Karar Detayı
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
4. Hukuk Dairesi
Yargıtay Kararı
2023/2484
2023/5344
12 Nisan 2023
MAHKEMESİ: Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI: 2020/115 E. 2022/245 K.
HÜKÜM/KARAR: Kabul
Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen tazminat davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nce hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kabulüne karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar vekili dava dilekçesinde; davacıların murisi ...'in vefat etmeden önce Ziraat Bankası Bafra Şubesinden 18.000,00 TL tutarında kredi kullandığını, kredinin kullanılması esnasında murisin hayat sigortası poliçesi imzaladığını, sözleşme uyarınca hayat sigortasının 5 yıllık olduğunu, murisin kredi kullanırken sağlığı ile ilgili doğru bilgiler verdiğini, bilgi verme yükümlülüğünü ihlal etmediğini, kredi çekildikten sonra nefes darlığı şikayetiyle rahatsızlandığını ve 26.12.2013 tarihinde vefat ettiğini, sigorta şirketine murisin öldüğünün bildirildiğini, ancak davalı sigorta şirketinin 25.09.2012 tarihinde murise akciğer kanseri tanısı konulduğundan bahisle ödeme yapamayacaklarını bildirdiğini, yaptıkları araştırma neticesinde söz konusu tanının kanser olmadığını, hatta murisin büyük ihtimal ile hiç kanser olmadan hayatını kaybettiğini, ispat külfetinin davalı sigorta şirketinde olduğunu belirterek, sigorta bedeli olan 20.700,00 TL'nin temerrüt tarihinden itibaren ticari faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; sigorta sözleşmesinin karşılıklı güven ve iyi niyet esasına dayalı olarak akdedilen bir sözleme olduğunu, buna ilişkin düzenlemelerin Türk Ticaret Kanunu ve Hayat Sigortası Genel Şartlarında da belirtildiğini, sigorta uygulamaları hakkında bilgi verildiğini ve başvuru sırasında sorulan sorulara mutlaka doğru cevap verilmesi gerektiğini, hayat sigortası genel şartları grup hayat sözleşmesi ve poliçe hükümleri saklı kalmak kaydı ile kanser hastalığına bağlı vefatın teminat kapsamı dışında bulunduğunu, murisin "kanser şüphesi ile ilgili herhangi bir tetkik yaptırdınız mı" ve "herhangi bir tetkik sonrası kanser şüphesi bulgusuna rastlandı mı" sorularına "hayır" cevabını verdiğini, ancak murisin sigorta öncesinde kanser hastalığı bulunmasına, bu durumun 22.09.2012 tarihli toraks bt raporunda radyolijik olarak tespit edilmesine karşın bu durumu bildirmediği ve bu yöndeki sorulara da hayır cevabını verdiğini, yapılmaması gereken sigortanın yapılmasına neden olduğunu, murisin vefatından sonra 25.09.2012 tarihli torax bt raporu ile sigortalıya radyolojik olarak akciğer kanseri tanısı konulduğunun tespit edildiğini ve muris tarafından beyan yükümlülüğünün ihlal edildiğinin açık olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 15.03.2016 tarih ve 2014/428 Esas ve 2016/363 sayılı kararıyla;
"...ATK raporu dikkate alındığında sigortalının ölüm sebebinin akciğerdeki lezyon olduğu, söz konusu akciğer lezyonuna 22.09.2012 tarihinde rastlandığı, her ne kadar inceleme yapılmaması nedeniyle akciğer lezyonunun kanser olup olmadığına ilişkin tanı konulmamış ise de, sigortalının sözleşme yapılırken davalıya akciğerindeki kitleden bahsetmediği, sigortalının sürekli tedavi gördüğü de dikkate alındığında ölümüne sebep olan akciğerindeki nodülden/lezyondan haberdar olmamasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu, sigortalının ihbar yükümlülüğüne uymadığı ve davalının sözleşmeden cayma hakkının bulunduğu..." gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 04.06.2020 tarih ve 2019/5902 E. 2020/3194 K. sayılı ilamında özetle, "...Davacıların murisinin 2008 yılından beri KOAH hastalığı ve akciğer yetmezliği ve başkaca rahatsızlıkları sebebi ile ilgili takipte olup, TTK 1435, 1439 ve 1440. maddelere göre beyan yükümlülüğüne aykırı davranıp davranmadığının karar yerinde tartışılması gerektiği, tüm dosya kapsamına göre murisin kullanmış olduğu ilaçlar arasında kanser ilacı bulunmadığı, kanser hastası olduğuna dair teşhis konulmadığı, buna göre mahkemece Adli Tıp Kurumu'ndan muris tarafından beyan edilmeyen diğer rahatsızlıkları ile ölüm sebebi arasında illiyet bağı olup olmadığı hususunda ayrıntılı ve denetime elverişli rapor alınması, illiyet bağı varsa davanın reddine, illiyet bağı yoksa TTK 1439. maddesinin değerlendirilerek gerekirse proporsiyon hesabı yapılmak suretiyle, karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı olduğu şekilde hüküm kurulmasının doğru olmadığı" gerekçesi ile hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "...bozma sonrası alınan 25.12.2020 tarihli ATK 1. İhtisas Dairesi raporuna göre; kişinin ölümünün kesin olarak tanısı konulamayan akciğerde kitle ve buna bağlı gelişen solunum yetmezliği sonucu meydana gelmiş olduğu, adli dosyada mevcut tıbbi belgelere göre kişinin ölümüne neden olan akciğerdeki kitlenin Ondokuz Mayıs Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi'nin 22.9.2012 tarihli toraks tomografisi ile tanısının konulmuş olduğu, ancak biyopsi örneği alınarak kanser olup olmadığı hususunda araştırma yapılamadığı, bu nedenle kitlenin kanser olup olmadığının bilinemediği, sözleşme öncesi tanısı konulan diğer hastalıkları ile ölüm arasında illiyet bağı bulunmadığının belirtildiği, bozma ilamında değinildiği gibi proporsiyon hesabının yapılabilmesi için sigorta ve bankacı bilirkişilerinden oluşan heyetten alınan 19.07.2022 tarihli raporun denetime ve hüküm kurmaya elverişli olduğu" gerekçesi ile davanın kabulü ile 20.700,00 TL tazminatın davalıdan tahsili ile 5.175,00 TL'sinin davacı Keziban Sait'e, 7.762,50 TL'sinin davacı ... Sait Sağlam'a, 7.762,50 TL'sinin davacı ...'e dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizleriyle birlikte ödenmesine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde; tıbbi uzmanın dahil olmadığı heyetin hazırladığı raporun, ATK raporunda yer verilen değerlendirmeler esas alınarak kabulünün doğru olmadığını, kişinin ölümünün kesin olarak tanısı konulamayan akciğerde kitle ve buna bağlı gelişen solunum yetmezliği sonucu meydana gelmiş olduğunu, adli dosyada mevcut tıbbi belgelere göre kişinin ölümüne neden olan akciğerdeki kitlenin Ondokuz Mayıs Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi'nin 22.9.2012 tarihli toraks tomografisi ile tanısının konulmuş olduğunu, ancak biyopsi örneği alınarak kanser olup olmadığı hususunda araştırma yapılamadığını, bu nedenle kitlenin kanser olup olmadığının bilinemediğini, sözleşme öncesi tanısı konulan diğer hastalıkları ile ölüm arasında illiyet bağı bulunmadığının mütalaa edildiğini, o halde dosyada uzman bir onkolog bulunmasının yasanın da zorunlu kıldığı bir durum olduğunu, Adli Tıp Kurumu raporu incelendiğinde, 25.09.2012 tarihli bt toraks raporu ile sigortalı murisin malign olasılı nodül tanısı aldığını, malign kötü huylu tümörlere verilen isim olup, sigortalının bu tarih itibariyle sigorta kapsamına alınmadan evvel kansere yönelik tanı aldığının kesin olduğunu, bu belgenin 2012 yılında düzenlendiğini, sigortalının 2013 yılında kapsama alındığını ve 17 gün sonra vefat ettiğini, sigortalının bu durumdan haberdar olmadığının kabul edilmesinin olası olmadığını belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
- Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davacıların murisinin 26.12.2013 tarihinde vefatından dolayı hayat sigorta poliçesi kapsamında maddi tazminat istemine ilişkindir.
- İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) geçici 3 üncü maddesi atfıyla uygulanmasına devam olunan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 427 vd maddeleri, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu 1435, 1439 uncu maddeleri, Hayat Sigortası Genel Şartları'nın C.2.2. inci maddesi.
- Değerlendirme
Davacılar murisinin kullanmış olduğu banka kredisi nedeniyle, 09.12.2013 başlangıç tarihli hayat sigorta sözleşmesi düzenlenmiş; poliçenin düzenlenmesinden sonra, 26.12.2014 tarihinde davacıların murisi vefat etmiştir.
Sigorta sözleşmesi kurulurken sigortalıya yüklenen doğru bilgi verme (ihbar) yükümlülüğünü düzenleyen 6762 sayılı TTK'nın 1290. maddesi (6102 sayılı TTK 1435,1439 ve 1440. maddeler) Yargıtay'ın yerleşik kararları ile hayat sigortalarında da uygulanmaktadır. Hatta anılan bu düzenleme, Hayat Sigortası Genel Şartlarının C 2.2. maddesi ile sözleşme hükmü halini almıştır.
Gerek TTK’nın düzenlemeleri ve gerekse Hayat Sigortası Genel Şartlarının C 2.2. maddesi düzenlemesine göre sigorta şirketinin sorusu üzerine veya her hangi bir soru sorulmadan (dolayısı ile buna ilişkin bir form doldurulmadan) sigortalı, sözleşmesinin yapılması sırasında kendisinin bildiği ve sigortacının sözleşmeyi yapmamasını veya daha ağır şartlarla yapmasını gerektirecek bütün halleri sigortacıya bildirmekle yükümlü olup, şayet sigortalı tarafından var olan hastalık kasten bildirilmemiş ise sigortacının sözleşmeden cayma hakkı söz konusudur.
Somut olayda, taraflar arasındaki uyuşmazlık, poliçenin düzenlenmesi sırasında kanser hastalığının olup olmadığı, sigortalının önceki hastalıkları ile ölümü arasında illiyet bağının olup olmadığı, bu hastalıkları kasten gizleyip gizlemediği, dolayısı ile ihbar yükümlülüğüne aykırı davranıp davranmadığı noktasında toplanmaktadır.
İstanbul Adli Tıp Kurumunun 29.07.2015 tarihli raporunda; 26.12.2013 tarihinde öldüğü bildirilen ... hakkında dosyada bulunan tıbbi belgelerde otopsi yapılıp makroskapik ve histopatolojik incelemeler yapılmamış olsa da özgeçmişinde astım, hiperlipidemi ve serebrovasküler hastalık bulunduğunu, 22.09.2012 tarihinde çekilen toraks bt incelemesi raporunda; sol superiorlingulersegmentte plevra komşuluğunda pür kalsifik nodül, sol bazal subplevral yumuşak dansitelimalignolasılı nodül dikkati çektiğinin kayıtlı olduğunu, 23.12.2013 günü hastaneye nefes darlığı sebebiyle başvurduğunu, bilateralronküsleri mevcut olduğunu, solunum sesleri kabalaşmış, diğer sistem muayenelerinin doğal olduğu, göğüs yoğun bakıma yatırıldığını, solda pulmoner arteri oklüze eden saran hiler kitle ve akciğerde kitle mevcut olduğunu, ancak kilinik durumu ağır olduğundan dolayı kitlenin nedenine yönelik tıbbi araştırma yapılmadığını, hastanın geçmişinde kanser hastalığı tanısı bulunduğuna dair veriye rastlanmadığını, 22.09.2012 tarihinde çekilen toraks bt incelemesi raporunda görülen sol superiorlingulersegmentte plevra komşuluğunda pür kalsifik nodül, sol bazal subplevral yumuşak dansitelimalignolasılı nodülün tanısının ne olduğuna yönelik herhangi bir ameliyat veya biopsi alma işlemi uygulanmamış olduğundan bu kitlenin histopatolojik tanısının ne olduğunun, maling veya bening (habis veya selim) olup olmadığının tıbben bilinemediği, dolayısıyla kayıtlı bilgiler, olayın gelişimi, tıbbi belgeler birlikte değerlendirildiğinde kişinin ölümünün hastaneye giriş çıkış tarihli epikrizinde toraks bt de tanımlanan pulmoner arteri sararak oklüze eden kitle ve gelişen komplikasyonlar sonucu meydana gelmiş olduğu, kişinin ölümüne neden olan akciğer lezyonunun mevcut tıbbi belgelere göre 22.09.2012 tarihinde rastlanılmış olup mevcut komorbidi nedeniyle kesin tanısının biyopsi yapılıp konulmamış olduğu ve kişinin akciğerdeki kitle tanısını bilip bilmediği hususunda kesin bir değerlendirme yapılamadığından adli tahkikatla aydınlanmasının uygun olduğu kanaatine varıldığı oy birliği ile mütala edilmiştir. Mahkemece buna dayanılarak davanın reddine karar verilmiş, Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 04.06.2020 tarih ve 2019/5902 E. 2020/3194 K. sayılı ilamı ile; dosya içinde bulunan murisin tıbbi geçmişine ilişkin belge ve bilgilerden; murisin 50 yaşına kadar alkol kullandığı, ölene kadar sigara kullandığı, akciğer yetmezliğinin ilk olarak 2008 de teşhis edildiği, 24.12.2011 de kalp krizi geçirdiği, 5 yıl süre ile akciğer ve kalp hastası olarak tedavi gördüğü, KOAH hastası olduğu, AORT damarlarının tıkalı olduğu, ayrıca böbrek yetmezliği olduğu, 22.09.2012 de akciğerde nodül tespit edildiği, Göğüs Hastalıkları Bölümünün kitleden dolayı takip edilmesi gerektiğini söylediği, 3 ay sonra tekrar film çekildiği ancak kitlede değişiklik olmadığı tespit edildiği için biyopsi yapılmadığı, bu süreçte ayrıca beyin fıtığı geçirdiği ve buna bağlı olarak, konuşma bozukluğu olduğu ve beyin felci geçirdiği, ölüm belgesinde "Akciğere giden atardamarı tıkayan kitle ve gelişen komplikasyon neticesi vefat etiğinin belirtildiği", dava konusu hayat sigortası sözleşmesi imzalanırken, sağlık beyan formunda murise "Teşhis edilmiş kanser hastalığınız var mı" ve "Kanser şüphesi ile herhangi bir tetkik yaptırdınız mı veya herhangi bir tetkik sonrası kanser şüphesi bulgusuna rastlanıldı mı" şeklinde soru yöneltildiği, sigortalı muris tarafından "HAYIR" cevabı verilerek formun imza edildiği anlaşılmakla, davacıların murisinin 2008 yılından beri KOAH hastalığı ve akciğer yetmezliği ve başkaca rahatsızlıkları sebebi ile ilgili takipte olup, TTK 1435, 1439 ve 1440. maddelere göre beyan yükümlülüğüne aykırı davranıp davranmadığının karar yerinde tartışılması gerektiği, tüm dosya kapsamına göre murisin kullanmış olduğu ilaçlar arasında kanser ilacı bulunmadığı, kanser hastası olduğuna dair teşhis konulmadığı, buna göre mahkemece Adli Tıp Kurumu'ndan muris tarafından beyan edilmeyen diğer rahatsızlıkları ile ölüm sebebi arasında illiyet bağı olup olmadığı hususunda ayrıntılı ve denetime elverişli rapor alınmalı, illiyet bağı varsa davanın reddine, illiyet bağı yoksa TTK 1439. maddesinin değerlendirilerek gerekirse proporsiyon hesabı yapılmak suretiyle, karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı olduğu şekilde hüküm kurulmasının doğru görülmediği belirtilerek karar bozulmuştur.
Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılamada alınan 25.12.2020 tarihli ATK 1. İhtisas Dairesi raporuna göre; kişinin ölümünün kesin olarak tanısı konulamayan akciğerde kitle ve buna bağlı gelişen solunum yetmezliği sonucu meydana gelmiş olduğu, adli dosyada mevcut tıbbi belgelere göre kişinin ölümüne neden olan akciğerdeki kitlenin Ondokuz Mayıs Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi'nin 22.9.2012 tarihli toraks tomografisi ile tanısının konulmuş olduğu, ancak biyopsi örneği alınarak kanser olup olmadığı hususunda araştırma yapılamadığı, bu nedenle kitlenin kanser olup olmadığının bilinemediği, sözleşme öncesi tanısı konulan diğer hastalıkları ile ölüm arasında illiyet bağı bulunmadığı anlaşılmakla, davanın kabulü ile sigorta bedelinin ödenmesine karar verilmiştir.
Mahkemece bozmaya uyulduğu halde bozma ilamının gereği yerine getirilmemiştir. Sigorta sözleşmeleri iyi niyet sözleşmeleri olup, taraflar sözleşme kurulması aşamasında birbirlerini aydınlatma yükümlülüğü altındadır. Davalı taraf, sigortalının doğru beyanda bulunma yükümlülüğünü yerine getirmediği savunmasında bulunmuştur.
Riziko ve dava tarihinde yürürlükte bulunan 6102 Sayılı TTK’nın 1439. maddesinde "(1)Sigortacı için önemli olan bir husus bildirilmemiş veya yanlış bildirilmiş olduğu takdirde, sigortacı 1440. maddede belirtilen süre içinde sözleşmeden cayabilir veya prim farkı isteyebilir. İstenilen prim farkının on gün içinde kabul edilmemesi hâlinde, sözleşmeden cayılmış kabul olunur. Önemli olan bir hususun sigorta ettirenin kusuru sonucu öğrenilememiş olması veya sigorta ettiren tarafından önemli sayılmaması durumu değiştirmez. (2) Rizikonun gerçekleşmesinden sonra, sigorta ettirenin ihmali ile beyan yükümlülüğü ihlal edildiği takdirde, bu ihlal tazminatın veya bedelin miktarına yahut rizikonun gerçekleşmesine etki edebilecek nitelikte ise, ihmalin derecesine göre tazminattan indirim yapılır. Sigorta ettirenin kusuru kast derecesinde ise beyan yükümlülüğünün ihlali ile gerçekleşen riziko arasında bağlantı varsa, sigortacının tazminat veya bedel ödeme borcu ortadan kalkar; bağlantı yoksa, sigortacı ödenen primle ödenmesi gereken prim arasındaki oranı dikkate alarak sigorta tazminatını veya bedelini öder." düzenlemesi yer almaktadır. TTK'nın 1439/2. maddesinde, sigortalının kasten ya da ihmali ile beyan yükümlülüğüne uymaması hallerinin, sigortacının tazminat sorumluluğunun son bulması, tazminattan indirim yapılması, proporsiyon hesabı ile tazminatın belirlenmesi şeklinde üç ayrı sonucu olduğu kabul edilmiştir. Sigortalının poliçeden önceki rahatsızlığını bildirmediği ve bu bildirmeme halinin kast derecesinde (buradaki kastın kötüniyetle bildirmeme halini değil, bildiği halde beyansızlığı ifade ettiği dikkate alındığında) olduğu; bildirilmeyen hastalığın sadece ölüme etki eden faktör olup doğrudan ölüm nedeni olmadığı (bağlantının bulunmadığı) durumda, ödenen prim ile ödenmesi gereken prim arasındaki orana göre (proporsiyon hesabıyla) tazminatın belirlenmesi, TTK'nın 1439/2 nci maddesi gereğidir.
Açıklanan hukuki ve maddi vakıalar karşısında; davacılar murisinin, sigortacı için önemli sayılabilecek bir hususu bildirme yükümlülüğünü ihlali nedeniyle, TTK'nın 1439/2 nci maddesinin son cümlesindeki (proporsiyon hesabıyla) tazminatın belirlenmesi şartları dikkate alınarak bu hususun kararda tartışılması; hayat sigortası düzenleyen farklı sigorta şirketlerinden, bildirilmeyen KOAH, akciğer yetmezliği, kalp rahatsızlığı ve böbrek yetmezliği olan sigortalı adayından alınması gereken primin araştırılması ile davalı sigortacının aldığı prim ile önceki hastalığın bildirilmesi halinde alınması gereken prim arasındaki orana göre (proporsiyonla hesaplanan) tazminattan sorumluluğuna karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirmeyle, bozmaya aykırı şekilde tam tazminata karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.
VI. KARAR
Değerlendirme bölümünde açıklanan sebeplerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
12.04.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_yargitay
Taranan Tarih: 25.01.2026 17:16:23