Karar Detayı

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

4. Ceza Dairesi

Daire / Kategori

Yargıtay Kararı

Esas No

2023/14261

Karar No

2023/25955

Karar Tarihi

19 Aralık 2023

MAHKEMESİ: Asliye Ceza Mahkemesi

SAYISI: 2018/1011 E., 2019/451 K.

SUÇ: İmar kirliliğine neden olma

KARAR: Mahkumiyet

TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ: İlgili kararın kanun yararına bozulması

Yukarıda tarih ve sayısı belirtilen incelemeye konu Yerel Mahkeme kararı ile sanık hakkında imar kirliliğine neden olma suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 184 üncü maddesinin birinci fıkrası ve 62 nci maddesi uyarınca 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, 51 inci maddesi uyarınca cezanın ertelenmesine karar verilmiştir.

Adalet Bakanlığının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 309 uncu maddesinin birinci fıkrası uyarınca, 27.07.2023 tarih ve 94660652 105 16 6748 2023 Kyb sayılı evrakı ile kanun yararına bozma istemine istinaden düzenlenen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 21.09.2023 tarihli ve KYB 2023/91438 sayılı Tebliğnamesi ile dava dosyası Daireye gönderilmekle, gereği düşünüldü:

I. İSTEM

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin;

"...5237 sayılı Kanun'un 44. maddesinde yer alan, "İşlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet veren kişi, bunlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılır." şeklindeki düzenleme ile

Benzer bir olay sebebiyle Yargıtay 18. Ceza Dairesinin 01/02/2016 tarihli ve 2015/33771 esas, 2016/1444 karar sayılı ilâmında yer alan, "... Sanığın aynı eylemi nedeniyle hakkında 2863 sayılı Kanuna aykırılık ve imar kirliliğine neden olmak suçlarından iddianame düzenlendiğinin ve her iki suçtan da verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin hükümlerin kesinleştiğinin anlaşılması karşısında, 5237 sayılı TCK'nın 44. maddesi gereğince sadece 2863 sayılı Kanuna aykırılık suçundan hüküm kurulup, imar kirliliğine neden olmak suçundan ise karar verilmemesi gerektiğinin gözetilmemesi hukuka uygun bulunmadığından,... Urla Asliye Ceza Mahkemesinin 26/04/2011 tarih ve 2011/34 esas, 2011/388 sayılı kararının, CMK'nın 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA..." şeklindeki açıklamalar birlikte nazara alındığında,

Adı geçen sanığın ruhsat almaksızın kaçak inşaat yaparak inceleme konusu imar kirliliğine neden olma suçunu işlediği gerekçesiyle Bursa 9. Asliye Ceza Mahkemesinin 16/05/2019 tarihli ve 2018/1011 esas, 2019/451 sayılı kararı ile mahkûmiyetine karar verildiği, anılan kararın istinaf edilmeksizin 29/05/2019 tarihinde kesinleştiği,

Sanığın ruhsat almaksızın yaptığı kaçak yapının sit alanı içerisinde bulunması sebebiyle inceleme dışı 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’na muhalefet suçundan açılan kamu davası üzerine yapılan yargılama sonunda, Bursa 25. Asliye Ceza Mahkemesinin 13/12/2022 tarihli ve 2022/209 esas 2022/832 sayılı kararı ile sanığın mahkûmiyetine, aynı fiili ile imar kirliliğine neden olma suçuna sebebiyet verdiği ve anılan suçtan daha önce verilen cezanın kesinleştiği gerekçesiyle sanığın imar kirliliğine neden olma suçu yönünden Bursa 9. Asliye Ceza Mahkemesinin 2018/1011 esas sayılı dosyasında verilen ve kesinleşen cezasının mahsubuna, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231/5. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair karar verildiği anlaşılmakla, 5237 sayılı Kanun'un 44. maddesinde yer alan farklı nev’iden fikri içtima hükmü gereğince, sanığın daha ağır cezayı gerektiren 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’na muhalefet suçundan dolayı mahkûmiyetine karar verilmekle yetinilmesi gerekirken, sanık hakkında imar kirliliğine neden olma suçundan dolayı verilen önceki cezanın mahsubuna karar verilmesinde isabet görülmemiş ise de, anılan suç yönünden sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş bulunulması karşısında, kurulan hükmün henüz hukukî bir sonuç doğurmadığı, denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmediği ve denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere uygun davranıldığı takdirde, açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak, davanın düşmesine karar verileceği, sanık tarafından denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmesi hâlinde ise 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231/11. maddesi uyarınca mahkemece açıklanması geri bırakılan hükmün açıklanmasına karar verileceği ve söz konusu hükmün açıklanmasından sonra kanun yollarına tâbî olacağı gözetilerek yapılan incelemede,

Dosya kapsamına göre, sanığın ruhsat almaksızın yapmış olduğu kaçak yapının aynı zamanda sit alanında bulunması karşısında tek fiili ile hem imar kirliliğine neden olma suçu hem de 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’na muhalefet suçunun oluşmasına sebebiyet verdiği, bu nedenle sadece en ağır cezayı gerektiren 2863 sayılı Kanun'a muhalefet suçundan dolayı ceza verilmesi gerektiği gözetilerek imar kirliliğine neden olma suçu yönünden açılan davada hüküm kurulmasına yer olmadığına karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde sanığın mahkûmiyetine karar verilmesinde isabet görülmemiştir." şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır.

II. GEREKÇE

5237 sayılı Kanun’un 184 üncü maddesinde;

“(1) Yapı ruhsatiyesi alınmadan veya ruhsata aykırı olarak bina yapan veya yaptıran kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Yapı ruhsatiyesi olmadan başlatılan inşaatlar dolayısıyla kurulan şantiyelere elektrik, su veya telefon bağlantısı yapılmasına müsaade eden kişi, yukarıdaki fıkra hükmüne göre cezalandırılır.

(3) Yapı kullanma izni alınmamış binalarda herhangi bir sınai faaliyetin icrasına müsaade eden kişi iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(4) Üçüncü fıkra hariç, bu madde hükümleri ancak belediye sınırları içinde veya özel imar rejimine tabi yerlerde uygulanır.

(5) Kişinin, ruhsatsız ya da ruhsata aykırı olarak yaptığı veya yaptırdığı binayı imar planına ve ruhsatına uygun hale getirmesi halinde, bir ve ikinci fıkra hükümleri gereğince kamu davası açılmaz, açılmış olan kamu davası düşer, mahkum olunan ceza bütün sonuçlarıyla ortadan kalkar.

(6) (Ek: 29.06.2005 – 5377/21 md.) İkinci ve üçüncü fıkra hükümleri, 12 Ekim 2004 tarihinden önce yapılmış yapılarla ilgili olarak uygulanmaz.” hükümlerine yer verilmiştir.

2863 sayılı Kanun’un 65 inci maddesinde ise;

“Tescil edilen sit alanları ve korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ile korunma alanlarının bu Kanuna göre tebliğ veya ilan edilmiş olmasına rağmen yıkılmasına, bozulmasına, tahribine, yok olmasına veya her ne suretle olursa olsun zarar görmesine kasten sebebiyet verenler ile (…) (1) izin alınmaksızın inşaî ve fiziki müdahale yapanlar veya yaptıranlar, iki yıldan beş yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezasıyla cezalandırılır. (1)

Bu Kanuna aykırı olarak yıkma veya imar izni verenler, iki yıldan beş yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezasıyla cezalandırılır.

Birinci ve ikinci fıkralarda belirtilen fiiller, korunması gerekli kültür ve tabiat varlığını yurt dışına kaçırmak amacıyla işlenmiş ise verilecek cezalar bir kat artırılır.

(Değişik dördüncü fıkra: 20/8/2016 6745/25 md.) Taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ile bunların koruma alanları ve sit alanlarında, 3194 sayılı İmar Kanununun 21 inci maddesi kapsamına giren ruhsata tabi olmayan tadilat ve tamiratları, kültür varlıkları yönünden bünyesinde koruma, uygulama ve denetim büroları kurulmuş yerlerde yetkili idarelerden, koruma, uygulama ve denetim büroları kurulmamış yerlerde koruma bölge kurulu müdürlüklerinden; tabiat varlıkları ve doğal sit alanları yönünden ise çevre ve şehircilik il müdürlüklerinden izin almaksızın ya da izne aykırı olarak yapanlar veya yaptıranlar, altı aydan üç yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır.” hükümleri bulunmaktadır.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 09.06.2015 tarih, 2013/1 713 Esas,2015/203 Karar sayılı içtihadında; "5237 sayılı Kanun’un hazırlanmasında "Kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza vardır" ilkesi esas alınmış, dolayısıyla da gerçek içtima kuralı benimsenmiştir. Nitekim Adalet Komisyonu raporunda bu husus; 'Ceza hukukunun temel kurallarından birisi, ‘kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza vardır' şeklinde ifade edilmektedir. Bunun istisnaları, suçların içtimaı bölümünde belirlenmiştir. Bu istisnalar dışında, işlenen her bir suçla ilgili olarak ayrı ayrı cezaya hükmedilecektir. Böylece verilen her bir ceza, bağımsızlığını koruyacaktır." şeklinde ifade edilmiştir (TBMM Adalet Komisyonu’nun 03.08.2004 gün ve 1/593 60 sayılı Raporu). Bu kuralın istisnaları ise, 5237 sayılı TCK’nun “suçların içtimaı” bölümünde, 42 (bileşik suç), 43 (zincirleme suç) ve 44. (fikri içtima) maddelerinde düzenlenmiştir.

765 sayılı Kanun’un aynı nev’iden fikri içtima ile farklı nev’iden fikri içtima tek madde halinde ve Kanun’un 79 uncu maddesinde düzenlenmiş iken, 5237 sayılı Kanun da bu iki hal birbirinden ayrılarak, aynı nev’iden fikri içtima, zincirleme suçun düzenlendiği 43 üncü maddesinin ikinci fıkrasında, farklı nev’iden fikri içtima ise 44 üncü maddesinde düzenlenmiştir.

Farklı neviden fikri içtima 5237 sayılı Kanun’un 44 üncü maddesinde; “İşlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet veren kişi, bunlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılır.” şeklinde düzenlenmiş olup, hükmün uygulanabilmesi için işlenen bir fiille birden fazla farklı suçun oluşması gerekmektedir.

Kanun koyucu, işlediği bir fiille birden fazla farklı suçu işleyen failin, fiilin tek olması nedeniyle en ağır ceza ile cezalandırılmasını yeterli görmüş, bu şekilde “non bis in idem” kuralı gereğince bir fiilden dolayı kişinin birden fazla cezalandırılmasının da önüne geçilmesini amaçlamış, “erime sistemi”ni benimsemek suretiyle, bu suçlardan en ağırının cezasının verilmesi ile yetinilmesini tercih etmiştir.

Bu bağlamda, “tek fiil” veya “bir fiil”den ne anlaşılması gerektiğinin de değerlendirilmesi gerekmektedir. Doğal anlamda gerçekleştirilen her bedeni hareket ayrı bir hareketi oluşturmakta ise de, hukuki anlamda hareketin tek olması ile ifade edilmek istenen husus, doğal anlamda birden fazla hareket bulunsa dahi, bu hareketlerin, hukuki nedenlerden dolayı değerlendirmede birlik oluşturması suretiyle tek hareket olarak kabulüdür. Fikri içtimada da, fiil ya da hareketin tek olması, doğal anlamda değil hukuksal anlamda tekliği ifade etmektedir. Bir kısım suçların işlenmesi sırasında doğal olarak birden fazla hareket yapılmakta ise de, ortaya konulan bu davranışlar suçun kanuni tanımında yer alan hukuki anlamdaki “tek bir fiili” oluşturmaktadır. (Mahmut Koca İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, 6. Bası, Ankara, 2013, s. 484 495)

5237 sayılı Kanun’un genel hükümleri arasında yer alan fikri içtima kuralları, şartların varlığı halinde bulunması halinde kural olarak her suç için uygulanabilir ise de, kanun koyucunun açıkça istisna öngördüğü hallerde bu kuralın uygulanma ihtimali bulunmamaktadır. Nitekim 5237 sayılı Kanun’un 212 nci maddesinde, sahte resmi veya özel belgenin bir başka suçun işlenmesi sırasında kullanılması halinde, hem sahtecilik hem de ilgili suçtan dolayı ayrı ayrı cezaya hükmolunacağı belirtilerek, açıkça fikri içtima hükümlerinin uygulanması engellenmiştir.

Görüldüğü gibi, kanuni istisnalar dışında, hukuki anlamda tek bir fiille birden fazla farklı suçun işlenmesi halinde, bu suçlardan en ağır cezayı gerektirenin cezasına hükmolunması kanun gereği olup, suçların olası kastla veya doğrudan kastla işlenmiş olması da varılan bu sonucu değiştirmeyecektir.” şeklinde 5237 sayılı Kanun’un 44 üncü maddesi uyarınca fikri içtima hükümlerinin uygulanması ile ilgili değerlendirmede bulunulmuştur.

Bu kapsamda inceleme konusu dava dosyası değerlendirildiğinde; sanığın suça konu taşınmaz üzerinde ruhsat almadan inşaat yapması şeklindeki eyleminden dolayı hakkında 2863 sayılı Kanuna aykırılık ve imar kirliliğine neden olmak suçlarından ayrı ayrı iddianame düzenlendiği, yapılan yargılamalar sonucu 2863 sayılı Kanun'a aykırılık suçundan hükmün açıklanmasının geri bırakılması, imar kirliliğine neden olma suçundan ise mahkumiyet kararları verilerek kesinleştiğinin anlaşılması karşısında, bina niteliğinde yapı yapmak suretiyle imar kirliliğine neden olma eyleminin, 2863 sayılı Kanun kapsamına giren yerlerde işlenmesi durumunda, her iki eylemin 5237 sayılı Kanun’un 44 üncü maddesi gereğince fikri içtima kapsamında değerlendirilmesi suretiyle, sadece en ağır cezayı gerektiren suçtan hüküm kurulması gerektiğinden 2863 sayılı Kanun'a aykırılık suçundan hüküm kurulup, imar kirliliğine neden olma suçundan ise karar verilmemesi gerektiğinin gözetilmemesi hukuka aykırı bulunduğundan kanun yararına bozma talebi yerinde görülmüştür.

III. KARAR

  1. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin KABULÜNE,

  2. Yerel Mahkeme kararının 5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesi uyarınca, oy birliğiyle KANUN YARARINA BOZULMASINA,

  3. Aynı Kanun maddesinin 4 (a) fıkrası gereğince, sonraki işlemlerin mahallinde tamamlanmasına,

Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,

19.12.2023 tarihinde karar verildi.

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla

Anahtar Kelimeler

imarkararolmanedenkabulüneyararınatevdiinegerekçekanunbozulmasına"kirliliğineistembozulmasınamahkumiyet

Kaynak: karar_yargitay

Taranan Tarih: 25.01.2026 15:39:00

Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim