Karar Detayı
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
7. Hukuk Dairesi
Yargıtay Kararı
2023/5108
2024/262
17 Ocak 2024
MAHKEMESİ: Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI: 2022/501 E., 2023/201 K.
KARAR: Davanın reddine
Taraflar arasında görülen kadastral parselin ihyası ikinci kademe tazminat davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Yargıtay (Kapatılan) 14.Hukuk Dairesince mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiştir.
Mahkeme kararı davacı vekili, davalı ... Belediyesi vekili ve davalı ... Belediyesi vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
-
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Seyhan Belediye Encümeni'nin 06.08.1998 tarihli encümen kararı uyarınca 3194 sayılı İmar Kanunu 18 ve 19.madde ile 2981/3290 sayılı Kanunun ek 1.maddesi ile 38 nolu imar düzenleme bölgesinde yapılan imar uygulaması sonucu oluşan 4958 ada 1 parsel sayılı taşınmazın malikleri adına tescil edildiğini, daha sonra 28.02.2007 tarihinde yapılan imar uygulaması sonucu Seyhan Belediyesince yapılan 38 nolu imar uygulaması tescil edilmeden üzerlerinde binmeli olarak imar parseli oluşturulduğunu, 2007 yılında yapılan uygulamanın İdare Mahkemesinde iptal edildiğini belirterek 4958 ada 1 parsel, 4724 ada 2 ve 3 parsel, 4727 ada 2 parsel nolu taşınmazların binmeli alana isabet eden kısmının 4958 ada 1 parselin geldiği parsellere ilave edilmek suretiyle Hazine adına tescili, 4958 ada 1 parselde binmeli alana isabet eden ve iptal edilen 99922 m2'lik kısmın 4958 ada 1 parselin geldiği parsellere ilave edilmek suretiyle Hazine adına tescili, yol alanına isabet eden kısmın iptali ile ayrıca Hazine adına tescili bu taleplerinin kabul edilmemesi halinde taşınmazın değerinin davalılardan tahsilini talep ve dava etmiştir.
-
Davacı vekili birleştirilen 2010/859 Esas sayılı dava dilekçesinde özetle; 1476 (3027) kadastral parselindeki 5.203 m2'lik taşınmazın 5.132,48 m2'lik kısmının devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunduğunu, Büyükşehir Belediyesi adına ihdas suretiyle tescili sonrası 2007 yılı imar uygulaması ile parselin tamamının kamuda kullanılmak üzere terkin edilmesine rağmen üzerine 4724 ada 2 ve 3 parsel nolu imar parsellerinin binmeli olarak tahsis ve tescil edilmesini düzenleyen imar uygulamalarının iptaliyle ... Köyü 4724 ada 2 ve 3 nolu parsel sayılı taşınmazların binmeli alana isabet eden 5.132,48 m2 lik kısmının tapusunun iptali ile (eski hale iadesi) ile Hazine adına tescilini talep ve dava etmiştir.
-
Davacı vekili birleştirilen 2008/317 Esas sayılı dava dilekçesinde özetle; 663 nolu kadastro kök parselinin de içinde bulunduğu alanda imar düzenlemesi yapıldığını Şambayadı köyü 8130 ada 3 parsel ile 8131 ada 1 parselin oluştuğunu, imar parselinin 497 m2 lik yerin tapu kaydının iptali ile Hazine adına tescili, aksi takdirde 12.425,00 TL Hazine alacağının faizi ile birlikte davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsilini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP
-
Davalı ... Belediyesi vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın reddini savunmuştur.
-
Davalı ... İlçe Belediye vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın müvekkili idare açısından husumet yokluğu nedeniyle reddinin gerektiğini, idarenin davaya konu taşınmazda malik olmadığını, dava konusu alanda düzenleme işlemi yapma yetkisinin Adana Büyükşehir Belediye Başkanlığına ait olduğunu, davanın süresinde açılmadığını, davacının dava açmakta hukuki yararının olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
-
Dahili Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; Çukurova Belediyesinin 29.03.2009 tarihli mahalli idareler seçimi sonrasında kurulduğunu, belediyenin kurulduğu tarihten önceki dönemde gerçekleştirilen idari işlem hakkında davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesini savunmuştur.
-
Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; 37 No.lu imar uygulamasının Adana İdare Mahkemesi kararı ile iptal edilmesi nedeniyle iptal kararındaki gerekçelere uygun olarak kök parsellere (ilk kadastral) dönülmesi amacıyla yeniden imar düzenlemesi yapılmasına karar verildiğini, davanın konusu kalmadığından reddi gerektiğini savunmuştur.
III. MAHKEME KARARI
Mahkeme ilk kararında, davanın ve birleştirilen davanın kısmen kabulüne karar vermiştir.
IV.BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
Hükmün davacı vekili ile davalı ... Belediyesi vekili tarafından temyizi üzerine, Yargıtay (Kapatılan) 14.Hukuk Dairesi 22.02.2021 tarihli 2021/292 Esas ve 1068 Karar sayılı kararında; yasa değişikliği nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerektiğinden bahisle hükmün kesin olarak bozulmasına karar vermiştir.
B.Mahkemece Bozma İlamına Uyularak Verilen Karar
Mahkeme yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında, davanın ve birleştirilen davaların reddine karar vermiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili, davalı ... Belediyesi vekili ve davalı ... Belediyesi vekili temyiz isteminde bulunmuşlardır.
B. Temyiz Sebepleri
-
Davacı Hazine vekili, dava konusu taşınmazın 3194 Sayılı İmar Kanunu'nun 18. maddesine eklenen yeni fıkra kapsamına girmediğini, birleştirilen davalar açısından lehlerine avukatlık ücreti verilmediğini dile getirmiştir.
-
Davalı ... Belediyesi vekili; dava konusu yer belediye sınırları içerisinde kalsa da, davalı belediyenin kurulduğu tarihten önceki dönemde gerçekleştirilen idari işlemden kaynaklanan sebeplerle eldeki davanın açıldığını, dava konusu alanda idari tasarrufta bulunma yetkisine sahip olmayan müvekkil belediye aleyhine yargılama gideri ve vekalet ücretine hükmedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu dile getirmiştir.
-
Davalı ... Belediyesi vekili, dava konusu taşınmazın tescil tarihinde 775 sayılı Gecekondu Kanununun 3/2 (mülga) maddesi gereği belediyesine devri gereken yerlerden olduğunu, davanın reddine karar verildiği halde aleyhe yargılama gideri ve vekalet ücretine hükmedilmesinin hatalı olduğunu dile getirmiştir.
C. Gerekçe
- Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, imar uygulamasının iptali nedeniyle kadastral parselin ihyası ikinci kademede tazminat istemine ilişkindir.
-
İlgili Hukuk
-
20 Şubat 2020 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7221 sayılı Coğrafi Bilgi Sistemleri ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un 7 nci maddesiyle 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 18 inci maddesine eklenen yeni fıkraya göre; 3194 sayılı Kanun'un 18 inci maddesi kapsamında yapılmış imar uygulamalarının kesinleşmiş mahkeme kararlarıyla iptal edilmesi nedeniyle; davaya konu parselin imar planı kararları ile umumi ve kamu hizmetlerine ayrılan alanlara denk gelmesi veya iptal edilen uygulama ile tahsis ve tescil edilmiş parsellerde hak sahiplerince yapı yapılmış olması ve benzeri hukuki veya fiili imkânsızlıklar nedeniyle geri dönüşüm işlemleri yapılarak uygulama öncesi kök parsellere dönülemeyeceğinin parselasyon planlarını onaylamaya yetkili idarelerin onay merciince tespiti hâlinde, öncelikle davaya konu parselin hak sahiplerinin muvafakati alınmak kaydıyla uygulama sahası içerisinde idarece uygun bir yer tahsis edileceği veya anlaşma olmaması hâlinde davacı hak sahibinin kök parseldeki yeri dikkate alınarak uygulamadaki düzenleme ortaklık payı kesintisi düşüldükten sonraki taşınmazın rayiç bedeli üzerinden değerinin ödeneceği belirtilmiştir.
-
3194 sayılı Yasa'ya eklenen bu hüküm gereğince dava konusu uyuşmazlığın, idareye başvuru yoluyla çözülmesi gerekmektedir.
-
Değerlendirme
-
Mahkemelerin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Kanun'un 428 inci maddesi ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
-
Temyizen incelenen Mahkeme kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşıldığından temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usûl ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,
Hazine harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına, aşağıda yazılı temyiz giderinin Hazine dışındaki temyiz edenlere yükletilmesine,
Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine,
Kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,
17.01.2024 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
Asıl ve birleşen davalar, kadastral parselin ihyasına yönelik tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Hemen belirtilmelidir ki; 20 Şubat 2020 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 14.02.2020 kabul tarihli 7221 sayılı Coğrafi Bilgi Sistemleri ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun 7. maddesiyle,
3194 sayılı Kanunun 18 inci maddesine yirmi birinci fıkrasından sonra gelmek üzere;
“Bu madde kapsamında yapılmış olan imar uygulamalarının kesinleşmiş mahkeme kararlarıyla iptal edilmesi nedeniyle; davaya konu parselin imar planı kararları ile umumi ve kamu hizmetlerine ayrılan alanlara denk gelmesi veya iptal edilen uygulama ile tahsis ve tescil edilmiş parsellerde hak sahiplerince yapı yapılmış olması ve benzeri hukuki veya fiili imkânsızlıklar nedeniyle geri dönüşüm işlemleri yapılarak uygulama öncesi kök parsellere dönülemeyeceğinin parselasyon planlarını onaylamaya yetkili idarelerin onay merciince tespiti halinde, öncelikle davaya konu parselin hak sahiplerinin muvafakati alınmak kaydıyla uygulama sahası içerisinde idarece uygun bir yer tahsis edilir veya anlaşma olmaması halinde davacı hak sahibinin kök parseldeki yeri dikkate alınarak uygulamadaki düzenleme ortaklık payı kesintisi düşüldükten sonraki taşınmazın rayiç bedeli üzerinden değeri ödenir” şeklinde fıkra eklenmiştir.
Öncelikle,anılan bu düzenlemenin görülmekte olan davalar bakımından nasıl uygulanacağının çözümlenmesi gerekmektedir.
Bilindiği üzere, imar hukuku düzenlemeleri kamu düzenine ilişkin olup, re’sen gözetileceği gibi, kamu düzenine ilişkin hususlarda da usulü kazanılmış haktan söz edilemez. Ayrıca, tapu sicilinin tutulması prensiplerinden biri tescil, diğeri sicilin aleniliği (güvenirliği), bir diğeri Hazinenin kusursuz sorumluluğu, sonuncusu ise geçerli bir hukuki sebebinin bulunması, yani kaydın illetten mücerret olmamasıdır. Diğer taraftan, yargı merciilerince verilen kararlar yöntemine uygun şekilde kesin hüküm niteliğini kazandığında "Lazım ül icra" (uygulanması gereken) duruma gelirler.
Öte yandan, idari yargıda esas olan iptal kararlarının geriye yürümesi, başka bir anlatımla iptal edilen idari işlemin, doğduğu andan itibaren yok sayılmasıdır. Bu açıdan, idari yargıdaki iptal kararları beyan edici (açıklayıcı) niteliktedir. Çünkü, sakat bir idari işlemin hukuk düzenine girmesi ile hukuka aykırı bir durum ortaya çıkar. Bu durumun giderilebilmesi için iptal kararı, hukuken sakat olan işlemi geçmişe etkili biçimde ortadan kaldırır ve hukuka aykırı işlem yapılmadan önceki duruma geri dönülür. Bu bağlamda, imar parsellerinin dayanağını teşkil eden idari işlemlerin idari yargı yerinde iptal edilip kesinleşmesi ile imar parsellerinin TMK'nin 1025. maddesinde öngörülen yolsuz tescil durumuna düşeceği açıktır. Öyleyse, idare mahkemesi tarafından verilen imar uygulamasının iptaline ilişkin kararın kesinleşmesiyle bu idari işlemle oluşmuş tüm uygulamalar iptal edilmiş sayılacağından, sicil kayıtlarının iptal edilen uygulama öncesine getirilmesi gerektiği tartışmasızdır. Aksi durumda, yani sicil kaydı dayanağı idari işlem idari yargı yerinde iptal edilmemiş ise kadastral parselin ihyası davasının dinlenme olanağı bulunmamaktadır.
Kadastral parselin ihyasına yönelik tapu iptal ve tescil istemli bir davada, davacının imar düzenlemesi öncesi mülkiyet hakkının bulunup bulunmadığı, yapılan imar düzenlemesinin idari yargı yerinde iptal edilip edilmediği öncelikle araştırılıp, anılan hususların varlığı ortaya konulduktan sonra 3194 Sayılı Yasanın 18. maddesine eklenen yukarıdaki hüküm gereğince işlem yapılması gerekecektir. Bu bağlamda, anılan yasal düzenleme ile “davaya konu parselin imar planı kararları ile umumi ve kamu hizmetlerine ayrılan alanlara denk gelmesi veya iptal edilen uygulama ile tahsis ve tescil edilmiş parsellerde hak sahiplerince yapı yapılmış olması ve benzeri hukuki veya fiili imkânsızlıklar nedeniyle geri dönüşüm işlemleri yapılarak uygulama öncesi kök parsellere dönülemeyeceğinin parselasyon planlarını onaylamaya yetkili idarelerin onay merciince tespiti halinde” şeklinde ön koşullar öngörüldüğünden mahkemece dava konusu taşınmazın imar durumu araştırılarak taşınmazın imar planına göre umumi ve kamu hizmetlerine ayrılan alanlara denk gelip gelmediğinin açıklığa kavuşturulması ve yine ilgili idarenin kök parsellere dönülüp dönülemeyeceğine dair tespitinin olup olmadığının belirlenmesi gereklidir.
Mahkemece yapılacak araştırma sonucunda dava konusu taşınmazın 3194 sayılı yasaya eklenen yeni hüküm kapsamında bulunmadığının belirlenmesi durumunda, davacının mülkiyet hakkının korunması gereği ve imar uygulamasının idari yargı yerinde iptali sonucunda yolsuz tescil durumuna düşen sicil kaydına tapu sicilinin tutulması prensipleri uyarınca değer verilemeyeceği dikkate alınarak işin esasının incelenerek bir karar verilmesi gerektiği açıktır.
Diğer taraftan, çekişmeli taşınmazın imar planına göre umumi ve kamu hizmetlerine ayrılan alanlara denk geldiğinin anlaşılması veya ilgili idarece kök parsellere dönülemeyeceği yönünde bir tespitin yapılması durumunda, yukarıda değinilen yasal düzenlemeyle “öncelikle davaya konu parselin hak sahiplerinin muvafakati alınmak kaydıyla uygulama sahası içerisinde idarece uygun bir yer tahsis edileceği veya anlaşma olmaması halinde davacı hak sahibinin kök parseldeki yeri dikkate alınarak uygulamadaki düzenleme ortaklık payı kesintisi düşüldükten sonraki taşınmazın rayiç bedeli üzerinden değerinin ödeneceği” hükme bağlandığından, davacıya ilgili idareye başvurması için olanak ve süre tanınması, başvuru sonucunda idare tarafından dava konusu taşınmaz bakımından yeni yasal hükmün koşullarının mevcudiyetinin tespitiyle davacı taraf ile anlaşma sağlanarak davacıya uygulama sahası içerisinde uygun bir yerin temlik edilmesi veya idarece davacıya taşınmaz değerinin ödenmesi halinde davanın konusuz kalacağının gözetilmesi gerekecektir.
Ne var ki; getirilen yasal düzenlemenin gerekleri ilgili idare tarafından yerine getirilmediğinde, farklı bir ifadeyle koşulları oluşmasına rağmen davacı ile idarenin anlaşamaması ve davacıya idarece taşınmaz bedeli de ödenmemesi halinde, davacının usul kuralları uyarınca eldeki davayı anılan yeni kanun hükmü gereğince bedele dönüştürebileceği ve böylesi bir durumda da davaya tazminat davası olarak devam edilebileceği gözetilmelidir.
Anılan hususlar, gerek yeni yasa hükmü, gerek usul kuralları –adil yargılanma ve hukuki dinlenilme hakları, usul ekonomisi, vd. gerekse Anayasamızın 35. maddesiyle ve kanunlarımızla ve de AİHS’nin Eki Birinci Protokolün “Mülkiyetin Korunması” başlıklı 1. maddesi ile güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edilemeyeceğine ilişkin hükümlerin gereğidir.
Somut olayda; Seyhan Belediyesi tarafından 37 ve 38 nolu imar uygulamalarının yapıldığı, bunlardan 38 nolu imar düzenlemesinin Hazine bakımından idari yargı yerinde iptal edilmediği ve halen geçerliliğini koruduğu, yapılan 37 no'lu imar düzenlemesinin ve sonrasında Adana Büyükşehir Belediyesi'nin yaptığı şuyulandırma işlemlerinin ise idari yargı yerinde iptal edildiği ve bu kararların kesinleştiği; daha sonra dava konusu yerlerin yeni kurulan Çukurova Belediyesi sınırları içerisinde kaldığı anlaşılmaktadır. Ayrıca; asıl dava konusu taşınmaz ile birleşen 2008/317 esas sayılı davanın konusu taşınmazın 38 nolu imar uygulamasına tabi tutuldukları, ve davacı Hazinenin talebinin de bu uygulama öncesinin ihyasına yönelik olduğu; birleşen 2010/859 esas sayılı davanın konusunun ise 1476 sayılı kök parselin ihyası olup, bu taşınmazın Adana Büyükşehir Belediyesinin gerçekleştirdiği imar düzenlemesi alanında kaldığı; ne var ki, mahkemece ihyası talep edilen 1476 sayılı kadastral parselin davacı Hazine ile mülkiyet ilişkisinin bulunup bulunmadığının, 775 sayılı Yasanın mülga 3. maddesi gereğince Belediyeye devri gereken yerlerden olup olmadığı hususu da incelenip değerlendirilmek suretiyle açıkça ortaya konulmadığı görülmektedir.
Hal böyle olunca; asıl ve birleşen 2008/317 esas sayılı davanın “Seyhan Belediyesi tarafından yapılan imar uygulamasının idari yargı yerinde iptal edilmediği süre anılan uygulama öncesi duruma dönülmesi yönündeki tapu iptal ve tescil istemlerinin dinlenme olanağı bulunmadığından” reddine karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere hüküm kurulmasının yerinde olmadığı; birleşen 2010/859 esas sayılı dava bakımından ise, 3194 sayılı Yasanın 18. maddesine eklenen fıkranın eldeki davanın reddini öngörmediği, öncelikle davacının imar düzenlemesi öncesi mülkiyet hakkı sahibi olup olmadığının gerekli araştırma ve inceleme yapılarak saptanması, davacı Hazinenin mülkiyet hakkı sahibi olduğunun anlaşılması durumunda eldeki davayı açmakta halen devam eden hukuki yararının bulunduğu gözetilerek, yeni yasal düzenlemenin koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediğinin belirlenmesi ve sonrasında yukarıda açıklandığı üzere işlem yapılması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle Yerel Mahkeme kararının bozulması görüşünde olduğumdan Sayın Çoğunluğun onama kararına katılamıyorum.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_yargitay
Taranan Tarih: 25.01.2026 15:29:42