Yargıtay 8. HD 2023/582 E. 2024/416 K.

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

8. Hukuk Dairesi

Daire / Kategori

Yargıtay Kararı

Esas No

2023/582

Karar No

2024/416

Karar Tarihi

31 Ocak 2024

MAHKEMESİ: Asliye Hukuk Mahkemesi

KARAR: Davanın reddine

Taraflar arasındaki tapusuz taşınmaz tescili davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince verilen karar, yapılan temyiz incelemesi sonucunda Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesince bozulmuştur.

İlk Derece Mahkemesince, bozma ilamına uyularak yeniden yapılan yargılama sonunda; davanın reddine karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesi kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlenildikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

K A R A R

İlk Derece Mahkemesinin vermiş olduğu önceki karar, Yargıtay tarafından bozulmuş olup hükmüne uyulan bozma ilamında özetle; " Temyize konu taşınmaz bölümlerinin öncesinin orman vasfında olup olmadığı yönünde araştırma yapılmadığı gibi, ziraat bilirkişi tarafından düzenlenen soyut ve yetersiz bilirkişi raporuna dayanılarak karar verildiği, ayrıca yerel bilirkişilerden davacılar yararına zilyetlikle kazanma koşullarının oluşup oluşmadığı konusunda denetlemeye elverişli şekilde somut ve maddi olaylara dayalı beyan alınmadığı, yerel bilirkişilerin soyut beyanları ile yetinildiği, taşınmazın niteliğinin belirlenmesinde esaslı unsur olan hava fotoğraflarından da yararlanılmadığı açıklanarak, belirtilen hususlarda usulüne uygun araştırma ve inceleme yapılması ve sonucuna göre karar verilmesi " gereğine değinilmiştir.

İlk Derece Mahkemesince, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda; " davacının, fen bilrikişi raporunda 738 ada 13 parsel olarak gösterilen ve tapuda davacı ve dava dışı 3. kişi adına kayıtlı bulunan taşınmaza ilişkin talebinin bulunmadığı ve fen bilirkişi raporunda (A), (B) ve (C) harfleriyle gösterilen yerlerde 1971 yılı hava fotoğraflarına göre imar ihya faaliyetinin bulunmadığının, ziraatçi bilirkişi raporunda, dava konusu taşınmaz üzerinde keşiften 15 20 yıl öncesine ait kullanım bulunduğunun bildirilmiş olması ve tanıkların beyanlarında, davacının babasının dava konusu taşınmazları ihya ettiğinin ifade edilmesi karşısında, dava konusu taşınmazın imar ihyaya muhtaç yerlenden olduğunun anlaşıldığı, imar ihyaya muhtaç yerlerden olmasa bile davacının imar parsellerinin kesinleşme tarihi olan 1984 yılından önceki 20 yıllık zilyetliği ispat edemediği " gerekçeleri ile davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

İlk Derece Mahkemesince, işin esasına girilerek, yazılı şekilde karar verilmiş ise de, bu karar usul ve yasaya uygun bulunmamaktadır. Şöyle ki; dava, TMK'nın 713/1, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14. maddelerine dayalı tapusuz taşınmazın tescili isteğine ilişkindir. 4721 sayılı TMK'nın 713/3. maddesi gereğince tescil davalarında Hazine yanında ilgili kamu tüzel kişiliklerine de husumet yöneltilmesi gerekmektedir. Dosya kapsamında mevcut Bingöl Kadastro Müdürlüğü'nün 14.06.2010 tarihli yazısında dava konusu edilen yerin kısmen yol kısmen de ormanlık saha olarak tescil harici bırakıldığı bildirilmiş olması nedeniyle, davada ilgili kamu tüzel kişisi olarak yer alması gereken Orman İdaresinin davada taraf olarak yer alması sağlanmamış ve böylelikle yöntemince taraf teşkili sağlanmamıştır. Oysaki, taraf teşkilinin sağlanması dava şartlarından olup, bu koşul yerine getirilmeden davanın esasına girilmesi hukuken mümkün bulunmamaktadır.

Ayrıca; işin esasına ilişkin olarak, bozma sonrası yapılan yargılama sırasında, orman bilirkişisinde rapor alınmış ise de, taşınmazın orman niteliğinde olup olmadığı hususunda yapılan araştırma inceleme de hüküm kurmak için yeterli bulunmamaktadır. Şöyle ki; taşınmazın bulunduğu yerde orman kadastro çalışması yapılıp yapılmadığı araştırılmadığı gibi, alınan orman bilirkişi raporunda, taşınmazın eğiminin % 4 10 olduğu, toprağının kahverengi esmer orman toprağı olduğu, 1957 yılı memleket haritasında orman sayılmayan alanda kaldığı ve Orman Kanunları karşısında orman sayılmayan yerlerden olduğu tespit edilmiş ise de, orman kadastrosu yapılmayan yerlerde, taşınmazın evveliyatı itibariyle orman vasfında olup olmadığının belirlenmesi için en eski tarihli hava fotoğrafının ve bu hava fotoğrafı esas alınarak memleket haritasının incelenmesi gerektiği halde, hava fotoğraflarından hiç yararlanılmamış ve söz konusu raporda, taşınmazın toprak yapısının kahverengi esmer orman toprağı olduğu belirtildikten sonra orman sayılmayan yerlerden olduğu açıklanarak raporun kendi içinde çelişki oluşturulmuştur.

Öte yandan; 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun (3402 sayılı Kanun) 17/son maddesi gözetildiğinde, imar uygulaması yapılmış yerlerde imar ihyaya dayanılarak yer kazanılması mümkün olmadığından, taşınmazın bulunduğu yerde imar planı çalışması yapılıp yapılmadığı, yapılmış ise bu imar planının hangi tarihte kesinleştiği ve taşınmazın kesinleşen imar planı kapsamında kalıp kalmadığı araştırılarak, zilyetlik süresinin imar planının kesinleşme tarihi esas alınmak suretiyle hesap edilmesi gerekmekte olup, İlk Derece Mahkemesince, bu doğrultuda imar durumuna ilişkin olarak müzekkereler yazılmış ve ilk olarak bozma öncesinde 07.07.2010 tarihinde belediyeden gelen yazı cevabında, dava konusu edilen yerin imar planı dahilinde ayrık nizam 3 katlı konut alanında olduğunun bildirilmesi üzerine imar planının hangi tarihte kesinleştiği sorulmuş ve yazı cevabında imar planının 11.05.1984 tarihinde kesinleştiği bildirildiği halde, bozma sonrasında bu konuda yazılan müzekkere üzerine 04.11.2013 tarihinde belediyeden gelen yazı cevabında, fen bilirkişi raporunda (A) ve (B) harfi ile gösterilen yerlerin imar planında konut alanında kaldığı, (C) harfli yerin imar yolunda kaldığı bildirilerek, Nazım ve Uygulama İmar Planlarının tasdikli örneği gönderilmiş, Nazım ve Uygulama İmar Planlarının onaylanma tarihleri sorulması üzerine bu defa verilen yazı cevabında Nazım ve Uygulama İmar Planlarının revize edilmekle 09.07.2010 tarihinde onaylandığı bildirilmiş olup, bozma ilamında her ne kadar imar planının 1984 yılında kesinleştiği kabul edilmiş ise de, bozma sonrasında yapılan yargılama sırasında 04.12.2019 tarihinde Belediyeye yeniden müzekkere yazılarak dava konusu edilen ve fen bilirkişi raporunda (A),(B) ve (C) harfleri ile gösterilen bu yerlerin hangi tarihte Nazım ve Uygulama İmar Planı içerisine alındığı ve imar planının hangi tarihte kesinleştiği sorulmuş ve Belediyeden gelen 13.12.2019 tarihli yazı cevabında, bu kez dava konusu taşınmazların bulunduğu alanda Belediye tarafından imar uygulama planlarının 1990'lı yıllarda hazırlandığı bildirilmiştir. İlk Derece Mahkemesince, dosya kapsamına daha önce gönderilen müzekkere cevabında imar uygulamalarının 11.05.1984 yılında kesinleştiğinin bildirildiği son verilen cevapta ise 1990'lı yıllarda hazırlandığının bildirildiği, dosyaya sunulan bu iki cevap arasında çelişki oluşturulduğu açıklanarak, dava konusu yerlere ilişkin imar uygulama planlarının hangi tarihte kesinleşmiş olduğunun net bir şekilde gün, ay ve yıl olarak bildirilmesi için Belediyeye yeniden müzekkere yazılması üzerine, bu defa da, yazı cevabında sadece dava konusu edilen (A) harfli yere ilişkin olarak hangi tür imar planı olduğu da açıklanmaksızın imar planının 11.05.1984 tarihinde kesinleştiği bildirilmiş olup, İlk Derece Mahkemesince söz konusu yazı cevapları ile dava konusu taşınmaz bölümlerinin imar planı kapsamında kalıp kalmadıkları ve imar planının hangi tarihte kesinleştiği hususunda oluşturulan çelişki giderilmeksizin ve taşınmaz bölümlerine ilişkin olarak imar durumu net ortaya ortaya konulmaksızın karar verilmesi cihetine gidilmiştir. Bu şekilde eksik araştırma ve incelemeye dayalı olarak karar verilmesi usul ve yasaya uygun bulunmamaktadır.

tir. Mahkemenin tüm çabalarına rağmen bu konuda dosya kapsamındaki çelişkinin hala giderilmemiş olması doğru görülmemiş olup dava konusu edilen (A),(B) ve (C) harfli yerlerin tamamı yönünden net olarak hangi imar uygulamasının hangi tarihte (gün ay ve yıl olarak) kesinleştiği hususunun dosyaya kazandırılması gerekmektedir.

Hal böyle olunca; doğru sonuca ulaşılabilmesi için İlk Derece Mahkemesince, öncelikle davacıya, ilgili kamu tüzel kişisi sıfatıyla davada yer alması gereken Orman İdaresine de husumet yöneltmek suretiyle yöntemince taraf teşkilini sağlaması için süre ve imkan tanınmalı, bu şekilde taraf teşkili sağlanması halinde Orman İdaresinden savunma ve delilleri sorulmalı, bildirmesi halinde delilleri toplanmalı; ayrıca çekişmeli taşınmazın bulunduğu yörede kesinleşmiş orman tahdidi bulunup bulunmadığı sorularak, mevcut ise buna ilişkin olarak, işe başlama, çalışma, işi bitirme ve sonuçlarının askı ilan tutanakları ile taşınmazın bulunduğu yeri orman tahdit sınır noktalarıyla birlikte gösterir onaylı orman tahdit harita örneği dosyaya getirilmeli; taşınmazın bulunduğu yerde kesinleşmiş orman kadastrosunun bulunmadığının belirlenmesi halinde bu kez, yöreye ait en eski tarihli memleket haritası ve hava fotoğraflarının tamamı ile varsa amenajman planı ve komşu parsellere ait kadastro tutanakları, tutanaklar kesinleşmiş ise tapu kayıt örnekleri ve tapu kayıtları mahkeme kararı sonucu oluşmuş ise mahkeme karar örnekleri ilgili yerlerden getirilerek dosya arasına konulmalı; ayrıca 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun (3402 sayılı Kanun) 17/son maddesi uyarınca imar uygulaması yapılmış yerlerde imar ihyaya dayanılarak yer kazanılması mümkün olmadığı ve bu nedenle zilyetlik süresinin imar planının kesinleşme tarihi esas alınmak suretiyle hesap edilmesi gerektiği gözetilerek,bu konuda dosya arasına daha önce gönderilen yazı cevapları ile oluşturulan çelişkiyi giderecek şekilde, taşınmazın bulunduğu yerde imar planı çalışması yapılıp yapılmadığı, yapılmış ise bu imar planının hangi tarihte kesinleştiği ve taşınmazın kesinleşen imar planı kapsamında kalıp kalmadığı ilgili Belediyeden sorularak kesin olarak belirlenmeli ve buna ilişkin kayıt ve belgeler dosya arasına celp edilmeli; bu şekilde dosyanın ikmal edilmesinden sonra mahallinde, yaşlı, tarafsız, yöreyi iyi bilen, davada yararı bulunmayan aynı köyde ve komşu köylerde ikamet eden şahıslar arasından seçilecek ayrı ayrı 3’er kişilik yerel bilirkişi kurulu ve taraf tanıkları ile önceki bilirkişiler dışında halen Tarım ve Orman Bakanlığı ve bağlı birimlerinde görev yapmayan bu konuda uzman orman mühendisleri arasından seçilecek 3 orman mühendisi bilirkişisi, üç ziraat mühendisi bilirkişisi, bir fen elemanı ve bir jeodezi ve fotogrametri mühendisi bilirkişisinin katılımıyla yeniden keşif yapılmalıdır.

Yapılacak bu keşifte, taşınmazın bulunduğu yörede kesinleşmiş orman kadastrosu çalışmasının bulunması halinde; orman sınır noktaları tutanak ve haritalarda yazılı mevki, yer, kişi isimleri ile açı ve mesafelere göre, orman kadastrosu tutanak ve haritalarının düzenlenmesinde kullanılan hava fotoğrafları ve memleket haritalarından yararlanılarak, değişik açı ve uzaklıklardaki en az 6 7 adet orman sınır noktası bulunup röperlenmeli, orman kadastrosu ile ilgili sınır noktaları aynı ölçeğe çevrilerek, çekişmeli taşınmazın orman kadastro haritasına göre konumu genel kadastro paftası üzerinde ve aynı ya da yakın orman sınır hatlarında dava konusu edilen parseller varsa, bunların tümü birleşik harita üzerinde gösterilmeli; tutanaklardaki anlatımlar değerlendirilmeli; tutanaklarla tahdit haritası arasında çelişki bulunup bulunmadığı belirlenmeli; çelişki bulunmakta ise çekişmeli parsel yönünden tahdit tutanakları ile haritalar arasındaki çelişki tahdit tutanaklarına değer verilmek suretiyle giderilecek şekilde tereddüte mahal bırakmayacak, açıklamalı, krokili rapor alınmalı;

Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yörede kesinleşmiş orman kadastrosu çalışmasının bulunmadığının anlaşılması halinde ise, dosya arasına getirtilen belgeler çekişmeli taşınmaz ile birlikte çevre araziye de uygulanmak suretiyle, taşınmazın öncesinin bu belgelerde ne şekilde nitelendirildiği belirlenmeli; 3116 sayılı Orman Kanunu (3116 sayılı Kanun) 4785 sayılı Orman Kanununa Bazı Hükümler Eklenmesine ve bu Kanunun Birinci Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun (4785 sayılı Kanun) ve 5658 sayılı Orman Kanununun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesine ve bu Kanuna Bazı Maddeler Eklenmesine Dair Kanunlar (5658 sayılı Kanun) karşısındaki durumu saptanmalı; zilyetlikle veya hukuki değeri kalmamış olan tapu kayıtlarıyla ormandan yer kazanılamayacağı, öncesi orman olan bir yerin üzerindeki orman bitki örtüsü yokedilmiş olsa dahi, salt orman toprağının orman sayılan yer olduğu düşünülmeli; toprak yapısı, bitki örtüsü ve çevresi incelenmeli; hakim gözetiminde, taşınmazın dört yönden renkli fotoğrafları çektirilip, onaylanarak dosyaya eklenmeli; yukarıda değinilen diğer belgeler fen, jeodezi ve fotogrametri uzmanı bilirkişileri ile orman bilirkişi eliyle yerine uygulattırılıp, orijinal renkli (renkli fotokopi) hava fotoğrafları ve memleket haritasının ölçeği kadastro paftası ölçeğine, yine kadastro paftası ölçeği de hava fotoğrafları ve memleket haritası ölçeğine (Net Cad veya benzeri programlar kullanılarak)denetime elverişli olacak şekilde çevrildikten sonra komşu ve yakın komşu parselleri de içine alacak şekilde birbiri üzerine aplike edilmek suretiyle, çekişmeli taşınmaz çevre parsellerle birlikte memleket haritası ve hava fotoğrafları üzerinde gösterilmeli, taşınmazın gerçek eğimi, klizimetre aletiyle ölçülerek memleket haritalarındaki münhanilerden (yükseklik eğrilerinden) de faydalanılmak suretiyle belirlenmeli; hava fotoğraflarının stereoskop aletiyle üç boyutlu incelemesi yapılarak temyize konu taşınmazın niteliği, üzerindeki bitki örtüsünün cinsi, yaşı, dağılımı, kapalılık oranının açıklandığı ve dava konusu taşınmazın 6831 sayılı Orman Kanunu'nun (6831 sayılı Kanun) 17/2 inci maddesinde belirtilen orman içi açıklık vasfında olup olmadığını belirten, yalnız büro incelemesine değil, uygulamaya ve araştırmaya dayalı, bilirkişilerin onayını taşıyan krokili bilimsel verileri bulunan yeterli ve dosyadaki belgeler ile karşılaştırıldığında denetime elverişli rapor alınmalıdır.

Ayrıca keşifte dinlenecek yerel bilirkişi ve tanıklardan, taşınmazın öncesinin ne olduğu, kim veya kimler tarafından, hangi tarihten beri ve ne şekilde kullanıldığı, imar ihya gerektiren yerlerden olup olmadığı, böyle yerlerden ise imar ihyaya konu edilip edilmediği ve edilmiş ise imar ihyasının hangi tarihte tamamlandığı, taşınmazın bulunduğu yerde imar uygulaması yapılıp yapılmadığı etraflıca sorulup maddi olaylara dayalı olarak açıklattırılmalı; komşu parsellerin tutanak ve dayanakları uygulanmak suretiyle dava konusu taşınmazı sınır olarak nasıl nitelendirdikleri araştırılmalı ve bu yolla yerel bilirkişiler ve tanıkların sözleri denetlenmeli; yerel bilirkişi ve tanıkların beyanları arasında doğabilecek çelişkiler gerektiğinde yüzleştirme yapılarak giderilmeye çalışılmalı; üç kişilik ziraatçi bilirkişi kurulundan, taşınmazın evveliyatını, toprak yapısını, niteliğini ve zilyetlikle mülk edinilebilecek yerlerden olup olmadığını, komşu taşınmazlarla karşılaştırmalı şekilde açıklayan, bilimsel esaslara ve somut verilere dayalı, ayrıntılı ve gerekçeli rapor alınmalı; fen bilirkişisinden ise, keşfi takibe ve denetlemeye olanak verir rapor ve kroki düzenlemesi istenilmeli; tanık ve yerel bilirkişi ifadeleri bilimsel esaslara ve maddi bulgulara dayanılarak hazırlanan söz konusu bilirkişi raporlarıyla denetlenmeli; 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun (3402 sayılı Kanun) 14 üncü maddesi uyarınca, adına tescil kararı verilecek kişi ya da kişiler ile diğer mirasçılar ve onların miras bırakanları adına aynı çalışma alanı içerisinde kayıtsız ve belgesizden başkaca taşınmaz mal tesbit ya da tescil edilip edilmediği ilgili tapu müdürlüğü ve kadastro müdürlüğü ile hukuk mahkemeleri yazı işleri müdürlüğünden sorulup, aynı Kanun'un 03.07.2005 tarihli ve 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu (5403 sayılı Kanun) ile değiştirilen 14/2 inci maddesi hükmü gözetilerek sulu ve susuz olarak kazanılmış toprak miktarı belirlenip, Kanunun getirdiği sınırlamanın aşılıp aşılmadığı saptanarak, toplanacak tüm kanıtlar birlikte değerlendirilip ulaşılacak sonuca göre bir hüküm kurulmalıdır.

İlk Derece Mahkemesince, bu hususlar gözetilmeksizin, yöntemince taraf teşkili sağlanmadan, eksik araştırma ve incelemeye dayalı olarak karar verilmesi isabetsiz olduğundan, hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle;

Davacı vekilinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK'nın Geçici 3 üncü maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'un 428 inci maddesi gereğince BOZULMASINA,

1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine,

Peşin harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,

31.01.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla

Anahtar Kelimeler

bozulmasınadavanınreddine

Kaynak: karar_yargitay

Taranan Tarih: 25.01.2026 15:28:00

Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim