Karar Detayı
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Ceza Genel Kurulu
Yargıtay Kararı
2021/259
2023/299
24 Mayıs 2023
İtirazname No : 2016/80094
YARGITAY DAİRESİ: 8. Ceza Dairesi
MAHKEMESİ: Asliye Ceza
SAYISI: 1373 124
I. HUKUKİ SÜREÇ
Başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçundan sanık ...'in 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 268/1. maddesi delaletiyle aynı Kanun'un 267/1, 269/1, 62, 53 ve 58. maddeleri uyarınca 2 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ilişkin Elazığ 2. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 04.02.2016 tarihli ve 1373 124 sayılı hükmün, sanık ve müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 02.03.2021 tarih ve 10268 3209 sayı ile onanmasına karar verilmiştir.
II. İTİRAZ SEBEPLERİ
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 25.05.2021 tarih ve 80094 sayı ile;
"Yüksek Daire ile ayrıldığımız nokta; tebliğnamemizde belirttiğimiz üzere, somut olayda kimlik bilgilerini soran kolluk görevlilerine şikâyetçiye ait sürücü belgesini ibraz eden ve kimlik üzerindeki şikâyetçiye ait fotoğraf ile sanığın eşkâlindeki farklılık nedeniyle kimliğin kendisine ait olmadığı kolluk görevlilerince olay anında tespit olunan sanığın eyleminin, atılı suçu oluşturmaya elverişli icra hareketini barındırmadığı ve buna bağlı olarak da olay tutanağı dahil tüm soruşturma evrakı gerçek kimlik bilgisi ile düzenlendiği için atılı suçun oluşmayacağına ilişkindir.
İddianameye konu fiilin kapsamından farklılık arzetmeyen somut olaydaki sanığın fiili sonucunda, olay tutanağı dahil tüm soruşturma evrakı sanığın gerçek kimlik bilgileri ile tanzim edilmiş ve suçun mağdurunun aynı gün şikâyetçi sıfatıyla ifadesi alınarak sürücü belgesi kendisine teslim edilmiştir. Diğer bir deyişle, resmî evrakın düzenlenmesinde yalan beyanda bulunma suçuna konu olabilecek bir evrak tanzim edilmediği gibi suçun mağduru hakkında da soruşturma yapılmamıştır.
TCK’nın 'Suça teşebbüs' başlıklı 35. maddesindeki; 'Kişi, işlemeyi kastettiği bir suçu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıp da elinde olmayan nedenlerle tamamlayamaz ise teşebbüsten sorumlu tutulur.' hükmünde izah olunduğu üzere, kanunda suç olarak tanımlanmış bir fiilin işlenip işlenmediğini tartışmamız için gerçekleşmesi beklenen icrai hareketin suçu işlemeye elverişli olması gerekmektedir ki, sanığın iradesi dışında bir engel çıkmadığı sürece suçun işlenmesi ile kast olunan sonuç doğabilsin, suç ile korunan menfaat ihlal edilebilsin.
İşte somut olayda sanığın eyleminde/icra hareketinde kast olunan suçun oluşması için gerekli elverişlilik mevcut olmadığından ve bunun ispatı niteliğinde tüm soruşturma evrakı gerçek kimlik bilgisi ile tanzim edilerek müşteki hakkında soruşturma yapılmadığından, Dairenin birçok kararında yer aldığı üzere sanık eylemi ile kendisini suçsuz, diğer kişiyi ise işlemediği bir suçun faili olarak göstermediği için 5237 sayılı TCK'nın 268. maddesinde düzenlenen başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçunun unsurlarının oluşmadığı düşünülmektedir.
Yargıtay 8. Ceza Dairesi 2019/12661 2020/17917 sayılı emsal kararında; 'Somut olayda, Malatya 1. Sulh Ceza Mahkemesince verilen 2014/462 D. iş sayılı önleme araması kararına istinaden yolcu otobüsünde kolluk görevlilerince yapılan arama işlemi sırasında dedektör köpeğinin otobüsün bagajında bulunan bir çantaya tepki vermesi üzerine, çantanın sahibi olan ve otobüsten indirilerek kimlik tespiti yapılan sanığın kendisini ... olarak tanıtıp onun adına tanzim edilmiş ve üzerinde kendi fotoğrafı yapıştırılmış olan nüfus cüzdanını ibraz ettiği ancak nüfus cüzdanı üzerinde yazılı doğum tarihi ile sanığın yaşının uyumlu olmadığının polis memurlarınca fark edildiğinde gerçek kimliğini açıkladığı ve düzenlenen tüm tutanakların sanığın gerçek kimlik bilgilerine göre tanzim edildiğinin anlaşılması karşısında, sanık hakkındaki bütün adli işlemlerin gerçek kimlik bilgileriyle yapıldığı, başkasının kimliğini ya da kimlik bilgilerini kullanarak kendisini suçsuz, diğer kişiyi ise işlemediği bir suçun faili olarak göstermediği, bu nedenle 5237 sayılı TCK'nın 268. maddesinde düzenlenen başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçunun unsurlarının oluşmadığı, eylemin 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 40/1. madde ve fıkrasında düzenlenen kimliği bildirmeme kabahatini oluşturduğu,' belirtilerek zamanaşımının dolduğunun tespiti ile somut olayımızda olduğu gibi hakkında etkin pişmanlık hükmü de uygulanan fail hakkında idari yaptırım uygulanmasına yer olmadığına hükmetmiştir.
Anılan emsal kararda fail hakkında soruşturma bulunup bulunmadığı hususu, atılı suçun oluşmadığına gerekçe yapılmamış olmakla birlikte, somut olayın itirazımıza konu olaydan farklılığının bulunmadığını teyit açısından bu hususun irdelenmesi gerekirse, dedektör köpeğinin failin çantasına tepki vermesi anının fail hakkında soruşturmanın başladığı an olarak kabulü gerekir. Yargıtay ilamına konu dosyanın UYAP sisteminden incelenmesinde, bahse konu çantada esrar maddesi bulunduğu görülmüştür. Şayet mağdur adına düzenlenmiş faile ait fotoğraf yapıştırılı kimliğin, doğum tarihi ile failin görünüşündeki bariz farklılık nedeniyle basit bir inceleme sonucunda faile ait olmadığı anlaşılabilir olmasa idi, diğer bir deyişle failin eylemi elverişli olsaydı, ele geçen esrar maddesi nedeniyle suçun mağdurunun soruşturmaya maruz kalması söz konusu olabilecekti. Emsal kararda elverişlilik unsuruna yer verilmemiş ise de, icrai hareketin elverişli olmaması nedeniyle kolluk görevlilerince başkasına ait kimlik bilgilerini kullandığı tespit olunan ve bu nedenle gerçek kimliğini açıklayan fail hakkında düzenlenen tüm tutanakların gerçek kimlik bilgilerine göre tanzim edilmesi ve bütün adli işlemlerin gerçek kimlik bilgileriyle yapılması gerekçe gösterilerek belirtilen karar verilmiştir.
Tüm bu açıklamalar ışığında;
Sanığın eyleminin, izah edilen nedenlerle atılı suçu, yalan beyanı içeren bir belge düzenlenmemiş olması nedeniyle de resmî belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçunu oluşturmayacağı, fiilin Kabahatler Kanunu'nun 40. maddesinde düzenlenen kimliği bildirmeme kabahatini oluşturacağı," görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 8. Ceza Dairesince 29.06.2021 tarih ve 10899 16904 sayı ile; itiraz nedeninin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
III. UYUŞMAZLIK KONUSU VE ÖN SORUN
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın eyleminin nitelendirilmesine ilişkin ise de Yargıtay İç Yönetmeliği'nin 27. maddesi uyarınca öncelikle; sanık hakkında eksik araştırma ile karar verilip verilmediğinin, sanık hakkında eksik araştırma ile karar verilmediği ve sanığın eyleminin başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçunu oluşturduğu sonucuna ulaşılması hâlinde ise ayrıca;
1 TCK’nın 269. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükümlerinin uygulama şartlarının oluşup oluşmadığının,
2 Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazından sonra 02.08.2022 tarihli ve 31911 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 21.04.2022 tarihli ve 87 44 sayılı kararı ile CMK'ya 17.10.2019 tarihli ve 7188 sayılı Kanun’un 31. maddesiyle eklenen geçici 5. maddenin (d) bendinde yer alan "...kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış..." ibaresinin "...seri muhakeme usulü..." yönünden Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verildiği gözetilerek, başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçuna ilişkin olarak seri muhakeme usulünün uygulanması bakımından sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunup bulunmadığının,
Değerlendirilmesi gerekmektedir.
IV. OLAY VE OLGULAR
İncelenen dosya kapsamından;
Kolluk tarafından düzenlenen 06.12.2015 tarihli olay araştırma ve yakalama tutanağına göre; 27.11.2015 tarihinde ... ili, ... Mahallesi, ... Sokak, No. ... sayılı adreste faaliyet gösteren ... isimli şahsın iş yerinde meydana gelen hırsızlık olayı ile ilgili olarak yapılan çalışmalar sırasında 06.12.2015 tarihinde saat 04.00 civarında ... Caddesi üzerinde devriye görevi yapan kolluk görevlilerinin bahse konu olaya karıştığı değerlendirilen ve güvenlik kamerası görüntülerinde yer alan araca birebir benzerlik gösteren ... plakalı aracı hareket hâlinde gördükleri, takibe alınan aracın bir süre sonra ... Mahallesi, ... Sokak üzerinde park etmek suretiyle durduğu, aracın yanına gidilip sürücü koltuğundan inen şahsa polis tanıtma kartlarının gösterildiği, kimliği sorulan şahsın mağdur ... adına düzenlenmiş sürücü belgesini ibraz ettiği, şahıs ile yapılan mülakatta tedirgin ve çelişkili beyanlarda bulunması ve ibraz edilen sürücü belgesindeki fotoğrafla şahsın eşkalinin farklılık göstermesi üzerine yapılan araştırma neticesinde şahsın sanık ... olduğunun tespit edildiği, sanığa sorulduğunda mağdurun arkadaşı olduğunu ve kendi ehliyeti olmadığı için mağdurdan ehliyetini emaneten aldığını beyan ettiği, sanığın yapılan sorgusunda birçok suçtan kaydının olduğunun ancak aranmadığının anlaşıldığı, aracı kontrol edildiğinde arka koltuk alt kısmında 1 teneke kutu içinde 25 kg ağırlığında bal bulunduğunun görüldüğü, sanığa balın kime ait olduğu ve nereden alındığı sorulduğunda; kendisine ait olduğunu ve 10 12 gün önce ... Mahallesinde bulunan ... Gıda isimli iş yerinden 280 TL'ye köye göndermek için satın aldığını beyan ettiği, anılan iş yeri sahibi olan ... isimli şahısla ile yapılan görüşmede sanığa bal satmadığını belirttiği, mağdura ulaşılıp sorulduğunda ehliyetinin kendisinde bulunmadığını, çalınmış veya kaybolmuş olabileceğini beyan ettiği, ... plakalı aracın ruhsat sahibi ... isimli şahıs ile görüşüldüğünde ise; aracını 15 gün önce öğrenci servis işi yaptığını bildiği sanığa günlük 60 TL karşılığında verdiğini, bu süre zarfında sanığın her gece saat 23.00 sıralarında aracı aldığını, sabah saat 10.00 civarında ise aracını geri getirdiğini, ayrıca kendisine izletilen güvenlik kamerası görüntülerindeki aracın kendisine ait olduğunu ifade ettiği,
Kolluk tarafından düzenlenen olay araştırma ve yakalama tutanağı, sevk/serbest bırakma tutanağı, üst arama ve teslim tesellüm tutanağı, şüpheli ve sanık hakları formunun sanığın gerçek kimlik bilgilerine göre tanzim edildiği,
... Eğitim ve Araştırma Hastanesince sanık adına düzenlenen 06.12.2015 tarihli, 8317 ve 8326 numaralı raporlarda; sanığın üzerinde herhangi bir darp ve cebir izine rastlanılmadığının belirtildiği,
UYAP sorgulamasında Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 2019/14878 Esas sayılı dosyasında kolluk kuvveti ihbar evrakı bölümünde sanığa ait nüfus cüzdan fotokopisinin bulunduğunun belirlendiği,
Anlaşılmıştır.
Mağdur ..., kollukta; sürücü belgesinin genel olarak aracı içinde bulunduğunu, yaklaşık 2 ay önce sürücü belgesini kontrol ettiğinde yerinde olduğunu gördüğünü, son 2 ay içinde aracını temizletmek için ... Oto Yıkama isimli iş yerine 2 3 kez bıraktığını, ehliyetinin nasıl kaybolduğunu bilmediğini, sanığı tanımadığını, sanıktan şikâyetçi olduğunu, Mahkemede ise; önceki beyanlarını aynen tekrar ettiğini ancak sanıktan şikâyetçi olmadığını ifade etmiştir.
Sanık ..., kollukta müdafinin katılımı ile; ... Mahallesi, ... Sokak, No. ... adresindeki depoda bulunan ve ... isimli şahsa ait olan 250 metrekare laminant parke ile 8 bağ şeklinde toplam 800 metreküp parke çıtasını 06.10.2015 08.10.2015 tarihleri arasında ... ve ... isimli şahısların tehditleri nedeniyle; ... Mahallesi, ... Sokak, No: ... adresinde bulunan ve ... isimli şahsa ait olan 40 50 teneke 25 kilogramlık balı 27.11.2015 tarihinde ismini ... olarak bildiği şahsın yardımı ile; yine ... Mahallesi, ... Bulvarı, No. ... sayılı yerde bulunan ve ... isimli şahsa ait olan 200 koli yumurtayı 30.11.2015 tarihinde tek başına çaldığını, yakalandığında görevlilere ibraz etmiş olduğu ve mağdur adına düzenlenen sürücü belgesini yaklaşık 20 gün önce çalışmış olduğu ... Oto Yıkama isimli iş yerinden evine doğru gittiği sırada bulduğunu, araması olduğunu düşündüğü için asıl kimliğini gizlemek amacıyla polislere bu sürücü belgesini ibraz ettiğini, başka bir yerde kullanmadığını,
Mahkemede ise; polislerin kimliğini sormaları üzerine T.C. kimlik numarasını söylediğini, ayrıca yanında kendisine ait kimliği olmadığını belirttiğini, mağdura ait sürücü belgesini de "Ben bu ehliyeti buldum!" diyerek polislere ibraz ettiğini, kesinlikle kimlik bilgileri sorulduğunda mağdura ait ehliyeti ibraz etmediğini, başkasının kimlik bilgisini kullanmadığını, suçlamayı kabul etmediğini, emniyetteki savunmasını okumadan imzaladığını, emniyette polisler tarafından darp edildiğini, hakkında düzenlenen doktor raporunu kabul etmediğini, korktuğu için polisler hakkında herhangi bir şikâyette bulunmadığını, olay günü kendisine sürücü belgesiz araç kullanmaktan idari para cezası verildiğini, buna ilişkin evrakı ibraz ettiğini,
Savunmuştur.
V. GEREKÇE
A. Sanık Hakkında Eksik Araştırma İle Karar Verilip Verilmediği
- Ön Soruna İlişkin Hukuki Açıklamalar
Ceza muhakemesinin amacı, her somut olayda kanuna ve usulüne uygun olarak toplanan delillerle maddi gerçeğe ulaşıp adaleti sağlamak, suç işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasının önüne geçebilmek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmektir. Gerek 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu gerekse CMK adil, etkin ve hukuka uygun bir yargılama yapılması suretiyle maddi gerçeğe ulaşmayı amaç edinmiştir. Bu nedenle ulaşılma imkânı bulunan bütün delillerin ele alınıp değerlendirilmesi gerekmektedir. Diğer bir değişle adaletin tam olarak gerçekleşebilmesi için, maddi gerçeğe ulaşma amacına hizmet edebilecek tüm kanuni delillerin toplanması ve tartışılması zorunludur.
- Ön Soruna İlişkin Hukuki Nitelendirme
27.11.2015 tarihinde ... ili, ... Mahallesi, ... Sokak No. ... sayılı adreste faaliyet gösteren ... isimli şahsın iş yerinde meydana gelen hırsızlık olayı ile ilgili olarak yapılan çalışmalar sırasında 06.12.2015 tarihinde saat 04.00 civarında ... Caddesi üzerinde devriye görevi yapan kolluk görevlilerinin bahse konu hırsızlık olayına karıştığı değerlendirilen ve güvenlik kamerası görüntülerinde yer alan araca birebir benzerlik gösteren ... plakalı aracı hareket hâlinde görmeleri üzerine takibe aldıkları, aracın bir süre sonra ... Mahallesi, ... Sokak üzerinde park etmesi üzerine aracın yanına gidildiği ve sürücü koltuğundan inen sanığa polis tanıtma kartlarının gösterilerek kimliğinin sorulduğu sanığın ise mağdur adına düzenlenmiş sürücü belgesini ibraz ettiği, yapılan görüşme sırasında sanığın tedirgin ve çelişkili beyanlarda bulunması ve ibraz edilen sürücü belgesindeki fotoğrafta yer alan şahıs ile sanığın eşkalinin farklılık göstermesi üzerine yapılan araştırma neticesinde sanığın gerçek kimlik bilgilerinin tespit edildiği anlaşılan olayda;
Kolluk tarafından düzenlenen 06.12.2015 tarihli olay araştırma ve yakalama tutanağında sanığın gerçek kimliğinin nasıl tespit edildiği hususunun tam olarak açıklanmadığı, bu konuda dosyada herhangi bir bilgi de bulunmadığı ve suça konu sürücü belgesi üzerinde yer alan mağdura ait fotoğraf ile karşılaştırılması bakımından sanığa ait teşhise elverişli bir fotoğrafın dosya arasında yer almadığı anlaşılmakta ise de UYAP sorgulamasında Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 2019/14878 Esas sayılı dosyasının kolluk kuvveti ihbar evrakı bölümünde sanığa ait nüfus cüzdan fotokopisinin bulunduğu ve olayın üzerinden uzun bir süre geçmesi nedeniyle de sanığın gerçek kimlik bilgilerinin nasıl tespit edildiği hususunda tutanak düzenleyicilerin dinlenilmelerinin, mevcut olan diğer delillerin hüküm kurmaya elverişli olduğu hususu da nazara alındığında yargılamaya konu dosyaya herhangi bir katkı sağlamayacağı, belirtilen nedenle usul ekonomisine aykırı bu durumun yargılamanın uzaması sonucunu doğuracağı değerlendirildiğinden sanık hakkında eksik araştırma ile hüküm kurulmadığı kabul edilmelidir.
B. Sanığın Eyleminin Nitelendirilmesi
- İlgili Mevzuat ve Öğretide Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Görüşler
Uyuşmazlığın isabetli bir biçimde çözümlenebilmesi için TCK'nın 268. maddesinde düzenlenen başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçu ve aynı Kanun’un 206. maddesinde düzenlenen resmî belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçu ile 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 40. maddesinde düzenlenen kimliği bildirmeme kabahati üzerinde ayrı ayrı durulması gerekmektedir.
Başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçu TCK'nın 268. maddesinde; "İşlediği suç nedeniyle kendisi hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla, başkasına ait kimliği veya kimlik bilgilerini kullanan kimse, iftira suçuna ilişkin hükümlere göre cezalandırılır." şeklinde, atıf yapılan iftira suçu ise aynı Kanun'un 267. maddesinde; "Yetkili makamlara ihbar veya şikayette bulunarak ya da basın ve yayın yoluyla, işlemediğini bildiği halde, hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idari bir yaptırım uygulanmasını sağlamak için bir kimseye hukuka aykırı bir fiil isnat eden kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır..." biçiminde düzenlenmiştir.
TCK'nın 268. maddesinin gerekçesinde de; "Madde metninde iftira suçunun özel bir işleniş biçimi hakkında düzenleme yapılmıştır." hususu vurgulanmıştır.
Başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçunun iftira suçunun özel bir şekli olduğu madde sıralamasından da anlaşılmaktadır. TCK'nın 267. maddesinde iftira suçunun düzenlenmesinin ardından 268. madde kaleme alınmış, daha sonra iftira suçundaki etkin pişmanlık hükmünü içeren 269. maddeye yer verilmiştir.
Bu aşamada TCK'nın 269. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükümlerinin, aynı Kanun'un 268. maddesinde hüküm altına alınan başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suç bakımından da uygulanıp uygulanmayacağı hususuna değinilmesinde fayda bulunmaktadır.
TCK'nın 268. maddesinde yer alan "..., iftira suçuna ilişkin hükümlere göre cezalandırılır." biçimindeki ifade ile iftira suçunun cezalandırılmasına ilişkin bütün hükümlere atıf yapılmış olması ve bu hükümlerin içerisinde cezayı azaltan etkin pişmanlık hükümlerinin de bulunması karşısında başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçu bakımından da TCK'nın 269. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması gerekmektedir (Hasan Tahsin Gökcan Mustafa Artuç, Yorumlu Uygulamalı Türk Ceza Kanunu Şerhi, 6. Cilt, Adalet Yayınevi, Ankara 2021, s. 8947; Yener Ünver, TCK'da Düzenlenen Adliyeye Karşı Suçlar, 5. Baskı, Seçkin Yayınevi, Ankara, 2019, s. 157.). Anayasa Mahkemesinin 22.05.2014 tarihli ve 3 95 sayılı kararında da bu husus; "Diğer taraftan kuralla başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçunun cezasının iftira suçuna ilişkin hükümlere göre belirleneceğinin ifade edilmesi, temel ceza yanında artırım nedenleri, zamanaşımı ile etkin pişmanlık açısından da iftira suçunun esas alınacağı anlamına gelmektedir. Başka bir anlatımla 'iftira suçuna ilişkin hükümlere göre cezalandırılır.' biçimindeki ibareyle, cezalandırmayla ilgili bütün hükümler yönünden iftira suçuna gönderme yapılmaktadır. Dolayısıyla cezayı ağırlaştıran ve azaltan hâller de cezalandırmayla ilgili hükümler kapsamında olduğundan iftira suçu için geçerli olan nitelikli hâller ile etkin pişmanlık hükümlerinin başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçu yönünden de uygulanacağında bir tereddüt bulunmamaktadır." şeklinde açıklanmıştır.
Diğer taraftan TCK'nın "Etkin pişmanlık" başlıklı 269. maddesinin 1. fıkrası; "İftira edenin, mağdur hakkında adlî veya idari soruşturma başlamadan önce, iftirasından dönmesi halinde, hakkında iftira suçundan dolayı verilecek cezanın beşte dördü indirilir." biçiminde düzenlenmiştir. "Soruşturma" deyimi CMK'nın 2. maddesine göre "Kanuna göre yetkili mercilerce suç şüphesinin öğrenilmesinden iddianamenin kabulüne kadar geçen evreyi" ifade etmektedir. Bu anlamda iftira suçu bakımından etkin pişmanlık hükümlerine ilişkin anılan fıkranın fail hakkında uygulanabilmesi için yetkili mercilerce suç şüphesinin öğrenilmesinden sonra ve herhangi bir soruşturma işlemi yapılmadan önce iftira eden failin iftirasından dönmesi gerekmektedir. Başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçu bakımından ise suç şüphesinin öğrenilmesinden sonra ve kimliği veya kimlik bilgileri kullanılan kişi hakkında herhangi bir soruşturma işlemi yapılmadan önce iftiradan dönülmesi hâlinde bu fıkra uygulanabilecektir.
Başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçu ile korunan hukuki yarar iftira suçuna benzer niteliktedir. Birden çok hukuki yararı koruduğu kabul edilen bu suç ile toplumu oluşturan bireylerin adil yargılanma haklarını güvenceye alan yargı organının işleyiş düzeni ile kimliği kullanılan kişinin şeref, saygınlık, hürriyet ve haksız yere yargılanmama hakları korunmaktadır (Gökcan Artuç, s. 8940.).
Anılan suçun hareket öğesini başkasına ait kimliği veya kimlik bilgilerini kullanma fiili oluşturmaktadır. Başkasına ait kimliğin kullanılması, başka bir kişi adına düzenlenen kimlik belgesinin kendisini başka bir kişi gibi tanıtacak biçimde yetkili kişi, makam veya mercilere ibraz edilmesidir. Bu amaçla başka bir kişi adına düzenlenen nüfus cüzdanı, pasaport veya evlilik cüzdanı kullanılmış olabilir. Kimlik bilgilerinin kullanılması ise resmî bir belge ibraz edilmese bile başkasına ait kimlik bilgilerinin kendisine aitmiş gibi açıklanmasıdır. Bunun için ad ve soyad, doğum yeri ve tarihi, anne ve baba adları gibi bir kişiyi diğerinden ayırt etmeye yarayacak bir şekilde bilgilerin verilmesi gerekmektedir.
Suçun oluşması, herhangi bir zararın varlığını gerektirmemektedir. Başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerini kullanma biçimindeki davranışın icra edilmesi ile suç tamamlanmaktadır. Bu bakımdan zarar suçu değil tehlike suçu söz konusudur. Kanun koyucu tipik fiilin icrası ile tehlikenin gerçekleştiğini kabul edip ayrıca tehlikenin varlığının araştırılmasını istemediğinden, suç aynı zamanda soyut tehlike suçu niteliğindedir.(Gökcan Artuç, s. 8940).
Bu suçta failin amacı yapılan soruşturma ve kovuşturmayı kendi üzerinden uzaklaştırmaktır. Başka bir ifade ile fail eylemini, hakkında başlayacak soruşturmayı başka bir kişi üzerinden yapılmasına neden olabilecek şekilde gerçekleştirmelidir. Bunun için de suçsuz bir kişinin kimliği veya kimlik bilgileri kullanılarak soruşturmanın bu kişi aleyhine yürütülmesi tehlikesine neden olunmalıdır. Açıklanan nedenle de iftiraya ilişkin ceza hükümlerine atıf yapılmıştır. Fakat eylemin bu sonucu yaratması diğer bir ifade ile soruşturmanın fiilen başkasına yönelmiş olması şart olmayıp sadece bu olasılığın varlığı yeterlidir (Gökcan Artuç, s. 8943 8944.).
Öte yandan başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerini kullanma suçunda, failin kullandığı kimlik veya kimlik bilgilerinin gerçekte var olan bir kimseye ait olması gerekmektedir. Bu sebeple, fail tarafından kullanılan kimlik veya kimlik bilgileri hukuki anlamda sonuç doğuracak nitelikte olmalıdır. Örneğin; bir kamu kurumuna ait binaya zarar verirken yakalanan sanığın, kolluk görevlilerine kendi kimliği yerine başka bir kişinin yalnızca adını vermesi hâlinde, adı kullanılan kişi hakkında soruşturma yapılması mümkün değildir. Böyle bir durumda, hukuki anlamda sonuç doğurmayacak ve bu nedenle de kimlik bilgileri kapsamında değerlendirilmesi mümkün olmayan bir bilgi verildiğinden, anılan suç oluşmayacaktır.
Uyuşmazlık konusu ile ilgili bir diğer suç olan resmî belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçu TCK’nın "Kamu güvenine karşı suçlar" bölümündeki 206. maddede; "Bir resmî belgeyi düzenlemek yetkisine sahip olan kamu görevlisine yalan beyanda bulunan kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır." biçiminde düzenlenmiştir.
Maddenin gerekçesinde;
"Madde, doktrinde 'fikrî sahtecilik' olarak adlandırılan bir suç tipini düzenlemektedir. Kişi, kendi beyanıyla, sahte bir resmî belgenin düzenlenmesine neden olmak hakkına sahip değildir. Kişinin açıklamaları üzerine düzenlenen resmî belgenin bu beyanın doğruluğunu ispat edici bir güce sahip olması suçun oluşması için gereklidir. Aksi takdirde düzenlenen belge, yapılan beyanın doğruluğunu ispat edemeyeceğinden, kişi kendi beyanı ile böyle bir belgenin düzenlenmesine etmen olmuş sayılamaz ve kendisinin bu madde uyarınca cezalandırılmasının neden ve hikmeti kalmaz. O hâlde bakılacak husus şudur: Beyanın doğruluğu düzenlenen resmî belgeyle ispat edilecek ise, madde uygulanacaktır; buna karşılık beyanı alan memur, beyanın doğruluğunu tahkik edip, buna kanaat getirdikten sonra resmî belgeyi düzenlemek durumunda ise yani resmî belge sadece kişinin beyanı üzerine değil de, memurca yapılacak inceleme sonucuna göre meydana getirilmekte ise, bu maddedeki suç oluşmaz. Nitekim, kişiyi çok geniş bir surette 'doğruyu söylemek'le yükümleyen İtalyan Ceza Kanununun 483 üncü maddesi de aynı esası kabul etmiş ve İtalyan Yargıtayının yerleşmiş içtihadı da bu yönde olmuştur.
Bu nedenle, gümrük muayene memuruna, belirli bir malı ithal veya ihraç edeceği yolunda yalan beyanda bulunan kişi, bu maddedeki suçu işlemiş olmaz; zira beyanı alan gümrük muayene memuru sırf bu beyanla yetinmeyip, beyanın doğruluğunu incelemekle yükümlüdür.
Resmî belge ile doğruluğu ispat edilecek olayların ne olduğu, belgenin niteliğine göre belirir.
Hâkime, değişik olaylar karşısında, yalan beyanın niteliğine göre temel cezayı belirlemek bakımından takdir yetkisi sağlamak maksadıyla maddedeki ceza üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası olarak saptanmıştır." açıklamalarına yer verilmiştir.
Bu suçun oluşabilmesi için, yalan beyanın resmî belge düzenleme yetkisine sahip kamu görevlisine yapılmış olması gerekmektedir. Resmî bir belgenin düzenlenmesi sırasında beyanda bulunacak kişinin gerçeği söyleme zorunluluğu vardır. Kişinin beyanı üzerine düzenlenen resmî belgenin, bu beyanın doğruluğunu ispatlayıcı nitelikte olması, bir başka ifadeyle beyanın doğruluğunun kamu görevlisi tarafından araştırılmasının zorunlu olmaması şarttır. Kişinin beyanı yeterli olmayıp bu beyanın doğruluğunun kamu görevlisi tarafından araştırılması zorunluysa ve bu araştırma sonunda bildirimin gerçeğe uygun olmadığı belirlenirse, kişinin beyanına itibar edilemeyeceğinden ve kişinin beyanını içeren belge, ispat aracı olarak kullanılamayacağından, anılan maddedeki suç oluşmayacaktır.
Bununla birlikte suçun oluşması için kişinin beyanda bulunması yeterli olmayıp bu beyan üzerine kamu görevlisi tarafından bir belgenin de düzenlenmesi gerekmektedir.
Yargısal kararlarda ve öğretide; kişinin beyanı üzerine düzenlenen resmî belgenin, bu beyanın doğruluğunu ispatlayıcı nitelikte olduğu, bir başka anlatımla beyanın doğruluğunun kamu görevlisi tarafından araştırılmasının zorunlu olmayıp TCK'nın 206. maddesindeki suçun oluştuğu durumlara; kişinin, İl Çevre Müdürlüğünce verilen idari para cezasının tahsilini engellemek için düzenlenen idari para ceza tutanağında adresini gerçeğe aykırı şekilde belirtmesi, borçlu kişinin, haciz tutanağında kendisine ait malları üçüncü kişiye ait gibi beyan etmesi, hakkında trafik ceza tutanağı düzenlenecek kişinin, kendisine benzeyen başka bir kimsenin fotoğrafı bulunan sürücü belgesini trafik polisine göstermesi, belgedeki fotoğrafın kişiye benzemesi nedeniyle bu beyanın doğruluğunu araştırma zorunluluğu bulunmayan trafik görevlisince sürücü belgesi sahibi adına trafik ceza tutanağı tanzim edilmesi örnek olarak sayılmıştır.
Öğretideki görüşlere ve konuya ilişkin yargısal kararlara göre, bu suçta temel alınan husus; kamu görevlisi tarafından delil aranmaksızın, başkaca herhangi bir araştırma, inceleme ve işlem yapılmaksızın, doğrudan doğruya hukuki sonuç doğuracak ve ispat aracı oluşturacak nitelikte resmî belgenin düzenlenmesine dayanak alınan beyanlardır. Yalan beyanın doğrudan hukuki sonuç doğurmadığı, delil aracı oluşturmadığı hâllerde ya da kamu görevlisinin görevi gereği bu beyanın gerçeğe uygunluğunu araştırıp, doğruluğuna kanaat getirdiği takdirde resmî belgeyi düzenlemesi, aksi durumda beyanı reddetmesi gerekiyorsa anılan suç oluşmayacaktır.
TCK'nın 206. maddesinde düzenlenen resmî belgenin düzenlenmesinde yalan beyanda bulunma suçunu aynı Kanun'un 268. maddesinde düzenlenen başkalarına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçundan ayıran en önemli özellik, 268. maddede sanık bir suçtan kurtulmak amacıyla gerçek bir kişinin kimlik bilgilerini vererek gerçek kişi hakkında iftira sonucunu doğuran eylemiyle soruşturma ve kovuşturma yapılmasına neden olabilmekteyken, 206. maddede sanık, kamu görevlisine kimliği hakkında yalan beyanda bulunmakla bir başkası hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasına neden olmamaktadır. Örneğin; hakkında hırsızlık suçundan kamu davası devam eden ve yakalama kararı çıkarılan A'nın rutin bir kontrolde gerçek kişi B'nin kimlik bilgilerini kullanması durumunda, kendisi hakkında yapılan kovuşturmayı engellemediğinden ve A'nın eylemi nedeniyle de B hakkında bir soruşturma ve kovuşturma yapılma ihtimali bulunmadığından, A'nın eylemi TCK'nın 268. maddesinde düzenlenen başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerini kullanma suçunu da oluşturmayacaktır.
Kimliği bildirmeme kabahati ise 5326 sayılı Kanun’un 40/1. maddesinde; "Görevle bağlantılı olarak sorulması halinde kamu görevlisine kimliği veya adresiyle ilgili bilgi vermekten kaçınan veya gerçeğe aykırı beyanda bulunan kişiye, bu görevli tarafından elli Türk Lirası idarî para cezası verilir." şeklinde düzenlenmiştir.
Anılan madde gerekçesinde ise; "Kamu görevinin gereği gibi ifa edilebilmesi için, herhangi bir kamu göreviyle ilişkili olarak, kişiler gerektiğinde kimlik ve adresleriyle ilgili bilgileri kamu görevlilerine vermekle yükümlüdür. Bu bilgileri vermekten kaçınan ya da bu konularda gerçeğe aykırı bilgi verenler hakkında, bilgiyi soran kamu görevlisi tarafından idari para cezasına karar verilecektir." açıklamalarına yer verilmiştir.
Kimliği bildirmeme kabahati seçimlik hareketli bir kabahat olup kabahati oluşturan seçimlik hareketler; kimliğiyle ve/veya adresiyle ilgili bilgi vermekten kaçınma, kimliği ve/veya adresiyle ilgili gerçeğe aykırı beyanda bulunmaktır. Bilgi vermekten kaçınma veya gerçeğe aykırı beyanın kamu göreviyle bağlantılı olarak sorulması sırasında olması yeterli olup resmî belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçundan farklı olarak resmî bir belgenin düzenlenmesi esnasında olması şart değildir.
Kişinin kimliği veya adresiyle ilgili bilgi vermekten kaçınması veya gerçeğe aykırı bilgi vermesinin kabahat oluşturabilmesi için bilgiyi soranın kamu görevlisi olması ve onun da kanunen bunu sormaya yetkili olup göreviyle bağlantılı olarak bu bilgiyi sormuş olması gerekir. Bu nedenle kamu görevlisi olmayan kişilerin kanunen kimlik sorma yetkileri olsa bile bu kişilere bilgi verilmemesi veya gerçeğe aykırı bilgi verilmesi kabahat oluşturmayacaktır. Aynı şekilde kamu görevlisi olsa bile kanunen kimlik sorma yetkisi yoksa veya böyle bir yetkisi olsa dahi bilgiyi göreviyle bağlantılı olarak sormamışsa bilgi verilmemesi veya gerçeğe aykırı bilgi verilmesi kabahat oluşturmaz.
Mevzuatımızda kamu görevlilerinin kimlik sorma yetkisine ilişkin hükümler bulunmaktadır. Örneğin; 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyetleri Kanunu’nun 4/A ve Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Yönetmeliği’nin 46. maddeleri uyarınca polis ve jandarmanın suç işlenmesini önlemek ve işlenmiş suçların faillerini ele geçirmek için veya diğer kanuni yetkilerini kullanırlarken kendilerinin polis veya jandarma olduğunu belirleyen belgeyi gösterdikten sonra, kişilere kimliklerini sorabilecekleri belirtilmiştir.
Kimliği bildirmeme kabahati, bilgi vermekten kaçınma veya gerçeğe aykırı beyanda bulunma ile işlenmiş sayılır. Diğer bir anlatımla kimliği bildirmeme kabahatinin oluşabilmesi için fiilin yapılması yeterli olup kişinin kimliğinin belirlenememesi, kamu görevinin aksaması gibi bir neticenin gerçekleşmesi gerekli veya zorunlu değildir.
Kişinin kimliği veya adresiyle ilgili bilgi vermekten çekinmesi ve özellikle de gerçeğe aykırı beyanda bulunması resmî belgede sahtecilik, resmî belgenin düzenlenmesinde yalan beyan, başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması, gerçek kimliğini saklamak suretiyle bir başkasıyla evlenme işlemi yaptırma gibi TCK'da yer verilen suçları oluşturabilir. Benzer şekilde söz konusu fiillerin 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun 67. maddesinin birinci fıkrasına muhalefet ve 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu’nun 25. maddesine muhalefet gibi özel kanunlarda ihdas edilmiş suçları da oluşturması mümkündür. Ayrıca şahsın kimliği veya adresiyle ilgili bilgi vermekten çekinmesi veya gerçeğe aykırı beyanda bulunması 5326 sayılı Kanun’un 40/1. maddesinde düzenlenen kimliği bildirmeme kabahatini de oluşturabilir. Bir fiil, hem kabahat hem de suç olarak tanımlanmış ise 5326 sayılı Kanun'un 15/3. maddesi uyarınca sadece suçtan dolayı yaptırım tatbik edilecek ancak suçtan dolayı yaptırım uygulanamayan hâllerde kabahat dolayısıyla müeyyide uygulanabilecektir.
- Somut Olayda Hukuki Nitelendirme
Ön sorun değerlendirilirken anlatıldığı şekilde gerçekleşen olayda;
İşlediği suç nedeniyle kendisi hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla başkasına ait kimliğin kullanılması fiilinin TCK'nın 268. maddesinde düzenlenen başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçunun hareket unsurlarından birisini oluşturması, bahse konu suçun tehlike suçu olarak düzenlenmesi nedeniyle failin bu eylemini, hakkında başlayacak soruşturmanın başka bir kişi aleyhine yürütülmesi tehlikesine neden olabilecek şekilde gerçekleştirmesinin suçun oluşumu için yeterli olması, suçun oluşması bakımından soruşturmanın kimliği veya kimlik bilgileri kullanılan kişiye fiilen yönelmiş olmasının diğer bir ifade ile kimliği veya kimlik bilgileri kullanılan kişi adına evrak düzenlenmek suretiyle bu kişi hakkında soruşturmaya başlamasının gerekmemesi, aksi düşüncenin TCK'nın "Etkin pişmanlık" başlıklı 269. maddesinin 1. fıkrasının bu suç bakımından uygulanamayacağı sonucunu doğurması, somut olayda kolluk tarafından düzenlenen 06.12.2015 tarihli olay araştırma ve yakalama tutanağına göre kimliği sorulduğunda mağdur adına düzenlenmiş sürücü belgesini ibraz eden sanığın eşkâli ile anılan belgedeki fotoğrafın farklılık göstermesinin yanı sıra tedirgin ve çelişkili beyanlarda bulunması nedeniyle oluşan şüphe üzerine yapılan araştırma neticesinde sanığın gerçek kimliğinin tespit edilebilmesi, Ceza Genel Kurulunca Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 2019/14878 Esas sayılı dosyasının UYAP üzerinden incelenmesi sonucunda da sanığın fotoğrafı ile mağdurun fotoğrafı arasında gerçek kimliğin tespiti hususunda tüm şüpheleri ortadan kaldıracak bariz bir farklılığın bulunmadığının belirlenmesi hususları birlikte değerlendirildiğinde; TCK'nın 268. maddesinde düzenlenen suçun kanuni tanımında da belirtildiği gibi işlediği suç nedeniyle kendisi hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla mağdurun sürücü belgesini kullanan sanığın bu eylemi ile mağdur hakkında hırsızlık suçundan soruşturma yapılması tehlikesine neden olduğu, bu bağlamda da suçun icrasına elverişli hareketlerle başladığı anlaşılan sanığın eyleminin başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçunu oluşturduğu kabul edilmelidir.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının bu uyuşmazlık konusu bakımından reddine karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan altı Ceza Genel Kurulu Üyesi; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmesi gerektiği görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.
Sanığın eyleminin başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçunu oluşturduğu sonucuna ulaşılması nedeniyle sanık hakkında TCK'nın 269. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanma şartlarının oluşup oluşmadığının ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazından sonra 02.08.2022 tarihli ve 31911 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 21.04.2022 tarihli ve 87 44 sayılı kararı ile CMK'ya 17.10.2019 tarihli ve 7188 sayılı Kanun'un 31. maddesiyle eklenen geçici 5. maddenin (d) bendinde yer alan "...kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış..." ibaresinin "...seri muhakeme usulü..." yönünden Anayasa'ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verildiği gözetilerek, başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçuna ilişkin olarak seri muhakeme usulünün uygulanması bakımından sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi de gerekmiştir.
C. TCK’nın 269. Maddesinde Düzenlenen Etkin Pişmanlık Hükümlerinin Uygulama Şartlarının Oluşup Oluşmadığı
- İlgili Mevzuat ve Öğretide Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Görüşler
TCK’nın "Etkin pişmanlık" başlıklı 269. maddesi suç tarihi itibarıyla;
"(1) İftira edenin, mağdur hakkında adlî veya idari soruşturma başlamadan önce, iftirasından dönmesi halinde, hakkında iftira suçundan dolayı verilecek cezanın beşte dördü indirilir.
(2) Mağdur hakkında kovuşturma başlamadan önce iftiradan dönme halinde, iftira suçundan dolayı verilecek cezanın dörtte üçü indirilir.
(3)Etkin pişmanlığın;
a) Mağdur hakkında hükümden önce gerçekleşmesi halinde, verilecek cezanın üçte ikisi,
b) Mağdurun mahkûmiyetinden sonra gerçekleşmesi halinde, verilecek cezanın yarısı,
c) Hükmolunan cezanın infazına başlanması halinde, verilecek cezanın üçte biri,
İndirilebilir.
(4) İftiranın konusunu oluşturan münhasıran idari yaptırım uygulanmasını gerektiren fiil dolayısıyla;
a) İdari yaptırıma karar verilmeden önce etkin pişmanlıkta bulunulması halinde, verilecek cezanın yarısı,
b) İdari yaptırım uygulandıktan sonra etkin pişmanlıkta bulunulması halinde, verilecek cezanın üçte biri,
İndirilebilir.
(5) Basın ve yayın yoluyla yapılan iftiradan dolayı etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanılabilmesi için, bunun aynı yöntemle yayınlanması gerekir." şeklinde düzenlenmiştir.
Anılan maddenin 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'ndaki karşılığını oluşturan 285/son maddesi ise; "Yukarıdaki fıkralarda yazılı olan suç faili mağdur hakkında takibat yapılmadan evvel bu isnadatından rücu eder veya uydurduğunu itiraf ederse yukarıda yazılı cezaların altıda biri hükmolunur ve ceza müebbed ağır hapis ise on sene ağır hapse indirilir ve isnaddan rücu veya tasniin itiraf olunması takibata başlandıktan sonra vaki olursa azıl cezanın üçte ikisi indirilir ve müebbet ağır hapis yerine 24 sene ağır hapis cezası tayin olunur. Tasni veya iftira, kabahat ef'aline taallük ederse bu madde ile 283. maddede tesbit olunan cezalar yarıya kadar indirilir." biçimindedir.
765 sayılı Kanun'un 285/son maddesinde "rücu" terimi ile TCK'nın 269. maddesinde de "iftiradan dönme" şeklinde ifade edilen etkin pişmanlık; failin gerçeği açıklaması başka bir deyişle mağdura yüklediği hukuka aykırı fiilin gerçekte olmadığını itiraf etmesi olarak tanımlanmakta ve her durumda suçu ikrarı gerektirmektedir. 21.01.1959 tarihli ve 12/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Karar'ında da vurgulandığı üzere; kanunun iftiradan dönme dolayısıyla cezadan indirim yapılmasını öngördüğü bir hâlde, inkârını sürdüren ve ahlaki kötülüğünde ısrar eden kişinin etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanması mümkün değildir.
İftiradan dönme olgusunun varlığı için mutlaka pişmanlığı ifade eden kelimelerin kullanılması şart olmamakla birlikte failin ifadesinin bu anlama gelecek biçimde açık ve anlaşılır olması, meramını anlatamadığı durumda gerçek iradesinin ortaya konması gereklidir. Diğer taraftan fail hangi amaç ve gerekçeyle olursa olsun kendi özgür iradesiyle iftirasından dönmelidir (Gökcan Artuç, s. 8960).
Yerleşmiş yargısal kararlar ve öğretide yer alan baskın görüşe göre, TCK'nın 269. maddesinde yer alan etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması için iftiradan dönme istikrarlı olmalı, tekrar önceki isnada dönülmemelidir. İftiracı rücu ettikten sonra bunun istemeyerek gerçekleştiğini beyan edip rücuunu geri almış olursa ceza indiriminden yararlandırılamayacaktır (Ayhan Önder, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 3. Bası, s. 234).
İftiradan dönme hâlini kanuni bir hafifletici sebep olarak görmeyen ancak temel cezanın tespitinde göz önüne alan hukuk düzenlemelerinin aksine Avusturya ve İsviçre Hukukunda olduğu gibi mevzuatımızda da failin gerçeğe dönmesi açıkça etkin pişmanlık olarak yerini bulmuş ve ortaya çıkma anına göre; TCK'nın 269. maddesinin 1 ve 2. fıkralarında verilecek cezanın belirli oranlarda indirilmesi zorunluluğu getirilmişken anılan maddenin 3 ve 4. fıkralarında hâkime takdir yetkisi tanınarak cezadan indirim yapılabileceği belirtilmiştir.
Yapılan açıklamalar ışığında sonuç olarak; kanun koyucunun amacının pişmanlığın gerçeğin ortaya çıkmasına katkı sağlaması olduğu, failin isnadından dönmeden önce maddi gerçeğin ortaya çıkması durumunda artık gerçek anlamda bir pişmanlığından söz edilemeyeceği, dolayısıyla bu hâlde etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanma şartlarının oluşmayacağının kabulü gerekmektedir. Nitekim Ceza Genel Kurulunun 08.07.1985 tarihli ve 141 435 sayılı kararında da aynı hususa işaret edilmiştir.
- Somut Olayda Hukuki Nitelendirme
İşlediği suç nedeniyle kendisi hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla sürücü belgesini kullandığı mağdur hakkında iftira atmışcasına hırsızlık suçundan soruşturma ve kovuşturma yapılması tehlikesine neden olan sanığın gerçek kimliğinin kolluk görevlilerine tedirgin ve çelişkili beyanlarda bulunması ve ibraz ettiği sürücü belgesindeki fotoğrafla eşkalinin farklılık göstermesi nedeniyle oluşan şüphe üzerine yapılan araştırma neticesinde ortaya çıktığı anlaşılmakla gerçek kimlik bilgilerinin ortaya çıkması yönünde bir katkısı bulunmayan sanık hakkında TCK'nın 269. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükümlerinin uygulama şartlarının oluşmadığı kabul edilmelidir.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının bu uyuşmazlık konusu bakımından değişik gerekçeyle kabulüne karar verilmelidir.
D. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı İtirazından Sonra 02.08.2022 Tarihli ve 31911 Sayılı Resmî Gazete'de Yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 21.04.2022 Tarihli ve 87 44 Sayılı Kararı İle Ceza Muhakemesi Kanunu’na 17.10.2019 Tarihli ve 7188 Sayılı Kanun’un 31. Maddesiyle Eklenen Geçici 5. Maddenin (d) Bendinde Yer Alan "...kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış..." İbaresinin "...seri muhakeme usulü..." Yönünden Anayasa’ya Aykırı Olduğuna ve İptaline Karar Verildiği Gözetilerek, Başkasına Ait Kimlik Veya Kimlik Bilgilerinin Kullanılması Suçuna İlişkin Olarak Seri Muhakeme Usulünün Uygulanması Bakımından Sanığın Hukuki Durumunun Yeniden Değerlendirilmesinde Zorunluluk Bulunup Bulunmadığı
- İlgili Mevzuat ve Öğretide Uyuşmazlık Konularına İlişkin Görüşler
24.10.2019 tarihli ve 30928 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7188 sayılı Kanun'un 23. maddesi ile CMK'nın mülga 250. maddesi başlığı ile birlikte;
"Seri muhakeme usulü
(1) Soruşturma evresi sonunda aşağıdaki suçlarla ilgili olarak kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilmediği takdirde seri muhakeme usulü uygulanır:
a) Türk Ceza Kanununda yer alan;
-
Hakkı olmayan yere tecavüz (madde 154, ikinci ve üçüncü fıkra),
-
Genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması (madde 170),
-
Trafik güvenliğini tehlikeye sokma (madde 179, ikinci ve üçüncü fıkra),
-
Gürültüye neden olma (madde 183),
-
Parada sahtecilik (madde 197, ikinci ve üçüncü fıkra),
-
Mühür bozma (madde 203),
-
Resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan (madde 206),
-
Kumar oynanması için yer ve imkan sağlama (madde 228, birinci fıkra),
-
Başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması (madde 268),
suçları.
b) 10/7/1953 tarihli ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunun 13 üncü maddesinin birinci, üçüncü ve beşinci fıkraları ile 15 inci maddesinin birinci, ikinci ve üçüncü fıkralarında belirtilen suçlar.
c) 31/8/1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanununun 93 üncü maddesinin birinci fıkrasında belirtilen suç.
d) 13/12/1968 tarihli ve 1072 sayılı Rulet, Tilt, Langırt ve Benzeri Oyun Alet ve Makinaları Hakkında Kanunun 2 nci maddesinde belirtilen suç.
e) 24/4/1969 tarihli ve 1163 sayılı Kooperatifler Kanununun ek 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinde belirtilen suç.
(2) Cumhuriyet savcısı veya kolluk görevlileri, şüpheliyi, seri muhakeme usulü hakkında bilgilendirir.
(3) Cumhuriyet savcısı tarafından seri muhakeme usulünün uygulanması şüpheliye teklif edilir ve şüphelinin müdafii huzurunda teklifi kabul etmesi hâlinde bu usul uygulanır.
(4) Cumhuriyet savcısı, Türk Ceza Kanununun 61 inci maddesinin birinci fıkrasında belirtilen hususları göz önünde bulundurarak, suçun kanuni tanımında öngörülen cezanın alt ve üst sınırı arasında tespit edeceği temel cezadan yarı oranında indirim uygulamak suretiyle yaptırımı belirler.
(5) Dördüncü fıkra uyarınca sonuç olarak belirlenen hapis cezası Cumhuriyet savcısı tarafından, koşulları bulunması hâlinde Türk Ceza Kanununun 50 nci maddesine göre seçenek yaptırımlara çevrilebilir veya 51 inci maddesine göre ertelenebilir.
(6) Bu maddeye göre belirlenen yaptırımlar hakkında, Cumhuriyet savcısı tarafından, koşulları bulunması hâlinde 231 inci madde kıyasen uygulanabilir.
(7) Bu madde kapsamında yaptırım uygulanması, güvenlik tedbirlerine ilişkin hükümlerin uygulanmasına engel teşkil etmez.
(8) Cumhuriyet savcısı, şüpheli hakkında seri muhakeme usulünün uygulanmasını yazılı olarak görevli mahkemeden talep eder. Talep yazısında;
a) Şüphelinin kimliği ve müdafii,
b) Mağdur veya suçtan zarar görenlerin kimliği ile varsa vekili veya kanuni temsilcisi,
c) İsnat olunan suç ve ilgili kanun maddeleri,
d) İsnat olunan suçun işlendiği yer, tarih ve zaman dilimi,
e) Şüphelinin tutuklu olup olmadığı; tutuklanmış ise, gözaltına alma ve tutuklama tarihleri ile bunların süreleri,
f) İsnat olunan suçu oluşturan olayların özeti,
g) Üçüncü fıkrada belirtilen şartların gerçekleştiği,
h) Belirlenen yaptırım ile beşinci ve altıncı fıkra uygulanmış ise bunlara ilişkin hususlar ve güvenlik tedbirleri,
gösterilir.
(9) Mahkeme, şüpheliyi müdafii huzurunda dinledikten sonra üçüncü fıkradaki şartların gerçekleştiği ve eylemin seri muhakeme usulü kapsamında olduğu kanaatine varırsa talepte belirlenen yaptırım doğrultusunda hüküm kurar; aksi takdirde talebi reddeder ve soruşturmanın genel hükümlere göre sonuçlandırılması amacıyla dosyayı Cumhuriyet başsavcılığına gönderir. Mazeretsiz olarak mahkemeye gelmeyen şüpheli, bu usulden vazgeçmiş sayılır.
(10) Seri muhakeme usulünün herhangi bir sebeple tamamlanamaması veya soruşturmanın genel hükümlere göre sonuçlandırılması amacıyla Cumhuriyet başsavcılığına gönderilmesi hâllerinde, şüphelinin seri muhakeme usulünü kabul ettiğine ilişkin beyanları ile bu usulün uygulanmasına dair diğer belgeler, takip eden soruşturma ve kovuşturma işlemlerinde delil olarak kullanılamaz.
(11) Suçun iştirak hâlinde işlenmesi durumunda şüphelilerden birinin bu usulün uygulanmasını kabul etmemesi hâlinde seri muhakeme usulü uygulanmaz.
(12) Seri muhakeme usulü, yaş küçüklüğü ve akıl hastalığı ile sağır ve dilsizlik hâllerinde uygulanmaz.
(13) Resmî mercilere beyan edilmiş olup da soruşturma dosyasında yer alan adreste bulunmama veya yurt dışında olma ya da başka bir nedenle şüpheliye ulaşılamaması hâlinde, seri muhakeme usulü uygulanmaz.
(14) Dokuzuncu fıkra kapsamında Cumhuriyet savcısının talebi doğrultusunda mahkemece kurulan hükme itiraz edilebilir.
(15) Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Adalet Bakanlığı tarafından çıkarılan yönetmelikle belirlenir." şeklinde yeniden düzenlenmiş, anılan Kanun'un 31. maddesiyle de CMK'ya;
"(1) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla;
...
c) 250 nci maddede düzenlenen seri muhakeme usulü ile 251 ve 252 nci maddelerde düzenlenen basit yargılama usulüne ilişkin hükümler, 1/1/2020 tarihinden itibaren uygulanır.
d) 1/1/2020 tarihi itibarıyla kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış veya kesinleşmiş dosyalarda seri muhakeme usulü ile basit yargılama usulü uygulanmaz..." biçiminde geçici 5. madde eklenerek 01.01.2020 tarihi itibarıyla kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış veya kesinleşmiş dosyalarda seri muhakeme usulünün uygulanmaması öngörülmüştür.
14.07.2021 tarihli ve 31541 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7331 sayılı Kanun'un 22. maddesiyle CMK'nın 250. maddesinin dördüncü fıkrasına "temel cezadan" ibaresinden sonra gelmek üzere "ve koşulları bulunduğu takdirde zincirleme suça ilişkin hükümler uygulandıktan sonra belirlenen cezadan" ibaresi, sekizinci fıkrasına "Bu fıkraya aykırı olarak düzenlendiği, belirlenen yaptırımda maddi hata yapıldığı, yaptırım hakkında 231 inci veya Türk Ceza Kanununun 50 nci ve 51 inci maddelerinin uygulanmasında objektif koşulların gerçekleşmediği ya da teklif edilen cezanın mahiyetine uygun bir güvenlik tedbiri belirtilmediği anlaşılan talep yazısı, eksikliklerin tamamlanması amacıyla mahkemece Cumhuriyet başsavcılığına iade edilir. Cumhuriyet savcısı tarafından eksiklikler tamamlandıktan ve hatalı noktalar düzeltildikten sonra talep yazısı yeniden düzenlenerek mahkemeye gönderilir.", onbirinci fıkrasına ise "Seri muhakeme usulü, bu kapsama giren bir suçun, kapsama girmeyen başka bir suçla birlikte işlenmiş olması hâlinde uygulanmaz." cümleleri eklenmiş, dokuzuncu fıkrasında yer alan "şartların gerçekleştiği ve eylemin seri muhakeme usulü kapsamında olduğu kanaatine varırsa talepte belirlenen yaptırım doğrultusunda" ibaresi "şartların gerçekleştiği, eylemin seri muhakeme usulü kapsamında olduğu ve dosyadaki mevcut delillere göre mahkûmiyet kararı verilmesi gerektiği kanaatine varırsa talep yazısında belirtilen yaptırımdan daha ağır olmamak üzere dört ila yedinci fıkra hükümleri doğrultusunda" şeklinde, ondördüncü fıkrası ise "Dokuzuncu fıkra kapsamında mahkemece kurulan hükme itiraz edilebilir. İtiraz mercii, itirazı üçüncü ve dokuzuncu fıkralardaki şartlar yönünden inceler." olarak değiştirilmiş ve madde son şeklini almıştır.
Seri muhakeme usulü, CMK'nın 250. maddesinde tahdidi olarak sayılan suçlarla sınırlı olmak üzere belirli şartlarda uygulanabilecek istisnai bir muhakeme yoludur. Bahse konu suçlarla ilgili yürütülen soruşturma evresinin sonunda kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilmemesi ve anılan maddede yer alan şartların gerçekleştiğinin anlaşılması hâlinde Cumhuriyet savcısı veya kolluk görevlileri seri muhakeme usulü hakkında şüpheliyi bilgilendirecek, bu usulün uygulanması için Cumhuriyet savcısı tarafından yapılan teklifin müdafi huzurunda şüpheli tarafından kabul edilmesi hâlinde ise bu usul uygulanacaktır. Dolayısıyla seri muhakeme usulü, belirli uyuşmazlıklarda uygulama girişiminde bulunulması zorunlu olan ve bu nedenle aynı zamanda muhakeme şartı oluşturan, özel bir ceza muhakemesi türüdür (Hakan Karakehya Asuman İnce Tunçer, "Seri Muhakeme Usulünün Adil Yargılanma Hakkı ve Diğer Bazı Anayasal İlkeler Açısından Değerlendirilmesi," Hacettepe HFD, 11(1) 2021, s.11)
Bu usulün uygulanması durumunda Cumhuriyet savcısı, TCK'nın 61. maddesinin birinci fıkrasında belirtilen hususları göz önünde bulundurarak, suçun kanuni tanımında öngörülen cezanın alt ve üst sınırı arasında tespit edeceği temel cezadan ve şartları bulunduğu takdirde zincirleme suça ilişkin hükümler uygulandıktan sonra belirlenen cezadan yarı oranında indirim uygulamak suretiyle yaptırımı belirledikten sonra seri muhakeme usulünün uygulanmasını görevli mahkemeden talep edecektir. Mahkemece şüpheli müdafi huzurunda dinledikten sonra Cumhuriyet savcısı tarafından seri muhakeme usulünün uygulanmasının şüpheliye teklif edildiği, şüphelinin müdafi huzurunda teklifi kabul ettiği, eylemin seri muhakeme usulü kapsamında olduğu ve dosyadaki mevcut delillere göre mahkûmiyet kararı verilmesi gerektiği kanaatine varılırsa talep yazısında belirtilen yaptırımdan daha ağır olmamak üzere CMK'nın 250. maddesinin dört ila yedinci fıkra hükümleri doğrultusunda hüküm kurulacak aksi hâlde talep reddedilip soruşturmanın genel hükümlere göre sonuçlandırılması amacıyla dosya Cumhuriyet başsavcılığına gönderilecektir.
Bu bağlamda seri muhakeme usulünün bir ceza muhakemesi kurumu olduğu açık ise de ceza miktarı üzerinde fail lehine olan etkisi nedeniyle maddi ceza hukukunu da ilgilendirdiği tartışmasızdır.
Öte yandan Anayasa Mahkemesince 21.04.2022 tarih ve 87 44 sayı ile;
"30. Anayasa Mahkemesi daha önceki kararlarında itiraz konusu kuralın bulunduğu bentte yer alan '...kovuşturma evresine geçilmiş...', '...hükme bağlanmış...' ibarelerinin 'basit yargılama usulü yönünden' iptaline karar vermiştir (AYM; E.2020/16, K.2020/33, 25.06.2020, §§ 23 27; E.2020/81, K.2021/4, 14/1/2021, §§ 27 28.). Anılan kararlarda, kesinleşmiş yargı kararıyla sonuçlanmamış yargılamalarda yeni muhakeme usulünün uygulanabilir olduğunun tespiti yapılmıştır. Bununla birlikte basit yargılama usulünün uygulanması durumunda sonuç cezanın sanık lehine indirilmesinin zorunlu olması nedeniyle kural için suçta ve cezada kanunilik ilkesi kapsamında lehe kanunun geçmişe yürütülmesi ilkesinin geçerli olduğu ifade edilmiştir. Bu bağlamda söz konusu kararlarda belirli bir tarih itibarıyla kovuşturma aşamasında olan veya hükme bağlanmış dosyalarda lehe hükümler içeren basit yargılama usulünün uygulanmasını önleyen kuralın Anayasa’nın 38. maddesiyle bağdaşmadığı tespit edilmiştir.
-
Anayasa’nın 141. maddesinin son fıkrasında 'Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir.' denilmek suretiyle davaların makul bir süre içinde bitirilmesi gerekliliği açıkça ifade edilmiştir. Bu hak gereğince devlet, yargılamaların gereksiz yere uzamasını engelleyecek etkin çareler oluşturmak zorundadır. Ancak bu amaçla alınacak kanuni tedbirlerin ve öngörülen çarelerin yargılama sonucunda işin esasına yönelik adil ve hakkaniyete uygun bir karar verilmesine engel oluşturmaması gerektiği de tartışmasızdır (AYM, E.2013/4, K.2013/35, 28.02.2013.).
-
İtiraz konusu kural, belirli bir tarih itibarıyla kovuşturma evresine geçilmiş ya da hükme bağlanmış dosyalarda seri muhakeme usulünün uygulanamayacağını öngörmektedir. Yukarıda da belirtildiği üzere Kanun’un 250. maddesinin (4) numaralı fıkrası seri muhakeme usulünün uygulanması sonucunda yaptırımın yarı oranında indirilerek belirlenmesini öngörmektedir. Buna göre itiraz konusu kural yargılama aşamasında olup henüz kesinleşmiş hükümle sonuçlanmamış, dolayısıyla yeni yargılama usulünün uygulanabileceği dosyalarda ceza miktarı üzerinde fail lehine etkisi olan seri yargılama usulünün belirli bir tarih itibarıyla kovuşturma evresine geçilmiş veya hükme bağlanmış dosyalarda uygulanmamasını öngörmek suretiyle Anayasa’nın 38. maddesini ihlal etmektedir. Kuralın bu niteliği ve yargılama üzerindeki etkisi dikkate alındığında Anayasa Mahkemesinin 25.06.2020 tarihli ve E.2020/16, K.2020/33 ile 14/1/2021 tarihli ve E.2020/81, K.2021/4 sayılı kararlarında ulaştığı sonuçtan ayrılmayı gerektirir bir durum söz konusu değildir.
-
Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 38. maddesine aykırıdır..." gerekçesiyle Ceza Muhakemesi Kanunu’na 7188 sayılı Kanun’un 31. maddesiyle eklenen geçici 5. maddenin (d) bendinde yer alan "...kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış..." ibaresinin "...seri muhakeme usulü..." yönünden Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verilmiştir.
-
Somut Olayda Hukuki Nitelendirme
Seri muhakeme usulünün bir ceza muhakemesi kurumu olduğu açık ise de ceza miktarı üzerinde fail lehine olan etkisi nedeniyle maddi ceza hukukunu da ilgilendirmesi, 02.08.2022 tarihli ve 31911 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 21.04.2022 tarihli ve 87 44 sayılı kararı ile CMK'ya 7188 sayılı Kanun’un 31. maddesiyle eklenen geçici 5. maddenin (d) bendinde yer alan "...kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış..." ibaresinin "...seri muhakeme usulü..." yönünden Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verilmesi ve sanık hakkında verilen mahkûmiyet hükmünün anılan bentte belirtildiği şekilde 01.01.2020 tarihi itibarıyla kesinleşmemiş olması hususları birlikte değerlendirildiğinde başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçuna ilişkin olarak seri muhakeme usulünün uygulanması bakımından sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunduğunun kabulü gerekmektedir.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının bu uyuşmazlık konusu bakımından değişik gerekçe ile kabulüne karar verilmelidir.
VI. KARAR
Açıklanan nedenlerle;
1 Sanık hakkında EKSİK ARAŞTIRMA İLE KARAR VERİLMEDİĞİNE,
2 Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının;
a) Sanığın eyleminin nitelendirilmesine ilişkin uyuşmazlık konusu bakımından REDDİNE,
b) TCK’nın 269. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükümlerinin uygulama şartlarının oluşup oluşmadığına ve seri muhakeme usulünün uygulanması bakımından sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunup bulunmadığına ilişkin uyuşmazlık konuları bakımından DEĞİŞİK GEREKÇEYLE KABULÜNE,
3 Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 02.03.2021 tarihli ve 10268 3209 sayılı onama kararının KALDIRILMASINA,
4 Elazığ 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 04.02.2016 tarihli ve 1373 124 sayılı hükmünün, sanık hakkında TCK'nın 269. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükümlerinin uygulama şartlarının oluşmadığının gözetilmemesi ve seri muhakeme usulünün uygulanması bakımından sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması nedenleriyle BOZULMASINA,
5 Aleyhe yönelen temyiz bulunmadığından CMUK'u 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesi gereğince karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 326/son maddesi uyarınca sanık hakkında yeniden verilen hükmün, evvekli hükümle tayin edilmiş cezadan daha ağır OLAMAYACAĞINA,
6 Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, ön sorun yönünden 03.05.2023 tarihinde yapılan birinci müzakerede oy birliğiyle, sanığın eyleminin nitelendirilmesine ilişkin uyuşmazlık konusu bakımından birinci müzakerede yasal çoğunluk sağlanamadığından 24.05.2023 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy çokluğuyla, TCK’nın 269. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükümlerinin uygulama şartlarının oluşup oluşmadığına ve seri muhakeme usulünün uygulanması bakımından sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunup bulunmadığına ilişkin uyuşmazlık konuları bakımından ise 24.05.2023 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi
03.05.2023 Tarihli Müzakere:
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_yargitay
Taranan Tarih: 25.01.2026 17:00:05