Karar Detayı
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
6. Ceza Dairesi
Yargıtay Kararı
2023/1477
2024/12355
25 Kasım 2024
MAHKEMESİ: Ceza Dairesi
SAYISI: 2021/3072 E., 2022/1658 K.
SUÇ: Nitelikli yağma
HÜKÜM: İlk derece mahkemesinin beraat kararı kaldırılarak kurulan
mahkumiyet hükmü
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ: Onama
İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
5271 sayılı Kanun’un 288 nci maddesinin, ''Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır. Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır.'', aynı Kanun'un 294 üncü maddesinin, ''Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır. Temyiz sebebi ancak hükmün hukukî yönüne ilişkin olabilir.'' ve aynı Kanun'un 301 inci maddesinin, "Yargıtay, yalnız temyiz başvurusunda belirtilen hususlar ile temyiz istemi usûle ilişkin noksanlardan kaynaklanmışsa, temyiz başvurusunda bunu belirten olaylar hakkında incelemeler yapar.'' şeklinde düzenlendiği de gözetilerek, katılan vekili ile sanık müdafiinin temyiz dilekçelerinde belirttikleri sebeplere yönelik olarak yapılan incelemede;
Oluş ve dosya içeriğine göre, nitelikli yağma suçunun yasal unsurlarının oluştuğu ve sanık hakkında kurulan hükümde, herhangi bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmıştır.
Ayrıca dosyada 5271 sayılı Kanun'un 289. maddesinde sayılan hukuka kesin aykırılık hâllerinin herhangi birinin varlığı da tespit edilememiştir.
Yapılan yargılamaya, dosya içeriğine göre, Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesinin, 16.06.2022 tarihli ve 2021/3072 Esas, 2022/1658 Karar sayılı kararında katılan vekili ile sanık müdafiince öne sürülen temyiz sebepleri ile re’sen incelenmesi gereken konular yönünden 5271 sayılı Kanun'un 288 ve 289. maddeleri kapsamında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, hukuka aykırılık görülmediğinden aynı sayılı Kanun'un 302 nci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, TEMYİZ İSTEMLERİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca Denizli 1. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine,
25.11.2024 tarihinde, üye ...'nın muhalefetiyle, oy çokluğu ile karar verildi.
K A R Ş I O Y
Yargıtay CGK yerleşik içtihatlarında sanığa ceza verilmesi için şüpheye yer vermeyecek şekilde eylemi gerçekleştirdiğinin ispatı gerekecektir.
Bu ispat için öncelikle suçun işlenip işlenmediği sonra bir olayın kanuni unsurlarının belirlendiği şekilde işlenip işlenmediği ve son olarak da sabit olan bu suçun sanık tarafından işlenip işlenmediğinin tartışılması ve kesin olarak ispatı gerekir. Tüm aşamalarda da şüpheden sanık yararlanır kuralının uygulanması gerekir.
YCGK 2017/6 1147 Esas 2018/519 Karar sayılı ilamlarında "... Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden biri de öğreti ve uygulamada; "suçsuzluk" ya da "masumiyet karinesi" olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; "in dubio pro reo" olarak ifade edilen "şüpheden sanık yararlanır" ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp, diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaate ya da herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı, bu ispat, hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir..." şeklinde içtihatta bulunarak bu husus işaret etmişlerdir.
Yine YCGK nın 2018/6 110 E. 465 K. , 2016/6 1157 E. 2017/239 K sayılı ilamlarında da aynı hususlar teyit edilmektedir.
Yani olayın oluşuna ilişkin şüpheli durum varsa burda da şüpheden sanık yararlanır kuralının uygulanması gerekecektir.
Hırsızlık, yağma, cinsel istismar gibi çoğu zaman ani gelişen veya suç işlemek için sanıkların önceden plan yaptıkları ve sonrasında yakalanmama adına delil bırakmamaya yönelik tedbirler almalarına göre bu tür suçlarda yan delil bulmada sıkıntılar olduğu açıktır. Çoğu zaman bu tür suçlarda elimizdeki tek delil sadece müştekilerin beyanından ibaret kalmaktadır.
Bu zorlayıcı nedenlerden dolayı aralarında husumet olmayan, çoğu zaman hiç tanımadğı ve iftira atması için neden bulunmayan müşteki beyanı sübutun ve sanığın eylemi gerçekleştirdiğinin kabulünde yeterli kabul edilmektedir.
Ceza yargısına hakim olan en temel ilke olan masumiyet ve şüpheden sanık yararlanır kuralları ceza adaleti bakımından başkaca hiçbir delil olmayan ve bulunma ihtimali olmayan hususlarda sanık aleyhine, müşteki lehine esnetilebilmektedir. Bu belli zorluklar nedeniyle bir nebze kabul edilebilir. Ancak başka türlü delil toplama imkanı olan olaylarda veya akla, mantığa veya olaya uymayan, kendi içerisinde tutarsız veya sürekli değişen ya da itilaflı başka bir konuda müşteki ya da yakınlarına açıkça yarar sağladığı, müştekiyi gerçekten sanık olmaktan çıkarıp müşteki haline sokabilecek, yani haksız durum yaratacağı aşikar olan soyut beyanların tek doğru kabul edilerek cezalandırma yoluna gidilmesi, masumiyet, silahların eşitliği ve şüpheden sanık yararlanır kurallarına açıkça aykırılık teşkil edeceği açıktır.
Bu nedenle ispatı zor olan olaylarda akla, mantığa ve dosyadaki olaylara uyumlu denetlenebilir müşteki beyanına itibar olabilir ise de akla, mantığa, fenne ve dosyadaki olaylara uymayan helede başka türlü ispat imkanı varken sadece müşteki beyanıyla yetinilmesi halinde bu beyanın suçun aydınlatılmasına yönelik değil başka bir olayı örtme, iftira atma veya intikam alma gibi bir amaca yönelik olduğu şüphesi doğuranlara bu şüphe giderilmeden itibar edilmesi büyük haksızlık oluşturacak ve yargılama konusunda tüm yetkiyi ... olmadığı halde sadece taraf olması gereken görünüşteki müştekiye devredecektir.
Dairemizin 2022/4023 Esas, 2024/276 Karar; 2022/9645 Esas ve 2024/5427 karar, sayılı dosyaları ve daha birçok dosyalarında da açıkça tartışılıp kabul edildiği üzere;
Yağma suçunu düzenleyen 5237 sayılı Kanun madde 148 ; “(1) Bir başkasını, kendisinin veya yakınının .... tehdit ederek veya cebir kullanarak, bir malı ... veya malın alınmasına karşı koymamaya mecbur kılan kişi,...cezalandırılır...” şeklindedir. Madde gerekçesinde de “...Yağma suçunun tamamlanabilmesi için, kullanılan cebir veya tehdidin etkisiyle mağdur malı teslim etmeli veya malın alınmasına karşı koymamalıdır. Bu bakımdan, kullanılan cebir veya tehdidin, kişiyi malı teslim etmeye veya alınmasına ses çıkarmamaya yöneltmeye elverişli olması gerekir...” şeklinde dahada açıklık getirmiştir. Malı almak için cebir veya tehdit kullanılmalı ve bunun etkisiyle mağdurun malı vermesi gerekir. Bunun doğal sonucu olarak mağdurun malın alındığını görmesi veya en azından sanığın mallarını almak istediğini anlaması veya bilmesi gerekir.
Yağmada amaç malın alınmasıdır. Bu amaca ulaşmak için araç hareketler ise cebir veya tehdit uygulanmasıdır. Failin mağdura yönelttiği cebir veya tehdidi, kendisi veya başkasına yarar sağlamak amacıyla malı ... veya alınmasına karşı koymamaya zorlamak amacıyla gerçekleştirmiş olması gerekir. Aralarında amaçsal ilişki vardır. Cebir veya tehdit ile malın alınması veya verilmesi arasında nedensellik bağı bulunmalıdır. (Benzer görüşler için bkz. Gökçen ... vd mal varlığına karşı suçlar Adalet Ankara 2018 age s. 74, Özgenç İzzet türk Ceza Hukuku Genel Hükümler 17. baskı Seçkin Ankara 2021 ağe. s 168 vd, Tezcan/.../Önok age s. 704, Koca/Üzülmez TCK Genel Hükümler seçkin 9. Baskı age s. 583)
Yağmanın iki seçimlik hareketinden birisi olan cebir malın alınmasına yönelik olarak yapılması gerekir. Diğer suçlardan ayıran özelliklerinden birisi de budur. Cebir malı almaya yönelik değil de başka bir amaçla yapılıyorsa eylem yağma suçunu oluşturmaz.
Müşteki ile sanık uzun süredir tanışmaktadırlar. Yaklaşık iki yıl süren ... ilişkileri olmuş olaydan iki ay kadar önce ayrılmışlardır. Sanık birlikte oldukları dönemde kendi adına hat ve cep telefonu alarak müştekiye verdiği ayrılmalarından sonra kendi adına olan hattı istediği, mağdurun ısrarla vermediği olay günü bu meseleyi konuşmak için buluşmaya karar verdikleri evlerden uzak bir arazide krokiye göre köyden yaklaşık 4 km mesafede bağ evininin yakınlarında gece 00.00 sıralarında buluştukları ve sanığın mağdurun arabasının arka tarafına geçtiği, sonradan olay yerine gelen Tanık ...’ın ise aracın ön tarafına oturduğu aralarında konuşurken hattı verme konusunda tartıştıkları sabittir. Yani sanık ile müşteki başka bir nedenden dolayı tartışmaya başladıklarını kabul etmektedirler.
Ortada ihtilaflı olan tek husus müştekinin tartışmaya başlamaları üzerine telefonu istediğini vermeyince aracın içenrisinde yumrukla vurmaya başladığı sonra yere düşünce bu kez tekme ve yumrukla yüzüne ve bacaklarına vurduğunu sonra telefonu da alıp gitmeden önce silahla 5 6 el ateş ettiğini iki telefonununu alıp gittiğini iddia etmektedir.
Sanık ise başlangıçtan beri suçlamayı kabul etmemekte ateş etmediğini, telefonuda almasına rağmen telefonu değil sadece kendi adına olan hattı istediğini iki telefonunuda uzatıp al dediğinde hangisinde takılı olduğunu bilmediği için hattı çıkarmak için araçtkan indiğinde mağdurun aracını çalıştırıp gittiğini savunmaktadır.
Olay yerinde olduğu mağdur beyanı ilede sabit olan tanıklar ..., ... , ... ve ... sıcağı sıcağına dinlenen Tanıklar ... ve ... uymaz sanığın savunmalarını teyit etmişler telefon hattını almak için gittiklerini hangisinde olduğunu bilmediği için araçtan indiğinde mağdurun aracı çalıştırıp gittiğini silahla ateş etme olayının olmadığını beyan etmişlerdir.
İddianamedede mahkemede dinlenmesi gerektiği bildirilen ve mahkemede dinlenen Tanık ... sanığın savunmalarını bire bir teyit etmiştir. Hatta mağdurun sanığı yağma suçundan cezalandırmak için mahsus öyle yaptığını kendisine söylediğini beyan etmiştir.
Olay yerinde olan Diğer Tanık ... ise hiç dinlenmemiştir.
Mağdurun kafama yumrukla vurdu, sonra yüzüme ve bacaklarıma yumruk ve tekme ile vurmaya devam etti yönündeki iddiasına rağmen alınan doktor raporunda sadece sol dizinin altında hafif bir kızarıklık olduğunun tespit edildiği başkada herhangi bir iz emare vs olmadığının yazılı olduğu görülmüştür. Dolaysıyla mağdurun iddialarınını destekler bir rapor olmadığı açıktır.
Sanığın ellerinde, elbiselerinde ve yüzünde nerdeyse bütün bölgelerinde atış artığı tespit edilmiştir. Sanık söz savunmasında buluştukları yerin kendi arazisi olduğu, akşamları orada kaldığını ve domuz avına çıktıklarını, kendisinin ruhsatsız bir av tüfeğinin olduğunu. Aracının bagajında hep durduğunu ama tabancasının bulunmadığını savunmuştur. Atış artığı atış ile olabileceği gibi daha önce atış yapılmış bir yer ile temas ilede olabileceği adli tıp kabulleriyle sabittir. Basit bir atışta bu kadar geniş bir alanın atış altığına maruz kalması teknik açıdan mümkün değildir. Sanığın savunmasında geçen av tüfeği ile domuz avından olma ihtimali daha yüksektir. Çünkü av tüfeğinin namlusu uzundur omuza asma nedeniyle montunun heryerine ve el ve yüzüne bulaşma ihtimali çok daha fazladır.
Olay yerinin arazi ve gece olduğu silah sıkma ile sağa sola dağılan boş kovanların kısa sürede tamamen bulunmasının mümkün olmadığı açıktır.
Olay yerinde ayrıntılı inceleme ve araştırma yapıldığı halde o bölgede silahla ateş edildiğini gösterir hiçbir iz ve emareye rastlanmadığı ve tutanağa geçmediği sabittir.
Tek delil her yerden rahatlıkla temin edilebilecek bir adet dolu mermidir.
Sanık ile müştekinin önceden beri tanıştıkları ve aralarında ihtilaf olduğu, müştekinin gerçeği tam olarak söylemeyebileceği, müştekinin somut delillerle uyuşmayan beyanı dışında sanığın aleyhine başkaca bir delil olmadığı hatta tüm tanık beyanı ve fiziki bulguların sanık lehine olduğu dolaysıyla yağma suçunun şüphede kaldığı ve şüpheden sanığın yararlanması gerekeceği yağma suçunun oluşmayacağı açıktır.
Kaldıki eylemin sabit olduğu kabul edilse bile; sanık başlangıçtan beri mağdura birlikte iken cep telefonu ve kart aldığını sadece adına olan kartı almak istediğini savunmaktadır. Bu husus tüm tanıklarca da teyit edilmektedir. Hatta müştekide bu hususu bir şekilde teyit etmektedir. Sanık olay günü kendi adına ait olan kartı almak için hareket ettiği mağdurun hangi telefonda olduğunu söylemediği bunun üzerine iki telefonuda aldığı amacının telefonları sahiplenmek olmayıp sadece birinin içerisinde olan kendi adına olan kendine ait kartı almak olduğu bu amaçla hareket ettiği dolaysıyla faydalanma kastının olmamasından dolayı yağma suçunun yasal unsurları itibariylede oluşmayacağı açıktır. Dairemizin yerleşik uygulamalarına göre faydalanma kastı oldukça dar yorumlanmaktadır. Malikmiş gibi tasarrufta bulunma, ekonomik yarar sağlama ya da kullanma amacı taşımayan durumlarda faydalanma kastı bulunmadığı kabul edilmektedir.
Sanığın telefonları kullanmadan jandarmanın araması üzerine kendiliğinden getirip teslim ettiği hususuda sabittir. Dolaysıyla yağma suçu manevi unsur yönünden oluşmayacağı için tipikliği tamamlanmaz ve dolaysıyla yağma suçu oluşmaz.
Faydalanma kastı olmadığı ve suçun oluşmayacağı çok açık isede aksi düşünülse bile sanık başlangıçtan beri kendi adına yani kendine ait olan telefon hattını almak için hareket etmektedir. TCK 150/1. maddesinin sanık lehine uygulanması gerekir. En azından TCK 30/3. fıkra delaletiyle gerçekten ... olduğu ve alabileceği kanaatiyle hareket eden sanığın eyleminin TCK 30/3. fıkra delaletiyle TCK 150/1 fıkrasının uygulanması ve sadece yaralama (TCK86/2) suçundan cezalandırılması gerekirdi.
Bu nedenlerle eylemin kül halinde yağma suçunu oluşturduğu yönündeki BAM kararı bozulmalı idi görüş ve kanaatinde olduğumuzdan aksi yöndeki çoğunluk görüşüne katılmıyoruz. Sanığın 5237 sayılı Kanun'un 86/2, maddesi uyarınca cezalandırılması gerektiği gözetilmeden, yerinde ve yeterli olmayan gerekçeyle yazılı şekilde hüküm kurulması gerekçesi ile bozulmalıydı. Karara bu nedenle muhalif kalıyorum.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_yargitay
Taranan Tarih: 25.01.2026 15:11:32