Yargıtay 8. HD 2021/12645 E. 2024/415 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
8. Hukuk Dairesi
Yargıtay Kararı
2021/12645
2024/415
31 Ocak 2024
MAHKEMESİ: Kadastro Mahkemesi
KARAR: Davanın kabulü
Taraflar arasındaki kadastro tespitine itiraz davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince verilen karar, yapılan temyiz incelemesi sonucunda Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesince bozulmuştur.
İlk Derece Mahkemesince, bozma ilamına uyularak yeniden yapılan yargılama sonunda; davanın kabulüne karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı, davalı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlenildikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
K A R A R
İlk Derece Mahkemesince verilen önceki karar, Yargıtay tarafından bozulmuş olup hükmüne uyulan bozma ilamında özetle; “Birleştirilen dosya davacısı ... mirasçılarından Av. ...' ün kendi adına asaleten diğer mirasçılar yönünden ise vekâleten yaptığı temyiz itirazında, dava konusu 123 ada 2 parsel yönünden, toplanan tüm delilerin lehlerine olmasına rağmen, 123 ada 2 sayılı parsele karşı açtıkları davalarının tartışılmadan reddedildiğini ileri sürmüş ise de, muris ... her ne kadar 123 ada 2 parsel sayısını vererek dava açmış ise de, mahkemece yapılan keşifte alınan bilirkişi raporlarına göre, muris ...’ün 123 ada 2 parsel sayısını vererek davaya konu yaptığı ve bilirkişi raporuna ekli krokide (A) harfi ile gösterilen 43.050,50 m² yüzölçümündeki taşınmazın 123 ada 2 sayılı parsel içinde değil, 148 ada 32 sayılı yine ham toprak niteliğiyle Hazine adına tespit edilen parsel içinde kaldığının anlaşıldığı, 148 ada 32 sayılı parsele yönelik açılan davalarının 25.01.2012 tarihli celsede eldeki bu dosyadan tefrik edildiği, birleştirilen dosya davacısı ... mirasçıları vekilinin 148 ada 32 sayılı parsel içinde yer alan ve bilirkişi raporuna ekli krokide (A) harfi ile gösterilen 43.050,50 m² yüzölçümündeki ve eldeki davanın konusu olmayan taşınmaz yönünden temyiz yoluna başvurduğu anlaşıldığından temyiz dilekçesinin reddine karar verilmesi gerektiği açıklandıktan sonra, davalı ... temsilcisinin 123 ada 2 sayılı parselin krokide (A) harfi ile gösterilen 9390,66 m² yüzölçümündeki bölümüne yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine gelince, mahkemece yapılan araştırma ve incelemenin hükme yeterli olmadığı, bu tür uyuşmazlıklarda taşınmazın niteliğinin, üzerinde sürdürülen zilyetliğin başlangıç ve sürecinin takdiri delil olan yerel bilirkişi ve tanık sözleri yanında hava fotoğrafları ve topoğrafik haritalardan yararlanmak suretiyle belirlenmesi gerektiği, somut olayda mahkemece anlatılan biçimde bir araştırma ve inceleme yapılmadığı belirtilerek, öncelikle taşınmazın orman sayılan yerlerden olup olmadığı hususunda usulüne uygun araştırma yapması, taşınmazın orman sayılmayan yerlerden olması halinde ise usulüne uygun zilyetlik ve imar ihya araştırması yapması ve sonucuna göre karar verilmesi " gereğine değinilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda; " dava konusu 123 ada 2 nolu parselin (A) harfi ile gösterilen kısmının keşfi sırasında yapılan gözlem, ziraat ve jeoloji bilirkişi raporlarına göre bu bölümün tarım arazisi niteliğinde olduğu, kullanımın ekonomik amaca uygun olduğu, 1973 tarihli hava fotoğrafında dava konusu yerde tarımsal faaliyetler yapıldığının tespiti edildiği, mahalli bilirkişilerin beyanında tahmini olarak davacıların 1993 ve sonrası bir tarihte köyden ayrılmış olduğu, bu tarihe kadar taşınmaz üzerinde tarımsal faaliyetlerde bulunulduğu, söz konusu alanın uzun bir süredir davacılar tarafından kullanılmamış olsa da bu durumun iradi terk olarak kabul edilemeyeceği, ziraat bilirkişinin raporuna göre de taşınmazın temizlenerek tarıma müsait hale getirilebileceği, orman mühendisi bilirkişilerin raporuna göre taşınmazın orman sayılmayan yerlerden olduğu ve zilyetlikle kazanım koşullarının oluştuğu " gerekçesiyle dava konusu Batman ili Kozluk ilçesi Kulludere Köyü 123 ada 2 nolu parselin fen bilirkişisi Fırat Kardaş'ın 26.11.2013 tarihli raporundaki haritada (A) harfi ile gösterilen 9.390,66 m2'lik bölümü hakkında açılan davanın kabulü ile Kulludere Köyü 123 ada 2 nolu parselin kadastro tespitinin iptaline ve fen bilirkişisi Fırat Kardaş'ın 26.11.2013 tarihli raporundaki haritada (A) harfi ile gösterilen 9.390,66 m2'lik alanın adanın son parsel numarası verilerek tarla vasfı ile davacılar ..., ..., ... ve ... adlarına 1/4 eşit hisse ile tapuya kayıt ve tesciline, Kulludere Köyü 123 ada 2 nolu parselden geriye kalan kısmın aynı vasıf ve nitelikte aynı parsel numarası ile tespit gibi tesciline karar verilmiş; hüküm, davalı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince, yazılı şekilde karar verilmiş ise de, yapılan araştırma incelemenin hüküm vermek için yeterli ve elverişli olmadığı anlaşılmaktadır.
Şöyle ki; İlk Derece Mahkemesince, bozma ilamına uyulduğu halde, gerekli tam ve eksiksiz olarak yerine getirilmemiştir. Dava konusu 123 ada 2 parselin bulunduğu yerde orman kadastrosu, 5304 Sayılı Kadastro Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunla (5304 Sayılı Kanun) değişik 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun (3402 sayılı Kanun) 4 üncü maddesi hükmüne göre yapılmış olup, yörede bundan başka yapılmış orman kadastro çalışması bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Bozma sonrası mahallinde 20.03.2019 tarihinde yapılan keşif sonrası fen bilirkişi tarafından düzenlenen 19.04.2019 havale tarihli raporda, dava konusu 123 ada 2 parselde (A) harfi ile gösterilen 9.390,66 m2 lik kısımda 1948 yılı hava fotoğraflarına göre tarımsal faaliyet olmadığı, 1973 yılı hava fotoğrafına göre tarımsal faaliyetin yapıldığı, 1984 yılı hava fotoğrafında ise tarımsal faaliyetin yapılıp yapılmadığının, hava fotoğrafının kalitesi nedeniyle net anlaşılamadığı ve 2001 yılı hava fotoğrafında ise taşınmaz bölümünde tarımsal faaliyet olmadığı belirtilmiş olup, rapora eklenen ve çakıştırması yapıldığı belirtilen hava fotoğraflarının siyah beyaz olmaları ve net olmamaları nedeniyle taşınmazda tarımsal faaliyetin yapılıp yapılmadığı denetlenemediği gibi, 1984 yılı hava fotoğrafının kalitesi dolayısıyla incelenemediğinin belirtilmiş olması karşısında, sadece 1973 yılı hava fotoğrafının incelenmesi suretiyle taşınmaz bölümü üzerinde sürdürüldüğü iddia olunan zilyetliğin başlangıcı, bitişi ve sürdürülüş biçimi hakkında kanaat edinilmesi de mümkün bulunmamaktadır.
Öte yandan; hükme esas alınan ziraat bilirkişi raporunda, taşınmazın hafif eğimli olduğu, hali hazırda taşınmazın ekilip biçilmediğinden üzerinde çok seyrek kara çalıların bulunduğu, komşu taşınmazlarla benzer nitelik gösterdiği ve tarıma elverişli arazi olduğu belirtildiği halde, taşınmazın kullanımı, zilyetliğin terk ediliş tarihi, bundan önceki kullanış şekli, süresi, imar ihyaya muhtaç yerlerden olup olmadığı ve böyle bir yerlerden ise imar ihyanın başlangıç ve bitiş tarihi hususlarında her hangi değerlendirme yapılmamıştır.
Yine, 2 kişilik orman bilirkişisi heyet raporunda, taşınmazın eğiminin % 6 8 olduğu, toprak muhafaza karakteri taşıdığı, 1950 ve 1970 yıllarına ait hava fotoğraflarının stereoskopik incelemeleri sonucu taşınmazın tarımsal amaçlı kullanıldığı, memleket haritasıyla çakıştırıldığında da tam yerinin görüldüğü, halihazırda otsu bitki ve karaçalı bulunsa da evveliyatında ekilip biçildiği, 3402 sayılı Kanuna göre yapılan orman kadastrosunda orman sınırları dışında kaldığı, eski tarihli hava fotoğrafı ve memleket haritasında açık alanda bulunduğu belirtilmiş ise de, raporun ekinde 1950 ve 1970 yılına ait hava fotoğrafı üzerinde yapılmış bir çakıştırma bulunmadığı ve raporda bahsi geçen memleket haritasının tarihinin belirtilmediği anlaşılmakta olup, bu haliyle taşınmazın en eski hava fotoğrafları ve memleket haritalarına göre orman sayılan yerlerden olup olmadığı net bir şekilde tespit edilememektedir.
Ayrıca; bozma öncesi yapılan yargılama sırasında alınan jeoloji bilirkişi raporunda, 122 ada 3 parselin A harfli kısmı ile ilgili olarak, eğiminin % 25 30 olduğu belirtilmesine rağmen bozma sonrasında alınan orman bilirkişi raporunda taşınmazın eğiminin % 6 8 olduğunun açıklanmış olması nedeniyle, taşınmazın eğimi hususunda raporlar arasında çelişki ortaya çıktığı halde İlk Derece Mahkemesince, söz konusu çelişki de giderilmemiş ve taşınmazın gerçek eğimi tespit edilmeden hüküm kurulması cihetine gidilmiştir.
Hal böyle olunca; doğru sonuca ulaşılabilmesi için İlk Derece Mahkemesince, öncelikle yöreye ait en eski tarihli memleket haritası ve hava fotoğraflarının tamamı ile varsa amenajman planı ve davacıların terör nedeniyle yöreyi terk ettikleri 1993 1994 yıllarından geriye doğru 15 20 25 yıl öncesine ait stereoskopik hava fotoğrafları ve komşu parsellere ait kadastro tutanakları, tutanaklar kesinleşmiş ise tapu kayıt örnekleri ve tapu kayıtları mahkeme kararı sonucu oluşmuş ise ilgili karar örnekleri bulundukları yerlerden getirilerek dosya ikmal edildikten sonra mahallinde, yaşlı, tarafsız, yöreyi iyi bilen, davada yararı bulunmayan aynı köyde ve komşu köylerde ikamet eden şahıslar arasından seçilecek ayrı ayrı 3’er kişilik yerel bilirkişi kurulu ve taraf tanıkları ile önceki bilirkişiler dışında halen Tarım ve Orman Bakanlığı ve bağlı birimlerinde görev yapmayan bu konuda uzman orman mühendisleri arasından seçilecek 3 orman mühendisi bilirkişisi, 3 ziraat mühendisi bilirkişisi, bir fen elemanı ve bir jeodezi ve fotogrametri mühendisi bilirkişisinin katılımıyla yeniden keşif yapılmalıdır.
Yapılacak bu keşifte, dosya arasına getirtilen belgeler, çekişmeli taşınmaz ile birlikte çevre araziye de uygulanmak suretiyle, taşınmazın öncesinin bu belgelerde ne şekilde nitelendirildiği belirlenmeli; 3116, 4785 ve 5658 sayılı Kanunlar karşısındaki durumu saptanmalı; zilyetlikle veya hukuki değeri kalmamış olan tapu kayıtlarıyla ormandan yer kazanılamayacağı, öncesi orman olan bir yerin üzerindeki orman bitki örtüsü yokedilmiş olsa dahi, salt orman toprağının orman sayılan yer olduğu düşünülmeli; toprak yapısı, bitki örtüsü ve çevresi incelenmeli; hakim gözetiminde, taşınmazın dört yönden renkli fotoğrafları çektirilip, onaylanarak dosyaya eklenmeli; yukarıda değinilen diğer belgeler fen, jeodezi ve fotogrametri uzmanı bilirkişileri ile orman bilirkişi eliyle yerine uygulattırılıp, orijinal renkli (renkli fotokopi) hava fotoğrafları ve memleket haritasının ölçeği kadastro paftası ölçeğine, yine kadastro paftası ölçeği de hava fotoğrafları ve memleket haritası ölçeğine (Net Cad veya benzeri programlar kullanılarak) denetime elverişli olacak şekilde çevrildikten sonra komşu ve yakın komşu parselleri de içine alacak şekilde birbiri üzerine aplike edilmek suretiyle, çekişmeli taşınmaz çevre parsellerle birlikte memleket haritası ve hava fotoğrafları üzerinde gösterilmeli; taşınmazın gerçek eğimi, klizimetre aletiyle ölçülerek memleket haritalarındaki münhanilerden (yükseklik eğrilerinden) de faydalanılmak suretiyle tespit edilmeli; hava fotoğraflarının stereoskop aletiyle üç boyutlu incelemesi yapılarak, temyize konu taşınmazın niteliği, üzerindeki bitki örtüsünün cinsi, yaşı, dağılımı, kapalılık oranının açıklandığı ve taşınmazın 6831 sayılı Orman Kanunu'nun ( 6831 sayılı Kanun ) 17/2 nci maddesinde belirtilen orman içi açıklık vasfında olup olmadığını belirten, yalnız büro incelemesine değil, uygulamaya ve araştırmaya dayalı, bilirkişilerin onayını taşıyan, krokili bilimsel verileri bulunan yeterli ve dosyadaki belgelerle karşılaştırıldığında denetime elverişli rapor alınmalıdır.
Ayrıca; keşifte dinlenecek yerel bilirkişi ve tanıklardan, taşınmazın öncesinin ne olduğu, kim veya kimler tarafından, hangi tarihten beri ve ne şekilde kullanıldığı, imar ihya gerektiren yerlerden olup olmadığı, böyle yerlerden ise imar ihyaya konu edilip edilmediği ve edilmiş ise imar ihyasının hangi tarihte tamamlandığı hususları etraflıca sorulup maddi olaylara dayalı olarak açıklattırılmalı; komşu parsellerin tutanak ve dayanakları uygulanarak dava konusu taşınmazı sınır olarak nasıl nitelendirdikleri araştırılmalı ve ayrıca bu yolla yerel bilirkişi ve tanıkların sözleri denetlenmeli; yerel bilirkişi ve tanık beyanları arasında doğabilecek çelişkiler gerektiğinde yüzleştirme yapılarak giderilmeye çalışılmalı; ziraatçi bilirkişi kurulundan, taşınmazın evveliyatını, toprak yapısını, niteliğini ve zilyetlikle mülk edinilebilecek yerlerden olup olmadığını, üzerinde sürdürüldüğü iddia olunan zilyetliğin sürdürülüş biçimini, zilyetliğin terk edilip edilmediğini, edilmiş ise zilyetliğin hangi tarihte terk edildiğini ve bundan önceki kullanış şeklini, süresini, taşınmazın imar ihyaya muhtaç yerlerden olup olmadığını ve böyle bir yerlerden ise imar ihyanın başlangıç ve bitiş tarihini komşu taşınmazlarla karşılaştırmalı şekilde açıklayan, bilimsel esaslara ve somut verilere dayalı, önceki ziraatçi raporlarını da irdeler şekilde, somut verilere ve bilimsel esaslara dayanan, ayrıntılı ve gerekçeli rapor alınmalı; fen bilirkişisinden ise, keşfi takibe ve denetlemeye olanak verir rapor ve kroki düzenlemesi istenilmeli; tanık ve yerel bilirkişi ifadeleri bilimsel esaslara ve maddi bulgulara dayanılarak hazırlanan söz konusu bilirkişi raporlarıyla denetlenmeli; 3402 sayılı Kanun'un 14 üncü maddesi uyarınca, adına tescil kararı verilecek kişi ya da kişiler ile diğer mirasçılar ve onların miras bırakanları adına aynı çalışma alanı içerisinde belgesizden başkaca taşınmaz mal tesbit ya da tescil edilip edilmediği ilgili tapu müdürlüğü ve kadastro müdürlüğü ile hukuk mahkemeleri yazı işleri müdürlüğünden sorulup, aynı Kanunun 3.7.2005 tarihli ve 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu (5403 sayılı Kanun) ile değiştirilen 14/2 nci maddesi hükmü gözetilerek sulu ve susuz olarak kazanılmış toprak miktarı belirlenip, Kanunun getirdiği sınırlamanın aşılıp aşılmadığı saptanmak suretiyle tüm deliller birlikte değerlendirilerek ulaşılacak sonuca göre bir hüküm kurulmalıdır.
İlk Derece Mahkemesince, bu hususlar gözetilmeksizin, eksik araştırma ve incelemeye dayalı olarak karar verilmesi isabetsiz olduğundan, hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanunun Geçici 3 üncü maddesi yollaması ile 1086 sayılı Kanunun 428 inci maddesi uyarınca BOZULMASINA,
Taraflarca 1086 sayılı Kanunun 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine,
31.01.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_yargitay
Taranan Tarih: 25.01.2026 15:28:00