Karar Detayı

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

7. Hukuk Dairesi

Daire / Kategori

Yargıtay Kararı

Esas No

2023/3406

Karar No

2023/4059

Karar Tarihi

21 Eylül 2023

MAHKEMESİ: Manyas Asliye Hukuk Mahkemesi

SAYISI: 2021/34 E., 2021/287 K.

KARAR: Tapu iptali ve tescil davasının reddine, terditli tazminat taleplerinin kabulüne, birleştirilen el atmanın önlenmesi ve kâl taleplerinin kabulüne

Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen harici satış sözleşmesinden kaynaklanan tapu iptali ve tescil, birleştirilen el atmanın önlenmesi ve kâl davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Yargıtay (Kapatılan) 14. Hukuk Dairesince İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; tapu iptali ve tescil davasının reddine, terditli tazminat taleplerinin kabulüne, birleştirilen el atmanın önlenmesi ve kâl taleplerinin kabulüne karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesi kararı davacı birleştirilen davada davalı...vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra, dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

  1. Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı ...'nın, dava konusu 3725 parselin 1/2'sine karşılık gelen 377 m2'sini 14.03.2013 tarihli sözleşme ile müvekkiline 15.000,00 TL bedelle satmasından önce 06.02.2013 tarihinde 10.100,00 TL satış bedeli göstererek öz oğlu diğer davalı...'ya bu defa taşınmazın tamamını tapuda satış suretiyle devrettiğini, artık maliki bulunmadığı bir taşınmazı müvekkiline satmak suretiyle müvekkilini 15.000,00 TL dolandırdığını, taşınmazın yarısını satın aldığına inanan ve güvenen iyi niyetli müvekkilinin 377 m2 yerin içine kendi malzemesi ve harcaması ile ev inşa ettiğini, müvekkilinin bu evi gözleri önünde inşa ederken davalıların ikisinin de bu duruma itiraz etmediklerini ve işbirliğiyle müvekkilini dolandırdıklarını, evin değerinin üzerine inşa edilen 377 m2 arsanın değerinden daha yüksek olduğunu beyan ederek; 3725 parselin davalı... üzerine olan tapu kaydının iptaliyle 377 m2'sinin müvekkili adına tapuya tescilini, bu talep mümkün olmaz ise; davacının yaptığı evin parasal değerinin davalı...'dan tahsili ile müvekkiline ödenmesini, müvekkilinin davalı ...'ya ödediği 15.000,00 TL'nin 14.03.2013 tarihinden işleyecek faiziyle davalı ...'dan alınarak müvekkiline verilmesini talep etmiştir. Davacı vekili 09.02.2016 tarihli ıslah dilekçesiyle 3725 parselin davalı... üzerine olan tapu kaydının iptali ile 377 m2'sinin müvekkili adına tapuya tescilini ve müvekkilinin davalı ...'ya ödediği 15.000,00 TL'nin 14.03.2013 tarihinden işleyecek faiziyle davalı ...'dan tahsilini; bu talep mümkün olmaz ise müvekkilinin yaptığı evin keşifte saptanan parasal değerinin davalı...'dan tahsili ile müvekkiline ödenmesini ve müvekkilinin davalı ...'ya ödediği 15.000,00 TL'nin 14.03.2013 tarihinden işleyecek faiziyle davalı ...'dan tahsilini talep etmek suretiyle davasını ıslah etmiştir.

  2. Birleştirilen Manyas Asliye Hukuk Mahkemesinin 2016/20 Esas, 2016/93 Karar sayılı dava dosyasında davacı vekili; 3725 parsel sayılı taşınmazın müvekkili... adına tapuda kayıtlı olduğunu, müvekkilinin işi gereği yurt dışında olduğu sırada 377 m2'lik kısmına davalı tarafından haksız inşaat yapıldığını, sahibini araştırmayıp ilgili makamlardan da yapı izni almadan bina yapan davalının iyi niyetli olmadığını beyan ederek; gideri yapıyı yaptıran davalıya ait olmak üzere yapının ve kullanılan malzemenin arazi üzerinden tamamen sökülüp kâldırılmasını talep etmiştir.

II. CEVAP

  1. Davalı ... cevap dilekçesinde özetle; yapılan haricen satış sözleşmesinin geçersiz olduğunu, sözleşmede her ne kadar 15.000,00 TL alındığı yazılsa da davacıdan gerçekte 10.000,00 TL aldığını, taşınmazı davacıya haricen satış ile sattığını, satıştan oğlu ...'ın haberinin olmadığını beyanla davanın reddini istemiştir.

  2. Davalı... cevap dilekçesinde özetle; dava konusu taşınmazı 06.02.2013 tarihinde babasından satın aldığını, daha sonrasında yurt dışına çalışmaya gittiğini, köye geldiğinde aldığı taşınmaz üzerine inşaat yapıldığını gördüğünü, taşınmazın haricen satış ile davacıya satıldığına dair bilgisinin olmadığını beyanla davanın reddini istemiştir.

  3. Birleştirilen Manyas Asliye Hukuk Mahkemesinin 2016/20 Esas, 2016/93 Karar sayılı dava dosyasında davalı vekili cevap dilekçesinde; Manyas Asliye Hukuk Mahkemesinin 2014/174 Esas sayılı dosyasının görülmekte olduğundan derdestlik itirazının bulunduğunu, dava konusu taşınmaza el atmanın olmadığını, taşınmazın haricen satış ile ...'dan aldığını, buna güvenerek ve inanarak yapıyı inşaa ettiğini, her iki davanın birleştirilmesini, 2014/174 Esas sayılı dosyasının bekletici mesele yapılmasını beyan etmiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: **

İlk Derece Mahkemesinin 23.06.2016 tarihli ve 2014/174 Esas 2016/143 Karar sayılı kararıyla;

"Asıl dava, ...'ya karşı haksız inşaat nedenine dayalı tapu iptali ve tescili ...'ya karşı ise tapu nedeniyle ödenen paranın sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre tahsili talebine ilişkindir.

Baba oğul ilişkisi bulunan davalılar kendileri arasında tapu devri gerçekleştirmişler ve aynı tarihlerde taşınmaz adi senetle davacıya devredilmiştir. Davacı buraya ev yapmış ve evin yapımı sırasında davalı ... inşaata fiilen yardım etmiştir. Ev tamamlandıktan sonra davacılar bu evde oturmaya başlamış, belli bir süre bu evde oturmuşlardır. Daha sonra aralarında çıkan anlaşmazlık nedeniyle davalı ... yeni yapılan eve kendi evinden giden elektrik kablosunu sökmüş ve burayı boşaltmalarını istemiştir. Taraflar arasındaki alım satım ilişkisi ve zilyetliğin devri tanık beyanlarıyla sabittir. Hal böyle olunca davaya tapu iptal ve tescil yönüyle davalı ...'a karşı, tazminat talebi yönünden ise davalı ...'e karşı davaya devam etmek gerektiği anlaşılmış ve bu haliyle devam edilmiştir. Arsanın değeri bilirkişilere tespit ettirilmiş ve bedel davacı tarafa bloke ettirilmiştir. Haksız inşaat nedeniyle dava tekemmül etmiş ve davacının davası kabul edilmiştir. Davalı ...'e karşı yürütülen dava ise; davalı ...'in malik olmadığı bir araziyi satıp kendisine taraflar arasında imzalanan sözleşme ile sabit ve tanık anlatımlarıyla desteklenen bedel açısından sebepsiz zenginleştiğinden bu tutarın davalı ...'den alınarak davacıya verilmesine dair hüküm kurulmuştur.

İş bu mahkememiz dosyasının açık yargılaması sırasında davalı ... El atmanın Önlenmesi davası açmış ve açmış olduğu dava bu dosya ile birleştirilmiştir. El atmanın önlenmesi davası süre itibariyle eldeki davaların hükümsüz bırakmak için epey süre sonra açılması TMK'nın madde 2 gereğince hakkın kötüye kullanılması amacıyla açıldığı kanaatine varılarak birleşen davanın reddi cihetine gidilerek aşağıda yazılı olduğu şekilde hüküm kurulmuştur." gerekçesiyle; ... yönünden davanın kabulü ile 15.000,00 TL'nin 14.03.2013 tarihinden işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ...'dan alınarak davacıya ödenmesine, ...'ya yöneltilen davanın kabulü ile dava konusu taşınmazın 377 m2'sine tekabül eden payının iptali ile davacı adına tapuya kayıt ve tesciline; birleştirilen davanın reddine karar verilmiştir.

IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ

A. Bozma Kararı

  1. İlk Derece Mahkemesinin 23.06.2016 tarihli ve 2014/174 Esas, 2016/143 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde davalı birleştirilen dosya davacısı... vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

  2. Yargıtay 14. Hukuk Dairesi 24.11.20 tarih ve 2016/18788 Esas, 2020/7688 Karar sayılı ilamında;

"İncelenen dosya kapsamına göre; dava konusu taşınmaz 06.02.2013 tarihinde davalılardan... adına satış yoluyla tapuya tescil edilmiş; bu tarihten sonra davacı...ile davalılardan ... arasında akdedilen 14.03.2013 tarihli harici satış senediyle davacı...bu yerden haricen pay satın almıştır.

Tapu Kanunu 26 ncı Borçlar Kanununun 237 nci Türk Medeni Kanununun 706 ncı ve Noterlik Kanununun 89 uncu maddeleri uyarınca; tapulu taşınmazın satışını amaçlayan sözleşme anılan yasa hükümlerine aykırı olarak haricen düzenlenmiş ise resmi şekil şartına uygun olmadığından mülkiyetin devri sonucunu doğurmaz. Bu nedenle, davacı...ile kayıt maliki/davalı... arasında yukarıda açıklandığı gibi resmi şekle uygun bir taşınmaz devri bulunmadığından davacının tescil istemine ilişkin talebinin reddine karar verilmesi gerekirken kabulü yönünde karar verilmesi yasaya aykırıdır.

TMK’nın 684 ve 718 inci maddeleri hükümleri gereğince yapı, üzerinde bulunduğu taşınmazın mütemmim cüzü (tamamlayıcı parçası) haline gelir ve o taşınmazın mülkiyetine tabi olur. Ancak, yasa koyucu somut olaydaki taşınmazların durumunu genel hükümlere bırakmamış, bu konumdaki taşınmazların maliki ile yapıyı yapan kişi arasındaki ilişkiyi TMK’nın 722, 723 üncü ve 724 üncü maddelerinde özel olarak düzenlemiştir. Uyuşmazlığın bu kapsamda değerlendirilmesi gerekecektir.

Bir kimsenin kendi malzemesi ile başkasının tapulu taşınmazına sürekli, esaslı ve mütemmim cüzü (tamamlayıcı parçası) niteliğinde yapı yapması halinde malzeme sahibinin iyiniyetli olması yanında diğer bazı koşullar da mevcutsa malzeme sahibi, yapının bulunduğu alan ile yapının kullanılması için zorunlu arazi parçasının tescilini mülkiyet hakkı sahibinden isteyebilir.

TMK’nın 724 üncü maddesinde yapı sahibine tanınan bu hak, kişisel hak niteliğinde olup, bina sahibi ve onun külli halefleri tarafından, inşaat yapılırken taşınmazın maliki kim ise ona ya da onun külli haleflerine karşı ileri sürülebilir. Hemen belirtmek gerekir ki, taşınmaza sonradan malik olan kişiye karşı da bu kişisel hak ancak yapı sahibini bu haktan mahrum bırakmak amacıyla arsa sahibi ile el ve işbirliği içinde olduğu iddiasıyla ileri sürülebilir.

Malzeme sahibinin TMK’nın 724 üncü maddesine dayanarak tescil talebinde bulunabilmesi bazı koşulların varlığına bağlıdır;

a) Birinci koşul, malzeme sahibinin iyiniyetli olmasıdır.

TMK’nın 724. maddesi hükmünden açıkça anlaşılacağı üzere, taşınmaz mülkiyetinin yapı sahibine verilebilmesi için öncelikli koşul iyiniyettir. Öngörülen iyiniyetin TMK’nın 3. maddesinde hükme bağlanan sübjektif iyiniyet olduğunda da kuşku yoktur. Bu kural, malzeme sahibinin, elattığı taşınmazın başkasının mülkü olduğunu bilmemesini veya beklenen tüm dikkat ve özeni göstermesine karşılık bilebilecek durumda olmamasını ya da yapıyı yapmakta haklı bir sebebinin bulunmasını ifade eder.

Malzeme sahibinin tescil istemi ile açtığı davada iyiniyetin varlığı iddia ve savunmaya bakılmaksızın mahkemece re’sen araştırılmalıdır. Ne var ki, 14.02.1951 tarihli ve 17/1 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında belirtildiği gibi olay ve karinelerden, durumun özelliklerine göre kendisinden beklenen dikkat ve özeni göstermemiş olduğu açık bulunan malzeme sahibinin temliken tescil talebinde bulunması mümkün değildir. Çünkü bu gibi durumlarda kötüniyet karşı tarafın ispatı gerekmeden belirlenmiş olur. Ayrıca iyiniyet inşaatın başladığı andan tamamlandığı ana kadar devam etmelidir. (Sübjektif koşul)

İyiniyet koşulunun gerçekleşmediği durumlarda diğer koşulların gerçekleşip gerçekleşmediğinin araştırılmasına gerek bulunmamaktadır.

b) İkinci koşul, yapı kıymetinin taşınmazın değerinden açıkça fazla olmasıdır. (Objektif koşul)

c) Üçüncü koşul ise yapıyı yapanın (malzeme sahibinin), taşınmaz malikine uygun bir bedel ödemesidir.

d) Yukarıda değinilen üç koşulun yanısıra, yapının bulunduğu arazi parçası davalıya ait taşınmazın bir kısmını kapsıyor ise tescile konu olacak yer, inşaat alanı ile zorunlu kullanım alanını kapsayacağından mahkemece iptal ve tescile karar verebilmek için bu kısmın ana taşınmazdan ifrazının da mümkün olması gereklidir.

Yukarıda açıklanan ilkeler ışığında somut olaya gelince; harici satış sözleşmesi davacı ile davalılardan ... arasında yapılmış olup sözleşmenin yapıldığı tarihte ... kendisine ait olmayan taşınmazın haricen satışını yapmış olduğundan Veysel Kocaağa'nın TMK'nın 724 . maddesinde belirtildiği üzere tescil talebinde bulunabilmesi için iyiniyet koşulu gerçekleşmemiş olup ... tapu kayıt maliki olmadığından tescil isteminin reddine karar verilmesi gerekmektedir.

Öte yandan; davacı taraf dava dilekçesinde terditli olarak tescil isteminin hüküm altına alınmaması halinde taşınmaz üzerine inşaa ettiği bina nedeniyle tazminat isteminde bulunmaktadır.

TMK'nın "Tazminat" başlıklı 723 üncü maddesi:

"Malzeme sökülüp alınmazsa arazi maliki, malzeme sahibine uygun bir tazminat ödemekle yükümlüdür.

Yapıyı yaptıran arazi maliki iyiniyetli değilse hâkim, malzeme sahibinin uğradığı zararın tamamının tazmin edilmesine karar verebilir.

Yapıyı yaptıran malzeme sahibi iyiniyetli değilse, hâkimin hükmedeceği miktar bu malzemenin arazi maliki için taşıdığı en az değeri geçmeyebilir." hükmünü içermektedir. Buna göre; TMK'nın 723 üncü maddesinden doğan davacının tazminat isteminin değerlendirilerek bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bu nedenlerle hükmün bozulması gerekmiştir." gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.

B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar

İlk Derece Mahkemesi, yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında; "... davalı ...'in Salur mahallesi 3725 parselin 1/2 hissesini davacı Veysel'e 15.000,00 TL bedel ile sattığını ve parasının tamamını aldığına ilişkin 14.03.2013 tarihli adi yazılı harici satış sözleşmesi akdettikleri, taşınmazın harici satış sözleşmesinden evvel 06.02.2013 tarihinde davalı ... tarafından oğlu olan davalı ...'a satış suretiyle devredilmiştir. Böylelikle davalı ...'in tapuda malik olmadığı taşınmazın haricen satışını yapmış olduğu, temliken tecil isteminde malzeme sahibi olan davacının iyiniyetli olması gerektiği, ancak haricen satış yapıldığında davalı ...'in taşınmazın maliki olmadığı, bu durumun davacı tarafından bilinmesi gerektiği, taşınmazın 03.02.1959 tarihinde çapa bağlanmış olup imarlı bir arazi olduğu, davacının basit bir araştırma ile taşınmaz malikini öğrenebileceğinden kendisinden beklenen dikkat ve özeni göstermediğinden ve kayıt maliki ...'ın yapının yapılmasına ilişkin muvafakati olmadığından davacının iyiniyetli olmadığı kabul edilmiş ve temliken tescil isteminin reddine karar verilmiştir. Ayrıca davacı...ile kayıt maliki/davalı... arasında resmi şekle uygun taşınmaz devrini içeren sözleşme bulunmadığı, Tapu Kanunu 26 ncı Borçlar Kanununun 237 nci Türk Medeni Kanununun 706 ncı ve Noterlik Kanununun 89 uncu maddeleri uyarınca; tapulu taşınmazın satışını amaçlayan sözleşme anılan yasa hükümlerine aykırı olarak haricen düzenlenmiş ise resmi şekil şartına uygun olmadığından mülkiyetin devri sonucunu doğurmayacağından davacının tescil istemine ilişkin talebinin reddine karar verilmiştir.

Davacı Veysel'in davalı ...'e yönelik tazminat talebi yönünden yapılan değerlendirmede, taraflar arasında adi yazılı şekilde yapılan 14.03.2013 tarihli haricen satış sözleşmesinde taşınmazın 1/2 hissesinin 15.000,00 TL bedel ile satıldığı ve satış bedelinin tamamının davalı ... tarafından alındığı imza altına alınmış, davalı ...'in cevap dilekçesi ile taşınmazı davacıya sattığını ve satış bedelinden 10.000,00 TL'yi aldığını kabul ettiği, duruşmada alın beyanında da sözleşmedeki imzanın kendisine ait olduğu kabul etmiştir. Davalı ... tarafından 5.000,00 TL'nin davacıdan almadığını iddia edilmiş ise de 15.000,00 TL'nin ödendiğine ilişkin yazılı belgenin bulunduğu, HMK'nun 201. maddesi kapsamında bu bedelin ödenmediğine ilişkin davalı ... tarafından yazılı bir belge sunulmadığı, taraflar arasında HMK'nın 203 üncü maddesindeki yakın akrabalık bulunmadığından bu hususta tanık dinlenemeyeceğinden sözleşmede belirlenen bedelin 5.000,00 TL'lik kısmının ödenmediği ispat edilemediğinden, temliken tescil istemi reddedilen davacıya harici satış sözlemesi gereği ödediği 15.000,00 TL'nin davalı ...'den alınarak davacı Veysel'e ödenmesine karar verilmiştir. Davalı ...'in taşınmazın maliki olmadığı halde davacı ile harici satış sözleşmesi yaptığından bu durumdan davalı ...'in iyiniyetli olmadığı kabul edilmiş ve davacıya ödenmesine karar verilen 15.000,00 TL'ye TBK'nun 117/3 üncü maddesi gereği ödeme tarihi olan 14.03.2013 tarihinden itibaren yasal faiz işletilmesine karar verilmiştir.

Davacı Veysel'in davalı ...'a yönelik terditli talebi olan TMK'nun 723 üncü maddesi gereği tazminat talebi yönünden yapılan değerlendirmede, TMK'nın 723/3 maddesi kapsamında kendi malzemesi ile davalı ...'ın arazisine yapı inşa eden davacının yukarıda açıklandığı üzere çapa bağlanmış ve imarlı arazinin taşınmaz malikini bilmesi gerektiğinden davacı Veysel'in iyiniyetli olmadığı kabul edilmiş, anılan Yasa maddesi gereği bu durumda belirlenecek tazminat tutarı bu malzemenin arazi maliki için taşıdığı en az değeri geçmeyeceği, Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2020/10229 esas ve 2020/8004 karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere; "Hükümde belirtilen “en az değer” ifadesi ise; inşa edilen bina ve muhtesat için asgari levazım bedeli, yetiştirilen ağaçlar içinse odun bedelini ifade etmektedir. Gerek öğretide gerekse sapma göstermeyen uygulama ile asgari levazım değeri; yapı ve eklentilerinin yapımında kullanılan tüm malzemelerin işçilik ve yapımcı kârı gibi unsurlar gözetilmeksizin piyasadaki en düşük değerlerinden, yapım yılı veya yıllarına göre yıpranma payı düşüldükten sonra elde edilecek miktar şeklinde benimsenmiş bulunmaktadır." olarak tanımlanmıştır. Bozma ilamı sonrası bu bedelin tespiti için yeniden keşfe gidilmiş ve bilirkişilere davacı tarafından inşa edilen yapının asgari levazım bedelinin hesaplanması istenilmiş ve bilirkişiler tarafından dosyaya ibraz edilen 24/08/2021 tarihli raporda yapıların asgari levazım bedeli 23.782,50 TL olduğunu belirlenmiştir. Temliken tescil istemi reddedilen davacıya TMK'nun 723 maddesi kapsamındaki tazminat talebinin iyiniyetli olmadığı kabul edildiğinden yapıların asgari levazım bedeli olan 23.782,50 TL'nin davalı Serdan'dan tahsili ile davacıya ödenmesine, dava dilekçesi ile bu tazminat talebine ilişkin faiz talep edilmediği ancak ıslah dilekçesi ile faiz talep edildiğinden bu bedele ıslah tarihinden itibaren yasal faiz işletilmesine karar verilmiştir.

Birleşen dosya kapsamında el atmanın önlenmesi ve yıkım talebi yönünden yapılan değerlendirmede;

T.C. Anayasanın 35 inci maddesinde; "Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz." şeklinde hüküm altına alınmıştır.

4721 sayılı TMK' nun 683 üncü maddesinde; "Bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir. Malik, malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız elatmanın önlenmesini de dava edebilir. " şeklinde hüküm altına alınmıştır.

Öncelikle belirtilmelidir ki mülkiyet, toplum yararı ile sınırlı, sahibine gerek yetki ve gerekse ödevler yükleyen kamu ve özel hukuk karakterli, kendine özgü bir haktır. 1982 Anayasası, mülkiyet hakkını 1961 Anayasası’na göre daha da güçlendirerek, temel hak ve ödevler kısmına almıştır. 1982 Anayasasının 35 inci maddesinde; “herkes mülkiyet ve miras hakkına sahiptir. Bu haklar ancak kamu yararı amacıyla kanunla sınırlandırılabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz" düzenlemesine yer verilmiştir. Görüldüğü üzere, mülkiyet hakkı ancak kamu yararı ve kamu düzeni amacı ile sınırlandırılabilecektir. Malik, mülkiyet hakkının sağladığı yetkileri, hukuk düzeninin çizdiği sınırlar içinde dilediği gibi kullanabilir. Eşya üzerindeki egemenliğin 3 üncü kişilere karşı korunması için malike verilen bu yetkilerin yaptırımı olan davalar, 4721 s. TMK’nın 683 üncü maddesinde belirlenmiştir. 4721 sayılı TMK'nın "Mülkiyet Hakkının İçeriği" başlıklı 683 üncü maddesi; "Bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir. Malik, malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız el atmanın önlenmesini de dava edebilir." hükmünü içermektedir.

Görüleceği üzere, malike mülkiyet hakkının sağladığı yetkilerin gereği gibi kullanılmasını önleyen ve 3 üncü kişilerden gelen etkilere karşı korunma aracı olarak haksız el atmanın önlenmesi davası hakkı tanınmıştır.

El atmanın önlenmesi davasında davacı dava konusu şeyin maliki olduğunu ve mülkiyet hakkına davalı tarafından el atıldığını ispatla yükümlüdür. Davalı ise, davacının malik olmadığını ya da davacının mülkiyet hakkına el atmadığını, el atmanın sona erdiğini ispat edebilir.

Dava konusu Salur Mahallesi 3725 parsel sayılı taşınmaz olduğu, bu taşınmazın tapu kayıtlarında tamamının davalı ... adına kayıtlı olduğu ve arsa niteliğinde gözüktüğü, yapılan keşif sonucu taşınmazın iki kısma ayrılarak kullanıldığı, krokide (B) harfi ile gösterilen kısmın tecavüzlü olduğu iddia edilen kısım olduğu, içinde tek katlı ev ve sundurmanın bulunduğu ve keşif tarihi itibariyle davacının kullandığı, (A) harfi ile gösterilen kısmının keşif tarihi itibariyle davalı ...'in eşi Yaşar Kocaağa'nın kâldığı gözlemlenmiştir. Yargıtay bozması öncesi birleşen dava yönünden (el atmanın önlenmesi ve kâl talepleri) dava değerinin belirlenmediği ve harç ikmalinin yapılmadığı görüldüğünden bu eksikliğin ikmali için mahkememizce keşfe gidilmiş, keşif sonrası alınan bilirkişi raporunda el atılan yerin dava tarihindeki değeri ile yıkımı istenilen yapıların dava tarihindeki değerleri tespit edilmiş ve toplam 46.883,00 TL üzerinden eksik olan harç birleşen dosya davacısına ikmal ettirilmiştir.

Tüm dosya kapsamı tapu kayıtları, imar uygulaması ve bilirkişi raporları birlikte değerlendirildiğinde, mahallinde yapılan keşif sonrası dava konusu 3725 parsel sayılı taşınmazın krokide (B) harfi ile gösterilen kısmının davalı Veysel tarafında kullanıldığı ve taşınmazın temliken tescil isteminin reddine karar verildiğinden taşınmazın bu bölümünün davalı tarafından haksız olarak işgal edildiği anlaşılmakla davacının el atmanın önlenmesi talebinin kabulüne, davalı Veysel tarafında taşınmaza yapılan yapıların asgari levazım bedellerinin ödenmesine karar verildiği, taşınmaza davalı tarafından haksız işgali sonucu yapılan yapıların yıkımı arazi malike açısından zarar yol açmayacağı, arazinin bütünlüğünü bozmayacağı ve taşınmazı değerinden noksanlık olmayacağından davacının yıkım talebinin de kabulüne dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. "gerekçesiyle davacı ...'in davalı...'ya yönelik tapu iptal ve tescil talebi yönünden davanın reddine, davacı ...'in davalı ...'ya yönelik tazminat istemi yönünden davanın kabulü ile, 15.000,00 TL'nin 14.03.2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ...'dan alınarak davacıya ödenmesine, davacı ...'in terditli talebi olan davalı...'ya yönelik tazminat istemi yönünden davanın kabulü ile, taşınmaz üzerindeki tek katlı ev ve kuruluk yapının 24.08.2021 tarihli bilirkişi raporunda tespit edilen asgari levazım bedeli olan 23.782,50 TL'nin 09.02.2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı...'dan alınarak davacıya ödenmesine, davacı...tarafından depo edilen 9.800,00 TL'nin talep halinde derhal davacıya ödenmesine,

Birleştirilen dava yönünden davacı...'nın davasının kabulü ile Balıkesir ili, Manyas ilçesi, Salur Mahallesi 3725 parsel sayılı taşınmaza 24.08.2021 tarihli fen bilirkişi raporunda (B) harfi ile gösterilen kısma ilişkin elatmanın önlenmesine, 24.08.2021 tarihli fen bilirkişi raporunda (B) harfi ile gösterilen kısımdaki davalı...tarafından yapılan bir adet betonarme ev ve buna bitişik indirme şekildeki yapının kâline karar verilmiştir.

V. TEMYİZ

A. Temyiz Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı birleştirilen davada davalı...vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri

  1. Davaya konu taşınmaz ile ilgili baba oğul arasındaki satışın, vekil edene yapılan harici satıştan bir ay önce yapılmış olması ve daha önce dinlenen tanık ifadeleri de göz önüne alındığında muvazaalı olduğunu, 2014/174 Esas sayılı dosyada da davalı ... tarafından verilen 05.11.2014 tarihli cevap dilekçesi içeriğinden davalı ...'ın satış sözleşmesinden de vekil edenin bahse konu parselde inşaat başlattığından da haberdar olduğunun anlaşıldığını,

  2. Müvekkilinin, tüm dosya kapsamı ile sabit olduğu üzere, dava konusu parselin 377 m2'lik bölümüne bina inşa etmekte kötü niyetli olmadığını, bu nedenle müvekkilinin iyi niyetli olması yanında diğer şartlar da oluştuğundan öncelikle, davaya konu parselin 377 m2'lik kısmının tapu kaydının iptali ile vekil eden adına tesciline karar verilmesi gerektiğini, aksi halde ise; dava tarihindeki rayiç değeri üzerinden tazminata hükmolunması gerektiğini, ileri sürmüştür.

C. Gerekçe

  1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme

Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık, harici satın almadan kaynaklanan tapu iptali ve tescil, birleştirilen dava tapulu taşınmazda el atmanın önlenmesi ve kâl istemine ilişkindir.

  1. İlgili Hukuk

  2. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428 inci maddesi, 438 inci maddesinin yedi, sekiz ve dokuzuncu fıkraları ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrası.

  3. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 706; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (6098 sayılı Kanun) 237 nci, 2644 sayılı Tapu Kanunu’nun 26 ve 1512 sayılı Noterlik Kanunu’nun 89 uncu maddesi.

  4. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 683 üncü maddesi.

  5. Değerlendirme

  6. Mahkemelerin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Kanun'un 428 inci maddesi ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

  7. Temyizen incelenen Mahkeme kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

VI. KARAR

Açıklanan sebeplerle;

Davacı birleştirilen dosya davalı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,

Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,

Kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,

Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,21.09.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla

Anahtar Kelimeler

bozmadansürecikararcevaptemyizyargılamavı.onanmasınasonrakibozma

Kaynak: karar_yargitay

Taranan Tarih: 25.01.2026 16:31:19

Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim