Karar Detayı
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
4. Hukuk Dairesi
Yargıtay Kararı
2023/387
2023/9366
18 Eylül 2023
MAHKEMESİ: Konya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi
SAYISI: 2022/2012 E.2022/2230 K.
HÜKÜM/KARAR: Esastan red
İLK DERECE MAHKEMESİ: Bolvadin Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI: 2021/717 Esas, 2021/473 Karar
Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar vekili, müvekkili ... ile dedesi müteveffanın 10.08.2015 tarihinde meskun mahalde seyir halinde iken dava dışı sürücü ... ...'ın tali yoldan kontrolsüz, aşırı hızlı bir şekilde çıktığı kazada tam ve asli kusurlu olduğunu, kaza sonucu müvekkillerinin ölümcül şekilde yaralanmasına, müteveffanın da ölümüne sebep olduğunu, Bolvadin Ağır Ceza Mahkemesinin 2015/120 E. 2016/38 K. sayılı kararı ile hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, müvekkil Kadriye'nin eşi, müvekkilleri ..., ... ve ...'nın babası, müvekkili ...'ün dedesi olan 1951 doğumlu ...'nın, bu trafik kazasında ölümcül şekilde yaralandığını, iki ay gibi bir süre yoğun bakımda kaldıktan sonra, kaza sonucu künt kafa, genel vücut travmasına bağlı beyin zarları kanaması ve bundan gelişen komplikasyonlar nedeniyle vefat ettiğini, müvekkili davacı ...'nın ise hayati tehlike arz edecek şekilde yaralandığını, kısmi felç geçirdiğini ve uzun süre tedavi gördüğünü, belediyeden uzun yıllar önce emekli olan, emekliliğinden sonra çiftçilik yapan kazaya bağlı vefat eden ...'nın hem emekli maaşı alması, hem de çiftçilik yapması sebebiyle zirai faaliyetleri kapsamında gelirleri bulunduğunu, vefatı ile birlikte geride kalan eşi ve çocukları ile torunu murislerinin desteğinden yoksun kaldıklarını, müvekkillerinin kaza sonrası iki ay yoğun bakımda tedavi gören ... için her gün Bolvadin'den Afyon'a, davacı müvekkiller ... ve ... il dışından Afyon'a ve hastaneye gidip geldiklerini belirterek, fazlaya dair hak ve alacakları saklı kalmak kaydı ile kaza tarihinden itibaren işleyecek faizi ile davacılardan Kadriye için 45.000,00 TL, ... için 30.000,00 TL, ... için 30.000,00 TL, ... için 30.000,00 TL ve ... için 30.000,00 TL toplam 165.000,00 TL manevi tazminat ile araçta meydana gelen hasar bedeli için 2.000,00 TL, cenaze masrafları için 2.000,00 TL, tedavi ve hastane masrafları için 2.000,00 TL, destekten yoksun kalma tazminatı için 2.000,00 TL olmak üzere toplam 8.000,00 TL maddi tazminatın, davalı ... şirketinin sorumluluğu poliçe kapsamı ile sınırlı olmak üzere davalıdan tahsilini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili, davaya müvekkil şirketin bulunduğu yer olan İstanbul Anadolu Mahkemelerinin yetkili olduğunu, davacı tarafın müvekkiline herhangi bir başvuru yapmadan dava açtığını, davanın usulden reddi gerektiğini, müvekkili şirketi aleyhine açılan davanın davacılar ..., ..., ... yönünden reddi gerektiğini, davacıların destekten yoksunluk zararının bulunmadığını, davacılar ..., ... ve ...'nın 18 yaşını doldurmuş yetişkin bireyler olduğunu, yaşları ve medeni durumları itibariyle destekten yoksunluk zararlarının bulunmadığını, kusuru kabul etmediklerini, davacıların kaza sebebiyle elde ettikleri gelir ve tazminatların mahsubunun gerektiğini, kaza tarihinde geçerli poliçe teminatının 290.000,00 TL olduğunu, bu miktarla sorumlu olduklarını, açılan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesi yukarıda tarih ve sayısı belirtilen karar ile 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 97 nci maddesinde yapılan değişiklik ile dava açılmadan önce sigorta şirketine başvurunun zorunlu olduğunun belirtilmesi, zarar görene seçimlik bir hak tanınmamış olması nedeniyle bu hususun dava şartları kapsamında değerlendirilmesi ve yargılama esnasında tamamlanması mümkün olmayan dava şartı niteliğinde olduğu, dava şartına aykırılığın, davacı tarafça; meydana gelen trafik kazası nedeniyle maddi tazminat istemiyle dava açıldığı, müzekkereye sigorta şirketince verilen cevabi yazıda davacının dava açmadan önce sigorta şirketine başvuruda bulunmadığının bildirildiği,davacı vekilince 17.01.2018 tarihli celsede dava açıldıktan sonra başvuruda bulunulduğunun beyan edildiği, her ne kadar yargılamaya devam edilmesine yönelik karar alınmış ise de; sigorta şirketine başvurunun yargılama esnasında tamamlanması mümkün olmayan dava şartı niteliğinde olması nedeniyle davalı ... yönünden davanın tefrik edilerek usulden reddine karar vermek gerektiği gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacılar vekili istinaf dilekçesinde; mahkemece verilen kararın, önceki ara kararıyla ve dosya kapsamıyla çelişen usul ve esas yönlerinden kanuna ve hukuka aykırı olduğunu, mahkemenin kaza tarihini ve kaza tarihi itibarıyla uygulanacak düzenleme hükmünü dikkate almadan, sigorta şirketine başvuruyu davaya konu somut olayda da zorunlu görmesinin, aksi durumun değişikliğin ruhuna ve amacına aykırı düşeceği şeklindeki yorumunun hatalı olduğunu, davacılar vekili sunduğu ek karara ilişkin istinaf başvuru dilekçesinde; mahkemenin Dairenin geri çevirme kararı doğrultusunda harç eksikliği giderilmesini sağlayacak muhtıra yazısı çıkarma usul işleminin yasaya uygun olmadığını, davacı ... adına istinaf başvuru harç ve masraflarının yatırılmış olduğunun Daire tarafından da tespit olunduğu ve diğer dört davacı yönünden harç eksikliği yönünden geri çevirme kararı verilmişken Mahkemenin tüm davacılar yönünden istinaf istemenin yapılmamış sayılmasına karar verilmesinin tefrik ve davanın usulden reddi kararında olduğu gibi açık bir şekilde yasaya aykırı olduğunu belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesi yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; 26.04.2016 tarihli Resmi Gazete' de yayımlanan 6704 Sayılı Yasanın 5. maddesi ile 2918 Sayılı Yasanın 97. maddesinde yapılan değişiklik sonucunda, zarar görenin dava açmadan önce ilgili sigorta kuruluşuna yazılı olarak başvuruda bulunması ve bu başvurudan itibaren en geç 15 gün içinde başvurunun yazılı olarak cevaplanmaması veya cevabın talebi karşılamadığına dair uyuşmazlık olması durumunda zarar görenin dava açabileceği düzenlendiğini, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 114 üncü maddede dava şartları düzenlenmiş olup, 114/2 nci maddede de diğer kanunlarda yer alan dava şartlarına ilişkin hükümlerin saklı olduğunun belirtildiği, somut olayda davacı tarafın, davalı ... şirketine karşı dava açmadan önce davalı tarafa başvuru dava şartını yerine getirmediği, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 97 nci maddesinde yapılan değişiklik ile dava açılmadan önce sigorta şirketine başvurunun zorunlu olduğunun belirtilmesi, zarar görene seçimlik bir hak tanınmamış olması nedeniyle bu hususun HMK'nın 114/2 nci maddesinde belirtilen diğer kanunlarda düzenlenen dava şartları kapsamında değerlendirilmesi ve yargılama esnasında tamamlanması mümkün olmayan dava şartı niteliğinde olduğu, İlk Derece Mahkemesince davadan önce davacının davalı ... şirketine başvurusunun bulunmadığı, bu itibarla açılan davanın davalı ... açısından tefrik edilerek dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmesinin doğru olduğu gerekçesiyle davacılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacılar vekili temyiz dilekçesinde; İlk Derece Mahkemesinin kaza tarihini ve kaza tarihi itibarıyla uygulanacak düzenleme hükmünü dikkate almadan zorunlu görmesinin hatalı olduğunu, aksi durumun değişikliğin ruhuna ve amacına aykırı düşeceğini, yargılama aşamasında dava şartının yerine getirildiğini belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1.Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık; davalı ... tarafından Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası (ZMSS) Poliçesi ile teminat altına alınan aracın karıştığı trafik kazası sonucu ölüm nedeniyle ölenin desteğinden yoksun kalanların açtığı destekten yoksun kalma tazminatı, cenaze masrafları, kazaya karışan aracın hasar bedeli talebine ilişkindir.
- İlgili Hukuk
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 53 üncü maddesi, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 85, 89, 90, 91 inci maddeleri, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları.
- Değerlendirme
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 115 inci maddesi; “(1) Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler.
(2) Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir. Ancak, dava şartı noksanlığının giderilmesi mümkün ise bunun tamamlanması için kesin süre verir. Bu süre içinde dava şartı noksanlığı giderilmemişse davayı dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddeder.
(3) Dava şartı noksanlığı, mahkemece, davanın esasına girilmesinden önce fark edilmemiş, taraflarca ileri sürülmemiş ve fakat hüküm anında bu noksanlık giderilmişse, başlangıçtaki dava şartı noksanlığından ötürü, dava usulden reddedilemez.” düzenlemesini içermektedir.
2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun ‘Doğrudan Doğruya Talep ve Dava Hakkı’ başlıklı 97 nci maddesinde (Değişik: 14/4/2016 6704/5 md.) “Zarar görenin, zorunlu mali sorumluluk sigortasında öngörülen sınırlar içinde dava yoluna gitmeden önce ilgili sigorta kuruluşuna yazılı başvuruda bulunması gerekir. Sigorta kuruluşunun başvuru tarihinden itibaren en geç 15 gün içinde başvuruyu yazılı olarak cevaplamaması veya verilen cevabın talebi karşılamadığına ilişkin uyuşmazlık olması halinde, zarar gören dava açabilir veya 5684 sayılı Kanun çerçevesinde tahkime başvurabilir.” düzenlemesi yer almaktadır.
Somut olayda kaza tarihi 10.08.2015, dava tarihi ise 20.01.2017 olup davacı davalı ... şirketine başvurmadan doğrudan dava açmış, davalı davacıların sigorta şirketine başvurmaksızın doğrudan doğruya dava açma hakları olmadığını savunmuştur. Bölge Adliye Mahkemesince davacı tarafın, davalı ... şirketine karşı dava açmadan önce davalı tarafa başvuru dava şartını yerine getirmediği, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 97 nci maddesinde yapılan değişiklik ile dava açılmadan önce sigorta şirketine başvurunun zorunlu olduğunun belirtilmesi, zarar görene seçimlik bir hak tanınmamış olması nedeniyle bu hususun HMK'nın 114/2 nci maddesinde belirtilen diğer kanunlarda düzenlenen dava şartları kapsamında değerlendirilmesi ve yargılama esnasında tamamlanması mümkün olmayan dava şartı niteliğinde olduğu gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesinin davanın reddine dair verilen karara karşı davacıların istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
HMK'nın 114 üncü maddesinde dava şartları gösterilmiş, 115/2 nci maddesindeki “Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir. Ancak, dava şartı noksanlığının giderilmesi mümkün ise bunun tamamlanması için kesin süre verir. Bu süre içinde dava şartı noksanlığı giderilmemişse davayı dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddeder.” şeklindeki düzenleme gereğince, eksik olan bir dava şartı, belirli bir süre verilerek giderilebilecek ise hakim tarafından eksikliğin giderilmesi için kesin süre verilmesi gerekir. Bu süre içinde dava şartı eksikliği tamamlanmaz ise dava, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddedilmelidir. HMK'nın 114 üncü maddesinde gösterilen dava şartı olarak belirlenen birçok hususun tarafça giderilebilecek bir noksanlık olarak görüldüğü madde gerekçesinden de anlaşılmaktadır. Aynı maddenin 2 nci fıkrası "Diğer kanunlarda yer alan dava şartlarına ilişkin hükümlerin saklı olduğu" belirtilmiştir. Dairemiz uygulamalarında sigorta davalarında örneğin dain mürtehinden muvafakat alınması, İİK'nın 277 nci maddesinden kaynaklanan davada "aciz belgesi" gibi dava şartı ibrazı olarak kabul edilen hususlar bu eksiklik varsa dava usulden red edilmemekte bu eksiklik tamamlatılmaktadır. Somut olayda davacı zararın tazmini için davalıya yazılı olarak başvurmadan doğrudan doğruya dava açmış ise de, yargılama devam ederken davacılar tarafından davalıya yazılı başvuru yapıldığı ve davalı tarafından herhangi bir ödemenin yapılmadığı, yargılama aşamasında dava şartının tamamlandığının anlaşılmasına göre işin esası hakkında hüküm tesisi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
VI. KARAR
1.Değerlendirme bölümünde açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
- İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
Peşin alınan temyiz harcının istek hâlinde davacılara iadesine,
18.09.2023 tarihinde Üye ... ve Üye ...'ın karşı oyu ve oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Dava şartları kavramı hukukumuza Hukuk Muhakemeleri Kanunu 114 ve 115. maddeleri ile girmiştir. Dava şartı, bir davanın esası hakkında incelemeye geçilebilmesi ve mahkemenin, davanın esası hakkında yargılama yapabilmesi için varlığı veya yokluğu gerekli olan hallere dava şartları denir. Davanın esası hakkında inceleme yapılabilmesi için varlığı gerekli hallere olumlu dava şartları; yokluğu gerekli hallere ise olumsuz dava şartları denir.
Bazı dava şartları dava açılabilmesi için değil mahkemenin davanın esası hakkında inceleme yapabilmesi için gerekli olan şartlardır. Buna davanın dinlenebilmesi, mesmu olması şartları da denir. (Baki KURU, Medeni Usul Hukuk Ders Kitabı, 23.Baskı.) Bunun yanında bazı dava şartları ise davanın açılabilmesi için gerekli dava şartlarıdır.
HMK 114. maddesi birinci bendinde düzenlenen dava şartları genel dava şartları ikinci bendinde belirtilen bu madde dışında özel kanunlarda düzenlenen dava şartları ise özel dava şartları olarak nitelendirilmektedir.
Açılan davada hâkim öncelikle HMK 114. maddesinde sayılan genel dava şartlarının olup olmadığını ayrıca o dava için özel kanunlarda düzenlenmiş dava şartları varsa bu dava şartlarının da olup olmadığını yargılamanın her aşamasında kendiliğinden inceler. Taraflarda dava şartlarına ilişkin itirazlarını yargılamanın her aşamasında iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağı olmadan ileri sürebilir.
Hakim kendiliğinden yada itiraz üzerine yaptığı incelemede dava şartlarında bir eksiklik tespit ederse, eksikliği tespit edilen dava şartı sonradan tamamlanabilecek dava şartı ise davacıya HMK 115/2 maddesi gereği eksikliğin tamamlanması için uygun kesin bir süre verir. Davacı kesin süre içinde eksikliği tamamlarsa yargılamaya devam edilir. Mahkemece verilen kesin süre içinde dava şartında ki eksiklik tamamlanmaz ise dava HMK 115/2 maddesi gereği davanın usulden reddine karar verilir.
HMK'nun 114/1 de sayılan dava şartlarına baktığımızda Türk mahkemelerinin yargı hakkının bulunması, yargı yolunun caiz olması, mahkemenin görevli olması, yetkinin kesin olduğu hâllerde mahkemenin yetkili bulunması, dava takip yetkisine sahip olunması, davacının dava açmakta hukuki yararının bulunması, aynı davanın, daha önceden açılmış ve hâlen görülmekte olmaması, aynı davanın daha önceden kesin hükme bağlanmamış olması ve tarafların, taraf ve dava ehliyetine sahip olmaları dava şartlarının sonradan tamamlanması mümkün olmayan dava şartlarıdır. Örneğin görevsiz mahkemede açılan dava, kesin yetkinin bulunduğu durumlarda yetkisiz mahkemede açılan dava, davacının o davayı açmada hukuki yararın olmadığı davalar gibi. Bu gibi durumlarda mahkeme kendiliğinden mahkemenin görevli ve yetkili olup olmadığını veya davacının hukuki yararı olup olmadığını inceleyerek yargılamanın her aşamasında görevsizlik veya yetkisizlik nedeniyle veya davacının hukuki yararının bulunmadığı gerekçesine dayalı davanın usulden reddine karar verebilecektir.
HMK 114/1 maddesinde düzenlenen sonradan tamamlanabilen dava şartları ise; kanuni temsilin söz konusu olduğu hâllerde, temsilcinin gerekli niteliğe sahip bulunması, vekil aracılığıyla takip edilen davalarda, vekilin davaya vekâlet ehliyetine sahip olması ve usulüne uygun düzenlenmiş bir vekâletnamesinin bulunması, davacının yatırması gereken gider avansının yatırılmış olması ve teminat gösterilmesi gerekli davalarda mahkemenin belirleyeceği teminatın yatırılmış olmasıdır.
HMK 114/2 maddesi özel kanunlarda ki dava şartı ile ilgili hükümleri saklı tutmuştur. Dava şartları ile ilgili olarak özel kanunlardaki hükümleri saklı tutmasındaki amaç HMK 114. maddesinde düzenlenen genel dava şartlarından ayrı özel kanunlarda ki dava şartlarının kendi usül kurallarına tabi olmasındadındır. Zira usul hükümleri sadece HMK’dan ibaret değildir. Özel kanunlarda da bir çok usul hükümleri bulunmaktadır. Özel kanunlarda ki usul hükümleri ise o kanunun uygulanmasından kaynaklanan uyuşmazlıkları çözmek için zorunlu olarak uyulması gereken özel usul kurallarıdır. Bu özel usul kuralları varken aynı konuda HMK’da yer alan genel usul kuralları uygulanmaz. Karayolları Trafik Kanunu HMK’ya göre özel bir kanun olup KTK 97. maddesi ise özel kanunda düzenlenen özel dava şartı olup kendi usul kuralları kendi içinde düzenlenmiş olup HMK’da ki genel dava şartları ile ilgili hükümlere bağlı bulunmamaktadır.
Türk Medeni Kanunu 1. maddesinde belirtildiği üzere "Kanun, sözüyle ve özüyle değindiği bütün konularda uygulanır." Kanunun yorumunda, kanun metninin anlam ve ruhu özü önemlidir. Bu ruh, kanun kuralının izlediği gayeden çıkarılır. Buna gai ( amaçsal ) yorum ve kanun kuralının amacına göre yorum denir. Bir kanun hükmünün kanuna konuluş amacına aykırı bir sonuç doğuracak şekilde yorumlanması hukuk ilkelerine ve kanunun hem sözü ile hem de özü ile uygulanmasını öngören TMK'nun 1. maddesine uygun düşmez.( Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2004/4 40, K. 2004/113, T. 25.2.2004 Karar) Bu nedenle KTK 97. maddesini lafzı ve maddenin değiştiriliş amacı ile birlikte yorumlanmalıdır.
Öncelikle maddenin ilk hali ile değişiklikten sonraki hali birlikte değerlendirilerek kanun koyucunun değişiklikten ne ... ettiğini yani kanun koyucunun amacını doğru bir şekilde ortaya koymamız gerekir. KTK'nun 97. maddesi 26.04.2016 tarihinde yapılan değişiklikten önce; "Zarar gören, zorunlu mali sorumluluk sigortasında öngörülen sınırlar içinde doğrudan doğruya sigortacıya karşı talepte bulunabileceği gibi dava da açabilir." Hükmünü içermektedir.
26.04.2016 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6704 sayılı kanun 5. maddesi ile 97. maddesi tamamen değiştirilmiştir. Bu yeni düzenlemeye göre ise; "Zarar görenin, zorunlu mali sorumluluk sigortasında öngörülen sınırlar içinde dava yoluna gitmeden önce ilgili sigorta kuruluşuna yazılı başvuruda bulunması gerekir. Sigorta kuruluşunun başvuru tarihinden itibaren en geç 15 gün içinde başvuruyu yazılı olarak cevaplamaması veya verilen cevabın talebi karşılamadığına ilişkin uyuşmazlık olması hâlinde, zarar gören dava açabilir veya 5684 sayılı Kanun çerçevesinde tahkime başvurabilir." Hükmü getirilmiştir.
Kanun koyucu değişiklikte ki amacını Türkiye Büyük Millet Meclisi Alt Komisyon gerekçesinde "Trafik kazalarında zarar görenlerin daha hızlı ve eksiksiz tazminat alabilmesi ve yargı üzerinde oluşan yükün hafifletilebilmesini teminen zarar görenlerin sigorta şirketine başvurmasının ardından, 5684 Sayılı Sigortacılık Kanununun tahkime ilişkin başvuru şekli ve süresinin dikkate alınmasını öngören bir düzenleme Tasarıya yeni çerçeve 6. madde olarak eklenmiştir." Şeklinde ifade ederken, Türkiye Büyük Millet Meclisi Plan ve bütçe komisyonu gerekçesinde ise, "Zorunlu trafik sigortası uyuşmazlıklarının daha hızlı çözülmesi için zarar görenin öncelikli olarak ilgili sigorta kuruluşuna başvurması, sorunun çözülemediği hallerde dava açması ya da sigortacılık mevzuatı uyarınca tahkime başvurmasına imkân sağlayacak şekilde değiştirilmesi suretiyle kabul edilmiştir." Şeklinde ifade edilmiştir.
Her iki komisyonun gerekçesine baktığımızda maddenin önceki halinde zarar görenin doğrudan sigortacıya dava açabilirken değişiklik ile dava açmadan önce sigortacıya yazılı başvuru ve yazılı başvurudan itibaren on beş gün içinde hiç cevap verilmemesi yada verilen cevabın zarar görenin talebini tam olarak karşılamaması ile aralarında uyuşmazlık çıkması şartının getirilmesindeki kanun koyucunun amacının; zorunlu trafik sigortası uyuşmazlıklarının daha hızlı çözülmesi ile birlikte zarar görenin hızlı ve eksiksiz tazminat almasını sağlamak ayrıca yargı üzerinde ki yükün hafifletilmesini sağlamaktır.
Gerçekten de her yıl milyonlarca trafik kazası olmakta ve bu kazalar sonucu bedensel zarara uğrayanlar ya da desteğini kaybedenler ile aracında hasar oluşanlar zorunlu mali sorumluluk sigortasına binlerce dava açılmaktadır. İlk derece yargılamasında kusur tespiti, iş gücü kaybı oranlarının tespiti ve tazminat hesabına ilişkin raporların alınması ile yargıdaki iş yükünün fazlalığı ile birlikte yargılama yıllarca sürmektedir. İstinaf başvurusu, temyiz yolunu da düşündüğümüzde zarar görenin zararı ancak yıllar sonra karşılanmaktadır. Trafik kazası sonucu mağdur olan kişi defalarca duruşmalara girip çıkmakta mağduriyeti biraz daha artmaktadır. Kanun koyucu dava açmadan önce zarar görenin sigortacıya yazılı başvurusunu zorunlu hale getirerek sigortacı ile uzlaşı yolunu alternatif uyuşmazlık çözüm yolu olarak benimsemiştir. Zarar gören sigortacıya başvurduğunda sigortacı tarafından on beş gün içinde yapılan incelemede tazminatın hesaplanarak ödeneceğinin bildirilmesi ile taraflar arasında bir uzlaşı ilişkisi başlayacak ve kısa süre içinde tazminat ödendiğinde zarar gören zararı çok kısa bir süre içinde karşılanmış olacaktır.
Kanun koyucu KTK 97. maddesinde ki değişikle mahkemeler nezdinde ki dosya yükünün hafifletilmesi, paydaşların adil sonuca daha hızlı kavuşmaları ve ulaşılan sonuçtan daha çok tatmin olmaları hedefleriyle alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemleri, dünyadaki genel eğilimle uyumlu hale getirilmiştir.
Kanun koyucunun dava yoluna gitmeden taraflar arasında uzlaşı ve uyuşmazlıkları alternatif uyuşmazlık çözüm yolları ile daha kısa, daha ucuz çözme amacını, Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 253. maddesi ile getirilen "Uzlaşma", İş Mahkemeleri Kanunu 3. maddesi ile 25 Ekim 2017 tarihi itibarı ile yürürlüğe giren "Dava Şartı Olarak Arabuluculuk" yine aynı kanunla 4. maddesinde getirilen " Sosyal Güvenlik Kurumuna Başvuru Zorunluluğu", 26.06.2012 tarihinde yayımı ile yürürlüğe giren " Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu" ile tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri iş veya işlemlerden doğan özel hukuk uyuşmazlıklarının çözümlenmesinde getirilen arabuluculuk yolu, Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun'un 68. maddesi ile getirilen değeri dört bin Türk Lirasının altında bulunan uyuşmazlıklarda ilçe tüketici hakem heyetlerine, altı bin Türk Lirasının altında bulunan uyuşmazlıklarda il tüketici hakem heyetlerine, büyükşehir statüsünde bulunan illerde ise dört bin Türk Lirası ile altı bin Türk Lirası arasındaki uyuşmazlıklarda il tüketici hakem heyetlerine başvuru zorunluluğu, 29/12/2018 tarihinde kabul edilen 7155 Sayılı Abonelik Sözleşmesinden Kaynaklanan Para Alacaklarına İlişkin Takibin Başlatılması Usulü Hakkında Kanun 20. maddesi ile 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 5 inci maddesinden sonra gelmek üzere “Dava şartı olarak arabuluculuk" başlığı ile eklenen Türk Ticaret Kanunu'nun 4 üncü maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartında da görmekteyiz.
Arabuluculuğa başvurmanın zorunlu dava şartı olarak düzenlenmesinin hukuk devleti ilkesi ile bağdaşmadığı ve Anayasa'ya aykırı olduğundan bahisle iptal davalarına da konu olmuştur. Nitekim 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun arabuluculuğu dava şart olarak düzenleyen 3'üncü maddesi Anayasa Mahkemesi nezdinde iptal davasına konu olmuş, Anayasa Mahkemesi, arabuluculuk sisteminde tarafların eşit konumda oldukları, uyuşmazlığın daha kısa sürede, daha az masrafla ve her iki tarafın tatmini sağlanarak yargıya taşınmadan çözümlenmesinin tarafların uzun sürebilecek yargılama süreçleri ile yıpranmasını engelleyebileceği gibi mahkemelerin iş yükünü azaltarak yargı teşkilatının daha etkin ve verimli çalışmasına da hizmet edebileceği, arabuluculuk kurumunun, mahkemelerin yerine geçecek bir uyuşmazlık çözüm yolu olarak düzenlenmediği, nitekim arabuluculuğun, yargısal yolların yanında yer alan, yargı yetkisine müdahale etmeden işlerlik kazanan kendine has bir uyuşmazlık çözüm yöntemi olarak düzenlendiği, arabuluculuğa başvuruya ilişkin zorunluluğun yalnızca arabuluculuğa başvuru ile sınırlı olup arabuluculuk sürecinin işleyişi ve sonucu üzerinde taraf iradelerinin egemen olduğu, anlaşmaya varılamaması hâlinde ise uyuşmazlığın çözümü için yargı yoluna başvurulması mümkün olduğu, arabuluculuk bürosuna başvurulması ile zamanaşımının ve hak düşürücü sürelerin durduğu, bundan ötürü arabuluculuğun, zamanaşımı veya hak düşürücü süreler nedeniyle dava hakkının kullanılmasını olumsuz yönde etkilemediğinden bahisle Anayasa'ya aykırı olmadığı kararını vermiş ve davayı reddetmiştir. (Anayasa Mahkemesinin 11/7/2018 Tarih, 2017/178 Esas ve 2018/82 Karar.)
Nitekim benzer bir düzenleme İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 13. maddesinde bulunmaktadır. Bu maddede "İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde ... tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir." İfadesi ile idarenin bir eylemi nedeniyle idare mahkemesine tam yargı davası açılmadan önce idareye başvurulması ve idarenin başvuruyu reddetmesi yada 60 gün içinde cevap vermemesi halinde dava açabileceği belirtilmiştir. Uygulamada Danıştay kararları ile idareye başvurulmadan idarenin bir eylemi nedeniyle idare mahkemesine tam yargı davası açılmış ise idare mahkemesi dava açılmadan önce idareye başvuru yapılmadığı gerekçesi ile davanın esasını kapatarak dava dilekçesini ilgili idareye göndermektedir. İdare ilgilinin isteğini kabul etmemesi durumunda ilgili yeni bir dava dilekçesi ve yeniden harç ödeyerek tam yargı davasını açabilmektedir.
İdarenin bir eylemi nedeniyle zarar gördüğünü iddia eden kişi idareye belirtilen sürelerde başvurmadan idare mahkemesine dava açmış idare mahkemesi başvuru şartını gözden kaçırmış ise Danıştay "dava açılmadan önce ilgili idareye başvurunun yapılmamış olması nedeniyle dava dilekçesinin idareye gönderilmesi şeklinde karar verilmesi gerektiği" gerekçesi ile kararı bozmaktadır.
"2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 13. maddesinde, idari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren 1 yıl ve her halde ... tarihinden itibaren 5 yıl içinde idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gerektiği; bu isteklerinin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren dava süresi içinde dava açılabileceği kuralı yer alıp, anılan maddede, idari eylemler nedeniyle uğranılan zararın tazmini için idareye başvuruda bulunulmasının, dava ön şartı olarak öngörülmesi...." (Danıştay 15. Dairesi 18.09.2018 Tarih 2014/2482 Esas, 2018/6246)
Bu karar Danıştay'ın tüm dairelerince benimsendiği görülmektedir. Bu uygulamadan da anlaşıldığı üzere Danıştay İYUK 13. maddesinde belirtilen dava şartını dava açmadan önce gerçekleşmesi gereken bir ön dava şartı olarak kabul etmiştir.
Diğer taraftan maddenin sözüne (lafzına) baktığımızda, "..dava yoluna gitmeden önce ilgili sigorta kuruluşuna yazılı başvuruda bulunması gerekir." İfadesi ile açıkça zarar görenin sigortacıya karşı dava açmadan önce sigortacıya yazılı başvurusunun zorunlu hale getirildiği görülmektedir. Keza maddenin devamında "Sigorta kuruluşunun başvuru tarihinden itibaren en geç 15 gün içinde başvuruyu yazılı olarak cevaplamaması veya verilen cevabın talebi karşılamadığına ilişkin uyuşmazlık olması hâlinde, zarar gören dava açabilir." İfadesinden de yazılı başvuruya 15 gün içinde hiç cevap verilmemiş olması veya cevap verilmiş olmakla birlikte zarar görenin taleplerini verilen cevap karşılamaması gerektiği de bir yazılı başvuru ile birlikte bir dava şartı olarak düzenlendiğini görmekteyiz. Bu şartlar gerçekleştiğinde sigortacı ile zarar gören arasında uyuşma yerine uyuşmazlık çıkmış olacak ve uyuşmazlığın giderilmesi için zarar gören mahkemeye başvurabilecektir.
KTK'nun 97. maddesinde düzenlenen dava şartını dava açıldıktan sonra tamamlanabilir dava şartı olarak yorumladığımızda kanun koyucunun değişiklikteki amacını izah etmek mümkün olamayacaktır. Kanun koyucunun amacı bir şekilde sigortacıya yazılı başvuru olsaydı böyle bir değişikliğe gerek yoktu. Zira dava açılması ile birlikte zarar görenin talebini içeren dava dilekçesi sigortacıya mahkeme eliyle zaten tebliğ edilmektedir. Dava dilekçesi ile zarar görenin tüm talepleri yazılı olarak sigortacıya ulaşmışken ve sigortacının cevap verebilmesi için iki haftalık süresi varken tekrar bir yazılı başvuru yaparak on beş gün sigortacıdan ayrı bir cevap beklemenin hiçbir mantığı bulunmamaktadır. Kanun koyucunun abesle iştigal etmeyeceği düşünüldüğünde yazılı başvuru ve uyuşmazlık çıkması şartının getirilme amacının, dava açmadan önce sigortacıya yazılı başvuru yapılması ile birlikte zarar gören ile sigortacının uzlaşmasının yolunu açarak zarar görenin daha kısa sürede zararının karşılanmasını sağlamak olduğu açıktır.
Karayolları Trafik Kanun’un 97. maddesinin birinci cümlesinde ki “Zarar görenin, zorunlu mali sorumluluk sigortasında öngörülen sınırlar içinde dava yoluna gitmeden önce ilgili sigorta kuruluşuna yazılı başvuruda bulunması gerekir.” İbaresinin Anayasaya aykırı olduğu gerekçe ile iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulmuş Anayasa Mahkemesi 17.7.2020 Tarih, Esas 2019/40, Karar 2020/40Sayılı Kararı ile bu maddeye ilişkin itirazı reddetmiştir. Anayasa Mahkemesinin ret gerekçesi KTK 97. maddesinde düzenlenen dava şartının dava açıldıktan sonra tamamlanabilen dava şartı mı yoksa dava açılmadan önce gerçekleşmesi gereken bir dava şartımı olduğu tartışmalarına yol gösterecek niteliktedir.
Anayasa Mahkemesi, KTK 97. maddesinin birinci cümlesinde ki iptal istemli itiraza karşı ret kararı gerekçesi son derece değerli tespitleri içermektedir. Anayasa Mahkemesi’nin ret karar gerekçe ve yorumları hüküm kısmı gibi bağlayıcı olmasa da güçlü bir yol gösterici olduğu gerek doktrin gerekse Yargıtay’ca da kabul edilmiştir.
Anayasa Mahkemesi, KTK 97. maddesi ile konulan kuralın amacını; zorunlu mali sorumluluk sigortasında öngörülen sınırlar içinde dava yoluna gitmeden önce ilgili sigorta kuruluşuna yazılı başvuruda bulunulması dava şartının öngörülmesiyle taraflar arasındaki uyuşmazlığın yargıya taşınmadan çözülmesini sağlamak suretiyle hem talepte bulunanın tazminat alacağına bir an önce kavuşmasının hem de yargının iş yükünün azaltılması olarak ifade etmiştir.
Anayasa Mahkemesi, öngörülen dava şartına uyulmamasının getireceği sorunları ise şöyle sıralamıştır. Her uyuşmazlığın çözümünün mahkemelerden beklenmesi mahkemelerin iş yükünün artmasına ve davaların makul sürelerde bitirilememesine yol açabildiği gibi bu durum tarafların menfaatlerine de aykırı olabilmektedir. Ayrıca öngörülen dava şartına uyulması ile yargının iş yükünün azaltılması, adalete erişimin kolaylaştırılması ve usul ekonomisi gibi çeşitli nedenlerle yargıya ilişkin anayasal kuralların etkililiğinin sağlayacağı tespiti yapılmıştır.
Anayasa Mahkemesi, dava yoluna başvurulmadan önce ilgili sigorta şirketine yazılı başvuruda bulunulmuş olmasının özel nitelikte dava şartı olduğunu ve dava açılmadan önce yazılı başvuruda bulunulmuş olmasını, açılacak davada mahkemenin uyuşmazlığın esası hakkında inceleme yapabilmesi için zorunlu olduğunu, bu zorunluluğun yerine getirilmemesi hâlinde davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmesi gerektiği şeklinde yorumlamıştır.
Her davada olduğu gibi zarar görenin sigortacıya karşı açacağı tazminat davasında da zarar görenin bu davayı açmakta hukuki yararının bulunması gerekir. KTK 97. maddesine göre, zarar görenin sigortacıya taleplerini içerir yazılı başvurusunu yapması ve bu başvurudan itibaren on beş gün içinde sigortacının hiç cevap vermemesi yada verdiği cevabın zarar görenin talebini karşılamaması nedeniyle aralarında uyuşmazlık çıkması ile zarar görenin sigortacıya karşı dava açmakta hukuki yararı oluşmaktadır. Zira, sigortacıya geçerli bir başvuru yapılmadan talep edilen şeyin sigortacı tarafından sağlanıp sağlanmayacağı henüz belli değildir. Başka bir ifadeyle, sigortacıya yapılmış bir başvuru olmadan veya yapılan başvuruya ilişkin cevap süreleri geçmeden sigortacının yapılan talepleri reddettiğinden ve uyuşmazlığın ortaya çıktığından bahsedilemeyecektir. Ortada henüz kesin bir uyuşmazlık bulunmazken ve hak sahipleri haklarını sigortacıdan yargı yoluna gitmeden elde edebileceklerken doğrudan yargı yoluna başvurmakta herhangi bir hukukî yararın bulunmadığı söylenebilir.
Sonuç olarak; Yukarıda izah ettiğimiz gerekçelerle mahkemece; sigortacıya yazılı başvuru yapılmaması nedeniyle KTK 97. maddesindeki dava şartı yerine getirilmediğinden davanın usulden reddi kararının ONANMASI gerekirken, Sayın Çoğunluğun; KTK 97. maddede düzenlenen dava şartı dava açılmadan yerine getirilmesi gereken davanın yürütülmesi değil dava açılması için gerekli dava şartı olduğu, Hukuk Muhakemeleri Kanunu 114. maddesinde düzenlenen genel dava şartları kapsamında değerlendirerek HMK 115/2 maddesi hükmüne dayanarak, zarar görenin sigortacıya salt yazılı başvuru hususu belirli bir süre verilerek tamamlanabilecek dava şartı kabul edilerek, davacı zarar görene sigortacıya yazılı müracaat etmeleri için kesin süre verilerek bu süre içinde yazılı başvurunun yapılması durumunda yargılamaya devam edilmesi, kesin süre içinde yazılı başvuru yapılmaması durumunda HMK 115/2 maddesi gereği davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiği yönündeki bozma kararına katılmamaktayız.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_yargitay
Taranan Tarih: 25.01.2026 16:34:44