Yargıtay CGK 2019/454 E. 2023/324 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Ceza Genel Kurulu
Yargıtay Kararı
2019/454
2023/324
31 Mayıs 2023
İtirazname No : 2019/23375
YARGITAY DAİRESİ: (Kapatılan) 13. Ceza Dairesi
MAHKEMESİ: Asliye Ceza
SAYISI: 201 415
I. HUKUKÎ SÜREÇ
Sanık ... hakkında hırsızlık, iş yeri dokunulmazlığının ihlali ve mala zarar verme suçlarından açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda, eyleminin suçu bildirmeme suçunu oluşturduğu kabul edilen sanığın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 278/1, 62, 53, 63 ve 51. maddeleri uyarınca 1 ay 20 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, mahsuba ve ertelemeye, diğer suçlardan ise ayrı ayrı beraatine ilişkin Manisa 4. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 04.11.2013 tarihli ve 369 456 sayılı hükümlerin, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 13. Ceza Dairesince 15.02.2017 tarih ve 12449 1275 sayı ile; "Olay tarihinde sanıklardan ... ve ...'ın alkollü olmaları nedeniyle aracı kullanması için yanlarına aldıkları sanık ...'un idaresindeki, daha önceden ... tarafından kiralanmış araçla şikâyetçiye ait iş yerine geldikleri, burada ... ve ...'ın araçtan inerek şikâyetçinin iş yerinin kepenginin asma kilidini kırıp iş yerine girmek suretiyle LCD televizyon, bilgisayar kasası, monitör, güvenlik kamerası kayıt cihazı ile para kasasını çalarak geldikleri araca yükledikleri, daha sonra yine sanık ...'un idaresindeki araç ile temyize gelmeyen sanık ...'in evinin yanına gidip ...'i de arabaya aldıkları ve buradan itibaren sanık ...'un idare ettiği aynı araçla ...'in eniştesinin evine geldikleri ve burada ...'in eniştesiyle birlikte çalıştıkları dükkanın anahtarını aldığı, daha sonra sanıkların aynı araçla ...'in çalıştığı dükkana gittikleri, sanıklar ... ve ...'ın dükkanın anahtarını ...'den alarak araçtan indirdikleri kasayı bu dükkana götürüp oksijen tüpü ile açtıkları ve boş kasayı ... köprüsüne getirerek suya attıkları olayda, suçlara eylemsel katkısı sebebiyle sanığın gerçekleşen eylemlerden asli fail olarak sorumlu tutulması gerektiği gözetilmeden, yasal ve yerinde olmayan gerekçeyle hakkında TCK'nın 278/1. maddesi uyarınca uygulama yapılması..." isabetsizliğinden, ceza süresi yönünden kazanılmış hakkın korunması kaydıyla bozulmasına karar verilmiştir.
Bozma ilamına uyan Yerel Mahkemece 29.06.2017 tarih ve 201 415 sayı ile sanığın hırsızlık suçundan TCK’nın 142/1 b, 143 ve 62. maddeleri uyarınca 2 yıl 11 ay; iş yeri dokunulmazlığının ihlali suçundan TCK’nın 116/1 4, 119/1 c ve 62. maddeleri uyarınca 2 yıl 1 ay hapis cezaları; mala zarar verme suçundan aynı Kanun’un 151/1, 62 ve 50/1 a maddeleri uyarınca 6000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, ancak 1 ay 20 gün hapis cezası ile mahkûmiyete ilişkin önceki hükme yönelik aleyhe temyiz bulunmaması nedeniyle sanığın neticeten 1 ay 20 gün hapis cezası cezalandırılmasına ve ertelemeye karar verilmiştir.
Bu hükmün de sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 13. Ceza Dairesince 27.06.2018 tarih ve 1070 9890 sayı ile onanmasına karar verilmiştir.
II. İTİRAZ SEBEPLERİ
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 27.03.2019 tarih ve 23375 sayı ile; “...Sanık hakkında daha önce aynı suçlardan beraat kararı verilmesi ve hükümlerin aleyhe temyiz edilmemesi nedeniyle CMK'nın 307/5. maddesine aykırılık meydana getirildiği," görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Özel Dairece 29.05.2019 tarih ve 2517 9382 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
III. UYUŞMAZLIK KONUSU
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık hakkında hırsızlık, iş yeri dokunulmazlığının ihlali ve mala zarar verme suçlarından açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda, eylemin suçu bildirmeme suçunu oluşturduğu kabul edilerek sanığın bu suçtan cezalandırılmasına, diğer suçlardan beraatine karar verilen dosya kapsamında; suçu bildirmeme suçundan 1 ay 20 gün hapis cezası ile mahkûmiyete ilişkin aleyhe temyiz bulunmayan hükmün Özel Dairece vasıf nedeniyle bozulmasından sonra, bozmaya uyan Yerel Mahkemece önceki kararda beraata hükmedilen hırsızlık, iş yeri dokunulmazlığının ihlali ve mala zarar verme suçlarından verilen hapis cezalarının, neticeten 1 ay 20 gün hapis cezasına indirgenerek hüküm kurulmasının isabetli olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.
IV. OLAY VE OLGULAR
İncelenen dosya kapsamından;
Manisa Cumhuriyet Başsavcılığınca 26.09.2012 tarihli ve 4003 1641 sayılı iddianame ile sanık ...’ın, 09.09.2012 tarihinde inceleme dışı sanıklar ..., ... ve ... ile birlikte şikâyetçi ...’in iş yeri kepenginin asma kilidini kırarak içeri girip LCD televizyon, bilgisayar kasası ve monitörü, güvenlik kamerası kayıt cihazı ile içinde 4.600 TL, 50 Euro ve 30.000 TL’lik senedin bulunduğu para kasasını çaldıkları, suça konu monitörün sanık ...'un evinde yapılan aramada bulunarak şikâyetçiye teslim edildiğinden bahisle sanığın hırsızlık, iş yeri dokunulmazlığının ihlali ve mala zarar verme suçlarından cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldığı,
Manisa 4. Asliye Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sırasında ek savunma hakkı verilen sanık hakkında 04.11.2013 tarih ve 369 456 sayı ile sanığın eyleminin suçu bildirmeme suçunu oluşturduğu kabul edilerek TCK’nın 278/1, 62, 53, 63 ve 51. maddeleri uyarınca 1 ay 20 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, mahsuba ve ertelemeye, hırsızlık, iş yeri dokunulmazlığının ihlali ve mala zarar verme suçlarından ise beraatine karar verildiği,
Suçu bildirmeme suçundan mahkûmiyete ilişkin hükmün, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine Özel Dairece sanığın, gerçekleşen eylemlerden asli fail olarak sorumlu tutulması gerektiği gerekçesiyle bozulmasına karar verildiği,
Bozmaya uyan Yerel Mahkemece 29.06.2017 tarih ve 201 415 sayı ile sanığın hırsızlık suçundan TCK’nın 142/1 b, 143 ve 62. maddeleri uyarınca 2 yıl 11 ay; iş yeri dokunulmazlığının ihlali suçundan TCK’nın 116/1 4, 119/1 c ve 62. maddeleri uyarınca 2 yıl 1 ay hapis cezaları; mala zarar verme suçundan aynı Kanun’un 151/1, 62 ve 50/1 a maddeleri uyarınca 6000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, ancak 1 ay 20 gün hapis cezası ile mahkûmiyete ilişkin önceki hükmün, sadece sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi ve aleyhe temyiz bulunmaması nedeniyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 307. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca yeniden verilen hüküm önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamayacağından sanığın neticeten 1 ay 20 gün hapis cezası cezalandırılmasına ve ertelemeye karar verildiği,
Anlaşılmaktadır.
V. GEREKÇE
A. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar
Cezayı aleyhe değiştirme yasağı öğreti ve uygulamada; "Temyiz davası yalnızca sanık veya müdafii ya da sanık lehine Cumhuriyet savcısı veya sanığın eşi ya da yasal temsilcisi tarafından açıldığında hükümde yaptırımın türü ve ağırlığı bakımından sonucu sanığın aleyhine ağırlaştırıcı, diğer bir anlatımla aleyhe sonuç verici düzeltmelerin yapılamaması veya kurulacak yeni hükümdeki cezanın sanığın aleyhine olarak ilk hükümden daha ağır olamaması" şeklinde tanımlanmaktadır.
Cezayı aleyhe değiştirme yasağı, hükmün temyiz incelemesine başlarken, bakış açısını belirleyen bir usul kuralı olduğu gibi bozmadan sonraki aşamada da ceza miktarının sınırını belirleyen bir yargılama ilkesidir. Bu sebeple temyiz incelemesinde öncelikle temyizin lehe veya aleyhe mi olduğu tespit edilip, inceleme buna göre yapılmalı ve sanık lehine tecelli eden bir hatanın doğuracağı hukuki neticeler aleyhte başvuru bulunmadıkça değiştirilmemelidir.
Latince Reformatio in peius olarak adlandırılan, öğreti ve uygulamada ise "Lehe kanun yolu davası üzerine hükmü aleyhe değiştirmeme, aleyhe bozmama zorunluluğu, aleyhe düzeltme yasağı, yaptırım ve sonuçlarını aleyhe kötüleştirememe ya da ağırlaştıramama kuralı, aleyhe bozma yasağı" olarak ifade edilen bu ilkenin amacı; hükmün aleyhine bozulabileceğini düşünen sanığın bazı davalarda istinaf ya da temyiz kanun yoluna başvurmaktan çekinmesinin önüne geçmek ve kanun yoluna başvurma hakkını daha özgürce kullanabilmesini sağlamaktır.
Anılan kural, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesi uyarınca ilk karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 326. maddesinin dördüncü fıkrasında; "Hüküm yalnız sanık tarafından veya onun lehine Cumhuriyet savcısı veya 291. maddede gösterilen kimseler tarafından temyiz edilmişse, yeniden verilen hüküm, evvelki hükümle tayin edilmiş olan cezadan daha ağır olamaz." şeklinde kanuni düzenlemeye dönüştürülmüştür. Buna göre ceza hukukumuzda genel anlamda bir kazanılmış hak kavramından bahsedilemeyeceği, yalnızca 1412 sayılı CMUK'nın 326. maddesinin son fıkrası uyarınca sınırlı biçimde uygulanabilecek olan cezayı aleyhe değiştirememe veya aleyhte düzeltme yasağı nın söz konusu olduğunun kabulü gerekmektedir.
Bu kuralla ilgili olarak 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı CMK'nın 307. maddesinin dördüncü fıkrasında ise; "Hüküm yalnız sanık tarafından veya onun lehine Cumhuriyet savcısı veya 262. maddede gösterilen kimselerce temyiz edilmişse yeniden verilen hüküm önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamaz." düzenlemesine yer verilmiştir.
Kanundaki açık düzenlemelerden de anlaşılacağı üzere yaptırımı ve sonuçlarını aleyhe değiştirme yasağının kapsamı yalnızca ceza miktarı ile sınırlı olacak, sanık veya onun lehine ilgililer tarafından temyiz davası açıldığında, lehe bozma üzerine yeniden kurulan hükümle belirlenen ceza ve sonuç önceki hükümle belirlenen cezadan ve sonuçtan daha ağır olamayacaktır.
Gerek bozma ilamında, gerekse yerel mahkemece bozmadan sonra kurulan hükümde yaptırım ve sonuçları aleyhe değiştirme yasağına aykırılığın söz konusu olup olmadığı önceki ve sonraki hükümlerde yer alan ceza ve yaptırımların tüm yönleri ile karşılaştırılması suretiyle belirlenecektir.
Ceza Genel Kurulunun 20.06.2006 tarihli ve 124 165 sayılı kararında; istinaf ve temyiz kanun yolları bakımından pozitif hukukumuzda yer alan cezanın aleyhe değiştirilmemesi ilkesinin, ceza muhakemesinin mutlak ve vazgeçilemez değerleri arasında yer alan ve evrensel hukukun benimsediği bir ilke olmadığı, kanunun düzenleniş biçimi ve amacı itibarıyla, asıl ceza yargılamasında verilen kararlara karşı kesin hükme kadar masumiyet karinesinden yararlanma hakkı bulunan sanığın temyiz kanun yoluna başvurudan çekinmemesini temine yönelik bir prensip olduğu açıklanmıştır.
Belirtildiği üzere aleyhe değiştirme yasağı münhasıran cezalar ile ilgili ve sınırlı olup fiilin nitelendirilmesinde ve suç adının belirlenmesinde geçerli değildir. Cezalar TCK'nın 45. maddesinde; hapis ve adli para cezaları olarak sayıldığından, cezalar arasında sayılmayan güvenlik tedbirleri ile diğer müesseselerin bu yasak kapsamda değerlendirilemeyeceği Ceza Genel Kurulunca duraksamasız olarak kabul edilmiştir.
Öte yandan, ceza muhakemesi hukukumuzda mahkemelerce bir yargılama faaliyetinin yapılabilmesi ve hüküm kurulabilmesi için yargılamaya konu edilecek eylemle ilgili usulüne uygun olarak açılmış bir ceza davası bulunması gerekmektedir. 5271 sayılı CMK'nın 170. maddesinin birinci fıkrası uyarınca ceza davası, dava açan belge niteliğindeki icra ceza mahkemesine verilen şikâyet dilekçesi, son soruşturmanın açılması kararı gibi istisnai hükümler dışında kural olarak Cumhuriyet savcısı tarafından düzenlenecek bir iddianame ile açılır. Anılan Kanun'un 170. maddesinin dördüncü fıkrasında da; "İddianamede, yüklenen suçu oluşturan olaylar, mevcut delillerle ilişkilendirilerek açıklanır." düzenlemesine yer verilmiştir.
CMK'nın 225. maddesinde de; "Hüküm, ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında verilir. Mahkeme, fiilin nitelendirilmesinde iddia ve savunmalarla bağlı değildir." şeklinde düzenleme yapılmıştır. Bu madde gereğince hangi fail ve fiili hakkında dava açılmış ise ancak o fail ve fiili hakkında yargılama yapılarak hüküm verilebilecektir.
Anılan kanuni düzenlemelere göre, iddianamede açıklanan ve suç oluşturduğu iddia olunan eylemin dışına çıkılması, dolayısıyla davaya konu edilmeyen fiil veya olaydan dolayı yargılama yapılması ve açılmayan davadan hüküm kurulması kanuna açıkça aykırılık oluşturacaktır. Öğretide davasız yargılama olmaz ve yargılamanın sınırlılığı olarak ifade edilen bu ilke uyarınca hâkim, ancak hakkında dava açılmış bir fiil ve kişi ile ilgili yargılama yapabilecek ve önüne getirilen somut uyuşmazlığı hukuki çözüme kavuşturacaktır.
Yine, CMK'nın 226. maddesinde ise "Sanık, suçun hukuki niteliğinin değişmesinden önce haber verilip de savunmasını yapabilecek bir hâlde bulundurulmadıkça, iddianamede kanuni unsurları gösterilen suçun değindiği kanun hükmünden başkasıyla mahkûm edilemez.
Cezanın artırılmasını veya cezaya ek olarak güvenlik tedbirlerinin uygulanmasını gerektirecek hâller, ilk defa duruşma sırasında ortaya çıktığında aynı hüküm uygulanır.
Ek savunma verilmesini gerektiren hâllerde istem üzerine sanığa ek savunmasını hazırlaması için süre verilir.
Yukarıdaki fıkralarda yazılı bildirimler, varsa müdafie yapılır. Müdafii sanığa tanınan haklardan onun gibi yararlanır." hükmü getirilmiştir.
Soruşturma evresinde elde ettiği delillerden ulaştığı sonuca göre iddianameyi hazırlamakla görevli iddia makamı, düzenlenen iddianame ile CMK'nın 225. maddesinin birinci fıkrası uyarınca kovuşturma evresinin sınırlarını belirlemektedir. Bu bakımdan iddianamede, yüklenen suçun unsurlarını oluşturan fiil/fiillerin nelerden ibaret olduğunun hiçbir tereddüde yer bırakmayacak biçimde açıklanması zorunludur. Böylelikle sanık iddianame içeriğinden üzerine atılı suçun ne olduğunu hiçbir şüpheye yer vermeyecek şekilde anlamalı, buna göre savunmasını yapabilmeli ve delillerini sunabilmelidir. CMK'nın 226. maddesindeki düzenlemeyle iddianamede anlatılan eylem değişmemiş olduğunda, kanun koyucu o eylemin hukuki niteliğinde değişiklik olmasını yargılamanın sınırlılığı ilkesine aykırı görmemiş, bu gibi hâllerde sanığa ek savunma hakkı verilerek değişen suç niteliğine göre bir hüküm kurulmasına imkân sağlamıştır. Bu düzenlemenin bir sonucu olarak mahkeme, eylemin hangi suçu oluşturacağına ilişkin nitelendirmede iddia ve savunmayla bağlı değildir. Örneğin, iddianamede kasten öldürmeye teşebbüs olarak nitelendirilen eylemin kasten yaralama suçunu oluşturacağı görüşünde olan mahkemece, sanığa ek savunma hakkı da verilmek suretiyle bahse konu suçtan hüküm kurulabilecektir. İddianamede anlatılan ve kapsamı belirlenen olayın dışında bir failin yargılanması söz konusu olduğunda ise suç duyurusunda bulunulması ve iddianame ile dava açılması hâlinde gerekli görülürse her iki iddianame ile açılan davaların birleştirilmesi yoluna gidilebilecektir.
Diğer taraftan; Yargıtayın görevi, mahkemelerce yapılan yargılamalar sırasında, kanunların ülke genelinde hukuka uygun olarak uygulanıp uygulanmadığını denetlemek, içtihatları ile ülkede kanunların ve hukuk kurallarının uygulanmasındaki birliği sağlamaktır. Bu görev gözetildiğinde, temyiz incelemesine konu olan hükümde, suç vasfının belirlenmesinde bir isabetsizlik yapıldığı takdirde, aleyhe temyiz olmasa bile bu hususun bozma nedeni yapılması gerekmektedir. Aksine kabul, hukuk kurallarının Türkiye genelinde farklı uygulanmasına yol açar ki, bu durumun Yargıtayın kuruluş amacına ve eşitlik ilkesine aykırı olacağı açıktır. Zira, aynı eylem nedeniyle değişik mahkemelerde yargılanan sanıklardan, suç vasfı doğru belirlenen sanığın, ceza zamanaşımı, memuriyetten yoksun bırakılma, seçilme hakkının kaybı, olası bir af yasası karşısında değişik durumlarla karşılaşılması gibi sonuçlarla muhatap olmasına rağmen, suç vasfı yanlış belirlenen sanığın, açıklanan sonuçlarla karşılaşmaması ve hatta hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumundan yararlanması söz konusu olur ki, bu durum aynı zamanda hak ve adalet duygusunu da incitir. Görüldüğü gibi, kazanılmış hak, suçun nitelendirilmesinde değil, aleyhe yönelen temyiz bulunmaması hâlinde sonuç ceza üzerinde ortaya çıkmaktadır.
B. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme
Sanık ...’ın, 09.09.2012 tarihinde inceleme dışı sanıklar ..., ... ve ... ile birlikte şikâyetçi ...’in iş yeri kepenginin asma kilidini kırarak içeri girip LCD televizyon, bilgisayar kasası ve monitörü, güvenlik kamerası kayıt cihazı ile içinde 4.600 TL, 50 Euro ve 30.000 TL’lik senedin bulunduğu para kasasını çaldıkları, suça konu monitörün sanık ...'un evinde yapılan aramada bulunarak şikâyetçiye teslim edildiğinden bahisle sanığın hırsızlık, iş yeri dokunulmazlığının ihlali ve mala zarar verme suçlarından cezalandırılması istemiyle açılan ve suçu bildirmeme suçuna ilişkin herhangi bir anlatıma ve sevke yer verilmeyen iddianame üzerine yapılan yargılama sonucunda, mahkemece ek savunma hakkı verilen sanığın TCK’nın 278. maddesi uyarınca suçu bildirmeme suçundan 1 ay 20 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, hükmün yalnızca sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine Özel Dairece sanığın, inceleme dışı sanıklarla birlikte atılı suçların asli faili olduğunun gözetilmemesi isabetsizliğinden bozulduğu, bozmaya uyan ve iddianamede anlatılan hırsızlık, iş yeri dokunulmazlığının ihlali ve mala zarar verme suçlarını sabit gören Yerel Mahkemece sanığın bu kez atılı suçlardan mahkûmiyetine karar verildiği, Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında suçun sübutuna ve kabulüne ilişkin herhangi bir uyuşmazlığın bulunmadığı dosya kapsamında;
Sanık hakkında hırsızlık, iş yeri dokunulmazlığının ihlali ve mala zarar verme suçlarına ilişkin anlatım ve açıklamalara yer verilen iddianamede, suçu bildirmeme suçuna yönelik herhangi bir anlatım bulunmadığı gibi bu anlama gelebilecek bir iddianın ve isnadın da yer almadığı, ayrıca iddianamede açıklanan ve suç oluşturduğu ileri sürülen eylemlerin suçu bildirmeme suçuna dönüşme ihtimalinin de hukuken mümkün olmadığı, Yerel Mahkemece, aynı olay nedeniyle eylemlerin bölünüp hırsızlık, iş yeri dokunulmazlığının ihlali ve mala zarar verme suçlarından beraat kararı verilmesi ile davasız yargılama olmaz ilkesine aykırı olarak iddianamede açıklanan fiilin dışına çıkılıp dava konusu edilmeyen ve dönüşme ihtimali de bulunmayan suçu bildirmeme suçundan mahkûmiyet hükmü kurulmasının usul ve kanuna aykırı olduğu, her ne kadar beraat hükümlerine yönelik aleyhe temyiz bulunmamakta ise de suçun niteliğinin belirlenmesinde kazanılmış haktan söz edilemeyeceği dikkate alındığında, suçu bildirmeme suçundan kurulan hükmün temyizi üzerine Özel Dairece, suç vasfı hatalı olarak belirlenen sanığın eylemlerinin hırsızlık, iş yeri dokunulmazlığının ihlali ve mala zarar verme suçlarını oluşturduğu gerekçesiyle ceza süresi yönünden kazanılmış hakkın korunması kaydıyla bozulmasında ve bozmaya uyan Yerel Mahkemece de her üç suçtan sanığın mahkûmiyeti ile ilk hükme yönelik aleyhe temyiz bulunmaması nedeniyle tüm suçlardan hükmedilen hapis cezalarının neticeten 1 ay 20 gün hapis cezasına indirgenerek karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı kabul edilmelidir.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan sekiz Ceza Genel Kurulu Üyesi; itirazın kabulüne karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
VI. KARAR
Açıklanan nedenlerle;
1 Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,
2 Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 31.05.2023 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_yargitay
Taranan Tarih: 25.01.2026 16:56:33