Karar Detayı
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
4. Hukuk Dairesi
Yargıtay Kararı
2023/2146
2023/7239
30 Mayıs 2023
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: ... Bölge Adliye Mahkemesi 40. Hukuk Dairesi
SAYISI: 2021/793 E., 2021/1091 K.
DAVALILAR: 1 ... vekili ... ...
ASLİ MÜDAHİL: ... vekili ... ...
DAVA TARİHİ: 22.09.2014
HÜKÜM/KARAR: Bozma/Direnme
Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen tasarrufun iptali davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesince bozma kararına karşı direnme kararı verilmiştir. HGK'nın 21.12.2022 tarih 2022/(17) 4 58 Esas 2022/1818 Karar sayılı ilamı ile mahkemenin direnme kararı onanmış, davacı vekilinin Özel dairece şeklen incelenmeyen temyiz itirazları ile direnmenin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının incelenmesi için dosya Dairemize gönderilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili, davalılar ..., ... Yayıncılık A.Ş., ... Basın Servisleri ve Tic. A.Ş. hakkında ... 2. İcra Müdürlüğünün 2007/9021 ve 2007/9022 sayılı dosyalarından kambiyo senetlerine mahsus takip yolu ile icra takibinde bulunulduğunu, takiplerin semeresiz kaldığını, davalı ...'in birçok ... kuruluşunun sahibi iken, hakim hissedarı bulunduğu ... A.Ş. ve TMSF tarafından mallarına el konulmasından sonra, davalı ...'in kendi şirketleri üzerinden olaya müdahil olan TMSF ile imzalamış olduğu 03.05.2005 tarihli protokol çerçevesinde 443.000.000 USD bedel üzerinden yıllara yayılan taksitler halindeki ödeme planı ile ...'e ait tüm ticari işletme ve mal varlığını iktisap ettiğini, ... ile ... arasında 12.....2012 ve 08.08.2002 tarihli 2 adet gizli sözleşmenin mevcut olduğunu, davalı ...'in gizli sözleşmeleri TMSF'ye ihbar etmesi üzerine, Fon tarafından alınan 30.03.2007 tarihli 2007/138 sayılı kararla ... Grubuna dahil tüm şirketlerle, ...'in ... Grubuna dahil tüm şirketlere el konulduğunu, 12.....2002 tarihli ve 08.08.2002 tarihli sözleşmelerin ortaya çıkması kapsamında, davalılar ..., ... Yayıncılık A.Ş., ... Basın Servisleri ve Tic A.Ş.'nin hacizlerden korunarak alacaklılarına zarar vermek ve mal varlıklarını kaçırmak kastıyla, davalı ... ile hileli işlemlere giriştiğini ve böylece davalı ...'in diğer davalılara ait tüm ticari işletmeleri ve malvarlıkları üzerine geçirdiğinin ... olduğunu, davalılar arasındaki bu tasarruf işleminin iptalini talep etmiştir.
II. CEVAP
-
Davalılar ... Yayıncılık A.Ş. ve ... Basın Serv. ve Tic. A.Ş. vekilleri cevap dilekçelerinde, İİK 284. maddesindeki 5 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiğini, davacının, ... ve ... arasında vuku bulan iki adet sözleşmeye dayanak muvazaalı tasarrufun iptalini talep ettiğini, oysa davalı şirketlerin sözleşmelerde taraf olmadığından davanın pasif husumet ehliyeti bulunmayan davalı firmalar yönünden reddi gerektiği gibi, davacının dava açmakta hukuki yararı olmadığını, ...'in TMSF'ye olan borcu nedeniyle mallarının TMSF'nin yönetim ve denetimine geçtiğini, daha sonra alınan ticari ve iktisadi bütünlük kararı ile de, bu firmaların TMSF tarafından satışa çıkarıldığını, bu işlem ile davada varılmak istenen hedefin zaten gerçekleşmiş olduğunu, dolayısıyla bu işlem sebebiyle davanın konusuz kaldığını beyanla, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
-
Davalı ... vekili cevap dilekçesinde, İİK kapsamında açılabilecek bir tasarrufun iptali davasının şartlarının bulunmadığını, müvekkilinin mal varlığına dahil olup diğer davalılardan edindiği bir hak da olmadığını, bu bakımdan huzurdaki davanın husumet nedeniyle reddi gerektiğini, davalı ... ile ... arasında akdedilen 08.08.2002 tarihli sözleşmeni hiçbir zaman uygulama alanı bulmadığını, davanın TMSF'ye ihbar edilmesini ve haksız davanın reddini talep etmiştir.
-
Feri müdahil TMSF vekili cevap dilekçesinde, davalılardan ... Yayıncılık A.Ş. hakkında ticari ve iktisadi bütünlük kararı alındığını, ayrıca ... Yayıncılık A.Ş. ve yine davalı ... Basın Servisleri Tic. A.Ş. hakkında temettü hariç ortaklık hakları ile bu şirketin yönetim ve denetimlerin devralınmasına karar verildiğini, davacı tarafından davalılardan olan alacağı nedeniyle takibe koyduğu senetlerin, hayatın olağan akışına uygun düşmeyecek bir şekilde uzun vadeli olarak (4 ile 7 yıl) düzenlendiğini, senetler ile ilgili olarak ödeme tarihlerinden itibaren yaklaşık bir yıl sonra ve ... ve ... Grubu şirketlerinin Fon tarafından devralınması akabinde icra takibine geçildiğini, senetlerin lehtarı olan ... Mümessillik İth. İhr. ve Tic. A.Ş.'nin ... A.Ş.'den kaynaklanan borçlarının devam ettiğini ve yapılan takiplere rağmen bahse konu borçların tasfiyesinin halen sağlanamadığını, sonuç olarak ... Mümessillik A.Ş.'nin ... A.Ş.'den kullandığı krediye ilişkin ödeme yükümlülüklerini yerine getirmediği gibi, bu kredi bedelini aktardığı ... Grubu şirketlerinden teminat olarak aldığı senetleri bağlantısı bilinmeyen bir üçüncü şahıs aracılığıyla takibe koyarak Fonun ... Grubundan olan alacaklarının tahsilini teminen değerlendirebileceği mal, hak ve varlıklara yöneltiğini belirtmiştir.
-
Davalı ..., cevap dilekçesi sunmamıştır.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 21.....2017 tarihli ve 2014/325 Esas, 2014/877 Karar sayılı kararıyla; sunulan iki sözleşmede de borçlu konumunda olan davalılar ... Yayıncılık A.Ş., ... ve ... Basın Servisleri ve Ticaret A.Ş.'den diğer davalı ...'e yapılmış herhangi bir tasarruf işleminin bulunmadığı, bu iki belgeden dolayı davacı iddiası gibi dava tarihinden önce yürürlükte bulunan BK’nın 179, 180, ve 110. maddeleri uyarınca davalı ...'in sorumlu olduğu iddiası incelendiğinde ise; söz konusu protokol ve sözleşme başlıklı belgelerde bir mamelekin veya işletmenin devralındığı ya da birleştiğine ilişkin bir düzenleme bulunmadığı, her ne kadar davacı tarafça TMSF tarafından daha önce ...'in yönetiminde olup Fon tarafından el konulan ve davalılar ... Yayıncılık A.Ş. ve ... Basın Servisleri ve Ticaret A.Ş.'nin de içinde bulunduğu bir kısım şirketlerin ... grubundaki şirketlere satışına ilişkin Fon kurulunun aldığı kararın iptaline yönelik alınan karar yönünden ise söz konusu kararlarda devir yapılan şirketlerin ayrı tüzel kişiliklerinin bulunduğu, yine bu şirketleri satın alan şirketlerin de ayrı bir tüzel kişiliklerinin bulunduğu, iptaline karar verilen satış ve devir işlemlerinin davalı ... dışındaki farklı tüzel kişiliği bulunan şirketlere yapıldığı, dolayısıyla ...'in gerçek şahıs olduğu, devir yapılan şirketlerin ve devralan şirketlerin ise ayrı bir tüzel kişiliklerinin bulunduğu, tasarruf işleminin iptaline yönelik bir dava açılacaksa devralan şirketlerin tüzel kişiliğine karşı açılması gerektiği, dolayısıyla davalılar ... Yayıncılık A.Ş., ... ve ... Basın Servisleri ve Ticaret A.Ş. tarafından davalı ...'e şahsen satılmış, devredilmiş, hibe edilmiş, taşınır, taşınmaz, alacak gibi bir mal varlığı bulunmadığı, bu itibarla davalı ...'in İİK'nın 282. maddesindeki davalı sıfatının bulunmadığı gerekçeleriyle davalılardan ... yönünden açılan davanın taraf sıfatı yokluğu nedeniyle reddine, davalılardan ... Yayıncılık A.Ş., ... Basın Servisleri ve Ticaret A.Ş. ve ... hakkında açılan davanın esastan reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve davalı ... Basın Serv.ve Tic. A.Ş. vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 17.10.2019 tarihli ve 2019/1005 Esas, 2019/251 Karar sayılı kararıyla; iddianın esas dayanağı olup davalı ... ile davalı ... arasında imzalanan 12.....2002 ve 08.08.2002 tarihli gizli anlaşmaların içerdikleri hükümlerin bir hakkın devrine ilişkin değil karşılıklı borç vaatleri içeren borçlandırıcı işlem niteliğinde olduğu, sözleşme taraflarının mal varlıklarından herhangi bir değerin diğer tarafın mal varlığına geçmediği, İİK'nın 277 vd. maddelerinde düzenlenen iptale tabi tasarruf kapsamında değerlendirilemeyeceği, yine davacı tarafça dava açıldıktan bir süre sonra TMSF ile davalı ... arasında düzenlenen 29.08.2007 tarihli protokole göre ...'e iadesi kararlaştırılan malvarlıkları ile ilgili tasarrufun iptali talep edilmekte ise de; bu iadenin davacının icra takibinde borçlu olan davalı ... ile veya gizli sözleşme olarak nitelendirilen sözleşmelerle ilişkilendirilmesi olanağının bulunmadığı, bu işlemin tasarrufun ilgili mevzuatı uyarınca TMSF’ce yapıldığı, TMSF'nin 30.03.2007 tarihli kararla el konulmasına ve 29.08.2007 tarihli kararla bir kısmının iadesine karar verilen şirket ve varlıklarla ilgili olarak davalılar ... ve ...'in gizli sözleşme ve protokol hükümleri çerçevesinde tasarrufi işlem yaptıkları yani davalı ...'in alacaklılarını zarara uğratmak amacıyla bu varlıklar üzerinde davalı üçüncü kişi ... lehine işlem yaptığı veya ticari işletmeleri tamamen veya kısmen devrettiği iddiasının ispat edilemediği, diğer yandan davalılar ... ile ... arasındaki sözleşme ve protokol içeriklerinde mevcut bir şirket veya mal varlığının devrinin değil yönetiminde izlenecek esasların belirlenmiş olmasına, anılan kanun hükümleri uyarınca işletmeyi devralan kişinin sorumluluğu için söz konusu mal varlığı değerlerinin devredilmiş olmasının zorunlu bulunmasına, somut olayda davalı borçlular ile davalı üçüncü kişi ... arasında devir işleminin gerçekleştiğinin ispat edilememiş olmasına, gizli sözleşmelerdeki işlemlerin ticari işletme devri olarak kabul edilmesi hâlinde dahi davalı ...'in hakimiyetinde bulunan şirketlere geçirildiği iddia olunabilecek mal varlığı değerlerine TMSF tarafından el konulmasına göre, BK kapsamında ticari işletme devrinin söz konusu olmadığı gibi 08.08.2002 tarihli sözleşmede belirtilen şirketlere TMSF tarafından el konulması üzerine bu sözleşme uyarınca yapılması düşünülen işlemlere ilişkin borç taahhüdü veya projeleri hayata geçirilmediğinden davalı ...'in bu sözleşmenin 5. maddesine göre BK’nın 110. maddesi anlamında yerine getirmek zorunda bulunduğu üçüncü kişinin fiili ve dolayısıyla bu davalının herhangi bir kişisel sorumluluğu da bulunmadığından davacı vekilinin bu hususlara ilişen istinaf itirazlarının yerinde olmadığı, ancak alacağa dayanak gösterilen iki ayrı icra takibinin bulunduğu, ... 2. İcra Müdürlüğünün 2007/9022 E. sayılı dosyasında borçluların ... Yayıncılık A.Ş. ile ..., 2007/9021 E. sayılı dosyasında ise borçlunun ... Basın Servisleri ve Ticaret A.Ş. olduğu, 2007/9022 E. sayılı icra dosyasının borçluları ile borçlularla tasarrufi işlem yaptığı ... sürülen davalı üçüncü kişi ...’in mecburi dava arkadaşı, 2007/9021 E. sayılı dosyada ise borçlu ... Basın Servisleri ve Ticaret A.Ş. ile davalı üçüncü kişi ...’in zorunlu dava arkadaşı konumunda olduğu, mahkemece her bir icra dosyası için ayrı ayrı hüküm kurulması gerekirken her iki icra dosyasının borçlularının tamamı ile davalı üçüncü kişi ...'in zorunlu dava arkadaşı oldukları kabul edilerek hüküm kurulmasının isabetli olmadığı, bu açıklamalar sonucu husumet nedeniyle haklarındaki davanın reddine karar verilen davalılar lehine (ret sebebi aynı olmakla) ... vekâlet ücretine; haklarındaki dava esastan reddedilen ve zorunlu dava arkadaşı olan davalılar lehine de (yine ret sebebi aynı olmakla) ... vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiği anlaşıldığından davacı vekilinin aleyhine hükmedilen vekâlet ücretine ilişkin istinaf itirazları yerinde görüldüğü, davalı ... Basın Servisleri ve Ticaret A.Ş., davalılardan ... ile iptale tabi tasarruf işleminin tarafı oldukları iddiasıyla haklarında açılan davada (2007/9021 E. sayılı icra dosyasında) zorunlu dava arkadaşı olup 2007/9022 E. sayılı icra dosyasının borçluları olan ... Yayıncılık A.Ş. ve ... ile dava arkadaşlıkları bulunmadığından ve her iki icra dosyasında bu davalı yönünden davanın husumetten reddine karar verilmesi gerektiğinden lehine hükmedilecek vekalet ücreti de husumet nedeniyle hükmedilmesi gereken vekâlet ücreti olacağından davalı ... Basın Servisleri ve Ticaret A.Ş. vekilinin vekâlet ücretine yönelik istinaf itirazlarının yerinde olmadığı gerekçesiyle; davalı ... Basın Servisleri ve Ticaret A.Ş. vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 353/1 b/2. maddesi uyarınca düzeltilerek yeniden esas hakkında karar verilmek üzere kaldırılmasına, ... 2. İcra Müdürlüğünün 2007/9021 E. sayılı takip dosyası ile ilgili olarak; davalılar ..., ... Basın Servisleri ve Ticaret A.Ş., ... Yayıncılık A.Ş. ve ... hakkında açılan davanın, davalıların taraf sıfatlarının bulunmaması (husumet) nedeniyle reddine, ... 2. İcra Müdürlüğünün 2007/9022 E. sayılı takip dosyası ile ilgili olarak; davalılar ... Basın Servisleri ve Ticaret A.Ş. ile ... Yayıncılık A.Ş. hakkında açılan davanın, davalıların taraf sıfatlarının bulunmaması (husumet) nedeniyle reddine, davalılar ... ve ... hakkında açılan davanın esastan reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
-
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ile davalılar ... Basın Servisleri ve Ticaret ve ... Yayıncılık A.Ş temyiz isteminde bulunmuştur.
-
Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesinin 16.02.2021 tarihli ve 2020/333 E.20221/K sayılı kararı ile; "…Dava, dava dilekçesindeki açıklamalara göre İİK.'nın 277 ve devamı maddelerine dayanılarak açılmış tasarrufun iptali istemine ilişkindir.
1 Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere göre davacı vekili ile davalı ... Basın Serv. ve Tic. A.Ş. vekili ve ... Yayıncılık A.Ş. vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki diğer temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2 Davacı vekili dava dilekçesinde, İİK'nın 277 ve devamı maddeleri gereği tasarrufun iptali ile BK'nın 179 180 ve yine BK'nın 110. maddesi gereğince üçüncü kişinin davacının alacağından sorumlu olması gerektiği yönünde istemde bulunmuştur. Talepler arasında terdit söz konusu yapılmamış, tümü eş değer olarak kümülatif olarak istenilmiştir. Talep sonuçları ve hukuki sebepleri farklı olan bu talepler farklı yargılama usulü ve farklı inceleme merciilerine tabi olduğundan birlikte görülme imkanı olmayıp, davacının tasarrufun iptali dışındaki diğer taleplerinin tefrik edilerek görülmesi gerekirken, birlikte görülmesi usul ve yasaya uygun bulunmamıştır.
3 İİK'nun 277 ve izleyen maddelerinde düzenlenen tasarrufun iptali davalarında amaç, borçlunun haciz yada iflasından önce yaptığı ve aslında geçerli olan bazı tasarrufların geçersiz ya da "iyiniyet kurallarına aykırılık" nedeniyle alacaklıya karşı sonuçsuz kalmasını ve dolayısıyla o mal üzerinden ... icraya devamla alacağın tahsilini sağlamaktır. Davacı, iptal davası ... olduğu takdirde, tasarruf konusu mal üzerinde ... icra yolu ile hakkını almak yetkisini elde eder ve tasarruf konusu taşınmaz mal ise, davalı üçüncü şahıs üzerindeki kaydın düzeltilmesine gerek olmadan o taşınmazın haciz ve satışını isteyebilir (İİK.md.283/1). Bu yasal nedenle iptal davası, alacaklıya alacağını tahsil olanağını sağlayan, nispi nitelikte, yasadan ... bir dava olup; tasarrufa konu malların aynı ile ilgili değildir.
İİK.nun 282. maddesi gereğince iptal davaları borçlu ve borçlu ile hukuki muamelede bulunan veya borçlu tarafından kendilerine ödeme yapılan kimseler ile bunların mirasçıları aleyhine açılır. Ayrıca, kötü niyetli üçüncü şahıslar hakkında da iptal davası açılabilir. İİK’nın 283/II maddesine göre de iptal davası, üçüncü şahsın elinden çıkarmış olduğu mallar yerine geçen değere taalluk ediyorsa, bu değerler nispetinde üçüncü şahıs nakden tazmine (davacının alacağından fazla olmamak üzere) mahkûm edilmesi gerekir. Bu ihtimalde 3. kişinin sorumlu olduğu miktar, elden çıkarılan malın o tarihteki gerçek değeridir. Bir başka anlatımla dava ve tasarrufa konu malı elinde bulunduran şahsın kötü niyetli olduğunun kanıtlanamaması halinde dava tümden reddedilmeyip borçlu ile tasarrufta bulunan şahıs tasarrufa konu malı elinden çıkardıkları tarihteki gerçek değeri oranında ve alacak miktarı ile sınırlı olarak tazminata mahkum edilmeleri gerekir.
Bu tür davaların dinlenebilmesi için, davacının borçludaki alacağının gerçek olması, borçlu hakkındaki icra takibinin kesinleşmiş olması, iptali istenen tasarrufun takip konusu borçtan sonra yapılmış olması ve borçlu hakkında alınmış kesin veya geçici aciz belgesinin (İİK.nun 277 md) bulunması gerekir. Bu ön koşulların bulunması halinde ise İİK.nun 278, 279 ve 280. maddelerinde yazılı iptal şartlarının bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır. Özellikle İİK.nun 278. maddesinde akdin yapıldığı sırada kendi verdiği şeyin değerine göre borçlunun ivaz olarak pek aşağı bir fiyat kabul ettiği ve yasanın bağışlama hükmünde olarak iptale tâbi tuttuğu tasarrufların iptali gerektiğinden mahkemece ivazlar arasında fark bulunup bulunmadığı incelenmelidir. Aynı maddede sayılan akrabalık derecesi vs. araştırılmalıdır. Keza İİK.nun 280. maddesinde malvarlığı borçlarına yetmeyen bir borçlunun alacaklılarına zarar vermek kastıyla yaptığı tüm işlemler, borçlunun içinde bulunduğu mali durumu ve zarar verme kastının işlemin diğer tarafınca bilindiği veya bilinmesini gerektiren açık emarelerin bulunduğu hallerde tasarrufun iptal edileceği hususu düzenlendiğinden yapılan işlemde mal kaçırma kastı irdelenmelidir. Öte yandan İİK.nun 279. maddesinde de iptal nedenleri sayılmış olup bu maddede yazılan iptal nedenlerinin gerçekleşip gerçekleşmediği de takdir olunmalıdır.
Dava koşulları yönünden somut olaya bakıldığında, davacı alacaklının ... 2. İcra Müdürlüğünün 2007/9022 sayılı takip dosyasından davalılar ... Yayıncılık A.Ş. ile ... aleyhine, 2007/9021 sayılı takip dosyasından davalı ... Basın Servisleri ve Ticaret A.Ş. aleyhine kambiyo senetlerine mahsus takip yapmış, takipler kesinleşmiş, borçlular adresinde 02.04.2008 tarihinde haciz yapılmış, hacze kabil mal bulunamamış ve borçluların aciz halinde olduğu dosya kapsamı ile ... olmuştur. Ancak, borçlulardan ... Yayıncılık A.Ş. ve ... Basın Servisleri ve Ticaret A.Ş. davacı alacaklı hakkında ... 14. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2008/328 Esas sayılı dosyasından menfi tesbit davası açmış, verilen ilk kararlar bozulmuş ve son olarak Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2020/5584 Esasını almış, anılan karar henüz kesinleşmemiştir. Bu halde davalılardan borçlu ... dışında kalan diğer borçlular ... Yayıncılık A.Ş. ve ... Basın Servisleri ve Ticaret A.Ş. tarafından açılan menfi tesbit davasının bekletici mesele yapılması gerekirken bu hususun göz ardı edilmesi usul ve yasaya uygun bulunmamıştır.
4 Hakkındaki takip kesinleşen ve menfi tesbit davası açılmayan dolayısı ile ön sorun bulunmayan borçlu ... yönünden yapılan incelemede, uyuşmazlığın anılan borçlu ile davalı üçüncü kişi sıfatı ile dava açılan ... arasında İİK'nın 277 ve devamı maddeleri gereğince iptali gerektiren bir tasarruf işleminin bulunup bulunmadığı noktasında toplandığı anlaşılmaktadır. İlk Derece Mahkemesi ve istinaf mahkemesi alınan bilirkişi raporları doğrultusunda bu davalılar arasında bir tasarruf işleminin olmadığı sonucuna varmışlar ise de varılan sonuç dosya kapsamına uygun düşmemiştir.
Dosyadaki bilgi ve belgelere göre davalı ... hakim ortağı olduğu ... A.Ş.'yi zarara uğrattığı gerekçesi ile ... A.Ş. BDDK'ya devredilmiş ve davalı borçlu ...'in mallarına TMSF tarafından 27.11.2000 tarihinde el konulmuştur. 03.05.2005 tarihinde davalı ..., TMSF ile anlaşarak ...'e ait değişik ... kuruluşlarını işletmek üzere Lisans hakkını almıştır. Ancak daha sonra gelişen olaylar nedeni ile ... TMSF'ye şikayet dilekçisi vererek, TMSF'nin bilgisi dışında ...'le 12.....2002 ve 08.08.2002 tarihli anlaşmalar yapıldığını belirterek, bu sözleşmeleri TMSF'ye sunmuştur. 12.....2002 tarihli sözleşmede özetle, ... ve ...'e ait şirketlerde, her ikisinin eşit hisse ve eşit yönetim hakkına sahip oldukları, bu prensiple oluşturulan şirketin üçüncü şahıslarla ve şirketlerle yaptıkları ortaklık ve anlaşmalarda aynı prensibin geçerli olduğu, birbirlerinden bağımsız olarak ve birbirlerinin rızası olmadan basın yayın, TV, iletişim ve bunların yan kollarında faaliyet göstermelerini sağlayacak şirketler kuramayacak ve kurulmuş olanlara ortak olmayacakları belirtilmiştir. 08.08.2002 tarihli sözleşmede ise özetle ... Gazetesi ve ... Televizyonu başta olmak üzere şu anda ... Grubu bünyesinde faaliyetlerini sürdüren tv, gazete, basım, yayım vs faaliyetlerinin tümünün "... Şirketler" vasıtasıyla yürütüleceği, ... Şirketlerin tamamının sahibinin ...'e ait ... Enerji Yatırım Holding A.Ş. ve ... Grubuna mensup .... kişiler olarak görülmekte ise de gerçekte ... bu protokolde açıkca belirtildiği üzere sözkonusu şirketlerin hisse ve yönetim yapısı ... grubu ve ... grubu arasında % 50'şer oranında olmak üzere, eşit hisse ve eşit yönetim şeklinde olduğu, söz konusu şirketlerin % 50 sahibinin ... grubu, % 50 sahibinin ... grubuna ait olduğu, ... hakkındaki yargısal engeller kalktığı takdirde kendisinin talebi ile söz konusu şirketlerdeki % 50'şer hissenin ... tarafından ... veya ... ...'e ya da onların önereceği kişilere devredileceği, bu sözleşmenin inaç (doğrusu: inanç) sözleşmesi hükümlerine haiz olduğu, belirtilmiştir.
Anılan sözleşme kapsamları birlikte değerlendirildiğinde, davalı borçlu ...'e ait ... Grubu bünyesinde bulunan tv, gazete vs faaliyetlerinin tümünün ...'e ait ... Şirketler vasıtası ile yürütüleceği ve bu durumda ... şirketlerde % 50 oranında borçlu ...'in pay sahibi olacağı belirtilmiştir. ...'in davalı ...'e ait şirketlerde % 50 pay sahibi olması karşılıksız olmadığı, aslında ... Gazetesi ve ... Televizyonu başta olmak üzere ... Grubu bünyesinde faaliyetlerini sürdüren tv, gazete, basım, yayım vs nin devredildiği, ... hakkındaki yasal engellerin kalkması halinde şirketteki hissenin ... veya belirlediği şahsa devredileceği şeklinde bir inanç sözleşmesi niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır. İnanç sözleşmeleri salt borç doğuran akit niteliğinde olmayıp aynı zamanda tasarruf işlemini de bünyesinde barındırmaktadır. (YİBK 20/6 05./2.1947 tarihli kararı) İnanç sözleşmesi, inananla inanılan arasında yapılan, onların hak ve borçlarını belirleyen, inanan tarafından devredilen hakkın, inanılan tarafından inana geri verme şartlarını içeren bir sözleşmedir. Somut olaya indirgediğimizde inanan ..., kendi şirketlerinin devri karşılığında ...'e ait ... grup şirketlerinde edindiği % 50 hissesini, resmi olarak devir almayıp inanan sıfatı ile ... uhdesinde bıraktığını, ancak hakkındaki yasal engelin kalması halinde kendisine veya kendisinin belirleyeceği sözleşmede adı geçen kişilere devredeceği (iade edileceği) kararlaştırılmıştır. Dolayısı ile borçlu ...'e ait ... Grubu şirketlerinin devri karşılığında, ... Grubu şirketlerinin % 50 hissesini elde etmiştir. Aksi görüş de olduğu gibi salt yönetimle ilgili bir devir söz konusu olsa idi, yani bir mamelek devri olmasa idi sadece yönetim ... ile ilgili açıklamaların yer alması gerekirdi, oysa her iki sözleşmede de eşit yönetim, eşit hisse devrinden söz edilmektedir.
Nitekim, Dairemizin 2010/1520 Esas 2010/4365 Karar sayılı ilamında da, davacıları ... Gazete Dergi Basım Yayım San. A.Ş. ve ... Reklam Pazarlama Danışmanlık A.Ş. davalısının ... Bankası A.Ş. (Alacaklı), ... Yayıncılık A.Ş. (Borçlu) olduğu davada mahkemece ... Holding A.Ş.'nin davacı şirketler ile borçlu şirketin ortağı olduğu, arada organik bağ bulunduğu, mülkiyet karinesinin borçlu dolayısıyla alacaklı yararına olması nedeni ile ispat yükü kendisine düşen üçüncü kişilerin istihkak iddialarının ispatlanmadığından davanın reddine ilişkin kararı Dairemizce Onanmıştır. Bu dosya bilgileri ile davalı borçlu ... grubuna ait "... grubu"şirketlerinden olan ... Holding A.Ş. de hem borçlu ... Yayıncılık A.Ş.'nin hemde üçüncü kişi ...'e ait ... şirketler grubu bünyesindeki ... Gazete Dergi Basım Yayım San. A.Ş. ve ... Reklam Pazarlama Danışmanlık A.Ş. ... arasında organik bağ bulunduğu, borçlu ... Yayıncılık A.Ş. adresinde yapılan hacizde haczedilen menkuller üzerinde üçüncü kişi olarak ... Grubu şirketlerinin hak iddia ettikleri anlaşılmaktadır.
Öte yandan TMSF'nin 14.....2007 tarih 2007/261 nolu kararında da, "...12.....2002 ve 08.08.2002 tarihli sözleşmelerin imzalandığı tarihten bu yana varlığını sürdürmüş olduğunu ve sonuçta banka kaynağı ile edinilmiş bulunan banka hakim ortağının ... sektöründeki tüm varlıklarının en küçük maddi değerli teferruat niteliğindeki yayın cihazı vb. varlıklardan içerik, dağıtım/bayi ağı, frekans kullanım ... ve markalar gibi en önemli varlıklara kadar tam anlamıyla bir bütün olarak ... Grubu’na edindirilmiş olduğunu ortaya koyduğu.”
“...Halen ... Grubu’nun uhdesinde ve kullanımında bulunan tüm mal, hak ve varlıkların en küçük teferruatları ve en önemli varlıkları da dahil olmak üzere tüm unsurlarının, ... Grubu’ndan intikal ettiği, ilave edilen varlıkların edinilmesinde 2002 yılından beri kullanılan ... Grubu varlıklarının semeresinin en önemli kaynak olduğu, nitekim gizli inanç sözleşmelerinde de ... Grubu’nun ve tarafların ... sektöründe edinecekleri yeni varlıkların da mülkiyetinin müşterek olacağının düzenlendiği, dolayısıyla tüm bu mal, hak ve varlıkların ... A.Ş. hakim ortağı ... Grubunun varlıklarına dahil olduğu ve 5411 sayılı Bankacılık Kanunu hükümleri doğrultusunda Fon tarafından hakim ortak grubundan olan Fon alacaklarının tahsilini teminen değerlendirilmesi gereken bu Gruba ait varlıklar arasında yer aldığı.” dikkate alınarak ... Yayın Holdung A.Ş. hisselerinin Fon adına tesciline karar verilerek ...'in Fona olan borçlarına mahsup edilmesine karar verildiği belirtilmiştir.
Bu kararda yer alan açıkmalardan da davalı ...'e ait mal varlıklarının davalı ...'e ait şirketlere aktarılarak bir birlik oluşturduğu anlaşılmaktadır. Bu halde taraflar arasında bir tasarruf işleminin olmadığından söz edilmesi mümkün değildir. Nitekim 28.....2007 tarih, 2007/288 sayılı ve 23.08.2007 tarih 2007/420 sayılı kararlar ile de oluşturulan ... ... Ticari İktisadi Bütünlüğü, her iki grup şirketlerinin birleştiği, borçlu ...'e ait şirket ve kaynaklarının bu bütünlük içine aktarıldığının kabulü ile oluşturulmuştur. Devirler sonucu oluşan bu iktisadi bütünlük 05.12.2007 tarihinde 1.100.000.000,00 ... dolarına ihale edilerek 24.04.2008 tarihinde ihale alıcısına devir ve temlik edilmiştir.
İhaleden önce davalı ...'in hakim ortağı olduğu şirketler grubu olan ... Grubu ve ... ve grubu ile TMSF arasında imzalanan 29.08.2007 tarihli protokolün 2:1 maddesinde ise, TMSF aleyhine açılan dava ve takiplerden feragat edilmesi karşılığı, ... Grubuna konulan nakit değerler, sermaye ve mal varlığı katkısı ile mal ve hizmet alımından ... geçmiş dönem borçları kapsamında ... Grubun'a dahil edilmiş bir kısım mal ve şirket hisselerinin iadesini ve ihale bedelinden 120.000,00 TL doların ... Grubuna iadesi kararlaştırılmış, TMSF'nin 23.....2008 tarihli müzekkere cevabında bu iadenin, ... Grubunun oluşumu ve faaliyetleri aşamasında, ... Grubundan intikal eden varlıklar arasında yer almayan, ... Grubunun faaliyetleri sırasında edinilen veya ... Grubundan aktarılmış nakit değer, varlık ve şirketlerin ... Grubuna iadesi olarak açıklanmıştır.
Bu protokol gereğince bir kısım mal ve varlıklar ile ihale bedelinden 120.000.000 ... doları ... Grubuna ödenmiştir.
Tasarrufun iptali davalarında 3. kişinin borçludan satın aldığı malı elinden çıkarması ve satın alan dördüncü kişinin davaya dahil edilmemesi ya da davaya dahil edilmekle birlikte iyi niyetli olduğunun anlaşılması halinde İİK’nın 283/2 maddesi uyarınca bedele dönüşen davada üçüncü kişinin dava konusu malı elinden çıkardığı tarihteki gerçek değeri oranında bedelle sorumlu tutulması gerekir. Aynı şekilde davalı borçlunun borcundan dolayı dava konusu taşınmaz ... icra yolu ile satılması halinde de davalı 3. kişi elinde bir bedel kalır ise bu bedel ile sorumlu tutulur.
Dava konusu olayda, satış borçlu ... ve Grubuna ait borçlardan dolayı yapılmış olup, yapılan sıra cetveline göre artan bir paranın kalmadığı anlaşılmıştır.
Bu durumda tasarrufun iptali istemi ile açılan bu davanın konusu kalmadığından, konusu kalmayan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilerek, HMK'nun 331/1. maddesine göre davanın konusuz kalması halinde hakim davanın açıldığı tarihteki tarafların haklılık durumuna göre yargılama giderini takdir ve hükmetmeyeceğinden, davalı borçlu ... ile ilgili davanın, ön koşulları mevcut olup ... ile yapılan işlemlerin mal kaçırma amacı ile yapıldığı bu hali ile davacının haklı olduğu gözetilerek, yargılama giderinin buna göre belirlenmesi gerekirken, hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi isabetli olmamıştır.
5 Kabule göre ise, İİK'nın 282. maddesi gereğince, tasarrufun iptali davalarında borçlu ve borçlu ile hukuki muamelede bulunan veya borçlu tarafından kendilerine ödeme yapılan kimseler ile bunların mirasçıları aleyhine açılır. Bu madde gereğince borçlu ve üçüncü kişiler mecburi dava arkadaşı konumundadır.
Somut olayda davacı alacaklı iki ayrı takip dosyasından, borçlular ..., ... Yayıncılık A.Ş. ve ... Basın Servisleri A.Ş. aleyhine takip yapmıştır. Görünürde tasarrufun sadece ... tarafından yapıldığı düşünülse de dosya içerisinde mevcut belgeler ve TMSF tarafından alınan karar ve protokollerden ... Yayıncılık A.Ş. ve ... Basın Servisleri A.Ş.'nin hakim ortağı ... olup, yapılan devir işlemlerinin bu iki şirketin isminin geçtiği de anlaşılmaktadır. Öte yandan, ...'in 12.....2002 ve 08.08.2002 tarihli sözleşmede imzası bulunan ve kendi Grubu adına, karar verip imza atan ... olması nedeni ile davacı alacaklının davalılara husumet yöneltmesinde bir sorun olmadığı halde, davanın husumetten reddine karar verilmesi de hatalı olmuştur…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.
B. (İlk Derece/ Bölge Adliye) Mahkemesince Verilen Direnme Kararı
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, önceki gerekçelere ilâve olarak takip borçlularının aciz hâlinde oldukları ve takibin kesinleştiği konularında uyuşmazlık bulunmadığı, somut uyuşmazlıkta borçlulardan ... Yayıncılık A.Ş. ve ... Basın Servisleri ve Ticaret A.Ş.'nin davacı alacaklı hakkında ... 14. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2008/328 E. sayılı dosyasında açtığı menfi tespit davasının eldeki tasarrufun iptali davasından sonra açılmış olması ve davanın reddine ilişkin kararın temyizi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesinin 12.11.2019 tarihli ve 2018/1966 E., 2019/5105 K. kararıyla onanmasına karar verilmesi nedeniyle bu davadaki davacıların başarı ihtimali ve eldeki davanın açılış tarihi de dikkate alınarak sürüncemede kalması da birlikte değerlendirilerek ilk derece mahkemesinin menfi tespit davasını bekletici mesele yapmamasının dosya içeriği ile usul ve yasaya aykırı bulunmadığı, aynı yönde Özel Daire kararlarının bulunduğu, ayrıca Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 28.01.2021 tarihli ve 2020/5584 E., 2021/551 K. sayılı kararıyla davacıların karar düzeltme isteminin reddine karar verildiği; diğer yandan Özel Dairenin bozma kararında da niteliği gizli inanç sözleşmesi olarak belirlenen borçlandırıcı işlemin içerdiği hakkın davalı üçüncü kişiye devredilmediği, devredilmesi özel şekle ve yönteme tabi olup borçlunun mal varlığından çıkmamış olan mal veya haklarla ilgili inanç sözleşmelerinin gereğinin yerine getirilmediği (örneğin hisse devirleri) sürece birer taahhütten öteye gidemediğinin anlaşıldığı, davalılar ... ile ... arasındaki sözleşme ve protokol iptale tabi tasarruf olarak nitelendirilemeyeceğine göre, Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesinin bozma ilamında sözü edilen Dairenin 2010/1520 E. 2010/4365 K. sayılı ilamında "davalı borçlu ... grubuna ait '... grubu' şirketlerinden olan ... Holding A.Ş. de hem borçlu ... Yayıncılık A.Ş.'nin hem de üçüncü kişi ...'e ait ... şirketler grubu bünyesindeki ... Gazete Dergi Basım Yayım San. A.Ş. ve ... Reklam Pazarlama Danışmanlık A.Ş. ... arasında organik bağ bulunduğunun" belirtilmesinin sonuca etkisinin olmadığı, davalılar ... ile ... arasındaki sözleşme ve protokol içeriklerinde BK'nın 179 ve 180. maddeleri anlamında ticari işletme veya mal varlığı devrinden söz etme olanağının da bulunmadığı, davalı ...'in 08.08.2002 tarihli sözleşmenin 5. maddesine göre BK’nın 110. maddesi anlamında yerine getirmek zorunda bulunduğu üçüncü kişinin fiili ve dolayısıyla bu davalının herhangi bir kişisel sorumluluğunun da bulunmadığı, yine usul ekonomisinin ve davaların makul süre içinde bitirilmesi yükümlülüğünün gereği olarak nihai talebi bir bütün oluşturan (somut olayda olduğu üzere üçüncü kişinin işletmeyi devraldığı iddiasıyla sorumluluğu ve İİK 280/III maddesi uyarınca ticari işletmenin devri nedeniyle tasarrufun iptali birlikte ... sürülmekle) ve biri hakkında verilecek karar diğerini doğrudan ilgilendiren uyuşmazlığın bütün olarak ele alınarak çözülmesi gerektiği değerlendirilerek 818 sayılı BK'nın 110., 179. ve 180. maddeleri kapsamındaki talepler konusunda dosyanın tefrik edilmemesi gerektiğinin değerlendirildiği, aynı yönde açıklamalar içeren Özel Daire kararlarının da bulunduğu gerekçeleriyle direnme kararı verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde, 12.....2002 ve 08.08.2002 tarihli gizli sözleşmelerin, nam ı müstear yolu ile yapılan tasarruf işlemlerini gizleyen inançlı işlem olmasına rağmen bu işlemlerin tasarruf işlemi olmadığı gerekçesi ile direnme kararı verilmesinin hatalı olduğunu, TMSF’nin el koyma işlemini 30.03.2007 tarihinde gerçekleştirmiş olduğu gözetilerek, gizli sözleşmelerin düzenlendiği 12.....2002 ve 08.08.2002 tarihleri ile, 30.03.2007 el koyma tarihi aralığındaki yaklaşık 5 yıllık zaman diliminde gelişen hukuki sürecin belirlenmesi ve buna göre hüküm kurulması zorunlu bulunduğunu, buna göre Gizli Sözleşmelerin (İnançlı İşlem Sözleşmelerinin) taraflarca hayata geçirilmiş olduğu, bizatihi, dosyada mübrez olan 30.03.2007 ve dilekçemizin 4. sayfasında alıntılanan 27.04.2007 tarihli TMSF Fon Kurulu Kararlan ile ... olmasına rağmen, işbu kararlardaki tespitler Yerel Mahkemelerce yok sayılarak değerlendirme dışı bırakılmasının hatalı olduğunu, tüm ... varlığının mülkiyetinin nakledildiği 03.05.2005 tarihli Protokol sonrasında ise; ... Gazetesi, ... Grubu’nun mülkiyetinde ve sahibi ... olarak gösterilmek suretiyle yayınlandığı, sadece ... Gazetelerinin künye kayıtlan dahi, İstinaf Mahkemesinin direnme kararındaki hukuki isabeti bütünüyle ortadan kaldırmakta, taraflar arasındaki tasarruf işleminin ve ticari işletme devrinin varlığını kesin olarak ispatladığı, dosyada mübrez 04.09.2007 tarihli Elektronik Resmi Gazete’de, ... Grubu mülkiyetindeyken, TMSF tarafından el konulan ve satışa çıkarılan ... ... Ticari ve İktisadi Bütünlüğü yayınladığı, bu delillerden ... Grubu’nun tüm ... varlığı, 433.000.000 USD bedel ile sözde ... Grubu’na devredilmiş gibi gösterilirken, gerçekte takip borçlularının da içinde bulunduğu ... Grubu’nun, ... Grubu bünyesinde % 50 gizli ortak olduğu, tüm davalılar arasında tipik bir alacaklılardan mal kaçırma işlemi yapıldığının ... olduğu, Fon Kurulu Kararlarının iptali için ... tarafından İdare Mahkemelerinde açılan davalardan feragat edilmiş olması kapsamında, Fon Kurulu Kararlarının içeriği kesinleşmiş olduğu, Fon Kurulu Kararlarında belirtilen Ticari İşletme Devrine ilişkin maddi olgular, huzurdaki dava bakımından kesin delil niteliği taşıdığı, taraflar arasındaki 12.....2002 ve 08.08.2002 tarihli inançlı işlem sözleşmelerinin imzalanması ile birlikte ve işbu sözleşmeler gereğince; 03.05.2005 tarihine kadar, ...’e ait tüm ... varlığının önce lisans hakları, 03.05.2005 Tarihli protokol ile de mülkiyet hakları tümüyle ...’e ait ... Gurubuna devredildiği, ... ve ... arasındaki tüm ticari işletme devir işlemlerinin tamamlanmasından sonra; TMSF tarafından 30.03.2007 Tarihinde işbu ticari işletmelere el konulduğundan, “Gizli sözleşmelerdeki işlemlerin ticari işletme devri olarak kabul edilmesi halinde dahi, davalı ...’in hakimiyetinde bulunan şirketlere geçirildiği iddia olunabilecek mal varlığı değerlerine TMSF tarafından el konulmasına göre, Borçlar Kanunu’nun 179. ve 180. maddeleri kapsamında ticari işletme devrinin söz konusu olmadığı” gerekçesiyle Direnme Kararı verilmesi, Yargıtay İlke Kararlarına ve Borçlar Kanunundaki emredici düzenlemeye açıkça aykırı olduğu, takip borçlularından ... Yayıncılık A.Ş. ve ... Basın Servisleri A.Ş.’nin ... Grubu şirketlerinden olduğu ve sahibinin ... olduğu ... olup, ... Yayıncılık A.Ş. ve ... Basın Servisleri A.Ş.’nin husumet ehliyetlerinin bulunduğu Yargıtay 17. Hukuk Dairesi Bozma İlamının 5. maddesinde tespit edilerek hükme bağlanmış olup, somut deliller yok sayılarak, dosya kapsamına açıkça aykırı ve mesnetsiz gerekçelerle Direnme Kararı verilmesinin isabetsiz olduğu, ... ve ... tarafından karşılıklı olarak eski B.K.’nun 110. maddesine göre ... edildiği, ... Grubuna ait bütün ticari işletmelerin ... Yatırım Holding ve ... Grubu Şirketlerine devrine ilişkin 03.05.2005 Tarihli Protokolde, takip borçluları ..., ... Yayıncılık A.Ş. ve ... Basın Servisleri A.Ş.’nin de taraf olduğu, takip borçlusu şirketlerin, ... Grubu ticari işletmesinin unsurları olduğu ve bünyelerindeki varlıkları, ... ... Gizli Ortaklık ilişkisi kapsamında devrettikleri, Fon Kurulu Kararlarıyla ... olduğundan, ... ve ...’in, gizli sözleşmelerde eski Borçlar Kanununun 110. maddesine göre yaptıkları ... taahhütlerinin, dosya kapsamına ve maddi gerçeklere açık aykırılık taşıyan gerekçelerle yok sayılarak Direnme Kararı verilmesi, bu yönüyle de usulsüz olduğunu, Yargıtay 17. Hukuk Dairesi Bozma İlamının 4. maddesinde bu konu değerlendirildiği; “...Dava konusu olayda, satış borçlu ... ve Grubuna ait borçlardan dolayı yapılmış olup, yapılan sıra cetveline göre artan bir paranın kalmadığı anlaşılmıştır.
Bu durumda tasarrufun iptali istemi ile açılan bu davanın konusu kalmadığından, konusu kalmayan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilerek, HMK'nun 331/1. maddesine göre davanın konusuz kalması halinde hakim davanın açıldığı tarihteki tarafların haklılık durumuna göre yargılama giderini takdir ve hükmetmeyeceğinden, davalı borçlu ... ile ilgili davanın, ön koşulları mevcut olup ... ile yapılan işlemlerin mal kaçırma amacı ile yapıldığı bu hali ile davacının haklı olduğu gözetilerek, yargılama giderinin buna göre belirlenmesi gerekirken, hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi isabetli olmamıştır.” şeklinde hüküm kurulduğundan, bozma İlamı gereğince; Tasarrufun İptali talebi yönünden “Konusu kalmayan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına, davacı açmış olduğu Tasarrufun İptali davasında haklı olduğundan davalıların yargılama giderlerine mahkum edilmesi” şeklinde hüküm kurulması gerekirken Direnme Kararı verilmesi, dosya kapsamına, usul ve kanuna açıkça aykırı olduğundan, direnme kararının bozulması istenilmiş, dairenin 30.11.2021 tarih 2021/23952 Esas 2021/9440 Karar sayılı ilamı ile daire kararının yerinde olduğu gerekçesiyle dosya Hukuk Genel Kuruluna gönderilmiştir.
C. Hukuk Genel Kurulu Kararı :
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 21.12.2022 tarihli ve 2022/(17) 4 58 Esas, 2022/1818
Karar sayılı ilamı ile;
"...
-
Medeni usul anlamında dava, kişinin özel hukuka ilişkin bir uyuşmazlık hakkında mahkeme aracılığıyla kesin hüküm teşkil edecek şekilde hukukî himaye talep etmesidir. Davacı ve davalı olmak üzere iki taraf sistemine göre kurulmuş olan davada, ihtiyari ya da mecburi dava arkadaşlığı dolayısıyla birden çok gerçek ya da tüzel kişi bir araya gelebilir. Kanun koyucu, taraf çokluğu olarak da adlandırılan bu durumları, yani birden fazla kişinin dava açması veya davanın birden fazla kişi aleyhine açılmasını, somut olayın özelliğine ve talebin niteliğine göre basitlik, ucuzluk ve yargılamanın makul sürede tamamlanması şeklindeki üç ana unsuru içinde barındıran usul ekonomisi ilkesi gereği bazen yargılamanın daha kolay yürütülmesi, çelişkili kararların ortaya çıkmasının engellenmesi için kabul etmiş; bazen de bu durumu dava konusu üzerinde tasarruf etme yetkisinin birden fazla kişiye ait olmasından ya da maddi hukuktan kaynaklanan nedenlerden ötürü zorunlu tutmuştur.
-
Davacı, bir ya da birden çok davalıya karşı birden fazla bağımsız talebini ... bir dava dilekçesi ile ... sürebilir. Bu taleplerin aynı veya farklı hukukî sebeplerden doğması mümkündür. Bir başka anlatımla, hukukî sebebin farklı olması kural olarak davaların birlikte görülmesine engel teşkil etmez. Davacının talepleri arasında aslilik feri’lik ilişkisi kurmak suretiyle açtığı dava ise terditli dava olarak adlandırılmaktadır.
-
Ayrı açılan davalar aynı ya da birbirine benzer sebeplerden kaynaklandığında, özellikle biri hakkında verilecek hüküm diğerini de etkileyecek nitelikte olduğunda, aralarında bağlantı bulunan bu davaların birleştirilmesi zorunlu değil ise de; usul ekonomisi açısından önem taşımaktadır. Usul hukuku kurallarının izin verdiği çerçevede davacının birden fazla talebini ... dava dilekçesi ile ... sürdüğünde ancak tahkikatın birlikte yürütülmesinin fayda sağlamayacağı aksine yargılamanın gereksiz yere uzamasına neden olan ya da taleplerin niteliği gereği tahkikatın birlikte yürütülmesinin mümkün olmadığı durumlarda ise mahkemece tefrik kararı verilmelidir. HMK’nın 167. maddesi uyarınca mahkeme, yargılamanın iyi bir şekilde yürütülmesini sağlamak için, birlikte açılmış veya sonradan birleştirilmiş davaların ayrılmasına, davanın her aşamasında, talep üzerine veya kendiliğinden karar verebilir. Bu durumda mahkeme, ayrılmasına karar verilen davalara bakmaya devam eder.
-
Yargılamanın gereksiz yere uzamasına engel olmak açısından bağlantı kavramının içeriğinin doğru belirlenmesi gerekmektedir. HMK’nın 166/4. maddesine göre, davaların aynı veya birbirine benzer sebeplerden doğması ya da biri hakkında verilecek hükmün diğerini etkileyecek nitelikte bulunması durumunda, bağlantı var sayılır. Davaların ayrı ayrı görülmelerine göre birlikte görülmelerinde daha esaslı usulî menfaatler bulunduğunda, özellikle de her iki dava için uygun istikamette karar verilmesi gerektiğinde bağlantının varlığı kabul edilmelidir (Budak, ... .../ Karaaslan, Varol: Medeni Usul Hukuku, ... 2021, s. 248).
-
İcra ve İflas Kanunu’nun 280/1. maddesinde; mal varlığı borçlarına yetmeyen bir borçlunun, alacaklılarına zarar verme kastıyla yaptığı tüm işlemlerin, borçlunun içinde bulunduğu mali durumun ve zarar verme kastının, işlemin diğer tarafınca bilindiği veya bilinmesini gerektiren açık emarelerin bulunduğu hâllerde iptal edilebileceği düzenlenmiş aynı maddenin 4. (değişiklikle 3.) fıkrasında ise; ticari işletmenin veya işyerindeki mevcut ticari emtianın tamamını veya mühim bir kısmını devir veya satın alan yahut bir kısmını iktisapla beraber işyerini sonradan işgal eden şahsın, borçlunun alacaklılarını ızrar kastını bildiği ve borçlunun da bu hâllerde ızrar kastıyla hareket ettiği karine olarak kabul edilmiş; bu karinenin, ancak iptal davasını açan alacaklıya devir, satış veya terk tarihinden en az üç ... evvel keyfiyetin yazılı olarak bildirildiğini veya ticari işletmenin bulunduğu yerde görülebilir levhaları asmakla beraber Ticaret Sicili Gazetesiyle; bu mümkün olmadığı takdirde bütün alacaklıların ıttılaını temin edecek şekilde münasip vasıtalarla ilan olunduğunu ispatla çürütülebileceği öngörülmüştür. Görüldüğü gibi şirketin devri ve birleşmesi tasarrufun iptali anlamında borçlunun alacaklılara zarar verme kastını bildiği kabul edilerek iptale tabi tutulmuştur. Böylece iptal davasının bir unsuru olarak gösterilmiştir. Üçüncü fıkrada yer alan bu hüküm İİK’nın 44. maddesinde yer alan ve ticareti terk edenler ile işletmeyi devralanlar yönünden getirilen hükümle paralellik taşımaktadır.
-
Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 179. maddesi uyarınca, bir ticari işletmeyi, ... ve pasifleri ile devralan kimse, keyfiyeti alacaklılara ihbar veya gazetelerde ilan ettiği tarihten itibaren onlara karşı işletmenin borçlarından sorumlu olacağı düzenlenmiş, 180. maddede ise, bir işletmenin diğer bir işletme ile ... veya pasiflerin karşılıklı olarak devralınması suretiyle birleştirildiğinde, her iki işletmenin alacaklıları bir mamelekin devralınmasından ... hakları haiz olup bütün alacaklarını yeni işletmeden alabilecekleri hükme bağlanmıştır.
-
Borçlar Kanunu’nun 179. maddesi anlamında mal varlığı ya da ticari işletme devrinden bahsedebilmek için öncelikli şart, taraflar arasında akdedilmiş geçerli bir devir sözleşmesinin bulunmasıdır. Devir sözleşmesinin konusu mal varlığının veya işletmenin devri taahhüdüdür. Bu taahhüt ile işletme veya mal varlığının bütün olarak devralanın hakimiyetine sokulması üstlenilmektedir. Bu özelliğinden dolayı BK’nın 179. maddesinin kanuni ve kümülatif bir borç naklini düzenlediği kabul olunmaktadır. Anılan madde, devreden ve devralan arasında yapılan sözleşme gereğince bir mal varlığı veya ticari işletmenin ... ve pasifi ile birlikte devrini düzenlemektedir. Mal varlığı veya aktiflerin bir kısmının devredende kalması bu hükmün uygulanmasına engel değildir. Davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan ve uygulanması gereken mülga 6762 sayılı ... Ticaret Kanunu (TTK) ve BK bakımından devrin gerçekleşmesi için taraflar arasındaki borçlandırıcı nitelikteki devir sözleşmesinin yapılması yeterli olmamakta, işletmeye dâhil olan tüm aktifler devir sözleşmesinin yapılmasıyla kendiliğinden devralana intikal etmeyeceğinden, ayrıca devrin konusunu oluşturan her bir ... unsur için usulüne uygun olan tasarruf işlemlerinin de yapılması gerekmektedir. Yani devre konu taşınırların intikali için zilyetliğin devrine, taşınmazlar için tapu memuru aracılığı ile yapılacak resmî tescil işlemine alacakların devri için temlike, bono gibi evraklarda ciro ve özellik arz eden diğer aktiflerde de kendine özgü tasarruf işlemlerinin yapılmasına ihtiyaç bulunmaktadır. Bu husus gereğince devir sözleşmesi borçlandırıcı işlem olarak kabul edilmektedir (...., ...: İcra ve İflas Hukuku Açısından Malvarlığı veya Ticari İşletmenin Devri, ... 2009, s. 107,119 vd; İşletmenin ....; ... ...: ... 2014, s. 153 vd.).
-
Yukarıda açıklanan hükümlerin uygulanma koşulları ile doğurdukları hukukî sonuçlar birbirinden farklıdır. Her iki maddede de amaç alacaklının korunmasıdır. BK’nın 179. maddesinde öngörülen düzenleme maddi hukuka ilişkin, emredici hükümler içeren genel bir düzenlemedir. Maddede devralanın sorumluluğu özel olarak düzenlenmiştir. Ancak, ticari işletmenin veya işletmedeki mal varlığı değerinin önemli bir kısmını alacaklılarına zarar vermek kastıyla devreden borçlulara karşı konulan koruyucu hükümler ile bu yönde öngörülen karineler ise İİK’da (280 maddede) yer almaktadır. Bu bakımdan her iki madde arasında bir uyumsuzluk bulunduğundan bahsedilemeyeceği gibi, uyuşmazlığın niteliği gereği, İİK’nın 280/3. maddesinde yer alan tasarrufun iptali sebebi ile İİK’nın 44. maddesi ve BK’nın 179. maddesi birlikte yorumlanmalı ve değerlendirilmelidir. Nitekim Özel Dairece ilerleyen maddelerde bu konuya ilişkin açıklamalara yer verilmiş ise de; yargılama usulleri, hüküm ve sonuçları farklı olduğu belirtilmek suretiyle yazılı şekilde karar verilmiştir.
-
Eldeki davada davacı tarafça, dayandığı sözleşme ve protokollere göre davalı ... ile diğer davalıların alacaklılarına zarar vermek ve mal varlıklarını kaçırmak kastıyla hileli işlemlere giriştiği, ticari işletmenin devri mahiyetinde olan bu işlemlerin İİK’nın 277 vd. maddeleri uyarınca iptale tabi olduğu, davalı ...’in de BK’nın 179, 180. maddeleri ile protokolde yer alan kabul beyanı uyarınca BK’nın 110. uyarınca icra dosyalarından sorumlu olduğu ... sürülmüştür. Dava, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun (HUMK) yürürlükte olduğu dönemde açılmış, dava ticaret mahkemesince yazılı yargılama esasına göre görülüp sonuçlandırılmıştır. Davacı talepleri arasında terdit bulunmamaktadır. Davacı tarafın talebi ve somut uyuşmazlığın niteliği gereği BK’nın 110, 179 ve 180. maddeleri kapsamındaki talepleri, İİK 280/3 maddesindeki iptal sebepleri bakımından da birlikte tartışılması gereken, yarışan talepler olup, taleplerden biri hakkında verilecek karar diğerini doğrudan etkileyecektir. Bu nedenle davacının taleplerinin bütün olarak ele alınarak çözülmesi gerekmekte olup, bu husus usul ekonomisi ilkesine de aykırılık oluşturmamaktadır.
-
Açıklanan gerekçelerle Bölge Adliye Mahkemesince, tefrik kararı verilmesine yer olmadığına dair verilen direnme kararı yerinde olup, usul ve yasaya da uygun olduğundan bu yönde verilen direnme kararının onanması gerekmiştir.
B. (II) numaralı uyuşmazlık yönünden yapılan incelemede;
-
... Hukuk Lûgatında, tasarruf kavramı; “bir şeyden yararlanabilmek ve o şey üzerinde istenilen hukuki sonucu elde edebilmek yeterliliğidir” tasarruf ilkesi kavramı ise; “alanlarına, konularına göre tasarruf, malvarlığı içindeki bir hakkın doğrudan doğruya devrini, geçersizliğini yapısı yönünden değişmesini ya da ortadan kalkmasını gerektiren bir ya da çok yanlı hukuksal işlemdir. Karşılığı da bir hakkın eksilmesine ya da yitirilmesine neden olmayıp bu sonucu hazırlayan, yani borçlunun malvarlığını bir borçla yükümlü kılan bir ya da çok yanlı hukuksal işlemlere ‘taahhüt’(iltizamî muamele) denir. Yükümlülük (taahhüt) işlemlerle (tasarruflarla) yerine getirilir” şeklinde açıklanmıştır (... Hukuk Lûgatı, ... Hukuk Kurumu, Cilt I, ... 2021, s. 1066).
-
İcra ve İflas Kanunu'nun 277 ve devamı maddelerinde düzenlenen tasarrufun iptali davası; borçlu tarafından alacaklısını zarara uğratmak kastıyla gerçekleştirilen tasarruftan zarar gören alacaklının, borçlunun mal varlığından çıkarmış olduğu mal ve hakların veya bunların yerine geçen kıymetlerin, tekrar borçlunun mal varlığına geçmesini sağlamak ve bu yolla alacağını elde etmek amacıyla açtığı davadır. Davacı, iptal davası ... olduğu takdirde, tasarruf konusu mal üzerinde ... icra yolu ile hakkını almak yetkisini elde eder ve tasarruf konusu taşınmaz mal ise, davalı üçüncü şahıs üzerindeki kaydın düzeltilmesine gerek olmadan o taşınmazın haciz ve satışını isteyebilir. Bu nedenle iptal davası, taşınmazın aynına ilişkin olmayan, alacaklıya alacağını tahsil olanağını sağlayan nispi nitelikte bir davadır.
-
Kanun’da, borçlunun aciz ya da iflasından önce yaptığı iptale tabî tasarruflar 278, 279 ve 280. maddelerde üç grup altında düzenlemiş ise de; bu maddelerde iptal edilebilecek bütün tasarruflar sınırlı olarak sayılmadığından hangi tasarrufların iptale tabî olduğu hususunun tayini hâkimin takdirine bırakmıştır. Borçlunun iptal edilebilecek tasarrufları, alacaklılarından mal kaçırılmasına yönelik olarak yapılan ivazsız veya aciz hâlinde yapılan tasarruflar ile alacaklılarına zarar verme kastıyla yapılan tasarruflardır. Örneğin; alacağın temliki, boşanma protokolü ile yapılan işlemler, şirket hissesinin devri, ipoteklerin temliki, nam ı müstear ile gizlenmiş danışıklı işlemler hakkında da tasarrufun iptali davası açılabileceği Yargıtay uygulamaları ile istikrar kazanmıştır. Borçlunun mamelekinin ... bölümünü azaltıcı işlemler yapması ya da aktifini artırıcı işlemleri yapmaması da tasarrufun iptali davasının konusunu oluşturabilir.
-
Tasarrufun iptali davasının dinlenebilmesi için HMK’nın 114. maddesinde düzenlenen ve bütün davalar için geçerlilik taşıyan genel dava şartları yanında bir takım özel dava şartlarının varlığı da aranmaktadır. Bu özel şartlar, Hukuk Genel Kurulunun 23.10.2013 tarihli ve 2013/17 224 E., 2013/1478 K.; 30.03.2016 tarihli ve 2014/17 843 E., 2016/433 K.; 15.11.2017 tarihli ve 2017/17 2361 E., 2017/1371 K. sayılı kararlarında da belirtildiği gibi davacının gerçek bir alacağının olması, borçlu hakkında kesinleşmiş bir icra takibinin bulunması ve iptal konusu tasarrufun borcun doğumundan sonra yapılmış olmasıdır.
-
Bazı tasarruflar ise İİK’da öngörülen tasarrufun iptali davasının konusunu oluşturmaz. İİK’nın 278, 279 ve 280. maddelerinde borçlunun tasarrufundan söz edilerek iptalin koşulları belirlendiğinden İİK’nın 277 vd. maddelerinde öngörülen nitelikte tasarrufun iptali davasının varlığından söz edebilmek için, her şeyden önce, takip borçlusu tarafından yapılmış bir tasarruf işleminin bulunması gerekmektedir. Borçlunun taraf olmadığı, bir işlemden ötürü tasarrufun iptali davası açılması durumunda, davanın sıfat yokluğu sebebiyle reddedilmesi gerekmektedir.
-
Kural olarak, borçlandırıcı işlemler hakkında iptal davası açılamaz.
-
Borçlanma işlemleri İİK anlamında bir tasarruf değildir. Çünkü borçlanma işlemi ile, mal borçlunun mülkiyetinden çıkmayacağından alacaklı o malı haczettirebileceği gibi, borçlunun iflası hâlinde de mal masaya gireceğinden, alacaklının yalnız borçlandırıcı işlemin iptalini istemekte hukukî yararı bulunmamaktadır (Kuru, Baki: İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, ..., 2013. s. 1399 vd.).
-
Tasarruf işlemleri; mülkiyetin naklinde, sınırlı bir ayni hakkın tesisinde, alacağın temlikinde olduğu gibi bir hakka doğrudan doğruya etki eden, bir ... nakleden, kanıtlayan veya ortadan kaldıran hukukî işlemlerdir. Genel olarak tasarrufi işlemin kendine bağlanan hukukî sonucu doğurması borçlandırıcı işlemin geçerliliğine bağlı olduğundan tasarrufun iptali davasının konusunu borçlandırıcı işlemler değil tasarruf işlemleri oluşturur (..., ...: Tasarrufun İptali Davası ve Muvazaa Davası ve Karşılaştırılması, ... 2020, s. 51). Çünkü yukarıda da açıklandığı üzere borçlandırıcı işlemle mal ve hak borçlunun mal varlığından çıkmış olmaz. Tasarrufun iptali davalarının konusunu ise borçlunun mal varlığından eksilmeye neden olan tasarruf işlemleri oluşturur.
-
İptal edildiğinde alacaklıya haciz ve satış imkânı tanımayan işlemler tasarrufun iptali davalarında bir tasarruf işlemi olarak kabul edilemez. Zira tasarrufun iptali davasında amaç alacaklının alacağına kavuşmasıdır.
-
Yine takip hukuku bakımından hükümsüz olan işlemler, ortaya çıkan hukukî sonucun tespitine yarayan muhasebe işlemleri, borçlunun taraf olmadığı işlemler, mahkeme kararları, kadastro tutanakları, kural olarak ... icra yolu ile yapılan satışlar, borçlunun vekil sıfatıyla yaptığı işlemler, borçlunun aile hukukuna giren boşanma, nesebin tanınması, evlat edinme işlemleri gibi işlemler de tasarrufun iptali davasına konu edilemez. Nitekim aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 28.09.2021 tarihli ve 2017/(17)4 2050 E., 2021/1092 K. sayılı kararında da benimsenmiştir.
-
Öte yandan ... başına borçlunun aktifini azaltmayan inanç sözleşmeleri borçlandırıcı işlemdir. İçinde tasarruf işlemini barındıran inanç sözleşmelerinde, borçlu bu anlaşmaya dayanarak bir mal varlığı değerini üçüncü kişiye devir ve temlik ettiğinde anılan tasarruf işlemi borçlunun aktifini azaltacağından borçlunun (inananın) alacaklıları, borçlu (inanan) ile üçüncü kişi (inanılan) arasındaki tasarruf işleminin iptalini isteyebilecektir (..., ...: Alacaklılara Zarar Verme Kastıyla Yapılan Tasarrufların İptali, ..., 2019, s. 133).
-
Davacı alacaklıların tasarrufun iptali davasını açtıklarında borçlu davalıların hangi tasarrufi işlemleri ile mal kaçırdıklarını açıkça bildirmeleri dava şartlarının, hak düşürücü sürenin sağlıklı bir biçimde incelenebilmesi, adil yargılama ... çerçevesinde yargılamanın sürdürülebilmesi ve silahların eşitliği ilkesi gereğince savunmanın buna göre yapılabilmesi için gerekli ve zorunludur.
-
Yukarıdaki bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı ... 2. İcra Müdürlüğünün 2007/9022 E. sayılı dosyasında iki adet bonodan kaynaklanan alacağını tahsil amacıyla davalılardan ... Yayıncılık A.Ş. ile ... hakkında, 2007/9021 E. sayılı dosyasında ise davalı ... Basın Servisleri ve Ticaret A.Ş. aleyhine sekiz adet bonodan kaynaklanan alacağını tahsil amacıyla icra takipleri başlatmış, anılan takipler kesinleşmiştir.
-
Davacı, iddiasının temelini davalı ... ile davalı ... arasında yapılan ve sahteliği ... sürülen ve fotokopileri sunulan gizli olarak nitelendirdiği anlaşmalara dayandırmış, bu anlaşmalar sonucu mal aktarımına ilişkin tasarruf işlemlerinin yapıldığını ... sürmüş yargılama aşamasında da 29.08.2007 tarihli protokol ile TMSF tarafından davalı ...'e iade edilen nakit ve şirket hisseleri üzerinde, davalı ... ile ... arasındaki 12.....2002 tarihi protokoldeki taahhütler uyarınca davalı borçlu ...'in %50 ortaklık ... olması nedeniyle buna ilişkin olarak yapılan tasarrufların iptaline karar verilmesini istemiş olup, mahkemece varılan sonuca göre yapılan inceleme ve araştırma yeterli bulunmuştur.
-
Bu kapsamda öncelikle protokol ve sözleşme başlıklı belgelerin incelenmesi gerekmektedir.
-
12.....2002 tarihli protokolde, davalı ... ile davalı ...’in ortak oldukları ve kontrol ettikleri bütün şirketler ile yazılı ve görsel medyada kuracakları şirketlerde eşit hisse ve eşit yönetim prensibine dayalı faaliyet gösterecekleri, birbirlerinin yazılı rızalarını almaksızın aynı alanda faaliyet gösterecek şirket kurmayacakları, kurulmuş olanlara da ortak olmayacakların belirtilmesi suretiyle iki tarafa ait şirketlerin yönetimi ile ilgili ortak esasların belirlenmesi yoluna gidildiği, 08.08.2002 tarihli sözleşmede ise özetle; bazı şirketlerin faaliyetlerini bundan böyle ... Şirketleri unvanı altında yürütecekleri, bu şirketlerin aslında ... ve ... arasında % 50'şer hisseli olduğu ve ... ile ilgili engellerin kalkması hâlinde ona ait % 50 hissenin devredileceği hususları yer almaktadır.
-
Her iki belgede de tarafların sözü edilen şirketlerde kontrol ve yönetimde eşitlik esasına dayanan bir yönetim ve faaliyet biçimi kurmaya, ... veya oğluna yönelik %50 hisse devrinin de ancak bunlar üzerindeki rehinlerin kaldırılmasından sonra yapılabileceğine ilişkin hükümler bulunmaktadır. Hisse devri gibi devredilmeleri sicile tescil, ilan, şerh gibi özel şekle bağlı olan bu hakların ya da mal varlığı değerlerinin ... başına anılan sözleşmelerle intikali mümkün değildir. İçerikleri itibariyle bir hakkın devrine ilişkin hükümler içermeyen bu sözleşmeler ile İİK anlamında iptale tabi bir tasarruf işlemi yapıldığından söz etmeye olanak bulunmamaktadır. Bu hâliyle sözleşmeler karşılıklı borç vaatleri içeren borçlandırıcı işlem niteliğinden öteye geçmemiştir. Borçlandırıcı işlemler hakkında da tasarrufun iptali davasının açılamayacağı açıktır. Davacı, sözleşmelere yönelik iddialarının devamı olarak davalı borçlular ile davalı ... arasında hak ya da mal aktarımı sonucunu doğuran bir tasarruf işlemi yapıldığına ya da yapıldı ise işlemin ne şekilde gerçekleştiğine ilişkin somut herhangi bir belge ya da bilgi sunamamıştır. Mahkemece verilen ara kararlara rağmen borçlu davalıların hangi tasarrufi işlemleri ile mal kaçırdıkları açıkça belirtilememiş ve ispatlanamamıştır. Bir başka anlatımla bu belgeler dışında davacının somut olarak taraflar arasında yapılan bir işlem iddia edilmediği gibi ispat da edilmemiştir. Dosya kapsamında icra iflas hukuku anlamında iptale konu edilebilecek bir devir ya da tasarruf işlemi bulunmamaktadır. Yine davacı tarafça; dava açıldıktan uzun bir süre sonra TMSF ile davalı ... arasında düzenlenen 29.08.2007 tarihli protokole göre ...'e iadesi kararlaştırılan mal varlıkları ile ilgili tasarrufun iptali talep edilmiş ise de; yapılan sözleşmenin yukarıda bahsi geçen iki sözleşme ile de ilişkilendirilemeyeceği, zira anılan işlemlerde tasarrufun davalı borçlu ... ya da icra takiplerindeki diğer borçlular tarafından değil, ilgili mevzuatı uyarınca işlem yapan TMSF tarafından yapıldığı, bu suretle dosya kapsamında TMSF'nin 30.03.2007 tarihli kararla el konulmasına ve 29.08.2007 tarihli kararla bir kısmının iadesine karar verilen şirket ve varlıklarla ilgili olarak davalılar ... ve ...'in gizli sözleşme ve protokol hükümleri çerçevesinde davalı ...'in alacaklılarını zarara uğratmak amacıyla bu varlıklar üzerinde davalı üçüncü kişi ... lehine işlem yaptığı, malvarlığını ya da ticari işletmelerini devrettiği ispatlanamadığı gibi, iddia olunan devir ve işlemler ile ilgili bir delil de sunulamamıştır.
-
Tüm bu hususlar bir arada değerlendirildiğinde borçlu ... ile davalı ... arasında İİK’nın 277 vd. maddeleri gereğince tasarrufun iptali davasına konu edilebilecek bir tasarruf işleminin bulunmadığı yönünde verilen direnme kararı yerinde olup, usul ve yasaya uygun bulunmuştur.
-
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; dosya kapsamında bulunan bilgi ve belgelere göre ortada bir tasarruf işlemi bulunmadığından söz etmenin mümkün olmadığı, Özel Daire bozma kararında belirtilen davada verilen kararın bu dava için kesin hüküm veya güçlü delil oluşturacak niteliğinin bulunmadığı ve dosyaya yansıyan gizli anlaşmaların ortaya çıkmasından önce TMSF izni ile yapılan açık anlaşmalardan kaynaklanabilecek olan istihkak iddialarına konu dosyadaki kararın doğrudan bu dosyaya delil oluşturması mümkün olmadığından belirtilen bozma gerekçesi yerinde değil ise de; dördüncü bentte açıklanan diğer nedenlerle iptale tabi tasarruf bulunduğunun kabulü gerektiği görüşü ... sürülmüş ise de bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.
C. (III) ve (IV) numaralı uyuşmazlıklar yönünden yapılan incelemede;
-
İcra ve İflas Kanunu’nun 277 vd. maddeleri gereğince tasarrufun iptali davasına konu edilebilecek bir tasarruf işleminin bulunmadığı sonucuna varıldığından, (III) ve (IV) numaralı uyuşmazlıkların incelenmesine ve taraflarca ... sürülmediği hâlde Özel Daire bozma kararında sözü edilen ÖzelDairenin 2010/1520 E. sayılı dosyasında organik bağ bulunduğuna karar verildiği yönündeki açıklamaların değerlendirilmesine gerek görülmemiştir.
-
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; Özel Dairenin bozma kararında belirtilen dosyada verilen kararın doğrudan bu dosyaya delil oluşturması mümkün olmadığından belirtilen bozma gerekçesi yerinde değil ise de; dördüncü bentte açıklanan diğer nedenlerle iptale tabi tasarruf bulunduğunun kabulü gerektiği, ortada iptale tabi tasarruf mevcut ise de ihale bedelinden artan para kalmadığı için davanın konusuz kaldığı, bu durumda dava tarihindeki haklılık durumu değerlendirilerek yargılama giderlerinin belirlenmesinin gerektiği görüşü ... sürülmüş ise de; bu görüş yukarıda açıklanan gerekçelerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.
D. (V) numaralı uyuşmazlık yönünden yapılan incelemede;
-
Davacı alacaklının ... 2. İcra Müdürlüğünün 2007/9022 E. sayılı dosyasında davalılar ... Yayıncılık A.Ş. ile ... aleyhine, 2007/9021 E. sayılı takip dosyasında davalı ... Basın Servisleri ve Ticaret A.Ş aleyhine kambiyo senetlerine mahsus takip yapmıştır. Borçlulardan ... Yayıncılık A.Ş. ve ... Basın Servisleri ve Ticaret A.Ş. davacı alacaklı hakkında ... 14. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2008/328 E. sayılı dosyasında menfi tespit davası açmış olup, anılan dosyada davanın reddine dair verilen karar Yargıtay denetiminden geçerek onanmış, davacılar vekilinin karar düzeltme istemi ise Özel Daire bozma kararından sonra reddedilmiştir. Anılan şirketler dosyaya sunulan sözleşmelerin tarafı değildir. 2007/9021 E. sayılı dosyada borçlu görünen ... Basın Servisleri ve Ticaret A.Ş. ile davalı üçüncü kişi ... arasında ve 2007/9022 E. sayılı dosyada; borçlu görünen ... Yayıncılık A.Ş. ile davalı üçüncü kişi ... arasında yapılmış iptal davasına konu edilebilecek bir tasarruf işlemi de bulunmamaktadır. Anılan şirketler davaya dayanak gösterilen sözleşmelerin tarafı olmadığından, tasarrufun iptali davası için öngörülen tasarruf işlemine yönelik dava şartı da oluşmadığından diğer öngörülebilirlik şartı olan gerçek alacağın varlığının incelenmesine, dolayısıyla açılan menfi tespit davasının HMK’nın 165. maddesi anlamında bekletici sorun yapılmasına gerek bulunmamaktadır.
-
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, davacının gerçek bir alacağının bulunup bulunmadığının tespiti bakımından davalılardan borçlu ... dışında kalan diğer borçlular ... Yayıncılık A.Ş. ve ... Basın Servisleri ve Ticaret A.Ş tarafından açılan menfi tespit davasının bekletici mesele yapılması gerekirken bu hususun göz ardı edilmesi hatalı olduğundan, Özel Daire bozma kararının yerinde olduğu görüşü ... sürülmüş ise de bu görüş; yukarıda açıklanan gerekçelerle Kurul çoğunluğu tarafından kabul edilmemiştir.
-
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; fer’i müdahil TMSF’nin, ilk kararda verilen tavzih kararına rağmen direnmeye ilişkin gerekçeli karar başlığında asli müdahil olarak gösterilmiş olması mahallinde düzeltilebilir maddi hata olarak kabul edilmiş ve bu husus ayrıca bozma nedeni yapılmamıştır.
-
Öte yandan tasarrufun iptali dışındaki taleplerin tefrik edilmesi gerektiği belirtilerek, bozma nedenine göre davacının diğer talepleri ve direnme kapsamı dışında kalan temyiz itirazları Özel Dairece şeklen incelenmemiş olduğundan, davacı vekilinin anılan yönlere ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerekmiştir.
IV. SONUÇ: **
1 Yukarıda III A bendinde açıklanan nedenlerle direnme kararının ONANMASINA oy birliği ile,
2 Yukarıda III B, C ve D bentlerinde açıklanan nedenlerle direnme kararı uygun olduğundan davacı vekilinin Özel Dairece şeklen incelenmeyen temyiz itirazları ile direnme konusu kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE oy çokluğuyla " karar verilmiş ve dosya dairemize gönderilmiştir.
C. Gerekçe
- Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, İİK'nın 277 ve devamı maddelerine dayalı tasarrufun iptali istemi ile, BK'nın 179 180 110. maddesine göre işyeri devri nedeniyle devir alanın işletmenin borçlarından sorumlu olacağının tesbiti istemine ilişkindir.
- İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2004 sayılı İcra ve İflas Kanun'unun 277, 278, 279, 280 ve 818 inci sayılı Borçlar Kanunun'un 179 180 ve 110 uncu maddeleri
- Değerlendirme
1 Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 373 üncü maddesinin beşinci fıkrası gereğince Dairemizce yeniden yapılan incelemede, temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere ve Hukuk Genel Kurulu gerekçesindeki, yapılan işlemlerin işyeri devri niteliğinde olmaması yönündeki tespitlerine göre usul ve kanuna uygun olup temyiz dilekçesinde ... sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VII. KARAR
Değerlendirme bölümünde açıklanan sebeplerle davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası ve 373 üncü maddesinin beşinci fıkraları uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davacıya yükletilmesine,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
30.05.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_yargitay
Taranan Tarih: 25.01.2026 16:57:59