla ilgili sahte evrakların tanzim edilmesi söz konusu değildir. Soruşturma evresinde ifademe başvurulmadığı için davada ise duruşmalara çağrılmadığımdan bu hususta beyanda bulunmam mümkün olmamıştır. Benim zarar ve ziyanım olmadığı gibi bu kişi hakkında da şikâyetim bulunmamaktadır.' ifadelerinin yer aldığı da gözetilerek yapılan işlemlerin bilgisi ve talimatı dışında olup olmadığı hususunda mudi ... beyanının alınması gerekmektedir.

Bütün bu açıklamalar sonucunda;

I 4389 sayılı yasa kapsamında kalan basit zimmet olarak kabul edilen eylemleri yönünden yapılan incelemede;

1 Mudi ... hesabında; 30.06.1999 28.12.1999 tarihleri arasında gerçekleştirdiği toplam 12 adet işlemde toplam 12.513,60 TL,

2 Mudi ... hesabında; 09.07.1999 29.09.1999 tarihleri arasında gerçekleştirdiği toplam 5 adet işlemde toplam 16.506,52 TL,

3 Mudi ... hesabında; 26.10.1999, 17.11.1999 ve 06.01.2000 tarihlerinde gerçekleştirdiği toplam 3 adet işlemde toplam 1.248,19 TL,

4 Mudi ... hesabında; 23.11.1999 14.12.1999 tarihleri arasında gerçekleştirdiği toplam 5 adet işlemde toplam 24.600,98 TL'nin basit zimmet olarak kabul edilmesi ve nitelikli zimmet kabul edilen işlemler dışında kalan basit zimmet kapsamında kabul edilen eylemlerin 23/06/1999 14/02/2000 tarihleri arasında gerçekleşmesi karşısında;

5237 sayılı TCK'nın 7.maddesi uyarınca, suç tarihinde yürürlükte bulunan 765 sayılı TCK'nın 102/3. ve 104/2. maddelerinde öngörülen zamanaşımı sanık lehine olup, 14.02.2000 suç tarihinden itibaren 16.02.2015 olan karar tarihine kadar zamanaşımı süresinin dolduğu gözetilmeden yazılı şekilde hüküm tesisi,

Yasaya aykırı olduğundan, basit zimmet kapsamında kalan eylemler yönünden hükmün 5320 sayılı Yasa'nın 8. maddesi ile yürürlükte bulunan CMUK’un 321. maddesi gereğince bozulmasına, bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden CMUK'un 322/1. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak yukarıda belirtilen ve basit zimmet kapsamında kalan eylemler hakkındaki hakkındaki kamu davasının zamanaşımı nedeniyle 5271 sayılı CMK'un 223/8. maddesi uyarınca düşürülmesine,

II Sanığın mudi ... hesabında 28.12.1999 tarihli ve ... hesaplarında 02.09.1999 ve 07.09.1999 tarihli nitelikli zimmet olarak kabul edilen eylemleri yönünden yapılan incelemede;

1 Mudi ... adına düzenlenmiş 02.09.1999 tarihli 330 TL meblağlı ve 07.09.1999 tarihli 330 TL meblağlı para çekme dekontu asılları üzerinde grafoloji uzmanı bilirkişi incelemesinde imzaların mudi ... eli ürünü olduğunun belirlenmesi, anılan dekont miktarlarının mahkemenin zimmet miktarının hesaplanmasında zimmet bedeli olarak da gösterilmemesi karşısında, yapılan işlemlerin bilgisi ve talimatı dışında olup olmadığı hususunda yargılama aşamasında mudi ... beyanı alınarak sonucuna göre sanığın hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi,

2 Sanık hakkında zincirleme suç hükümleri uygulanmış ise de;

Basit zimmet kapsamında kabul edilen eylemlerin suç tarihlerinden itibaren karar tarihinde 765 sayılı TCK'nın 102/3. ve 104/2. maddelerinde öngörülen zamanaşımı süresinin dolması sebebiyle basit zimmet suçundan açılan davaların ortadan kaldırılmasına karar verilmesi gerekir.

Ortadan kaldırma kararı verilen eylemler dışında kalan ... hesabında 28.12.1999 tarihli 2.000 TL bedelli, ... hesaplarında 02.09.1999 tarihli 330 TL bedelli ve 07.09.1999 tarihli 330 TL bedelli eylemlerin bulunması, mudi ... hesaplarından yapılan 02.09.1999 ve 07.09.1999 tarihli işlemlerin bilgisi ve talimatı dışında olup olmadığı hususunda mudi ... beyanının alınmasında işlemlerin bilgi ve talimatı ile yapıldığını beyan etmesi halinde sanığın nitelikli zimmet suçuna konu eyleminin sadece ... hesabında 28.12.1999 tarihli 2.000 TL bedelli işlem olması nedeniyle sanık hakkında teselsül hükümlerinin uygulanamayacağının gözetilmesinin gerekmesi,

3 Hükmedilecek adli para cezasının, ödenmesine karar verilen zarar miktarı, nispi harç ve nispi vekalet ücretinin yeniden belirlenmesinde zorunluluk bulunması,

4 Banka aleyhine işlenen zimmet suçundan doğrudan zarar görmeyen mudiler ... ve ...’in müdahilliklerine karar verilip, lehlerine vekalet ücretine hükmolunması,

Yasaya aykırı bulunduğundan, hükmün 5320 sayılı Yasa'nın 8.maddesi gereğince yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince bozulması gerektiği," görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.

CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 7. Ceza Dairesince 11.06.2020 tarih ve 1227 8888 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

III. UYUŞMAZLIK KONUSU

Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın nitelikli banka zimmeti suçu kapsamında mudi ...’nın hesabından gerçekleştirdiği kabul edilen işlemler bakımından eksik araştırmayla hüküm kurulup kurulmadığının belirlenmesine ilişkin ise de yapılan müzakere esnasında bir Ceza Genel Kurulu Üyesince ileri sürülmesi üzerine, sanığın 765 sayılı TCK'nın 80. maddesi gereğince zincirleme suça dahil edilen basit banka zimmeti suçu kapsamında kalan 23.06.1999 14.02.2000 tarihleri arasındaki eylemlerinin zamanaşımına uğrayıp uğramadığı öncelikle değerlendirilmiştir.

IV ÖN SORUNA İLİŞKİN BİLGİLER

İncelenen dosya kapsamından;

Yapı ve Kredi Bankası Avcılar ve Beylikdüzü Şubelerinde ikinci müdür/bireysel müşteri temsilcisi unvanlarıyla çalışan sanığın, 23.06.1999 14.02.2000 tarihleri arasında dört ayrı müşterinin hesabından zimmetine geçirdiği toplam 41.809 TL'nin basit bankacılık zimmeti suçu kapsamında, mudi ... hesabından 02.09.1999 ve 07.09.1999 tarihlerinde 330'ar TL, mudi ...'in hesabından ise 28.12.1999 tarihinde 2.000 TL olmak üzere toplam 2.660 TL'nin nitelikli banka zimmeti suçu kapsamında kaldığı kabul edilerek Yerel Mahkemece sanığın mahkûmiyetine ve toplam 44.469,6 TL'den ibaret banka zararının sanık tarafından tazmin edilmesine karar verildiği anlaşılmaktadır.

V. GEREKÇE

A. İlgili Mevzuat ve Öğretide Ön Soruna İlişkin Görüşler

Ön sorunun sağlıklı bir hukuki çözüme ulaşması için suç tarihinde yürürlükte bulunan 765 sayılı TCK'nın müteselsil suç kavramının düzenlendiği 80. maddesi ile müteselsil suçlarda zamanaşımının başlangıç tarihine ilişkin düzenlemenin yer aldığı 103. maddesi üzerinde durulmasında fayda bulunmaktadır.

Ceza hukukunda kanundaki suç tanımına uygun olarak gerçekleşen her netice ilke olarak ayrı bir suç oluşturur ve fail kaç netice meydana getirmiş ise o kadar suç işlemiş sayılarak her birinden dolayı ayrı ve bağımsız cezalandırılır. Ancak bazı hâllerde birden fazla netice meydana gelmiş olsa bile, faile meydana gelen netice kadar ceza verilmeyerek tek bir ceza verilmesi ile yetinilir. Birden fazla neticenin meydana gelmesine karşın faile tek ceza verilmesini gerektiren hâllerden biri de zincirleme suçtur. Zincirleme suçta faile tek ceza verilirken, Kanun'un öngördüğü miktarda bir artırım da yapılması söz konusudur.

Zincirleme suç, suç tarihinde yürürlükte bulunan sanık lehine düzenleme içeren 765 sayılı Kanun'un 80. maddesinde; “Bir suç işlemek kararının icrası cümlesinden olarak kanunun aynı hükmünün bir kaç defa ihlal edilmesi, muhtelif zamanlarda vaki olsa bile bir suç sayılır.” şeklinde düzenlenmiştir.

Bu tanımdan yola çıkıldığında, zincirleme suçun varlığının kabulü bakımından gerekli birinci koşul; farklı zamanlarda işlenmiş olsalar dahi ortada birden çok suçun olması, ikinci koşul; bu suçların Kanun'un aynı hükmünü ihlâl etmesi ve nihayet üçüncü koşul da; suç işleme kararında birlik bulunmasıdır.

Bunlardan en önemlisi, Kanun'da Suç işleme kararında birlik şeklinde ifadesini bulan, sübjektif koşuldur. Muhtelif suçları birbirine bağlayan, birleştiren ve müteselsil suçu yapısal olarak cezaların içtimasından ayıran da bu koşuldur. (..., Müteselsil Suç, ... 1995, s.86.) Bu sübjektif koşul, Aynı suç kasdı olarak anlaşılmamalıdır. Nitekim 80. maddenin ilk hâlinde kullanılan kasdı cürmî deyimi karışıklıklara yol açtığından dolayı daha sonra değiştirilmiş ve madde günümüzdeki şeklini almıştır. Bu bakımdan, her biri bağımsız olan ve ayrı ayrı kastlarla işlenen bu suçların, aynı kastın ürünü olduklarını söylemek, Kanun'un lafzına da uygun olmayacaktır (Uğur Alacakaptan, Suçun Unsurları, ... 1973, s.56.) .

Aynı ve tek olan şey, bu bağımsız kastları birleştiren ve bu sebeple kasttan başka bir anlam ifade etmek zorunda bulunan Suç işleme kararıdır. Suç işleme kararından, Kanun'un aynı hükmünü birkaç defa ihlal etmek hususunda önceden kurulan bir plan, genel bir niyet anlaşılır. Fail, önceden böyle bir plan veya niyet tespit etmiş, bunu bir defada gerçekleştirecek yerde, kısımlara bölmeyi ve o suretle gerçekleştirmeyi daha uygun görmüş ve bu plâna göre hareket etmiş olduğu içindir ki, birden fazla olan kısımlar, tek bir müteselsil suç meydana getirirler (... ve Tatbikî Ceza Hukuku, Cilt I, 14. bası, s.398.).

Ceza Genel Kurulunun 24.11.1998 tarihli ve 280 359 sayılı kararında vurgulanan ölçüte göre de; kesin, belirli, somut suçların maddi ve sübjektif öğelerini kapsayan bir tasarlamanın mevcudiyeti hâlinde, suç işleme kararında birliğin bulunduğunu kabul etmek gerekir.

Ancak, suç işleme kararında birlik koşulu daha ziyade failin iç dünyası ile ilgili bulunduğundan, gerçekleşip gerçekleşmediğinin belirlenmesi güçtür. O hâlde, bu konuda gözleme özel bir önem verilmelidir. Bu hususta takdir hakkı bulunan hâkim, bu işlem sırasında gündelik hayat deneyimlerini genel bir yol gösterici olarak gözönünde bulundurmalı, sübjektif bağın belirlenmesinde; suçların işleniş biçimlerindeki benzerlik, suçların işlenme zamanları ve yerleri arasındaki ilişki, suçların işlenmesine hükümden sonra devam edilip edilmediği gibi yardımcı kriterlerden de yararlanmalıdır (..., Suçların İçtimaı, ... 1972, s.138 vd.).

  1. madde, birden fazla ihlallerin muhtelif zamanlarda meydana gelse de bir suç sayılacağını belirtmiştir. Bu bakımdan, suçlar arasında bir zaman aralığının bulunması doğaldır ve fasıla bu suçların aynı suç işleme kararıyla işlenip işlenmedikleri hususunda kesin bir ölçüt sayılamaz. Buna karşın, zamanın uzunluğu yahut kısalığı, tamamen göz ardı edilebilecek bir husus da değildir. Burada dikkate alınması gereken şudur; genellikle müteselsil suçun varlığı, suçlar arasındaki zaman aralıklarıyla ters orantılıdır. Örneğin; suçlar arasındaki zaman fasılaları çok uzunsa, bu durum failin Aynı suç işleme kararı ile hareket etmediğine karine oluşturabilir. Bununla birlikte, suçların kısa zaman aralıklarıyla işlenmeleri de her zaman aynı suç işleme kararıyla hareket edildiğine işaret etmez.

Bu aşamada 765 sayılı TCK'da düzenlenen zamanaşımı sürelerinin ve zincirleme (müteselsil) suçlarda zamanaşımının hangi tarihten itibaren hesaplanacağı hususu üzerinde de durulmalıdır.

765 sayılı TCK’nın zamanaşımına ilişkin "Dava ve cezanın sukutu" başlıklı 102. maddesi;

"Kanunda başka türlü yazılmış olan ahvalin maadasında hukuku amme davası:

1 Ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis ve müebbed ağır hapis cezalarını müstelzim cürümlerde yirmi sene,

2 Yirmi seneden aşağı olmamak üzere muvakkat ağır hapis cezasını müstelzim cürümlerde on beş sene,

3 Beş seneden ziyade ve yirmi seneden az ağır hapis veya beş seneden ziyade hapis yahud hidematı ammeden müebbeden mahrumiyet cezalarından birini müstelzim cürümlerde on sene,

4 Beş seneden ziyade olmamak üzere ağır hapis veya hapis yahud sürgün veya hidematı ammeden muvakkaten mahrumiyet cezalarını ve ağır para cezasını müstelzim cürümlerde beş sene,

5 Bir aydan ziyade hafif hapis veya otuz liradan ziyade hafif para cezasını müstelzim fiillerde iki sene,

6 Bundan evvelki bendlerde beyan olunan mikdardan aşağı cezaları müstelzim kabahatlerde altı ay geçmesiyle ortadan kalkar.

Bu kanunun ikinci kitabının birinci babında yazılı ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis veya müebbed yahud muvakkat ağır hapis cezalarını müstelzim cürümlerin yurd dışında işlenmesi halinde dava müruru zamanı yoktur." şeklinde düzenlenmiştir.

Aynı Kanun'un 103. maddesi; "Müruru zamanın başlangıcı tamamiyle icra olunmuş cürüm ve kabahatler hakkında fiilin vukuu gününden ve teşebbüs olunan veya icra ve ikmal olunamayan cürümler hakkında son fiilin işlendiği tarihten ve mütemadi ve müteselsil cürümler hakkında dahi temadi ve teselsülün bittiği günden itibar olunur." biçimindedir.

Kanun'un 103. maddesindeki düzenlemeye göre zincirleme (teselsül) suçlarda zamanaşımı "teselsülün bittiği günden itibar olunur." zira teselsül sona ermedikçe, hakkın ihlâline de devam olunmakta ve böylece fail zamanaşımından faydalanacak bir duruma girmemiş bulunmaktadır. (...i ve Tatbiki Ceza Hukuku, Cilt 3, 14. Bası, ..., 1999, s. 259)

B. Ön Soruna İlişkin Hukuki Nitelendirme

765 sayılı TCK'nın 80. maddesi ile aynı Kanun'un 103. maddesindeki açık düzenleme birlikte değerlendirildiğinde; zincirleme suça dahil edilen her bir eylemin zamanaşımının ayrı ayrı hesaplanması Kanun'un açık düzenlemesine aykırı olup zincirleme suçlarda zamanaşımının teselsülün bittiği tarihten itibaren başlayacağı açıktır.

Somut olayda katılan Bankanın Avcılar ve Beylikdüzü Şubelerinde ikinci müdür/müşteri temsilcisi unvanlarıyla görev yapan sanığın, 23.06.1999 14.02.2000 tarihleri arasında işlediği basit bankacılık zimmeti ile nitelikli bankacılık zimmeti suçları kapsamında kabul edilen 02.09.1999, 07.09.1999 ve 28.12.1999 tarihli işlemlere ilişkin eylemlerinin tamamının Yerel Mahkemece zincirleme suç kapsamında kabul edildiği ve sanık hakkında zincirleme şekilde gerçekleştirdiği Bankacılık zimmeti suçları bakımından verilecek cezanın belirlenmesi sırasında teselsül eden eylemler nedeniyle TCK'nın 80. maddesi uyarınca cezanın arttırılmasına karar verilmek suretiyle 4389 sayılı Kanun’un 22/3 2 ile 765 sayılı TCK'nın 80, 59, 31, 33 ve 40. maddeleri uyarınca 11 yıl 8 ay hapis ve 6.650 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına hükmedildiği ve temel cezanın teselsül eden eylemler arasından en ağır olan eyleme göre belirlenerek diğer eylemler nedeniyle cezada artırım yapılması karşısında, teselsül eden eylemler arasından daha ağır cezayı gerektiren nitelikli bankacılık zimmeti suçlarının varlığı ve bu suçların karşılığı olarak Kanun'da öngörülen cezanın miktarları da gözetildiğinde, teselsülün bittiği tarihten itibaren zamanaşımı süresi başlayacak ise de işleyecek zamanaşımı süresinin belirlenmesi bakımından nitelikli bankacılık zimmeti suçu için öngörülen ceza miktarının esas alınması gerektiği, teselsülün bittiği tarihteki son eylem olan basit bankacılık zimmeti suçu için öngörülen ceza miktarına göre zamanaşımının hesaplanması durumunda zincire dâhil olan nitelikli bankacılık zimmeti suçlarının daha ağır nitelikte olmalarına rağmen dikkate alınmamış olacağının ve kanunun amacının bu olmadığının kabulü gerekmektedir.

Bu açıklamalar ışığında, nitelikli bankacılık zimmeti için 765 sayılı TCK'nın 102/2 ve 104/2. maddeleri dikkate alındığında, 15 yıl asli ve 22 yıl 6 ay olan kesintili dava zamanaşımı sürelerinin dolmadığı ve Özel Dairece dosyanın esası bakımından temyiz incelemesi yapılmasında bir isabetsizlik bulunmadığı kabul edilmelidir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu üyeleri ... ve ...; "Sayın çoğunluğun, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 23.06.1999 ile 14.02.2000 tarihleri arasında işlenen, Yerel Mahkeme ve Yargıtay 7. Ceza Dairesince basit bankacılık zimmeti kabul edilen eylemler yönünden 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 102/3 ve 104/2 nci maddelerinde öngörülen zamanaşımının dolması nedeniyle düşürülme kararı verilmesi gerektiği yönündeki itirazının reddine ilişkin kararı yerinde değildir. Şöyle ki;

Sanığın, 23.06.1999 ile 14.02.2000 tarihleri arasında işlediği basit bankacılık zimmeti suçlarında zincirleme suç hükümleri uygulanmak suretiyle hüküm kurulduğu anlaşılmaktadır.

Ceza Genel Kurulunun 20.03.2012 gün, 2012/108 karar; 28.02.2012 gün, 2012/58 karar nolu ilâmlarında da belirtildiği gibi, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’na hakim olan ilke gerçek içtima olduğundan, bunun sonucu olarak, 'kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza' söz konusu olacaktır. Nitekim bu husus ... Komisyonu raporunda da; 'Ceza hukukunun temel kurallarından birisi, 'kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza vardır' şeklinde ifade edilmektedir. Bunun istisnaları, suçların içtimaı bölümünde belirlenmiştir. Bu istisnalar dışında, işlenen her bir suçla ilgili olarak ayrı ayrı cezaya hükmedilecektir. Böylece verilen her bir ceza, bağımsızlığını koruyacaktır' şeklinde ifade edilmiştir. Bu kuralın istisnalarına ise, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 'suçların içtimaı' bölümünde, 42 (bileşik suç), 43 (zincirleme suç) ve 44 üncü (fikri içtima) maddelerinde yer verilmiştir.

Ceza hukukunda yasadaki suç tanımına uygun olarak gerçekleşen her netice ilke olarak ayrı bir suç oluşturur ve fail kaç netice meydana getirmiş ise o kadar suç işlemiş sayılarak her birinden dolayı ayrı ve bağımsız cezalandırılır. Ancak bazı hallerde birden fazla netice meydana gelmiş olsa bile, faile meydana gelen netice kadar ceza verilmeyerek tek bir ceza verilmesi ile yetinilir. Birden fazla neticenin meydana gelmesine karşın faile tek ceza verilmesini gerektiren hallerden biri de zincirleme suçtur. Zincirleme suçta faile tek ceza verilirken, yasanın öngördüğü miktarda bir artırım da yapılması söz konusudur.

Zincirleme suç, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 80 inci maddesinde 'Bir suç işlemek kararının icrası cümlesinden olarak kanunun aynı hükmünün birkaç defa ihlal edilmesi, muhtelif zamanlarda vaki olsa bile bir suç sayılır. Fakat bundan dolayı terettüp edecek ceza altıda birden yarıya kadar artırılır.' şeklindedir. Bu maddenin karşılığı olarak koyulan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 43/1 inci maddesinde; 'Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda, bir cezaya hükmedilir. Mağduru belli bir kişi olmayan suçlarda da bu fıkra hükmü uygulanır' biçiminde düzenlenmiştir.

Buna göre zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için;

a Aynı suçun değişik zamanlarda birden fazla işlenmesi,

b İşlenen suçların mağdurlarının aynı kişi olması,

c Bu suçların aynı suç işleme kararı altında işlenmesi gerekmektedir.

Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere zincirleme suç hükümlerinin uygulandığı hallerde aslında işlenmiş birden fazla suç olmasına karşın fail bu suçların her birinden ayrı ayrı cezalandırılmamakta, buna karşın bir suçtan verilen ceza belirli bir miktarda arttırılmaktadır. Dolayısıyla zincirleme suç hükümlerinin uygulanmasında esas alınan suçlardan herhangi birisi hakkında, yargılama aşamasında şikâyetten vazgeçme veya zamanaşımı gerçekleşmesi gibi kovuşturma yapılmasına engel bir nedenin ortaya çıkması halinde, bu suçun zincirleme suç uygulaması kapsamı dışına çıkarılarak açılan kamu davasının düşmesine karar verilmesi gerekir.

Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;

Sanığın, 23.06.1999 ile 14.02.2000 tarihleri arasında işlediği basit bankacılık zimmeti suçlarında, işlemiş olduğu üç ayrı nitelikli bankacılık zimmeti suçlarıyla birlikte yerel mahkemece zincirleme suç hükümleri uygulanmak suretiyle nitelikli bankacılık zimmeti suçundan mahkûmiyetine karar verilmiş, Daire tarafından da karar düzeltilmek suretiyle onanmıştır. Ancak yukarda anlatılan nedenlerle, yerel mahkemece 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 80 inci maddesi uyarınca zincirleme suç hükümleri kapsamında değerlendirilerek, 23.06.1999 ile 14.02.2000 tarihleri arasında işlediği basit bankacılık zimmeti suçlarında 7. Ceza Dairesi tarafından inceleme tarihi itibarıyla zamanaşımının gerçekleşmesi nedeniyle, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 102/3, 104/2 ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 223/8 inci maddeleri uyarınca düşmesine karar verilmemesi usul ve yasaya aykırı olup, Yargıtay 7. Ceza Dairesinin kararının kaldırılması yönündeki Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının kabulüne karar verilmesi gerektiği," düşünceleriyle karşı oy kullanmışlardır.

Ön soruna ilişkin uyuşmazlık bu şekilde çözümlendikten sonra sanığın nitelikli bankacılık zimmeti suçu kapsamında mudi ...’nın hesabından gerçekleştirdiği kabul edilen işlemler bakımından eksik araştırmayla hüküm kurulup kurulmadığının değerlendirmesine geçilmiştir.

VI. OLAY VE OLGULAR

Sanığın Yapı ve Kredi Bankası Avcılar Şubesinde 01.10.1991 22.07.1999 tarihleri arasında, aynı Bankanın Beylikdüzü Şubesinde ise 02.10.1999 28.01.2000 tarihleri arasında ikinci müdür/bireysel müşteri temsilcisi unvanlarıyla çalıştığı,

Banka müşterisi ...’in katılan Banka nezdinde bulunan hesabından para çekmek için sanığa başvurması üzerine sanığın adı geçen mudiye istediği miktardaki paranın kısa sürede tedarik edilemeyeceğini söyleyip mudiyi oyaladığı, bu durumdan şüphelenen mudinin Banka Genel Müdürlüğünü arayıp şikâyette bulunduğu ve söz konusu ihbar üzerine banka müfettişlerince soruşturmanın başlatıldığı,

... Teftiş Kurulu Başkanlığının 12.06.2000 tarihli soruşturma raporuna göre; mudi ...’in hesabından para çekmek istediğine ancak günlerdir sanık tarafından birtakım bahanelerle bekletildiğine dair Banka Genel Müdürlüğüne yaptığı başvuru üzerine yapılan incelemede sanığın 19 ayrı müşterinin banka hesaplarından imzasız ya da sahte imzalı dekontlarla zimmetine para geçirdiğinin ve mudilerin bu işlemlerden şüphelenmemesi için müşterilere Banka muhasebe ve kayıt sistemiyle uyumlu olmayan, gerçekte mudi hesaplarında var olmayan hayali kıymetler olduğunu gösteren sahte belgeler düzenleyerek verdiği, bu hâliyle sanığın 39.851.474,064 TL, 20.777,73 USD, 47.006,45 DEM tutarındaki kıymetleri mal edindiğinin değerlendirildiği,

... vekilinin 15.06.2000 tarihli dilekçesiyle Bankacılık Kanunu ve Türk Ceza Kanunu’nun ilgili hükümleri uyarınca sanığın cezalandırılması istemiyle ... Cumhuriyet Başsavcılığına ihbarda bulunması üzerine sanık hakkındaki soruşturmanın başladığı,

08.02.2012 havale tarihli yazıya göre; sanığın Banka zararına ilişkin herhangi bir ödeme yapmadığı,

23.10.2012 havale tarihli Banka cevabi yazısına göre; bazı işlemlere ait belgelerin ve mağdurlara ait örnek imzaların 10 yıllık süre sonunda imha edilmesi sebebiyle istenen belge ve imza örneklerinin arşivde bulunamadığı,

... 8. Ağır Ceza Mahkemesince Adli Tıp ve Belge İnceleme Uzmanı'ndan alınan 28.01.2013 ve 12.06.2013 havale tarihli raporlarda özetle; bazı belgelerin fotokopinin fotokopisi olması nedeniyle incelenemediği, toplam 80 adet dekontun imzasız olduğu, mudi ... adına düzenlenmiş 28.12.1999 tarihli ve 2.000 TL bedelli dekont üzerindeki imzanın mudinin el ürünü olmamakla birlikte iğfal kabiliyetini haiz olduğu, mudi ... adına düzenlenmiş 02.09.1999 ve 07.09.1999 tarihli dekontlardaki imzaların mudinin eli ürünü olduğu görüşlerine yer verildiği,

17.04.2014 düzenlenme tarihli bilirkişi raporunda; sanığın bir kısım mudiyenin hesaplarında gerçekleştirdiği işlemlere ait fişlerin imzasız ya da aldatıcılık özelliği olmayan taklit imzalı olması nedeniyle bu işlemlerin basit bankacılık zimmeti suçu kapsamında değerlendirilmesi gerektiğinin belirtildiği, mudi ...’in hesabından 28.12.1999 tarihinde gerçekleştirilen 2.000 TL bedelli repo işlemine ait dekont üzerindeki taklit imzanın iğfal kabiliyetinin olduğunun ve mudi ... adına düzenlenmiş 02.09.1999 ve 07.09.1999 düzenlenme tarihli 330’ar TL meblağlı dekontlardaki imzanın mudinin el ürünü olduğunun tespit edilmesi karşısında; bu işlemlerin nitelikli bankacılık zimmeti suçu kapsamında değerlendirilmesi gerektiğinin, bu hâliyle sanığın mal edindiği 2.660 TL’nin nitelikli bankacılık zimmeti, 41.809,00 TL basit bankacılık zimmeti suçu kapsamında kaldığı tespitlerine yer verildiği,

Mudi ... Yerel Mahkemeye gönderdiği 06.04.2023 tarihli dilekçesinde özetle; Yapı ve Kredi Bankası nezdinde bulunan hesaplarından 02.09.1999 ve 07.09.1999 tarihlerinde gerçekleştirilen 330'ar TL bedelli para çekme işlemini kendisinin yaptığını, bu işlemlere ait dekontların altındaki imzanın kendisine ait olduğunu, soruşturma ya da kovuşturma aşamasında ifadesine başvurulmadığını belirttiği,

Anlaşılmaktadır.

Katılan ..., katılan Bankanın Avcılar Şubesinde birden fazla hesabının olduğunu, şikâyetçi olduğu tarihlerde hesabında 500.000 TL civarında para bulunduğunu ve bu paranın tamamını çekmek için sanıkla görüştüğünü ancak sanığın bu kadar yüksek meblağlı bir ödemeyi Bankanın hemen yapamayacağını söyleyerek kendisini birkaç gün oyaladığını, bunun üzerine katılan Bankanın Genel Müdürlüğüne durumu ilettiğini, Banka Teftiş Kurulunca yapılan incelemede sanığın hesabında 23.000 TL olduğunu öğrendiğini ifade etmiştir.

Sanık ... aşamalarda; katılan Bankanın birden fazla şubesinde görev yaptığını, en son Avcılar Şubesinde çalışırken kasa hesaplarında açık oluştuğunu, bu açığı kapatmak için müşteri hesaplarından virman yaparak farkı kapatmaya çalıştığını, hesaplarında işlem yaptığı müşterilerle genellikle yakından ilgilendiğini, bu nedenle müşterilerin kendisine güvendiklerini, yaptığı işlemlerle ilgili belgeleri bir vesileyle müşterilere farkettirmeden imzalattığını, bu sebeple dava konusu edilen bazı işlemlere ait dekontların imzalı olduğunu, zimmetine ne kadar para geçirdiğini bilmediğini, dava konusu işlemlere diyeceğinin olmadığını savunmuştur.

VII. GEREKÇE

A. İlgili Mevzuat ve Öğretide Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Görüşler

Uyuşmazlığın isabetli bir hukuki çözüme kavuşturulabilmesi için öncelikle zimmet ve zimmete geçirme kavramları ile zimmet suçunun ceza kanunlarımızdaki yeri ve tarihsel gelişimi üzerinde durulması gerekmektedir.

Arapça bir sözcük olan zimmet, Türk Dil Kurumu sözlüğünde; “üstünde olan şey”, “kurum ve kuruluşlarda çalışanlara veya para işleri ile uğraşan görevliye imza karşılığı teslim edilen para veya eşya”, “bir kimsenin yasal olmayan yollardan üzerine geçirip ödemeye zorunlu olduğu para” şekillerinde tanımlanmıştır.

Zimmete geçirme ise “suç konusu mal üzerinde, malikmiş gibi tasarrufta bulunmayı” ifade eder. Bu tasarruflar, suç konusu şeyin mal edinilmesi, amacı dışında kullanılması, tüketilmesi şeklinde oluşabileceği gibi bir başkasına satılması, verilmesi şeklinde de gerçekleşebilir.

Zimmet suçu, ilk olarak mülga 765 sayılı TCK’nın 202. maddesinde düzenlenmiş, buna göre 202. maddesinin 1. fıkrasında basit zimmet suçu, 2. fıkrasında ise eylemin “dairesini aldatacak ve fiilin açığa çıkmamasını sağlayacak her türlü hileli faaliyette bulunmak suretiyle işlenmiş olması” hâlinde nitelikli zimmet suçunun oluşacağı hükme bağlanmıştır.

3182 sayılı Bankalar Kanunu'nun yürürlükte olduğu dönemde, banka personelinin bankanın mal varlığını temellüke yönelik eylemleri ile ilgili olarak istisnai bir düzenleme bulunmaması nedeniyle failin, 233 Sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında KHK’nın ekinde yer alan listedeki bankalardan birinin mensubu olması durumunda, 399 Sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Personel Rejiminin Düzenlenmesi Hakkındaki KHK’nın 11. maddesinde yer alan “Teşebbüslerin ve bağlı ortaklıkların paralarına ve para hükmündeki evrak ve senetlerine ve diğer mevcutlarına karşı işledikleri suçlar ile bilanço, tutanak, rapor ve benzeri her türlü belge ve defterleri üzerinde işledikleri suçlar ile ifa ettikleri görevlerinden doğan suçlardan dolayı memur sayılarak haklarında Türk Ceza Kanununun 2 nci kitap üçüncü ve altıncı baplarındaki hükümler uygulanır.” düzenlemesi gereğince eylemi gerçekleştiren banka personeli 765 sayılı TCK'nın uygulanması bakımından devlet memuru sayılmakta ve fiilin 765 sayılı TCK'nın 202. maddesinde düzenlenen “zimmet”, eylemi gerçekleştiren banka personelinin bu listede yer almayan özel bir bankanın mensubu olması hâlinde ise fiilin 765 sayılı TCK'nın 510. maddesinde düzenlenen “hizmet nedeniyle emniyeti suistimal” suçunu oluşturabileceği yargısal kararlarla kabul edilmiş ve bu yöndeki uygulama da tereddütsüz sürdürülmüştür.

Gerek kamu bankaları gerekse özel bankalar olsun her ikisinin de yürüttükleri faaliyetin kamudan fon toplamak ve bu fonları kendileri veya kamu adına kullanmak olduğunu, bu açıdan bakıldığında zimmet suçunun doğurduğu sonuçlar yönünden kamu ile özel bankalar arasında herhangi bir fark bulunmadığını, kamu ve özel banka çalışanları arasındaki bu eşitsizliği dikkate alan ve zimmet suçunun banka mensupları tarafından banka varlıklarına karşı işlenmesi durumunda özel bir düzenlemeye gereksinim duyan kanun koyucu, bu amaçla 23.06.1999 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren mülga 4389 sayılı Bankalar Kanunu'nun 22. maddesinin 3. fıkrasıyla bankacılık zimmeti suçunu mülga 765 sayılı TCK’nın 202. maddesi ile uyum gösterecek şekilde ayrıca düzenlemiştir.

25.11.2000 tarihli ve 24241 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 4603 sayılı Kanun ile T.C. ... Bankası, Türkiye ... Bankası ile Türkiye ... Bankasının özel hukuk statüsüne tabi anonim şirket hâline dönüştürülmesi sonucu kamu ve özel banka ayrımına ve adı geçen banka mensuplarının banka malını temellük eylemleri nedeniyle kamu görevlisi gibi cezalandırılmalarına son verilerek, bu kişilerin de 4389 sayılı Bankalar Kanunu ile genel hükümlere tabi olacakları kabul edilmiştir.

Zimmet suçu, 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK’nın 247. maddesinde düzenlenmiş, buna göre 247. maddesinin 1. fıkrasında basit zimmet suçu, 2. fıkrasında ise eylemin “Suçun, zimmetin açığa çıkmamasını sağlamaya yönelik hileli davranışlarla işlenmesi” hâlinde nitelikli zimmet suçunun oluşacağı hükme bağlanmıştır.

Bu Kanun'dan sonra 01.11.2005 tarihli ve 25983 mükerrer sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren ve hâlen yürürlükte bulunan 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun 160. maddesinde de ceza yaptırımı (miktarı) dışında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'na benzer bir düzenleme öngörülerek, bankacılık zimmeti suçu ayrıca düzenlenmiştir.

Bu aşamada; gerek mülga 4389 sayılı Bankalar Kanunu, gerekse 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nda yer alan bankacılık zimmeti suçunun konusu ve unsurları üzerinde durulmasında fayda bulunmaktadır.

Bankacılık zimmeti suçu, mülga 4389 sayılı Bankalar Kanunu'nun “Adli Suç ve Cezalar” başlıklı 22. maddesinin 3. fıkrasında;

“Banka yönetim kurulu başkan ve üyeleri ile diğer mensupları görevleri dolayısıyla kendilerine tevdi olunan veya muhafazaları, denetim veya sorumlulukları altında bulunan bankaya ait para veya sair varlıkları zimmetlerine geçirirlerse altı yıldan oniki yıla kadar ağır hapis cezası ile cezalandırılacakları gibi bankanın uğradığı zararı tazmine mahkum edilirler. Bu fıkrada gösterilen suç, bankayı aldatacak ve fiilin açığa çıkmamasını sağlayacak her türlü hileli faaliyette bulunmak suretiyle işlenmişse faile oniki yıldan aşağı olmamak üzere ağır hapis ve meydana gelen zararın üç katı kadar ağır para cezası verilir. Ayrıca meydana gelen zararın ödenmemesi halinde mahkemece re'sen ödettirilmesine hükmolunur. Zararın kovuşturma yapılmadan önce tamamıyla ödenmiş olması halinde cezaların yarısı, ödeme hükümden önce gerçekleştirilmiş ise üçte bir oranında indirilir.” şeklinde,

01.11.2005 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren ve hâlen yürürlükte bulunan 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun “zimmet” başlıklı 160. maddesinin 1 ve 2. fıkralarında ise;

“Görevi nedeniyle zilyetliği kendisine devredilmiş olan veya koruma ve gözetimiyle yükümlü olduğu para veya para yerine geçen evrak veya senetleri veya diğer malları kendisinin ya da başkasının zimmetine geçiren banka yönetim kurulu başkan ve üyeleri ile diğer mensupları, altı yıldan oniki yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılacakları gibi bankanın uğradığı zararı tazmine mahkûm edilirler.

Suçun, zimmetin açığa çıkmamasını sağlamaya yönelik hileli davranışlarla işlenmesi hâlinde faile on iki yıldan az olmamak üzere hapis ve yirmibin güne kadar adli para cezası verilir; ancak, adli para cezasının miktarı bankanın uğradığı zararın üç katından az olamaz. Ayrıca meydana gelen zararın ödenmemesi hâlinde mahkemece re'sen ödettirilmesine hükmolunur...” şeklinde,

Düzenlenmiştir.

Mülga 4389 sayılı Bankalar Kanunu'nun 22. maddesinin 3. fıkrasında yazılı zimmet suçunun maddi konusunu; banka yönetim kurulu başkan ve üyeleri ile diğer mensuplarının görevleri dolayısıyla kendilerine tevdi olunan veya muhafazaları, denetim veya sorumlulukları altında bulunan bankaya ait para veya sair varlıklar oluşturmaktayken, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun 160. maddesinde yazılı suçun maddi konusunu ise görevi nedeniyle zilyetliği kendisine devredilmiş olan veya koruma ve gözetimiyle yükümlü olduğu para veya para yerine geçen evrak, senetler ve diğer mallar oluşturmaktadır. 4389 sayılı Bankalar Kanunu'nda bu suçun maddi konusunu oluşturacak malın bankaya ait olması aranırken, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nda bu şarta yer verilmemiş olup malın zilyetliğinin faile görevi nedeniyle devredilmiş olması yeterli görülmüştür.

5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun 160. maddesine göre; mal, para veya evrak ya da senedin failin görevi gereği zilyetliğine devredilmiş olması veya koruma ve gözetimiyle yükümlü olması gerekir. Failin zilyetliğinde olan ya da koruma veya gözetiminde bırakılan bir malı, kendisi ya da başkasının zimmetine geçirmesi veya malikmiş gibi tasarrufta bulunmasıyla suç işlenmektedir.

Zilyetlik kavramından anlaşılması gereken hukuki anlamda zilyetlik olup failin suç konusu mal, para veya evrak ya da senet üzerinde tasarrufta bulunmaya yetkili olması yeterlidir. Diğer bir anlatımla suç konusu mal, para veya evrak ya da senet üzerinde fiilen zilyet olunması aranmamaktadır.

Bankacılık zimmeti suçu sadece kastla işlenebilen ani hareketli bir suçtur. Zimmete geçirme fiilinin gerçekleştiği anda ve yerde tamamlanır. Kastın varlığından söz edebilmek için failin görevi nedeniyle zilyet olduğu malı, kendisinin veya başkasının zimmetine geçirme bilinç ve iradesinin bulunması gerekli ve yeterlidir.

Bu noktada, hile kavramı ile 5411 sayılı Kanun'un 160. maddesinin 2. fıkrasında cezayı ağırlaştırıcı bir neden olarak düzenlenen “suçun, zimmetin açığa çıkmamasını sağlamaya yönelik hileli davranışlarla işlenmesi” hâli üzerinde durulmasında fayda bulunmaktadır.

Gerek Türk Ceza Kanunu'nda gerekse 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nda nitelikli zimmet suçunun oluşumunda aranan hile kavramı bu Kanun'da tanımlanmamış olup genel anlamda hile ise “birini aldatmak, yanıltmak için yapılan düzen, dolap, oyun, desise, entrika” anlamına gelmektedir. (Türk Dil Kurumu, Türkçe Sözlük, s.891.)

Uygulamadaki yerleşmiş kabule göre hile; “Hile nitelikli yalandır. Yalan belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun denetleme olanağını ortadan kaldırmalıdır. Kullanılan hile ile mağdur yanılgıya düşürülmeli ve yanıltma sonucu kandırıcı davranışlarla yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır... hileli davranışın aldatacak nitelikte olması gerekir. Basit bir yalan hileli hareket olarak kabul edilemez” şeklinde tanımlanmaktadır.

Öğretide de hile ile ilgili olarak, hilenin maddi veya manevi nitelikteki eylemlerle bir kimsenin hataya düşürülmesi anlamına geldiği (..., TCK Şerhi Özel Hükümler, ..., 1993, s.588.), ifade ediliş ve sergileniş tarzı açısından yöneldiği kimsenin denetim yapma yetkisini elinden alması ve doğurduğu güven ortamıyla kişiyi istediği yöne çekmesinin zorunlu olduğu (..., Dolandırıcılık Cürmünün Kimi Suçlardan Ayrımı ve Çeklerle İlgili Suçlar, ..., 1986, s.106 110.), gösterilen davranışın hile niteliğini taşıyabilmesi için aldatmaya elverişli olması gerektiği (..., Ekonomik çıkar amacıyla işlenen suçlar, Seçkin Yayınevi, 2004, s.26.), hilenin öznel ve nesnel koşulları sömürerek ve gerçeği örterek mağdurun yargılama gücünü etkilemesi gerektiği, kaba, çıplak ve kolayca anlaşılabilen bir yalanın hile kavramına girmediği (... ... , TCK Yorumu, Seçkin Yayınevi, ..., 1995, C.4, s.5155 5157.) yönünde görüşler bulunmaktadır.

Bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere nitelikli zimmet suçundaki hileli davranışların, fiilin ortaya çıkmamasını sağlamaya yönelik olmasının yanında bu sonucu gerçekleştirmeye elverişli olacak nitelikte yoğun ve aldatıcı olması gerekir. Diğer bir anlatımla hileli davranışın eylemin ortaya çıkmamasını sağlayacak şekilde aldatmaya elverişli olması gerekmektedir. Herkes tarafından anlaşılabilir ve özünde aldatıcı niteliği bulunmayan davranış, hileli bir davranış olarak değerlendirilemeyecektir. Eylemin açığa çıkmaması için kullanılan bir yöntemin, denetim ve gözetim görevi verilmiş kişilerin dikkatsizliği ve özensizliğinden kaynaklanan nedenlerle bu suçun ortaya çıkmasını engellemesi bu tür davranışlara hileli davranış vasfını kazandırmayacağı gibi nitelikli zimmet suçunun da oluşmasına yol açmayacaktır. Nitekim öğretide de; “Bu hileli davranışlar öyle bir mertebede bulunmalıdır ki, hakiki eylemin ortaya çıkması uzmanlık gerektiren bir takım araştırmaların yapılmasını da gerektirmelidir” (Süheyl Donay, Bankacılık Ceza Hukuku, s.115.) şeklinde benzer görüşlere yer verilmektedir. Aksinin kabulü hâlinde nitelikli zimmet suçunun kapsamı oldukça genişlerken, basit zimmet suçunun kapsamı oldukça daralacaktır ki kanun koyucunun bunu amaçladığı şüphelidir.

Bunun yanında aldatıcı özelliğe sahip ve bu suçun ortaya çıkmasını engellemeye elverişli yöntemin kullanılmış olmasına karşın, suçun yine de ortaya çıkarılması yani kullanılan hileli yöntemin zimmet suçunun ortaya çıkarılmasını engelleyememesi durumunda da nitelikli zimmet suçu oluşacaktır. Zira burada zimmet suçunun ortaya çıkmamasına yönelik kanunun aradığı hileli davranışlar gerçekleştirilmiş olmaktadır.

Mülga 765 sayılı TCK’nın 202/2. maddesine paralel olarak düzenlenen, mülga 4389 sayılı Bankalar Kanunu'nun 22/3. maddesinde, “dairesini aldatacak” ibaresi yerine, “bankayı aldatacak” ibaresine yer verilmek suretiyle banka zimmeti suçunun nitelikli hâlini düzenleyen kanun koyucu, gerek 5237 sayılı TCK'nın 247/2. maddesinde gerekse 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun 160/2. maddesinde “dairesini aldatacak” ve “bankayı aldatacak” ibarelerine yer vermeyerek banka zimmeti suçunun nitelikli hâlini hüküm altına almıştır.

Bu düzenlemelerle nitelikli zimmet suçunun uygulama alanı genişletilmiş, böylece hileli davranışların olağan ve basit bir denetim, araştırma ve karşılaştırma ile ilk bakışta kolayca ve kesin bir biçimde anlaşılabilecek nitelikte olmamak koşuluyla zimmet veya miktarının kurum içi kayıtlardan ortaya çıkarılması hâlinde de eylemin nitelikli zimmet olarak kabulü mümkün hâle gelmiştir. Ancak yine de hileli davranışların aldatıcı nitelikte olmasını aramaya devam etmek gerekecektir. Aldatıcı olmak hilenin içkin bir özelliğidir ve aldatıcı niteliği bulunmayan bir davranışın hile olarak nitelendirilmesi mümkün değildir. Aksinin kabulü aldatıcı olmayan hilenin cezayı ağırlaştırıcı neden sayılması, hilenin aldatıcı niteliği bulunmadığı hâllerde faile ağırlaştırılmış zimmet suçundan ceza verilmesi sonucunu doğuracaktır.

Eğer hileli davranışlar eylemin açığa çıkmamasını sağlamaya yönelik değilse ya da zimmet veya miktarı ilk bakışta olağan ve basit bir iç denetim, araştırma veya karşılaştırma ile kolayca ve kesin bir biçimde ortaya çıkabilecek durumda ise eylemin basit zimmet, aksi hâlde nitelikli zimmet suçunu oluşturacağı kabul edilmelidir.

Nitekim Ceza Genel Kurulunun ve Yargıtay 5. Ceza Dairesinin duraksamasız uygulamaları ile de zimmet veya miktarının kurum içi kayıtların incelenmesi suretiyle kolayca ortaya çıkarılabilmesi hâlinde eylemin basit zimmet suçunu oluşturacağı kabul edilmektedir. Nitelikli zimmet suçu, uygulamada daha çok zimmet veya miktarının kurumdaki kayıtlar dışında tanık anlatımları ya da üçüncü kişilerin ibraz ettiği belgelerle saptanması, sahte olarak imza atılması, kurum içi makbuzlarla kurum dışı makbuzların farklı düzenlenmesi, eyleme gasp ya da hırsızlık süsü verilmesi, belgelerin yok edilmesi gibi yöntemlerle gerçekleştirilmektedir.

Failin davranışlarının hileli olup olmadığının belirlenmesi noktasında öğretide şu görüşlere de yer verilmiştir: “Hangi hareketin aldatmaya elverişli olduğu somut olaya göre ve mağdurun içinde bulunduğu duruma göre belirlenmelidir. Bu konuda önceden bir kriter oluşturmak olanaklı değildir” ( ... ... ..., Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, ... 2012, Seçkin Yayınevi, 4. bası, s.650.), “Hileli davranışın anlamı birtakım sahte, suni hareketler ile gerçeğin çarpıtılması, gizlenmesi ve saklanmasıdır” (Doğan Soyaslan, Ceza Hukuku Özel Hükümler 6. Baskı, s.343.), “Hilenin, mağduru hataya sürükleyecek nitelikte olması yeterlidir; ortalama bir insanı hataya sürükleyecek nitelikte olması aranmaz. Bu nedenle, davranışın hile teşkil edip etmediği muhataba ve olaya göre değerlendirilmelidir” (... ... , Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, ... 2011, ... Yayınevi, 2. bası, Cilt I. s.462.).

Esasen, hangi davranışların hileli olup olmadığı ve bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiği yolunda genel bir kural koymak oldukça zor olmakla birlikte, olaysal olarak değerlendirme yapılmalı, olayın özelliği, mağdurun durumu, fiille olan ilişkisi, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmak suretiyle sonuca ulaşılmalıdır.

5237 sayılı TCK'nın 247/2. maddesindeki düzenlemeye paralel nitelikte bulunan 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun 160/2. maddesinde yer alan bankacılık zimmeti suçu açısından da; zimmet veya miktarının ilk bakışta olağan ve basit bir iç denetim, araştırma veya karşılaştırılma suretiyle, kesin bir biçimde ortaya çıkarılabilecek durumda olması hâlinde eylemin basit zimmet, aksi halde nitelikli zimmet suçunu oluşturacağı kabul edilmelidir.

Ceza Genel Kurulunun 09.12.2014 tarihli ve 272 549 sayılı kararında; “Bankacılık zimmeti suçlarında eylemin basit zimmet mi yoksa nitelikli zimmet mi ya da birden fazla eylemin bulunması halinde hangilerinin basit, hangilerinin nitelikli olduğunun tespitinde, bankacılık zimmeti suçlarına ilişkin temyiz davalarına bakmakla görevli Yargıtay 7. Ceza Dairesince, 08.10.2013 tarihli ve 19345 20067, 10.03.2011 tarihli ve 14330 2775 ile 13.12.2010 tarihli ve 6290 16929 sayılı kararları başta olmak üzere bir çok kararında belirtilen ve uygulamada istikrar kazanmış olan; ‘a Tediye fişinde mudiye ait sahte imza benzetilmiş ve aldatıcı ise 5411 sayılı Kanun’a göre nitelikli zimmet, sahtecilik mudinin bankada mevcut tatbiki imzaları ile karşılaştırıldığında anlaşılamıyorsa banka aldatılmış olacağından 4389 sayılı Kanun’a göre de nitelikli zimmet,

b Tediye fişinde mudiye ait sahte imza aldatıcı değil, kabaca incelemede sahte olduğu anlaşılıyorsa, hem 4389 sayılı Kanun’da hemde 5411 sayılı Kanun’da basit zimmet, kabaca incelemede sahte olduğu anlaşılamıyor ancak detaylı inceleme (Bilirkişi Grafoloji uzmanı vs.) sonucunda iğfal kabiliyetinin bulunmadığı kanaatine varılabiliyorsa, 4389 sayılı Kanun’da basit zimmet, 5411 sayılı Kanun’da nitelikli zimmet,

c Tediye fişine kandırılarak mudi imzası alındıktan sonra kullanılmış ise hem 4389 sayılı Kanun’da hemde 5411 sayılı Kanun’da nitelikli zimmet,

d Tediye fişinde mudi imzası yok ve boş ise hem 4389 sayılı Kanun’da hemde 5411 sayılı Kanun’da basit zimmet,

e Tediye fişi imha edilmiş veya düzenlenmeden mal edinme gerçekleşmişse hem 4389 sayılı Kanun’da hemde 5411 sayılı Kanun’da basit zimmet,

f Gişe yetkisinin (limitinin) üzerinde olan işlemle mal edinme gerçekleşmişse hem 4389 sayılı Kanun’da hemde 5411 sayılı Kanun’da basit zimmet suçu oluşacaktır.’ şeklindeki ilkelerin göz önünde bulundurulması” gerektiğine işaret edilmiştir.

B. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme:

Katılan bankanın müşterisi olan ...’in Banka nezdinde bulunan hesabından para çekmek için sanığa başvurması üzerine sanığın mudiye istediği miktardaki paranın hemen tedarik edilemeyeceğini söyleyerek mudiyi oyaladığı, mudinin Banka Genel Müdürlüğünü arayarak şikâyette bulunduğu ve bu ihbar üzerine banka müfettişlerince yapılan soruşturma sonucunda sanığın 30.06.1999 06.01.2000 tarihleri arasında 19 mudinin hesaplarından toplam 39.851.47 TL, 20.777.33 USD ve 47.006.45 DEM'i mudileri kandırmak suretiyle bir kısım dekontu imzalatmak, bir kısmına mudi yerine sahte imza atmak suretiyle veya düzenlediği imzasız dekontlarla banka parasını zimmetine geçirdiği kabul edilen olayda;

Sanığın nitelikli bankacılık zimmeti suçu kapsamında kaldığı kabul edilen mudi ... hesabından 02.09.1999 ve 07.09.1999 tarihlerinde gerçekleştirdiği 330'ar TL'lik para çekme işlemlerine ait dekontlardaki imzalar mudinin eli ürünü ise de sanığın aşamalardaki savunmalarında banka parasını zimmetine geçirdiği hesap sahiplerinin kendisine güvenen, yakın ilişkiler kurduğu kişiler olduğunu, bu mudiler bankaya geldiğinde bir vesile ile yaptığı işlemlerle ilgili belgeleri bu şahıslara hissettirmeden imzalattığını, bu sebeple bazı dekontlardaki imzaların mudilerin eli ürünleri olduğuna ilişkin savunması ve tüm dosya kapsamındaki bilgi, belge ve raporlar birlikte değerlendirildiğinde; mudi ... 06.04.2023 tarihli dilekçesinin içeriğine itibar edilmeyeceği ve sanık hakkında eksik araştırmayla hüküm kurulmadığının kabulü gerekmektedir.

Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.

VIII. KARAR

Açıklanan nedenlerle;

1 Sanığın 765 sayılı TCK'nın 80. maddesi uyarınca zincirleme (müteselsil) suça dahil edilen basit bankacılık zimmeti suçu kapsamında kalan 23.06.1999 14.02.2000 tarihleri arasındaki eylemlerinin zamanaşımına uğramadığının KABULÜNE, oy çokluğuyla,

2 Sanığın nitelikli banka zimmeti suçu kapsamında kabul edilen, mudi ...’nın hesabından gerçekleştirdiği işlemler yönüyle eksik araştırmayla hüküm kurulduğuna ilişkin itirazının REDDİNE, oy birliğiyle,

3 Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 08.02.2023 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla

Anahtar Kelimeler

kararedilmesinebilgilerolgularitirazsebeplerikonusugerekçeilişkinreddinesorunauyuşmazlıktevdikabulüne

Kaynak: karar_yargitay

Taranan Tarih: 25.01.2026 17:17:44

Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim