Karar Detayı

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

4. Ceza Dairesi

Daire / Kategori

Yargıtay Kararı

Esas No

2021/12271

Karar No

2023/20652

Karar Tarihi

6 Temmuz 2023

MAHKEMESİ: Asliye Ceza Mahkemesi

SAYISI: 2015/502 E., 2016/83 K.

SUÇLAR: Hakaret, kasten yaralama

HÜKÜMLER: Mahkûmiyet

TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ: Onama

Sanık hakkında kurulan hükümlerin; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükümleri temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir sebeplerin bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilerek gereği düşünüldü:

I. HUKUKÎ SÜREÇ

  1. Artvin Sulh Ceza Mahkemesinin 03.04.2012 tarihli 2010/233 Esas, 2012/79 Karar sayılı ilamı ile sanık hakkında hakaret suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 37 nci maddesi, 125 nci maddesinin birinci fıkrası, üçüncü fıkrasının (a) bendi, aynı maddenin dördüncü fıkrası, 62 nci maddesi gereğince 11 ay 24 gün hapis cezası ile, kasten yaralama suçundan 5237 sayılı Kanun'un 37 nci maddesi 86 ncı maddesinin ikinci fıkrası, aynı maddenin üçüncü fıkrasının (c) bendi, 35 inci maddesi, 62 nci maddesi uyarınca 2 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve 5271 sayılı Kanun'un 231 nci maddesinin beşinci fıkrası gereğince hükümlerin açıklanmasının geri bırakılmasına, 5 yıl denetim süresinin uygulanmasına karar verilmiştir.

  2. Sanığın denetim süresi içerisinde suç işlediğinden bahisle yapılan ihbar üzerine Artvin Asliye Ceza Mahkemesinin 04.03.2016 tarihli 2015/502 Esas, 2016/83 Karar sayılı ilamı ile açıklanması geri bırakılan hüküm açıklanarak hakaret suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 37 nci maddesi, 125 nci maddesinin birinci fıkrası, üçüncü fıkrasının (a) bendi, aynı maddenin dördüncü fıkrası, 62 nci maddesi gereğince 11 ay 24 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve bu cezanın 5237 sayılı Kanun'un 51 inci maddesi gereğince ertelenmesine, kasten yaralama suçundan 5237 sayılı Kanun'un 37 nci maddesi 86 ncı maddesinin ikinci fıkrası, aynı maddenin üçüncü fıkrasının (c) bendi, 35 inci maddesi, 62 nci maddesi,50 nci maddesinin birinci fıkrası, 52 nci maddesi uyarınca 1.500 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.

II. TEMYİZ SEBEPLERİ

Sanık müdafiinin temyiz isteminin özetle; müvekkilinin yumurta atan kişilerden olmadığı aksine ortalığı sakinleştirmeye çalıştığı, kast unsurunun oluşmadığı ve dosya kapsamında atılı suçun işlendiğine dair delil bulunmadığı, suçlamayı kabul etmemekle birlikte yumurta atma eyleminin hakaret ve kasten yaralama teşkil etmeyeceği, ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiği bu nedenlerle hükümlerin bozulmasına yönelik olduğu belirlenmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

Sanığın, esnaf ziyareti yapan şikâyetçi milletvekiline yumurta atmak şeklinde fiili saldırıda bulunduğu ve görevli polis memurlarının ihtarına rağmen sanığın şikâyetçiye yönelik fiili saldırı girişimlerine devam ettiği, yumurta atmak şeklinde gerçekleşen eylemin şikâyetçinin onur, şeref ve saygınlığına saldırı olduğu ve hakaret suçuna teşebbüs ve kolluk görevlilerinin ikazına rağmen yapılan fiili saldırı girişimlerinin ise kasten yaralama suçuna teşebbüs olduğundan bahisle sanığın atılı suçlardan cezalandırılması talebi ile açılan kamu davasında; Yerel Mahkemece;sanık savunması, şikâyetçi beyanı ve tüm dosya kapsamından hakaret suçunda teşebbüs hükümleri uygulanmayarak sanığın atılı suçlardan mahkûmiyetine karar verilmiştir.

IV.GEREKÇE

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede, başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.

  1. Ceza Genel Kurulu’nun 14.10.2008 gün ve 170 220 sayılı kararında da belirtildiği üzere; hakaret fiilinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin şeref, haysiyet ve namusu, toplum içindeki itibarı, diğer fertler nezdindeki saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Somut bir fiil ya da olgu isnat etmek veya sövmek şeklindeki seçimlik hareketlerden biri ile gerçekleştirilen eylem, bireyin onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte ise hakaret suçu oluşacaktır.

Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir. Kamu görevlileri veya sivil vatandaşlara yönelik her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövme fiilini oluşturması gerekmektedir.

İnsanın serbestçe haber, bilgi ve başkalarının fikirlerine ulaşabilmesi, edindiği düşünce ve kanaatlerden dolayı kınanamaması ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi, savunabilmesi ve yayabilmesi olarak kabul edilen, ifade özgürlüğü demokratik toplumun temelini oluşturan ana unsurlardan ve toplumun ilerlemesi ve bireyin gelişmesi için gerekli temel şartlardan birini oluşturmaktadır.

Anayasa'nın 26. maddesinde, "Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir.” hükmüne yer verilmiştir. Bunun yanında, bu hak, birçok uluslararası belgeye ve mahkeme kararına da konu olmuştur. Türkiye'nin de yargılama yetkisini kabul ettiği AİHM, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 10. maddesinin 2 inci paragrafı saklı tutulmak üzere, ifade özgürlüğünün sadece toplum tarafından kabul gören veya zararsız veya ilgisiz kabul edilen "bilgi" ve "fikirler" için değil, incitici, şoke edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerli olduğunu pek çok kararında yinelemiştir. AİHM'e göre ifade özgürlüğü, yokluğu halinde "demokratik bir toplum"dan söz edemeyeceğimiz çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir.

Bununla birlikte, ifade özgürlüğü de mutlak ve sınırsız değildir. Bu hak kullanılırken bireylerin hak ve özgürlüklerini ihlal edecek tutum ve davranışlardan kaçınılması hem ulusal hem de uluslar arası mevzuatlarda yer almaktadır.

Nitekim Anayasa'nın 26. maddesinde koruma altına alınan ifade özgürüğü, aynı maddenin ikinci fıkrasında belirtilen sebeplerle sınırlandırılabilir. Dolayısıyla anılan madde ile Anayasanın 13. maddesine göre, ifade özgürlüğüne yönelik sınırlamalar ancak kanunla yapılabilir ve demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı gibi hak ve özgürlüklerin özlerine de dokunamaz.

Sözleşme’nin 10. maddesinin 2. paragrafı, kamu makamlarının bu özgürlüğün kullanılmasına getirebilecekleri sınırlama rejimini düzenlemektedir. Önemine binaen, ifade özgürlüğüne yapılan müdahaleler çok istisnai hallerde kabul görmekte ve Sözleşme’nin 10. maddesinin 2. paragrafının öngördüğü sınırlama kayıtları dar yorumlanmaktadır. Bu nedenle, bir kamu makamının ifade özgürlüğüne yaptığı “müdahalenin gerekliliği” mutlaka ikna edici bir şekilde açıklanmalıdır. Sözleşme’nin anılan maddesinde, belirtilen “gerekli” olma koşulu, müdahalenin bir toplumsal ihtiyaç baskısına karşılık gelmesi ve özellikle izlediği meşru amaçla orantılı olması anlamına gelir. Bir müdahalenin bu kriterleri yerine getirdiği ve dolayısıyla haklı olduğu, ulusal makamların gösterdiği gerekçelerin “ilgili ve yeterli” olmasıyla anlaşılabilecektir.

Gerek Anayasa gerekse Sözleşme hükümlerine uygun davranılmaması, devletin pozitif ve negatif yükümlülüklerine aykarı hareket etmesi anlamına gelebilecektir. Zira, negatif yükümlülük kapsamında yetkili makamlar, zorunlu olmadıkça ifadenin açıklanmasını ve yayılmasını yasaklamamalı ve yaptırımlara tabi tutmamalı; pozitif yükümlülük kapsamında ise ifade özgürlüğünün gerçek ve etkili korunması için gereken tedbirleri almalı ve denge unsurunu sağlamalıdırlar. Aksi takdirde AİHM, kişinin şeref ve itibarının haksız bir saldırı altında olmasına rağmen ulusal mahkemeler tarafından gereken ölçüde korunmadığı gerekçesiyle AİHS'nin 8. maddesi açısından ihlal kararı verebilmektedir. Zira AİHM açısından, başvuranların özel hayata saygı hakkı ve ifade özgürlüğü eşit derecede önemlidir. Denge unsurunun sağlanmasında içtihatlara göre göz önünde bulundurulması gereken temel ilkeler ise, başvuruya konu ifadelerin kamu yararına ilişkin tartışmaya katkısı, ifade sahibinin tanınırlığı ve daha önceki tutumları, ifadenin içeriği, şekli ve etkileridir.

AİHM, birçok içtihadında Sözleşme’nin 10. maddesinin sadece ifade edilen düşünce veya bilginin esasını değil, aynı zamanda bunların aktarılma biçimlerini de güvence altına aldığını belirtmiştir. Bu anlamda, AİHM içtihatlarında, basın, toplumun sözcülerinden biri olarak kabul edilmekte ve herkesin kamuoyunu ilgilendiren bilgileri edinme hakkı bulunduğu düşüncesiyle, kamuyunu ilgilendiren konulara dair bilgi ve fikirleri vermeyi sağlayan basın özgürlüğüne ayrı bir önem atfedilmektedir. AİHM’e göre, öncelikle ifadelerin bir olgu isnadı mı yoksa değer yargısı mı olduğu belirlenmelidir. Zira olgu isnadı kanıtlanabilir bir husus iken, bir değer yargısının kanıtlanmasının istenmesi dahi ifade özgürlüğüne müdahale sayılabilecektir. Yargılamaya konu olan ifadeler eğer bir değer yargısı içermekte ve somut bir olgu isnadından bahsedilemeyecekse, değer yargılarını destekleyecek 'yeterli bir altyapının' mevcut olup olmadığı AİHM tarafından göz önünde bulundurulmaktadır. Zira değer yargılarının dahi belli düzeyde olgusal temel içermesi gerektiği kabul edilmektedir. Öte yandan, hiçbir veriye dayanmayan ve hiçbir altyapısı bulunmayan bir değer yargısı AİHM tarafından da ifade özgürülğü sınırları içerisinde kabul görmemektedir.

Sonuç olarak, gerçek dışı olgulara dayalı iddia olarak nitelenen açıklamalar bakımından AİHM, başvurucuların bu tür ifadelerin ortaya konulmasından ve yayınlanmasından sorumlu olup olmadıklarını ve bu tür bilgilerle diğer kişileri aldatmayı amaçlayıp amaçlamadıklarını dikkate almaktadır.

Siyasetçilere yönelik eleştirilerin izin verilen sınırlarının özel kişilere nazaran daha geniş olduğu gerek iç hukukumuzda gerekse uluslararası mahkeme kararlarında yerleşmiş bir ilkedir. Bu ilkenin gerekçesi, siyasetçilerin, özel kişilerden farklı olarak, gazetecilerin ve halkın yakın denetimine açık olan, kamuoyuna mal olmuş kişi haline gelmeyi bilerek tercih etmeleridir.

Dabrowski /Polonya davasında, bir gazeteci yerel bir siyasetçi ile ilgili devam etmekte olan ceza yargılamasına dair yazdığı yazıların gazetede yayınlanmasının ardından hakaret suçundan mahkûm olmuştur. Başvuran, hakaret ettiği iddia edilen belediye başkanının, hırsızlık suçundan cezaalmasının ardından "soyguncu belediye başkanı" olarak tanımlamıştır. AİHM, bu başvuruda, 10. maddenin ihlal edildiğine karar verirken, gazetecinin bir dereceye kadar abartma hakkına sahip olmasına ve belediye başkanının kamuya mal olmuş bir kişi olarak, bazıları olgusal temelden yoksun olmayan değer yargısı olarak değerlendirilebilecek eleştirilere karşı, daha fazla hoşgörü göstermek zorunda olmasına özel bir ağırlık vermiştir (Dabrowski /Polonya ,18235/02, 19.12.2006)

Lingens/Avusturya davasına konu olan olayda ise, Avusturya’da 1975 yılında yapılan seçimlerden sonra, bir gazeteci olan başvuran Lingens, geçmişinde Nazi faaliyetleri bulunan bir siyasetçi ile koalisyon kuracağını açıklayan Federal Şansölye Bruno Kereiski’yi eleştiren yazılarında, “ahlaksızca”, “yüz kızartıcı”, “en adi türden fırsatçılık” ifadelerine yer vermiştir. Başvuranın para cezasına mahkum olduğu bu davada AİHM, politikacıların kendilerine yöneltilen ağır eleştirilere tahammül etmek durumunda olduğunu vurgulamış ve ifade özgürlüğünün ihlal edildiği sonucuna varmıştır. AİHM, içtihatlarını tekrar ederek, siyasetçilerin eleştirilere özel kişilerden daha fazla hoşgörü göstermesi gerektiği ilkesine dayanmış ve mahkûmiyetin ifade özgürlüğüne orantısız bir müdahale oluşturduğuna hükmetmiştir. Hararetli siyasi tartışmaların yaşandığı bir arka plan ışığında, başvurucunun açıklamaları, saldırgan olmakla birlikte hakaret niteliğinde görülmemiştir (Lingens/Avusturya, 9815/82, 08.07.1986)

Eon/Fransa davasında AİHM, bir siyasî eylemcinin, 2008 yılında Fransa Cumhurbaşkanı‘nın ziyareti sırasında, Cumhurbaşkanı korteji geçmek üzereyken, üzerinde “Defol git, salak herif” yazılı bir pankart açarak Fransa Cumhurbaşkanı’na hakaret etmekten hüküm giymesini incelemiştir. AİHM, bu içtihadında yerginin, pek çok kez, özünde var olan abartma ve saptırma vasıfları yoluyla, doğal olarak kışkırtmayı ve galeyana getirmeyi amaçlayan bir sanatsal ifade ve toplumsal eleştiri biçimi olduğunu belirttikten sonra, ceza verilmesinin, güncel konular hakkında yergi niteliğinde ortaya konulan ifade biçimleri üzerinde bir soğutma etkisi yapmasının mümkün olduğu ifade edilmiştir. Bu tür ifade biçimlerinin kendisi, kamu menfaatini ilgilendiren sorunların serbestçe tartışılmasında oldukça önemli bir rol oynayabilmektedir ki; serbest tartışma olmadan demokratik toplum mümkün olamaz (Eon / Fransa, 26118/10, 14.03.2013)

İnceleme konusu somut olayda; sanığın, esnaf ziyareti yapan şikayetçi milletvekiline yumurta atması sebebiyle Kamu Görevlisine Karşı Görevinden Dolayı Hakaret suçunu işlediği iddiası ile dava açılıp, sanığın mahkumiyetine dair karar verilmiştir. Sanığın, yumurta atması şeklindeki eyleminin hangi suçu ya da suçları oluşturduğu tartışıldığında,

Öncelikle kabul edilmelidir ki, zaman zaman başvurulan yumurta atmak suretiyle tepki gösterme eyleminin tamamen demokratik tepki kapsamında kabulü olanaksızdır. Bir yöntem olarak başvurulsa dahi, demokratik tepki sınırlarını aşan, içinde şiddeti de barındıran bir eylem türüdür. Demokratik toplumun vazgeçilmez özellikleri çok seslilik, hoşgörü ve açık fikirliliktir. Şiddet içeren eylemlerin ise demokratik toplumda ifade özgürlüğünden ve hukuki korumadan yararlanması düşünülemez. Bu nedenle yumurta atma eyleminin öncelikle kasten yaralama suçu yönünden bir değerlendirmeye tabi tutulması gerekir. Atılan yumurtanın mağdurun vücuduna acı vermesi veya sağlığının bozulmasına neden olması halinde kasten yaralama suçu oluşabilecektir. Somut olayda yumurtaların doğrudan mağdurun vücuduna zarar vermeye yönelik atıldığına ve mağdura isabet ettiğine dair tespitin bulunmaması nedeniyle bu suçun oluşmadığı anlaşılmaktadır.

Atılan yumurtanın mağdurun onur, şeref ve saygınlığını rencide edecek nitelikte olduğunun kabulü halinde ise hakaret suçu oluşacaktır. Somut olayımızda sanığın eylemi hakaret suçu yönünden tartışılmalıdır.

Yukarıda AİHM ve YCGK kararları ışığında yapılan değerlendirmede sanığın eylemi hakaret suçunu oluşturmadığından beraat yerine yazılı şekilde hüküm kurulması,

Kabule göre;

a. 5237 sayılı Kanun'da hapis cezası ile adli para cezasının seçenekli yaptırım olarak öngörüldüğü hallerde, aynı Kanun'un 61 inci maddesinde öngörülen ölçütlere göre somut olay irdelenip anılan Kanun'un 3 üncü maddesindeki fiille orantılı ceza verilmesi ilkesi de dikkate alınarak, öncelikle seçenekli yaptırımlardan hangisinin seçildiğinin gösterilmesi, sonrasında da alt ve üst sınırlar arasında temel cezanın belirlenmesi gerektiği gözetilmeden, mükerrir olmayan sanık hakkında, seçimlik ceza öngören hakaret ve kasten yaralama suçlarında yeterli gerekçe gösterilmeden temel ceza olarak hapis cezasının tercih edilmesi,

b. İddianamede sanık hakkında hakaret suçunda 5237 sayılı Kanun'un 35 inci maddesi uyarınca teşebbüs hükümlerinin uygulanmasının talep edilmesi karşısında, 5237 sayılı Kanun'un 35 inci maddesinin uygulanmama ihtimaline binaen ek savunma hakkı da tanınmadan hakaret suçuna teşebbüsün mümkün olmadığından bahisle anılan madde uygulanmayarak 5271 sayılı Kanun'un 226 ncı maddesine aykırı davranılması,

c. Hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen sanığın, deneme süresi içinde işlediği yeni suçtan mahkûm olup, bu kararın kesinleşmesiyle yapılan ihbar üzerine mahkemece 5271 sayılı Kanun'un 231 inci maddesinin onbirinci fıkrasına göre önceki hükmün aynen açıklanması ile yetinilmesi gerektiği ve seçimlik ceza öngören suçlarda tercih edilen hapis cezasının adli para cezasına çevrilemeyeceği gözetilmeyerek;

  1. Hakaret suçundan hükmolunan hapis cezasının ertelenmesine karar verilmesi,

  2. Kasten yaralama suçundan hükmolunan hapis cezasının paraya çevrilmesi,

d. Sanık hakkında hakaret suçundan kurulan hükümde, 5237 sayılı Kanun'un 62 nci maddesinin uygulanması sırasında yapılan hesap hatası nedeniyle “11 ay 20 gün” yerine “11 ay 24 gün” hapis cezasına hükmolunması suretiyle fazla ceza tayini,

V.KARAR

Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle, Yerel Mahkemenin kararına yönelik sanık müdafiinin temyiz isteği yerinde görüldüğünden, HÜKÜMLERİN 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, yeniden hüküm kurulurken 5320 sayılı Kanun'un 8 inci maddesi gereğince yürürlükte olan 1412 sayılı Kanun'un 326 ncı maddesinin son fıkrası uyarınca sanık hakkında cezayı aleyhe değiştirme yasağının dikkate alınmasına,

Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,

06.07.2023 tarihinde karar verildi.

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla

Anahtar Kelimeler

hukukîtemyizyaralamasüreçtevdiineolgularvkararsebeplerimahkûmiyetıvgerekçebozulmasınahükümlerinkastenhakaret

Kaynak: karar_yargitay

Taranan Tarih: 25.01.2026 16:41:58

Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim