Karar Detayı
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
8. Hukuk Dairesi
Yargıtay Kararı
2022/2128
2024/1493
7 Mart 2024
MAHKEMESİ: Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI: 2018/433 E., 2021/214 K.
KARAR: Davanın reddine
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı vekili dava dilekçesi ve duruşmalardaki beyanlarında; davacının 1982 den 2002 yılına kadar davalı Türkiye İş Bankası ...de güvenlik görevlisi olarak çalıştıktan sonra 2002 yılında emekli olduğunu, vakıf senedinde de belirtildiği üzere Türkiye İş Bankası ...nin her çalışananın vakfin doğal üyesi olduğu belirtildiği halde davacının vakıf üyeliğine kabul edilmemesinin vakıf senedine ve vakfın kuruluş amacına aykırılık teşkil ettiğini, taraflar arasındaki hizmet sözleşmesinde davacının daimî personel gibi sosyal yardımlardan yararlanacağı kararlaştırılmış olmasına rağmen munzam vakıf yardımlarından yararlandırılmadığını ileri sürerek davacının davalı vakfa üyeliğinin, davacının ödemesi gereken üyelik primleri ile iş veren prim paylarının tespiti suretiyle muarazamn giderilmesini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesince, davacının işten ayrıldığı 2002 yılında davalı Vakfın, 5510 sayılı Kanun kapsamındaki sosyal güvenlik kuruluşu olmayıp munzam vakıf olduğu, bu nedenle vakfa ödenecek prim, katılma payı ve aidat paylarında zamanaşımının genel hükümler doğrultusunda çözümlenmesi gerektiği, bu konuda Türk Borçlar Kanunu'nunda özel bir düzenleme olmadığı, bu sebeple zamanaşımı süresinin genel hükümler gereğince 10 yıllık zamanaşımına tabi olduğu, davanın açılış tarihi de dikkate alınarak davalıların itirazının kabulü ile davanın zamanaşımı nedeni ile reddine karar verilmiştir.
Davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
İstinaf başvurusunun esastan reddî kararının temyizi üzerine Dairemizin 28.06.2018 tarihli ve 2017/16338 Esas, 2018/14575 Karar sayılı ilamı ile; "... vakfın 30.09.2005 günlü olağan genel kurulunda kabul edilip 01.10.2005 tarihînde yürürlüğe giren Munzam Sosyal Güvenlik Hakları Yönetmeliğine eklenen geçici 3. madde ile, Türkiye İş Bankası ...de koruma ve güvenlik görevlisi olarak süreli sözleşmeli çalışmış ve 01.10.2005 tarihinden önce emekli olmak üzere Bankadaki görevinden ayrılmış ve Türkiye İş Bankası A.Ş. Mensuplan Emekli Sandığı Vakfından yaşlılık, malullük aybğı veya sürekli işgöremezlik getiri bağlanmış olanlara, 30.12.2005 tarihine kadar yazılı talepte bulunmak ve gereklerini tam olarak yerine getirerek yapacakları borçlanma nedeni ile tespit edilen aidatlarının tamamım 30.12.2005 tarihine kadar bu vakıftan emeklilik aylığı verileceği hükme bağlanmıştır.
Mahkemece, zamanaşımı başlangıcı olarak emeklilik tarihi esas alınmış ise de, geçici 3. madde ile davacı gibi güvenlik görevlilerine borçlanma ve emekli olma hakkı getirildiğinden, bu hakka ilişkin davalar da zamanaşımı başlangıcı emeklilik tarihi değil (çünkü emeklilik tarihinde böyle bir hak mevcut değil) borçlanma hakkı getiren geçici 3.maddeye göre ödemenin yapılması için gösterilen son tarih olan 30.12.2005 tarihidir. Türk Borçlar Kanunu 146. maddeye göre bu tarihten itibaren on yıllık zamanaşımı süresi davanın açıldığı 12.06.2014 tarihi itibari ile dolmadığından, davanın zamanaşımından reddi doğru değildir. Mahkemece, işin esasına girilerek Yönetmelik 3. maddeye göre davacının Munzam Vakfa müracaatı olup olmadığı, süresinde ödeme yapıp yapmadığı ve gerekli tüm araştırmalar yapılıp oluşacak sonuç doğrultusunda bir karar verilmeli..." gerekçesi ile Bölge Adliye Mahkemesi kararı kaldırılarak İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda, açılan davanın davalı vakıf yönünden hak düşürücü süreden; davalı banka yönünden ise husumetten reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, daha önce vakıf üyelik hakkı tanınmayan Türkiye İş Bankası güvenlik görevlilerine davalı vakıf senedinde 2005 yılında yapılan değişiklik sonucu üyelik hakkı tanınması sebebi ile davacının vakıf üyesi olduğu ile davalı vakfa ödemesi gereken prim miktarının tespiti istemine ilişkindir.
Anayasa'nın 141 inci maddesinin üçüncü fıkrasında, "Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli yazılır." hükmü bulunmaktadır. Bu hüküm ile gerekçenin önemi Anayasa düzeyinde vurgulanmış olup gerekçe ve hüküm birbirine sıkı sıkıya bağlıdır.
Yine 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 297 nci maddesinde bir mahkeme hükmünün neleri kapsaması gerektiği açıklanmıştır.
Öte yandan 07.06.1976 tarihli ve 1976/3 4 Esas, 1976/3 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde de; “Gerekçenin ilgili bilgi ve belgelerin isabetle takdir edildiğini gösterir biçimde geçerli ve yasal olması aranmalıdır. Gerekçenin bu niteliği yasa koyucunun amacına uygun olduğu gibi, kararı aydınlatmak, keyfiliği önlemek ve tarafları tatmin etmek niteliği de tartışma götürmez bir gerçektir.” şeklindeki açıklamaya yer verilmiştir.
Yukarıda belirtilen ilgili hukuk normları uyarınca bir mahkeme kararında; tarafların iddia ve savunmalarının özetlerinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla, bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir. Bu kısım, hükmün gerekçe bölümüdür.
“Gerekçe, hâkimin tespit etmiş olduğu (sabit gördüğü) maddî vakıalar ile hüküm fıkrası (sonucu) arasında bir köprü görevi yapar. Gerekçe bölümünde, sabit görülen vakıalardan çıkarılan sonuç ve hukukî sebep (veya sebepler), başka bir deyimle, hükmün dayandığı hukukî esaslar açıklanır. ... Hâkim, tarafların kendisine sundukları ve (tahkikat sonucunda) sabit gördüğü maddî vakıaların hukukî niteliğini (hukukî sebepleri) kendiliğinden (resen) araştırıp (m.33) bularak, hükmünü dayandırdığı hukuk kurallarını ve bunun nedenlerini gerekçede açıklar. Hâkim, gerekçe sayesinde verdiği hükmün doğru olup olmadığını, yani kendi kendini denetler. İstinaf mahkemesi ve Yargıtay da, bir hükmün hukuka uygun olup olmadığını ancak gerekçe sayesinde denetleyebilir. ...Bir hüküm, ne kadar haklı olursa olsun, gerekçesiz ise tarafları doyurmaz. ... Hukukî dinlenilme hakkı, mahkemenin, tarafların açıklamalarını dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini de içerir.” (Baki Kuru, Medeni Usul Hukuku El Kitabı, C.I, Ankara, İkinci Baskı, 2021, s.890 892)
Kanunun aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar; kararın gerekçesinin de sonucu ile tam bir uyum içinde o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir.
Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtayın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıkta bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur.
Mahkeme kararlarının taraflar, bazen de ilgili olabilecekleri başka hukuki ihtilaflar yönünden etkili ve bağlayıcı kabul edilebilmeleri, başka bir dava yönünden kesin hüküm, kesin veya güçlü delil oluşturup oluşturamayacağı gibi hukuksal değerlendirmeler de bu kararların yukarıda açıklanan nitelikte bir gerekçeyi içermesiyle mümkündür.
Gerekçeye ilişkin hükümler, kamu düzeni ile ilgili olup gözetilmesi kanun ile hâkime yükletilmiş bir ödevdir. Aksine düşünce ve uygulama, gerek yargı erki ile hâkimin, gerek mahkeme kararlarının her türlü kuşkudan uzak, saygın ve güvenilir olması ilkesi ile de bağdaşmaz.
Somut olayda; İlk Derece Mahkemesince, Anayasa'nın ve 6100 sayılı Kanun’un aradığı anlamda herhangi bir gerekçe oluşturulmadan karar verildiği, kararın hangi sebep ya da sebeplerle verildiğine ilişkin açıklama ve gerekçe içermediği görülmüştür.
Bu durumda İlk Derece Mahkemesince yapılacak iş, yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler ve ilkeler gözetilerek anlaşılabilir ve denetlenebilir nitelikte gerekçe içeren, önceki hüküm sonucuna uygun bir karar vermek olmalıdır.
SONUÇ: **
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının usulden BOZULMASINA,
Bozma sebebine göre davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,
1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
07.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_yargitay
Taranan Tarih: 25.01.2026 15:21:06