Karar Detayı
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
8. Hukuk Dairesi
Yargıtay Kararı
2022/2549
2022/8465
25 Ekim 2022
MAHKEMESİ: Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ: Uygulama Kadastrosu
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne ve birleşen davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davalı / davacı ... ve ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Uygulama kadastrosu sırasında, ... ili ilçesi ...Mahallesi çalışma alanında ve tapuda iştirak halinde davacı / davalı ... ve dava dışı iştirakleri adına kayıtlı bulunan eski 83 parsel sayılı 509,00 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz, 145 ada 37 parsel numarasıyla ve 525,85 metrekare yüzölçümlü olarak; davalı ... ve ... adına payları oranında tapuda kayıtlı bulunan eski 79 parsel sayılı 1.960,00 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz ise, 145 ada 36 parsel numarasıyla ve 1.933,92 metrekare yüzölçümlü olarak tespit edildikten sonra, taşınmazların edinme sütununa; taşınmazlar hakkında Anamur Asliye Hukuk Mahkemesinin 2010/522 dosyasında görülen dava bulunduğu, taşınmazlar arasındaki ortak sınır kesinleştirilmediği ve taşınmazların yüzölçümünün Anamur Kadastro Mahkemesi tarafından tespit edilerek karar verilmesi gerektiği belirtilerek, taşınmazların yüzölçüm hanelerinin üstü çizilmek suretiyle taşınmazların uygulama kadastrosu tutanaklarının Anamur Kadastro Mahkemesi'ne gönderilmesi şerh edilmiş ise de, dosya kapsamından tutanak asıllarının Anamur Asliye Hukuk Mahkemesinin 2010/522 Esas sayılı dosyasına gönderildiği anlaşılmış olup yargılama sırasında Mahkemece tutanak asılları dosya içerisine getirtilmiştir.
Davacı / davalı ..., uygulama kadastrosu sırasında paydaşı bulunduğu 145 ada 37 parsel taşınmazın yüzölçümünün eksildiğini ve eksikliğin davalılara ait 145 ada 36 parselden kaynaklandığını ileri sürerek, Anamur Kadastro Mahkemesinde dava açmıştır.
Davalı / davacı ... ve ... tarafından, Anamur Asliye Hukuk Mahkemesinde, davacı / davalı ...’ın 79 parsel sayılı taşınmaza haksız olarak el attığı iddiasına dayanarak açılan elatmanın önlenmesi ve kal istemi dava, Anamur Asliye Hukuk Mahkemesinin 22.04.2011 tarih ve 2010/522 Esas, 2011/287 Karar sayılı ilamıyla taşınmaz hakkında uygulama kadastrosu tutanağu düzenlenmesi nedeniyle görevsizlik kararı verilerek Anamur Kadastro Mahkemesine gönderilmiş ve bilahare Anamur Kadastro Mahkemesinin 05.03.2012 tarih ve 2012/4 Esas, 2012/4 Karar sayılı birleştirme kararıyla eldeki dosyayla birleştirilmiştir.
Kadastro Mahkemesince yapılan yargılama neticesinde, davanın mülkiyete yönelik olduğu ve Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli olduğu gerekçesiyle mahkemenin görevsizliğine ve çekişmeli 145 ada 36 ve 37 parsel sayılı taşınmazların tespit gibi tesciline karar verilmiş, mercii tayini hakkında karar verilmek üzere dosyanın mahkeme tarafından Yargıtay'a gönderilmesi üzerine, Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesinin 14.06.2013 tarih ve 2013/4506 Esas, 2013/9099 Karar sayılı ilamıyla; “Her ne kadar dava konusu taşınmazın kadastro yenileme çalışması yapılmış ise de, dava mülkiyete dayalı olarak açılmış olup, yenileme çalışmasına yönelik bir itiraz söz konusu olmaması nedeniyle uyuşmazlığın Asliye Hukuk Mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerektiği” açıklanarak, Anamur Asliye Hukuk Mahkemesi yargı yeri olarak belirlenmiştir.
Mercii tayinine ilişkin karardan sonra Anamur Asliye Hukuk Mahkemesince (eldeki dosya yeni mahkeme kurulmasıyla Anamur 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2014/268 esasına kaydedilmiş), davalı / davacı ... ve ...’in, elatmanın önlenmesi ve kal talebine ilişkin davaları (birleşen dava dosyası) 25.03.2014 tarihinde eldeki davadan tefrik edilerek Anamur 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2014/352 Esasına kaydedilmiş ve geri çevirme kararı üzerine gönderilen evraklardan anılan dosyada eldeki davanın bekletici mesele yapılmasına karar verildiği anlaşılmıştır.
Mahkemece yapılan yargılama sonunda, asıl dava yönünden davanın kabulüne, 79 parsel sayılı taşınmazın teknik bilirkişiler tarafından düzenlenen 11.06.2015 tarihli rapora ekli krokide (B) harfi ile belirtilmiş olan 294,96 metrekare miktarındaki kısmının tapu kaydının iptali ile 83 parsel sayılı taşınmaza eklenmek suretiyle tapuya kayıt ve tesciline, birleşen davanın ise reddine karar verilmiş; hüküm, davalı ... ve ... vekili tarafından temyiz edilmiştir.
6100 sayılı HMK’nin 21 ve 22. maddelerinde (Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu' nun ise 25. Maddesinde) aynen, "Yetkili mahkemenin bir davaya bakmasına fiili veya hukuki bir engel çıktığı veya iki mahkemenin yargısal sınırları kapsamının belirlenmesinde tereddüt edildiği takdirde, yetkili mahkemenin tayininde, İlk Derece Mahkemeleri için Bölge Adliye Mahkemelerine, Bölge Adliye Mahkemeleri için Yargıtay'a başvurulur.
İki mahkemenin aynı dava hakkında göreve veya yetkiye ilişkin olarak verdikleri kararlar kanun yoluna başvurulmaksızın kesinleştiği takdirde, görevli veya yetkili mahkeme ilgisine göre Bölge Adliye Mahkemesince veya Yargıtay'ca belirlenir.
Bölge Adliye Mahkemesince veya Yargıtay'ca verilen merci tayini kararları ile kanun yolu incelemesi sonucunda kesinleşen göreve veya yetkiye ilişkin kararlar, davaya ondan sonra bakacak mahkemeyi bağlar" hükmüne yer verilmiştir.
Buna göre; iki mahkemenin aynı dava hakkında ayrı ayrı görevsizlik kararı vermiş olması ve bu görevsizlik kararlarının temyiz edilmeksizin kesinleşmiş olması halinde, iki mahkeme arasında olumsuz görev uyuşmazlığı çıkmış olur. Bu durumda uyuşmazlığın giderilmesi için merci tayini yoluna başvurulur. Buradaki görev uyuşmazlığı adli yargıya dahil adliye mahkemeleri arasındadır. Adliye mahkemeleri ile diğer yargı kollarındaki mahkemeler, örneğin idare mahkemeleri arasındaki uyuşmazlık, teknik anlamda bir görev uyuşmazlığı olmayıp, yargı yolu uyuşmazlığıdır. Bu yargı yolu uyuşmazlığı bölge adliye mahkemesi ya da Yargıtay tarafından değil, Uyuşmazlık Mahkemesince çözümlenir.
Bir mahkemenin verdiği görevsizlik kararı temyiz edilmeksizin kesinleşmiş ise, bu görevsizlik kararı, dosyanın gönderildiği mahkemeyi bağlamaz. Bu mahkeme de kendisinin görevli olmadığına ve ilk mahkemenin görevli olduğuna karar verebilir. İkinci görevsizlik kararı da temyiz edilmeksizin kesinleşirse, hukuk mahkemeleri yönünden görevli mahkeme merci tayini yolu ile (yukarı da belirtilen görevsizlik karar tarihlerini verildiği tarihlerde henüz bölge adliye mahkemeleri henüz kurulmadığından) kesin olarak belirlenir. Bu yargı yeri belirlenmesi kararı, davaya daha sonra bakacak olan tüm mahkemeleri bağlar. (HUMK’nun 25.m., HMK’nun 23. maddesi)
Buna karşılık, ikinci görevsizlik kararına karşı temyiz yoluna başvurulmuş ve Yargıtay ikinci görevsizlik kararını onamış ise, ikinci görevsizlik kararında görevli olarak gösterilen mahkeme bu kararla bağlıdır. İkinci halde yani sonraki mahkemenin verdiği görevsizlik kararının Yargıtay'ca bozulması ve ikinci mahkemenin bu bozmaya uyması halinde bu mahkeme davayı görmeye devam eder. Yani artık görevsizlik kararı veremez. (Prof. Dr. Baki Kuru Hukuk Muhakemeleri Usulü 6.Baskı 2001. C.1 s.659 vd.)
Yukarıdaki anlatılanlara göre, davacı ... tarafından açılan davanın, uygulama kadastrosuna itiraza yönelik olduğu anlaşılmakta olup, her ne kadar yargı yeri belirlenmesi ile ilgili kararda davanın mülkiyete dayalı olarak açıldığı açıklanmış ise de, taşınmazların uygulama kadastro tutanaklarındaki yüzölçümleri ile sınır hatlarının mahkemece belirlenmesi gerektiği ve davacı ...' ın uygulama kadastrosu ile taşınmazının yüzölçümünün eksildiği ve eksikliğin davalılara ait 145 ada 36 parsel sayılı taşınmazdan kaynaklandığı yönündeki iddiası birlikte değerlendirildiğinde, dava tarihi itibarıyla davanın Kadastro Mahkemesi tarafından görülmesi ve uyuşmazlığın 3402 sayılı Kanun'un 22/a maddesi uyarınca çözüme kavuşturulması gerekir.
Merci tayini kararları kesin olup, aleyhine karar düzeltme yoluna gidilemez. Bu karar, davaya daha sonra bakacak yerel mahkemeleri olduğu gibi Yargıtay Dairelerini de bağlar. (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 10.6.1942 gün ve 1942/26 16 sayılı ilamı)
Bu itibarla; somut olayda davaya Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından bakılarak sonuçlandırılması gerekmekte ise de, merci tayini kararından sonra artık Yargıtay'ın göreve ilişkin bozma yapamayacağı dikkate alınarak Anamur 2. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından davaya bakılarak, yargılamaya devam edilmesi ve sonuçlandırılması doğrudur.
Ancak, yargı yeri belirlenmesi ile ilgili kararlar, göreve ve yetkiye ilişkin olarak mahkemeyi ve Yargıtay Dairelerini bağlamakta ise de, mahkeme, davanın nitelendirilmesine ilişkin belirleme ile bağlı değildir. Davanın nitelendirmesi, talep, taraflarca getirilme ilkesi ve taleple bağlılık ilkeleri ile hakimin davayı aydınlatma ödevi birlikte gözetilerek mahkeme tarafından yapılmalıdır.
Bu sebeple; eldeki davada Mahkemece, davanın uygulama kadastrosuna itiraz niteliğinde olduğu dikkate alınarak, taraf delillerinin buna göre toplanması, alınacak bilirkişi raporları da tüm delillerle birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekmektedir.
Ne var ki somut olayda Mahkemece, zemindeki sınıra göre karar verildiği belirtildiği halde, davanın mülkiyet ihtilafına yönelik tapu iptal ve tescil davası olarak mı yoksa uygulama kadastrosuna itiraz olarak mı görüldüğü hususunda da her hangi bir gerekçe yazılmamıştır.
Öte yandan, davanın esası yönünden yapılan araştırma ve incelemenin de hüküm vermek için yeterli olmadığı anlaşılmaktadır.
Şöyle ki; dava, uygulama kadastrosuna itiraza ilişkin olup, uygulama kadastrosunun amacı, tapulama, kadastro veya değişiklik işlemlerine ilişkin; sınırlandırma, ölçü, çizim (tersimat) ve hesaplamalardan kaynaklanan hataları gidermektir. Uygulama kadastrosuna itiraz davaları, kadastro faaliyetinin yöntemine uygun yapılıp yapılmadığının denetlenmesine yöneliktir.
Uygulama kadastrosu yapılırken öncelikle zeminde bulunan ve tesis kadastrosu tarihinde mevcut olan sabit nokta ve sınırlardan, aynı döneme ya da yöreye ait farklı amaçlarla üretilmiş haritalar ile benzeri verilerden yararlanılarak yapılan teknik çalışmalarla, tesis kadastrosuna ait pafta haritaları ortofoto üzerine işlenmekte; haritanın zemine uygun olmaması halinde farklılıkların nerelerden ve hangi sebeplerden kaynaklandığı tespit edilip varsa hatalar yöntemine uygun şekilde giderilmekte, düzenlenen ada raporu ile yapılan teknik çalışmalar ve gerekçeleri açıklanmakta; bundan sonra yönetmelikte açıklanan ilkeler çerçevesinde taşınmazların bütün sınırları tek tek değerlendirmeye tabi tutularak ilk tesis kadastrosu sırasındaki gerçek fiili duruma ulaşılmaya çalışılarak, uygulama tutanağı düzenlenmekte ve uygulama kadastrosu haritaları üretilmektedir. İşte, uygulama kadastrosuna itiraz davaları, uygulama kadastrosu faaliyetinin yöntemine uygun yapılıp yapılmadığının denetlenmesine yönelik davalardır. Bu nedenle Mahkemelerce, uygulama faaliyetine eşdeğer ve amaca uygun bir araştırma yapılması zorunludur.
Mahkemece, amacına ve yöntemine uygun bir araştırma yapılabilmesi için öncelikle, denetime veri teşkil etmek üzere, Harita Genel Müdürlüğü web sitesinin "Hgm Geoportal" sayfasına girilmek suretiyle taşınmazın bulunduğu köyü/mahalleyi kapsayacak şekilde hangi yıllara ait hava fotoğrafı olduğu araştırılıp belirlenmek ve tarihleri açıkça yazılmak suretiyle tesis kadastrosunun yapıldığı tarihe en yakın tarihli hava fotoğraflarının Harita Genel Müdürlüğünden getirtilmesi, temin edilebilen en eski ve güncel ortofoto ve uydu fotoğrafları, tesis kadastrosuna ait pafta haritası, varsa bu haritada değişiklik yapan ifraz haritaları, mahkeme ilamları ve eki olan haritalar, varsa uygulama kadastrosu sırasında yararlanıldığı anlaşılan diğer haritalar, dava konusu taşınmaza ilişkin tesis kadastrosu ve uygulama kadastrolarına ait ölçü çizelgesi, hesap cetveli ve ölçü krokileri gibi bilgi ve belgelerin toplanması gerekmektedir. Bundan sonra mahallinde, yerel bilirkişiler, taraf tanıkları, harita ya da jeodezi mühendisi teknik bilirkişilerin katılımı ile keşif yapılmalıdır. Keşif sırasında çekişmeli taşınmaz ve çevresinin toprak yapısı, bitki örtüsü, zeminde mevcut ağaçların yaşı gibi hususlar ile zeminin jeolojik yapısının değerlendirilmesine ihtiyaç duyulan hallerde uzman ziraat bilirkişisi ile jeoloji mühendisi bilirkişi de keşif heyetine dahil edilmelidir. Yapılacak keşif sırasında yerel bilirkişi ve tanıklardan tesis kadastrosu sırasında da zeminde mevcut olan sabit sınır ya da yapılar bulunup bulunmadığı sorularak varsa yerleri fen bilirkişilerine işaretlettirilmeli, fotoğrafları çekilmeli, taraflar keşif sırasında hazır bulunmakta ise zeminde ortak sınır üzerinde uzlaşıp uzlaşmadıkları tespit edilip gerektiğinde imzaları ile beyanları tevsik edilmeli, uzlaşılan sınırlar ile iddia edilen sınırlar fen bilirkişi tarafından haritasında işaretlenmeli, keşif sırasında hazır edilmeleri halinde ziraat bilirkişisi ile jeoloji mühendisi bilirkişisinden, taşınmazlar arasında değişmeyen doğal ya da yapay sınırlar bulunup bulunmadığı, sınırlarda mevcut ağaçların yaşları gibi hususlarda bilgi alınmalı, fen bilirkişiden denetime veri teşkil etmek üzere dosya içine getirtilen bilgi ve belgeler ile bilirkişi ve tanık anlatımlarından yararlanarak uygulama kadastrosunu denetlemesi istenmelidir. Teknik bilirkişilerinden, tesis kadastrosunun, paftaların üretim yılı, üretim tekniği, altlığı ve ölçeği gibi hususları da açıklar tarzda hangi yöntem ve tekniklerle yapıldığı, uygulanan yöntemlerin hata paylarının ne olduğu, üretilen haritaların zeminle uyumsuz bulunması halinde farklılığın nereden ve hangi sebeplerden kaynaklandığı, sırasıyla tersimat hatası, hesap hatası, ölçü hatası ve sınırlandırma hatası bulunup bulunmadığı, uygulama kadastrosu sonucu tespit edilen yeni sınırların niteliğinin ne olduğu ve yönetmelik hükümlerine uygun olarak belirlenip belirlenmediği, uygulama kadastrosunda hata yapılmış ise doğru sınır ve haritanın nasıl olması gerektiği gibi hususlarda ve "ada raporu" ile "uygulama tutanağı ve haritasını" irdeler şekilde, teknik ve bilimsel verilere dayalı, gerekçelendirilmiş, denetlenebilir ve ayrıntılı rapor ve haritalar alınmalıdır. Raporun denetime elverişli olması için fen bilirkişisinden, düzenleyeceği haritalardan iki tanesinde hava fotoğrafı üzerinde, iki tanesinde ise ortofoto (yoksa uydu fotoğrafı) üzerinde ilk tesis kadastrosu paftası ve uygulama kadastrosu paftasını çakıştırması istenmeli; çakıştırmaların birer tanesinin ada bazında değerlendirme yapmaya elverişli geniş ölçekli olması, diğerinin ise dava konusu taşınmaz ve çevresini gösterir şekilde daha dar ölçekli olması istenmelidir. Fen bilirkişileri haritasında, uygulama kadastrosunda yanlışlık varsa, infazı kabil bir hükme esas olmak üzere doğru sınırların nasıl olması gerektiği de gösterilmelidir. Açıklanan yönteme uygun inceleme ve araştırma yapıldıktan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmeli; değerlendirme yapılırken uygulama kadastrosunun amacının mülkiyet ihtilaflarını çözmek olmadığı ve mülkiyet uyuşmazlıklarının uygulama kadastrosuna ilişkin davalarda tartışma konusu yapılamayacağı göz önünde bulundurulmalıdır.
Mahkemece, dava konusu taşınmazlara ait tesis kadastrosu sırasında düzenlenen pafta haritası, ölçü krokisi, hesap cetveli, ölçü cetveli, tesis kadastrosunun yapıldığı tarihe en yakın tarihli hava fotoğrafları, temin edilebilen en eski ve güncel ortofoto ve uydu fotoğrafları dosya arasına getirtilmemiş; diğer taraftan dosya arasında bulunan fen bilirkişi raporu, taşınmazın tesis kadastrosu sonucu oluşturulan paftadaki sınır yerleri ile uygulama kadastrosu sonucu oluşturulan paftadaki sınır yerlerinin yapılan çakıştırması sonucunda, birbirleriyle ve zeminle uyumlu olup olmadığını belirten, tesis kadastrosu sırasında taşınmazlarda sınırlandırma, ölçü, çizim veya hesaplama hatası yapılıp yapılmadığını açıklayan ayrıntılı ve gerekçeli bir şekilde hazırlanmadığı gibi çekişmeli taşınmazların üzerinde bulunduğu belirtilen duvarın ne zaman yapıldığı ve tesis kadastrosu sırasında zeminde mevcut olup olmadığı kesin olarak saptanmamıştır. Ayrıca, çekişmeli taşınmazlar arasındaki duvarın tesis kadastrosunun yapıldığı sırada zeminde mevcut olup olmadığına ilişkin bilirkişi ve tanık beyanlarının doğruluğu hava ve uydu fotoğraflarıyla denetlenmemiştir. Bu şekilde eksik araştırma ve incelemeye dayalı olarak karar verilemez.
Hal böyle olunca; doğru sonuca varılabilmesi için Mahkemece öncelikle, yukarıda belirtilen belge, harita ve fotoğraflardan eksik olanların dosya arasına getirilmesi sağlanmalı, dosya bu şekilde ikmal edildikten sonra da mahallinde yaşlı, tarafsız, yöreyi iyi bilen ve davada yararı bulunmayan şahıslar arasından seçilecek üç kişilik yerel bilirkişi kurulu ve taraf tanıkları ile harita ya da jeodezi mühendisi sıfatına sahip önceki bilirkişiler dışında oluşturulacak üç kişilik uzman bilirkişi kurulu eliyle yeniden keşif yapılmalı ve bu keşifte, yerel bilirkişi ve tanıklardan, çekişmeli taşınmazların tesis kadastrosu sırasında zeminde mevcut olup halen varlığını sürdüren doğal ya da yapay sabit sınırlarının bulunup bulunmadığı, çekişmeli taşınmazların tesis kadastrosundaki sınırlarının neresi olduğu, bu sınırlarda zaman içerisinde herhangi bir değişiklik olup olmadığı, çekişmeli taşınmazlar üzerinde bulunan duvarın tesis kadastrosu sırasında zeminde mevcut olup olmadığı, bu duvarın kim tarafından ve hangi tarihte yapıldığı hususlarında maddi olaylara dayalı ayrıntılı bilgi alınmalı, beyanlar arasında çelişkiler oluştuğu takdirde yüzleştirme yapılmak suretiyle bu çelişkiler giderilmeli; sınır ihtilafı olmuş ise, taşınmazlar arasındaki sınırlar ve taraf gösterimleri, eldeki bilgi ve belgeler ile bilirkişi, tanık beyanları dikkate alınarak varsa hataların nereden kaynaklandığı belirlenmeye çalışılmalı; bilirkişi ve tanıklarca gösterilen sınırlar teknik bilirkişilere harita üzerinde işaretlettirilmeli; üç kişilik uzman bilirkişi kurulundan, yukarıda belirtilen şekilde inceleme ve araştırma yapılması istenmeli, ayrıca taşınmazların tesis kadastrosu sırasında belirlenen ve kesinleşen sınırlarını ve uygulama kadastrosu sırasında belirlenen sınırlarını bir arada ve farklı renkli kalemlerle gösteren, krokili, denetime elverişli, gerekçeli ve ayrıntılı rapor alınmalı, bundan sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek taşınmazların sınır hatları belirlenmeli ve yüzölçüm haneleri doldurulmalıdır.
Mahkemece, bu hususlar gözetilmeksizin, eksik araştırma ve incelemeye dayalı olarak hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olduğu gibi; kabule göre de, Mahkemece tefrik edilerek ayrı bir esasa kaydedilen birleşen dava hakkında da karar verilmesi isabetsiz olup, bu nedenle hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı / davacı ... ve ... vekilinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile Yerel Mahkeme hükmünün 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla uygulanacak olan 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, taraflarca HUMK'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 25.10.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_yargitay
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:10:57