Karar Detayı

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

4. Ceza Dairesi

Daire / Kategori

Yargıtay Kararı

Esas No

2020/34917

Karar No

2023/15428

Karar Tarihi

27 Şubat 2023

MAHKEMESİ: Asliye Ceza Mahkemesi

SUÇ: Görevi yaptırmamak için direnme

Sanık hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:

I. HUKUKÎ SÜREÇ

Yukarıda tarih ve sayısı belirtilen incelemeye konu Yerel Mahkemenin kararı ile sanık hakkında görevi yaptırmamak için direnme suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 265 inci maddesinin ikinci fıkrası, 43 üncü maddesinin ikinci fıkrası delaletiyle birinci fıkrası, 62 ve 53 üncü maddeleri uyarınca 2 yıl 1 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.

II. TEMYİZ SEBEPLERİ

Sanık müdafinin temyiz istemi, şikâyetçinin aşamalardaki beyanları arasında çelişki olduğundan şüpheden sanık yararlanır ilkesi göz önünde bulundurularak beraat kararı verilmesi gerektiği, sanığın şikâyetçilerin avukat olduğunu bildiğine yönelik dosya kapsamında delil bulunmaması ve sanığın aşamalarda avukat katibiyle tartıştığına yönelik beyanlarda bulunmuş olması dikkate alındığında, sanığın şikâyetçilerin şahsına yönelik hatasının kaçınılmaz esaslı bir hata olduğu ve bu halde 5237 sayılı Kanun'un 265 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca cezalandırılması gerektiği, olay tarihinde şikâyetçiler tarafından yapılmak istenen muhafaza işleminin usul ve Yasaya uygun olup olmadığı hususunda eşyaların niteliği göz önünde bulundurulmak ve gerekirse bilirkişi raporu da aldırılmak suretiyle tüm deliller göz önünde bulundurularak haksız tahrik hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının tartışılmamasının usul ve Yasaya aykırı olduğu, belirtilen ve resen tespit edilecek nedenlerle kararın bozulması gerektiği vesaire ilişkindir.

III. OLAY VE OLGULAR

Şikâyetçilerden ... ile ...'nin avukat olarak görev yaptıkları, ...'nin de ... İcra Müdürlüğü'nde memur olarak görev yaptığı, şikâyetçilerin talebi üzerine icra dosyası üzerinden sanığın babasına ait konuta hacze gidildiğinde sanığın ev eşyalarının muhafaza altına alınıp haciz yapılmasını engellemek amacıyla şikâyetçilere hitaben ''Sizin hepinizi keseceğim, hepinizi öldüreceğim hakkımdaki 30 dosyaya bir de sizinki eklensin, sizi bulup öldüreceğim.'' şeklinde tehdit içerikli sözler söyleyerek direndiği ve bunun üzerine haciz işleminin yapılamadığı iddia edilmiş, Yerel Mahkemece, şikâyetçilerin beyanları, bu beyanlarla uyumlu haciz tutanağı ve tüm dosya kapsamında toplanan deliller karşısında, sanığın savunmasının suçtan kurtulmaya yönelik olduğu kanaatine varılarak sanığın üzerine atılı görevi yaptırmamak için direnme suçunu işlediği kabul olunmuştur.

IV. GEREKÇE

A. Sanık Müdafinin Temyiz Sebepleri Yönünden

  1. Sübuta Yönelik Temyizde

Şikâyetçi ...'nin aşamalarda haciz tutanağını doğrulaması, sanığın savunmasında tartışma yaşandığını belirtmesi, olay tarihli haciz tutanağı, olayın meydana geliş şekli ve tüm dosya kapsamındaki deliller bütün halde değerlendirildiğinde sanığın atılı suçu işlediği sabit olduğundan, Yerel Mahkemenin inanç ve takdirinde hukuka aykırılık bulunmadığı,

  1. Hata Hükümlerinin Uygulanması Gerektiğine Yönelik Temyizde

5271 sayılı Kanun'un "Hata" başlıklı 30 uncu maddesi üç fıkra hâlinde;

"Fiilin icrası sırasında suçun kanunî tanımındaki maddî unsurları bilmeyen bir kimse, kasten hareket etmiş olmaz. Bu hata dolayısıyla taksirli sorumluluk hâli saklıdır.

Bir suçun daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli hâllerinin gerçekleştiği hususunda hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanır.

Ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ait koşulların gerçekleştiği hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanır." şeklinde düzenlenmiş iken, 08.07.2005 tarihli ve 25869 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5377 sayılı Kanun'un 4 üncü maddesi ile eklenen; "İşlediği fiilin haksızlık oluşturduğu hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi, cezalandırılmaz." biçimindeki dördüncü fıkra ile son hâlini almıştır.

Hata (yanılma); genel olarak kişinin tasavvuru ve zihinden geçirdikleri ile gerçeğin birbirine uymaması anlamına gelen bir kavramdır. Hata kural olarak iradenin oluşum sürecine etki eder ve gerçeğin yanlış biçimde tasavvuru veya bilinmesi nedeniyle irade bozulmuş olarak doğar. Failin tasavvurunun konusu, dış dünyaya ait bir şeye ilişkin olabileceği gibi normatif dünyaya (kurallar alanına)

dair de olabilir. Dış dünyayla ilgili şeyin olduğundan farklı bir biçimde algılanması hâlinde unsur yanılgısından (tipiklik hatası), normatif dünyaya ait gerçekliğin farklı biçimde değerlendirilmesi hâlinde ise yasak hatasından bahsedilir. Kısaca unsur hatası, bir algılama hatası olduğu hâlde; yasak hatası, bir değerlendirme hatasıdır.

Failin ceza sorumluluğuna gidilebilmesi için kusurlu olması şarttır. Kusur, kınanabilirliktir. Kusurun ifade ettiği değersizlik yargısı ile fail hukuka uygun davranmaması, haklı olan lehine karar verebilme ve hukuka uygun davranma imkânına sahip olmasına rağmen haksız olan davranışı tercih etmesi nedeni ile kınanmaktadır. Kusur yargısının temeli insanın özgür iradesidir. İnsan, özgür iradeye sahip bir varlık olması nedeniyle haklı olan davranış ile haksızlık arasında bir tercih yapma ve haklı olan davranış lehine karar verebilme, davranışlarını hukuk düzeninin gereklerine göre yönlendirebilme ve hukuk düzeninin yasakladığı davranışlardan sakınma yeteneğine sahiptir. Kusur yargısının temelini oluşturan irade özgürlüğü, haksızlık bilincinin varlığını gerekli kılar. Çünkü insanın haklı olan davranış ile haksızlık arasında tercih yapabilmesi için bunu bilmesi şarttır. Fail, haksızlık bilincine sahipse ve özgür iradesiyle haksız olan davranışı tercih ediyor ise kusurludur. Fakat yasak yanılgısı her zaman failin kusurunu tamamen ortadan kaldırmaz. İnsan, hukuk toplumunun bir üyesi olarak hukuka uygun davranmak ve haksız olan davranışlardan sakınmak yükümlülüğü altındadır. Failin açıkça yasak olduğunu bildiği davranışlardan sakınması bu yükümlülüğü yerine getirdiği anlamına gelmez. Fail, aynı zamanda davranışlarının hukuk düzeninin gerekleri ile uyumlu olup olmadığını sorgulamakla yükümlüdür. Fail bu husustaki şüphesini tefekkür etmek veya bir uzmana danışmak yoluyla bertaraf etmek zorundadır. Ayrıca fail vicdan muhasebesi de yapmalıdır. Failden beklenen vicdan muhasebesinin ölçüsü, somut olayın koşulları ile onun sosyal ve mesleki çevresidir. Fail kendisinden beklenen vicdan muhasebesine rağmen davranışının haksızlığını idrak etmeye muktedir değilse yanılgısı kaçınılmazdır. Bu durumda fail kusurlu addedilemez. Buna karşılık fail kendisinden beklenen vicdan muhasebesiyle davranışının haksızlığını idrak edebilecek idiyse yasak yanılgısı kusurunu tamamen ortadan kaldırmaz; fail kusurludur, ancak kusuru azalmıştır.

Hata, kastı ortadan kaldıran veya kusurluluğu etkileyen hata olmak üzere ikiye ayrılır. Suçun maddi unsurlarında (5237 sayılı Kanun'un 30 uncu maddesinin birinci fıkrası), suçun nitelikli hâllerinde (5237 sayılı Kanun'un 30 uncu maddesinin ikinci fıkrası), hukuka uygunluk nedenlerinin maddi şartlarında (5237 sayılı Kanun'un 30 uncu maddesinin bir ve üçüncü fıkraları) hata kastı kaldırır. Kusurluluğu ortadan kaldıran veya azaltan sebeplerin maddi şartlarında hata (5237 sayılı Kanun'un 30 uncu maddesinin üçüncü fıkrası) ile haksızlık yanılgısı (yasak hatası) (5237 sayılı Kanun'un 30 uncu maddesinin dördüncü fıkrası) kusurluluğu etkileyen hata şekilleridir. Kastı kaldıran hata türüne hukuka uygunluk nedenlerinin sınırındaki yanılgıyı da eklemek gerekmektedir. (5237 sayılı Kanun'un 27 nci maddesinin birinci fıkrası)

5237 sayılı Kanun'un 30 uncu maddesine 5377 sayılı Kanun ile eklenen dördüncü fıkrada, işlediği fiilin haksızlık oluşturduğu hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişinin cezalandırılmayacağı hüküm altına alınmıştır.

Ancak, "Haksızlık yanılgısı" ilkesinin, 5237 sayılı Kanun'un 4 üncü maddesi ile çatışmayacak şekilde yorumlanması gerekmektedir. Zira bu ilke, kişilerin suç işledikten sonra cezadan kurtulmak amacıyla sığınabilecekleri bir düzenleme niteliğinde değildir. Esasen, işlediği fiilin haksızlık oluşturduğu hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi, hukuk düzenince tasvip edilmeyen ve izin verilmeyen, hukuku ihlal eden bir hareket yaptığının farkında olmadığından "Kanunu bilmemek mazeret sayılmaz." kuralına da aykırı hareket etmemiş olacaktır. Bu anlamda failin, yetkili bir organ ya da resmî bir makamın açıklamasına güvenerek hataya düşmesi hâlinde kural olarak kendisine kusur isnat edilemeyecekken, töre cinayeti örneğinde olduğu gibi kişisel, siyasi, dini veya ahlaki düşüncelerine göre yaptığı hareketi doğru kabul etmesi durumunda, davranışının toplumsal normlara ve hukuk düzenine aykırı olduğunu bilmesi nedeniyle sorumluluktan kurtulamayacağı kabul edilmelidir.

Yukarıda belirtilen açıklamalar karşısında; sanığın aşamalardaki savunması, haciz tutanağı ve tüm dosya kapsamı bütün halde değerlendirildiğinde, sanık hakkında hata hükümlerinin uygulanma koşullarının oluşmadığı anlaşıldığından hükümde bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmadığı,

  1. Haksız Tahrik Hükümlerin Uygulanması Gerektiğine Yönelik Temyizde

Dosya içerisindeki haciz talep formu, haciz tutanağı, şikâyetçilerin beyanları ve tüm dosya kapsamı dikkate alındığında temyiz sebebi olarak ileri sürülen haksız tahrik hükümlerinin uygulanabilmesi için aranan koşulların olayda gerçekleşmediği anlaşıldığından hükümde bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmadığı,

Belirlenerek yapılan incelemede sanık müdafinin temyiz istemi yerinde görülmemiştir.

B. Sair Yönlerden

Sanığa yükletilen görevi yaptırmamak için direnme eylemiyle ulaşılan çözümü haklı kılıcı zorunlu öğelerinin ve bu eylemin sanık tarafından işlendiğinin Kanuna uygun olarak yürütülen duruşma sonucu saptandığı, bütün kanıtlarla aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde ve eksiksiz sergilendiği, özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı,

Eylemin doğru olarak nitelendirildiği ve Kanunda öngörülen suç tipine uyduğu,

Cezanın kanuni bağlamda uygulandığı,

Anlaşıldığından, sair yönlerden yapılan incelemede hukuka aykırılık görülmemiştir.

V. KARAR

Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle sanık hakkında Yerel Mahkemece verilen hükümde öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden sanık müdafinin temyiz sebeplerinin reddiyle hükmün, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle ONANMASINA,

Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,

27.02.2023 tarihinde karar verildi.

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla

Anahtar Kelimeler

yaptırmamakkararhukukîtemyizdirenmetevdiinesüreçv.olgularonanmasınagerekçesebepleriiçingörevi

Kaynak: karar_yargitay

Taranan Tarih: 25.01.2026 17:30:43

Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim