Karar Detayı

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

5. Ceza Dairesi

Daire / Kategori

Yargıtay Kararı

Esas No

2021/12977

Karar No

2023/11270

Karar Tarihi

21 Kasım 2023

MAHKEMESİ: Ceza Dairesi

SAYISI: 2020/141 Esas, 2020/510 Karar

SUÇ: Tefecilik

HÜKÜMLER: A) Konya 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 10.10.2019 tarihli ve 2018/420 Esas, 2019/847 sayılı Kararı ile; atılı suçtan mahkumiyet,

B) Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesinin 11.03.2020 tarihli ve 2020/141 Esas, 2020/510 sayılı Kararı ile; İlk Derece Mahkemesince verilen hükmün kaldırılarak atılı suçtan mahkumiyet.

TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ: Düşürülme

Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesinin, 11.03.2020 tarihli ve 2020/141 Esas, 2020/510 sayılı Kararının sanık müdafii ve katılan ... Başkanlığı vekili tarafından temyizi üzerine yapılan ön inceleme neticesinde gereği düşünüldü:

Konya 7. Asliye Ceza Mahkemesinin, 10.10.2019 tarihli, 2018/420 Esas ve 2019/847 sayılı Kararı ile sanık hakkında tefecilik suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 241 inci maddesinin birinci fıkrası, 62 nci ve 51 inci maddeleri uyarınca erteli 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve aynı Kanun'un 53 üncü maddesinin birinci, ikinci ve üçüncü fıkraları uyarınca hak yoksunlukları uygulanmasına ilişkin hükme konu cezanın türü ve miktarı ile istinaf incelemesi üzerine Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesi tarafından kaldırılarak sanık hakkında atılı suçtan 5237 sayılı Kanun'un 241 inci maddesinin birinci fıkrası, 62 nci ve 51 inci maddeleri uyarınca erteli 1 yıl 8 ay hapis ve 80 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve aynı Kanun'un 53 üncü maddesinin birinci, ikinci ve üçüncü fıkraları uyarınca hak yoksunlukları uygulanmasına karar verilmiş olup bu karara yönelik temyizlerin niteliği karşısında;

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 17.05.2023 tarihli ve 2022/7 481 Esas, 2023 283 sayılı Kararında; "CMK'nın 286/2 b maddesindeki “b) İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezalarını artırmayan bölge adliye mahkemesi kararları... temyiz edilemez“ şeklindeki düzenleme ile hapis cezasının artırılması durumunda hükmün temyiz edilebileceği belirtilmektedir. Aynı Kanun, madde ve fıkranın (e) bendinde yer alan “e) Adlî para cezasını gerektiren suçlarda ilk derece mahkemelerinden verilen hükümlere ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararları... temyiz edilemez” biçimindeki düzenleme, (b) bendi ile birlikte değerlendirildiğinde ise kanun koyucunun adli para cezasının miktarının artırılmasına, hükmün tabi olacağı kanun yolunun belirlenmesi noktasında bir değer atfetmediği ve bunun hükme temyiz yeteneği kazandırmayacağı sonucuna ulaşılmaktadır" şeklinde yer alan kabul dikkate alındığında, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendindeki düzenleme ile incelemeye konu suçun, aynı Kanun’un 286 ncı maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında da bulunmadığı gözetildiğinde kararın temyiz kabiliyetinin bulunmadığı anlaşıldığından, sanık müdafiinin ve katılan ... Başkanlığı vekilinin temyiz istemlerinin 5271 sayılı Kanun’un 298 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy çokluğuyla REDDİNE,

Dava dosyasının, Konya 7. Asliye Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,

21.11.2023 tarihinde karar verildi.

KARŞI OY

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6 ncı maddesinde hüküm altına alınan "Adil yargılanma hakkı" hukukun üstünlüğü ile adalete erişimi koruyan ve kişilerin ceza muhakemesinin ilk aşaması olan soruşturmanın başından itibaren açık ve adil bir şekilde yargılanmalarını teminat altına alan mutlak bir hak olup kişilerin hukuk devleti kuralları içinde makul sürede yargılanmasını öngörür. Adil yargılanma hakkı hukuk devleti ilkesinin bir gereği olup bireyler için bir hak, devlet için ise bir görevdir. Adil yargılanma hakkının amacı, yargılamanın doğru, hakkaniyete uygun ve adil bir biçimde yerine getirilmesini sağlamaktır.

Adil yargılama, ceza muhakemesi hukukunda, sanığa ve mağdura tanınan hakların tümü ve insan hakları ihlal edilmeden yapılan yargılama olarak tanımlanmakta olup soruşturma ve kovuşturma evrelerinin tamamında geçerli olan bir hak olarak karşımıza çıkmaktadır. Adil yargılanma hakkının bir uzantısı olan adalete erişim bir hak olarak kabul edilmektedir (Coulon, Jean Marie/Roche, Marie Anne Frison: 'Le Droit D'Accès à la Justice', Sous La Direction de Rémy Cabrillac/Marie Anne Frison Roche ve Thierry Revet, Les Libertés et Droits Fondamentaux, Dalloz, Paris 2001, s. 437 vd.). Adalete erişim konusundaki bir çalışmada, yeni yasa, yeni yargıç ve yeni yargı etiğine dikkat çekilmektedir (Coulon, Jean Marie/Roche, Marie Anne Frison, 2001, s.438, dipnot:1'de, E.Michelet: Nouveau Code, Nouveau Juge, Nouvelle Éthique, in Mélanges R.Perrot, Dalloz, 1996, pp. 277 297.). Adalete erişim bir hak olduğu için, bu hakkın kullanımı yoluyla yasanın yorumu, anlaşılabilirliği ve dolayısıyla yararlanılabilirliği sağlanmakta, içtihatlar bu şekilde oluşmaktadır. Adalete erişim hakkı, yargıya başvurma (dava açma), güvence oluşturan yasa yollarına başvurma ve yargı kararının uygulanmasının sağlanmasını isteme haklarını güvenceye almaktadır (Coulon, Jean Marie/Roche, Marie Anne Frison, 2001, s. 446 449.). Temyiz yasa yolu, erişim hakkının adli yargıda zirveye ulaşmasını sağlamaktadır.

Yargılama makamlarının verdikleri kararlarda bir aykırılık veya yanılma olması durumunda bu hataları giderme yetkisi "kanun yolu" adı verilen denetim ile sadece yargılama makamları tarafından yapılabilir. Kanun yolu, aykırılıkları gidermek ve isabetli karar verilmesini sağlamak bakımından, sanık ve katılan için olduğu kadar toplum için de büyük bir teminat olduğundan, bir insan hakkıdır (Feridun Yenisey ... Nuhoğlu, Ceza Muhakemesi Hukuku, 5. Baskı, Seçkin Yayınevi, Ankara 2017, s. 859, 860.).

Bu anlayışa paralel olarak, 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın (Anayasa) 36 ncı maddesinde, herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu vurgulanmış, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6 ncı maddesinde de yargılamada sanığa tanınması gereken asgari haklar belirtilerek adil yargılanma hakkının kapsamı belirlenmiştir.

Aynı şekilde, 25.03.2016 tarihi itibarıyla iç hukukumuzun bir parçası hâline gelen Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) Ek 7 numaralı Protokolü'nün "Cezai Konularda Temyiz Hakkı" başlıklı 2 nci maddesinin 1 inci fıkrasında; "Mahkeme tarafından ceza gerektiren bir suç nedeniyle mahkûm edilen herkes, mahkûmiyetinin veya hükmolunan cezanın yüksek bir mahkeme tarafından yeniden incelenmesini sağlama hakkına sahiptir. Bu hakkın kullanımı, kullanımın dayanakları dâhil kanunla düzenlenir" hükmüyle ilgili kişinin hakkında kurulan hükmü daha yüksek bir mahkemeye inceletme hakkının bulunduğu belirtilmiştir. Yine Türkiye'nin taraf olduğu Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi'nin 14 üncü maddesinin 5 inci fıkrasında da "Bir suçtan hüküm giyen herkes, mahkumiyet ve cezanın yasalara uygun olarak daha yüksek bir yargı organınca yeniden incelenmesi hakkına sahip olacaktır" biçiminde benzer bir kurala yer verilmiştir.

Anayasa’nın 154 üncü maddesinin birinci fıkrasının ilk cümlesinde 'Yargıtay, adliye mahkemelerince verilen ve kanunun başka bir adli yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme merciidir' kuralına yer verilmiştir.

Bölge adliye mahkemesi ceza dairelerince verilen kararların, 5271 sayılı Kanun'un 286 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendi kapsamında değerlendirilebilmesi için birinci koşul; ilk derece mahkemesinden verilen bir mahkûmiyet hükmünün bulunması ve bu hükmün de beş yıl veya daha az hapis cezalarına ilişkin olmasıdır. İkinci koşul ise; bölge adliye mahkemesi ceza dairesince verilen, ilk derece mahkemelerince hükmolunan beş yıl veya daha az hapis cezalarını artırmayan bir kararın varlığıdır. Birinci koşul yönünden uygulamada tereddüde yol açacak bir durum görülmemekle beraber, ikinci koşul olan bölge adliye mahkemesi ceza dairesince verilen ve hapis cezalarını artırmayan kararın niteliğinin belirlenmesi yönünden, kanun koyucunun düzenlemeyi yapmaktaki amacı, kanunun sistematiği, kıyas ve yorumun mümkün olup olmadığının değerlendirmesi gerekmektedir.

Bir karar veya hükme ilişkin kanun yolunun belirlenmesi sırasında öncelikle kanunun sistematiği ve normları dikkate alınacak, bu belirleme yapılırken kıyas ve yorum yoluna başvurulabilecektir. Ceza muhakemesinde kıyas ve her türlü yorum mümkün olmakla birlikte, temel hak ve özgürlükleri daraltan normlar ile istisnai normlarda kıyas yasağı mevcuttur. Kanun koyucunun düzenlediğinin aksine sonuçlara ulaşmaya izin verecek şekilde, kıyas veya yorum yoluyla temel hak ve özgürlüklere ilişkin normları daraltıcı, istisnai normları genişletici şekilde hareket etmek mümkün değildir. 5271 sayılı Kanun'un 286 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendinin hem uluslararası sözleşmeler ve Anayasa'nın 36 ncı maddesinde düzenlenen hak arama özgürlüğüne ilişkin temel hak ve özgürlükler kapsamında kalması hem de istisnai bir norm olma özelliği taşıması karşısında, bir bölge adliye mahkemesi kararının bu bent kapsamında kalıp kalmadığına ilişkin yorum yapılırken, hak arama özgürlüğünü daraltıcı nitelikte kıyas yapılamayacağı gibi bu düzenlemenin istisnai nitelikte olması nedeniyle kapsamını genişletici şekilde yorum da yapılamayacağı gözetilmelidir (Ceza Genel Kurulu 18/01/2023, 2019/18 444 E, 2023/18 K., Ceza Genel Kurulu, 17/06/2021, 2020/20 21 E, 2021/285K).

Bu bağlamda; 5271 sayılı Kanun'un 286 ncı maddesinin ikinci fıkrasında temyiz edilemeyecek kararları açıkça ve ayrı ayrı sayan kanun koyucunun amacının, bu sayılanlar dışında kalan kararların temyiz kanun yoluna tabi olacaklarını, diğer bir anlatımla sınırlayıcı hükümler kapsamında yer almayan karar ve hükümlerin temyize tabi olduklarını düzenlediğini kabul etmek, kanun koyucunun amacına ve kanunun sistematiğine uygundur (Ceza Genel Kurulu 18/01/2023, 2019/18 444 E, 2023/18 K.).

Anayasa'nın 13 üncü maddesi uyarınca temel hak ve hürriyetlerin kanunla sınırlanmaları mümkün ise de kanunlarla getirilen düzenlemelerin bir temel hak ve özgürlük olan mahkemeye erişim hakkını daraltıcı şekilde yorumlanamayacağı, kanuni düzenlemeler yorumlanırken Anayasa ve uluslararası sözleşmeler gibi üst normların da gözetilmesi gerektiği gözden kaçırılmamalıdır. Aksinin kabulü, Anayasa'mızın temel hak ve hürriyetler arasında yer verdiği "Hak arama hürriyeti" başlıklı 36 ncı maddesinde güvence altına alınan mahkemeye erişim hakkı ile AİHS'nin 6 ncı maddesinde yer bulan adil yargılanma hakkının ihlaline yol açabilecektir (Ceza Genel Kurulu 08/11/2022, 2022/11 436, 2022/705).

Ceza Genel Kurulunun 08.06.2010 tarihli ve 2010/3 118 E, 2010/139 K; 25.05.2010 tarihli ve 2010/6 90 E, 2010/126 K; 15.07.2008 tarihli ve 2008/3 173 E, 2008/190 K; aynı tarihli ve 2008/3 174 E, 2008/191 K. sayılı içtihatlarında vurgulandığı üzere; "Bir suç nedeniyle verilen karar içerisinde yer alan cezalardan her biri ayrı bir hükmü oluşturmayıp, bu cezaların tamamı tek bir hükmü meydana getirmektedir. Bu nedenle de; çeşitli nedenlerle hükmün içerisinde birden fazla “cezanın” bulunduğu hallerde, temyiz sınırının belirlenmesi açısından cezaların her birinin miktarına değil, toplam ceza miktarına bakılması gerekir. Buna karşılık, aynı kararın içerisinde birden çok hükmün bulunması halinde, temyiz sınırı her hüküm için diğerinden bağımsız olarak ayrı ayrı değerlendirilmelidir.

Diğer taraftan; “temyiz yasa yoluna başvurma” kişiye tanınmış bir hak olduğuna göre, bu hakkın daraltılması yorum yoluyla değil, ancak açık bir yasal bir düzenleme ile sağlanabilir."

5271 sayılı Kanun'un 286 ncı maddesinin ikinci fıkrasında temyiz edilemeyecek kararları açıkça ve ayrı ayrı sayan kanun koyucunun amacının, bu sayılanlar dışında kalan kararların temyiz kanun yoluna tabi olacaklarını kabul etmesi, anılan düzenlemenin somut ya da soyut cezaya göre yaptığı kesinlik sınırlarının her bir bent için ayrı değerlendirilmesinin zorunlu olduğu gözetildiğinde ve bir fiile bağlı olarak hem hapis hem adli para cezası öngörüldüğü takdirde hükmün bütün olarak kabul edilmesinin süregelen ve istikrar kazanan uygulamada kabul edilmesi karşısında hapis cezasının yanında hükmedilmesi gereken adli para cezasına eksik hükmedilmesi ya da hükmedilmemesi nedeniyle Bölge Adliye Mahkemesinde adli para cezasına hükmedilmesi ya da artırılması halinde sanığın koşullarının ağırlaştığı hapis cezasının adli para cezasına bağlı olarak arttığının kabulünde zorunluluk bulunduğu, aksine bir yorumun erteli hapis cezasının istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince erteleme hükümlerinin kaldırıldığı ancak cezanın artırılmadığı kararların da kanunun amacına aykırı olacak şekilde temyizi kabil olmadığını kabul etmek sonucunu doğuracağı gözetilmelidir.

Nitekim Ceza Genel Kurulunun, 17.06.2021 tarihli ve 2020/20 21, 2021/285 sayılı Kararında da; aleyhe değiştirmeme yasağı gözetilerek aleyhe istinaf bulunmaması nedeniyle Bölge Adliye Mahkemesince 5271 sayılı Kanun'un 283 üncü maddesi uyarınca verilen cezanın, eylemin asıl cezası olmayıp infaz edilmesi gereken cezayı ifade ettiği, temyiz incelemesine konu edilmesi gereken cezanın da, sanıkların sabit olan suçları için tespit edilen, Yerel Mahkemece verilen hapis cezasını artıran ve asıl ceza olan hapis cezasına göre belirlenmesi gerektiği kabul edilmiştir.

Yukarıda açıklandığı üzere “temyiz yasa yoluna başvurma” kişiye tanınmış bir hak olduğuna göre, bu hakkın daraltılması yorum yoluyla değil, ancak açık yasal bir düzenleme ile sağlanabileceğinden, Anayasa'mızın temel hak ve hürriyetler arasında yer verdiği "Hak arama hürriyeti" başlıklı 36 ncı maddesinde güvence altına alınan mahkemeye erişim hakkı ile AİHS'nin 6 ncı maddesinde yer bulan adil yargılanma hakkının ihlaline yol açabilecek surette yorum yoluyla kanunun amacına da aykırı olacak şekilde, Bölge Adliye Mahkemesince hapis cezası ile birlikte hükmedilmesi gereken adli para cezasının miktarının artırılmasının, hükmün tabi olacağı kanun yolunun belirlenmesi noktasında esas alınmayacağını kabul eden çoğunluk görüşüne iştirak edilmemiştir.

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla

Anahtar Kelimeler

kararıtarihli10.10.2019reddinemahkumiyetasliyetefecilikesassuçtantevdiine7.karşı2019/847mahkemesinin2018/420ile;sayılıatılıvea)cezakonya

Kaynak: karar_yargitay

Taranan Tarih: 25.01.2026 15:59:17

Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim