Karar Detayı

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

Ceza Genel Kurulu

Daire / Kategori

Yargıtay Kararı

Esas No

2019/602

Karar No

2023/362

Karar Tarihi

21 Haziran 2023

YARGITAY DAİRESİ: (Kapatılan) 14. Ceza Dairesi

MAHKEMESİ: Ağır Ceza

SAYISI: 106 158

I. HUKUKİ SÜREÇ

Nitelikli cinsel saldırı suçundan sanık ...'nın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 102/2, 102/3 a, 62, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 15 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin Alanya 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 10.11.2015 tarihli ve 323 248 sayılı resen temyize tabi hükmün katılan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekili ile sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 19.10.2016 tarih ve 5848 7191 sayı ile; ''... Adli Tıp Kurumu 6. İhtisas Kurulunca düzenlenen 04.03.2015 tarihli raporda, mağdurenin olayın hukuki anlam ve sonuçlarını algılamasına ve fiile ruhsal yönden mukavemetine engel olacak mahiyet ve derecede olan (hafif derecede zeka geriliği ve atipik otistik özellikler) tespit edildiği, bu duruma göre mağdurenin olayın hukuki anlam ve sonuçlarını idrak edip, fiile ruhsal yönden mukavemete muktedir olamayacağı, durumunun hekim olmayanlarca anlaşılamayabileceği, ancak yakın çevresinde yaşayanlarca ve kendisini tanıyanlarca anlaşılabileceği, ifadelerine ana hatları ile itibar edilebileceğinin belirtilmesi ve yine Adli Tıp Genel Kurulunca düzenlenen 13.08.2015 tarihli raporda ise mağduru bulunduğu olayın hukuki anlam ve sonuçlarını idrak edip fiile ruhsal yönden mukavemete muktedir olamayacağı, durumunun hekim olmayanlarca ilk bakışta anlaşılamayacağı, ifadelerine ana hatları ile itibar edilebileceğinin bildirilmesi karşısında; tarafların görüşme sıklığı ve derecesi, mahkeme gözlemi ile dosyada bulunan mevcut bilgi ve belgeler birlikte değerlendirilip tartışılmak suretiyle sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerektiği gözetilmeden, eksik araştırma ile mağdurenin rapor içeriklerinde belirtilen akli rahatsızlığının sanık tarafından ne şekilde bilindiğine dair gerekçe de gösterilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.

Bozmaya uyan Yerel Mahkemece 25.04.2017 tarih ve 295 87 sayı ile; sanığın nitelikli cinsel saldırı suçundan TCK’nın 102/2, 102/3 a, 62, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 15 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba karar verilmiştir.

Ceza miktarı bakımından resen temyize tabi hükmün katılan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekili ile sanık müdafisi tarafından da temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 26.02.2018 tarih, 6908 1325 sayı ve oy çokluğuyla; "...Olayın meydana çıkış biçimi, mağdurenin aşamalarda çelişki içeren beyanları, düzenlenen adli rapor içeriğine göre sanığın, mağdureye yönelik eylemini zora dayalı gerçekleştirdiğine dair delil bulunmadığı gibi mağdurenin izlenen görüntü kaydı, eşinin akrabası olan ...’nin beyanı, mağdurenin dışarıdaki tüm işlerini kendisinin yapabildiği ve herhangi bir akli araza rastlamadıkları yönündeki diğer tanık anlatımları da nazara alındığında sanığın, olay tarihinde evli ve dört çocuk sahibi olan mağdurede mevcut akıl rahatsızlığına dair bilgisi olup olmadığı hususunun şüphede kaldığı gözetilerek atılı suçtan beraati yerine yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.

Daire Başkanı M. Demirdağ ve Daire Üyesi M. Sayın; "Mağdurenin aşamalardaki beyanları, mahkeme gözlemi, mağdure hakkında Adli Tıp Kurumunca düzenlenen rapor içerikleri, mağdure ile aynı köyde ikamet eden sanığın, mağdure ile eşini uzun zamandır tanıdığı, maddi durumları zayıf olduğu için zaman zaman kendilerine yardımcı olduğu, daha önceki bir tarihte mağdureyi hastaneye götürdüğünü bildirir savunmaları da nazara alındığında sanığın atılı suçtan mahkûmiyetine dair kararda isabetsizlik görülmediğinden kararının onanması gerektiği," düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.

Alanya 1. Ağır Ceza Mahkemesi ise 05.06.2018 tarih ve 106 158 sayı ile; "...Taraf anlatımları ve sanığın da savunmasına göre sanık yıllardır aynı köy ve çevresinde görev yapmaktadır ayrıca sanığın görevi orman muhafaza memurluğu olduğu için bir doktor, öğretmen veya hemşire gibi resmi binada insanlarla muhatap olarak değil bizzat arazide gezerek görevini yapmaktadır. Bir sağlık ocağı görevlisinin, öğretmenin aynı köyde görev yapmasına rağmen köyü çıkıp dolaşmaması durumunda mağduru hiç tanımadan, mağdurun rahatsızlığına ilişkin bir kanaat oluşturmadan yıllarca çalışması mümkündür ancak halk tabiriyle ormancı olarak çalışan sanığın bütün köy ahalisini, evinin durumunu, maddi durumunu, çoluk çocuğunun nerede çalıştığına kadar bilmesi çok doğaldır. Kaldı ki sanık ilk savunmalarında mağdura küçük parasal yardımlar yaptığını yani bir çok kez mağdurla muhatap olduğunu, mağdurun eşi katılanla da muhatap olduğunu belirtmiştir. Dolayısıyla gerek sanığın ifa ettiği görev gerek aynı bölgede yıllardır çalışıyor olması, gerek mağdur ve katılanla sadece bir kez değil bir çok kez muhatap olması karşısında mağdurdaki rahatsızlığı bilebilecek durumda olduğu kanısına varılmıştır." şeklindeki gerekçe ile bozmaya direnerek önceki hüküm gibi sanığın mahkûmiyetine karar vermiştir.

Direnme kararına konu resen temyize tabi bu hükmün katılan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekili tarafından da temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 21.09.2018 tarihli ve 60779 sayılı onama istekli tebliğnamesiyle dosya, kararına direnilen Daireye gönderilmiş, inceleme yapan Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 18.11.2019 tarih ve 7512 12502 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

II. UYUŞMAZLIK KAPSAMI VE KONUSU

Sanık hakkında konut dokunulmazlığının ihlali suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü Özel Dairece onanmak suretiyle kesinleşmiş, tehdit suçundan verilen beraat kararına yönelik katılan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekilinin temyiz isteminin ise temyiz hakkı bulunmadığından bahisle reddine karar verilmiş olup direnmenin kapsamına göre inceleme, sanık hakkında nitelikli cinsel saldırı suçundan verilen mahkûmiyet hükmü ile sınırlı olarak yapılmıştır.

Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın eylemini reşit olan katılan mağdurenin akıl hastası olduğunu bilerek gerçekleştirip gerçekleştirmediğinin, bu bağlamda sanık hakkında "Hata" başlıklı TCK'nın 30. maddesinin uygulanıp uygulanamayacağının belirlenmesine ilişkindir.

III. OLAY VE OLGULAR

İncelenen dosya kapsamından;

Suç tarihinde 51 yaşında olan mağdure ...'nun evli ve dört çocuklu olduğu, mağdureyle uzak akraba olan, aynı köyde yaşayan ve orman muhafaza memuru olarak görev yapan sanık ...'nın ise 58 yaşında olduğu,

13.07.2014 tarihinde akşam saatlerinde yayladan dönen mağdurenin eşi katılan ...'nun, evinin hemen yanında olup aynı çatı altında bulunan ahıra girdiğinde belden aşağısı çıplak olan mağdurenin öne doğru eğilmiş bir vaziyette olduğunu, sanığın da mağdurenin arkasında durup mağdureyle cinsel ilişkiye girdiğini görerek sanığa müdahale ettiği, aralarında yaşanan arbede neticesinde sanığın üzerinde bulunan cep telefonu ile motosikletinin kontak anahtarını düşürerek olay yerinden kaçtığı, katılan ...'in jandarmaya ihbarda bulunup şikâyetçi olduğunu bildirmesi üzerine sanık hakkında soruşturmanın başlatıldığı,

Suç tarihinden önce 30.10.2013 tarihinde Alanya Devlet Hastanesi engelli sağlık kurulu raporuna göre; mağdureye bilateral orta derecede sensorinöral tip işitme kaybı, hipertansiyon ve diabetes mellitus tanılarının konulduğu, özür oranının % 41 olarak tespit edildiği,

13.07.2014 tarihinde Gazipaşa Devlet Hastanesince mağdure hakkında düzenlenen rapora göre; mağdurenin ön göğüs kısmında iki göğsü arasında hassasiyet bulunduğu, sırtta sol bölgede 3x5 cm'lik alanda yüzeyel kızarıklık olduğu, mevcut bulguların basit tıbbi müdahale ile giderilebileceği, kadın hastalıkları ve doğum uzmanı tarafından yapılan muayene sonucunda; mağdurenin perianal bölgesi ile anal sfinkter tonusunun normal bulunduğunun, genital bölgesinde sıyrık, kanama ya da morarma görülmediğinin, vajinal sürüntüde hareketli sperm izlenmediğinin belirtildiği,

18.07.2014 tarihinde Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesinin sağlık kurulu raporuna göre; IQ 78, sınırda mental kapasite tespit edilen mağdurenin çevre aile öyküsü alınamadığı için hakkında kesin değerlendirme yapılamadığı, bir üst sağlık kurumunca karar verilmesinin uygun görüldüğü,

03.09.2014 tarihinde Akdeniz Üniversitesi Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığı tarafından düzenlenen raporda; mağdurede klinik olarak orta derecede zekâ geriliği saptandığının, maruz kaldığı cinsel ilişkinin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamayacağının, beden ve ruh bakımından kendisini savunamayacağının bildirildiği,

Ankara Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğünün 11.09.2014 tarihli uzmanlık raporuna göre; mağdurenin olay tarihinde üzerinde bulunan şalvarı, tişörtü, atleti ve terliği üzerinde meni örneği bulunamadığı,

Adli Tıp 6. İhtisas Kurulunun 04.03.2015 tarihli raporuna göre; mağdurede hafif derecede zekâ geriliği ve atipik otistik özellikler tespit edildiği, bu duruma göre mağduru bulunduğu olayın hukuki anlam ve sonuçlarını idrak edip fiile ruhsal yönden mukavemete muktedir olamayacağı, durumunun hekim olmayanlarca anlaşılamayabileceği ancak yakın çevresinde yaşayanlarca ve kendisini tanıyanlarca anlaşılabileceği, ifadelerine ana hatları ile itibar edilebileceği,

Adli Tıp Genel Kurulunun 13.08.2015 tarihli raporuna göre; mağdurede, mağduru bulunduğu olayın hukuki anlam ve sonuçlarını algılamasına ve kendisini ruhsal bakımdan savunmasına engel teşkil edecek mahiyet ve derecede olan hafif derecede zekâ geriliği ve atipik otistik özellikler denilen rahatsızlıkların tespit edildiği, bu durumunun hekim olmayanlarca ilk bakışta anlaşılamayacağı, ifadelerine ana hatları ile itibar edilebileceği,

13.07.2014 tarihinde Gazipaşa Devlet Hastanesince sanık hakkında düzenlenen raporda; sanığın sırt bölgesinde yüzeyel kızarıklığın, sol omuz ön ve arka bölgelerinde iki adet 4 5 cm'lik yüzeyel sıyrık tarzında yaralanmaların bulunduğunun, mevcut bulguların basit tıbbi müdahale ile giderilebilir nitelikte olduğunun belirtildiği,

Gazipaşa Sulh Hukuk Mahkemesinin 29.12.2015 tarih ve 519 499 sayılı kararı ile mağdurenin kısıtlanıp katılan ...'in mağdureye vasi olarak tayin edildiği,

18.04.2017 tarihli celsede mahkeme tarafından yapılan gözlemde; mağdurenin ifade verirken belirli bir noktaya sabitlemeksizin çevreye bakarak konuşmalar yaptığının, sorulan sorulara doğrudan cevap vermek yerine kısa yanıtlar verdiğinin ve başkaca ifadeler ekleyerek konuştuğunun, beyanında olayın ... ayında meydana geldiğini aktardığının, kaç yıldır hasta olduğuna dair hususlarda tarih belirttiğinin, görüntüsü bakımından ilk bakışta kolayca bir rahatsızlığı olduğu izleniminin oluştuğunun belirtildiği,

Anlaşılmaktadır.

Mağdure ... aşamalarda; olay tarihinde eşinin yaylaya gittiğini, akşam saatlerine kadar evde olup saat 18.00 sıralarında ineğini sulamak için ahıra girdiğini, o esnada sanık ...'nın aniden ahıra girip arkasından tuttuğunu, kendisini öne doğru eğerek şalvarını indirdikten sonra duvara sıkıştırıp tecavüz ettiğini, iki dakika geçmeden eşinin ahıra gelerek kendilerini uygunsuz bir şekilde yakaladığını, eşinin, elinde bulunan orakla vurduğu sanığın motosikletine binerek kaçtığını, uzaktan akrabası olan sanığı çok iyi tanımadığını, evine yaklaşık 1 km mesafede olan Maarif mevkiinde ikamet ettiğini bildiğini, olaydan yaklaşık altı ay önce sanığın, evine gelerek orman muhafaza memuru olması nedeniyle birtakım sorular sorup gittiğini, o tarihten sonra sanığı bir daha görmediğini, yaklaşık 3 yıldır sanığın tabancasıyla tehdit etmek suretiyle kendisini korkuttuğunu ve bu şekilde cinsel saldırıda bulunduğunu, bu durumu eşine anlattığını ancak eşinin "Ben garibanım. Kime şikâyet edeyim?" dediğini, sanığın sürekli evinin etrafında dolaştığını, eşinin evde olmadığı zamanlarda kendisine cinsel saldırıda bulunduğunu, cep telefonu kullanmadığını, şeker ve tansiyon hastası olduğunu, bu konuda raporlarının bulunduğunu, sanıktan hiçbir zaman para almadığını, ilçeye oğlu Nurettin ile birlikte gidip geldiğini, tek başına gidemediğini,

Katılan ... aşamalarda; olay günü sabah saatlerinde yaylaya gittiğini, evde eşi olan mağdure ve 10 yaşındaki engelli oğlu ...'ın kaldıklarını, rahatsızlığı nedeniyle aynı gün saat 18.00 sıralarında döndüğünde evinin önünde sanığa ait olduğunu bildiği siyah renkli bir motosiklet gördüğünü, evin yan tarafındaki kapısı olmayan ahıra girdiğinde sanığın ve mağdurenin şalvarlarının inik, mağdurenin öne doğru eğilmiş, sanığın da mağdurenin arkasında uygunsuz bir pozisyonda olduğunu görerek "Ne yapıyorsunuz siz?" şeklinde sözlerle bağırdığını ve elindeki orakla sanığa vurduğunu, sanığın "Bu olay duyulursa seni yaşatmam!" diyerek kaçtığını, kontak anahtarını düşürdüğü için çalıştıramadığı motorsikleti boşa alarak olay yerinden uzaklaştığını, orman muhafaza memuru olan sanıkla aynı köyde oturduklarını, sanığın, evine yaklaşık 1 km mesafede olan Maarif mevkiinde ikamet ettiğini bildiğini, sanığın görevi gereği zaman zaman evlerine gelip mağdureyle de konuştuğunu ancak iş icabı olduğunu düşünerek sanığın niyetini sorgulamadığını, hatta köyde sanığın mağdurede gözünün olduğuna dair dedikodular duyduğunu ancak dikkate almadığını, zaman zaman evinin çevresinde karşılaştıklarında sanığın kendisine verilen gizli bir görev nedeniyle burada bulunduğunu söylediğini, akli melekeleri yerinde olmayan mağdurenin yaşı ve tansiyon, şeker gibi rahatsızlıkları nedeniyle kendisini savunamayacak durumda olduğunu, altı çocuklarından dört tanesinin engelli olup bunlardan ikisinin vefat ettiğini, mağdurenin telefon kullanamadığını, sanığın 2013 yılında yaklaşık 12 gün hastanede yatıp taburcu olan mağdureyi evde ziyaret ettiğini,

Tanık ... Gumbar Mahkemede; olay tarihinde evin önünden geçerken katılan ...'in kendisini durdurarak "Ben evde yokken başka bir erkeğin evde ne işi var? Bana jandarmayı bir ara." şeklinde sözler söylediğini, katılan ve ailesinin şikâyeti sevdiklerini bildiği için bu sözleri ciddiye almayarak yola devam ettiğini, yaklaşık 300 metre ileride sanığı yolun kenarında beklerken gördüğünü, el kaldırarak durmasını işaret etmesi üzerine aracına aldığı sanığın katılan ...'e selam vermek için evine uğradığını ancak Kemal'in bu durumu yanlış anladığını söylediğini, o esnada sanığın kıyafetlerinin düzgün olduğunu, sanığın vücudunda bir kanama ya da yara izi görmediğini, yaklaşık 1,5 km sonra sanığı evinin önüne bıraktığını,

Tanık ... Mahkemede; Yeniköy Mahallesi muhtarı olarak görev yaptığını, tarafları tanıdığını, mağdurenin eviyle kendi ikameti arasında yaklaşık 8 km mesafe olduğunu, bu nedenle yakın bir komşuluk ilişkilerinin olmadığını, mağdureyi akli yönden bir rahatsızlığı olup olmadığını bilecek kadar yakın tanımadığını, ilk kez olayın gerçekleştiği gün jandarma köye geldiğinde mağdurenin evine gittiğini, mağdureyle resmi işlemlerle alakalı olarak da hiç muhatap olmadığını,

Tanık ... Mahkemede; sanığın dünürü olduğunu, mağdureyi de birkaç defa gördüğünü ancak oturup konuşmuşluğunun olmadığını, dolayısıyla akli yönden bir rahatsızlığı olup olmadığını bilemeyeceğini, mağdurenin çarşıda işlerini kendisinin hâllettiğine tanık olduğunu,

Tanık ... Mahkemede; mağdure ve ailesiyle aynı köyde ikamet ettiğini, evlerinin arasında yaklaşık 2 km mesafe olup ailecek birbirlerinin evlerine gidip gelmediklerini, mağdureyi daha çok köy minibüsüyle çarşıya giderken ve köydeki düğünlerle cenazelerde gördüğünü, çarşıda kendi işlerini bizzat gören mağdurenin kendi hâlinde bir insan olduğunu ve akli yönden bir rahatsızlığının bulunmadığını,

Tanık ... Mahkemede; sanığın, babasının teyzesinin oğlu; mağdurenin de dayısının eşi olduğunu, aile büyüklerinin köyde oturmaları nedeniyle bayramlarda köye gittiğinde katılan ... ve mağdureyi de ziyaret ettiğini, 20 yıl içinde yaklaşık 15 kez evlerine gittiğini, mağdurenin bir çocuğunun engelli raporu olduğunu bildiğini, mağdurenin saf bir insan olduğunu ancak akli bir dengesizliğinin bulunmadığını, Gazipaşa ilçesinde doktoruna kendisinin gidip ilaçlarını da bizzat kendisinin aldığını, bu nedenle mağdurede zekâ geriliği olduğu konusunda bir şüpheye düşmediğini,

Tanık ... Mahkemede; her iki tarafla uzak akrabalığının olduğunu, yaklaşık 10 yıl mağdure ve sanığın ikamet ettiği köyü de kapsayan bölgede orman muhafaza memuru olarak görev yaptığını, 1993 yılında mağdurenin evine ayaküstü misafir olarak gittiğini, başkaca ailecek bir görüşmelerinin olmadığını, çarşıda, pazarda, düğün ve cenazelerde de mağdureyi görüp selamlaştığını, bu karşılaşmalar esnasında mağdurede akli yönden bir rahatsızlık bulunduğu konusunda şüpheye kapılmadığını, tereddüt de etmediğini,

Tanık ... Mahkemede; mağdurenin teyzesinin oğlu olduğunu, evlerinin çok yakın olmadığını ancak birbirine sınır olan tarlalarının bulunduğunu, mağdurenin kafasının iyi olmadığını, özürlü olduğunu bildiği için evine gidip gelmediğini, dört çocuğunun üçünün kafadan rahatsız olduğunu, çocuklarının devlet tarafından okula gönderildiğini bildiğini, mağdurenin zaman zaman kendisini dahi tanıyamadığını, köyde bulunan herkesin de mağdurenin bu durumunu bildiğini, mağdurenin beyanlarına itibar edeceğini,

Tanık ... Mahkemede; 2014 yılına kadar yaklaşık yirmi beş yıl süreyle Yeniköy Mahallesi muhtarı olarak çalıştığını, katılan ...'i şaşkın ve saf birisi olarak tanıdığını, yıllar önce Kemal'in şaşkın bir kadınla evlendiğini duyduğunu, mağdurenin evine gitmediğini zaten mağdurenin dolaşık olması nedeniyle evine girilemeyeceğini, gördüğü ve çevreden duyduğu kadarıyla mağdurenin tam deli olmadığını ama akıllı olduğunun da söylenemeyeceğini, minibüse binerek çarşıya gidip işlerini kendisi hâllettiğinde akıllı denebileceğini ama bazen de deli gibi davrandığını, mağduredeki rahatsızlığın ilk bakışta anlaşılabileceğini düşündüğünü, köyde mağdureden Deli Şerife şeklinde bahsedildiğini, iddia edilen olayı mağdurenin kendisine aktarması durumunda buna inanmayacağını çünkü saf, dolaşık gördüğü bir kadının böyle bir eyleme maruz kalacağını düşünmediğini,

Beyan etmişlerdir.

Kollukta susma hakkını kullanan sanık ... aşamalarda; orman muhafaza memuru olarak görev yapması nedeniyle köylülerin birçoğunu tanıdığını, yangın ekibinde çalıştığını, katılan ... de yangın çıkardığı ve kaçak orman emvali taşıdığı için yakınen takip ettikleri şahıslardan olduğunu, sadece arkadaş olduğu mağdure ve ailesiyle aralarında bir husumet bulunmadığını, maddi durumu iyi olmadığı için bazen yardım ettiğini, genellikle hasta olan mağdurenin haftada ya da on günde bir hastaneye gittiğini, işi gereği bulunduğu binanın köylülerin toplanma alanı gibi bir yer olduğunu ve mağdureyi de hastaneye gidip gelirken gördüğünü, hatta üç beş defa mağdurenin kendisinden borç para da istediğini, uzak akrabası olan mağdurenin evine yılda bir defa gittiğini, bu ziyaretlerinde eşinin yanında olmadığını, kendi hâlinde, evli, üç dört çocuklu bir ev hanımı olarak tanıdığı mağdurede zekâ geriliği olduğunu bilmediğini, köylülerden de bu yönde bir şey duymadığını, olay tarihinde motosikleti yolda kalan bir çocuğa yardım etmek için köye gittiği sırada evinin avlusunda olan mağdureyle karşılaşıp sohbet etmeye başladıklarını, o esnada mağdurenin eşi olan katılan ...'in yanlarına gelip "Siz burada ne yapıyorsunuz?" diyerek müdahalede bulunması üzerine kaçtığını, mağdureyle cinsel ilişkiye girmediğini, olaydan bir gün önce kendisinden borç para isteyen katılan ...'e olumsuz cevap verdiği için hakkında böyle bir suçlamada bulunduğunu, cep telefonu ve kontak anahtarının da motosikletin üzerinde olup olay sırasında katılan ... tarafından alındığını, anahtarı olmadığı için motosikleti yokuş aşağı iteklediğini, motoru olmadığı için yoldan geçen tanık ...'ın aracına binerek evine döndüğünü, olay sırasında katılan ...'le aralarında bir boğuşma yaşanmadığını, raporda yer alan bulguların daha önce ormanda çalışırken sırtında sırık taşıması nedeniyle meydana geldiğini, tanıklar ... ve ... ile arasında husumet bulunduğunu, kendisinden intikam almak amacıyla hareket eden tanıkların beyanlarına itibar edilmemesi gerektiğini, suçlamaları kabul etmediğini savunmuştur.

IV. GEREKÇE

A. İlgili Mevzuat ve Öğretide Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Görüşler

Suç tarihinde yürürlükte bulunan hâliyle TCK'nın 102. maddesi;

"(1) Cinsel davranışlarla bir kimsenin vücut dokunulmazlığını ihlâl eden kişi, mağdurun şikâyeti üzerine, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Cinsel davranışın sarkıntılık düzeyinde kalması hâlinde iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir.

(2) Fiilin vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda, on iki yıldan az olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur. Bu fiilin eşe karşı işlenmesi hâlinde, soruşturma ve kovuşturmanın yapılması mağdurun şikâyetine bağlıdır.

(3) Suçun;

a) Beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı,

b) Kamu görevinin, vesayet veya hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,

c) Üçüncü derece dâhil kan veya kayın hısımlığı ilişkisi içinde bulunan bir kişiye karşı ya da üvey baba, üvey ana, üvey kardeş, evlat edinen veya evlatlık tarafından,

d) Silahla veya birden fazla kişi tarafından birlikte,

e) İnsanların toplu olarak bir arada yaşama zorunluluğunda bulunduğu ortamların sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle,

işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilen cezalar yarı oranında artırılır.

(4) Cinsel saldırı için başvurulan cebir ve şiddetin kasten yaralama suçunun ağır neticelerine neden olması hâlinde, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.

(5) Suç sonucu mağdurun bitkisel hayata girmesi veya ölümü hâlinde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur." şeklinde düzenlenmiştir.

Maddenin ilk fıkrasında cinsel saldırı suçunun temel şekli düzenlenmiş, ikinci fıkrasında ise vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi, suçun temel şekline nazaran daha ağır cezayı gerektiren nitelikli bir hâl olarak yaptırıma bağlanmıştır.

Korunan hukukî değer, kişilerin cinsel özgürlüğü ve dokunulmazlığıdır. Cinsel saldırı suçunda failin kadın ya da erkek, evli veya bekâr olması mümkündür. Fail ile mağdurun farklı ya da aynı cinsiyetten olması da önemli değildir. Ancak, TCK’nın 102. maddesinde düzenlenen cinsel saldırı suçunun mağdurunun on sekiz yaşını tamamlamış olması gerekir. Cinsel saldırı kasten işlenebilir ve failin kastının suçun kanuni tanımındaki tüm unsurları, yani mağduru, cinsel davranışı, vücut dokunulmazlığının ihlâlini ve mağdurun rıza göstermediğini kapsaması gerekir. Bu suçla korunan hukuki yarar üzerinde tasarrufta bulunabilen cinsel özgürlük olduğundan hukuki sınırlar içerisinde kalması şartıyla rızaya ehil mağdurun cinsel davranışa göstereceği rıza, fiili hukuka uygun hâle getirecektir. Maddenin ikinci fıkrasındaki nitelikli hâlin oluşması için vücuda organ veya sair cismin sokulması gerekir.

Uyuşmazlığın sağlıklı bir hukuki zemine oturtulabilmesi için, akıl ve ruh hastalıkları nedeniyle fiil ehliyeti bulunmayan 18 yaşından büyüklerin cinsel dokunulmazlıkları ile bir yerde kalma ve bir yere gitme özgürlüklerinin bulunup bulunmadığının, dolayısıyla da bu konudaki rızalarının geçerli olup olmadığının belirlenmesi zorunluluğu doğmaktadır. Bunun için de Medeni Kanun’a başvurulması gerekmektedir.

4721 sayılı Medeni Kanun’un 13. maddesinde, yaşının küçüklüğü yüzünden veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk ya da bunlara benzer sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan herkesin ayırt etme gücüne sahip olduğu, 10. maddesinde, ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan her ergin kişinin fiil ehliyetinin bulunduğu, 11. maddesinde, erginliğin on sekiz yaşın doldurulmasıyla başlayacağı, 14. maddesinde, ayırt etme gücü bulunmayanların, küçüklerin ve kısıtlıların fiil ehliyetinin olmadığı, 15. maddesinde de kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere, ayırt etme gücü bulunmayan kimsenin fiillerinin hukukî sonuç doğurmayacağı hüküm altına alınmıştır.

Bu düzenlemelere göre, akıl ve ruh hastalıkları ile akıl zayıflığı nedenlerinden dolayı akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olan 18 yaşından büyüklerin cinsel dokunulmazlıkları ile bir yerde kalma ve bir yere gitme özgürlükleri ile ilgili açıkladıkları rızalarının geçerli olmadığı sonucuna ulaşılmaktadır.

TCK’nın 30. maddesinde düzenlenen "Hata" hükümlerinin ele alınmasında fayda bulunmaktadır.

TCK'nın "Hata" başlıklı 30. maddesi üç fıkra hâlinde;

"Fiilin icrası sırasında suçun kanunî tanımındaki maddî unsurları bilmeyen bir kimse, kasten hareket etmiş olmaz. Bu hata dolayısıyla taksirli sorumluluk hali saklıdır.

Bir suçun daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli hâllerinin gerçekleştiği hususunda hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanır.

Ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ait koşulların gerçekleştiği hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanır." şeklinde düzenlenmiş iken, 08.07.2005 tarihli ve 25869 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5377 sayılı Kanun'un 4. maddesi ile eklenen; "İşlediği fiilin haksızlık oluşturduğu hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi, cezalandırılmaz." biçimindeki dördüncü fıkra ile son hâlini almıştır.

Madde gerekçesinde ise;

"Madde metninde çeşitli hata hâlleri düzenlenmiştir.

Birinci fıkrada suçun maddî unsurlarında hataya ilişkin hükme yer verilmiştir. Kast, suçun kanuni tanımındaki maddî unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir. Bu unsurlara ilişkin bilgisizlik, eksik veya yanlış bilgi sahibi olunması durumu ise, maddî unsurlarda hata olarak adlandırılır. Böyle bir hata kastın varlığına engel olur. Örneğin, kişi vestiyerden kendisininki zannederek başkasının paltosunu alır. Keza, kişi gece karanlığında vahşi bir hayvan zannıyla hareketli bir cisme ateş eder. Ancak, gerçekte bu hareket eden cisim bir insandır ve dolayısıyla; bu insan ölür veya yaralanır. Örnek olarak verilen bu olaylarda failin bilgisi gerçeğe uysaydı; işlediği fiil haksızlık teşkil etmeyecekti. Bu nedenle hata hâlinde kasten işlenmiş bir suçtan söz etmek mümkün değildir.

Fıkrada ayrıca, maddî unsurlarda hata hâlinde, taksirle sorumluluğa ilişkin hükme yer verilmiştir. Buna göre, meydana gelen neticeye ilişkin olarak gerekli dikkat ve özen gösterilmiş olsaydı böyle bir netice ile karşılaşılmazdı şeklinde bir yargıya ulaşılabiliyorsa; taksirle işlenmiş bir suç söz konusu olur. Ancak bu durumda neticenin taksirle gerçekleştirilmesinin kanunda suç olarak tanımlanmış olması gerekir. Bu nedenle, kendisinin sanarak başkasının çantasını alan kişinin yanılgısında taksirin varlığı kabul edilse bile; kanunda hırsızlık fiilinin ancak yararlanma kasdıyla işlenebileceği belirtildiği için; böyle bir olay dolayısıyla ceza sorumluluğu doğmayacaktır. Buna karşılık, av hayvanı zannederek gerçekte bir insana ateş edip onun ölümüne neden olan kişinin bu hatasında taksiri varsa, adam öldürme kanunda taksirle işlenen bir suç olarak da tanımlandığı için, böyle bir olayda fail, taksirle adam öldürme suçundan dolayı sorumlu tutulacaktır.

Kastın varlığına engel olan hata, suçun sadece temel şekline ilişkin unsurlar hakkında değil, aynı zamanda failin daha ağır veya hafif ceza ile cezalandırılmasını gerektiren nitelikli unsurları bakımından da ortaya çıkabilir. İkinci fıkra ile kişinin, suçun nitelikli unsurlarına ilişkin hatasından yaralanması öngörülmüştür.

Hükûmet Tasarısının 23 üncü maddesinin birinci fıkrasında 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 52 nci maddesinde düzenlemeye paralel olarak şahısta hata ve hedefte sapma hâli düzenlenmiştir.

'Şahısta hata' aslında bir ve ikinci fıkra hükümleri bağlamında düşünülmesi gereken bir durum olduğu için, bu hususa ilişkin ayrı bir hükme yer verilmesi gereksiz görülmüştür.

Keza, hedefte sapma hâli ile ilgili olarak bu madde kapsamında düzenleme yapılmasına gerek görülmemiştir. Çünkü hedefte sapma hâlinde bir hata söz konusu değildir. Bu durumda suçların içtimaı hükümleri kapsamında değerlendirilmesi gereken bir sorun söz konusudur. Nitekim, uygulamada da hedefte sapma, suçların içtimaı ve özellikle fikri içtima bağlamında ele alınmaktadır.

Hükûmet Tasarısının 23 üncü maddesinin 3 üncü fıkra veya bendinde düzenlenen ‘hukuka uygunluk nedenlerinde hata’ ile ilgili hüküm, bölüm başlığına paralel olarak değiştirilmiştir. Madde metnindeki ‘hukuka uygunluk nedenleri’ yerine, ‘ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenler’ ibaresi konulmuştur. Somut olayda söz konusu nedenlere ait koşulların gerçekleştiği hususunda hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanabilecektir. Ancak, bunun için hatanın kaçınılmaz olması gerekir. Hatanın kaçınılabilir olması durumunda ise, kişi işlediği fiilden dolayı sorumlu tutulacak ve fakat bu hata, temel cezanın belirlenmesinde göz önünde bulundurulacaktır.” açıklamalarına yer verilmiştir.

Hata (yanılma); genel olarak kişinin tasavvuru ve zihinden geçirdikleri ile gerçeğin birbirine uymaması anlamına gelen bir kavramdır. Hata kural olarak iradenin oluşum sürecine etki eder ve gerçeğin yanlış biçimde tasavvuru veya bilinmesi nedeniyle irade bozulmuş olarak doğar. Failin tasavvurunun konusu, dış dünyaya ait bir şeye ilişkin olabileceği gibi normatif dünyaya (kurallar alanına) dair de olabilir. Dış dünyayla ilgili şeyin olduğundan farklı bir biçimde algılanması hâlinde unsur yanılgısından (tipiklik hatası), normatif dünyaya ait gerçekliğin farklı biçimde değerlendirilmesi hâlinde ise yasak hatasından bahsedilir. Kısaca unsur hatası, bir algılama hatası olduğu hâlde; yasak hatası, bir değerlendirme hatasıdır.

Hata, kastı ortadan kaldıran veya kusurluluğu etkileyen hata olmak üzere ikiye ayrılır. Suçun maddi unsurlarında (TCK'nın 30/1. maddesi), suçun nitelikli hâllerinde (TCK'nın 30/2. maddesi), hukuka uygunluk nedenlerinin maddi şartlarında (TCK'nın 30/1 3. maddesi) hata kastı kaldırır. Kusurluluğu ortadan kaldıran veya azaltan sebeplerin maddi şartlarında hata (TCK'nın 30/3. maddesi) ile haksızlık yanılgısı (yasak hatası) (TCK'nın 30/4. maddesi) kusurluluğu etkileyen hata şekilleridir. Kastı kaldıran hata türüne hukuka uygunluk nedenlerinin sınırındaki yanılgıyı da eklemek gerekmektedir (TCK'nın 27/1. maddesi.).

TCK’nın 30. maddesinde çeşitli hata hâlleri düzenlenmiş olup maddenin birinci fıkrasında suçun maddi unsurlarında hataya ilişkin hükme yer verilmiştir.

Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi olup bu unsurlara ilişkin bilgisizlik, eksik ya da hatalı bilgi, maddi unsurlara ilişkin bir hatadır. Bu hatanın kastın varlığına engel olacak düzeyde bulunması hâlinde sanığa ceza verilmeyecektir. Suçun maddi unsurlarına ilişkin hata, eylemin suç teşkil etmesi için bulunması zorunlu hususlara ilişkin bir yanılmadır. Maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde, hata dolayısıyla taksirli sorumluluk hâlinin saklı olduğu belirtildiğinden, taksirle de işlenebilen bir suçun maddi unsurlarında tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu hataya düşülmesi kusurluluğu ortadan kaldırmayacaktır. Örneğin, gerekli dikkat ve özeni göstermeden gece gördüğü karartıya av hayvanı olduğunu düşünerek ateş eden ve bir kişinin ölümüne neden olan fail, taksirle öldürmeden sorumlu olacaktır.

Öğretide bu konuya ilişkin olarak; "Suçun maddi unsurlarına ilişkin hata, eylemin suç teşkil etmesi için bulunması zorunlu hususlara ilişkin bir yanılmadır. Örneğin, arkadaşını ziyarete giden bir kimsenin, arkadaşının olduğu düşüncesiyle bir başkasının konutuna girmesi veyahut onbeş yaşını bitirmiş olan çocukla rızaen cinsel ilişkide bulunanın, mağdurun reşit olduğunu düşünerek bu eylemi gerçekleştirmesi." (Artuk/Gökcen/Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, 7. Baskı, s. 522), "Suçun maddi unsurlarında hata (unsur yanılgısı), müşahhas bir olayda suçun maddi unsurlarına müteallik hususlardaki bilgisizliği, eksik veya yanlış bilgiyi ifade eder. Bir başka ifadeyle, faildeki müşahhas olaya ilişkin tasavvurun gerçekle bağdaşmaması hâlidir. Bu hata, suça ilişkin kastı ortadan kaldırır. Bu hata hâlinde kasten işlenmiş bir haksızlıktan bahsetmek mümkün değildir. Failin bilgisi veya tasavvuru gerçeğe uysaydı; işlediği fiilin bir haksızlık teşkil etmeyeceği muhakkak olmalıdır." (İzzet Özgenç, Türk Ceza Kanunu Gazi Şerhi Genel Hükümler, Seçkin, 1. Baskı, 2005, s. 421), "Failin suç tipindeki bir unsurda yanılması, bu suçun kasten işlenmesini engeller. Bu takdirde suç taksirle işlendiği takdirde cezalandırılabilen bir suç ise, sorumluluk taksirli suçtan dolayıdır." (Hakan Hakeri, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi,12. Baskı, s. 362.) şeklinde görüşlere yer verilmiştir.

Failin isnat olunan suçun maddi unsurlarına ilişkin hatası esaslı, diğer bir ifadeyle kabul edilebilir bir hata olursa, bu takdirde fail TCK'nın 30. maddesinin birinci fıkrası uyarınca bu hatasından yararlanacak, bunun sonucu olarak yüklenen suç açısından kasten hareket etmiş sayılmayacağından ve suçun taksirle işlenmesi hâli de kanunda cezalandırılmıyor ise CMK'nın 223. maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendi gereğince beraatına karar verilmesi gerekecektir.

İkinci fıkra ile kişinin suçun daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli hâllerinin gerçekleştiği hususundaki hatasından yararlanması öngörülmüş, buna göre, kardeşi olduğunu bilmediği bir kişiyi öldüren failin, kasten öldürme suçunun nitelikli hâllerinden olan kardeşini öldürmekten değil, kasten öldürmenin temel şeklinden sorumlu olacağı, değersiz zannederek değerli bir kolyeyi çalan fail hakkında ise değer azlığı hükmünün uygulanacağı ilke olarak kabul edilmiştir.

Üçüncü fıkrada, ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ait şartların gerçekleştiği konusunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişinin, bu hatasından yararlanacağı hüküm altına alınmış olup fıkrada hem hukuka uygunluk sebebinin maddi şartlarında hata, hem de kusurluluğu etkileyen hata hâlleri düzenlenmiştir. Failin bu fıkra hükmünden yararlanabilmesi için bulunduğu durum itibarıyla hatasının kaçınılmaz olması gerekmektedir. Hataya düşmenin kaçınılmaz olmasını, kusursuz olmak şeklinde anlamak gerekir (Nevzat Toroslu, Ceza Hukuku, Genel Kısım, Savaş Yayınevi, Ankara 2016, sayfa 194.). Bunun için fail, fiili işlediği sırada ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ait koşulların gerçekleştiği hususundaki hatası nedeniyle kınanamamalı, dikkatsiz ve özensiz davranmış olmamalıdır.

Maddeye 5377 sayılı Kanun'la eklenen dördüncü fıkrada ise kişinin işlediği fiilden dolayı kusurlu ve sorumlu tutulabilmesi için, bu fiilin bir haksızlık oluşturduğunu bilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Buna göre fail, işlediği fiilin haksızlık oluşturduğu konusunda kaçınılmaz bir hataya düşmüşse, diğer bir ifadeyle, eyleminin hukuka aykırı olmadığı, haksızlık oluşturmadığı, meşru olduğu düşüncesiyle hareket etmişse ve bu yanılgısı içinde bulunduğu şartlar bakımından kaçınılmaz nitelikte ise artık cezalandırılmayacaktır. Hatanın kaçınılmaz olduğunun belirlenmesinde, kişinin bilgi düzeyi, gördüğü eğitim, içinde bulunduğu sosyal ve kültürel çevre şartları göz önünde bulundurulacaktır.

Üçüncü ve dördüncü fıkraların uygulanması yönüyle kişinin kaçınılmaz bir hataya düşmesi şartı aranmakta olup hatanın kaçınılabilir olması durumunda kişi kusurlu sayılacak, diğer bir ifadeyle fiilden dolayı sorumlu tutulacak, ancak bu hata temel cezanın belirlenmesinde dikkate alınacaktır.

B. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme

13.07.2014 tarihinde saat 18.00 sıralarında evinin hemen yanındaki ahırda bulunan18 yaşından büyük mağdurenin yanına giden sanığın cebir, tehdit ya da hile olmaksızın mağdureyle organ sokmak suretiyle cinsel ilişkiye girdiği, ancak mağdurenin olayın hukuki anlam ve sonuçlarını algılamasına ve fiile ruhsal yönden mukavemetine engel olacak mahiyet ve derecede olan hafif derecede zekâ geriliği ve atipik otistik özellikler olarak tanımlanan rahatsızlığı bulunduğundan rıza açıklama ehliyetinin olmadığı, mağdureyle cinsel ilişkiye girmediğini ifade eden sanığın mağdurenin akıl hastası olduğunu da bilmediğini savunduğu olayda;

Adli Tıp 6. İhtisas Kurulunca 04.03.2015 tarihinde düzenlenen raporda; mağdurenin kendine bakımının azalmış, davranış ve psikomotor aktivitesinin normal, görüşmeye istekli olduğunun, göz kontağı kurup sorulunca yanıt verdiğinin, konuşma hız ve miktarının hafif azalmış, konuşma tonunun normal, duygudurumunun aleksitimik ve çok hafif öforik, duygulanımının hafif kısıtlı ve hafif uygunsuz, düşünce sürecinde gevşeklik olduğunun, düşünce içeriğinde anksiyete temalı düşünceler bulunduğunun, bilişsel yetilerinin genel bilgi ve zekâ düzeyine göre normal, iç görüsünün ve yargısının kısıtlı olduğunun, zekâsının hafif derece zeka geriliği olarak değerlendirildiğinin, işlevselliğinde orta düzeyde bozulma olup atipik otistik özellikler tespit edildiğinin, bu duruma göre mağduru bulunduğu olayın hukuki anlam ve sonuçlarını idrak edip fiile ruhsal yönden mukavemete muktedir olamayacağının, durumunun hekim olmayanlarca anlaşılamayabileceği ancak yakın çevresinde yaşayanlarca ve kendisini tanıyanlarca anlaşılabileceğinin, ifadelerine ana hatları ile itibar edilebileceğinin belirtilmesi, Adli Tıp Kurumu Genel Kurulu tarafından 13.08.2015 tarihinde düzenlenen raporda ise; kendisinde hafif derecede zekâ geriliği ve atipik otistik özellikler denilen rahatsızlıklar tespit edilen mağdurenin, 13.07.2014 tarihinde mağduru bulunduğu olayın hukuki anlam ve sonuçlarını idrak edip fiile ruhsal yönden mukavemete muktedir olamayacağının, durumunun hekim olmayanlarca ilk bakışta anlaşılamayacağının, ifadelerine ana hatları ile itibar edilebileceğinin bildirilmesi, sanık ile mağdurenin aynı köyün farklı mahallelerinde ikamet edip uzak akraba olmaları, orman muhafaza memuru olan sanığın görevi gereği mağdure ve katılan ... ile olay tarihinden önce çeşitli defalar görüşmesi, savunmasında da aralarında bir husumet bulunmadığını, maddi zorluk içinde olduklarını bildiği için zaman zaman mağdureye maddi yardımda bulunduğunu, mağdureyi hastaneye gidip gelirken de sıklıkla gördüğünü açıkça ifade etmesi, bir kısım tanıkların mağdureyle bizzat tanışıklıklarının olmaması nedeniyle akli yönden bir rahatsızlığı olup olmadığını bilmediklerini, bir kısım tanıkların köy içinde gerçekleşen düğün, cenaze gibi kalabalık alanlarda ya da çarşıda gördükleri mağdurenin kendi işlerini görebildiğini, akli bir dengesizliği bulunduğuna dair şüphe duymadıklarını beyan etmelerine karşın aralarında mağdurenin yaşadığı köyün yaklaşık yirmi beş yıl süreyle muhtarlığını yapan şahsın da bulunduğu bir kısım tanıkların ise mağdurenin köylüler arasında Deli Şerife olarak bilindiğini, akli dengesinin yerinde olmadığını, bu özelliği nedeniyle de evine gidilemeyeceğini açıkça dile getirmeleri, 18.04.2017 tarihli celsede mahkeme tarafından yapılan gözlemde; mağdurenin ifade verirken belirli bir noktaya sabitlenmeksizin çevreye bakarak konuşmalar yaptığının, sorulara doğrudan cevap vermek yerine kısa yanıtlar verdiğinin ve başkaca ifadeler ekleyerek konuşmasını sürdürdüğünün, dış görünüşü itibarıyla ilk bakışta kolayca anlaşılacak bir rahatsızlığı olduğu izleniminin oluştuğunun belirtilmesi hususlarının birlikte değerlendirilmesi ile mağdureyi ve ailesini uzun süredir yakından tanıyıp orman muhafaza memuru olarak görev yapan, mağdureyle tekrarlayan görüşmeleri bulunan ve suç tarihi itibarıyla 58 yaşında olan sanığın, mağduredeki mağduru bulunduğu olayın hukuki anlam ve sonuçlarını algılamasına ve kendisini ruhsal bakımdan savunmasına engel teşkil edecek mahiyet ve derecede olan rahatsızlığı fark etmemesinin mümkün olmadığı, kaldı ki bu hususun Adli Tıp Kurumunca düzenlenen raporlarla da desteklendiği, bu hâliyle sanığın eylemini, reşit olan mağdurenin akıl hastası olduğunu bilerek gerçekleştirdiği, bu bağlamda sanık hakkında "Hata" başlıklı TCK'nın 30. maddesinin uygulanamayacağı kabul edilmelidir.

Bu itibarla Yerel Mahkemenin sanık hakkında TCK'nın 30. maddesini uygulamama gerekçesinin isabetli olduğuna karar verilmelidir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Başkanı ve dokuz Ceza Genel Kurulu Üyesi; sanık hakkında TCK'nın 30. maddesinde düzenlenen hata hükümlerinin uygulanması gerektiği, bu itibarla Yerel Mahkemenin direnme gerekçesinin isabetli olmadığı düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.

V. KARAR

Açıklanan nedenlerle;

1 Alanya 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 05.06.2018 tarih ve 106 158 sayılı direnme kararına konu mahkûmiyet hükmündeki gerekçesinin İSABETLİ OLDUĞUNA,

2 Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun 22.06.2021 tarihli ve 196 sayılı kararı uyarınca Yargıtay 14. Ceza Dairesinin 01.07.2021 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere kapatılmasına ve arşivde bulunan dosyaların Yargıtay 9. Ceza Dairesine devredilmesine karar verildiğinden dosyanın, uygulamanın denetlenmesi için Yargıtay 9. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 07.06.2023 tarihinde yapılan birinci müzakerede yasal ve yeterli çoğunluk sağlanamadığından 21.06.2023 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla

Anahtar Kelimeler

kararisabeihukukitevdiinesüreçv.olgulargerekçekapsamıolduğunauyuşmazlıkkonusu

Kaynak: karar_yargitay

Taranan Tarih: 25.01.2026 16:46:52

Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim