Karar Detayı

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

Ceza Genel Kurulu

Daire / Kategori

Yargıtay Kararı

Esas No

2020/214

Karar No

2023/466

Karar Tarihi

20 Eylül 2023

YARGITAY DAİRESİ: 8. Ceza Dairesi

MAHKEMESİ: Ağır Ceza

SAYISI: 619 137

I. HUKUKİ SÜREÇ

Terör örgütü propagandası yapmak suçundan sanığın 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 7/2 ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 53/1. maddeleri uyarınca 1 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun mülga 250. maddesi ile görevli Malatya (Kapatılan) 3. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 25.06.2008 tarihli ve 38 120 sayılı hükmün, sanık ve müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 01.02.2012 tarih ve 21671 1178 sayı ile; "Sanığın gazetede yazıp yayımladığı yazı bir bütün olarak ele alınıp değerlendirildiğinde; içeriğinde silahlı terör örgütünün propagandasını teşkil eden söz ve ifadelerin bulunmadığı, silahlı terör örgütü kurucusu ve üyelerini mahkûm oldukları suçlar bağlamında övmekten ibaret eylemin TCK'nın 215. maddesinde düzenlenen suçu ve suçluyu övme suçunu oluşturduğu, hukuki durumunun buna göre takdir ve tayini gerektiği gözetilmeden suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.

Bozmaya uyan CMK'nın mülga 250. maddesi ile görevli Malatya (Kapatılan) 3. Ağır Ceza Mahkemesince 27.06.2012 tarih ve 86 135 sayı ile; suçu ve suçluyu övme suçundan sanığın TCK'nın 215/1 ve 53/1. maddeleri uyarınca 1 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna karar verilmiş, bu hükmün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 19.12.2013 tarih ve 3567 16360 sayı ile; "Sanığa yüklenen suçun tarihi, işlenme yöntemi ve temel şekli itibarıyla gerektirdiği cezanın süresine göre; hükümden sonra 05.07.2012 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun'un geçici 1. maddesi kapsamında kaldığı ve anılan maddenin birinci fıkrasının 'b' bendinde yer alan 'Kovuşturma evresinde, kovuşturmanın ertelenmesine karar verilir.' şeklindeki düzenleme karşısında; hükmün sair yönleri incelenmeksizin öncelikle bu sebepten dolayı bozulmasına" karar verilmiştir.

6526 sayılı Terörle Mücadele Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 1. maddesiyle 3713 sayılı Kanun'a eklenen geçici 14. maddesi uyarınca dosyanın devredildiği Adıyaman 1. Ağır Ceza Mahkemesince bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda 30.09.2014 tarih ve 100 275 sayı ile 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava Ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun'un geçici 1. maddesinin

birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca kovuşturmanın ertelenmesine karar verilmiş, bu karar 02.12.2014 tarihinde merciince itirazın reddine karar verilmesi suretiyle kesinleşmiştir.

Erteleme kararının verildiği tarihten itibaren 3 yıl içinde sanığın kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçunu işlediğinden bahisle dosyayı yeniden ele alan Adıyaman 1. Ağır Ceza Mahkemesince 06.02.2018 tarih ve 25 96 sayı ile; suçu ve suçluyu övme suçundan sanığın beraatine karar verilmiş, bu hükmün Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 18.10.2018 tarih, 7517 11174 sayı ve oy çokluğuyla; "Adıyaman’ın Gerger İlçesinde yayımlanan yerel Gerger Fırat Gazetesi’nin sahibi, sorumlu yazı işleri müdürü ve köşe yazarı olan sanık ...'in kendi köşesinde kaleme aldığı, 04.01.2008 tarihli 181. sayısında 'FETO ile APO' başlıklı yazısında, 'Apo'nun Yurtseverleri', 'Kürt Özgürlük Hareketi' gibi terimler kullanarak, PKK terör örgütünün sözde lider ve üyelerini yüceltip eylemlerinden övgüyle bahsetmesi, güvenlik güçlerinin terör örgütüne karşı mücadelesini eleştirmesi karşısında; ülkemizin yıllardır süre gelen ve hâlen mevcudiyetini sürdüren terör tehdidi altında bulunduğu da göz önüne alındığında, sanık tarafından kullanılan bu ifadelerin kamu düzeni açısından açık ve yakın bir tehlike doğurabilecek nitelikte olduğu nazara alınarak; eyleminin, TCK'nın 215. maddesi kapsamında kaldığının anlaşılması karşısında, mahkûmiyeti yerine yazılı şekilde beraat kararı verilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.

Daire Başkanı H. Metiner ve Daire Üyesi F. Argıç; "...Her ne kadar sanık tarafından kaleme alınan yazıda yer alan ve terör örgütünün sözde lideri ile üyelerine duyulan sempatiyi dile getiren '... Öcalan'ın yurtsever güçleri', 'Kürt Özgürlük Hareketi' şeklindeki ifadeler, kamu vicdanını rahatsız edici ve kabul edilemez olsa dahi; yazı içeriği bir bütün olarak değerlendirildiğinde; Feto yapılanmasının PKK terör örgütüne nazaran daha ciddi bir tehlike arz ettiğine yönelik kişisel görüşünü açıklayan ve bu doğrultuda hükûmet politikasını eleştiren sanığın bu açıklamasının kamu düzenini bozmaya elverişli boyutta olmaması, toplumun dirlik ve düzeni açısından açık, yakın ve somut bir tehlike hâli yaratacak koşullar da bulunmaması nedeniyle sanığın unsurları itibarıyla oluşmayan yüklenen suçtan beraatine karar verilmesi," düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.

Bozmaya uyan Adıyaman 1. Ağır Ceza Mahkemesince 05.03.2019 tarih ve 619 137 sayı ile; suçu ve suçluyu övme suçundan sanığın TCK'nın 215 ve 53/1. maddeleri uyarınca 1 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna karar verilmiş, bu hükmün de sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 24.10.2019 tarih, 12874 13016 sayı ve oy çokluğuyla onanmasına karar verilmiştir.

Daire Başkanı H. Metiner ve Daire Üyesi F. Argıç 18.10.2018 tarihli Daire kararında yer alan görüş doğrultusunda karşı oy kullanmışlardır.

II. İTİRAZ SEBEPLERİ

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 21.11.2019 tarih ve 36233 sayı ile; "...Sanığın suça konu köşe yazısında; suç tarihinde kendisini dini ve ahlaki bir cemaat hareketi olarak gösteren FETÖ/PDY yapılanmasının insanların dini duygularını istismar ederek ülkeyi ele geçirmeye çalıştığı, laik cumhuriyet için tehlike oluşturduğu, bu yapıyla yeteri kadar mücadele edilmeyip Apo'nun yurtseverleri ve kürt özgürlük hareketi dediği kesimle mücadele edildiği, bu cemaat yapılanmasıyla gerçekte bu kesimin mücadele ettiği, silahların susup uzlaşma sağlanarak ülke için tehdit oluşturan bu cemaat yapılanmasıyla mücadele edilmesi gerektiği mesajlarını vermeye ve o tarih itibarıyla Fetullahçı cemaat yapılanmasının yarattığı tehlikeye dikkat çekmeye çalıştığı, her ne kadar yazıda yer alan ve terör örgütünün sözde lideri ile üyelerine duyulan sempatiyi dile getiren 'Apo'nun yurtseverleri', '... Öcalan'ın yurtsever güçleri', 'Kürt özgürlük hareketi' şeklindeki ifadeler, kamu vicdanını rahatsız edici ve kabul edilemez nitelikteyse de; yazı içeriği bir bütün olarak değerlendirildiğinde; FETÖ yapılanmasının PKK terör örgütüne nazaran daha ciddi bir tehlike arz ettiğine yönelik kişisel görüşünü açıklayan ve bu doğrultuda eleştiriler getiren sanığın bu açıklamalarının kamu düzenini bozmaya elverişli boyutta olmadığı, toplumun huzur, güven ve düzeni açısından açık, yakın ve somut bir tehlike hâli yaratmadığı, anılan köşe yazısının ifade hürriyeti kapsamında değerlendirilmesi ve sanığın beraatine karar verilmesi gerektiği," düşüncesiyle itiraz yoluna başvurmuştur.

CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 8. Ceza Dairesince 04.03.2020 tarih, 27716 10890 sayı ve oy çokluğuyla itiraz nedeninin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

III. UYUŞMAZLIK KONUSU

Özel Daire çoğunluğuyla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa atılı suçu ve suçluyu övme suçunun unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkindir.

IV. OLAY VE OLGULAR

İncelenen dosya kapsamından;

Gerger Cumhuriyet savcısı tarafından düzenlenen 08.01.2008 tarihli tutanakta; Adıyaman ili, Gerger ilçesinde yayımlanmakta olan Gerger Fırat isimli yerel gazetenin 04.01.2008 tarihli 181. sayısının 1 ve 7. sayfalarında sanık tarafından kaleme alınan; "FETO ile APO" başlıklı köşe yazısında "... Öcalan'ın yurtsever güçleri" ve "Apo'nun yurtsever güçleri" ifadeleri ile yazının bütünü içinde suç işleme kastıyla PKK terör örgütünü, örgütün ele başını ve mensuplarını masum ve meşru bir mücadele içinde göstererek övücü ve propagandist ifadelerle suç işlediği şüphesiyle söz konusu yazının yazarı olan sanık hakkında CMK'nın 160. maddesi uyarınca resen soruşturma başlatılmasına karar verildiğinin belirtildiği,

Anılan yazı içeriğinin;

"Fetullah’ın Tarikatçıları

...’ın Yurtseverleri…

Ve Cumhuriyetin Laik Bekçileri…

Fetullah ...'in tarikat ve cemaat güçleriyle, ... Öcalan’ın Yurtsever güçleri bu günlerde Yurt ve dünya genelinde karşı karşıya gelmiş çatışıyor. Son günlerde Türkiye’nin Güneydoğusu ve Kuzey ırak’a uzanan Kürt coğrafyasında yoğunlaşan Feto Apo mücadelesi meydan muharebesine dönüşerek kıran kırana sürüyor.

Feto’nun Tarikatçıları ne ister?

Demokratik, Laik Cumhuriyet Devletini alaşağı edip yerine Tarikat Cemaat ve Şeriat düzenini getirmek.

Ya Apo’nun Yurtseverleri ne istiyor?

Onlarda Cumhuriyetin demokratikleştirilmesini, Anayasal eşit vatandaşlık hakkının Kürtlere tanınmasını istiyor. Feto ile Apo, Türkiye ve Dünya genelinde karşı karşıya mücadele ederken acaba TC’nin laik bekçileri ne yapıyor?

Onlar da, dün tüm enerjisini Solcuları bitirmeye, 27 yıldan beride Solcuları bırakıp Hedefine Kürtleri almış. Şehirleri tarikat ve cemaat güçlerine bırakıp yüce dağların doruklarına çıkmış. Apo’nun Yurtseverleri ya da PKK’sını kovalıyor. Çatışıyor. Bazen vuruyor bazen vuruluyor.

Laik Cumhuriyet güçleri tarafından Solcu Komünist, Din düşmanlarını saf dışı etmek, ülkeyi bölücü belasından kurtarmak için yanlarına alınarak, Şehirlerin teslim edildiği Tarikat güçleri, işe eğitim ve öğretimden başlamış. Kısa süre içinde Türkiye’de binlerce okul, dershane, yurt, pansiyon, cemaat evi kurarak, Anadolu da gelen yoksul öğrencilerle doldurmuş. Her yıl on binlerce öğrenciyi mezun ederek önce kurdukları ve dershanelerde görevlendirilmiş ardında Milli Eğitim’e yerleştirilmeye başlanmış.

Günümüz Türkiye’sinde, Yurt içinde ve dışında kaç tarikat, cemaat okulu, Dershanesi, Yurdu, Pansiyonu, dergâhı ve cemaat evi olduğunu, buralarda okuyan öğrenci mevcudunu bu mevcutta mezun olanlar içinde kaç bin tanesinin Devlete sızdığını tam olarak bilen açıklayan bir devlet yetkilisi var mı?

Laik Cumhuriyetin şehirleri teslim ettiği tarikat ve cemaatler içinde en ileri atağı tabi ki Feto yapmıştır. Milli Eğitim bütünüyle, Emniyet, Belediyeler ve birçok devlet kurumları da büyük oranda ele geçirilmiştir. Yüz binlerce Feto’cu Devletin tepesinde oturmuş. Türkiye yi yönetmekte ve yönlendirmektedir. Feto kısa sürede Türkiye Cumhuriyetini yemlik gibi kullanarak büyük başarılar elde etti. Şu anda Türkiye’nin siyasetine, ticaretine Yazılı medya ve görsel basınına, Eğitimine, hatta giyim kuşamının düzenlenmesine, Emniyet istihbaratına yön veren Fetocular…

AKP’nin 22 Temmuz seçimlerinde aldığı başarının ardındaki güçte yine Feto tarikatının gücüdür. Bakın Türkiye’nin yüksek tepelerine, orada görev yapan atanmış ve seçilmişlerin çoğuna… Fetullah çarkından geçenlerle dolup taşıyor.

Bir bakın Devletin yüksek tepelerine…

Türkiye bayrağının yanında türbanda ülke semalarında dalgalanmaya başladı. Dün bayrağı selam duran resmi zevat bu gün Türbana da duracak.

İlk 20 yılını solcuları, komünistleri ezmeye, Son 27 yılında Kürtleri ve Apo’nun yurtseverlerini ezmeye veren Laik güçler, yarın veya öbür gün dağdaki işleri bitip ya da bir sulh ile dağdan kışlalarına, şehirlerine döndüğünden gözlerine inanamayacaklar. Bölünmemesi için uğrunda can verdikleri Laik Cumhuriyetin sessiz sedasız ve kansız bir şekilde, Feto’nun tarikatçıları tarafında ele geçirilerek yer yer şeriat. Tarikat cemaat, ümmet kurallarının uygulanmaya başlandığını, Laik cumhuriyetin kutsalları olan Laiklik, Demokrasi yerine Tarikat ve cemaat, Türban ve Çarşaf kutsallarının aldığını görecek ve büyük pişmanlık duyacaktır. Ama ne yazık ki o zaman iş işten geçmiş olacak. Yapacakları bir şey bulunmayacak. Dönüp Türban ve Tarikat önünde selam duracak. Benim bu laik bekçilere tavsiyem. Eşyalar tez elden tükenmeden, hemen yakınlarındaki tesettür mağazasına koşun. Baylar için birer cüppe ve tekke. Bayanlar için birer çarşaf ve Türban satın alın. Yarın, Devlet kurumlarına bu giysileri giymeden giremeyeceğinizi bilin ve ona göre hareket edin. Sevgili okurlar, Bu saatten sonra, 47 yıllık boyunca Devlet yemliklerinde otlatılan Tarikat ve cemaat güçlerine artık Laik Cumhuriyet güçlerinin nüfus edebilmesi mümkün değildir. 10 milyonu aşmış Tarikat gençliği, ABD’ye sırtını dayamış Feto cemaati ile baş edebilmesi mümkün değildir.

Feto Tarikatı için bu günlerde en büyük tehlike Dünyanın dört bir yanında ve Türkiye’de karşılarına dikilen Apo’nun yurtsever gücüdür. Bakın Çin’den, Rusya’ya, Avrupa’dan ABD’ye, Afrika’dan Avustralya’ya, oradan Ortadoğu’ya. Nerede Feto orda Apo güçleri var. Fetoyu Sovyet Cumhuriyetleri, Balkan Ülkeleri ve Avrupa, sınır dışı etmeye okul ve yurtlarını bir biri ardına kapatmaya başladı. Feto’ya dünya daralınca, Feto 27 yıldır burnunun dibinde görmediği Doğu ve Güneydoğudan Irak, İran, Suriye’ye uzanan Kürt coğrafyasına gözünü dikti. Burada fakirlik ve cahillik var diyerek bölgeye AKP’ninde oluruyla girmeye karar verdi. İşte bunu gören Kürt özgürlük hareketi karşıt duruş göstererek bastırılmak istenen Demokratik Kürt özgürlük hareketinin tarikatlaştırılmasını istiyor.

Son günlerde AKP’nin başı Erdoğan ve Yardımcılarının… Yerel seçimlerde Diyarbakır’ı alma hedefleri boşuna değil. AKP tabelası altında başlatılan bu kapışmanın ardındaki güç, aslında Feto’nun tarikat gücünden başkası değildir. Erdoğan’ın dağdakilerini evlerine gönderme niyeti samimi bir niyetten çok Kürt coğrafyasındaki demokratik Kürt hareketini Tarikat ve ümmet ikilemine kaydırmaktır. Diyarbakır’da, önümüzdeki seçimler kıran kırana geçecektir. Erdoğan bu seçimleri almak için seçim tarihine kadar Laik düzenin bekçisi orduyu dağlarda tutmak. Şehirler de cemaatlerin at oynatmasını rant yapabilmelerini istiyor.

Feto’nun tarikat gücü artık Laik Cumhuriyeti fazla engel tanımıyor. Onun bu günlerde gördüğü engel Apo’nun yurtseverleridir. Onları ordu ile etkisiz veya zayıf düşürürsem Güneydoğuyu yerel seçimlerde almak, Diyarbakır kalesini düşürmek kolay olacaktır.

Eğer Laik Cumhuriyetin Bekçileri, Demokrasi ve Laikliğin gerçekten korunması, yaşatılması için mücadele ediyor ise, bu ideallerinde kararlı ve samimiyse,

Eğer, Apo’nun Yurtseverleri Cumhuriyetin içini Demokratik değerlerle doldurulup çağdaşlaşması idealinde samimi ve kararlıysa,

Yarın çok geç olmadan,

Derhal Silahlar susmalı, Uzlaşıya giden yol seçmeli, Laik güçler dağlara verdiği enerjisini Şehirlere çekerek. Tarikat ve cemaat tehlikesini görmeli. Aksi takdirde yarın ne laik cumhuriyet kalır nede Demokratik cumhuriyet ideali gerçekleşir. Tüm bu değerler, ABD’den Türkiye’ye Hümeynivari şekilde gelmek üzere olan Tarikat hocası Feto’nun gelişiyle Tepe takla oluverir. Bir çok Laik Cumhuriyetçi ile birlikte bir çok Kürt Demokrat kendisini ya zindanlarda yada toplu dar ağaçlarında bulur. Böyle bir şeyi düşünmek dahi istemiyorum. Ama kaygılarım çok büyük.

Yarın çok geç olmadan, Demokrasiye, Çağdaşlığa, Evrensel Hukuka saygısı olanlar, Artık yol ayrımındayız. Ya Demokratik Cumhuriyet yada Tarikat ve cemaat iktidarı diyeceksiniz. Gerisi ıvır zıvırdır. Laik Cumhuriyetin bu gün ülkeyi bölücüler diye dağda kovaladıkları Yurtsever gençliğin yarınlarda Demokratik cumhuriyet idealiyle layık ve cumhuriyete sahip çıkmayacağını kim söyleyebilir. Çünkü iki seçenek vardır. Ya demokratik laik cumhuriyet yada cemaat Tarikat ve Şeriat hangisini seçersiniz? Takdir sizindir." şeklinde olduğu,

Sanığın anılan köşe yazısı nedeniyle verilen hapis cezasının ifade ve basın özgürlüklerini ihlal ettiği iddiasıyla 27.01.2020 tarihinde yaptığı başvuru üzerine Anayasa Mahkemesince 19.10.2022 tarih ve 2020/3630 sayı ile; ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna, Anayasa’nın 26 ve 28. maddelerinde güvence altına alınan ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiğine ve kararın bir örneğinin ifade ve basın özgürlükleri ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Adıyaman 1. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesine karar verildiği, bahse konu kararın gerekçesinin ise;

"56. Kıdemli bir gazeteci olan başvurucunun söz konusu yazıyı 2008 yılında, güvenlik güçlerinin PKK terör örgütüne yönelik operasyonlarının yoğunlaştığı bir dönemde kaleme aldığı anlaşılmaktadır. Başvurucu, güvenlik güçlerini 'Cumhuriyetin Laik Bekçileri', PKK terör örgütünü 'Apo'nun Yurtseverleri' ve 'Kürt Özgürlük Hareketi', FETÖ/PDY'yi ise 'FETO' ve 'Fetullah’ın Tarikatçıları' olarak tanımlamıştır. Başvurucu, köşe yazısının kaleme alınmasından çok daha sonra FETÖ/PDY olarak isimlendirilecek olan, o tarihte kendilerini 'cemaat' veya 'hizmet hareketi' olarak nitelendiren örgütü 'FETO' olarak isimlendirmiş; örgüt olduğunu vurguladığı bu yapının toplum ve devlet için büyük tehlike arz ettiğini iddia etmiştir. Başvurucu, güvenlik güçleri ile PKK terör örgütüne eşit mesafede durarak kaleme aldığı yazısında güvenlik güçleri ile 'Apo'nun Yurtseverleri'nin her ikisinin de esasen laik ve demokratik cumhuriyete ilişkin ortak ideallere sahip olduğunu ve birbirleriyle çatışma hâlinde olan bu iki gücün birbirlerine karşı silah kullanmak yerine rejim değişikliğini hedefleyen FETÖ/PDY'ye karşı birlikte mücadele etmesi gerektiğini savunmuştur.

  1. 'Laik güçler, yarın veya öbür gün dağdaki işleri bitip ya da bir sulh ile dağdan kışlalarına, şehirlerine döndüğünden gözlerine inanamayacaklar. Bölünmemesi için uğrunda can verdikleri Laik Cumhuriyetin sessiz sedasız ve kansız bir şekilde, Feto’nun tarikatçıları tarafında ele geçirilerek...' ve 'Laik güçler dağlara verdiği enerjisini Şehirlere çekerek. Tarikat ve cemaat tehlikesini görmeli' şeklindeki ifadelerinde de açıkça dile getirdiği gibi başvurucu, köşe yazısında bir bütün olarak güvenlik güçlerinin PKK terör örgütüne yönelik operasyonel faaliyetlerini eleştirmemekte; güvenlik güçlerinin esaslı amaçları doğrultusunda rejim için büyük tehlike oluşturan FETÖ/PDY'ye karşı mücadele etmesini de istemektedir.

  2. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesinin başvurucunun, PKK terör örgütünü tanımlarken 'Apo'nun Yurtseverleri' ve 'Kürt Özgürlük Hareketi' ifadelerini kullanarak terör örgütünü masum ve zararsız göstermeyi amaçladığı ve böylece PKK/KONGRA GEL terör örgütünü ve liderini övdüğü şeklindeki değerlendirmeye katılması mümkün olmamıştır. Böyle bir değerlendirme, kelimelere başvurucunun verdiği anlamın ötesinde anlamlar vermek olur ve hiçbir düşünce açıklaması sahibinin kastettiğinden farklı şekilde yorumlanarak cezalandırma konusu yapılmamalıdır (benzer değerlendirmeler içeren birçok karar arasından bkz. Ergün Poyraz (2) [GK], B. No: 2013/8503, 27/10/2015, § 72; Tansel Çölaşan, § 69; Emin Aydın (2), B. No: 2013/3178, 25/6/2015, § 50). İlk olarak başvurucunun kullandığı ifadeler yazısı boyunca benimsediği görece tarafsız tutumu yansıtmaktadır.

  3. Toplumun terör konusundaki hassasiyeti dikkate alındığında kamunun vicdanını rahatsız edecek mahiyette bulunsa bile başvurucunun kavramsallaştırması ne ... Öcalan ve PKK tarafından gerçekleştirilen terör eylemlerinin desteklendiğini ne de tasvip edildiğini göstermektedir. Gerek derece mahkemesinin gerekse Yargıtayın gerekçesinden başvuru konusu müdahaleyi haklı gösterecek nitelikte açık ve yakın bir tehlikenin mevcut olduğu anlaşılamamaktadır.

  4. Bu doğrultuda Mahkemelerin başvurucunun sözlerini bağlamından kopartmaksızın ve olayın bütünselliği içinde değerlendirdiği de söylenemez. Sonuç olarak yukarıdaki hususlar dikkate alındığında ilk derece mahkemesinin ve Yargıtayın gerekçelerinin somut olayda başvurucunun ifade özgürlüğüne müdahale edilmesini haklı göstermek için tek başına yeterli olmadığı kabul edilmiştir.

  5. Yukarıdaki hususlar dikkate alındığında ilk derece mahkemesinin gerekçesi, başvurucunun ifade ve basın özgürlüklerine yapılan müdahale için ilgili ve yeterli sayılamaz. Bu nedenle verilen kararda, ilgili çıkarlar arasında adil bir denge kurulduğu söylenemez." olarak açıklandığı,

Anlaşılmıştır.

Sanık aşamalarda benzer şekilde; Gerger Fırat isimli yerel gazetenin sahibi olduğunu, yaklaşık kırk yıldır gazetecilik yaptığını, suça konu yazının kendisine ait olduğunu, yaşamı boyunca demokrasi ve hukuk mücadelesi verdiğini, bu doğrultuda düşüncelerini özgürce açıkladığını, yazısında kullandığı; "Feto'nun tarikatçıları", "Apo'nun yurtseverleri" ve "Türkiye Cumhuriyetinin laik bekçileri" ifadelerinin kendisinin tarafsız olduğunu gösterdiğini, "Apo'nun yurtseverleri" ifadesinin örgüt tarafından kullanıldığını, onların kullandığı bu ifadeye yazısında yer verdiğini, terör örgütünün propogandasını yapmadığını, ... Öcalan'ı ya da terör örgütünü övme gibi bir kastının da olmadığını, yazının şiddet içermediğini, ifade ve basın özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini, yazı içerisinde yer alan "FETO" kelimesini ilk kullanan kişinin kendisi olduğunu, bu yazısında Fetullah ... cemaatinin bir terör örgütü olduğuna ve devleti ele geçirmeye çalıştığına yönelik birtakım uyarılarda bulunduğunu savunmuştur.

V. GEREKÇE

A. İlgili Mevzuat ve Öğretide Uyuşmazlık Konularına İlişkin Görüşler

Doğal haklardan kabul edilen ifade hürriyeti, çoğulcu demokrasilerde, vazgeçilemez ve devredilemez bir niteliğe sahiptir. Öğretide değişik tanımlara rastlanmakla birlikte, genel bir kabulle ifade/düşünce hürriyeti, insanın özgürce fikirler edinebilme, edindiği fikir ve kanaatlerinden dolayı kınanmama, bunları meşru yöntemlerle dışa vurabilme imkân ve özgürlüğüdür. Demokrasinin olmazsa olmaz şartı olan ifade hürriyeti, birçok hak ve özgürlüğün temeli, kişisel ve toplumsal gelişmenin de kaynağıdır. İşte bu özelliğinden dolayı ifade hürriyeti, temel hak ve hürriyetler kapsamında değerlendirilerek, birçok uluslararası belgeye konu olmuş, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda da ayrıntılı düzenlemelere tabi tutulmuştur.

Bu bağlamda;

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 19. maddesinde; "Herkesin görüş ve anlatım özgürlüğüne hakkı vardır. Bu hak, karışmasız görüş edinme ve herhangi bir yoldan ve hangi ülkede olursa olsun bilgi ve düşünceleri arama, alma ve yayma özgürlüğünü içerir.",

İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'nin 10. maddesinin birinci fıkrasında; "Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir alma ve verme özgürlüğünü de içerir. Bu madde, devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine bağlı tutmalarına engel değildir." Hükümlerine yer verilmiştir.

Anayasamıza bakıldığında;

  1. maddesinde "Düşünce ve kanaat hürriyeti" başlığı altında; "Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir. Her ne amaçla olursa olsun kimse düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz. Düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz.",

  2. maddesinde, AİHS’nin 10. maddesinin birinci fıkrasındaki düzenlemeye benzer şekilde; "Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir." hükümleri yer almıştır.

Görüldüğü gibi Sözleşme'nin 10. maddesinin birinci fıkrası ile Anayasa’nın 25 ve 26. maddelerinde ifade (düşünce) hürriyeti en geniş anlamıyla güvence altına alınmıştır.

Günümüz özgürlükçü demokrasilerinde, istisnalar dışında, geniş bir yelpazeyle düşünceyi açıklama korunmakta ve ifade hürriyeti kapsamında değerlendirilmek suretiyle özgürlüğün sağladığı haklardan en geniş şekilde yararlandırılmaktadır.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi konuya ilişkin olarak; "İfade özgürlüğü, toplumun ilerlemesi ve her insanın gelişmesi için esaslı koşullardan biri olan demokratik toplumun ana temellerinden birini oluşturur. İfade özgürlüğü, 10. maddenin sınırları içinde, sadece lehte olduğu kabul edilen veya zararsız veya ilgilenmeye değmez görülen 'haber' ve 'düşünceler' için değil, ama ayrıca Devletin veya nüfusun bir bölümünün aleyhinde olan, onlara çarpıcı gelen, onları rahatsız eden haber ve düşünceler için de uygulanır. Bunlar, çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleridir; bunlar olmaksızın demokratik toplum olmaz. Bu demektir ki, başka şeyler bir yana, bu alanda getirilen her 'formalite', 'koşul', 'yasak' ve 'ceza', izlenen meşru amaçla orantılı olmalıdır." şeklinde görüş belirtmiştir (Handyside/ Birleşik Krallık, B. No: 5493/72, 07.12.1976).

Öte yandan Anayasa'nın "Basın hürriyeti" başlıklı 28. maddesi;

"Basın hürdür, sansür edilemez. Basımevi kurmak izin alma ve mali teminat yatırma şartına bağlanamaz.

Devlet, basın ve haber alma hürriyetlerini sağlayacak tedbirleri alır.

Basın hürriyetinin sınırlanmasında, Anayasanın 26 ve 27 nci maddeleri hükümleri uygulanır." şeklinde düzenlenmiş,

Maddenin atıf yaptığı, Anayasa'nın "Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti" başlıklı 26. maddesinin ikinci ve devamı fıkraları ise;

"Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.

Haber ve düşünceleri yayma araçlarının kullanılmasına ilişkin düzenleyici hükümler, bunların yayımını engellememek kaydıyla, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin sınırlanması sayılmaz.

Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir." biçiminde hüküm altına alınmıştır.

AİHS’nin 10. maddesinin ikinci fıkrasında da; "Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir." düzenlemesine yer verilmiştir.

5187 sayılı Basın Kanunu’nun 3. maddesi, "Basın Özgürlüğü" başlığı altında;

"Basın özgürdür. Bu özgürlük; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarını içerir.

Basın özgürlüğünün kullanılması ancak demokratik bir toplumun gereklerine uygun olarak; başkalarının şöhret ve haklarının, toplum sağlığının ve ahlâkının, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği ve toprak bütünlüğünün korunması, Devlet sırlarının açıklanmasının veya suç işlenmesinin önlenmesi, yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması amacıyla sınırlanabilir." şeklinde düzenlemiş ve basın özgürlüğünün sınırları belirlenmiştir.

Ceza Genel Kurulunun 20.03.2007 tarihli ve 65 70 sayılı kararında da belirtildiği gibi; geneli ilgilendiren ya da ilgilendirmesi gereken tüm olaylar hakkında, halkı objektif ve gerçekleri yansıtacak biçimde aydınlatmak, çeşitli sorunlar üzerinde kamuoyunu düşünmeye çağıracak tarzda tartışmalar açmak, onu toplumsal ve siyasal oluşumlar üzerinde doğru ve gerçeğe uygun bilgilerle donatmak, yöneticileri eleştirmek, uyarmak ve bu yöntemlerle denetlemek, ayrıca içinde yaşadığı toplumun ve tüm insanlığın sorunları konusunda bireyi bilinçlendirmek durumunda olan basına, bu ödevlerini yerine getirirken ihtiyaç duyacağı bir kısım haklar da tanınmıştır. Bunlar; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser ortaya koyma haklarıdır.

Temelini AİHS'nin 10. maddesi ile Anayasa'nın 28. ve devamı maddelerinden alan ve 5187 sayılı Kanun'un 3. maddesinde düzenlenen basın özgürlüğü ve bu kapsamda bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser ortaya koyma hakkı, TCK'nın 26. maddesinin birinci fıkrasında; "Hakkını kullanan kimseye ceza verilmez." düzenlemesi kapsamında bir hukuka uygunluk nedenidir. Ancak habere ulaşma, haberi yorumlama ve eleştirme ile haberi kamuya ulaştırmayı kapsayan bu hakkın hukuka uygunluk nedeni olarak kabul edilebilmesi için; haberin gerçek ve güncel olması, haberin kamuyu ilgilendirmesi yani kamuoyunun haberi öğrenmekte menfaatinin bulunması ve haber ile haberin veriliş şeklinin uyumlu olması gereklidir (Hamide Zafer, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Beta Yayınevi, İstanbul, 2013, 3. Bası, s. 323; Nur Centel Hamide Zafer Özlem Çakmut, Türk Ceza Hukukuna Giriş, Beta Yayınevi, İstanbul, 2010, 6. Bası, s. 336 338; Hakan Hakeri, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara, 2011, 12. Bası, s. 279 282).

Bu aşamada TCK'nın 215. maddesinde düzenlenen "Suçu ve suçluyu övme" suçuna uyuşmazlıkla ilgili olduğu ölçüde değinilmesinde yarar bulunmaktadır.

Anılan madde; "İşlenmiş olan bir suçu veya işlemiş olduğu suçtan dolayı bir kişiyi alenen öven kimse, iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

" şeklinde düzenlenmiş iken 30.04.2013 tarihinde Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6459 sayılı Kanun'un 10. maddesi ile bahse konu maddede yer alan "kimse" ibaresinden sonra gelmek üzere “bu nedenle kamu düzeni açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması hâlinde,” ibaresi eklenerek son şeklini almıştır.

İşlenmiş olan bir suçun ya da işlemiş olduğu suçtan dolayı bir kişinin alenen övülmesi bu suçun hareket unsurunu oluşturmaktadır. Seçimlik hareketli olarak düzenlenen bu suç da ya işlenen bir suçun övülmesi ya da işlemiş olduğu suçtan dolayı bir kişinin övülmesi söz konusudur. Bu anlamda suçu ve suçluyu övme suçunun oluşması için öncelikle ortada işlenmiş bir suç veya suç işlemiş bir kimsenin bulunması gerekir. İşlenmiş bir suçtan veya bir kişinin suç işlediğinden söz edilebilmesi için ise bu durumun mahkeme kararıyla tespit edilmesi ve bu kararın da kesinleşmesi gerekmektedir.

Suçu ve suçluyu övme suçunun unsurlarından biri olan övmek fiili Türk Dil Kurumunun Türkçe Sözlüğü'nde; "Birinin veya bir şeyin iyiliklerini, üstünlüklerini söyleyerek değerini yüceltmek, sena etmek; methetmek, yermek karşıtı" şeklinde tanımlanmıştır. Anılan suç bakımından övme fiiline ilişkin olarak öğretide; "Yurtcan’a göre; övme fiili içeriğinde duyguyu da barındırır. İçeriğinde duygunun olması, övme fiilini, örneğin haber vermek gibi, diğer fiillerden ayırır. Erem övme fiilini; başkalarını övülen suçu işlemeye teşvik edici veya başkalarını o suçu işlemekten alıkoyan manevi engelleri ortadan kaldırıcı sözler söylemek olarak tanımlamaktadır. Cihan’a göre övme fiili, ilgili konuya yönelmiş pozitif bir yargının açıklanması durumudur. Önder ise, övme ile hukuka aykırı bir fiilin doğruluğu, meşruluğu ve haklılığı konusunda kişilerde bilinç yaratmak ve böylece suçun meydana getirilmesini kolaylaştırmak istendiğini belirtmektedir. Bayraktar; övmenin basit bir yüceltme olarak anlaşılmaması gerektiğini, övmenin aynı zamanda suç işlemeye de tahrik edici hareketler bütünü olduğunu ileri sürmektedir. Toroslu da; cezalandırılabilir bir övme fiilinden söz edebilmek için bunun yalnızca pozitif bir düşünce açıklamasından ibaret olmaması gerektiğini, ayrıca övülen suçu işleme konusunda etkin bir teşvik özelliğine sahip olması gerektiğini belirtmektedir." açıklamalarına yer verilmiştir (Prof. Dr. İbrahim Dülger Arş. Gör. Selami Cin, Suçu ve Suçluyu Övme Suçu (TCK md. 215), D.E.Ü. Hukuk Fakültesi Dergisi, Prof. Dr. Durmuş Tezcan’a Armağan, C. 21, Özel S, 2019, s. 2874 2875). Ancak suçlunun övülmesi seçimlik hareketine ilişkin suç oluşturan eylem suç işlemiş olan kişinin herhangi bir şekilde övülmesi değil işlemiş olduğu suçtan dolayı övülmesidir. Örneğin suç işlemiş bir kişinin iyi bir şair olduğunun alenen övülmesi durumunda anılan suç unsurları itibarıyla oluşmayacaktır.

Bu suçun oluşması için övmek fiilinin alenen yapılması, diğer bir ifade ile fiilin, gerçekleştiği koşullar itibarıyla belirli olmayan ve birden fazla kişiler tarafından algılanabilir olması gerekmektedir. Övme fiilinin belirsiz sayıdaki kişiler tarafından işitilebilecek, görülebilecek ve algılanabilecek bir ortamda veya çok sayıda kişinin öğrenmesini sağlayacak herhangi bir araçla işlenmesi hâlinde, aleniyet vardır. Aleniyetin varlığı için, çok sayıda insanın öğrenmesinin olanaklı olması yeterlidir; söylenenlerin fiilen duyulması şart değildir. Ayrıca TCK'nın "Ortak hüküm" başlıklı 218. maddesinde suçu ve suçluyu övme suçunun basın ve yayın yolu ile işlenmesi hâli ağırlaştırıcı sebep olarak düzenlemiştir.

Öte yandan, insan haklarına saygı ve bu konuda ortaya çıkan aksaklıkları iç hukukumuzda çözüme bağlama ilkelerinin gereğinin yerine getirilebilmesi ve ülkemizin AİHM önündeki davalar açısından görünümünün daha iyi bir noktaya taşınabilmesi amacıyla, AİHS tarafından koruma altına alınan hakların ihlaline sebebiyet verebilen çeşitli kanunlarda yer alan ilgili hükümlerde değişiklik yapılması ve söz konusu olabilecek ihlal durumlarının ortadan kaldırılması için hazırlanan ve 30.04.2013 tarihinde Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6459 sayılı İnsan Hakları ve İfade Özgürlüğü Bağlamında Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 10. maddesi ile TCK'nın 215. maddesine "bu nedenle kamu düzeni açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması hâlinde," ibaresi eklenmiş ve bu şekilde söz konusu suç soyut tehlike suçu olmaktan çıkarılıp somut tehlike suçu hâline getirilmiştir. Diğer bir ifade ile bu suçun cezalandırılabilmesi için failin işlenmiş olan bir suçu veya işlemiş olduğu suçtan dolayı bir kişiyi alenen övmesi yeterli olmayıp ayrıca failin bu eylemi sonucunda devletin ve toplumun güvenlik, düzenlilik ve sükûn içinde bulunması, kamu hizmetlerinin aksamadan görülmesi anlamına gelen kamu düzeni açısından açık ve yakın bir tehlikenin de ortaya çıkması gerekmektedir. Açıklık, tehlikenin kuşkuya meydan vermeyecek şekilde ortaya çıkmasını; yakınlık ise düşünce açıklamasında kullanılan kelimelerin somut tehlike yani zarar yaratma olasılığına yakın olmasını ifade etmektedir. Değişiklikle birlikte artık övme fiilinin suçun konusu üzerinde doğrudan bir tehlike yarattığı kabulü ortadan kaldırılmış, böyle bir tehlikenin gerçekte doğup doğmadığına ilişkin ayrı bir araştırma yapılması gerekliliği hüküm altına alınmıştır. Bu nedenle failin cezalandırılabilmesi için yargılama sırasında hâkimin somut tehlikenin varlığını araştırması zorunludur. Ayrıca bu somut tehlike suçun kurucu unsuru değil objektif cezalandırılma şartıdır. Bu nedenle anılan eylem gerçekleştirildikten sonra kamu düzeni açısından açık ve yakın bir tehlike ortaya çıkmadığında fail teşebbüsten cezalandırılamayacaktır (Hasan Tahsin Gökcan Mustafa Artuç, Yorumlu Uygulamalı Türk Ceza Kanunu Şerhi, Birinci Baskı, 5. Cilt, Adalet Yayınevi, Ankara, 2021, s. 7272 7273).

B. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme

Yerel Mahkemece, Adıyaman ili, Gerger ilçesinde yayımlanmakta olan Gerger Fırat isimli yerel gazetenin sahibi, sorumlu yazı işleri müdürü ve köşe yazarı olan sanığın kendi köşesinde kaleme aldığı 04.01.2008 tarihli ve "FETO ile APO" başlıklı yazısında; "Apo'nun Yurtseverleri", "Kürt Özgürlük Hareketi" gibi terimler kullanarak, PKK terör örgütünün sözde lider ve üyelerini yüceltip eylemlerinden övgüyle bahsetmesi ve güvenlik güçlerinin terör örgütüne karşı mücadelesini eleştirmesi karşısında; ülkemizin yıllardır süregelen ve hâlen mevcudiyetini koruyan terör tehdidi altında bulunduğu da göz önüne alındığında, sanık tarafından kullanılan bu ifadelerin kamu düzeni açısından açık ve yakın bir tehlike doğurabilecek nitelikte olduğu ve bu şekilde sanığa yüklenen suçu ve suçluyu övme suçunun unsurları itibarıyla oluştuğu kabul edilen olayda;

Suça konu yazıda sanığın PKK terör örgütü için; "...’ın Yurtseverleri" ve "Kürt Özgürlük Hareketi" şeklinde toplumun önemli bir bölümü için rahatsız edici nitelikte olan ifadeler kullandığı anlaşılmakta ise de yazı içeriği bir bütün olarak değerlendirildiğinde; PKK tarafından gerçekleştirilen terör eylemlerini destekleme, tasvip etme veya terör suçlarını işlemeye teşvik etme anlamına gelebilecek herhangi bir anlatımın bulunmaması, bu anlamda işlenmiş olan bir suçun veya işlemiş olduğu suçtan dolayı bir kişinin övülmesinin söz konusu olmaması, anılan yazının yayımlanması nedeniyle kamu düzeni açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıktığının dosyaya yansımaması, yazının esas itibarıyla, güvenlik güçlerince PKK terör örgütüne yönelik olarak yapılan operasyonların eleştirilmesi için değil sanık tarafından o tarihte "FETO" olarak adlandırılan, örgüt olduğu ve rejim için tehlike oluşturduğu vurgulanan FETÖ/PDY örgütü ile mücadele edilmesinin sağlanması amacıyla eleştirel bir dille kaleme alınmış olması hususları ile suça konu yazıya ilişkin olarak sanığa verilen hapis cezası nedeniyle ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiğine yönelik Anayasa Mahkemesinin 19.10.2022 tarihli ve 2020/3630 sayılı kararı göz önüne alındığında sanığa atılı suçun unsurları itibarıyla oluşmadığı kabul edilmelidir.

Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir.

VI. KARAR

Açıklanan nedenlerle;

1 Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,

2 Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 24.10.2019 tarihli ve 12874 13016 sayılı onama kararının KALDIRILMASINA,

3 Adıyaman 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 05.03.2019 tarihli ve 619 137 sayılı hükmünün, sanığa atılı suçun unsurları itibarıyla oluşmadığının gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,

4 Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 20.09.2023 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla

Anahtar Kelimeler

kararsüreçuyuşmazlıkhukukitevdiinevı.itirazkabulünekonusu'feto''fetoolgular"feto""fetogerekçesebeplerifetöpdykaldırılmasınabozulmasına

Kaynak: karar_yargitay

Taranan Tarih: 25.01.2026 16:32:03

Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim