Karar Detayı
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
7. Hukuk Dairesi
Yargıtay Kararı
2021/5545
2023/1029
21 Şubat 2023
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: ...Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi
İLK DERECE MAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 4. Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki imar mevzuatından kaynaklanan tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 21.02.2023 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.
Belirlenen günde temyiz eden davacı vekili Av. ... geldi. Karşı taraftan gelen olmadı. Gelenin sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosya ve içeriğindeki tüm belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
-
Davacı vekili dava dilekçesinde, müvekkilinin maliki olduğu ... Mahallesi'nde kain 386 m² alanlı, 1063 ada 296 parsel sayılı taşınmazı üzerinde inşaat yapabilmek amacıyla 1986 yılında davalı idareye müracaatta bulunduğunu, davalı Belediyece 1/1000 ölçekli planlar gereği taşınmazın 107 m²’lik kısmının yolda kaldığının ve inşaat ruhsatı alabilmesi için bu kısmın yola terk zorunluluğu bulunduğunun bildirildiğini, bunun üzerine Belediye Encümenince alınan 25.03.1986 tarihli ve 584 sayılı karar gereği taşınmazın 107 m²’lik kısmının müvekkilince yol olarak bila bedel bağışlandığını ve bu kısmın tapudan yol olarak terkin edildiğini,
-
Davalı Belediyece 2006 yılında imar değişikliğine gidildiğini ve yeni imar planına göre müvekkiline ait taşınmazdan terkin edilen kısmın yol olmaktan çıkarılarak, belediyenin uhdesinde özel mülkiyete konu edilebilir konut alanına dönüştürüldüğünü, müvekkilinin taşınmaz üzerindeki inşaatını yıkıp yeniden inşaat yapmak için müracaat ettiğinde ise davalı idarece, bila bedel yol olarak bağışladığı kısma ilişkin mevcut imar planında tevhit şartı olduğunun ve bağışlanan 107 m²’lik kısım içerisinde kalan 84,71 m²’lik kısmı satın almadan yeni inşaat yapamayacağının bildirildiğini, davalının müvekkilince bağışlanan kısmı 05.07.2012 tarihli ve 700 sayılı Encümen kararı uyarınca fahiş bir bedelle müvekkiline satmak istediğini, ancak bedelsiz olarak aldığı taşınmazı yine bedelsiz olarak iade etmesi yükümlülüğü olduğunu ileri sürerek, dava konusu 10239 (eski 1063) ada 296 parsel sayılı taşınmaza tevhit şartı bulunan 84,71 m²’lik kısmın davalı ... adına olan tapu kaydının iptali ile müvekkili adına tescilini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP
-
Davalı ... vekili cevap dilekçesinde, dava konusunun idari bir işlem olması nedeniyle idari yargının görevli olduğunu belirterek görev itirazında bulunmuş; davacının 16.12.2010 tarihli dilekçesi ile dava konusu taşınmaza ilişkin yeni bir imar belgesi talep ettiğini, bunun üzerine 04.05.2006 tasdik tarihli ve 1/1000 ölçekli Kartal E 5 Kuzeyi Uygulama Planı kararlarına uygun olarak 2010/15289 sayılı imar belgesinin düzenlendiğini, bu belgede değişen imar planları uyarınca yoldan ihdas yapılması gerektiğinin belirtildiğini, 14.01.2011 tarihli Belediye Encümen teklif belgesinde 52,48 m²’nin yola terk edilmesi gereken alan; 84,71 m²’nin yoldan satın alınması gereken alan olarak görüldüğünü,
-
Belediye Encümeninin 05.07.2012 tarihli ve 700 sayılı kararı ile taşınmazın yola terk ve ihdas işleminin kabul edildiğini, davacı tarafından Encümen kararı ile tespit edilen bedele itiraz edilmiş ise de itirazın reddedildiğini, Encümen kararına karşı süresi içerisinde idari yargıda dava açılmaması nedeniyle kararın kesinleştiğini, Kamulaştırma Kanunu'nun 35 inci maddesi uyarınca davacının tapu iptali ve tescil talebinde bulunamayacağını belirterek davanın esastan da reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacının yola terk işlemini bedelsiz yapmış ise de işlem yapılırken herhangi bir şart ya da kayıt koymadığı, rızaya dayalı terk işleminden sonra imar planı tadilatı nedeniyle söz konusu yerin konut alanında kaldığından bahisle eski malikin mülkiyet iddiasında bulunmasının ve taşınmazın adına tescilini ya da mevcut taşınmazına eklenmesini istemesinin Kamulaştırma Kanunu'nun 35 inci maddesi ve 3194 sayılı İmar Yasa'sı hükümleri uyarınca mümkün bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
-
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; dava konusu taşınmaz bölümünün imar planında gösterildiği şekilde kamu hizmetine tahsis amacıyla ve zorunlu olarak bila bedel yola terk edildiğini, yol yapılmasının bağış işleminin şartı olduğunu, ancak taşınmazın amacına uygun kullanılmayıp, imar planında değişikliğe gidilerek yol vasfının kaldırıldığını, belediyenin mülkiyetine bırakılmasının müvekkili aleyhine orantısız bir yarar sağlayacağını,
-
Dava konusunun kamulaştırma işlemi olmadığını, kamulaştırmanın bedel mukabilinde yapıldığını, somut olayda ise herhangi bir bedel ödenmediğini, Kamulaştırma Kanunu'nun 35 inci maddesinin terk edilen taşınmazın mutlak olarak iade edilemeyeceği şeklinde yorumlanamayacağını, bu durumun terk amacına uyulduğu sürece geçerli olduğunu, anılan Yasa'nın 23 üncü maddesi uyarınca kamulaştırma işleminden itibaren 5 yıl boyunca amaca uygun kullanılmayan taşınmazın iade edileceğinin hükme bağlandığı, bu hükme göre de taşınmazın müvekkiline iadesinin gerektiğini,
-
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay tarafından malik tarafından kamu hizmetine tahsis amacıyla terk edilen taşınmazın, terk amacının ortadan kalkması ve taşınmazın terk amacına uygun kullanılmaması halinde bedelsiz şekilde önceki malikine iade edilmesinin gerektiği, aksi durumun Anayasa tarafından güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlali anlamına geleceği yönünde kararlar verildiğini ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
-
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacının yola terk nedeniyle davalı idareye devrettiği taşınmazın amaç dışı kullanıldığını ileri sürerek tapu iptali ve tescil isteminde bulunduğu, yapılan keşif ve bilirkişi raporu ile 296 parsel sayılı taşınmazın imar planında konut alanında kaldığının ve tevhit şartı bulunan davaya konu ihdas alanının 97,25 m² olduğunun belirlendiği, davacının imzaladığı 10.04.1986 tarihli tescil istem belgesi ve yola terk beyanı incelendiğinde, yola terk edilen 107,00 m²'lik kısımla ilgili davacının koşullu bağışı bulunmadığı ve yola terkin kayıtsız, şartsız ve bedelsiz olduğu,
-
Davalı Belediyenin değişen şartları gözeterek "yol" için ayırdığı alanı özel mülke konu etmesinin ve zeminde amacına uygun kullanmamasının belediye çalışması kapsamında tasarruf işlemi olarak değerlendirilmesi gerektiği, yerel mahkemece tüm delillerin toplandığı, değerlendirilip tartışıldığı, kabul ve reddediliş sebeplerinin gerekçeleriyle açıklandığı, kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu, kamu düzenine aykırılık teşkil eden bir hususa da rastlanmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; istinaf itirazlarını tekrar ederek Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasını ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
- Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davacının rızasına dayalı olarak yapılan yola terk işleminden sonra davalı belediyece imar planında tadilat yapılarak, konut alanına dönüştürülen taşınmaz bölümü hakkında, davacı eski malikin mülkiyet iddiasında bulunup bulunamayacağı noktasında toplanmaktadır.
-
İlgili Hukuk
-
2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun "imar mevzuatı uygulanan veya özel parselasyon yapılan yerler" kenar başlıklı 35 inci maddesine göre;
“İmar mevzuatı gereğince düzenlemeye tabi tutulan parsellerden düzenleme ortaklık payı karşılığı olarak bir defaya mahsus alınan yol, yeşil saha ve bunun gibi kamu hizmet ve tesislerine ayrılan yerlerle, özel parselasyon sonunda malikinin muvafakati ile kamu hizmet ve tesisleri için ayrılmış bulunan yerler için eski malikleri tarafından mülkiyet iddiasında bulunulamaz ve karşılığı istenemez.”
- 3194 sayılı İmar Kanunu’nun “parselasyon planlarının düzenlenmesi” kenar başlıklı 18 inci maddesinin ilgili kısımları ise şöyledir:
“İmar hududu içinde bulunan binalı veya binasız arsa ve arazileri, malikleri veya diğer hak sahiplerinin muvafakati aranmaksızın, birbirleriyle veya yol fazlaları ile kamu kurumlarına ya da belediyelere ait bulunan yerlerle birleştirmeye, bunları yeniden imar planına uygun ada veya parsellere ayırmaya, müstakil, hisseli veya kat mülkiyeti esaslarına göre hak sahiplerine dağıtmaya ve re'sen tescil işlemlerini yaptırmaya belediyeler yetkilidir. Sözü edilen yerler, belediye ve mücavir alan dışında ise yukarıda belirtilen yetkiler valilikçe kullanılır.
Belediyeler veya valiliklerce düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların dağıtımı sırasında bunların yüz ölçümlerinden yeteri kadar saha, düzenleme alanındaki nüfusun kentsel faaliyetlerini sürdürebilmeleri için gerekli olan umumi hizmet alanlarının tesis edilmesi ve düzenleme dolayısıyla meydana gelen değer artışları karşılığında "düzenleme ortaklık payı" olarak düşülebilir. Ancak, bu maddeye göre alınacak düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların düzenlemeden önceki yüz ölçümlerinin yüzde kırk beşini geçemez.
Bu madde hükümlerine göre, herhangi bir parselden bir defadan fazla düzenleme ortaklık payı alınmaması esastır. Ancak, her türlü imar planı kararı ile yapılaşma koşulunda ve nüfusta artış olması hâlinde, artış olan parsellerden, uygulama sonucunda oluşan değerinin önceki değerinden az olmaması kaydıyla, ilk uygulamadaki düzenleme ortaklık payı oranını % 45’e kadar tamamlamak üzere ilave düzenleme ortaklık payı kesintisi yapılabilir.”
- 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu'nun 244 üncü maddesinin ilgili kısımları ise şöyledir:
“Vahip, aşağıdaki hallerden biri vukuunda elden yaptığı hibeden veya tenfiz ettiği taahhüdünden rücu ve mevhubunlehin elinde halen ne kalmış ise onun iadesini dava edebilir.
3 Mevhubunleh, hibeyi takyit eden mükellefiyeti haklı bir sebep olmaksızın icra etmezse.”
-
Anayasa'nın 35 inci maddesinin birinci fıkrasında da "Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir." denilmek suretiyle mülkiyet hakkı güvenceye bağlanmıştır. Anayasa'nın anılan maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır.
-
Anayasa Mahkemesinin 09.03.2017 tarihli ve 2014/11994 Başvuru sayılı kararı,
-
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) 15.01.2008 tarihli ve 6489/03 Başvuru sayılı kararı.
-
Değerlendirme
-
Anayasa Mahkemesinin 09.03.2017 tarihli ve 2014/11994 Başvuru sayılı kararında; başvurucular tarafından, 1990 yılında satın almak suretiyle mülk edindikleri taşınmazın üzerinde bulunan üç katlı yapının yenilenmesi amacıyla Belediyeye başvurmaları üzerine, Belediye tarafından şart koşulması nedeniyle taşınmazın toplam 154,54 m²’sinin yol yapılmak üzere bedelsiz olarak Belediyeye terk edildiği, ancak yol yapılmak koşuluyla terk edilen taşınmazın 2007 yılında yapılan imar planı değişikliği ile yol vasfının ortadan kaldırılarak konut alanına dönüştürülen güney cephesindeki 80 m²lik bölümünün kendilerine iade edilmemesi nedeniyle mülkiyet haklarının ihlal edildiğini ileri sürdükleri,
-
Anayasa'nın 35 inci maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkının, mevcut mal, mülk ve varlıkları koruyan bir güvence olup bir kişinin hâlihazırda sahibi olmadığı bir mülkün mülkiyetini kazanma hakkının, kişinin bu konudaki menfaati ne kadar güçlü olursa olsun Anayasa ile korunan mülkiyet kavramı içinde olmadığı, bu hususun istisnası olarak belli durumlarda bir "ekonomik değer" veya icrası mümkün bir "alacağı" elde etmeye yönelik "meşru bir beklentinin" Anayasa'da yer alan mülkiyet hakkı güvencesinden yararlanabileceği; meşru beklentinin, makul bir şekilde ortaya konmuş icra edilebilir bir alacağın doğurduğu, ulusal mevzuatta belirli bir kanun hükmüne veya başarılı olma ihtimalinin yüksek olduğunu gösteren yerleşik bir yargı içtihadına dayanan, yeterli somutluğa sahip nitelikteki bir beklenti olduğu,
-
Başvurucular tarafından, iade iradesinin açıklandığı tarih olan Belediyeye başvuruda bulunulduğu 24.12.2009 gününde yürürlükte bulunan 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu'nun 244 üncü maddesinin birinci fıkrasının (3) numaralı bendi uyarınca bağışlayanın, şartlı bağışlarda bağışlananın, haklı bir sebep olmaksızın şartın gereğini yerine getirmemesi durumunda, hibe edilen şeyi geri isteyebileceğinin hükme bağlandığı, bu hükmün bağışlananın kamu kurumu olması durumunda uygunlanmayacağını öngören herhangi bir kuralın bulunmadığı,
-
Anayasa Mahkemesinin 12.01.2012 tarihli ve 2011/23 Esas, 2012/3 Karar sayılı kararında, hukukumuzda bağışlamanın şarta bağlı olarak yapılmasının da mümkün olduğunun hatırlatıldığı ve malikin bağışladığı taşınmazın, yol dışında başka bir amaç için kullanılmasını istememesi durumunda, şarta bağlı bağışlama yapma imkânına sahip olduğunu ifade ettiği, gerekçede dolaylı olarak hibeye ilişkin borçlar hukuku hükümlerine atıf yapıldığı, gerekçede yapılan açıklamaların aksi ile yorumundan, yol şartı ile bağışlanan taşınmazların, yol dışındaki bir amaçla kullanılması durumunda bağışlayanın iade hakkının doğacağı sonucuna ulaşıldığı,
-
Somut olayda da, ihtilaf konusu taşınmazın yol şartıyla Belediyeye terk edildiği (bağışlandığı), ancak Belediye tarafından konut alanına dönüştürüldüğü, bu durumda şartın gereğinin yerine getirilmediğinin açık olduğu, dolayısıyla başvurucuların, yol olarak kullanılmayan taşınmazın iadesi hususunda 818 sayılı mülga Kanun'un sözü edilen hükmüne dayanan meşru beklentilerinin bulunduğu gerekçe gösterilerek, taşınmazın iadesi isteminin Anayasa'nın 35 inci maddesindeki güvence kapsamına girdiği ve başvurucuların mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönünde karar verildiği anlaşılmıştır.
-
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) de 15.01.2008 tarihli ve 6489/03 Başvuru sayılı kararı ile sağlık merkezi yapılması şartıyla belediyeye bağışlanan taşınmazın bir kısmının, şarta aykırı olarak kamu hizmetine tahsis edilmeyerek üçüncü kişilere satılmasını mülkiyet hakkı yönünden değerlendirmiş ve bu husustaki ilkeleri ortaya koymuştur.
-
Anılan karara konu olayda, başvurucular sağlık tesisi yapılması amacıyla taşınmazlarını belediyeye terk etmiş, ancak belediye tarafından daha sonra bu taşınmaz üç parsele bölünerek parsellerden biri satılmıştır. Başvurucular tarafından açılan davada Asliye Hukuk Mahkemesi, 818 sayılı Kanun'un 244 üncü maddesinin birinci fıkrasının (3) numaralı bendine dayanarak şarta aykırı olarak yapılan satışın geçersiz olduğuna hükmetmiştir. Ancak kararı temyizen inceleyen Yargıtay tarafından 2942 sayılı Kanun'un, imar mevzuatı gereğince düzenlemeye tabi tutulan parsellerden malikinin muvafakati ile kamu hizmet ve tesisleri için ayrılmış bulunan yerler için eski malikleri tarafından mülkiyet iddiasında bulunulamayacağı yolundaki 35 inci maddesi hükmü gerekçe gösterilerek ilk derece mahkemesi kararı bozulmuştur (Karaman/Türkiye, §§ 5 13).
-
AİHM, idareye devir anında ortaya konulan şarta aykırı bir şekilde kullanılan taşınmaza ilişkin olarak malikin geri alım hakkının bulunmadığını saptayan Yargıtay kararının, taşınmazın kısmen de olsa kamu hizmetine tahsis edilmiş olduğu düşüncesiyle haklılaştırılamayacağını belirtmiştir (Karaman/Türkiye, § 32). AİHM, Yargıtayın, kamu hizmetine tahsis edilmemiş olsalar bile mülkiyetin el değiştirmiş olması nedeniyle önceki malikin mülkiyet veya tazminat iddiasında bulunamaması sonucunu doğuran 2942 sayılı Kanun'un 35 inci maddesine ilişkin yorumunun, kamu yararının gerekleri ile bireysel hakların korunmasının gereklilikleri arasındaki dengeyi bozduğu kanaatine varmıştır (Karaman/Türkiye, § 33). AİHM, sonuç olarak 2942 sayılı Kanun'un 35 inci maddesine ilişkin uygulamanın (1) No.lu Protokol'ün 1 inci maddesiyle uyumlu olmadığı sonucuna ulaşmıştır (Karaman/Türkiye, § 34).
-
Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olaya gelince; davacının maliki olduğu 1063 ada 296 parsel sayılı taşınmazın tapuda 386 m² alanlı olarak kayıtlı iken, Kartal Belediyesi Encümeninin 25.03.1986 tarihli ve 584 sayılı kararı uyarınca ekli krokide (A) harfiyle ve sarı renkle gösterilen 107 m2’lik kısmının belediye adına yola terk edildiği, davacının imzaladığı 10.04.1986 tarihli tescil istem belgesi ile 25.03.1986 tarihli Encümen kararı gereği, tamamı 386 m² olan 296 sayılı parselin krokide (A) harfiyle gösterilen 107 m²’lik kısmının bila bedelle belediye lehine yola terki ile 279 m²’lik kısmının adına tescilini istediği, daha sonra davalı Belediyenin 05.07.2012 tarihli ve 700 sayılı Encümen kararı ile 296 sayılı parselde (A) harfiyle ve sarı renkle gösterilen 52,48 m²’lik kısmın Belediye adına bila bedel yol olarak terkinine; (B) harfiyle ve kırmızı renkle gösterilen 84,71 m²’lik kısmın ise yoldan ihdas edilerek tevhidiyle (C) harfiyle belirtilen ayrı bir parselin oluşturulmasına, yoldan ihdas edilecek kısmın beher m2’sine belediye kıymet taktir komisyonunca taktir edilen 950,00 TL bedelin uygun görülerek 80.474,50 TL bedelle yoldan ihdasen 296 parsele satışına karar verildiği anlaşılmaktadır.
-
Davacı, maliki olduğu taşınmazı yol yapılması şartıyla Belediyeye bağışlamış, ancak Belediye tarafından yapılan imar planı değişikliği ile taşınmaz, konut alanına dönüştürülmek suretiyle bağış vaadi sözleşmesinde belirtilen mükellefiyet ihlal edilmiştir. Bu mükellefiyetin ihlali davacı açısından taşınmazın iadesi yönünde meşru bir beklenti yaratmıştır. Meşru beklentinin doğması, taşınmazın her durumda mutlak surette davacıya iadesini gerektirmemekle birlikte, somut olayın koşulları gözetilerek davacıya iadesinin gerekip gerekmediği hususunda ölçülülük ilkesi çerçevesinde bir değerlendirme yapılmasını zorunlu kılmaktadır. Oysa temyizen incelenen mahkeme kararında, Anayasa'nın 13 üncü maddesi uyarınca yapılan ölçülülük değerlendirmesi yönünden hukuki sorunun; 2942 sayılı Kanun'un 35 inci maddesi hükmünün, malikin rızasıyla kamu hizmetlerinde kullanılmak üzere kamuya terk edilen taşınmazların kamu yararı dışındaki amaçlarla kullanılması durumunda dahi taşınmazın malike iadesine engel teşkil ettiği biçimindeki yerleşik yargısal içtihattan kaynaklandığı görülmektedir.
-
Dava konusu olayda, iade hakkının ortadan kaldırılmasının, davacıya önemli bir külfet yüklediği tartışmasızdır. Buna karşılık Belediye, kamu yararı amacıyla yol yapılmak üzere bağışlanan taşınmazdan önemli ekonomik yarar elde etmektedir. Yol şartıyla bağışlanan taşınmazın konut alanına dönüştürülerek bundan elde edilecek ekonomik menfaatin Belediyeye ait olması devlete güven ilkesini zedeleyici sonuçlar doğurmaktadır. Öte yandan, Belediyenin konut alanına dönüştürdüğü taşınmazdan ekonomik çıkar sağlamasıyla elde edilecek kamu yararı, taşınmazın malike iade edilmemesi nedeniyle malikin yüklendiği külfete kıyasen çok hafif kalmaktadır. Diğer bir deyişle, konut alanına dönüştürülen taşınmazın eski malikine iade edilmeyerek Belediyenin özel mülkü hâline getirilmesi, amme menfaatlerinin gözetilmesindeki kamusal yarar ile bireyin mülkiyet hakkının korunmasındaki bireysel yarar arasında kurulması gereken makul dengenin malik aleyhine orantısız bir biçimde zedelenmesine yol açmaktadır. Bu durumda, davacının mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçülü olduğundan söz edilemez.
-
Yukarıda alıntılanan Anayasa Mahkemesinin 09.03.2017 tarihli ve 2014/11994 Başvuru sayılı kararında da vurgulandığı üzere, yol şartıyla Belediyeye terk edildikten sonra imar planında değişiklik yapılarak konut alanına dönüştürülen taşınmazın iadesi yolunda meşru beklenti sahibi olan önceki malikine iade edilmemesi mülkiyet hakkına müdahale niteliğindedir.
-
Bu itibarla mahkemece, davanın kabulü ile tapu iptali ve tescile karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ve gerekçe ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmediğinden, hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
-
Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
-
İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,
Yargıtay duruşma vekalet ücreti 8.400,00 TL’nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine; bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
21.02.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_yargitay
Taranan Tarih: 25.01.2026 17:32:06