Karar Detayı
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
7. Hukuk Dairesi
Yargıtay Kararı
2023/1772
2024/1630
19 Mart 2024
MAHKEMESİ: Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
SAYISI: 2022/1143 E., 2023/341 K.
KARAR: İstinaf başvurusunun kabulü, kararın kaldırılması, yeniden hüküm tesisi ile davanın reddi
İLK DERECE MAHKEMESİ: Gebze 3. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI: 2019/59 E., 2021/367 K.
Taraflar arasındaki el atmanın önlenmesi ve ecrimisil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince el atmanın önlenmesi talebinin kabulüne ve ecrimisil isteminin kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı tarafından davacı vekili duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 19.03.2024 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.
Belli edilen günde temyiz eden davacı vekili Avukat ... ile karşı taraftan davalı vekili Avukat ... geldiler. Açık duruşmaya başlandı. Gelenlerin sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra açık duruşmanın bittiği bildirildi. İşin incelenerek karara bağlanması için Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; dava konusu 1408 ada 6 parsel sayılı taşınmazın davacıya ait olup, taşınmaz üzerinde toplam 24 adet konut ve işyeri bulunduğunu, müvekkilinin yurt dışında yaşaması sebebiyle 87/A numaralı işyerinde kiracı olan davalı ...’a 17.03.2017 tarihli vekaletname verildiğini, davalının dava konusu 89/B numaralı işyerine taşınma hazırlığında olduğu ve kiracı bulunduğu 87/A numaralı işyerini de dava dışı ...’e kiralamak istediğinin öğrenilmesi üzerine hem dava dışı üçüncü kişiye hem de davalı ...’a muvafakatleri bulunmadığının bildirildiğini, davalının vekalet sözleşmesini düzenleyen TBK’nın 502 inci ve devamı maddelerine aykırı hareket etmesi nedeniyle Gebze 5 inci Noterliğinin 24.07.2018 tarihli azilnamesi ile vekillikten azledildiğini, azilnamenin 27.07.2018 tarihinde davalıya tebliğ edilmesine rağmen davalının 31.07.2018 tarihinde 89/B numaralı işyerini işgal ettiğini, azilnameden sonra ancak kira başlangıcı azil tarihinden öncesine denk gelen geçersiz bir kira sözleşmesi yapıldığını belirterek, 20.07.2018 başlangıç tarihli kira sözleşmesinin geçersizliğinin tespitine, el atmanın önlenmesine ve 31.07.2018 tarihinden başlamak üzere ecrimisile karar verilmesi talep edilmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davalının vekil sıfatıyla dava konusu yeri kendisine kiraya verdiğini, davacının bu durumdan haberdar olup, işyerinin 20.07.2018 tarihli kira sözleşmesi kapsamında kullanıldığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile özetle;
-
Dava konusu taşınmazın davacı adına kayıtlı olduğu,
-
Davacının 19.07.2018 tarihinde Türkiye’ye geldiği,
-
Davalının niza konusu yeri davacının imzasını taklit ederek kendi adına kiraladığı,
-
Davacı tanık beyanlardan davacının taşınmazın kiralanmasına rızasının olmadığının anlaşıldığı,
-
Davalı tanıklarından ... davacının rıza gösterdiğini beyan etmiş ise de davalının, davacın kira sözleşmesi tarihinde Türkiye’de olmasına rağmen vekaleten işlem yapması ve 24.07.2018 tarihinde vekillikten azledilmesi nedeniyle bu tanığın beyanlarına itibar edilemeyeceği,
-
Davalının dava konusu taşınmazı kira sözleşmesine dayanmaksızın ve davacının icazeti olmaksızın kullandığı,
-
Davacının kullanımının engellendiği gerekçesiyle el atmanın önlenmesi talebinin kabulüne ve ecrimisil isteminin ise kısmen kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalı vekili istinaf sebepleri özetle; dava konusu yerin davacının muvafakati ve kira sözleşmesi kapsamına kullanıldığını ileri sürerek istinaf başvurusunda bulunmuştur.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile özetle;
-
Azilnamenin davalıya 27/07/2018 tarihinde tebliğ edildiği,
-
Davalı tarafından sunulan kira sözleşmesinin 20/07/2018 tarihli olduğu,
-
Davalının vekalet ilişkisi kapsamında kendisi ile sözleşme yapmasına engel hukuki bir durumun bulunmadığı,
-
Davacının, davalının iradesi dışında sözleşme imzaladığı için kötüniyetli işgalci olduğu yönündeki iddiasını ispatlayamadığı gerekçesiyle davalının istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen karara karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle;
-
Verilen kararın hukuka aykırı olduğunu,
-
Toplanan delillere göre davalarının sübuta erdiğini,
-
Davalının onay verilmediğini bilmesine rağmen taşınmazı işgal ettiğini ve bu hususun tanık beyanları ile ispatlandığını,
-
Davalı ...’ın vekalet sözleşmesini düzenleyen TBK’nın 502 inci ve devamı maddelerine aykırı hareket etmesi nedeniyle Gebze 5 inci Noterliğinin 24.07.2018 tarihli azilnamesi ile vekillikten azledildiğini,
-
Azilnamenin 27.07.2018 tarihinde davalıya tebliğ edilmesine rağmen davalının 31.07.2018 tarihinde 89/B numaralı işyerini işgal ettiğini,
-
Davalının kötüniyetli olup en büyük kanıtında kendisi için düzenlediği kira sözleşmesinde kira bedelinin düşük gösterilmesi olduğunu ve bu hususun Bölge Adliye Mahkemesi gerekçesinde tartışılmadığını,
-
Kira sözleşmesinde belirtilen peşinatın vekil edeni tarafından alınmadığını,
-
Davalının dayandığı kira sözleşmesinde kiralanan yerin “89/A” olarak gösterilmesine rağmen davalının “89/B” numaralı yeri işgal ettiğini,
-
Sözleşme tarihinde vekil edeninin Türkiye’de olduğunu ve onayın bulunması halinde ilgili sözleşmeyi aynı gün bizzat imzalayabileceğini,
-
Davalının davacıya imzalatmak yerine vekil edenin imzasını taklit edere sözleşme düzenlediğini ileri sürerek temyiz yoluna başvurmuştur.
C. Gerekçe
- Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, el atmanın önlenmesi ve ecrimisil isteğine ilişkindir.
-
İlgili Hukuk
-
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri,
-
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 683 üncü ve 995 inci maddeleri,
-
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun Tanımı başlıklı 502 nci maddesi şöyledir:
"...Vekâlet sözleşmesi, vekilin vekâlet verenin bir işini görmeyi veya işlemini yapmayı üstlendiği sözleşmedir.
Vekâlete ilişkin hükümler, niteliklerine uygun düştükleri ölçüde, bu Kanunda düzenlenmemiş olan işgörme sözleşmelerine de uygulanır.
Sözleşme veya teamül varsa vekil, ücrete hak kazanır...."
- 6098 sayılı Kanun'un Talimata Uygun İfa başlıklı 505 inci maddesi şöyledir:
“...Vekil, vekâlet verenin açık talimatına uymakla yükümlüdür. Ancak, vekâlet verenden izin alma imkânı bulunmadığında, durumu bilseydi onun da izin vereceği açık olan hâllerde, vekil talimattan ayrılabilir.
Bunun dışındaki durumlarda vekil, talimattan ayrılırsa, bundan doğan zararı karşılamadıkça işi görmüş olsa bile, vekâlet borcunu ifa etmiş olmaz...”
- 6098 sayılı Kanun'un Genel Olarak başlıklı 506 ncı maddesi şöyledir:
"...Vekil, vekâlet borcunu bizzat ifa etmekle yükümlüdür. Ancak vekile yetki verildiği veya durumun zorunlu ya da teamülün mümkün kıldığı hâllerde vekil, işi başkasına yaptırabilir.
Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür.
Vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır..."
-
Değerlendirme
-
Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesi ile 369 uncu maddesinin birinci fıkrasında yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
-
Bilindiği gibi 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Kanun'un 502 nci maddesinin birinci fıkrasında vekâlet sözleşmesi; vekilin vekâlet verenin bir işini görmeyi veya işlemini yapmayı üstlendiği sözleşme olarak tanımlanmıştır. Geniş anlamda bir iş görme sözleşmesi olan vekâlet sözleşmesiyle vekil, kendisine verilen işin ya da işlemin vekâlet verenin irade ve yararına uygun olarak görülmesini, yapılmasını üstlenir.
-
Vekâlet sözleşmesinin tarafları vekâlet veren ile vekildir. Vekâlet veren gerçek veya tüzel kişi olabileceği gibi vekil de gerçek ya da tüzel kişi olabilir. Sözleşmenin konusunu ise herhangi bir hukuki işlem yahut maddi bir eylemin yapılması oluşturabilir. Ancak sözleşmenin geçerli olması için konusunun mümkün olması yanında kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine ve kişilik haklarına aykırı olmaması gerekir.
-
Vekâlet sözleşmesini, 6098 sayılı Kanun'un 40 ilâ 48 inci maddeleri arasında düzenlenen temsil ilişkisi ile karıştırmamak gerekir. Aralarında yakın bir ilgi bulunmakla birlikte vekâlet sözleşmesi ile vekil vekâlet verenin bir işini görmeyi ya da bir işlemini yapmayı borçlanırken, vekâlet veren de onun yaptığı giderleri ve verdiği avansları ödemeyi borçlandığından vekâlet iki taraflı bir sözleşmedir. Temsil yetkisi ise tek taraflı bir hukuki işlemdir. Genel olarak vekâlet, vekil ile vekil eden arasındaki iç ilişkiyi, temsil ise vekil edenin vekil aracılığı ile işlem yaptığı üçüncü kişi ile arasındaki dış ilişkiyi ifade eder.
-
Vekâlet ilişkisi kapsamının gerektirmesi hâlinde, açıkça bu yönde bir düzenleme olmasa dahi vekilin vekalet veren adına ilgili hukukî işlemleri yapabilmeye yönelik temsil yetkisine sahip olup bu açıdan temsil yetkisi, vekâlet sözleşmesinin konusunu teşkil eden ve vekil tarafından yerine getirilmesi taahhüt edilen iş görmenin ifasında önemli bir araç olarak karşımıza çıkmaktadır
-
Sonuç itibariyle, her vekâlet sözleşmesi bir temsil yetkisine dayanır.
-
Türk Borçlar Kanunu'nun temsil ve vekâlet ilişkisini düzenleyen hükümlerine göre vekâlet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, diğer bir anlatımla vekil edenin yararına ve onun iradesine uygun davranma yükümlülüğünden doğar. Vekâlet sözleşmesi, başkasının işini görmeye ilişkin bir sözleşme olduğundan esas itibariyle işin müvekkilin menfaatine yapılması gerekir. Bu durum iş görme sözleşmesinin doğal bir sonucudur.
-
Nitekim 6098 sayılı Kanun'da sadakat ve özen borcu, vekilin vekâlet verene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve “Şahsen ifa, sadakat ve özen gösterme” başlığını taşıyan 506 ıncı maddesinde düzenlenmiştir.
-
Sadakat borcu kavramı, vekilin gerek vekâletin ifası sırasında gerekse sonrasında kendisine duyulan güvene uygun olarak müvekkilinin menfaatlerini sözleşme ile güdülen amaç çerçevesinde koruma ve kendi menfaatini müvekkiline tâbi kılma yükümlülüğünü ifade eder. Vekilin iş görme ile hedeflenen sonucun başarılı olması için hayat deneylerine ve işlerin normal akışına göre gerekli girişim ve davranışlarda bulunması, başarılı sonucu engelleyebilecek davranışlardan kaçınması ise özen borcunun konusunu oluşturur. Vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanlarda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır. Bu nedenle vekil üzerine aldığı işi ifa ederken aynı şartlar altında iş gören basiretli, özenli bir vekil gibi hareket etmelidir.
-
Ayrıca 6098 sayılı Kanun'un 505 inci maddesi uyarınca vekil, vekâlet verenin açık talimatına uymakla yükümlüdür.
-
Yukarıdaki hükümler uyarınca vekilin, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altında olacağı açıktır. Vekâletin kapsamı, sözleşmede açıkça gösterilmemişse 6098 sayılı Kanun'un 504 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca görülecek işin niteliğine göre belirlenir. Sözleşmede vekâletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur.
-
Vekil bu yükümlülüğünü yerine getirmediği, özellikle vekâleti kasten vekil edenin zararına, kendisinin veya başka birinin yararına kullandığı takdirde vekâlet görevinin kötüye kullanılması söz konusu olabilir. Dolaysıyla böyle bir durumda vekil eden zararlandırılırken, vekil çok zaman kendisine veya başka bir kimseye çıkar sağlamaktadır. Oysa ki, sadakat ve özen borcunun temel amacı başkası adına iş gören kimsenin yetkisini kötüye kullanma riskini önlemektir. Vekâlet sözleşmesi, güven esasına dayalı bir iş görme edimi ihtiva ettiğinden bu güvenin korunması her şeyden önce 6098 sayılı Kanun'un 506 ıncı (818 sayılı Kanun'un 390 ıncı) maddesinin bir gereği olduğu gibi 4721 sayılı Kanun'un 2 inci maddesinde ifadesini bulan dürüstlük kuralının da bir gereğidir.
-
Kural olarak temsilcinin kendi kendisiyle işlem yapması yasaktır. Temsilci sahip olduğu yetkiye bağlı olarak üçüncü kişilerle işlem yapabilir. Temsilciye temsil yetkisi verilirken her şeyden önce hukuki işlemi üçüncü kişi ile yapacağı düşünülür. Temsilcinin izinsiz olarak kendi kendisiyle yaptığı sözleşme, sakat bir işlemdir. Fakat bu sakatlığın derecesi, mutlak butlan olmayıp tek taraflı bağlamazlıktır. Tek taraflı bağlamazlık temsil edilen bakımından da söz konusudur.
-
Davalının durumu vekalet hukuku kapsamında değerlendirildiğinde sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu olup vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekalet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür. Vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır.
-
Öte yandan vekilin vekalet verenin açık talimatlarını alıp ona uygun hareket etmesi gerekmektedir.
-
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; davacının, davalı ...'ı 17.03.2017 tarihli taşınmaz kira yetkisini içeren vekaletname ile vekil tayin ettiği, (27.07.2018 tarihinde tebliğ edilen) 24.07.2018 tarihli azilname ile vekillikten azlettiği ve davalının kendi adına asaleten, davacı adına vekaleten imzalandığı 20.07.2018 tarihli kira sözleşmesini dosyaya sunduğu anlaşılmaktadır.
-
Somut olayda, davacı ve davalı tanıkları dinlenmiş olup davacının 20.07.2018 tarihi itibariyle Türkiye’de bulunduğu, taraflar arasında bir görüşmenin yapıldığı, delil olarak sunulan 18.07.2018 tarihli WhatsApp görüşmesine göre tanık olarak dinlenen davacının eşi ... tarafından dükkanın kimseye kiraya verilmemesine ilişkin davalıya mesaj gönderildiği görülmektedir.
-
Davalı yanın kira ilişkisine dayanabilmesi için kendi adına asaleten malik adına vekaleten imzalandığı 20.07.2018 tarihli kira sözleşmesine davacının rıza gösterdiğini hukuken geçerli bir delil ile ispat etmesi gerekmektedir.
-
Yukarıda yapılan açıklamalar karşısında, davalının, vekalet verenin açık talimatlarını alıp ona uygun hareket etmediği, sadakat ve özen yükümünü ihlal ederek görevini kötüye kullandığı anlaşılmaktadır.
-
Davalı taraf savunmasını usulü dairesinde ispat edemediğine göre davalı tarafından sunulan kira sözleşmesi hükme esas alınarak karar verilmesi doğru değildir
-
Hal böyle olunca; Mahkemece, davacının mülkiyet hakkına üstünlük tanımak suretiyle toplanan ve toplanacak deliller birlikte değerlendirilip sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi isabetsiz olduğundan, hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin yatırılan harcın yatırana iadesine,
17.100,00 TL Yargıtay duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
Dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
19.03.2024 tarihinde kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_yargitay
Taranan Tarih: 25.01.2026 15:19:42