Karar Detayı
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
7. Hukuk Dairesi
Yargıtay Kararı
2022/538
2023/3142
6 Haziran 2023
MAHKEMESİ: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesi
SAYISI: 2020/1262 E., 2021/1661 K.
KARAR: Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ: Çeşme Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI: 2016/447 E., 2019/373 K.
Taraflar arasındaki vefa hakkı şerhinin terkini; birleştirilen dosyada inançlı işleme dayalı tapu iptali ve tescil, ikinci kademede tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İlk Derece Mahkemesince asıl davanın reddine, birleştirilen davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davacı birleştirilen davada davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı birleştirilen davada davalı vekili tarafından duruşma istemli olarak, temlik alan ... vekili tarafından duruşmasız temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 06.06.2023 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.
Belirlenen günde duruşmalı temyiz eden davacı birleştirilen davada davalı vekili Av. .... ile karşı taraftan davalı birleştirilen davada davacı (temlik eden) vekili Av. ...... ve duruşmasız temyiz eden temlik alan vekilleri Av. ... ile Av. ...... geldiler. Açık duruşmaya başlandı. Gelenlerin sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosya ve içeriğindeki tüm belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
-
Davacı ... vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin İzmir ili, Çeşme ilçesi, 16 Eylül Mahallesi'nde kain 7912 ada 1 parsel sayılı taşınmazın 3/31 hissesini 25.11.2015 tarihinde davalıdan satın alma yolu ile iktisap ettiğini, müvekkilince iktisap edilen bu hisse üzerinde vefa hakkı tesisine ilişkin taraflar arasında (tarihsiz) bir vefa hakkı sözleşmesi düzenlendiğini, sözleşmenin 1 inci maddesinde "İzmir İli, Çeşme İlçesi, 16 Eylül Mahallesi 7912 ada 1 parselde bulunan 3/31 hisse paylı villa tipi konut niteliğindeki gayrimenkulün vefa hakkı tesisi yoluyla satışı iş bu sözleşmenin konusunu oluşturur", 3. maddesinde ise "taşınmaz geri alma hakkı yoluyla alıcıya devredilmiştir, vefa hakkının süresi tapuya tescil tarihinden itibaren sözleşmede belirtilen çeklerin ödenmesi ile biter, aşağıda vadeleri yazılı çekler yasal ibraz sürelerinde ödendiğinde 30 gün içerisinde alıcı satıcıya tapuyu devretmeyi kabul eder, söz konusu çekler 20.01.2016 tarihli ve 1012896 no.lu 625.000,00 TL bedelli, 30.03.2016 tarihli ve 1012897 no.lu 625.000,00 TL bedelli, 30.04.2016 tarihli ve 1012898 no.lu 625.000,00 TL bedelli olup taraflar çeklerin keşide edeni ve cirantalarının farklı olması, ödemenin yapılıp yapılmadığı ya da tahsilatın kimin tarafından yapılıp yapılmadığının tespiti açısından bir hükmünün olmadığını bilmekte ve kabul etmektedir." hükümlerine yer verildiğini;
-
Davalının yukarıda belirtilen çeklerden hiçbirinin bedelini ödemediğini, buna karşılık davalı tarafından, müvekkiline yönelik keşide edilen Kadıköy 30. Noterliği'nin 30.05.2016 tarihli ihtarnamesiyle "müvekkiline olan vefa hakkı borç bedelinin ihtarnamenin tebliği tarihinden itibaren 90 gün içerisinde ödeneceği ve bu suretle de gayrimenkulün geri alınacağının" ihtar edildiğini, bu ihtarnameye cevaben gönderdikleri ihtarname ile "vefa hakkına konu çek bedellerinin kendilerine ihtarnamenin tebliğinden itibaren 7 gün içerisinde ödenmesini" istediklerini, bu ihtarnamenin davalı vekiline 09.06.2016 tarihinde tebliğ edilmesine rağmen davalı tarafça vefa hakkına konu çek bedellerinin ödenmediğini, davalıya tanınan vefa hakkı süresinin de dolmuş olup, karşılıklı imzalanan vefa hakkı sözleşmesine göre davalının artık vefa hakkını kullanma imkanının kalmadığını ileri sürerek, müvekkiline ait dava konusu 3/31 hisse üzerinde davalı lehine tesis edilmiş olan vefa hakkı şerhinin kaldırılmasını talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP
Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; müvekkili ile davacı arasında imzalanan vefa hakkı sözleşmesi uyarınca, dava konusu taşınmazda müvekkiline ait 3/31 hissenin 25.11.2015 tarihinde vefa hakkı tesis edilmek suretiyle davacıya devredildiğini, sözleşmenin 3 üncü maddesine göre vefa hakkının tapuya tescil edileceğinin kararlaştırılmış olmasına rağmen davacıya bu yönde yapılan tüm çağrıların yanıtsız kaldığını, sözleşmenin kendisine yüklediği ilk edimi yerine getirmeyen davacının kötü niyetli olduğunu, başka bir ticari işlemde kullanılmış olan çeklerin davacı tarafından bu sözleşmeye mükerrer olarak eklendiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
III. BİRLEŞTİRİLEN DAVA
Davacı ... vekili, mahkemenin birleştirilen 2016/605 Esas sayılı dosyasındaki dava dilekçesinde özetle; taraflar arasında imzalanan vefa hakkı sözleşmesi uyarınca davalının edimini yerine getirmediğini, sözleşmenin tapuya tescil edilmediği gibi dava konusu taşınmaz payının da müvekkiline iade edilmediğini ileri sürerek vefa hakkı sözleşmesinin iptalini ve dava konusu taşınmazda davalı adına kayıtlı 3/31 hissenin iptali ile müvekkili adına tescilini; olmadığı taktirde geri alım hakkının uygulanması kapsamında, taşınmaz için ödenen 505.000,00 TL'nin davalıya geri ödenerek tapu kaydının müvekkili adına tescilini talep ve dava etmiştir.
IV. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
-
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; asıl davanın, 7912 ada 1 parsel sayılı taşınmazın 3/31 hissesi üzerinde davalı lehine tesis edilmiş olan vefa hakkı şerhinin kaldırılmasına ilişkin olduğu, ancak taşınmazın tapu kaydında herhangi bir vefa hakkı şerhine rastlanmadığı gerekçesiyle asıl davanın reddine;
-
Birleştirilen 2016/505 Esas, 2018/33 Karar sayılı dava yönünden ise taraflar arasında vefa hakkı sözleşmesi adı altında harici bir sözleşme düzenlendiğinin anlaşıldığı; sözleşmeye göre alıcının (davacı birleştirilen davada davalı) ..., satıcının ise (davalı birleştirilen davada davacı) ... olduğu; sözleşme içeriğinde 7912 ada 1 parselde bulunan 3/31 arsa paylı taşınmazın, vefa hakkı tesisi yoluyla 505.000,00 TL bedel karşılığında alıcıya devredildiği, satış bedelinin tamamının peşin olarak satıcıya ödendiği, 3/31 payın 25.11.2015 tarihinde davalı ... adına tescil edildiği ve vefa hakkı süresinin tapuya tescil tarihinden itibaren sözleşmede belirtilen çeklerin ödenmesi ile biteceği belirtilerek, 1012896 No.lu 625.000,00 TL tutarlı, 1012897 No.lu 625.000,00 TL tutarlı ve 1012898 No.lu 625.000,00 TL tutarlı çeklerin ödenmesi ile 30 gün içerisinde tapunun alıcı tarafından satıcıya devredileceğinin kararlaştırıldığı, ancak söz konusu sözleşmenin resmi şekilde yapılmadığı;
-
Bu halde, anılan sözleşmenin inanç sözleşmesi olarak kabul edilmesi gerektiği, inançlı işlem iddialarının 05.02.1947 tarihli 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca şekle bağlı olmayan yazılı delil ile kanıtlanabileceğini, taraflar arasındaki sözleşmenin inançlı işlem belgesi niteliğinde olduğu ve bu belgede satış bedeli olarak belirtilen 505.000,00 TL'nin davalı birleştirilen davada davacı tarafından mahkeme veznesine depo edildiği gerekçe gösterilerek, birleştirilen davanın kabulüne ve 7912 ada 1 parsel sayılı taşınmazda davalı ... adına kayıtlı 3/31 hissenin iptali ile davacı ... adına tesciline; davacı tarafından iş bu dosya üzerinden vadeli olarak yatırılan 505.000,00 TL'nin kararın kesinleşmesi halinde faiziyle birlikte davalı ...’a ödenmesine karar verilmiştir.
V. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı birleştirilen davada davalı istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
-
Davacı birleştirilen davada davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; asıl davanın vefa hakkı bulunmadığından reddine, birleştirilen davanın ise vefa hakkının mevcut olması nedeniyle kabulüne karar verilmiş olmasının çelişkili olduğunu, taraflar arasında vefa hakkı sözleşmesi yapılmış olup tarafları bağlayıcı nitelikte olduğunu, davalı tarafın sözleşme hükümlerini yerine getirmediğini, vefa hakkı sözleşmesine konu ve davalı tarafından ödenmesi gereken çek bedelleri toplamının 1.875.000,00 TL olduğunu, ancak davalının bu çeklerin hiçbirini ödemediğini,
-
Birleştirilen davada, taleple bağlılık ilkesine aykırı şekilde taraflar arasındaki sözleşmenin inançlı işlem niteliğinde olduğunun kabul edilerek davanın kabulüne karar verilmesinin hatalı olduğunu, söz konusu sözleşmede birleştirilen dosyanın davacısının 505.000,00 TL bedel mukabilinde taşınmazı geri alabileceği yönünde bir düzenleme bulunmadığını, sözleşmenin 3 üncü maddesine göre ödenmesi gereken miktarın 1.875.000,00 TL olduğunu, tapudaki satış bedelinin vefa bedeli olarak kabul edilmesinin yerinde olmadığını,
-
Kabul anlamına gelmemek kaydıyla, satın alma bedelinin vefa bedeli olarak kabul edilse dahi ödenmesi gereken vefa bedelinin tespitinde, tapuda yazılı bulunan satış bedelinin değil, bu satış bedelinin dava tarihi itibariyle paranın satın alma gücüne göre hesaplanacak değerinin esas alınması gerektiğini ileri sürmüştür.
C. Ara Karar
-
Bölge Adliye Mahkemesinin 26.06.2020 tarihli ve 2020/1262 Esas, 2021/1661 Karar sayılı ara kararıyla; dava dışı ... tarafından gönderilen 29.05.2020 havale tarihli ve temlikname ekli dilekçe ile davalı birleştirilen davada davacı ...'dan görülmekte olan davadaki hak ve alacakların temlik alındığı iddia edilerek, dosyaya Muğdat yerine taraf olarak kaydedilmesi talebinde bulunulduğu;
-
Dairece ... ve vekiline tebligat çıkartılmak suretiyle temliknamedeki imzanın kendisine ait olup olmadığının sorulduğu, ... vekili tarafından gönderilen 26.06.2020 havale tarihli beyan dilekçesi ile imzanın müvekkiline ait olmadığının bildirildiği gerekçe gösterilerek, dava dışı ...'in şimdilik taraf olarak değil, hak iddia eden üçüncü kişi olarak (UYAP'ta hak iddia eden üçüncü kişi sıfatı bulunmadığından, talep eden olarak) kaydının yapılmasına ve imza incelemesine ilişkin hususun dosya inceleme sırası geldiğinde değerlendirilmeye alınmasına, imza incelemesinden sonra talebin yeniden değerlendirilmesine karar verilmiştir.
D. Gerekçe ve Sonuç
-
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; dosyaya getirtilen tapu kaydı ile tapu kütüğünün incelenmesinde; davacı ... ile davalı ... arasında adi yazılı şekilde düzenlenen vefa hakkı sözleşmesi uyarınca davalının taşınmazdaki 3/31 hissesinin 25.11.2015 tarihinde davacıya devredildiği, ancak taraflar arasında akdedilmiş olan vefa hakkı sözleşmesinin tapuya şerh edilmediği ve tapuda bu yönde herhangi bir kayıt bulunmadığının anlaşıldığı, tapu kaydında mevcut olmayan vefa hakkının terkini talep edilemeyeceğinden asıl dava yönünden yerel mahkemece verilen kararın yerinde olduğu;
-
Birleştirilen dava yönünden; taraflar arasında akdedilen vefa hakkı başlıklı sözleşmenin, davacıya ait taşınmazın 505.000,00 TL borç karşılığında davalıya devredilmesi ve bu taşınmaz üzerinde davacı lehine vefa (geri alım) hakkı tanınması ve buna ilişkin koşullara dair hükümler içermekte olup davacı ile davalı arasında düzenlenen sözleşmenin İçtihadı Birleştirme Kararında öngörülen inançlı işlem belgesi niteliğinde olduğu;
-
Sözleşme hükümleri ve tapudaki resmi senet içeriğine göre; davacının, davalıdan 505.000,00 TL borç para aldığı, taraflar arasında imzalanan sözleşmede borç olarak verilen bu miktarın resmi satış akdinde gösterilen satış bedeli ile birbirini teyit ettiği, davacı tarafından sözleşmenin 3 üncü maddesinde belirtilen şekilde ve miktarlarda ödeme yapılacağı kararlaştırılmış ise de davacının, sözleşmede belirtilen ve resmi satış akdinde satış bedeli olarak gösterilen borç miktarı ile sorumlu olduğu; sözleşmede, davacının borcunu ödedikten sonra tapuda satış yapılarak devredilen taşınmazın mülkiyetini geri alacağına ilişkin hüküm bulunduğu, her ne kadar davacı tarafından borç ödenmemiş ise de, 6098 sayılı TBK'nın 97 nci maddesi uyarınca taraflar arasında imzalanan sözleşmede belirtilen ve davacının borç olarak aldığı 505.000,00 TL'nin mahkemece depo ettirilerek dava konusu taşınmazda davalı adına kayıtlı 3/31 hissenin iptali ile davacı adına tesciline ve mahkeme veznesine depo edilen bedelin davalıya ödenmesine dair verilen kararın yerinde olduğu gerekçe gösterilerek, davacı birleştirilen davada davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı birleştirilen davada davalı vekili ve temlik alan vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
-
Davacı birleştirilen davada davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf itirazlarını tekrar ederek, Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasını ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir.
-
Temlik alan ... vekili temyiz dilekçesinde özetle; müvekkili ile davalı birleştirilen davada davacı ...’ın dava konusu payın müvekkiline satılması hususunda anlaştıklarını, bunun üzerine mahkemece belirlenen depo bedelinin müvekkili tarafından 29.05.2019 tarihinde bankaya yatırıldığını, daha sonra taraflar arasında düzenlenen 05.10.2019 tarihli temlikname ile Muğdat’ın iş bu davadaki hak ve alacaklarını müvekkiline temlik ettiğini, Bölge Adliye Mahkemesince 26.06.2020 tarihli ara karar ile bu hususun dosyanın incelenmesi sırasında ele alınacağı belirtilmesine rağmen herhangi bir değerlendirme yapılmadığını, ... vekilinin imza itirazının da yerinde olmadığını ileri sürerek müvekkilinin taraf olarak dosyaya eklenmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe
- Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, taraflar arasında düzenlenen inanç sözleşmesi gereğince sözleşme bedelinin ödenip ödenmediği ve davalı birleştirilen davada davacı ... ile ... arasında düzenlenen temlikname başlıklı belgenin değerlendirilmeye alınması gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
-
İlgili Hukuk
-
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Dava Konusunun Devri” başlıklı 125 inci maddesinin ikinci fıkrasına göre “Davanın açılmasından sonra, dava konusu davacı tarafından devredilecek olursa, devralmış olan kişi, görülmekte olan davada davacı yerine geçer ve dava kaldığı yerden devam eder.”
-
6100 sayılı Kanun’un “Ön Sorunun İleri Sürülmesi” başlıklı 163 üncü maddesinde ise “Yargılama sırasında, davaya ilişkin bir ön sorun ortaya çıkarsa, ilgili taraf, bunu dilekçe vermek suretiyle yahut duruşma sırasında sözlü olarak ileri sürebilir.” hükmü düzenlenmiş; “Ön Sorunun İncelenmesi” başlıklı 164 üncü maddesinde de “(1) Hâkim, taraflardan birinin ileri sürdüğü ön sorunu incelemeye değer bulursa, belirleyeceği süre içinde, varsa delilleriyle birlikte cevabını bildirmesi için diğer tarafa tefhim veya tebliğ eder. (2) Ön sorun hakkında iki taraf arasında uyuşmazlık varsa, hâkim gerekirse tarafları davet edip dinledikten sonra kararını verir. (3) Hâkim, ön sorun hakkındaki kararını taraflara tefhim veya tebliğ eder.” hükmüne yer verilmiştir.
-
Değerlendirme
-
Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre, davacı birleştirilen davada davalı vekilinin, asıl davada verilen karara yönelik temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
-
Bilindiği üzere Türk Hukukunda inançlı işlemleri doğrudan düzenleyen bir kanun hükmü bulunmamaktadır. Ancak uygulama ve öğretide, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 26 ncı (mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 19 uncu) maddesinde yer alan “sözleşme özgürlüğü” ilkesi kapsamında inançlı sözleşmelerin düzenlenebileceği ve geçerliliği kabul edilmektedir. İnançlı işlemlerde inanan ve inanılan taraf, inanç sözleşmesinin konusunun mülkiyetinin önce inanılana geçmesi; ardından inanana geri dönmesi hususunda anlaşırlar. Hukuk Genel Kurulunun 17.05.2000 tarihli ve 2000/2 888 Esas, 2000/885 Karar sayılı kararında belirtildiği gibi inançlı işlemler, bir kimsenin menfaatinin başkası tarafından korunması veya teminat sağlamak amacıyla ona bazı hakları ciddi olarak devrettiği, ancak hakları iktisap edenin bunlardan doğan bazı yetkileri hiç kullanmaması, bazılarını da ancak önceden hak ve hâlen menfaat sahibi olanın gösterdiği biçimde kullanmak zorunda olması hususunda tarafların anlaştığı işlemlerdir. Görüleceği üzere inançlı işlem, güven esasına dayanan bir hukuki işlemdir. Taraflar birbirlerine duydukları güven sonucu bir malın mülkiyetini sözleşmenin karşı tarafına geçirir ve daha sonrasında bu malın kendisine geri döneceğine güvenir. Hatta inanan, malın kendisine döneceğine güvenen kişi olarak tanımlanır.
-
İnanç sözleşmeleri, tarafların karşılıklı iradelerine uygun bulunduğu için, onlara karşılıklı borç yükleyen ve alacak hakkı veren geçerli sözleşmelerdir (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 97 nci maddesi). Anılan sözleşmelerde, taraflar, sözleşmenin kendilerine yüklediği hak ve borçları belirlerken, inançlı işlemin sona erme sebeplerini; devredilen hakkın inanılan tarafından inanana iade şartlarını, bu arada tabii ki süresini de belirleyebilirler. Bunun dışında, sözleşmeye aykırı davranışın yaptırımına da sözleşmelerinde yer verebilirler. Buna dair sözleşme hükümleri de 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 26 ve 27 nci (818 sayılı Borçlar Kanunu 19 ve 20 nci) maddelerine aykırılık teşkil etmediği sürece geçerli sayılır.
-
Tapulu bir taşınmazın inançlı işlemle temlikinde, inançlı işlemin yazılı biçimde yapılması gerekli ve yeterli olup, yazılı şeklin bir ispat koşulu olduğu 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının gereğidir. Ancak inançlı işlemin yazılı delilini oluşturan inanç sözleşmesinin varlığını, inançlı işlem nedeniyle iade, tazminat veya sözleşmenin feshini isteyen tarafın 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 6 ncı ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 190/1 inci maddesindeki genel hükümler uyarınca ispat etmesi gerekmektedir.
-
Yukarıda açıklanan ilkeler ışığında somut olaya gelince; taraflar arasında adi yazılı olarak düzenlenen bila tarihli “vefa hakkı sözleşmesi” başlıklı sözleşmenin içeriği incelendiğinde, davacıya ait taşınmazın 505.000,00 TL borç karşılığında tapuda davalıya devredildiği, buna karşılık taşınmaz üzerinde davacı lehine vefa (geri alım) hakkı tanınmasının öngörüldüğü anlaşıldığından, mahkemenin taraflar arasında inanç sözleşmesi bulunduğuna yönelik tespitinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
-
Birleştirilen 2016/505 Esas, 2018/33 Karar sayılı davada da davacı ...; davalının, aralarında düzenledikleri bu sözleşme gereği edimini yerine getirmediğini, sözleşmenin tapuya tescil edilmediği gibi dava konusu taşınmaz payının da kendisine iade edilmediğini ileri sürerek, sözleşmenin iptalini ve taşınmazda davalı adına kayıtlanan 3/31 hissenin iptali ile adına tescilini; olmadığı taktirde, geri alım hakkının uygulanması kapsamında, taşınmaz için ödenen 505.000,00 TL'nin davalıya geri ödenmek suretiyle tapu kaydının adına tescilini talep etmiştir.
-
Dosyaya sunulan 05.10.2019 tarihli “temlikname” başlıklı adi yazılı belgenin incelenmesinde ise; davalı birleştirilen davada davacı ...’ın, davadaki tüm hak ve alacaklarını ...’e devrettiği anlaşılmış; ... ise temliknamede yer alan imzanın kendisine ait olmadığını belirterek sözleşmeyi reddetmiştir.
-
Bu durumda mahkemece, davalı birleştirilen davada davacı ...’ın imza inkarına yönelik beyanının, 6100 sayılı Kanun'un 163 ve 164 üncü maddeleri gereği ön sorun olarak kabul edilmek suretiyle, söz konusu temliknamede Muğdat’a atfedilen imzanın aidiyeti hususunda bilirkişi incelemesi yaptırılarak rapor aldırılması ve bu raporun sonucuna göre 6100 sayılı Kanun'un 125 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca davacı sıfatının belirlenmesi gerekir.
-
Davacı sıfatının tespitinden sonra, taraflar arasında düzenlenen “vefa hakkı sözleşmesi” başlıklı tarihsiz sözleşme uyarınca dava konusu taşınmaz payının satıcıya iadesi, sözleşmede belirtilen ..... No.lu 625.000,00 TL meblağlı, 1012897 No.lu 625.000,00 TL meblağlı ve ...... No.lu 625.000,00 TL meblağlı üç adet çek bedelinin ödenmesi koşuluna bağlandığından, ispat yükünün satıcı borçlu üzerinde olduğu da gözetilerek, çek bedellerinin ödenip ödenmediğinin tespit edilerek, birleştirilen davada tapu iptali ve tescil istemi yönünden oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, bu hususlar göz ardı edilerek eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş; açıklanan nedenlerle birleştirilen dava yönünden hükmün bozulması gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
-
Davacı birleştirilen davada davalı vekilinin, asıl davada verilen İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararına yönelik temyiz itirazlarının REDDİNE,
-
Davacı birleştirilen davada davalı vekilinin, birleştirilen davada verilen İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararına yönelik temyiz itirazları ile temlik alan vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
-
Birleştirilen dava yönünden verilen İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,
Yargıtay duruşma vekalet ücreti 8.400,00 TL’nin davalı birleştirilen davada davacıdan alınarak davacı birleştirilen davada davalıya ödenmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine; kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
06.06.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_yargitay
Taranan Tarih: 25.01.2026 16:54:28