Karar Detayı
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
5. Ceza Dairesi
Yargıtay Kararı
2021/14819
2023/1587
25 Nisan 2023
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: Ceza Dairesi
SUÇ: Nitelikli zimmet
HÜKÜM: 1) ... 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 07.11.2018 tarihli ve 2018/283 Esas, 2018/608 sayılı Kararı ile; sanık hakkında zincirleme şekilde nitelikli zimmet suçundan mahkumiyet,
- ... Bölge Adliye Mahkemesi 10. Ceza Dairesinin 07.11.2019 tarihli ve 2019/2054 Esas, 2019/3553 sayılı Kararı ile; istinaf başvurularının esastan reddi.
İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrasınca temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereğince temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrasına istinaden temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmiştir.
Sanık müdafiinin duruşmalı inceleme talebinin, 7079 sayılı Kanun’un 94 üncü maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanun’un 299 uncu maddesinin birinci fıkrası gereği takdîren kabulüne, incelemenin duruşmalı olarak yapılmasına karar verilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
-
... Cumhuriyet Başsavcılığının, 07.05.2018 tarihli ve 2017/80832 Soruşturma, 2018/20534 Esas, 2018/3146 numaralı İddianamesiyle; sanık hakkında nitelikli zimmet suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 247 nci maddesinin birinci ve ikinci fıkraları uyarınca cezalandırılması, aynı Kanun’un 53 üncü maddesi gereğince hak yoksunluklarına karar verilmesi talebiyle kamu davası açılmıştır.
-
... 4. Ağır Ceza Mahkemesinin, 07.11.2018 tarihli ve 2018/283 Esas, 2018/608 sayılı Kararı ile; sanık hakkında zincirleme şekilde nitelikli zimmet suçundan 5237 sayılı Kanun'un 247 nci maddesinin birinci ve ikinci fıkraları, 43 üncü maddesinin birinci fıkrası ve 62 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca 10 yıl 3 ay 22 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, aynı Kanun'un 53 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca hak yoksunluğu uygulanmasına karar verilmiştir.
-
... Bölge Adliye Mahkemesi 10. Ceza Dairesinin, 07.11.2019 tarihli ve 2019/2054 Esas, 2019/3553 sayılı Kararı ile; sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik sanık ve müdafiinin istinaf başvurularının 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanık müdafiinin temyiz istemi; savunma hakkının kısıtlandığına, suçun sübuta ermediğine, eksik inceleme ile çelişkili ve yetersiz raporlara dayanılarak hüküm kurulduğuna, suç vasfının hatalı olarak belirlendiğine, sanığın etkin pişmanlık hükümlerinden yararlandırılmadığına ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
Suç tarihlerinde ... Makina Mühendisleri Odası ... Şubesinde muhasebe görevlisi olarak çalışan sanığın, 01.01.2015 ile 14.11.2016 tarihleri arasında mevzuata aykırı işlemlerle muhasebe kayıtlarında oynamalar, kaydırmalar ve usulsüzlükler yaparak hayali hesaplar kullanmak suretiyle oda kasasından toplam 41.032 TL parayı uhdesine geçirdiği ayrıca bu miktardaki muhasebe kayıtlarını da sildiği, böylece nitelikli zimmet suçunu işlediği iddiasıyla cezalandırılması talep edilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince; sanığın eylemlerinin ilk olarak 11.11.2016 tarihinde avans hesabında yaptığı yüklü miktardaki ters bakiyenin oda merkezince fark edilmesinden sonra ortaya çıktığı, yapılan teftiş sonucu ön inceleme ve değerlendirme raporları düzenlendiği, bunun yanında ... Cumhuriyet Başsavcılığınca bilirkişi raporu temin edildiği, tüm raporlarda; iddia dışı bir kısım fiillerinin yanında sanığın oda kasasından usulsüz işlemlerle ve uhdesine geçirdiği miktardaki muhasebe kayıtlarını da silerek toplam 41.032 TL'yi mal edindiğinin tespit edildiği, sanık tarafından teftiş aşamasında sunulan 18.11.2016 tarihli dilekçede zimmet miktarını kendi adına harcadığını beyan ettiği, soruşturma aşamasındaki savunmasında anılan dilekçeyi baskı altında verdiğini ifade etse de mahkeme huzurundaki
savunmasında dilekçeyi kendi iradesiyle hazırladığını, rapordaki zimmet iddiasına yönelik belirlenen miktarın doğru olduğunu bildirdiği fakat yapılan harcamaların kendi hesabına değil oda adına çeşitli sebeplere dayalı harcamalar olduğunu savunduğu, kendisiyle birlikte aynı şubede çeşitli sıfatlarla görev yapan şahısların bu durumdan haberdar olduğunu ve tanık sıfatıyla dinlenmelerini talep ettiği, akabinde tanıklar ..., ... ve ...'nun yargılama aşamasında alınan ifadelerinde sanığın savunmasını doğrulamadıkları, her ne kadar savunmada geçen sebeplerle harcamalar yapılmış ise de bunların usulüne uygun şekilde muhasebeleştirildiğini beyan ettikleri, sanığın 1990 yılından itibaren aynı odada çalıştığı ve yapılan harcamaların nasıl muhasebeleştirilmesi gerektiği hususunda yeterli tecrübeye de sahip olduğu nazara alınarak tüm dosya kapsamına göre üzerine atılı suçun sübuta erdiğinin kabulüyle zincirleme şekilde nitelikli zimmet suçundan mahkumiyetine karar verilmiştir.
Anılan kararın sanık ve müdafii tarafından istinaf edilmesi sonrası Bölge Adliye Mahkemesi tarafından sanık hakkında 5237 sayılı Kanun'un 53 üncü maddesinin beşinci fıkrası uyarınca hak yoksunluğuna hükmedilmemesi aleyhe istinaf istemi bulunmadığından eleştiri konusu yapılmış, İlk Derece Mahkemesince verilen kararda eleştiri yapılan husus dışında usul ve esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığı, deliller ve işlemlerde eksikliğin olmadığı, yapılan değerlendirmenin yerinde olduğu ve sübutu kabul edilen eylemin doğru şekilde vasıflandırıldığı kabul edilerek bir isabetsizlik görülmediği anlaşılmıştır.
IV. GEREKÇE
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre sanık müdafiinin savunma hakkının kısıtlandığına, suçun sübuta ermediğine, eksik inceleme ile çelişkili ve yetersiz raporlara dayanılarak hüküm kurulduğuna, sanığın etkin pişmanlık hükümlerinden yararlandırılmadığına yönelik yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine karar verilmiştir.
Ancak;
5237 sayılı Kanun'un 6 ncı maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde “kamusal faaliyetin yürütülmesine atama veya seçilme yoluyla ya da herhangi bir surette sürekli, süreli veya geçici olarak katılan kişi” şeklinde “kamu görevlisi” tanımı yapılmış, maddenin gerekçesinde de “...kişinin kamu görevlisi sayılması için aranacak yegane ölçüt, gördüğü işin bir kamusal faaliyet olmasıdır” dendikten sonra kamusal faaliyetin “Anayasa ve kanunlarda belirlenmiş olan usullere göre verilmiş olan bir siyasal kararla, bir hizmetin kamu adına yürütülmesidir” biçiminde tanımlanmış, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 12.04.2011 tarihli ve 2010/9 258 Esas, 2011/46 sayılı Kararında “5237 sayılı Türk Ceza Yasası'nın 6 ncı maddesinin birinci fıkrasının (c) bendindeki “kamu görevlisi” tanımında yer alan “katılan kişi” ibaresi ile madde gerekçesinde yer alan “kamusal faaliyet” açılımından hareketle, bir kimsenin ceza yasası uygulamasında “kamu görevlisi”, yapılan faaliyetin de “kamusal faaliyet” sayılabilmesi için kamu adına yürütülen bir hizmetin bulunması, bunun da Anayasa ve yasalarda belirlenmiş usullere göre verilmiş bir siyasal karara dayalı olması ve ayrıca faaliyetin kamuya ait güç ve yetkilerin kullanılması suretiyle gerçekleştirilmesi gerekmektedir” denilmiştir.
Ayrıca, 6235 sayılı Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Kanunu'nun 1 inci maddesindeki birliğin ve odaların kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşu olduğuna ilişkin belirleme dışında görevlilerinin odanın para ve malları üzerinde işledikleri eylemleri sebebiyle kamu görevlisi gibi cezalandırılacağına ilişkin hüküm bulunmadığı, her ne kadar 5174 sayılı Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği İle Odalar ve Borsalar Kanunu'nun 76 ncı maddesinde "Odalar, borsalar ve Birliğin organ üyeleri ile personeli, görevlerini yerine getirirken görevleriyle ilgili suç teşkil eden fiil ve hareketlerinden, bu kuruluşların paralarıyla para hükmündeki evrak, senet ve sair varlıkları ile muhasebe ve muamelata ilişkin her çeşit defter ve evrak ile ilgili olarak işledikleri suçlardan dolayı kamu görevlisi olarak cezalandırılırlar" denilmişse de; aynı Kanun'un 3 üncü maddesinin (b) bendinde yapılan "oda" tanımında, bu ibareden ticaret ve sanayi odası, ticaret odası, sanayi odası ve deniz ticaret odasının anlaşılması gerektiğinin belirtildiği, dolayısıyla bu kapsam dışında kalan ve 6235 sayılı Kanun'a tabi olan Makina Mühendisleri Odasına bağlı çalışan sanığın zimmet suçunun faili olamayacağı, anılan suçun yasal unsurları itibarıyla oluşmayacağı ve sübut bulan eylemlerinin hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunu oluşturacağı hususu nazara alınmak suretiyle hukuki durumunun buna göre takdir ve tayini gerektiği gözetilmeden suç vasfında yanılgıya düşülerek zincirleme şekilde nitelikli zimmet suçundan verilen mahkumiyet hükmüne ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi,
Kabule göre de;
İlk Derece Mahkemesince verilen karara ilişkin hüküm fıkrasında 5237 sayılı Kanun'un 43 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca 3/8 oranında artırım yapılması sırasında hesap hatası sonucu hapis cezasının "12 yıl 3 ay 45 gün" yerine "12 yıl 4 ay 15 gün" olarak belirlenmesi,
Hukuka aykırı görülmüştür.
V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle sanık müdafiinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden ... Bölge Adliye Mahkemesi 10. Ceza Dairesinin, 07.11.2019 tarihli ve 2019/2054 Esas, 2019/3553 sayılı Kararının 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy çokluğuyla BOZULMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca ... 4. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise ... Bölge Adliye Mahkemesi 10. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
22.02.2023 tarihinde karar verildi.
Başkan (Muhalif Üye) (Muhalif Üye) Üye Üye
... ... ... ... ...
KARŞI OY
Anayasamızın 135 inci maddesinin; “Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve üst kuruluşları; belli bir mesleğe mensup olanların müşterek ihtiyaçlarını karşılamak, mesleki faaliyetlerini kolaylaştırmak, mesleğin genel menfaatlere uygun olarak gelişmesini sağlamak, meslek mensuplarının birbirleri ile ve halk ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hakim kılmak üzere meslek disiplini ve ahlakını korumak maksadı ile kanunla kurulan ve organları kendi üyeleri tarafından kanunda gösterilen usullere göre yargı gözetimi altında, gizli oyla seçilen kamu tüzelkişilikleridir.
Kamu kurum ve kuruluşları ile kamu iktisadi teşebbüslerinde asli ve sürekli görevlerde çalışanların meslek kuruluşlarına girme mecburiyeti aranmaz.
Bu meslek kuruluşları, kuruluş amaçları dışında faaliyette bulunamazlar.
Bu meslek kuruluşları ve üst kuruluşları organlarının seçimlerinde siyasi partiler aday gösteremezler.
Bu meslek kuruluşları üzerinde Devletin idari ve mali denetimine ilişkin kurallar kanunla düzenlenir.
Amaçları dışında faaliyet gösteren meslek kuruluşlarının sorumlu organlarının görevine, Kanun’un belirlediği merciin veya Cumhuriyet savcısının istemi üzerine mahkeme kararıyla son verilir ve yerlerine yenileri seçtirilir.
Ancak, milli güvenliğin, kamu düzeninin, suç işlenmesini veya suçun devamını önlemenin yahut yakalamanın gerektirdiği hallerde gecikmede sakınca varsa, kanunla bir merci, meslek kuruluşlarını veya üst kuruluşlarını faaliyetten men ile yetkilendirilebilir. Bu merciin kararı, yirmidört saat içerisinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde, bu idari karar kendiliğinden yürürlükten kalkar”
Hükmü ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının anayasal statüsü düzenlenmiştir.
Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, meslek mensuplarının oluşturdukları, tüzel kişilikleri olan, bir kısım kamu görevlerini yerine getiren ve üyeleri üzerinde kamu hukukundan doğan bazı yetkilere sahip olan kişi toplulukları olup kuruluşların kamu hizmeti yaptıkları göz önünde bulundurularak Anayasanın “idare” bölümü içinde düzenlenmişlerdir.
1982 Anayasası kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının açıkça kamu tüzel kişiliğine sahip olduğunu hükme bağlamıştır. Bu düzenleme sonucu kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, kendi kuruluş kanunlarında anayasal kamu tüzel kişiliğe vurgu yaparak örgütlenmişlerdir. Meslek kuruluşları ve üst kuruluşlar bu nitelikleri itibariyle, idare teşkilat bütünü içerisinde kamu idareleri ile kamu kurumları yanında meslek kuruluşları olarak ayrı bir kategoriyi oluşturmaktadırlar.
Anayasa’nın kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarına yönelik yaklaşımı, meslek mensuplarının ortak gereksinimlerinin karşılanması, çalışmalarının kolaylaştırılması ve meslek disiplini yönünden gözetim ve denetim ağırlıklıdır. Bu kuruluşların üyelerinin uğraş konuları ve çalışma alanları bakımından bir tür kamu hizmeti yaptıkları göz önünde tutularak idare bölümü içinde düzenlenmiş, kamu kurum ve kuruluşları gibi belli bir düzen ve disiplin içinde kamu hizmetini yerine getirmeleri amaçlanmıştır. (Anayasa Mahkemesi, Esas No: 2020/60 Karar No:2020/54 Karar Tarihi 01/10/2020)
Doktrine göre de; kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları Türkiye Cumhuriyeti idari teşkilatı içinde yer alırlar. Bu çerçevede yerine getirdikleri faaliyet kamu hizmetidir; kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları kamu tüzel kişiliğine ve idari özerkliğe sahiptir; üyeleri mesleki faaliyetlerini özel hukuk hükümlerine göre yerine getirmelerine rağmen, meslek kuruluşları faaliyetlerinde kamu hukuku hükümlerine tabidir; özel kesimde kendi adına belli meslekleri icra etmek isteyenler, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarına üye olmak zorundadır; kanunla kurulurlar ve kuruluş amaçları dışında faaliyette bulunamazlar; meslek kuruluşlarının organları kendi üyeleri tarafından seçimle göreve gelirler, seçimle göreve geldikleri için organlık sıfatlarının kaybı yargı kararı ile olur; Devletin idari ve mali denetimi altındadırlar ve kanunla tanınan ölçüde mali özerkliğe sahiptirler. (Bahtiyar AKYILMAZ ve diğerleri, Türk İdare Hukuku, syf. 320, 321.)
Ülkemizde faaliyetlerini sürdürmekte olan kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları; 18.05.2004 tarihli ve 5174 sayılı Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği İle Odalar ve Borsalar Kanunu ile Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği, 07.06.2005 tarihli ve 5362 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar Meslek Kuruluşları Kanunu ile Türkiye Esnaf ve Sanatkârları Konfederasyonu, 15.05.1957 tarihli ve 6964 sayılı Ziraat Odaları ve Ziraat Odaları Birliği Kanunu ile Türkiye Ziraat Odaları Birliği, 27.01.1954 tarihli ve 6235 sayılı Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Kanunu ile Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği, 23.01.1953 tarihli ve 6023 sayılı Türk Tabipleri Birliği Kanunu ile Türk Tabipleri Birliği, 07.06.1985 tarihli ve 3224 sayılı Türk Diş Hekimleri Birliği Kanunu ile Türk Diş Hekimleri Birliği, 09.03.1954 tarihli ve 6343 sayılı Veteriner Hekimliği Mesleğinin İcrasına, Türk Veteriner Hekimleri Birliği ile Odalarının Teşekkül Tarzına ve Göreceği İşlere Dair Kanun ile Türk Veteriner Hekimleri Birliği, 25.01.1956 tarihli ve 6643 sayılı Türk Eczacıları Birliği Kanunu ile Türk Eczacıları Birliği, 19.03.1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu ile Türkiye Barolar Birliği, 01.06.1989 tarihli ve 3568 sayılı Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu ile Türkiye Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler ve Yeminli Mali Müşavirler Odaları Birliği, 18.01.1972 tarihli ve 1512 sayılı Noterlik Kanunu ile Türkiye Noterler Birliği, 19.10.2005 tarihli ve 5411 sayılı Bankacılık Kanunu ile Türkiye Bankalar Birliği, 19.10.2005 tarihli ve 5411 sayılı Bankacılık Kanunu ile Türkiye Katılım Bankaları Birliği, 06.12.2012 tarihli ve 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu ile Türkiye Sermaye Piyasaları Birliği, 03.06.2007 tarihli ve 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu ile Türkiye Sigorta ve Reasürans ve Emeklilik Şirketleri Birliği, 14.09.1972 tarihli ve 1618 sayılı Seyahat Acentaları ve Seyahat Acentaları Birliği Kanunu ile Türkiye Seyahat Acentaları Birliği, 06.12.2012 tarihli ve 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu ile Türkiye Değerleme Uzmanları Birliği ile 31.10.2006 tarihli ve 5553 sayılı Tohumculuk Kanunu ile Türkiye Tohumcular Birliğidir.
Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının bir kısmının kuruluş kanunlarında, yönetici ve/veya personelinin TCK uygulaması açısından kamu görevlisi gibi cezalandırılacağı (5174 sayılı Kanun ile kurulan Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği, 5362 sayılı Kanun ile kurulan Türkiye Esnaf ve Sanatkârları Konfederasyonu), bir kısmının kuruluş Kanununda ise birliğin paraları ile para hükmündeki evrak, senet ve sair malları aleyhine suç işleyen ve bilanço, zabıtname, rapor ve diğer her çeşit kâğıt ve defterler üzerinde suç mahiyetinde değişiklik yapan veya bunları kasten yok eden organlara dahil üyeler ile personel hakkında Devlet memurları hakkındaki cezaların uygulanacağı (5553 sayılı Kanun ile Türkiye Tohumcular Birliği, 3568 sayılı Kanun ile Türkiye Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler ve Yeminli Mali Müşavirler Odaları Birliği), 1136 sayılı Avukatlık Kanunu ve 1512 sayılı Noterlik Kanunu ile kurulan Barolar Birliği ve Noterler Birliği hakkında ise özel soruşturma ve kovuşturma usulleri öngörülürken, bir kısım kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının kuruluş kanunlarında ise (6235 sayılı Kanun ile kurulan Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği, 6023 sayılı Kanun ile kurulan Türk Tabipleri Birliği, 3224 sayılı Kanun ile kurulan Türk Diş Hekimleri Birliği, 6343 sayılı Kanun ile kurulan Türk Veteriner Hekimleri Birliği ve 6643 sayılı Kanun ile Türk Eczacıları Birliği’nde olduğu gibi) konuya ilişkin düzenleme bulunmamaktadır.
Anayasa’nın 129 uncu maddesinin ikinci fıkrası; “Memurlar ve diğer kamu görevlileri ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve bunların üst kuruluşları mensuplarına savunma hakkı tanınmadıkça disiplin cezası verilemez” hükmünü içermektedir. Hükmün yer aldığı bölümün başlığı “kamu hizmeti görevlileriyle ilgili hükümler” olup, maddeye göre üç tür kamu görevlisi bulunmaktadır. Bunlar memurlar, diğer kamu görevlileri ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve bunların üst kuruluşları mensupları olarak sayılmıştır. Madde metninde de açıkça belirtildiği üzere kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ile bunların üst kuruluşları mensupları, memurlar ve diğer kamu görevlileri dışında üçüncü bir tür kamu görevlisi olarak kabul edilmelidir.
Anayasa Mahkemesine göre; kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının yönetim ve denetim kademelerinde bulunanların da, kuruluşlarının özelliği ve hizmet vermekte oldukları kitlelerin bu kuruluşlara bağımlılığı ve hizmetin kamu hizmeti niteliğinde bulunması dolayısıyla kamu hizmeti görenlerle eş sorumlulukta ve mesuliyette oldukları kuşkusuzdur. (Anayasa Mahkemesi, Esas No:1995/43, Karar No:1995/46, Karar Tarihi:20.09.1995)
5237 sayılı Kanun'un 6/1 c maddesinin kapsamına göre; kamusal faaliyetin yürütülmesine her ne şekilde olursa olsun katılan kişi kamu görevlisidir. Yapılan yeni tanıma göre kişinin kamu görevlisi olarak kabul edilebilmesi için aranacak tek ölçüt gördüğü işin kamusal faaliyet olmasıdır.
Kaynağını anayasadan alan kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının kanunla kurulması, kamu tüzel kişiliğini haiz olması, kamu gücü ayrıcalıklarına sahip olması, devletin gözetim ve denetimi altında olması, organlarını kendi üyeleri arasından seçmesi, zorunlu üyeliğin esas olması, kuruluş amaçları ve bu amaç dışında faaliyet yürütememeleri, üyelerine disiplin cezası verebilme yetkisini haiz olmaları ile özerk ve özel bütçeli olmaları gözetildiğinde kamusal faaliyet yürüttükleri kabul edilmelidir. Bu bağlamda kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının seçimle gelen yönetim ve denetim kurulu üyeleri gibi yöneticileri ile kuruma ait asli görevleri ifa eden personeli kanunlarında bu konuda düzenleme bulunsun veya bulunmasın TCK uygulaması açısından kamu görevlisi sayılmalıdır. Aynı anayasal statüye sahip kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının yasasında bu konuda özel düzenleme bulunanların “kamu görevlisi” olarak kabul edilip yasasında hüküm bulunmayanların ise kamu görevlisi olarak kabul edilmemesi Anayasa’nın eşitlik ilkesine de aykırıdır. Bu sebeple Türkiye Mühendisler ve Mimarlar Odası’na bağlı olarak çalışan sanığın eyleminin zimmet olarak kabulünde bir isabetsizlik bulunmadığı ve bu suçtan kurulan mahkumiyet hükmünün onanması gerektiği kanaatinde olduğumuzdan sanığın kamu görevlisi sıfatı bulunmadığından zimmet suçunun faili olamayacağı yönündeki çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.
... ...
(Muhalif Üye) (Muhalif Üye)
22.02.2023 tarihinde verilen işbu karar 25.04.2023 tarihinde Yargıtay Cumhuriyet savcısı Cengiz Akgül olduğu halde; sanık ... müdafi Av. ...'ın yokluğunda tefhim olundu.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_yargitay
Taranan Tarih: 25.01.2026 17:14:38