Karar Detayı
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
4. Ceza Dairesi
Yargıtay Kararı
2023/1589
2023/18666
22 Mayıs 2023
MAHKEMESİ: Sulh Ceza Hakimliği
SUÇ: Çevrenin kasten kirletilmesi
Çevrenin kasten kirletilmesi suçundan şüpheli ... hakkında yapılan soruşturma evresi sonunda ... Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen 25.03.2022 tarihli ve 2022/13238 soruşturma, 2022/10747 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı yapılan itirazın reddine ilişkin ... 5. Sulh Ceza Hâkimliğinin 12.04.2022 tarihli ve 2022/1997 değişik iş sayılı kararının Adalet Bakanlığı tarafından kanun yararına bozulmasının istenilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 07.03.2023 gün ve 2023/15102 sayılı Tebliğname'si ile dava dosyası Daireye gönderilmekle, gereği düşünüldü:
I. İSTEM
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin;
"5271 sayılı Kanun’un 160 ncı maddesi uyarınca, Cumhuriyet savcısının, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlaması gerektiği, aynı Kanun’un 170/2 nci maddesi gereğince yapacağı değerlendirme sonucunda, toplanan delillerin suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturduğu kanısına ulaştığında iddianame düzenleyerek kamu davası açacağı, aksi halde ise anılan Kanun’un 172. maddesi gereği kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair karar vereceği, buna karşın Cumhuriyet savcısının 5271 sayılı Kanun’un kendisine yüklediği soruşturma görevini yerine getirmediği, ortada yasaya uygun bir soruşturmanın bulunmadığı durumda, anılan Kanun’un 173/3 üncü maddesindeki koşullar oluşmadığından, itirazı inceleyen merciin Cumhuriyet savcısının soruşturma yapmasını sağlamak maksadıyla itirazın kabulüne karar verebileceği yönündeki açıklamalar karşısında,
Dosya kapsamına göre, şüpheli ... hakkında çevrenin kasten kirletilmesi suçunu işlediği iddiası ile başlatılan soruşturmada ... Cumhuriyet Başsavcılığınca şüphelinin kendi arazisini kiraya verdiği, müştekinin arazisine bir zarar verilmediği, toprağı kirletmeyen, sadece görsel kirlilik oluşturan ve basit bir çaba ve az bir masrafla giderilmesi mümkün olan yüzeysel kirlenmenin, 2872 sayılı Çevre Kanununun 20/s maddesi uyarınca idari para cezası gerektiren fiillerden olduğu gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına dair verilen karara karşı yapılan itirazın ... 5. Sulh Ceza Hâkimliğinin 12.04.2022 tarihli ve 2022/1997 değişik iş sayılı kararı ile reddine karar verilmiş ise de;
Benzer bir olay sebebiyle Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin 01.12.2017 tarihli ve 2012/7009 Esas, 2014/34659 Karar sayılı ilâmında, "Sanıkların, ev inşaatlarından çıkan hafriyatı kadastrosu kesinleşmiş orman sınırları içindeki A.İ., C.K., ...numaralı orman bölmesinde kalan ... mevkiine döktükleri anlaşılmıştır. Orman mühendisi tarafından düzenlenen bilirkişi raporunda hafriyat dökülen alanın kesinleşmiş orman kadastrosu sınırları içinde olduğu bildirilmiştir. Çevre mühendisi tarafından düzenlenen bilirkişi raporunda ise alıcı ortam olan toprağa bırakılan bahse konu atığın, sadece 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 8 inci ve “Hafriyat Toprağı, İnşaat Yıkıntı Atıklarının Kontrolü Yönetmeliği”nin 15 inci maddesindeki düzenlemelerden hareketle, nitelikleri ve kirletici özellikleri açıklanmadan genel bir kabul ve gözleme dayanarak toprak kirliliğini oluşturduğu şeklindeki Yargıtay denetimine imkân tanımayan görüşlere yer verilmiştir. Anılan rapordan toprak kirliliği, dolayısıyla çevrenin kasten kirletilmesi suçunun ne şekilde oluştuğu anlaşılamamaktadır.
Bilirkişiden, atığın alıcı ortam olan toprağı kirlettiği ya da kirletme ihtimali taşıyıp taşımadığı yönünden, yukarıda (II) nolu kısımda açıklanan yönetmelikler ya da ekleriyle birebir ilişki kurulmak suretiyle Yargıtay denetimine imkân sağlayacak nitelikte ek rapor alınması gerekir. Alınacak rapor sonucuna göre, suçun kesinleşmiş orman sınırları içinde işlenmiş olması ve dökülen hafriyatın miktarı da dikkate alındığında, anılan mevzuat ve düzenleyici işlemlere göre atığın;
a) Alıcı ortam olan toprağı kirlettiği ya da kirletme ihtimalinin bulunduğu sonucuna varılırsa, işlenen bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşumuna sebebiyet verildiğinden TCK’nın 44 üncü maddesi gereğince TCK’nın 181/1 ve 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 17, 93/1 2 maddelerine göre en ağır cezayı gerektiren suçtan,
b) Alıcı ortam olan toprağı kirletmediği ya da kirletme ihtimalinin bulunmadığı sonucuna varılırsa, 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 17, 93/1 2 maddelerinde tanımlanan suçtan, hüküm kurulması gerekir. Açıklanan gerekçelerle yetersiz rapora dayanılarak eksik incelemeyle kurulan hüküm hukuka uygun değildir.
" şeklindeki açıklamaları nazara alındığında,
Müşteki vekilinin şikayet dilekçesi üzerine, atığın alıcı ortam olan toprağı kirlettiği ya da kirletme ihtimali taşıyıp taşımadığı yönünden gerekirse bilirkişi incelemesi yaptırılarak rapor alınmak suretiyle müşteki ifadesi ve şüphelinin savunmasının alınması ve sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, hiçbir delil araştırmasına girişmeksizin eksik incelemeye dayalı kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği cihetle, soruşturmanın genişletilmesine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde itirazın reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir."
Şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır.
II. GEREKÇE
5271 sayılı Kanun'un 160 ıncı maddesinin birinci fıkrasında, "Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hali öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar." ikinci fıkrasında, "Cumhuriyet savcısı, maddi gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için, emrindeki adli kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlüdür." 170 inci maddesinin ikinci fıkrasında, “Soruşturma evresi sonunda toplanan deliller, suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa; Cumhuriyet Savcısı, bir iddianame düzenler." 172 nci maddesinin birinci fıkrasında, “Cumhuriyet savcısı, soruşturma evresi sonunda, kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi veya kovuşturma olanağının bulunmaması hâllerinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verir.” hükümleri düzenlenmiştir.
Aynı Kanun'un 6545 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikten sonraki “Cumhuriyet savcısının kararına itiraz.” başlıklı 173 üncü maddesinde ise;
“(3) Sulh ceza hâkimliği, kararını vermek için soruşturmanın genişletilmesine gerek görür ise bu hususu açıkça belirtmek suretiyle, O Yer Cumhuriyet başsavcılığından talepte bulunabilir; kamu davasının açılması için yeterli nedenler bulunmazsa, istemi gerekçeli olarak reddeder; itiraz edeni giderlere mahkûm eder ve dosyayı Cumhuriyet savcısına gönderir. Cumhuriyet savcısı, kararı itiraz edene ve şüpheliye bildirir.
(4) Sulh ceza hâkimliği istemi yerinde bulursa, Cumhuriyet savcısı iddianame düzenleyerek mahkemeye verir." hükümleri yer almaktadır.
Soruşturma evresinin asıl yetkilisi olan Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez ceza yargılamasının temel amacı olan maddi gerçeğin ortaya çıkarılması için soruşturmaya başlayacaktır.
Bir fiilin işlendiği haberinin alınması üzerine, suçu takibe yetkili makamlar tarafından derhal hazırlık soruşturmasına başlanmasını ifade eden ilkeye "araştırma mecburiyeti ilkesi"; hazırlık soruşturmasının neticesinde fiilin takibini gerektirecek hususlarda fiilin ve failin belli olması, yeterli emareler teşkil edecek vakıaların bulunması, başka bir ifade ile, şüphelerin ciddi olduğunun tespit edilmesi ve dava şartlarının gerçekleşmiş olması durumunda, yetkili makam tarafından kamu davasının açılmasını ifade eden ilkeye ise "kamu davasını açma mecburiyeti ilkesi" denilmektedir.
Diğer taraftan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) onüçüncü maddesi uyarınca da, temel hak ve özgürlükleri ihlal edilen kimselere etkili bir başvuru yapma hakkı tanınması zorunlu olup, anılan hükmün uygulanmasına ilişkin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarında, (Örn: Vilko E. Finlandiya kararı 2007; Sürmeli Almanya kararı 2006) etkili başvuru yolunun hem teoride, hem pratikte erişilebilir, yeterli ve etkili olması gerektiği belirtilmektedir.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 56 ncı maddesinin birinci fıkrasına göre herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Aynı maddenin ikinci fıkrasında getirilen düzenleme ile de çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek gerek Devlete gerekse vatandaşlara ödev olarak yüklenmiştir. Anayasada yer alan bu ilkeler 2872 sayılı Çevre Kanunu'nun 3 maddesinin (a) bendinde de benzer biçimde düzenlenmiştir. Buna göre; gerçek ya da tüzel kişi olarak herkes, çevrenin korunması ve kirliliğin önlenmesi ile görevli olup, alınacak tedbirlere ve belirlenen esaslara uymakla yükümlüdür. Bu bağlamda, “Kamu sağlığını ve çevreyi koruma.” prensibi Türk Ceza Kanunu’nun birinci maddesinde Kanun’un amaçlarından birisi olarak öngörülmüş, ayrıca “Sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı.” başta bu Kanunun 181 ilâ 184 üncü maddeleri olmak üzere, 2872 sayılı Çevre Kanunu’nda ve diğer bir kısım mevzuatta koruma altına alınmış, çevreyi kirletme eylemi farklı suç ve kabahat türleri ile yaptırıma bağlanmıştır.
Türk Ceza Kanunu'nun 181 inci maddesinin birinci fıkrasında suç olarak düzenlenen atık veya artıklarla çevrenin kasten kirletilmesi fiili, kanunlarda belirtilen teknik usullere aykırı olarak, çevreye zarar verecek şekilde atık veya artıkların alıcı ortamlar olan toprak, su ve havaya kasten verilmesidir. Buna göre suç, atık veya artıkların teknik usullere aykırı olarak bir defa alıcı ortama verilmesiyle oluşacaktır.
“Çevreyi kirletmeme” prensibi ise genel olarak 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun “Kirletme Yasağı” kenar başlıklı 8 inci maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre;
“Her türlü atık ve artığı çevreye zarar verecek şekilde, ilgili yönetmeliklerde belirlenen standartlara ve yöntemlere aykırı olarak doğrudan ve dolaylı biçimde alıcı ortama vermek, depolamak, taşımak, uzaklaştırmak ve benzeri faaliyetlerde bulunmak yasaktır.
Kirlenme ihtimalinin bulunduğu durumlarda ilgililer kirlenmeyi önlemekle, kirlenmenin meydana geldiği hallerde ise kirleten, kirlenmeyi durdurmak, kirlenmenin etkilerini gidermek veya azaltmak için gerekli tedbirleri almakla yükümlüdür.”
Yine aynı Kanun'un “Tanımlar” kenar başlıklı 2 inci maddesine göre atık, herhangi bir faaliyet sonucunda oluşan, çevreye atılan veya bırakılan her türlü madde, alıcı ortam ise hava, su, toprak ortamları ve bu ortamlarla ilişkili ekosistemlerdir. Mevzuatımızda tanımı bulunmayan “artık” ise; öğretideki düşüncelerden de yararlanılarak, bir maddenin tüketimi, kullanımı ya da harcanmasından sonra artan, geriye kalan kısım olarak tanımlanabilir.
Türk Ceza Kanunu'nun “çevreyi kasten kirletme” suçunu düzenleyen 181 inci maddesinin birinci fıkrasında, “taksirle kirletme” suçunu düzenleyen 182 nci maddesinin birinci fıkrası ve 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun sekizinci maddesinde suçun unsuru olarak kabul edilen “çevreye zarar verecek şekilde” kavramı ise, “gerçekleşen somut bir zararı” değil, “zarar vermeye elverişliliği, zarar ihtimalini” anlatmaktadır. Madde gerekçesinde de açıklandığı üzere atık veya artığın; kasten su, hava ve toprak şeklinde gruplandırılan alıcı ortama ya da bu ortamlarla ilişkili ekosistemlerden birine verilmesi ile suç oluşacaktır. Çevrenin kasten kirletilmesi, kanunda tehlike suçu olarak düzenlenmiştir. Zararın gerçekleşmesi, bu suçta unsur olmadığı gibi cezalandırma şartı da değildir.
Öte yandan atık veya artıkların toprakta, suda veya havada kalıcı özellik göstermesi hali 5237 sayılı Kanun'un 181 inci maddesinin üçüncü fıkrasında, bunların insan veya hayvanlar açısından tedavisi zor hastalıkların ortaya çıkmasına, üreme yeteneğinin körelmesine, hayvanların veya bitkilerin doğal özelliklerini değiştirmeye neden olabilecek etkilerinin olması ise aynı maddenin dördüncü fıkrasında cezanın artırılmasını gerektiren nitelikli haller olarak düzenlenmiştir.
İnceleme konusu somut olayda; şüpheli hakkında çevrenin kasten kirletilmesi suçundan suç duyurusunda bulunulması üzerine ... Cumhuriyet Başsavcılığının 25.03.2022 tarih 2022/13238 soruşturma 2022/10747 karar numaralı ilamı ile "şüphelinin kendi arazisini kiraya verdiği, müştekinin arazisine bir zarar verilmediği, toprağı kirletmeyen, sadece görsel kirlilik oluşturan ve basit bir çaba ve az masraf ile giderilmesi, ortamdan uzaklaştırılması mümkün olan yüzeysel kirlenmenin, 2872 sayılı Çevre Kanunu'nun 20/s bendinde yer alan Umuma açık yerlerde het ne şekilde olursa olsun çevreyi kirletenlere 100 Türk Lirası idari para cezası verilir" şeklindeki düzenleme ile yaptırıma bağlandığı anlaşıldığından, bu kapsamda fiilin idari para cezası gerektiren fiillerden olup, isnad edilen suçun yasal unsurları itibarıyla oluşmadığı" gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiş ve bu karara karşı yapılan itiraz, mercii ... 5. Sulh Ceza Hakimliğince reddolunmuş ise de; atıkların niteliği hakkında bilirkişi raporu alınmadan ve soruşturma dosyası kapsamında yeterli ve etkili soruşturma işlemi yapılmadan bu karar verilmiştir.
Şüpheliye yüklenen suçun oluşup oluşmadığının tespiti bakımından, üniversitelerin ziraat fakültesi toprak bilimi ve bitki besleme, çevre ve kimya mühendisliği bölümlerinde çalışan öğretim üyesi bilirkişilerden oluşacak heyete dosya tevdii edilerek, suç tarihi itibariyle yürürlükte olan yönetmelikler ve ekleri ile birebir ilişki kurmak suretiyle ve Yargıtay denetimine imkân sağlayacak nitelikte bilirkişi raporu alındıktan sonra rapor içeriğine göre; şüphelinin yüklenen eylemden kast ya da taksir şeklindeki kusurluluk türlerinden hangisinden sorumlu olduğu tartışılarak sonucuna göre hukuki durumunun belirlenmesi gerektiği gözetilmeyerek etkin bir soruşturma yapılmadan kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmesi ve bu karara yapılan itirazın reddedilmesi hukuka aykırı olup kanun yararına bozma talebi yerinde görülmüştür.
III. KARAR
1.Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin KABULÜNE,
- ... 5. Sulh Ceza Hâkimliğinin 12.04.2022 tarihli ve 2022/1997 değişik iş sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesinin üçüncü fıkrası gereği, oy birliğiyle KANUN YARARINA BOZULMASINA,
3.5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesinin dördüncü fıkrasının (a) bendi uyarınca sonraki işlemlerin mahallinde tamamlanmasına, dava dosyasının Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
22.05.2023 tarihinde karar verildi.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_yargitay
Taranan Tarih: 25.01.2026 17:02:07