Yargıtay 8. HD 2021/17393 E. 2024/3016 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
8. Hukuk Dairesi
Yargıtay Kararı
2021/17393
2024/3016
6 Mayıs 2024
MAHKEMESİ: Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi
SAYISI: 2021/330 E., 2021/616 K.
KARAR: İstinaf başvurusunun esastan reddi, kararın kaldırılması ve davanın kabulüne
İLK DERECE MAHKEMESİ: ... Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI: 2018/93 E., 2019/232 K.
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddi ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak esas hakkında kaldırılarak esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Düzce ili ... ilçesi ... Köyü ... Mevkii, 108 ada 1 parselde kayıtlı 5984,28 m2 lik orman vasıflı taşınmazın evveliyatında davacının babası tarafından kullanıldığını, ekilip biçildiğini sonrasında da davacı ile birlikte zilyetliğinde bulundurduğunu, 2008 yılında yapılan kadastro çalışmalarında orman olarak tespit görüp davalı Hazine adına tescil edildiğini ancak bu durumun hatalı olduğunu, dava konusu taşınmazın kadastro çalışmalarına kadar orman vasıflı olmadığını belirterek taşınmazın tescilinin iptali ile davacı adına tescil ve tespitine, mümkün olmaması durumunda 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 1007 inci maddesi açısından davacının zararının tespiti ile kadastro çalışmalarının kesinleştiği tarihten itibaren işleyecek faiziyle birlikte tazminat olarak ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonunda yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "Mahallinde dinlenen tanıkların her ne kadar dava konusu yerin evveliyatında davacının babası ve sonrasında bizzat davacı tarafından kullanıldığını beyan ettikleri ve mahalli bilirkişilerin de aynı yönde beyanlarda bulundukları görülse de, dosya arasına alınan bilirkişi raporlarında dava konusu taşınmazın ortalama eğiminin %65 olduğu, eğim yüksek olduğundan toprak muhafaza karakteri taşıdığı, üzerindeki fındık ağaçlarının 25 30 yaşlarında olduğu, memleket haritaları ve hava fotoğrafları sabit ve değişmez noktaların tespiti ile dava konusu taşınmaza uygulandığı ve 1959 ve 1982 memleket haritaları ile 1946 ve 1966 hava fotoğraflarında orman sayılan alanlar içerisinde olduğu, 1990 ve 1994 yılı hava fotoğraflarında dava konusu taşınmazın üzerinde fındık ağaçlarının tespit edildiği, kuzey kısmına doğru orman ağaçlarının bulunduğu, orman ağaçlarının etrafında yine fındık ağaçlarının bulunduğu, 1998 tarihli hava fotoğraflarında kuzey bölümünde bulunan orman ağaçlarının kalmadığı, 2010 ve 2019 tarihli hava fotoğraflarında parselin tamamının üzerinde fındık ocaklarının olduğunun tespit edildği, dava konusu yerin 1986 2006 yılları arasında geçerli amenajman meşcere haritasında dava konusu yerin orman sayılan alanda kaldığı, dava konusu taşınmazın bulunduğu yerde orman kadastrosunun 2008 yılında kesinleştiği ve 3116 sayılı Orman Kanunu'nun (3116 sayılı Kanun) tahdit çalışmasının yapıldığı, 09.07.1945 tarihli 4785 sayılı kanuna göre orman sayılan yerlerden olduğu, yürürlükteki 6831 sayılı Orman Kanuna (6831 sayılı Kanun) göre dava konusu yerin orman sayılan yerlerden olduğunun tespit edildiğinden, hüküm kurmaya elverişli ve denetlenebilir renkli uydu görüntüsü ve memleket haritası ile hava fotoğrafları ekli bilirkişi raporlarına üstünlük tanınarak, dava konusu taşınmazın orman niteliğinde olduğu ve zilyetlikle kazanılabilecek ve özel mülkiyete konu olabilecek taşınmazlardan olmadığı" gerekçesi ile davacının davasının ayrı ayrı reddine karar verilmiş; hükmün davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince; "3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 12/3 üncü maddesinde yer alan düzenlemeye göre bu nitelikteki davalar kadastro tespitinin kesinleştiği tarihten itibaren 10 yıllık süre içinde açılabilir. Somut olayda; 108 ada 1 parsel sayılı taşınmazın kadastro tespitinin 21.02.2008 tarihinde kesinleştiği dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Eldeki dava ise 11.06.2018 tarihinde açılmış olup, bu haliyle kadastro tespitinin kesinleştiği tarih ile dava tarihi arasında 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun (3402 sayılı Kanun) 12/3 üncü maddesinde öngörülen 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiği anlaşılmaktadır. Hak düşürücü süre dava şartı olup, kamu düzenine ilişkin bu sürenin geçmiş olması nedeniyle davanın esasına girilerek karar verilmesi mümkün değildir. Somut olayda; hak düşürücü sürenin yukarıda belirtilen niteliği gözetilerek kadastro öncesi nedene dayalı tapu iptali ve tescil davasının hak düşürücü sürenin geçmiş olması nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken, davanın esastan reddine karar verilmesi yerinde değil ise de; anılan bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılamayı gerektirmediğinden 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 355/1 son cümle ile 353/(1) b 2 maddesi gereğince hükmün düzeltilerek yeniden esas hakkında karar verilmesine gerekmiş, yeniden esas hakkında karar vermenin öncelikli sonucu olarak ilk derece mahkemesinin hükmünün kaldırılmasına ve istinaf edilmeyerek kesinleşen hususlar aynen muhafaza edilerek karar vermek gerekmiştir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 1007 inci maddesi uyarınca tazminat istemi yönünden ise; davacının adına kayıtlı tapu kaydının bulunmaması, taşınmazın daha önceden ilan edilip ve kesinleşen kadastro çalışmasına göre orman niteliğinde olmasından ve taşınmazın niteliği gereği özel mülkiyete konu olamamasından dolayı 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 1007 inci maddesinde belirlenen yasal koşullar oluşmadığı dolayısıyla ilk derece mahkemesince davanın (tazminat yönünden) reddine karar verilmesi usul ve yasaya uygun olduğu anlaşıldığından davacı tarafından yapılan istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerektiği" belirtilerek "A Davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 353/(1) b.1 maddesi gereğince esastan reddine, B 6100 sayılı HMK’nun 355 inci maddesinin birinci fıkrası ikinci cümlesi gereği resen görülen kamu düzenine aykırılık nedeniyle ... Asliye Hukuk Mahkemesinin 25.12.2019 tarihli ve 2018/93 Esas, 2019/232 Karar sayılı kararının kaldırılmasına, C Davanın yeniden esasıyla ilgili olarak; 1 Tapu iptali ve tescil istemine yönelik davanın 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun (3402 sayılı Kanun) 12/3 üncü maddesinde düzenlenen 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçmiş olması nedeniyle reddine, 2 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 1007 inci maddesi uyarınca tazminat istemine yönelik davanın reddine" karar verilmiş; Bölge Adliye Mahkemesinin kararına karşı davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Dava, kadastro tespitinden önceki sebeplere dayalı tapu iptali ve tescil, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 1007 inci maddesi uyarınca tazminat istemine ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yörede 2008 yılında yapılan kadastro çalışmaları sonucunda çekişmeli Düzce ili ... ilçesi Çiftlik Köyü 108 ada 1 parsel sayılı taşınmaz 5.984,28 m2 yüzölçümü ve orman niteliği ile davalı Hazine adına tespit ve tescil edilmiştir.
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, Bölge Adliye Mahkemesi kararındaki gerekçeye, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369/1 inci maddesi de gözetilerek yapılan incelemede aynı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden biri de bulunmadığına göre, temyizen incelenen karar usûl ve Kanuna uygun olup davacı vekilinin temyiz dilekçelerinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının ONANMASINA,
59,30 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 368,30 TL'nin temyiz edenden alınmasına,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin ise Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
06.05.2024 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_yargitay
Taranan Tarih: 25.01.2026 15:16:20