Karar Detayı

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

7. Hukuk Dairesi

Daire / Kategori

Yargıtay Kararı

Esas No

2022/1040

Karar No

2023/2488

Karar Tarihi

10 Mayıs 2023

MAHKEMESİ: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi

SAYISI: 2021/1328 E., 2021/1984 K.

İLK DERECE MAHKEMESİ: Akyazı Asliye Hukuk Mahkemesi

SAYISI: 2018/320 E., 2019/29 K.

Taraflar arasındaki tapu kaydına şerh verilmesi, el atmanın önlenmesi ve ecrimisil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl davanın kabulüne birleştirilen davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Kararın davacı birleştirilen davalı ... vekili ve davalılar birleştirilen davada davacılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf taleplerinin esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı birleştirilen davalı ... vekili ve davalılar birleştirilen davada davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

  1. Asıl davada davacı vekili; evveli Hazine'ye ait olan davaya konu 109 ada 1 parselin 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu hükümleri çerçevesinde 27.05.2013 tarihinde davalılarca satın alındığını, satış şartnamesinde ihaleyi alan kişi olarak davalılardan ... görünse de ihale sürecindeki işlemler sırasında arsanın mülkiyetinin her iki davalı üzerine geçirildiğini, taşınmaz üzerinde bulunan ve mülkiyeti Akyazı Belediye Başkanlığına ait olan 2 katlı kargir bina için 27.05.2013 tarihli Satış Şartnamesinin "Özel Şartlar'' kısmında 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu'nun 45 inci maddesi gereği şerh düşüldüğünü; ancak bu hususun tapu kayıtlarında beyanlar hanesine işlenmediğini, bu nedenle 109 ada 1 parselde kayıtlı taşınmaz üzerinde kurulu 2 katlı kargir binanın mülkiyetinin tapu kayıtlarından da anlaşılabilmesi için tapu kaydının beyanlar hanesine bu yönde şerh düşülmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

  2. Asıl davada davalılar birleştirilen davada davacılar ...vekili birleştirilen dava dilekçesinde; 109 ada 1 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydında davacıların mülkiyet hakkını hukuka aykırı olarak sınırlayacak hiçbir şerh ve beyan bulunmadığını, ihale tarihinden bugüne kadar Belediyenin kendisine ait olduğunu iddia ettiği binayı diğer davalılara kiraya vermek, kiralarını bizzat almak suretiyle işgal ettiğini, Belediyenin ecrimisil ödemekten kaçınmak adına tapu kaydına şerh konulması talepli asıl davayı açtığını belirterek davalılar tarafından yapılan el atmanın önlenmesini, 2013, 2014 ve 2015 yılları için 26.500,00 TL ecrimisilin davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsilini talep ve dava etmiştir.

II. CEVAP

  1. Davalılar vekili asıl davaya verdiği cevabında; hak düşürücü sürelerin geçtiğini, davacının dava açma ehliyetinin bulunmadığını, davacı ile birlikte Sakarya Büyükşehir Belediyesinin birlikte açması gerektiğini, davalılardan ...'un ihale ve şartname ile bağı bulunmadığından şartnamenin bu davalı yönünden bağlayıcılığı olmadığını, husumetten davanın reddi gerektiğini, davalıların ihale sonucunda satın almış oldukları taşınmazın tapuya tescil işlemi yapıldığında ve sonraki aşamalarda davalıların mülkiyet hakkını hukuka aykırı olarak sınırlayacak şerh ve beyanın bulunmadığını, mülkiyet davalılarda olmasına rağmen davacı Belediyenin binayı kiraya vermek ve kiraları bizzat almak suretiyle taşınmazı işgal ettiğini, davacı Belediyenin ecrimisil ödemekten kaçınmak amacıyla bu davayı açtığını, davanın reddini savunmuştur.

  2. Davacı birleştirilen davada davalı ... Belediyesi birleştirilen davaya verdiği cevap dilekçesinde; satış ihale dosyasında arsa ve üzerindeki tüm muhdesatın bedelinin ayrı ayrı düzenlendiğini, satışa konu edilmeyen köy konağının bedeli ödenmediğinden davacıların üzerinde hak iddia edemeyeceklerini dile getirmiştir.

  3. Birleştirilen davada davalılar Adnan, Naim, ...; birleştirilen davanın reddini savunmuştur.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla "...asıl davada yapılan keşif ve dinlenen tanık beyanları doğrultusunda ihale şartnamesinde binaya ilişkin herhangi bir kayıt bulunmadığı, binanın mülkiyetinin belediyeye ait olduğunun sabit olduğu; birleştirilen davada, taşınmazın tapu kaydında mülkiyeti sınırlayacak herhangi bir tahdidin ve şerhin bulunmadığı, taşınmazın bu şekli ile alındığı, taşınmaz üzerindeki binanın belediye tarafından kiraya verilerek bedellerinin tahsil edildiği, davacı tarafın bu taşınmaz satıldığı tarihte binanın varlığından haberdar olduğu, hukuk düzeninin kötüniyetli kişileri korumayacağı ancak davacının dava konusu binanın kiralanması ve binaya merdiven ve sundurma yapılmak suretiyle tecavüz ettiğinin de açık olması nedeniyle tecavüz edilen kısımlar yönünden davalı ... hariç tutulmak suretiyle tecavüzün men'ine ve işgal edilen kısımlar yönünden ecrimisil ödenmesi gerektiğine karar verilerek 109 ada 1 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydına taşınmaz üzerinde bulunan iki katlı kargir binanın davacı ... Belediyesi'ne ait olduğu hususunun şerh düşülmesine; birleştirilen davanın kısmen kabulü ile 8.004,97 TL ecrimisil bedelinin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılar ..., ... AV, ... ve ...'den müştereken ve müteselsilen alınarak davacılara verilmesine, dava konusu taşınmaz üzerinde bulunan bina haricinde kalan kısımlar yönünden müdahalenin men'ine" karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

A. İstinaf Yoluna Başvuranlar

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı davalılar birleştirilen davada davacılar vekili, davacı birleştirilen davada davalı ... vekili istinaf kanun yoluna başvurmuşlardır.

B. İstinaf Sebepleri

  1. Davalılar birleştirilen davada davacılar vekili; bina ile ilgili tapuya şerh düşülmemesine davalıların sebep olmadığını, davanın reddi gerekirken kabulüne karar verilmesinin hatalı olduğunu, yargılama gideri ve vekâlet ücretinden davalıların sorumlu olamayacağını, maktu harç alınması ve maktu vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiğini, birleştirilen dava yönünden ecrimisil hesabında hükme esas alınan raporun hatalı olduğunu, arsa üzerinde kâr amacı güden işletmeler olduğunu, hükmün bozulmasını istediklerini dile getirmiştir.

  2. Davacı birleştirilen davada davalı ... vekili, davacılar araziyi satın aldıklarında binanın şu anki hâli ile kullanıldığını, bina üzerinde haksız olarak yapıldığı iddia edilen yapıların davalıların babası Selahattin Toy'un muhtar olduğu dönemde yapıldığından davalıların haberdar olduğunu, müdahalenin men'i talebinin kabulünün doğru olmadığını dile getirmiştir.

C. Gerekçe ve Sonuç

Bölge Adliye Mahkemesi yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında taraf vekillerinin istinaf taleplerinin esastan reddine karar vermiştir.

V. TEMYİZ

A. Temyiz Yoluna Başvuranlar

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar birleştirilen davada davacılar vekili, davacı birleştirilen davada davalı ... vekili temyiz isteminde bulunmuşlardır.

B. Temyiz Sebepleri

  1. Davalılar birleştirilen davada davacılar vekili; bina ile ilgili tapuya şerh düşülmemesine davalıların sebep olmadığını, davanın reddi gerekirken kabulüne karar verilmesinin hatalı olduğunu, yargılama gideri ve vekâlet ücretinden davalıların sorumlu olamayacağını, maktu harç ve maktu vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiğini, birleştirilen dava yönünden ecrimisil hesabında hükme esas alınan raporun hatalı olduğunu, arsa üzerinde kâr amacı güden işletmeler olduğunu, hükmün bozulmasını istediklerini dile getirmiştir.

  2. Davacı birleştirilen davada davalı ... vekili; davacılar araziyi satın aldıklarında binanın şu anki hâli ile kullanıldığını, bina üzerinde haksız olarak yapıldığı iddia edilen yapıların davalıların babası Selahattin Toy'un muhtar olduğu dönemde yapıldığını, bu nedenle davalıların bu durumdan haberdar olduğunu dile getirmiştir.

C. Gerekçe

  1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme

Dava, tapu kaydına şerh verilmesi; birleştirilen dava el atmanın önlenmesi ve ecrimisil istemine ilişkindir.

  1. İlgili Hukuk

  2. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 683 üncü ve 1009 uncu maddeleri.

  3. Gerek öğretide ve gerekse yargısal uygulamalarda ifade edildiği üzere ecrimisil, diğer bir deyişle haksız işgal tazminatı, hak sahibinin hak sahibi olmayan zilyetten isteyebileceği bir tazminat olup, 08.03.1950 tarih ve 22/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında; fuzuli işgalin tarafların karşılıklı birbirine uygun iradeleri ile kurduğu kira sözleşmesine benzetilemeyeceği, niteliği itibarı ile haksız bir eylem sayılması gerektiği, haksız işgal nedeniyle oluşan zararın tazmin edilmesi gerekeceği vurgulanmıştır. Ecrimisil, haksız işgal nedeniyle tazminat olarak nitelendirilen özel bir zarar giderim biçimi olması nedeniyle, en azı kira geliri karşılığı zarardır. Bu nedenle, haksız işgalden doğan normal kullanma sonucu eskime şeklinde oluşan ve kullanmadan kaynaklanan olumlu zarar ile malik ya da zilyedin yoksun kaldığı fayda (olumsuz zarar) ecrimisilin kapsamını belirler. Haksız işgal, haksız eylem niteliğindedir (YHGK'nin 25.02.2004 tarihli ve 2004/1 120 96 sayılı kararı).

  4. Değerlendirme

  5. Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

  6. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup taraf vekillerince temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

VI. KARAR

Açıklanan sebeple;

Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edenlere yükletilmesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

10.05.2023 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.

K A R Ş I O Y

  1. Asıl dava, tapu kaydının beyanlar hanesine muhdesat şerhi verilmesi, birleştirilen dava ise, çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi ve ecrimisil isteklerine ilişkindir.

  2. Davacı ... asıl davada, 109 ada 1 parsel sayılı taşınmaz üzerindeki binanın Belediyeye ait olduğunu beyanla, tapu kaydına muhdesat şerhi düşülmesi isteğinde bulunmuş; birleştirilen davaya karşı da davanın reddini savunmuştur.

  3. Asıl dava davalıları birleştirilen dava davacıları; asıl davanın reddi gerektiğini belirtip, birleştirilen davada, kayden maliki oldukları 109 ada 1 parsel sayılı taşınmaza, davalı Belediyenin diğer davalılara kiraya vermek suretiyle müdahale ettiğini, ayrıca davalıların binalara sundurma, bahçe çiti, vb. eklentiler de yaptıklarını ileri sürerek, elatmanın önlenmesi ve ecrimisil isteğinde bulunmuşlardır.

  4. Dosya içeriği ve toplanan delillerden; dava konusu taşınmazın niteliği mer’a iken, vasfı değiştirilerek 109 ada 1 sayılı parsel olarak 2047.56 m2 ve arsa vasfıyla 14.06.2006 tarihinde Hazine adına idari yoldan tescil edildiği, 13.06.2013 tarihinde de satış suretiyle asıl dava davalıları ve birleşen dava davacıları olan ... ve ... adlarına paylı mülkiyet üzere (1/2’er paylı olarak ) kaydedildiği; 13.06.2013 tarihli satış akit tablosuna göre, Hazine temsilcisi tarafından, 109 ada 1 parsel sayılı taşınmazın, satış bedelinin bir kısmı peşin alınarak kalan kısmı için de kanuni ipotek tesis edilerek 4706 sayılı yasa gereğince adı geçen davalılara satıldığı; bu resmi satış akdinin düzenlenmesinden önce çekişmeli taşınmazın 2886 sayılı Yasanın 45. maddesi uyarınca ihalesi yönünde işlemler yapıldığı ve satış şartnamesi düzenlendiği, bu şartnamenin özel şartlar bölümünün 10. maddesi “taşınmaz üzerinde bulunan, köy konağı olarak kullanılan 2 katlı bina Akyazı Belediyesine,...ait olup, taşınmazın satış ihalesi sonucu üzerine ihale kalan kişi bina ve pompalardan herhangi bir hak iddia edemez...” şeklinde olup, davalılardan ...’un 27.05.2013 tarihinde bu şartnameyi imzaladığı; dava konusu taşınmazın ...’a geçici ihalesinin yapılması yönünde 27.05.2013 tarih ve 630 sayılı İhale Komisyonu Kararının alındığı ve bu kararın ita amiri tarafından 29.05.2013 tarihinde uygun görüldüğü, davalılar... tarafından çekişmeli taşınmazla ilgili ortak girişim beyannamesi sunulması üzerine Mal Müdürlüğü tarafından Tapu Müdürlüğü’ne dava konusu taşınmazın 1/2’er oranda... adlarına tescili yönünde yazı yazıldığı anlaşılmaktadır. Öte yandan; mahkemece yapılan keşiflerde dinlenen mahalli bilirkişilerin, “dava konusu binayı Kabakulak Köyü muhtarlığının yaptırdığını, sonrasında davalı Belediyeye devredildiğini, davalıların binayı değil arsayı satın aldıklarını, binadaki marketi davalı ...’in, kahvahaneyi davalı ...’in, berber dükkanını da davalı ...’in işlettiklerini, muhtarlık bölümünü muhtar olan davalı ...’ın kullandığını ve bu kişilerin kiralarını Belediyeye verdiklerini” beyan ettikleri, tanıkların da benzer beyanlarda bulundukları, fen bilirkişinin köy konağı, sundurma ve bahçe olarak kullanılan alanı krokisinde A harfi ile gösterdiğini bildirdiği, inşaat bilirkişinin taşınmazın değeri ve arsa vasfına göre hesapladığı ecrimisil miktarına ilişkin raporunu dosyaya sunduğu görülmektedir.

  5. Uyuşmazlığın çözümüne geçilmeden önce Mahkemece verilen kararda hükümle gerekçe arasında çelişki olup olmadığının belirlenmesi gerekmektedir.

  6. Bilindiği üzere, 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren HMK’nın 297. maddesi bir mahkeme hükmünün kapsamının ne şekilde olması gerektiğini açıklamıştır. Buna göre;

“(1) Hüküm "Türk Milleti Adına" verilir ve bu ibareden sonra aşağıdaki hususları kapsar:

a)Hükmü veren mahkeme ile hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin ad ve soyadları ile sicil numaraları, mahkeme çeşitli sıfatlarla görev yapıyorsa hükmün hangi sıfatla verildiğini.

b)Tarafların ve davaya katılanların kimlikleri ile Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası, varsa kanuni temsilci ve vekillerinin ad ve soyadları ile adreslerini

c)Tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukukî sebepleri

ç)Hüküm sonucu, yargılama giderleri ile taraflardan alınan avansın harcanmayan kısmının iadesi, varsa kanun yolları ve süresini

d)Hükmün verildiği tarih ve hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin imzalarını

e)Gerekçeli kararın yazıldığı tarihi

(2)Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.”

  1. Anılan düzenlemeye göre bir mahkeme kararında, tarafların iddia ve savunmalarının özetlerinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla, bunlardan çıkarılan sonuç ve hukukî sebeplerin birer birer, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir. Bu kısım, hükmün gerekçe bölümüdür.

  2. Gerekçe, hâkimin (mahkemenin) tespit etmiş olduğu maddi vakıalar ile hüküm fıkrası arasında bir köprü görevi görür. Gerekçe bölümünde hükmün dayandığı hukukî esaslar açıklanır. Hâkim, tarafların kendisine sundukları maddi vakıaların hukukî niteliğini (hukukî sebepleri) kendiliğinden araştırıp bularak hükmünü dayandırdığı hukuk kurallarını ve bunun nedenlerini gerekçede açıklar.

  3. Hâkim, gerekçe sayesinde verdiği hükmün doğru olup olmadığını, yani kendini denetler. Üst mahkeme de bir hükmün hukuka uygun olup olmadığını ancak gerekçe sayesinde denetleyebilir. Taraflar da ancak gerekçe sayesinde haklı olup olmadıklarını daha iyi anlayabilirler. Bir hüküm, ne kadar haklı olursa olsun, gerekçesiz ise tarafları tatmin etmez (Kuru, Baki/ Arslan, Ramazan/ Yılmaz, Ejder.: Medeni Usul Hukuku, Ankara 2011, s. 472).

  4. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) 141. maddesi gereğince mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olması gereklidir. Gerekçenin önemi anayasal olarak hükme bağlanmakla gösterilmiş olup, gerekçe ve hüküm birbirine sıkı sıkıya bağlıdır.

  5. Kanunun aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar; kararın gerekçesinin de sonucu ile tam bir uyum içinde o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir.

  6. Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtayın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için ortada, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş; hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur.

  7. Nitekim, Hukuk Genel Kurulunun 08.07.2020 tarihli ve 2017/4 1445 E., 2020/552 K.; 06.10.2020 tarihli ve 2017/3 1514 E., 2020/730 K.; 21.09.2021 tarihli ve 2017/3 3097 E., 2021/1050 K. sayılı kararlarında da bu hususlar benimsenmiştir.

  8. 07.06.1976 tarihli ve 1976/3 4 E., 1976/3 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde yer alan “Gerekçenin ilgili bilgi ve belgelerin isabetle takdir edildiğini gösterir biçimde geçerli ve yasal olması aranmalıdır. Gerekçenin bu niteliği yasa koyucunun amacına uygun olduğu gibi, kararı aydınlatmak, keyfiliği önlemek ve tarafları tatmin etmek niteliği de tartışma götürmez bir gerçektir” şeklindeki açıklama ile de aynı ilkeye vurgu yapılmıştır.

  9. Mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılması gerektiğini öngören Anayasa’nın 141. maddesinin 3. fıkrası ve ona koşut bir düzenleme içeren HMK’nın 297. maddesi işte bu amacı gerçekleştirmeye yöneliktir.

  10. Öte yandan, mahkeme kararlarının taraflar, bazen de ilgili olabilecekleri başka hukukî ihtilâflar yönünden etkili ve bağlayıcı kabul edilebilmeleri, başka bir dava yönünden kesin hüküm, kesin veya güçlü delil oluşturup oluşturamayacağı gibi hukuksal değerlendirmeler de bu kararların yukarıda açıklanan nitelikte bir gerekçeyi içermesiyle ve kısa karar ile gerekçeli karar arasında ve de gerekçe ile hüküm arasında tereddüde yol açacak çelişkiler taşımaması ile mümkündür.

  11. Özetle, bir davanın taraflarının o dava yönünden, mahkemece hangi nedenle haklı veya haksız bulunduklarını anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtayın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için, mahkeme kararının usulüne uygun şekilde oluşturulmuş kuşkuya yer vermeyecek bir açıklık taşıyan hüküm fıkrasını içermesi, kısa ve gerekçeli kararların birbiriyle tam uyumu ve buna bağlı olarak kararın ortaya konulan sonucuna uygun gerekçesinin bulunması zorunludur. Bunlardan birisinde ortaya çıkacak farklılık ya da aksama çelişki doğuracaktır ki, bunun açıkça usul ve yasaya aykırılık teşkil edeceği kuşkusuzdur.

  12. Anılan husus kamu düzeni ile ilgili olup gözetilmesi kanun ile hâkime yükletilmiş bir ödevdir. Aksine düşünce ve uygulama gerek yargı erki ile hâkimin gerek mahkeme kararlarının her türlü düşünceden uzak, saygın ve güvenilir olması ilkesi ile de bağdaşmaz.

  13. Somut olayda,ilk derece mahkemesince gerekçede “taşınmaza tecavüz edilen kısımlar yönünden davalı ... hariç tutulmak suretiyle tecavüzün men’ine” karar verildiği açıklanmasına rağmen hükümde Belediye ayrı tutulmaksızın “dava konusu taşınmaz üzerinde bulunan bina haricinde kalan kısımlar yönünden müdahalenin men’ine” karar verildiği görülmektedir.

  14. Yukarıda değinilen yasal düzenlemeler ile somut olay birlikte değerlendirildiğinde; gerekçe ile hüküm arasında çelişki olduğu gibi; kimin, hangi alana ve ne miktarda elatması olduğu belirtilmeksizin ve dava dışı kısımları da kapsar şekilde elatmanın önlenmesine karar verilmek suretiyle infaza elverişsiz ve infazda tereddüt uyandıracak biçimde hüküm kurulması doğru olmadığından hükmün bu nedenlerle bozulması gerekir.

  15. Kabule göre de; işin esasına ilişkin yasal mevzuata değinmekte yarar vardır.

  16. Bilindiği üzere; 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun (TMK.nun) 683. maddesinde “Bir şeye malik olan kimse hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir. / Malik, malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız elatmanın önlenmesini de dava edebilir.” 684. maddesinde “Bir şeye malik olan kimse, o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olur. / Bütünleyici parça, yerel âdetlere göre asıl şeyin temel unsuru olan ve o şey yok edilmedikçe, zarara uğratılmadıkça veya yapısı değiştirilmedikçe ondan ayrılmasına olanak bulunmayan parçadır.” 718. maddesinde “Arazi üzerindeki mülkiyet, kullanılmasında yarar olduğu ölçüde, üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını kapsar. / Bu mülkiyetin kapsamına, yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere yapılar, bitkiler ve kaynaklar da girer.” 722. maddesinde “Bir kimse kendi arazisindeki yapıda başkasının malzemesini ya da başkasının arazisindeki yapıda kendisinin veya bir başkasının malzemesini kullanırsa, bu malzeme arazinin bütünleyici parçası olur. / Ancak, sahibinin rızası olmaksızın kullanılmış olan malzemenin sökülmesi aşırı zarara yol açmayacaksa, malzeme sahibi, gideri yapıyı yaptırana ait olmak üzere bunların sökülüp kendisine verilmesini isteyebilir. / Aynı koşullar altında arazinin maliki de, rızası olmaksızın yapılan yapıda kullanılan malzemenin, gideri yapıyı yaptırana ait olmak üzere sökülüp kaldırılmasını isteyebilir.” 723. maddesinde “Malzeme sökülüp alınmazsa arazi maliki, malzeme sahibine uygun bir tazminat ödemekle yükümlüdür. / Yapıyı yaptıran arazi maliki iyiniyetli değilse hâkim, malzeme sahibinin uğradığı zararın tamamının tazmin edilmesine karar verebilir. / Yapıyı yaptıran malzeme sahibi iyiniyetli değilse, hâkimin hükmedeceği miktar bu malzemenin arazi maliki için taşıdığı en az değeri geçmeyebilir.” 724. maddede “Yapının değeri açıkça arazinin değerinden fazlaysa, iyiniyetli taraf uygun bir bedel karşılığında yapının ve arazinin tamamının veya yeterli bir kısmının mülkiyetinin malzeme sahibine verilmesini isteyebilir” şeklinde mülkiyet hakkının kapsamı ile malzeme sahibinin haklarına ilişkin düzenlemeler mevcuttur.

  17. Öte yandan; İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 22.12.1995 tarih ve 1994/1 esas, 1995/3 karar sayılı içtihadının gerekçesinde “Medeni Yasamızın öngördüğü sistemde ise ana kural, muhdesatın bağımsız biçimde mülkiyete konu olamıyacağıdır. Muhdesat, bağımsız ve devamlı bir hak değildir. Yani bir taşınmazda muhdesat ayrı, arz ayrı mülkiyet konusu edilemez. ikili mülkiyete imkan yoktur. Muhdesat zeminin bir parçasıdır ve ondan ayrı düşünülemez (Medeni Kanun m. 619, 648, 650, 655). (TMK 722, 724, 725 ve 729. md). EI değiştirmelerde muhdesat tapu sicilinde gösterilmez. Bu maddelerde geçen (bina) ve (ebniye) sözcükleri uygulamada ve yargısal kararlarda genellikle (muhdesat) kelimesi ile ifade edilmektedir” şeklinde arz ve muhdesatın mülkiyetinin tekliği vurgulanmıştır.

  18. Muhdesat, şahsi bir hak olup (TMK m.722, 724 ve 729), sahibine arazi mülkiyetinden ayrı bağımsız bir mülkiyet veya sınırlı bir ayni hak bahşetmez. Taşınmaz üzerindeki kalıcı yapı, ağaç gibi bütünleyici parça niteliğindeki muhdesatın taşınmazın arzından ayrı bir mülkiyetinin varlığından söz edilemez. Açıklanan bu ilke ve esaslara göre, kural olarak muhdesatın arz malikinden başkasına aidiyetinin tespiti ve tapuya şerh düşülmesi istenemez.

  19. Muhdesatla ilgili tespit davası, kendine özgü davalardan olup dava sonucunda istihsal edilecek ilamın icra ve infaz kabiliyeti bulunmamaktadır. Bunun doğal sonucu olarak da bu davaların uygulama alanı sınırlıdır. Bilindiği üzere, tespit davalarının görülebilmesi için güncel hukuki yararın bulunması (6100 s.lı HMK 106/2 m) ve dava sonuçlanıncaya kadar da güncelliğini kaybetmemesi gerekir. Tespit davaları eda davalarının öncüsüdür, bu nedenle eda davası açılmasının mümkün olduğu hallerde, tespit davası açılmasında hukuki yararın bulunmadığı kabul edilmektedir. Hukuki yararının bulunması dava şartı olup, yargılamanın her aşamasında taraflarca ileri sürülebileceği gibi, hakim tarafından da re'sen gözetilir. Hukuki yararın bulunmadığının tespiti halinde davanın, dava şartı yokluğu gerekçesiyle usulden reddine karar verilmelidir (HMK 114/1 h, 115 m.).

  20. Öğretide ve Yargıtay'ın devamlılık gösteren uygulamalarında, taşınmaz hakkında derdest ortaklığın giderilmesi davasının, kentsel dönüşüm uygulamasının ya da kamulaştırma işleminin bulunması gibi istisnai durumlarda muhdesatın tespiti davasının açılmasında güncel hukuki yararın bulunduğu kabul edilmektedir.

  21. Çekişme konusu taşınmazda davalı tarafın kayda ve mülkiyete dayalı bir hakkının bulunmadığı durumlarda tapu kaydındaki muhdesat şerhi ilgilisine sadece şahsi hak tanıyacağından ayni hak niteliğinde olan mülkiyet hakkına üstünlük tanınması gerekmektedir.

  22. Diğer taraftan; “Beyanlar” başlıklı 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 1012 madde hükmü “Bir taşınmazın eklentileri, malikin istemi üzerine kütükteki beyanlar sütununa yazılır. / Bu kaydın terkini, kütükte hak sahibi görünen bütün ilgililerin rızasına bağlıdır. / Taşınmaz mülkiyetine ilişkin kamu hukuku kısıtlamalarının beyanlar sütununa yazılması ve bu sütuna yazılabilecek diğer hususlar tüzükle belirlenir. / Özel kanun hükümleri saklıdır” şeklindedir. Yasanın sözü edilen bu hükmü uyarınca genellikle tapu kütüğüne yazılarak alenileştirilmesinde fayda umulan hukuki ilişki ve fiili durum şeklinde tarif edilen her beyanın tapu kütüğünün beyanlar hanesinde gösterilebilme olanağı yoktur. Başka bir anlatımla, tapu kütüğünün beyanlar hanesine “beyanda” bulunulabilmesi için, ya Türk Medeni Kanununda bir hüküm olması veya özel kanunlarda bu konuda bir hükme yer verilmesi, yahut Tapu Sicil Tüzüğünde bir düzenleme yapılmış olması gerekir.

  23. Tapu Sicil Tüzüğünün 60. maddesi hükmünce de kütüğün beyanlar sütununa ancak mevzuatın yazılmasını öngördüğü hususlar yazılabilir. Tapu Sicil Tüzüğünün 61. maddesi uyarınca teferruatın mülkiyet hakkı sahibinin yazılı talebi üzerine beyanlar sütununda belirtilmesi olanaklıdır. Tüzüğün 62. maddesi Türk Medeni Kanununun taşınmaz mal sicilleri ile ilgili hükümlerine göre kurulmaları artık mümkün olmayan ayni hakların, 63. maddesi medeni hakların kısıtlanmasına ilişkin mahkeme kararlarının, 64. maddesi ise, işçi ve yüklenicinin işe başlama tarihi, inşaat ile ilgili sözleşmenin kütüğün beyanlar sütununda gösterilmesine olanak sağlamaktadır. Medeni Kanunda sözü edilen özel yasa hükümleri ve Tapu Sicil Tüzüğünün 60. maddesindeki düzenlemeden anlaşılan mevzuat hükümleri incelendiğinde, beyanlar sütununda nelerin yer alacağı aşağıdaki şekilde saptanmıştır:

a ) 3402 sayılı Kadastro Kanununun 13/c maddesi uyarınca, taşınmazın tahdit ve tespiti yapılırken malikin ölü olduğu anlaşılır ve mirasçıları belirlenemezse, malik adına tespit yapılır ve malikin ölü olduğu beyanlar sütununda belirtilir. Yine aynı yasanın 19/Il. maddesine göre, taşınmaz mal üzerinde paydaşlardan birisine veya üçüncü kişiye ait muhtesat var ise bu hususta beyanlar sütununa yazılır. 41. madde uyarınca yapılan düzeltmelerde beyanlar sütununda gösterilecek bir diğer husustur.

b ) 21 Mart 1995 tarihli Tapulama ve Kadastro Paftalarının Yenileme Yönetmeliğin 11. maddesine göre yenilemeye tabi olacak taşınmazların beyanlar sütununa yenilemeye tabi olduğu yazılır. Yenileme işlemleri yapıldıktan sonra askı ilanı süresinde kadastro mahkemesine dava açıldığında da beyanlar sütununda yenileme sebebiyle davalı olduğu belirtilir.

c ) 3194 sayılı İmar Kanununun 11. maddesi uyarınca umumi hizmetlere ayrılan, 18. maddesine göre imar düzenlemesine alınan, imar planına göre tescile tabi olan, imar sebebiyle sayfası kapatılan ve malik hanesi açık olan taşınmazların anılan nitelikleri beyanlar hanesinde gösterilir. Oluşan imar parselleri üzerine kadastro parselinde bulunan beyanlar da aktarılır. Yine imar sırasında uygulanan kat mülkiyeti ve imar parseli üzerindeki binaların sahipleri ve parsel üzerindeki geçici yapılarda beyanlarda yer alır.

ç ) 3083 sayılı Kanun 13. maddesindeki sulama alanlarında kalan taşınmazlar ve bu kanunun uygulanmasına ilişkin yönetmeliğin 24. maddesi uyarınca toplulaştırmaya alınan taşınmazlar beyanlar hanesinde belirtilir.

d ) 2981 sayılı imar Affı Kanununa göre de, tapu tahsisi belgeleri, bu belgelerin iptalleri, kat irtifakı, kat mülkiyeti belirtmesi beyanlar sütununa yapılır.

e ) 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu uyarınca, her bağımsız bölüme ait eklentiler, arsa paylan, yönetim planı veya yönetim planında sonradan yapılan değişiklikler ve Kat Mülkiyeti Kanunun 41. maddesi gereğince yapılan işlemler, devre mülk esasına tabi taşınmazlarda devre mülk hakkı, harap olan bağımsız bölüm beyanlar hanesinde işaret edilir.

f ) 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu kapsamında kamulaştırma kararı ve bunların terkini (m.7) beyanlara yazılır.

g ) 2924 sayılı Orman Köylüsünün Desteklenmesine dair Kanunun 7. maddesine göre orman sınırı dışına çıkartılıp mülkiyeti kişilere devir edilen arazilerdeki mülkiyet takyitleri ve bu kabil bir araziyi zilyet olarak tasarruf edenlerin adları beyanlar hanesinde gösterilir.

ğ ) 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun değişik 7. maddesine göre korunması gerekli kültür varlığı olarak belirlenen taşınmazların bu niteliği beyanlarda yer alır.

h ) 3621 sayılı Kıyı Kanununun l0. ve 12. maddesinde öngörülen kıyı şeridinde kalan parsel ve yapılar beyanlar sütununa yazılır.

ı ) 3226 sayılı Finansal Kiralama Kanunun 8. maddesine göre Finansal Kiralama sözleşmesine konu taşınmaz mala ilişkin sözleşmeler beyanlar sütununda gösterilir.

i ) 6326 sayılı Petrol Kanununun 37. maddesine göre tasfiyehane ve boru hatlarına ilişkin belirlemeler, 3303 sayılı Kanuna göre de taş kömürü sahalarında maliklere getirilen kısıtlamalar beyanlarda yer alır.

j ) 1163 sayılı Kooperatifler Kanununun 15. maddesi uyarınca bir taşınmaza bağlı kooperatif ortaklığının cüz’i haleflere intikal edeceği hususu da beyanlar hanesine yazılır.

k ) Tapu Sicil Tüzüğünün 8, 26, 36, 77, 85 ve 104 maddeleri uyarınca yapılan işlemlerin de beyanlar hanesinde gösterilmesi olanağı vardır.

l ) Ticaret Sicili Tüzüğüne göre ticari işletme rehninin de beyanlara yazılma olanağı vardır.

  1. Açıklanan yasal düzenlemeler dışında yasal düzenlemelerdeki belirsizlikler nedeniyle Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü genelgeleri ile açıklayıcı nitelikteki, bina yapılamaz beyanı, yıkım kararları, uygulanamayan mahkeme ilamları, orman içi binalar, da beyanlar sütununa işaretlenebilir.

  2. Birbirinden farklı konularda beyanlar sütununa yapılan kayıtların bazıları, üçüncü kişilerin iyi niyetini bertarafa yararken, bazıları ilgilisi yararına karine yaratır, bazıları ise taşınmaza bağlı bir ayni hakkı yada şahsi hakkı açıklarken bazı beyanlarda kamu hukukundan kaynaklanan kısıtlamaları açıklar. Bir diğer anlatımla, beyanın niteliğine göre beyana bağlanan sonuç değişmektedir.

  3. Gerek metni yukarıda yazılan Türk Medeni Kanunun 1012. ve gerekse Tapu Sicil Tüzüğünün 60. maddelerinden görülmektedir ki, mevzuatın yazılmasına izin vermediği bir belirtmenin kütüğün beyanlar sütununda gösterilebilme olanağı yoktur.

  4. O halde yukarıda değinilen yasal mevzuat çerçevesinde somut olay değerlendirildiğinde, mahkemenin kabulüne göre de; davacı Belediyenin muhdesattan kaynaklanan şahsi hakkına dayalı olarak koşulları varsa temliken tescil veya tazminat talepleriyle eda davası açabileceği kuşkusuz olup, yasal olarak yapıların, arzın mülkiyetinin kapsamına gireceği, muhdesata ilişkin ayrı bir mülkiyetin söz konusu olamayacağı, taşınmaz maliki olmayan üçüncü kişi durumundaki Belediyenin muhdesatın aidiyetine ilişkin tespit davası açmakta dahi hukuki yararının olmadığı ve tapu kayıt maliki dışındaki üçüncü kişinin muhdesatının yukarıda da sayılan yasal ayrıcalıklar dışında tapu kaydına şerh düşülmesine de yasal olarak olanak bulunmadığı gözetilerek, dava konusu taşınmazın tapu kaydına muhdesat şerhi düşülmesine ilişkin davanın reddi gerekirken aksi yönde hüküm kurulmuş olması da doğru değildir. Diğer yandan; çekişme konusu taşınmaza yönelik ecrimisil istemi bakımından, taşınmazın arsa niteliği gözetilerek belirlenen ecrimisile hükmedilmiş olmasında kural olarak bir isabetsizlik yok ise de, çekişmeli taşınmazın davacı davalı ... tarafından birleşen dosyanın diğer davalılarına kiralanmak suretiyle kullandırıldığı kabul edilerek ecrimisile hükmedildiği halde, davalı ...’nin ecrimisilden sorumlu tutulmaması doğru olmamıştır. Ayrıca, Belediyenin binadan kaynaklanan kişisel hakkı ona mülkiyet hakkı sağlamadığından ve bu şahsi hakkına dayalı mülkiyetin nakli talebi de bulunmadığına göre, birleşen dosya davacılarının mülkiyet hakkına üstünlük tanınarak muhdesat yönünden de tüm davalıların elatmalarının önlenmesine hükmedilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirmeyle yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması da isabetsizdir.

  5. Hal böyle olunca, yukarıda açıkladığım nedenlerle ilk Derece Mahkeme kararının bozulması görüşünde olduğumdan, Sayın Çoğunluğun onama kararına katılamıyorum.

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla

Anahtar Kelimeler

cevapistinafkarartemyizvı.kararımahkemesionanmasınaderece

Kaynak: karar_yargitay

Taranan Tarih: 25.01.2026 17:06:27

Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim