Karar Detayı
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
6. Ceza Dairesi
Yargıtay Kararı
2022/11562
2024/7144
5 Haziran 2024
MAHKEMESİ: Ceza Dairesi
SAYISI: 2021/1976 E., 2021/2555 K.
SUÇ: Nitelikli yağma
HÜKÜMLER: Düzeltilerek istinaf başvurularının esastan reddine
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ: Onama
Mahalli mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle dosya incelenerek, gereği düşünüldü:
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 288 inci maddesinin ''Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır. Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır.'', aynı Kanun'un 294 üncü maddesinin ''Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır. Temyiz sebebi ancak hükmün hukuki yönüne ilişkin olabilir.'' ve aynı Kanun'un 301 inci maddesinin ''Yargıtay, yalnız temyiz başvurusunda belirtilen hususlar ile temyiz istemi usule ilişkin noksanlardan kaynaklanmışsa, temyiz başvurusunda bunu belirten olaylar hakkında incelemeler yapar.'' şeklinde düzenlendiği de gözetilerek sanıklar müdafilerinin temyiz isteminin bu kapsamda olduğu belirlenerek yapılan incelemede;
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 25.02.2014 gün ve 2013/678 2014/98 sayılı kararında ayrıntıları belirtildiği üzere; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 765 sayılı Türk Ceza Kanununda (765 sayılı Kanun) 308 inci maddesindeki "kendiliğinden hak alma" suçuna benzer bağımsız bir suç tipine yer verilmemiş, onun yerine kanunda belirtilen bazı suçların bir hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla işlenmesi halinde failin daha az ceza ile cezalandırılması öngörülmüş, bu bağlamda hırsızlık suçunda 144, yağma suçunda 150/1, dolandırıcılık suçunda 159, belgede sahtecilik suçunda 211 inci maddeler düzenlenmiştir. Buna göre, 765 sayılı Yasa'nın 308 inci maddesinde adliye aleyhine işlenen bir suç olarak koruma altına alınan eylemlerin bir kısmı, 5237 sayılı Kanun'un 150/1. maddesiyle malvarlığına ilişkin bir suç haline dönüştürülmüştür. Bu düzenlemeye göre, hukuki ilişkiye dayanan bir alacağın tahsili amacıyla cebir veya tehdit kullanılması halinde ... yağma suçunu oluşturmakla birlikte, bu özel düzenleme nedeniyle fail kasten yaralama ve/veya tehdit suçlarından cezalandırılacaktır. Böylece, hukuki ilişkiye dayanan bir alacağın tahsili amacıyla hareket edilmiş olması daha az ceza verilmesini gerektiren bir hal olarak kabul edilmiş, başka bir anlatımla failin saikine önem verilmiştir.
Bu madde hükmünün uygulanabilmesi için fail ile mağdur arasında alacak ... doğuran herhangi bir hukuksal ilişkinin bulunması gereklidir. Bu hukuki ilişkinin, ilgili kanunda belirtilen şekil şartına uygun olarak kurulmuş olması zorunlu olmayıp, hukuk düzenince kabul edilebilir meşru bir ilişki olması yeterlidir. Başka bir anlatımla, şekil şartına uyulmadan kurulan bu ilişkinin ilgili kanun hükümleri uyarınca Özel Hukuk alanında hukuki sonuç doğurmayacak olması, ceza hukuku alanında dikkate alınmasına engel olmayacaktır. Burada önemli olan şekil şartına uyulsun veya uyulmasın meşru bir hukuki ilişkinin bulunup bulunmadığı ve bu hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla hareket edilip edilmediğidir.
Faizle para verme işleri ise yetkisi olmayan kişiler tarafından yerine getirildiğinde ceza hukuku açısından suç olarak tanımlanmış ise de kişiler arasında bir alacak verecek ilşikisi doğurduğu da muhakkaktır. Burada önemli olan kurulan bu ilişki sonucu verilen ve alınan paralar arasında makul kabul edilebilecek bir oranın bulunup bulunmadığıdır. Makul ve kabul edilebilir sınırdaki miktarı çok fazla aşan veya borç anlaşıldığı şekilde ödenmiş olduğu halde para veya kaimi olabilecek belge istenmesi ve bunun zor yoluyla alınması halinde artık hukuki bir ilişkinin varlığından söz etmek mümkün olmayacaktır. (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2017/6 91 Esas, 2017/291 Karar, Yargıtay 6. C.D. 2014/6911 Esas, 2015/38831 Karar, Yargıtay 6. C. D. 2022/3828 Esas, 2024/717 Karar,Yargıtay 6. C. D. 2023/19493 Eesas, 2024/1350 Karar sayılı ilamları)
Alacak iddiasının varlığını kabul için mutlaka alacak davası açılıp ıspatının beklenilmemesi gerekir. Çünkü Cezanın delil anlayışı ile Hukukun delil anlayışı ve kabulü farklıdır. Hukukta şekli gerçeklik hakimdir. Daha ziyada iddia ve ıspata dayanan delil sistemi geçerli olup taraflarca ileri sürülmeyen iddia ve delillerin davanın kabulunde esas alınamayacağı bir gerçekliktir. Oysa cezada maddi hukuka dayanan bir kabul söz konusudur. Taraflar idda etmese, savunmasa bile maddi gerçeklik her türlü delil incelenip kabulde esas alınmaktadır. Bu nedenle mutlaka hukuka göre ıspat şartı aranmamaktadır.
Dosyaya yansıyan ifadeler ve delillere göre taraflar arasında hukuki bir ilişki ve alacak borç miktarı konusunda bir tartışmanın varlığı anlaşılmaktadır. Bu durum bile hukuki ilişkiden doğan alacağın kabulü için yeterli olabilir. Bu kabulde sadece şikâyetçinin "borcum yok" demesi de tek başına yeterli olmayacaktır. Şikâyetçi herhangi bir borcum yoktur dese bile dinlenen tanıklar, yazışmalar vs ile sanıklar ile şikâyetçi arasında hukuki bir ilişki olduğunu ve bu ilişki nedeniyle bir araya gelip hesap yaptıklarını anlaşamadıklarını vs gösterir nitelikte ise şikâyetçinin borcum yok demesine itibar edilmeyip hukuki ilişkinin varlığı kabul edilmelidir.
Ayrıca şüpheden sanık yararlanır kuralı ceza yargılamasının en ... kurallarındandır. Yargıtayda yıllardır istikrarlı şekilde bu durumu uygulamaktadır. Hukuki ilişkinin ve borcun varlığı konusunda gerçekten şüpheli bir durum ortaya çıkmış ise şikâyetçi yok dese bile sanık lehine yorumlamak uygun olacaktır.
Kısaca özetlersek taraflar arasında soyut ve kendini kurtarmaya yönelik hukuki alacağı isteme iddiasını aşan boyutta bir hukuki ilişki olduğu anlaşılabiliyorsa bunun ispatı hukuki kaidelerine göre ayrıca değerlendirilecektir. Ancak dosyaya yansıyan tüm verilere göre ciddi şekilde ortaklık ve alacak iddiası olduğu, kuru bir iddianın ötesinde ise sanığın eyleminin ... görülmesi halinde 5237 sayılı Kanun'un 150/1. maddesinde düzenlenen alacağının tahsil amacıyla cebir tehdit hükmünün uygulanması gerekir. Burda bir hukuk mahkemesi gibi ıspat şartı aranmamalıdır.
Bir de alacak zamana yayılmış ve sürekli alıp vermeden kaynaklanan bir alacak ise kuruşu kuruşuna alacak miktarını tespit etmek mümkün olamayacağından, sanığın alacağını almak için hareket ettiği ve aldığı kanaati oluşturacak bir değeri de uygulamak için kabul etmelidir. Yani borçlu kanunen alacağı olduğu ve onu aldığı kastıyla hareket etmiş ise sonradan hesaplanan alacak borç arasında çok fahiş bir fark olmadığı takdirde 5237 sayılı Kanun'un 150/1. fıkrası uygulanmalıdır. Yine alacak miktarının, asıl alacağın yanında faizi de kapsaması gerekmektedir. (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2013/1 452 Esas, 2013/612 Karar, Yargıtay 6. C.D. 2022/3916 Esas, 2024/1482 Karar sayılı ilamları)
Alacağın varlığına inanarak ve bu ... elde etme özel kastıyla hareket edilmesi hallerinde ise; eylemin 5237 sayılı Kanun'un 30 uncu maddesi kapsamında ve aynı Yasa'nın 150/1. maddesi yollamasıyla hukuki alacağın tahsili amacıyla yağma suçunu oluşturup oluşturmayacağı hususunun da ayrıca somut olayda ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir. ( Benzer görüşler için bkz. Nur Centel Hamide ... Özlem Çakmut, Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, Cilt: 1,4. Baskı, Beta Yayınevi, Ankara 2017, s. 404, Gökcan/Artuç TCK Şerhi s.5461)
Bu genel anlatımdan sonra somut olay değerlendirildiğinde;
Tüm dosya kapsamına göre, sanıklar ..., ... ve ...'in katılanların iş yerine geldikleri, katılanların üçünün de iş yerinde oldukları, sanık ...'nin "... ile alacak vereceğiniz kalmadı, çağırdım şimdi ... buraya geliyor, kalan ödemeyi bize ödeyeceksiniz Hadımköy'de sizi yaşatmayacağız, bizi isterseniz polise şikâyet edin, ismimizi de tutanağın en başına yazsınlar bizi polisler de tanıyor, emniyeti de arasan bizi almazlar, bu işin sonu kötü olacak, bu iş intikal etmiştir, borcunuz artık bize, artık bize çalışacaksınız ya da buraları terk edeceksiniz" şeklinde tehdit içerikli sözler sarf ettiği, sanık ...'in katılan ...'un kolundan tutarak ofis bölümüne doğru çektiği, "size ceza kestiğimiz parayı bugün ödemezseniz Suheyp'i öldüreceğiz" şeklinde tehdit içerikli sözler sarfettiği, polisin geleceğini anlayan sanık ...'nin silah çekerek katılanlara gösterdiği, olayı ihbar alan polis ekibinin işyerine intikal ettiği olayda asıl alacağı olan temyiz dışı ... ile birlikte aile dostu olan ve
birlikte iş yaptıkları her iki sanığın da ...'in alacağını tahsil amacıyla katılanın işyerine gittikleri, katılanlar tarafından da borcun kabul edildiği anlaşıldığından sanıklar hakkında 5237 sayılı Kanun'un 150 nci maddesinin birinci fıkrasında, bir hukuki ilişkiye dayanan alacağı tahsil amacıyla 5237 sayılı Kanun’un 150 nci maddesinin birinci fıkrası yollamasıyla aynı Kanun'un 106 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (a), (c) bentlerinde düzenlenen hukuki alacağın tahsili amacı ile tehdit suçunu oluşturduğu halde yazılı şekilde karar verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanıklar müdafilerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin açıklanan nedenle tebliğnameye aykırı olarak, oy çokluğuyla BOZULMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca takdîren İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine,
05.06.2024 tarihinde karar verildi.
MUHALEFET ŞERHİ: **
İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesinin 2019/377 Esas, 2021/171 karar sayılı kararı ile sanıklar hakkında TCK'nın 149/1 a c, 35, 62 ve 58. maddeleri gereğince 7 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesinin 2021/1976 Esas, 2021/2555 sayılı kararı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilerek dosyanın dairemize geldiği anlaşılmakla,
Her ne kadar çoğunluk tarafından sanıklar hakkında TCK'nın 150/1 maddesi gereğince hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla suçun işlendiği buna göre TCK'nın 106/2 a c maddesi gereğince tehdit suçundan cezalandırılması gerektiğinden bahisle kararın bozulmasına karar verilmiş ise de, doysa içindeki müşteki anlatımları, sanık savunmaları, bilirkişi raporları birlikte değerlendirildiğinde sanıklardan ...'nın bir alacağının söz konusu olduğu zaten mahkemece de bu sanık hakkında TCK'nın 150/1 maddesi delaletiyle 106/2 a maddesi gereğince cezalandırılmasına karar verildiği, diğer sanıkların ise herhangi bir alacağının olmadığı, bu sanıklara da TCK'nın 150. maddesinin uygulanmasının söz konusu olmadığı bu sebeple mahkeme tarafından verilen istinaf mahkemesi tarafından da esastan reddedilen sanıklar ... ve ...'nın TCK'nın 149/1 a c, 35 ve 62. maddeleri gereğince cezalandırılması gerektiğinden istinaf mahkemesinin kararının onanması kanaatinde olduğumdan Sayın Çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_yargitay
Taranan Tarih: 25.01.2026 15:14:47