Karar Detayı

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

9. Hukuk Dairesi

Daire / Kategori

Yargıtay Kararı

Esas No

2023/19816

Karar No

2024/1977

Karar Tarihi

12 Şubat 2024

MAHKEMESİ: Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 30. Hukuk Dairesi

SAYISI: 2021/1558 E., 2023/3711 K.

KARAR: Davacının istinaf başvurusunun esastan reddi, davalının istinaf başvurusunun kabulü ile davanın reddi

İLK DERECE MAHKEMESİ: Ankara 7. İş Mahkemesi

SAYISI: 2018/108 E., 2020/427 K.

Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacının istinaf başvurusunun esastan reddine, davalının istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve esas hakkında yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine

karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı işyerinde 01.01.1998 20.12.2017 tarihleri arasında vakıf müdürü olarak belirsiz süreli iş sözleşmesi çerçevesinde çalıştığını, 16.02.2017 tarihinde müvekkili hakkında haksız bir soruşturma başlatılması sonrasında herhangi bir bildirimde bulunulmadan işten uzaklaştırıldığını, 16.02.2017 17.08.2017 tarihleri arasındaki işten uzaklaştırma süresinin müvekkilinin birikmiş yıllık izinlerinden mahsup edildiğini, müvekkilin yıllık izin süresi kalmadığında 17.08.2017 20.12.2017 tarihleri arasındaki ücretsiz izinli gösterildiğini, müvekkilinin ücretsiz izinli gösterildiği süre içerisinde toplam 17.462,24 TL net ücret kazandığını, zira soruşturma sürecinde müvekkilinin çalışmak istediğini ancak davalı tarafından kabul edilmediğini, nitekim müvekkili hakkında yürütülen soruşturma neticesinde düzenlenen raporun kanaat bölümünde "herhangi bir bulguya rastlanılmadığı, işe iadesinde bir sakınca bulunmadığı kanaatine varıldığının" belirtildiğini ancak müvekkilinin ünvanı düşürülerek 20.10.2017 tarihi itibarıyla sosyal yardım ve inceleme görevlisi ünvanı ile işe iade edildiğini, tek taraflı olarak yapılan pozisyon değişliği ile müvekkilinin saygınlığı ve itibarına zarar verildiğini, bunun yanı sıra ücret ve yan haklarında kayba neden olunduğunu, diğer yandan müvekkilinin 2018 Ocak ayında alması gereken ikramiyenin de ücretsiz izin nedeniyle eksik ödendiğini, müvekkilinin iş sözleşmesi devam ediliyor olsaydı vakıf müdürü ünvanıyla aylık ücretinin brüt 7.165,05 TL net 5.122,39 TL olacağını, kanuna aykırı bir biçimde ünvanının düşürülmesi nedeniyle aylık ücretinin brüt 5.674,52 TL net 4.056,77 TL olarak ödendiğini, buna göre müvekkiline her ay 1.065,66 TL net ücretin eksik ödendiğini, ayrıca mevzuat gereği devlet memurlarına uygulanan zammın müvekkili hakkında da uygulanarak ücretinin buna göre belirlenmesi gerektiğini, müvekkilin tüm bu kayıplarının tazmini ve eski ünvan ve ücretiyle işine devam etmesi gerektiğini, sonuç olarak müvekkilinin ücretinin düşürülmesine ilişkin sözleşme değişikliğinin hükümsüz hâle getirilerek eski ünvanı ile işine devam etseydi davacıya ödenecek olan ücretin ödenmesine, haksız olarak ücretsiz izne çıkarılarak işten uzaklaştırılması ve hukuka aykırı biçimde ünvan ve ücretinin düşürülmesinden kaynaklanan ikramiye kesintisi ile alması gereken ücretle davacıya ödenen ücret arasındaki fark ücret, davacının ücretine memurlara uygulanan zam oranı uygulanması gerekirken eksik zam yapılmasından kaynaklanan ücret kaybı ve işten uzaklaştırılması süresince ödenmeyen ücret alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP

Davalı vekili cevap dilekçesinde; Ankara Valiliği İl Olağanüstü Hal Bürosuna gönderilen Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Sosyal Yardımlar Genel Müdürlüğünün 27.01.2017 tarihli ve 50 sayılı ilgili yazısına istinaden, 20.02.2017 tarihli Ankara Valiliği İl Olağanüstü Hal Bürosundan Keçiören Kaymakamlığına gelen ilgili yazıda bahse konu olan FETÖ, PDY/PKK vb. terör örgütü yapılanması kapsamında Keçiören Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfına ait bildirilen personel listesinde adı geçen davacı ve diğer 2 çalışanın iş sözleşmesinin ivedi olarak feshedilmesinin istendiğini, davacı ve 2 çalışanın 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'na tâbi olmamaları nedeniyle, OHAL kapsamında 668 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 5 inci bölüm, 37 nci maddesi gereği, OHAL döneminde soruşturmanın sonuçlanmasına kadar geçecek sürede maddi ve manevi herhangi bir hak kaybı yaşanmaması için tedbir amaçlı gerek ücretli gerekse de ücretsiz izne ayrılmaları suretiyle dosyaların detaylı olarak incelenmesi için, 08.03.2012 15.03.2018 tarihli Mütevelli Heyeti toplantılarında alınan kararlar doğrultusunda yıllık izin süreleri ve ücretsiz izin süreleri kullandırılarak dosyanın sonuçlanmasının beklendiğini, davacının izinli olduğu sürelerde izne yönelik herhangi bir itirazı bulunmadığını, Valilik ve/veya Kaymakamlık makamına yapılan itiraz dilekçelerine istinaden Ankara Emniyet Müdürlüğünün 30.11.2017 tarihli cevabi yazısında belirtilen tespitler sonucunda davacının bu aşamada işe iadesinde herhangi bir sakınca olmadığının düzenlendiğini, maarif müfettişlerinin inceleme raporu, OHAL kapsamında 675 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin (675 sayılı KHK) 3 üncü maddesinin üçüncü fıkrası gereği, OHAL kapsamında 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 4 üncü maddenin (G) bendi gereği, 19.12.2017 tarihli Mütevelli Heyet kararı gereği, davacının ücretsiz izninin 20.12.2017 tarihi itibarıyla sonlandırılarak anılan tarih itibarıyla gerek ücretli gerekse ücretsiz izne ayrıldığı tarihte bulunduğu vakıf müdürlüğü görevi dışında Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları Personelinin Norm Kadro Standartları Nitelikleri, Özlük Hakları ve Çalışma Şartlarına İlişkin Esaslar'da ve belirsiz süreli iş sözleşmesi kapsamında çalışan davacının ünvan değişikliğinin belirlenmesinin Mütevelli Heyetin takdirinde olduğunu, davacının öğrenim durumu dikkate alınarak bir alt ünvan olan sosyal yardım inceleme görevlisi ünvanı ile işe devam ettirilmesinin uygun görüldüğüne ilişkin karar verildiğini, davacının 18.06.2012 tarihinde güncellenen belirsiz süreli iş sözleşmesi ile 1997 tarihinden itibaren vakıf müdürü olarak görev yaptığının anlaşıldığını, davacının ücretsiz izin kullandığı sürede kendisine ücret ödenmediğini ve herhangi bir çalışma oluşmadığından bu sürede prim günü veya prime esas kazanç matrahı benzeri bir durum ortaya çıkmayacağından ücretsiz izin süresinde herhangi bir sigorta primi de ödenmediğini, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları Personelinin Norm Kadro Standartları Nitelikleri, Özlük Hakları ve Çalışma Şartlarına İlişkin Esaslar'ın 11 inci maddesi gereğince ücretsiz izin dönemlerinde herhangi bir ikramiye ödemesi yapılmadığını, davacıya ödenecek brüt ücretin 2017 yılı ücret skalasında belirlenen vakıf müdürü brüt ücreti 6.779,30 TL iken ünvan değişikliği ile sosyal yardım inceleme görevlisine ödenecek ücretin Mütevelli Heyetin 30.01.2018 tarihli kararı gereği brüt 5.674,52 TL olarak belirlendiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davalı Vakıf Mütevelli Heyetinin 19.12.2017 tarihli kararında; Valinin şifâhi talimatları, belirtilen tahkikat raporu ve Mütevelli Heyetin takdir yetkisine istinaden personelin ücretsiz izninin 20.12.2017 tarihi itibarıyla sonlandırılarak 20.12.2017 tarihi itibarıyla gerek ücretli gerek ücretsiz olarak izne ayrıldığı tarihte bulunduğu vakıf müdürlüğü görevi dışında öğrenim durumu dikkate alınarak, sosyal yardım ve inceleme görevlisi ünvanı ile işe devam ettirilmesinin uygun görüldüğüne ilişkin karar alındığı; 690 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin (690 sayılı KHK) 72 nci maddesiyle 18.10.2016 tarihli ve 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un 4 üncü maddesine eklenen beşinci fıkrada; "... Bu kapsamda görevine iade edilenlere kamu görevinden çıkarıldıkları tarihten göreve başladıkları tarihe kadar geçen süreye tekabül eden mali ve sosyal hakları ödenir. Bu kişiler, kamu görevinden çıkarılmalarından dolayı herhangi bir tazminat talebinde bulunamaz. Bu personelin görevlerine iadesi, kamu görevinden çıkarıldıkları tarihte bulundukları yöneticilik görevi dışında öğrenim durumları ve kazanılmış hak aylık derecelerine uygun kadro ve pozisyonlara atanmak suretiyle de yerine getirilebilir." düzenlemesine yer verildiği; Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığının 03/04/2018 tarihli ve 2122576 sayılı yazısında, "... 6749 sayılı Kanunun 4'üncü maddesi uyarınca geçmişe yönelik mali ve sosyal hakları iade edilenlerin bu sürelerinin hizmet süresinden sayılması için gerekli işlemlerin tesisi gerekmektedir." düzenlemesine yer verildiği; Anayasa Mahkemesinin 20.07.2017 tarihli ve 2016/25923 Başvuru numaralı kararında, "... Bu şekilde göreve iade edilen kişilere, kamu görevinden çıkarıldıkları tarihten göreve başladıkları tarihe kadar gecen süreye tekabül eden mali ve sosyal haklarının ödenmeyeceğine ilişkin bir düzenleme bulunmamaktadır. Uygulamada da daha önce göreve iade edilenler yönünden iadenin yöntemine ve sonuçlarına dair KHK'lar ile hükümler ihdas edilmiştir. Bu düzenlemeler uyarınca kamu görevine iade edilen kişiler bakımından görevden çıkarmaya ilişkin kanun hükmünde kararname hükümleri tüm hüküm ve sonuçlarıyla birlikte ortadan kaldırılarak bu kapsamda göreve başlayanlara geçen süreye tekabül eden mali ve sosyal hakları ödenmektedir." denildiği; 675 sayılı KHK'nın "Göreve iade edilen kamu görevlileri" başlıklı 3 üncü maddesinin üçüncü fıkrasında ve 679 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin "İade hükümleri" başlıklı 3 üncü maddesi ikinci fıkrasında, ihraç edilmiş iken göreve iade edilenlerin mali ve sosyal haklarının ödenmesi gerektiği hüküm altına alınmış olup bahse konu kanun hükmünde kararnamelede; "Bu kapsamda göreve başlayanlara kamu görevinden çıkarıldıkları tarihten göreve başladıkları tarihe kadar geçen süreye tekabül eden mali ve sosyal hakları ödenir. Bu kişiler, kamu görevinden çıkarılmalarından dolayı herhangi bir tazminat talebinde bulunamaz. Bu personelin görevlerine iadesi, kamu görevinden çıkarıldıkları tarihte bulundukları yöneticilik görevi dışında öğrenim durumları ve kazanılmış hak aylık derecelerine uygun kadro ve pozisyonlara atanmak suretiyle de yerine getirilebilir. Bu maddeye ilişkin işlemler ilgili bakanlık ve kurumlar tarafından yerine getirilir." düzenlemesine yer verildiği; davacının işe fiilen yeniden başlatıldığında davacıya imzalatılan 28.02.2018 tarihli iş sözleşmesine davacının "açmış olduğum dava ve taleplerim saklı kalmak kaydıyla" şerhini koyduğu; 4857 sayılı Kanun'un "Çalışma koşullarında değişiklik ve iş sözleşmesinin feshi" başlıklı 22 nci maddesinde "Taraflar anlaşarak çalışma koşullarını her zaman değiştirebilir." hükmüne yer verdiği, tüm bu düzenlemeler kapsamında, işçinin yazılı onayını içermeyen esaslı değişiklik işçiyi bağlamayacağından ve olayın gerçekleştiği koşulların özelliği ve uzun süre çalıştırılmayarak bilahare işe çağrılan davacıya imzalatılan yeni sözleşmenin, davacının serbest iradesini içermemesi ve esasen bu sözleşmeye davacının çekince koymuş olması nedeniyle,davacının, işten uzaklaştırılmadan önceki ücret ve ücretin eki niteliğindeki diğer haklarıyla birlikte çalışmaya devam etmesi gerekirken daha düşük ücretle çalışmaya başlatılması karşısında, aradaki ücret alacağı ve ikramiye alacağına hak kazandığı kanaatine varıldığı; davacının ücretinin düşürülmesi ile ilgili sözleşmenin ilgili maddesinin hükümsüz olduğu, bu kapsamda, davacının yeniden çalıştırılmaya başladığı tarihte, rızası dışında ve çekincesini belirterek imzalatılan iş sözleşmesindeki ücret miktarının işçiyi bağlamayacağı; işten uzaklaştırma tarihinden yeniden işe başlatıldığı tarih arasındaki dönemde, davacının herhangi bir talep veya Olur'una bağlı olmaksızın gerçekleşen ücretsiz iznin kanuna uygun olmadığı ve çalışılmış gibi sayılan süre olarak kabul edilip ücretinin ödenmesi gerektiği; işten uzaklaştırma tarihinden yeniden işe başlatıldığı tarih arasındaki dönem için işyerindeki diğer personele yapılan ücret artışından, artış zamanı ve oranı/miktarı üzerinden yararlanması gerektiği, işe yeniden başlatıldığı tarihte farklı bir ünvan veya görev verilmiş olsa bile ücret ve diğer özlük haklarında eksiltme/değiştirme söz konusu olmaksızın önceki ücret seviyesi üzerinden (aradaki dönemde yapılmış olan ücret artış ve iyileştirmeleri ile birlikte) ücret ve sair haklarının ödenmesi gerektiği kanaatine varılmış ve davacının eski ünvan ve ücreti ile işine devam etmesi istemi hakkında karar verilmesine yer olmadığına, davacının ücretinin düşürülmesi ile ilgili sözleşmenin ilgili maddesinin hükümsüz olduğu kanaatiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

A. İstinaf Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuşlardır.

B. İstinaf Sebepleri

1.Davacı vekili; müvekkilinin eski pozisyonunda çalıştırılmasına ilişkin bu davadaki en önemli taleplerinin Mahkemece hukuken korunmadığını, bu konudaki karar gerekçesinin hatalı ve Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun 09.06.2017 tarihli ve 2016/3 Esas, 2017/4 Karar sayılı kararına da aykırı olduğunu, ilgili kararda 3294 sayılı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanunu uyarınca kurulan sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarının özel hukuk tüzel kişiliğini haiz ayrı işyeri olan bağımsız işveren olduklarının vurgulandığını, Anayasa Mahkemesi ve Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından verilen çeşitli kararlarda da vakfın bağımsız, özel hukuk tüzel kişiliğine sahip olduğuna dair tespitlerde bulunulduğunu, hukuken tüm suçlamalardan aklanan müvekkilinin ve ailesinin saygınlığına, itibar kaybına neden olan pozisyon değişikliği nedeniyle kamuoyu nezdinde de kendilerine suçlu gözüyle bakılmaması için eski görev yaptığı pozisyonunda çalıştırılması gerektiğini, dolayısıyla müvekkilinin mali hakları ile birlikte eski pozisyonuna iadesine karar verilmesi gerektiğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılması ile talepleri doğrultusunda karar verilmesi istemi ile istinaf yoluna başvurmuştur.

  1. Davalı vekili; cevap dilekçesinde belirttikleri hususlar ile birlikte dava kapsamındaki alacakların zamanaşımına uğradığını, bilirkişi tarafından hukuki nitelendirmeler yapılarak yetki aşımı yapıldığını, istinafa konu ilâmda davacının eski görevine ve ünvanına iadesi talebinin uygun görülmeyerek bu konu hakkında hüküm kurulmamış olmasına rağmen davacı lehine herhangi bir vekâlet ücretine hükmedilmediğini, tanık olarak bildirdikleri E.A'nın dinlenmeyerek savunma haklarının kısıtlandığını ve eksik inceleme ile hüküm kurulduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılması ile davanın reddine karar verilmesi istemi ile istinaf yoluna başvurmuştur.

C. Gerekçe ve Sonuç

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun 09.06.2017 tarihli ve 2016/3 Esas, 2017/4 Karar sayılı kararında açıklanan sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarının hukuki niteliği dikkate alındığında; İlk Derece Mahkemesi tarafından statü hukukuna tâbi olmayan davacı hakkında 675 sayılı ve 690 sayılı KHK'lar uygulanmak suretiyle hatalı değerlendirme yapılarak karar verildiği, ücretin çalışma karşılığı olması karşısında davacının ücretsiz izin dönemi yönünden ödenmeyen ücret alacağının bulunmadığı, davalı işverenlik tarafından davacı hakkında Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları Personelinin Norm Kadro Standartları Nitelikleri Özlük Hakları ve Çalışmalarına İlişkin Esaslar dikkate alınarak yönetim ... ve takdir yetkisi kapsamında yapılan işlemlerin usulune uygun olduğu, yeni iş sözleşmesi ile belirlenen görev tanımı ile yapılan ücret düşürülmesinin işçiye haklı fesih imkânı tanıyabileceği, bu doğrultuda davacının eski ünvan ve ücreti ile işine devam etmesi isteminin davalının takdir yetkisi kapsamına girmesi sebepleri ile davacının istinaf başvurusunun esastan reddine, davalının istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılması ile esas hakkında yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ

A. Temyiz Yoluna Başvuranlar

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri

Davacı vekili; dava ve istinaf dilekçelerinde ileri sürdüğü sebepleri tekrar ederek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozularak ortadan kaldırılması istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur.

C. Gerekçe

  1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme

Uyuşmazlık, davacı hakkında yürütülen soruşturma nedeniyle işten uzaklaştırıldığı dönemde ödenmeyen ücret ve ikramiye alacaklarının ödenmesi gerekip gerekmediği, soruşturmanın lehe sonuçlanması neticesinde eski ünvanından daha düşük bir pozisyonda ve daha düşük ücretle işe başlatılmasının hukuka aykırı olup olmadığı hususlarına ilişkindir.

  1. İlgili Hukuk

  2. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 371 inci maddesi..

  3. 4857 sayılı Kanun'un 22, 32 ve 34 üncü maddeleri.

  4. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) "a. İşverenin temerrüdü hâlinde" başlıklı 408 inci maddesi şu şekildedir:

"İşveren, işgörme ediminin yerine getirilmesini kusuruyla engellerse veya edimi kabulde temerrüde düşerse, işçiye ücretini ödemekle yükümlü olup, işçiden bu edimini daha sonra yerine getirmesini isteyemez. Ancak, işçinin bu engelleme sebebiyle yapmaktan kurtulduğu giderler ile başka bir iş yaparak kazandığı veya kazanmaktan bilerek kaçındığı yararlar ücretinden indirilir."

  1. 6098 sayılı Kanun'un "İşçinin kişiliğinin korunması

" kenar başlıklı 417 nci maddesi şöyledir:

“İşveren, hizmet ilişkisinde işçinin kişiliğini korumak ve saygı göstermek ve işyerinde dürüstlük ilkelerine uygun bir düzeni sağlamakla, özellikle işçilerin psikolojik ve cinsel tacize uğramamaları ve bu tür tacizlere uğramış olanların daha fazla zarar görmemeleri için gerekli önlemleri almakla yükümlüdür. (...)

İşverenin yukarıdaki hükümler dâhil, kanuna ve sözleşmeye aykırı davranışı nedeniyle işçinin ölümü, vücut bütünlüğünün zedelenmesi veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazmini, sözleşmeye aykırılıktan doğan sorumluluk hükümlerine tabidir. ”

  1. 5737 sayılı Vakıflar Kanunu'nun İkinci Bölüm'deki "Tüzel Kişilik, Ehliyet, Yönetim, Temsil" kenar başlıklı 5 inci maddesi şöyledir:

"Yeni vakıflar; Türk Medenî Kanunu hükümlerine göre kurulur ve faaliyet gösterirler."

  1. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun 09.06. 2017 tarihli ve 2016/3 Esas, 2017/4 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı'nın ilgili kısımları şöyledir:

''...

İçtihadı birleştirmenin konusu; il ve ilçe sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarının her birinin ayrı işyeri ve bağımsız işveren olup olmadığının ya da Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı işverenine bağlı işletme kapsamında sayılıp sayılmayacağı; 4857 sayılı İş Kanunun 18 inci maddesi uyarınca iş güvencesi hükümlerinden yararlanmak bağlamında her bir sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakfında 30 işçi çalışıp çalışmadığının araştırılmasının gerekip gerekmediği hususundadır.

Öncelikle üzerinde durulması gereken Fon Kurulunun ve sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarının yukarıda belirtilen nitelikleri itibarıyla Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının idari ve hiyerarşik yapılanmasındaki yeri ile hukuki statüsünün tespitidir.

...

Sosyal Yardımlar Genel Müdürlüğünün görevlerine ilişkin 633 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 11 inci maddesinin (h) bendinde yer alan, Genel Müdürlük ve sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarının 'işbirliği' yapmasına dair açık ifade de, anılan vakıfların tüzel kişiliğe haiz ve bağımsız işveren sıfatına sahip olduğunu aralarında idari yönden hiyerarşik bir ilişki bulunmadığını ortaya koymaktadır.

Bu çerçevede 3294sayılı Kanun ile il ve ilçelerde kurulan sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıfları özel hukuk tüzel kişiliğine sahip olup ayrı işyeri olan bağımsız işveren oldukları, Bakanlığın denetim yetkisi nedeniyle işveren sıfatının Bakanlığa ait olduğunun ileri sürülemeyeceği; anılan vakıfların ayrı tüzel kişiliğe sahip olması nedeniyle toplu iş sözleşmesinin iş yeri düzeyinde bağıtlanabileceği, işletme düzeyinde bağıtlanmasının mümkün olmadığı sonuç ve kanaatine varılmıştır.''

  1. Yargıtay (Kapatılan) 22. Hukuk Dairesinin 19.04.2018 tarihli ve 2018/5389 Esas, 2018/9411 Karar sayılı ilâmının lgili kısımları şöyledir:

"...

İzah edilen sebeplerle, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonundan ayrı birer özel hukuk tüzel kişisi olan Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarının izah edilen hukuki statüleri nazara alınarak personelleri hakkında 6772 sayılı Kanunun uygulanması mümkün görünmemektedir.

Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarının oluşumuna bakılacak olursa Mütevelli Heyet üyelerinin neredeyse yarısı sivil üyelerden oluşmaktadır. 3294 sayılı Sosyal Yardımlaşmayı ve Dayanışmayı Teşvik Kanunu'nun 7. maddesinde; İlçe Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları Mütevelli Heyetinde 1 adet belediye başkanı, 1 adet köy muhtarı, 1 adet mahalle muhtarı, 1 adet sivil toplum kuruluşu yöneticisi, 2 adet hayırsever vatandaşın görev alacağı belirtilmektedir.

Mütevelli Heyet tarafından oyçokluğu ile karar alan ve uygulayan Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarının 12 üyesinden 6'sının seçilerek gelen kişiler olduğu nazara alındığında, bu Vakıfların kamu kurumu olarak telakki edilmesi düşünülemez.

Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarının Vakıf statüsü, mevcut hukuki yapısı, gelirleri ve konuya ilişkin yargı kararlarıyla birlikte değerlendirildiğinde, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonundan ayrı bir özel hukuk tüzel kişiliğine sahip, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarının kamu kurumu vasfında olmadığı, Vakıf çalışanlarının da fon personeli olarak telakki edilemeyeceği cihetle, 6772 sayılı Kanun kapsamındaki kamu kurumlarından olmadığı açıktır.

...''

  1. Değerlendirme

  2. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

  3. Somut uyuşmazlıkta Bölge Adliye Mahkemesinin; Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun 09.06.2017 tarihli ve 2016/3 Esas sayılı kararında açıklanan, sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarının özel hukuk tüzel kişisi olarak hukuki niteliği dikkate alındığında, İlk Derece Mahkemesi tarafından statü hukukuna tâbi olmayan davacı hakkında 675 ve 690 sayılı KHK'lar uygulanmak suretiyle hatalı değerlendirme yapıldığı yönündeki kabulü isabetlidir.

  4. Ne var ki Bölge Adliye Mahkemesinin, ücretin çalışma karşılığı olması karşısında davacının ücretsiz izin dönemi yönünden ödenmeyen ücret alacağının bulunmadığı ve davalı işveren tarafından Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları Personelinin Norm Kadro Standartları Nitelikleri Özlük Hakları ve Çalışmalarına İlişkin Esaslar dikkate alınarak yönetim ... ve takdir yetkisi kapsamında davacı hakkında yapılan işlemlerin usulune uygun olduğu yönündeki değerlendirmesi hatalı olup dosya içeriğine uygun düşmemiştir. Dosya içeriğinden davacının 17.08.2017 19.12.2017 tarihleri arasında ücretsiz izinli gösterildiği anlaşılmaktadır. Davacı işçinin fiilen çalışmadığı döneme ilişkin olarak 6098 sayılı Kanun'un 408 inci maddesi uyarınca işverenin temerrüdü söz konusu olduğundan, ücret alacağı bakımından davanın reddi yönünde hüküm kurulması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.

  5. Bununla birlikte davacıya, fiilen çalışmaya başladığı 19.12.2017 tarihi ile yeni iş sözleşmesini imzaladığı 28.02.2018 tarihleri arasında eski sözleşmeye göre ücret ödenmesi gerektiğinden, 19.12.2017 28.02.2018 tarihleri arasındaki dönem için ücret farkının hesaplanarak hüküm altına alınması gerekir.

  6. Son olarak, 28.02.2018 tarihli yeni sözleşmede konulan ihtirazı kaydın, sözleşmenin imzalandığı tarih itibarıyla açılan bir dava bulunmadığından, sonuca etkisi olmadığı kanaatine varılmıştır.

VI. KARAR

Açıklanan sebeplerle;

Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,

Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,

Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

12.02.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla

Anahtar Kelimeler

cevapistinafkarartemyizvı.kararımahkemesipdypkkderecebozulmasına

Kaynak: karar_yargitay

Taranan Tarih: 25.01.2026 15:24:37

Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim