Karar Detayı
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
7. Hukuk Dairesi
Yargıtay Kararı
2023/2697
2024/3442
12 Haziran 2024
MAHKEMESİ: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi
SAYISI: 2019/1749 E., 2022/1851 K.
ASIL DAVADA DAVACI: Alkela Turizm İnşaat ve Ticaret A.Ş. Av. ...
Birleştirilen İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/1085 Esas No.lu Dosyası
DAVA TARİHİ: 29.05.2018
KARAR: Asıl davada; itirazın iptali isteminin reddine, davalı vekilinin koşulları olmayan kötüniyet tazminat isteminin reddine, birleşen davada; davanın kısmen kabulüne; 35.662,76 TL'nin 14.12.2016 tarihinden itibaren avans faizi işletilerek davalıdan tahsiliyle davacıya ödenmesine, fazla istemlerin reddine karar verilmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ: İstanbul 18. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI: 2018/636 E., 2019/632 K.
Taraflar arasındaki asıl davada itirazın iptaline ve icra inkar tazminatı; birleşen davadaki dahi taşınmaz alım (iştira) sözleşmesinden kaynaklı alacak talebinden dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince asıl davanın kısmen kabulüne, birleşen davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın, asıl davada davalı birleşen davada davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle asıl davada; itirazın iptali isteminin reddine, davalı vekilinin koşulları olmayan kötüniyet tazminat isteminin reddine, birleşen davada; davanın kısmen kabulüne; 35.662,76,00TL'nin 14.12.2016 tarihinden itibaren avans faizi işletilerek davalıdan tahsiliyle davacıya ödenmesine, fazla istemlerin reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı asıl davada davacı, birleşen davada davalı vekilince temyiz edilmiş, incelemenin duruşmalı olarak yapılması katılma yoluyla asıl davada davalı birleşen davada davacı vekili tarafından istenilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 28.05.2024 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.
Belli edilen günde asıl davada davacı birleşen davada davalı vekilleri Av. ..., Av. ... , asıl davada davalı birleşen davada davacı vekilleri Av. ... ..., Av. ..., Av. ...'nin sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen günde Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
-
Asıl davada davacı vekili; müvekkili ile davalı arasında 04.03.2016 tarihli gayrimenkul alım (iştira) hakkı sözleşmesi başlıklı imzalanan adi yazılı sözleşmeyle davalı bankanın maliki olduğu Antalya İli, Serik İlçesi, ... Mahallesinde kain 272 ada 2 parsel ve aynı mevkide bulunan 4 nolu parsel ile 278 ada 3 No.lu parselde kayıtlı gayrimenkuller üzerine 4.400.000 USD karşılığı iştira hakkı sözleşmesi yapıldığını, bu iştira sözleşmesi gereğince müvekkili tarafından davalı bankaya 4.400.000 USD ödendiğini, sözleşmenin 4. maddesinde sözleşmenin tapuya şerh edilmeyeceğinin derç edildiğini, kaldı ki resmi senede dayanmayan herhangi bir işlemin tapuya şerh edilmesinin de mümkün olmadığını, sözleşmede ise sözleşmenin resmi şekilde yapılması hususundan feragat edildiğini, dolayısıyla sözleşmenin hukuken geçersiz hale getirildiğini, Borçlar Kanunun 27. maddesine göre kanunun emredici hükümlerine aykırı olan sözleşmelerin kesin hükümsüz olduğunu, müvekkili tarafından ödenen paranın ihtarname ile iadesinin istenildiğini, davalı tarafın parayı iade etmemesi üzerine davalı hakkında İstanbul 32. İcra Dairesi'nin 2018/4679 E. Nolu dosya ile takip başlattıklarını, davalı tarafın borca ve ferilerine itiraz ederek takibi durdurduğunu belirterek, itirazın iptaline ve icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.
-
Birleşen davada davacı banka vekili; davalı ile gayrimenkul alım hakkı sözleşmesi imzalandığını, davalının sözleşme gereğince müvekkiline 4.400.000 USD opsiyon bedeli ödediğini, davalıya tanınan alım hakkının sözleşmenin 4. maddesi uyarınca opsiyon bedelinin ödendiği tarihten itibaren 18. ayın sonundaki ilk iş günü kendiliğinden sona erdiğini, sözleşmenin 2. maddesinde iş bu sözleşmenin imzalanması veya ifası dolayısıyla mevzuattan kaynaklanabilecek her türlü vergi, resim, harç dahil tüm masrafların hak sahibi tarafından karşılanacağı düzenlemesinin bulunduğunu, bu kapsamda hukuki danışmanlık hizmeti bedeli olarak 35.662,76 TL, opsiyon bedeli nedeniyle 220.000 USD ... ve taşınmazların müvekkili uhdesinde tutulduğu süreçte tahakkuk eden 2017 yılının ilk yarısına ilişkin emlak vergisi bedeli olan 40.292 TL'nin müvekkiline ödenmesi gerektiğini belirterek bu bedellerin davalıdan faiziyle birlikte alınarak müvekkiline ödenmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
-
Asıl davada davalı banka vekili; taraflar arasında gayrimenkul alım (iştira) sözleşmesi imzalandığını, sözleşmenin alım hakkı opsiyon bedeli başlıklı 3 numaralı maddesi ile alım bedeli başlıklı 6 numaralı maddesi gereğince müvekkili bankaya 4.400.000 USD ödeme yapıldığını, davacı tarafın opsiyon bedelini haksız şekilde geri istediğini, davacının sözleşmenin geçersiz olduğuna yönelik iddilarının dayanaksız olduğunu, zira iadesi talep edilen opsiyon bedelinin geçerli olarak kurulmuş ve ifa edilmiş opsiyon sözleşmesi gereğince alındığını, iadesinin mümkün olmadığını, sözleşmenin 3. ve 6. maddesinin değerlendirilmesinde alım hakkı opsiyon bedelinin dava konusu sözleşmeden ayrı bir edim olduğunun açıkca hüküm altına alındığını, sözleşmenin şekil şartına aykırı yapılmasının alım hakkı opsiyon bedeli hükmünün geçersizliğine herhangi bir yasal etkisinin bulunmadığını, sözleşmede birbirinden farklı iki adet sözleşme bulunduğunu, alım sözleşmesinin Borçlar Kanununn 237. maddesi uyarınca resmi şekle tabi olduğunu, opsiyon sözleşmesinin ise şekle tabi olmadığını, davacı tarafın süresinde alım hakkını kullanmadığını, sözleşmenin geçersizliği kabul edilse bile opsiyon bedeline ilişkin sözleşme maddelerinin geçerliliğini koruduğunu, davacı tarafın iddiasının kötüniyetli olduğunu, müvekkilinin sözleşmenin yürürlüğü süresince edimini yerine getirdiğini, opsiyon sözleşmesinin taşınmazın el değiştirmesi riskine karşı yapıldığını, müvekkilinin bu süre içerisinde taşınmazdaki tasarruf yetkisinin kısıtlandığını, opsiyon bedelinin bu kısıtlamaya karşılık alındığını belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
-
Birleşen davada davalı vekili; gayrımenkul alım (iştira) hakkı sözleşmesinin kesin hükümsüz olduğunu, hukuken her iki taraf için de hiç bir hüküm ifade etmeyen geçersiz sözleşmeye dayanılarak açılan davanın reddi gerektiğini, davacı tarafın dayandığı iştira sözleşmesinin davalı bankaca hazırlanmış olup bu sözleşmenin 4. maddesinde sözleşmenin tapuya şerh edilmeyeceği hususunun hüküm altına alındığını, tapuya şerh için iş bu sözleşmenin resmi memur huzurunda yapılmasından feragat edildiğini ve bu suretle sözleşmenin asıl amacından ayrıldığını ve bilinçli olarak hukuken geçersiz hale getirildiğini, bu suretle müvekkilinin yasal haklarını kullanarak iştira hakkını kullanmasına ve bu nedenle Medeni Kanunu'nun 736 ve müteakip maddelerindeki ön alım hakkını tanzim eden maddelerinden istifade hakkının ortadan kaldırıldığını, dava konusu iştira sözleşmesinin şekil şartlarını sağlamaması sebebiyle kesin hükümsüz olmasının yanı sıra, içerdiği hükümlerin gabin niteliğinde olması sebebi ile de hükümsüz olduğunu, davacı tarafın 220.000 USD ... bedeli talebinin haksız olduğunu, müvekkilinin talep etmediği ve kendisine verilmemiş olan hukuki danışmanlık hizmetinin ücretinden sorumlu tutulamayacağını belirterek davanın reddine karar verilmesi talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taşınmaz satışını geçerli olabilmesi için, sözleşmenin resmi şekilde düzenlenmesi gerektiği, taraflar arasında alım sözleşmesinin adi yazılı şekilde yapıldığı, geçersiz sözleşmelerde Borçlar Kanunun 77 82. maddeleri gereğince sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre tarafların karşılıklı olarak ancak verdiklerini geri alabileceği, davada talep edilen cezai şartın asıl borca ilişkin feri nitelikte hak olduğu, sözleşmenin geçersiz olması nedeniyle kararlaştırılan ceza koşulunun da geçersiz sayılması gerekeceği, alım sözleşmesi resmi şekilde yapılmadığından davacı tarafından opsiyon bedeli olarak ödenen miktarın sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre davalı tarafından davacıya iade edilmesi gerektiği, davacı tarafından davalı bankaya gönderilen Adana 9. ... 07.11.2017 tarih, 16554 yevmiye no'lu ihtarnamesi ile opsiyon bedeli olarak ödenen paranın talep edildiği, ödeme için 3 gün süre verildiği, ihtarnamenin bankaya 09.11.2017 tarihinde tebliğ edildiği, bankanın 13.11.2017 tarihinde temerrüde düştüğü, bilirkişiler tarafından temerrüt tarihi esas alınarak takip öncesi işlemiş temerrüt faizinin 79.321,00 USD olarak tespit edildiği, birleşen davada banka vekilinin söz konusu sözleşmenin 6/2. maddesi gereğince ödediği ..., emlak vergisi ve hukuki danışmanlık ücretinin karşı taraftan tahsilini talep ettiği, geçersiz sözleşmelerde sözleşmenin taraflarının birbirlerine geri verdiklerini isteyebileceği, birleşen davada davacı tarafın geçersiz sözleşmeye dayanarak yapmış olduğu masrafları istediğinden bu masrafların karşı taraftan talep edilmesinin mümkün olmadığı gerekçesiyle asıl davanın kısmen kabulüne, icra takibine yapılan itirazın 4.400.000,00 USD asıl alacak, 79.321,00 USD temerrüt faizi olmak üzere toplam 4.479.321,00 USD üzerinden devamına, alacak likit, itiraz da haksız olduğundan takip tarihindeki Merkez Bankası kur oranına göre %20 oranında hesap edilen 3.413.063,43TL icra inkar tazminatının davalı bankadan alınarak davacıya ödenmesine, birleşen davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı birleşen davada davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalı birleşen davada davacı vekili; taraflar arasındaki sözleşmede kararlaştırılan opsiyon bedelinin cezai şart hükmünde olmadığını, uyuşmazlık konusu sözleşmede yer alan opsiyon priminin şekil şartına bağlı olmadığını, alım hakkı opsiyon bedelinin alım hakkı opsiyonu verilmesi karşılığında ... ödenmesi gereken ve alım hakkından bağımsız bir bedel olduğunu, sözleşme nedeniyle müvekkilinin taşınmaz üzerinde herhangi bir tasarrufta bulunmayarak zarara uğradığını, sözleşmenin klasik anlamda iştira sözleşmesi olarak nitelendirilemeyeceğini, sözleşmenin şekil şartı nedeniyle hükümsüz olduğu kabul edilse dahi edimlerini ifa etmiş olan iki tarafın varlığı karşısında sözleşmenin hükümsüzlüğünün ileri sürülemeyeceğini, sözleşmenin akdedilmesi sırasında gündeme gelmeyen şekil meselesinin sözleşmenin mutat olarak sona ermesinden sonra gündeme getirilmesinin hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğunu; sözleşmenin 6. maddesi kapsamda hukuki danışmanlık hizmet bedeli ile opsiyon bedeli nedeniyle ... ve taşınmazların müvekkili uhtesinde tutulduğu süreçte tahakkuk eden emlak vergisi bedelinin müvekkiline ödenmesi gerektiğini ileri sürerek kararın kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
- Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında, davalı banka tarafından, alım hakkı opsiyon bedeli ödenmesine dair sözleşme hükmüyle alım (iştira) sözleşmesinden ayrı bir sözleşme yapıldığı ileri sürülmekte ise de, hak sahibi tarafından davalı bankaya alım hakkı opsiyon bedeli ödenmesine ilişkin hüküm, alım (iştira) sözleşmesinin bir şartı, aynı zamanda davacı hak sahibinin edimi olarak kararlaştırıldığını; alım hakkı opsiyon bedelinin iade edilemeyecek olması bahse konu sözleşme hükmün alım (iştira) sözleşmesinden ayrı bir opsiyon sözleşmesi düzenlendiği anlamına gelmeyeceğinden davalı vekilinin aksi yöndeki istinaf nedeni yerinde görülmediğini, alım hakkı opsiyon bedelinin iade edilemeyeceğine dair sözleşme hükmünün cezai şart olduğu kabul edilmiş ise de, TBK m.179 hükmüne göre cezai şartın gerçekleşmesinin sözleşmenin ihlaline bağlı olduğunu, uyuşmazlığa konu opsiyon bedelinin sözleşmenin ihlal edilmesine bağlı olmayıp, alım hakkı kullanılsın ya da kullanılmasın hak sahibine alım hakkı tanınması için ödenmesi gereken bedel olduğundan cezai şart olarak kabul edilemeyeceğini, alım (iştira) sözleşmesinin hükmü olduğundan bu sözleşmenin şekil şartlarına tâbi olduğu;
TBK'nın 237/2 maddesi uyarınca, alım sözleşmelerinin resmî şekilde düzenlenmedikçe geçerli olmayacağı, somut olayda da taraflar arasındaki sözleşme resmi yazılı şekle uyulmadan yapıldığı, davacı tarafından geçersizliğin sözleşmenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren geçerli olan 18 aylık sürenin dolmasına 3 gün kala ileri sürüldüğü, davalı bankanın geçersizliğin ileri sürüldüğü tarihe kadar taşınmazları davacının hakkını kullanabilmesi için satın alınmaya hazır halde bulundurma yükümlülüğünü yerine getirdiği; diğer taraftan sözleşmenin 7/3 maddesinde hak sahibinin talebi halinde iş bu sözleşmenin noterde yapılacağı hususundaki düzenlemeye rağmen, sözleşme hükümleri geçersiz dahi olsa davacı tarafından 18 ay boyunca davalıdan noterde şekle uygun bir sözleşme yapılması talebinde bulunmadığı, bu durumda davalı bankanın edimini yerine getirmesi karşısında davacının şekil eksikliğine dayalı geçersizlik iddiasını ileri sürmesi hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğundan davacı tarafından sözleşme kapsamında davalıya ödenen 4.400.000,00 USD'nin iadesini talep edemeyeceği gerekçesiyle, mahkemece asıl davanın reddi gerekirken kabulüne karar verilmesi doğru görülmediği,
- Birleşen davada; davalı tarafından, kendilerine hukuki danışmanlık verilmediği iddia edilmekte ise de birleşen dosyada davacı bankanın 11.11.2016 tarihli ihbarnamesine gönderilen yazı cevabında 35.662,76,00 TL danışmanlık ücretini kabul ettiklerini beyan ettiği, bu bedelin birleşen dosyada davacı bankaya ödenmesi gerektiği,
Yine, birleşen davada davacı banka tarafından taşınmazla ilgili emlak vergisinin de ödenmesi talep edilmiş ise de; sözleşmenin 6/2. maddesinde belirtilen vergi resim ve harçların sözleşmenin imzalanması ve ifası ile ilgili olduğu, oysa davacı tarafından talep edilen emlak vergisinin sözleşmenin kurulması ve ifası ile ilgili olmadığı anlaşıldığından taşınmazlarla ilgili ödenen emlak vergisinden davalının sorumlu tutulamayacağı;
Birleşen davada, taraflar arasındaki sözleşme kapsamında bankacılık işlemi yapılmadığı gibi sözleşmede ...'den davalı hak sahibinin sorumlu olduğuna ilişkin açık bir düzenleme bulunmadığından birleşen davada davacı bankanın ... ödemesine dayalı alacak talebi yerinde görülmediği, belirtilerek asıl davanın kısmen kabulüne, birleşen davanın reddine dair verilen karar yerinde görülmediğinden asıl davada davalı birleşen davada davacı banka vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, kararın kaldırılmasına, bahsi geçen hata nedeniyle yeniden yargılama yapılmasına gerek bulunmadığından asıl davanın reddine, davalı vekilinin koşulları olmayan kötüniyet tazminat isteminin reddine, birleşen davanın kısmen kabulüne, 35.662,76 TL'nin 14.12.2016 tarihinden itibaren avans faizi işletilerek davalıdan tahsiliyle davacıya ödenmesine, fazla istemlerin reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asıl davada davacı birleşen davada davalı vekili, katılma yoluyla asıl davada davalı birleşen davada davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.Asıl davada davacı birleşen davada davalı vekili temyiz sebepleri
-
İncelemeyi yapan Dairenin geçersiz sözleşme ve sebepsiz zenginleşmede ihtisas dairesi olmadığını, geçersizliğinin tespiti sonrası dosyanın İstanbul Bölge Adliye Mahkemsi 3. Hukuk Dairesine gönderilmesi gerektiğini,
-
Bölge Adliye Mahkemesi verdiği karar ile doğrudanlık ilkesine aykırı olarak İlk Derece Mahkemesinin yerine geçerek karar verdiğini,
-
Alım sözleşmesi resmi şekilde yapılmadığından davacı tarafından opsiyon bedeli olarak ödenen miktarın sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre davalı tarafından davacıya iade edilmesi gerektiğini,
-
Hakkın kötüye hullanılması yasağının unsurları oluşmadığını,
-
Kesin hükümsüz bir sözleşmeye dayalı olarak davacının tek başına davalı bankayı sözleşmeyi noterde yapmaya zorlama, ona bu konuda borç yükleme imkânı bulunmadığını, sözleşmeni 7/3 hükmünde davacıya tanınan sözleşmenin noterde yapılmasını isteme hakkının hukuken bir anlamı bulunmadığını,
-
Davalı bankanın borcunu ifa ettiğinin kabulü hatalı olduğunu, sözleşmesinin davalı tarafa yüklediği edimin 18 ay müddetince sözleşmeye konu taşınmazı satışa uygun halde tutmak değil, müvekkili şirketin tek taraflı irade beyanı ile ve davalı bankanın oluru aranmaksızın mülkiyetin devrinin gerçekleşmesi olduğunu, edimler hatalı değerlendirildiğini,
-
Davacının elinde satış sözleşmesini kuracak, sözleşme konusu taşınmazların devrini isteyebilecek geçerli bir hukukî sebep bulunmadığını,
-
Güven kurumu niteliğindeki davalı bankanın ağırlaştırılmış özen borcu ile yükümlü olduğunu,
-
Dava konusu edilen sözleşme ile bankacılık kanunu'na açıkça aykırı davranan davalı bankanın iyiniyet kurallarına dayanamayacağını, kimsenin kendi kötüniyetine ve kusuruna dayanarak hak iddia edemeyeceğini,
-
Sözleşmenin müvekkili şirketçe zaruret hali içinde imzalandığını, davalı bankanın Bankacılık Kanunu m. 57/II hükmüne açıkça aykırı hareket ettiğini,
-
Hakkın kötüye kullanılması müsessesesinin amacına aykırı bir karar verildiğini,
-
Müvekkilinin hangi davranışı ile davalı bankayı zarara uğratmak ya da güç duruma sokma kastıyla hareket ettiği, davalı bankanın zarara uğrayıp uğramadığının belirlenmediğini,
-
Birleşen dava yönünden verilen kararın asıl dava yönünden verilen karar ile çeliştiğini ileri sürmüştür.
-
Asıl davada davalı birleşen davada davacı vekili temyiz sebepleri
Her türlü vergi ve benzeri masrafların birleşen davada davalı tarafından karşılanacağı hususunda açıkça anlaşma yapıldığını, ... ile Emlak Vergisi’nin sözleşmenin alım bedeli başlıklı 6 numaralı maddesinin 2. fıkrası kapsamında olduğunu, 2017 yılı emlak vergisi bdelinin de kendisine ödenmesi gerektiğini ileri sürmüştür.
C. Gerekçe
- Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, asıl dava itirazın iptaline ve icra inkar tazminatına hükmedilmesi, birleşen dava 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 736. maddesi kapsamında taşınmaz alım (iştira) sözleşmesinden kaynaklı alacak istemine ilişkindir.
- İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 179 ve 237. maddeleri.
-
Değerlendirme
-
Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
-
Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup asıl davada davacı birleşen davada davalı vekili, katılma yoluyla asıl davada davalı birleşen davada davacı vekilince temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
17.100,00 TL Yargıtay duruşması vekalet ücretinin asıl davada davacı birleşen davada davalıdan alınıp asıl davada davalı birleşen davada davacıya verilmesine,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edenlere yükletilmesine ,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
12.06.2024 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_yargitay
Taranan Tarih: 25.01.2026 15:14:34