Karar Detayı

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

3. Ceza Dairesi

Daire / Kategori

Yargıtay Kararı

Esas No

2021/7878

Karar No

2024/1767

Karar Tarihi

8 Şubat 2024

MAHKEMESİ: Ceza Dairesi

SAYISI: 2021/264 E., 2021/645 K.

SUÇ: Silahlı terör örgütüne üye olma, Devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk amacıyla temin etme, sayı ve nitelik bakımından vahim olan silah veya mermileri satın alınması, taşınması, bulundurulması

HÜKÜM: İstinaf başvurularının esastan reddi

TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ: Temyiz isteminin esastan reddiyle hükümlerin onanması

İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:

Sanık müdafiinin duruşmalı inceleme isteminin 01.02.2018 tarih ve 7079 sayılı Kanun'un 94 üncü maddesi ile değişik CMK'nın 299/1 inci maddesi uyarınca takdiren REDDİNE,

I. HUKUKÎ SÜREÇ

  1. Ankara 34. Ağır Ceza Mahkemesinin, 27.11.2020 tarihli ve 2019/101 Esas, 2020/27 sayılı kararı ile sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 314 üncü maddesinin ikinci fıkrası, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 5 nci maddesinin birinci fıkrası, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 62 nci maddesi, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci, üçüncü fıkraları, 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası ve 63 ncü maddesi uyarınca 10 yıl 7 ay 15 ..., devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk amacıyla temin etme suçundan; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 328 inci maddesinin birinci fıkrası, 43 ncü maddesinin birinci fıkrası, 62 nci maddesi, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci, üçüncü fıkraları ve 63 ncü maddesi uyarınca 21 yıl 1 ay 10 ..., 6136 sayılı Kanun'a aykırı davranma suçundan; 6136 sayılı Kanun'un 12 nci maddesinin dördüncü fıkrası delaletiyle 13 üncü maddesinin ikinci fıkrası, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının ''b'' bendi yollamasıyla aynı Kanun'un 5 inci maddesinin birinci fıkrası, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 62 nci maddesi, 52 nci maddesinin ikinci ve dördüncü fıkraları, 53 üncü maddesi, 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası ve 63 üncü maddesi uyarınca 7 yıl 6 ay hapis ve 25.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.

  2. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesinin, 06.04.2021 tarihli ve 2021/264 Esas, 2021/645 sayılı kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümlere yönelik sanık ve müdafiinin istinaf başvurularının 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.

  3. Dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan 01.06.2021 tarihli ve onama görüşünü içerir Tebliğname ile Daireye tevdi olunmuştur.

II. TEMYİZ SEBEPLERİ

Sanık müdafii temyiz dilekçelerinde özetle;

Ö.K. nın ifadelerinin çelişkili olduğuna,

Sadece tanık beyanı ile hüküm kurulmasının usule aykırı olduğuna,

Soruşturmanın genişletilmesi talebinin reddedildiğine,

Casusluk suçunun oluşmadığına,

Alt sınırdan uzaklaşılmasını gerektirir somut bir gerekçe bulunmadığına,

TCK'nın 43 üncü maddesinin uygulanmasının hukuka aykırı olduğuna,

Mermilerin merak saiki ile bulundurulduğuna,

Kararın bozulmasına ve sair nedenlere ilişkindir.

III. OLAY VE OLGULAR

Temyizin kapsamına göre;

A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü

Silahlı terör örgütüne üye olma suçu yönünden;

Sanığın anılan terör örgütü ile münasebetinin tanık Ö. K. nın aşamalarda alınan ve tanık R. P. nin soruşturma aşamasında alınan beyanı, ele geçirilen dijital materyallerde tespit edilen FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün gizli haberleşme programları ve tüm dosya kapsamı ile sabit olduğu, bu cümleden olarak, sanığın 2007 yılında MİT'e katıldığı, ihraç edildiği 2018 yılına kadar örgütün MİT mahrem yapılanmasında öğretmen temsilci konumunda faaliyete bulunan ... kod Ö. K., ... kod R. P., ... kod M. İ. adlı örgüt abilerine bağlı, mahrem yapılanma hiyerarşisinde "öğrenci" konumunda faaliyette bulunduğu, örgütün ideolojisini benimseyerek dahil olduğu bu hiyerarşik yapısı içerisinde yine örgütün belirlediği olgunluğa ulaşması akabinde FETÖ/PDY mahrem hizmetler yapılanmasında öğrenci konumda üst konumlarda bulunan mahrem abileri ile bilgi aktarımı için görüşmeler yaptığı, bağlı olduğu hususi abiler arasında devredildiği, örgütsel gizliliği sağlamak amacıyla "..." kod adını kullandığı, yine gizlilik ve örgütsel iletişimi temin etme gayesiyle MİT mahrem yapılanmasının "iletişim araçları" bölümünde ayrıntılı bir şekilde anlatılan ve dijital materyal inceleme raporunda ayrıntılı şekilde tespit edilen "Wickrme, Falcan, 2048, Signal isimli programları kullandığı, ayrıca ele geçirilen dijital materyalinde anılan örgütün gizli haberleşme araçlarından bylock programına ait kalıntıların bulunduğu tespiti yapıldığı, örgütün mahrem yapılanması içerisinde sivil örgüt mensupları tarafından sevk ve idare edilen MİT personeli şahıslardan olduğu, sanığın örgüt ile organik bağ kurarak hiyerarşi içine girdiği belirtilerek mahkumiyetine dair karar verilmiştir.

Devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal ve askeri casusluk amacıyla temin etme suçu yönünden;

Sanığın 2007 yılında teşkilatın eğitim ünitesinde (kurs evresi) göreve başladığı, MİT mahrem yapılanmasında bulunan ... kod F. C.'in öğretmeni olan ... kod Y. P. tarafından MİT mahrem yapılanması temsilcisi olan ... kod Ö. K. ile tanıştırılarak irtibatladırıldığı, bilahare ... kod Ö. K.'nın öğretmeni konumunda olan ... kod R. P. ile de tanıştırıldığı, bu tanışmaların bir anlamda örgüt hiyerarşisinde devir niteliğinde olduğu, bu devir ve irtibatlandırma ile sanığın, süreç içerisinde mahrem imamlar ... kod R. P. ve ... kod Ö. K. ile belirlemiş oldukları 2 3 haftalık periyotlar içerisinde görüştüğü, bu kapsamda sanığın, teşkilatın Ankara Bölge Başkanlığında, koruma ve emniyet görevlisi olarak çalıştığı dönemde, görev yaptığı birim ile ilgili, teşkilat çalışanların bilgilerini, kuruma ... içerisinde giriş çıkış yapan; yabancı devletlerin servislerinin mensuplarını, Büyükelçileri, Bakanları, Kurum Müsteşarlarını, gazetecilerin bilgilerini, araç plakalarını, giriş çıkış saatlerini ve kuruma geldiklerinde kiminle görüştüklerini mahrem imamına vermek üzere temin ettiği, ayrıca MİT tırları krizi olarak da anılan olayda, MİT tırlarının plakaları, dorseleri, üzerinde yazılan firma isimlerini fotoğraflayarak mahrem imam konumdaki ... kod Ö. K.'ya vermek için temin ettiği, sanığın, bilahare 2015 yılında Şırnak Bölge Müdürlüğü

Cizre Ünitesine atanmasını mütekaip diğer mahrem imam ... kod M. İ.'a devrinin yapıldığı, 2016 yılında sanığın, Teşkilatın Ankara Açık Kaynaklar Daire Başkanlığı'na tayin edildiği, sanığın, MİT'e çalıştığı mezkur dönemde, örgüt abileriyle yapılan görüşmelerin bazen yüz yüze, bazen de salt örgütsel amaçla kullanılan gizli programlar aracılığıyla gerçekleştiği, yukarıda ayrıntılı şekilde belirtildiği üzere sanığın, örgüt abilerinin kendisinden istedikleri; MİT'in faaliyet konuları ve çalışanları hakkındaki bilgileri, teşkilatın Ankara biriminde görev yaptığı dönemde çalıştığı ünitede ile ilgili bilgileri, görev yaptığı ünitede çalışanların bilgilerini, kuruma ... içerisinde giriş çıkış yapan; yabancı devletlerin servislerinin mensuplarını, Büyükelçileri, Bakanları, Kurum Müsteşarlarını, gazetecilerin bilgilerini, araç plakalarını, giriş çıkış saatlerini ve kuruma geldiklerinde kiminle görüştüklerini, MİT'e ait araçların plakalarını ve fotoğraflarını casusluk özel kastıyla temin ettiği, anılan bilgilerin; Milli İstihbarat Teşkilatının sahip olduğu, devletin güvenliği ve bekasına, milli menfaatler ile milli güvenliğine ilişkin, özünde devlet sırrı niteliğindeki bilgiler olduğu, sanığın bu bilgileri üyesi olduğu örgütün yönlendirmesiyle temin ettiği, bu noktada; tanık R. P.'ın soruşturma aşamasında müdafi huzurunda alınan beyanında özetle, sanık ve aynı grupta olan İsmail isimli şahıs ile 2 3 haftada bir görüştüklerini, yapılan toplantıda, ... kod Ö. K.'nın istediği bilgileri sanıktan temin etmesini istediği, sanığın, ... kod Ö. K.'ya bilgi ve belgeler getirdiğini "en büyük istihbari bilgilerin sanık ve İsmail isimli şahıslar üzerinden temin edildiğini, temin edilen bilgiler içerisinde, plakalar ve teşkilata gelen önemli kişilerin bulunduğunu, bir keresinde de USB veya SD kart içerisinde fotoğraf getirdiğini, bu fotoğraflar içerisinde silah ve mühimmat resimlerinin olduğunu, not yazılı olduğunu, beyan ettiği, yine tanık Ö. K.'nın aşamalarda alınan bahse konu beyanlarında özetle; sanık ile 2 3 haftada bir görüştüklerini, sanığın görev yaptığı birim ile ilgili bilgileri, çalışanların bilgilerini, kuruma ... içerisinde giriş çıkış yapan; yabancı devletlerin servislerinin mensuplarını, Büyükelçileri, Bakanları, Kurum Müsteşarlarını, gazetecilerin bilgilerini, araç plakalarını, giriş çıkış saatlerini ve kuruma geldiklerinde kiminle görüştüklerini, MİT tırları krizi olarak da belirtilen olaya ilişkin söz konusu MİT tırlarının plakalarını, dorseleri üzerinde yazılan firma isimlerini fotoğraflayarak getirdiğini ayrıntılı olarak beyan ederek sanığın örgüt abilerine vermek üzere teşkilata ait bilgileri temin ettiğinin anlaşıldığı belirterek mahkumiyetine dair karar verilmiştir.

Sayı ve nitelik bakımından vahim olan silah veya mermileri satın alınması, taşınması, bulundurulması suçu yönünden;

Soruşturma aşamasında sanığın ikametinde yapılan arama sonucunda tanzim edilen 10.07.2018 tarihli arama ve el koyma tutanağında bir kısım uçak savar mermilerinin ele geçtiği, akabinde söz konusu mermilerin Ankara Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğüne gönderildiği ve ilgili birimin 05.10.2018 tarihli raporunda, söz konusu mermilerin 6136 sayılı Kanun kapsamında olduğunun tespit edildiği, her ne kadar sanık söz konusu mermileri merakı için bulundurduğunu, suç kastının olmadığını beyan ederek atılı suçlamayı inkar etmiş ise de, Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 20.02.2020 tarih, 2019/28229 Esas ve 2020/10160 sayılı kararında da belirtildiği üzere, söz konusu uçak savar mermilerinin 6136 sayılı Kanun kapsamında vahim nitelikte olduğunun mahkemece kabul edildiği, bulundurulan mermilerin niteliği, sayısı ve vehamet durumu, sanığın üyesi bulunduğu FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün, ülkemizde gerçekleştirdiği ve teşebbüs ettiği eylemleri ve sanığın konumu birlikte değerlendirildiğinde, sanığın hayatın olağan akışına aykırı, suçtan kurtulmaya yönelik savunmasına itibar edilmemiş, üzerine atılı 6136 sayılı Kanun'a aykırı davranma suçunu işlediği belirtilerek mahkumiyetine dair karar verilmiştir.

B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü

İlk Derece Mahkemesince kabul edilen dava konusunda, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından bir isabetsizlik görülmediği anlaşılmıştır.

IV. GEREKÇE

Yapılan yargılama, toplanan deliller ve tüm dosya incelendiğinde;

2937 sayılı Kanun’un 26 ncı maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesinde Cumhuriyet savcılarının, MİT görev ve faaliyetleri ile mensuplarına ilişkin herhangi bir ihbar veya şikâyet aldıklarında veya böyle bir durumu öğrendiklerinde konuyu MİT Müsteşarlığına bildirecekleri belirtilmekte, dava konusu ikinci cümlesinde ise MİT Müsteşarlığının, konunun görev ve faaliyetlerine ilişkin olduğunu belirtmesi veya belgelendirmesi hâlinde adli yönden başkaca bir işlem yapılmayacağı ve herhangi bir koruma tedbirinin uygulanmayacağı düzenlenmektedir.

Dava konusu kuralda millî güvenlik yönünden son derece önemli görevler yürüten MİT mensuplarının, yürüttükleri görevin niteliği nedeniyle özel bir soruşturma usulüne tabi kılındıkları anlaşılmaktadır.

Bu çerçevede, 2937 sayılı Kanun’un 26 ncı maddesinin birinci fıkrasında, MİT mensuplarının görev suçları yönünden özel soruşturma usulü belirlenerek bu kişilerin soruşturulabilmesi için Başbakandan (karar tarihi itibariyle Cumhurbaşkanlığı) izin alınması gerektiğinin düzenlendiği, dava konusu kuralın yer aldığı ikinci fıkrasında ise bu usulün nasıl uygulanacağının açıklığa kavuşturulduğu görülmektedir.

Buna göre, Cumhuriyet savcıları, MİT görev ve faaliyetleri ile mensuplarına ilişkin herhangi bir ihbar veya şikâyet aldıklarında veya böyle bir durumu öğrendiklerinde, MİT Müsteşarlığına bildirimde bulunacaklar ve bu bildirim üzerine, MİT Müsteşarlığının, konunun görev ve faaliyetlerine ilişkin olduğunu belirtmesi veya belgelendirmesi hâlinde adli yönden başkaca bir işlem yapamayacak ve herhangi bir koruma tedbiri uygulayamayacaklardır. Ancak bu durumda da maddenin ilk fıkrasında belirtilen kural gereği görev suçu olduğu anlaşılan eylem yönünden Başbakandan (Cumhurbaşkanlığı) izin alınarak soruşturma yapılabilecek ve Başbakan (Cumhurbaşkanı) tarafından izin verilmemesi halinde bu işleme karşı idari yargı yoluna başvurulabilecektir.

Dava konusu kural, görev suçlarıyla ilgili olup MİT mensuplarının görevi dışındaki şahsi suçlarını düzenlememektedir. Ancak MİT mensuplarının görev suçlarıyla şahsi suçları arasında ayrım yapmanın, diğer kamu görevlilerine nazaran zor olduğunun da dikkate alınması gerekmektedir. Zira MİT’in görevlerinin niteliği nedeniyle birçok faaliyeti gizli olup bunların MİT’in yetkilileri dışındaki kimselerce bilinmesi söz konusu olmamaktadır. Kuralın lafzından ve madde gerekçesinden kuralla MİT’in görev ve faaliyetlerine ilişkin bu özellik nedeniyle kuralda belirtilen özel soruşturma usulünün belirlendiği, böylece millî güvenlik açısından gizli kalması gereken MİT görev ve faaliyetlerinin açığa çıkarılmasının veya engellenmesinin önlenmeye çalışıldığı anlaşılmaktadır. (Anayasa Mahkemesinin 30.12.2015 tarih ve 2014/122 2015/123 sayılı MİT Kanunu'nda yapılan bir kısım değişikliklere ilişkin iptal davasına yönelik gerekçesi)

Başta Dairemiz ve öncesinde kapatılan 16. Ceza Dairesi olmak üzere, Yargıtayın yerleşik uygulamasına göre kamu görevlilerinin herhangi bir suç örgütüne üye veya yönetici olmaları ve bu örgütün faaliyeti çerçevesinde bağlantılı devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal ve askeri casusluk amacıyla temin etme suçlarını işlemesi kişisel suç olarak değerlendirilmektedir.

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

Sanığın üzerine atılı yargılamaya konu edilen silahlı terör örgütüne üye olma ve örgüt üyeliği suçu ile bağlantılı kabul edilen devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk amacıyla temin etme suçlarının, kişisel suç niteliğinde olması, yargılama aşamasında mahkemece sorulması üzerine Milli İstihbarat Teşkilatı tarafından verilen cevapta "sanığa atfedilen eylemlerin 2937 sayılı Kanun'un 26 ncı madde kapsamında kalmadığının'' açıkça belirtilmesi karşısında; sanığın durumunun 2937 sayılı Kanun'un 26 ncı maddesi kapsamına girmediği tespit edilmiştir.

A. Sanık Hakkında Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma ile Sayı ve Nitelik Bakımından Vahim Olan Silah veya Mermileri Satın Alınması, Taşınması, Bulundurulması Suçlarından Kurulan Mahkumiyet Hükümleri Yönünden;

Yargılama sürecindeki usuli işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, hükme esas alınan tüm delillerin hukuka uygun olarak elde edildiğinin belirlendiği, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde eksiksiz olarak sergilendiği, temyiz dilekçelerinde ileri sürülen savunmaların özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, sanığın ''...'' kod adını kullandığı, örgüt ideolojisini benimseyerek hiyerarşik yapıya dahil olduğuna ilişkin tanık anlatımları, 05.10.2018 tarihli Ankara Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğünün raporunda söz konusu mermilerin 6136 sayılı Kanun kapsamında olduğunun tespiti ve tüm dosya kapsamı dikkate alındığında; silahlı terör örgütüne üye olma suçu ile sayı ve nitelik bakımından vahim olan silah veya mermileri satın alınması, taşınması, bulundurulması suçu yönünden verilen mahkumiyet kararına yönelik vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı, eylemlerin doğru olarak nitelendirildiği ve kanunda öngörülen suç tipine uyduğu anlaşılmakla kurulan mahkumiyet hükümlerinde hukuka aykırılık bulunmamıştır.

B. Sanık Hakkında Devletin Gizli Kalması Gereken Bilgilerini Siyasal veya Askeri Casusluk Amacıyla Temin Etme Suçundan Kurulan Mahkumiyet Hükmü Yönünden;

Sanığın örgütsel faaliyet kapsamında işlediği devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal ve askeri casusluk amacıyla temin etme suçundan kurulan hükümde mahiyeti itibariyle bir ceza değil cezaya bağlı olarak uygulanacak infaz rejimi ile ilgili bir kurum olan TCK’nın 58/9 uncu maddesinin uygulanmaması kazanılmış hak oluşturmayacağından infaz aşamasında gözetilmesi mümkün görülmüştür.

Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.09.2017 tarih ve 2017/956 2017/370 sayılı kararı ile onanarak kesinleşen Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesinin İlk Derece Mahkemesi sıfatıyla verdiği 24.04.2017 tarih ve 2015/3 2017/3 sayılı kararında ve yine Dairemizin temyiz mercii olarak verdiği 14.07.2017 tarih ve 2017/1443 Esas 2017/4758 sayılı onama kararında açıklandığı üzere;

Kendisini kısaca ‘Hizmet’ olarak tanımlayan FETÖ/PDY; Paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma aracı haline getiren, siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden, bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyen, güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen, gizlilikten görünmez bir duvar inşa edip bu duvarın arkasına saklanan, böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da bu düşman üzerinden mensuplarını motive eden, "Altın Nesil" adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle devlete tabandan tavana sızan, bu kadroların sağladığı avantajlarla devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden, böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp, ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan suigeneris bir suç örgütüdür.

Örgütün türü ve niteliği açısından değerlendirme yapıldığında; örgütün kurucusu, yöneticileri ve üyeleri arasında sıkı bir hiyerarşik bağın mevcut olduğu, gizliliğe riayet ettiği, görünür yüzüyle gerçek yüzü arasındaki farkı gizlediği, amaca ulaşabilmek için yeterli eleman, araç ve gerece sahip olduğu, amacının Anayasada öngörülen meşru yöntemlerle iktidara gelmek olmayıp, örgütün yarattığı kaos ortamı sonucu, demokratik olmayan yöntemlerle cebir şiddet kullanmak suretiyle parlamento, hükümet ve diğer Anayasal kurumları fesih edip iktidara gelmek olduğu, bu amacı gerçekleştirmek için Polis ve Jandarma teşkilatı, Milli İstihbarat Teşkilatı ve Genel Kurmay Başkanlığı gibi kuvvet kullanma yetkisine haiz kurumlara sızan üyeleri vasıtasıyla, meşru organlara ve halka karşı silahlı saldırıda bulunmak suretiyle amaç suçu gerçekleştirmeye elverişli öldürme, yaralama gibi çok sayıda vahim eylem gerçekleştirdiğinin, anılan örgüt mensupları hakkında 15 Temmuz darbe girişiminden ya da örgüte mensubiyetlerinden dolayı açılıp bir kısmı derdest olan ya da mahkemelerce karara bağlanan davalar, bu davalarda dinlenen itirafçı sanıkların savunmaları ve gizli açık tanık anlatımları, örgüt lider ve yöneticilerinin açık kaynaklardaki yazılı ve sözlü açıklamaları, Emniyet Genel Müdürlüğünün örgüt hakkındaki raporu gibi olgu ve tespitler dikkate alındığında; FETÖ/PDY küresel güçlerin stratejik hedeflerini gerçekleştirmek üzerine kurulan bir maşa olarak; Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasi, hukuki, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türkiye Devletini ve varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini yıkmak ve daha sonra ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini bozmak amacıyla kurulmuş bir terör örgütüdür.

Bu örgüt kuruluşundan 15 Temmuz sürecine kadar örgüt lideri ... tarafından belirlenen ideolojisi doğrultusunda amaçlarını gerçekleştirmek üzere eylem ve fikir birliği içinde hareket etmiştir. Sahip olduğu ya da mensuplarının tasarrufunda bulunan araç gereç bakımından 5237 sayılı TCK'nın 314/1 2 maddesi kapsamında silahlı bir terör örgütü olduğu anlaşılmıştır.

Dini unsurları temel alarak hareket ettiğini iddia eden FETÖ, dini değerler değişmezken, zamana ve şartlara göre kendisini değiştirmesi, ülkesi ve devleti ile barışık olması beklenirken devleti kendisine hasım ve karşı cephe olarak görmesi, tüm yapısıyla açık ve şeffaf olması gerekirken bir istihbarat örgütü gibi "Kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar" kullanması, yönetim kadrosunun faaliyetlerini yurt dışından idare etmesi ve Türkiye'ye gelmekten

imtina etmesi, hasımlarını saf dışı etmek için her türlü baskı, şantaj ve yasa dışı faaliyeti kullanması, diğer terör örgütleriyle eylem ve söylem birliği içerisinde hareket etmesi, çeşitli yabancı misyon temsilcileriyle mahiyeti bilinmeyen görüşmelerde bulunması, söz konusu yapının casusluk faaliyetlerini de kapsayan bir terör örgütü olduğunu ortaya koyan unsurlardır.

Devlet sırları, devletin güvenliğini ve bekasını ilgilendirdiğinden hukuk sistemi bu sırların muhafazası hususunda büyük bir hassasiyet göstermekte, ihlaline veya buna teşebbüs edenlere ağır yaptırımlar öngörmektedir. 5237 sayılı Ceza Kanunu'nda, devlet güvenliği ve bekası için devletin gizli bilgilerinin korunmasına ilişkin düzenlemeler mevcuttur. Bunlar, “Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk” başlığı altında, ikinci kitap, dördüncü kısım, yedinci bölümde, 326 ile 339 uncu maddeler arasında düzenlenmiştir.

Sır, sözlükteki kelime anlamı bakımından; “varlığı veya bazı yönleri açığa vurulmak istenmeyen”, “gizli kalan, gizli tutulan şey”, “aklın erişmediği, açıklanamayan veya çözülemeyen şey”, “giz, gizem”, “bir amaca ulaşmak için kullanılan, başvurulan özel ve gizli yöntem” olarak tanımlanmaktadır.

Ceza kanunu dışındaki kanunlar ile uluslararası hukukta da devlet sırrına ilişkin tanımlara ve düzenlemelere yer verilmiştir.

AİHS'nin 10/2 nci maddesinde “Ulusal Güvenliğin” korunması ve demokratik toplumda gerekli olması halinde “Devlet sırrı” ifade özgürlüğünü sınırlayıcı istisnalar arasında yer almıştır.

Anayasa'nın 26/2 nci maddesinde;“Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik; kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.” denilerek düşünce özgürlüğünün kısıtlanmasına yönelik hangi fikir ve düşüncelerin sınırlandırılabileceği belirtilirken, devlet sırrı kavramına da yer verilmiştir:

Yine Anayasa'nın 28 inci maddesinde, “devlet sırrı” ceza hukuku bakımından bir kriter olarak değerlendirilerek; "...Devlete ait gizli bilgilere ilişkin bulunan her türlü haber veya yazıyı, yazanlar veya bastıranlar veya aynı amaçla, basanlar, başkasına verenler, bu suçlara ait kanun hükümleri uyarınca sorumlu olurlar." hükmüne yer verilmiştir.

Ayrıca mevzuatta devlet sırrına ilişkin çeşitli tanımlar da mevcuttur;

Sır'dan maksat, yetkili bulunmayan kişilerin hakkında bilgi sahibi olmaları hâlinde “Devletin güvenliğinin, milli varlığının, bütünlüğünün, Anayasal düzeninin veya iç veya dış siyasal yararlarının tehlikeye düşebileceği bilgiler"dir. (TCK.m. 326 madde gerekçesi)

Devlet Sırrı; açıklanması veya öğrenilmesi devletin milli savunmasına ve milli güvenliğine zarar verebilecek anayasal düzenine dış ilişkilerinde tehlike yaratabilecek ve bu nedenlerle gizli kalması gereken bilgi ve belgelerdir. (Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı m. 3)

Devlet sırrı kavramı ve gizlenmesi gerekli bilgi kavramları ile karşılaştırdığımız bir başka yasal düzenleme, 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanununun 16. ve 18. maddeleridir. Bu düzenlemelere göre devlet sırrı; "açıklanması hâlinde devletin emniyetine, dış ilişkilerine, milli savunmasına ve millî güvenliğine açıkça zarar verecek ve niteliği itibarıyla devlet sırrı olan gizlilik dereceli bilgi veya belgelerdir. Sivil ve askeri istihbarat birimlerinin görev ve faaliyetlerine ilişkin bilgi veya belgeler, istihbarata ilişkin bilgi veya belgelerdir."

Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 47 nci maddesinde “Açıklanması, Devletin dış ilişkilerine, milli savunmasına ve milli güvenliğine zarar verebilecek; anayasal düzeni ve dış ilişkilerinde tehlike yaratabilecek nitelikteki bilgiler, Devlet sırrı sayılır” ifadelerinde kısa bir tanım görmekteyiz. Uluslararası ilişkiler bakımından üçüncü kişilerce bilinmesi sakıncalı olan ve devletin dış ilişkilerine zarar verici nitelikte olan, savunmaya, güvenliğe ilişkin bilgiler devlet sırrı kapsamındadır.

Yine aynı Kanun'un 125 inci maddesine göre, “Bir suç olgusuna ilişkin bilgileri içeren belgeler, Devlet sırrı olarak mahkemeye karşı gizli tutulamaz.” Burada yargılamanın selameti ve iddiaların aydınlatılması adına, suç olgusuna dair bilgi içeren belgelerin yargılamanın aleniliği çerçevesinde devlet sırrı olarak kabul edilemeyeceği belirtilmektedir. Aynı maddenin ikinci fıkrasında "Devlet sırrı niteliğindeki bilgileri içeren belgeler, ancak mahkeme hâkimi veya heyeti tarafından incelenebilir. Bu belgelerde yer alan ve sadece yüklenen suçu açıklığa kavuşturabilecek nitelikte olan bilgiler, hâkim veya mahkeme başkanı tarafından tutanağa kaydettirilir” hükümleri yer almaktadır. Yani mahkeme hakiminin, sır statüsündeki bilgiyi edinmesi ya da sır olarak koruma altına alınmış belgeleri görmesi, bunların içeriğine vakıf olması; o bilginin sır niteliğini ortadan kaldırmayacaktır.

Bu düzenlemelerden yola çıkarak, genel anlamda devletin sırlarının üçe ayrıldığı söylenebilir;

1 "Özünde devlet sırrı olan bilgi ve belgeler."

2 "Yetkili makamların açıklanmasını yasakladığı bilgi ve belgeler."

3 "Devletin idari kurumlarının gizli tuttuğu bilgi ve belgeler."

Özünde devlet sırrı olan bilgi ve belgeler, devlet güvenliği ve bekası, milli menfaatler ve milli güvenliğe ilişkin menfaatler ile ilgilidir. Yetkili makamların açıklanmasını yasakladığı bilgi veya belgeler ise, özünde devlet sırları kadar olmasa da devlet menfaatleri için önemli görülen bilgi veya belgelerdir.

TCK'nın 326, 327, 328, 329 ve 330 uncu maddelerindeki, "devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından niteliği itibariyle gizli kalması gereken bilgi, belge veya vesikalar” ifadesiyle "özünde devlet sırrı olan bilgi ve belgeler" kastedilmektedir.

Özünde devlet sırlarının, sırrın objektif ve sübjektif şartını birlikte taşıması gerekir. Bir şeyin sır olabilmesi için devletin bu şeyin sır olarak saklanması hususunda sübjektif iradesi olmalıdır. Bu bilginin sır niteliği taşıması için önceden resmi makamlarca açıklanması gerekmez. Devletin o bilginin gizliliği konusundaki zımni iradesi yeterlidir.

Objektiflik unsuru, başkaları tarafından bilinmesi ile ilgilidir. Sır olarak gizlenmek istenen şey başkaları tarafından biliniyor ya da bilinmesi gerekiyorsa sır niteliği taşımaz. (Dr ... Yayla a.g.e. s. 64 )

Kamuya açıklanmış, gizli kalması gereken şey, herkesin bildiği şey haline gelmişse sır olmaktan çıkacaktır. Bu bağlamda dikkat edilmesi gereken husus, “Rivayet, tahmin gibi hususlar bilginin sır olma vasfını ortadan kaldırmaz" (Erem, ..., TCK şerhi özel hükümler, cilt 2 1993 baskı, s. 1038;,Savaş, Vural Mollamahmutoğulu, Sadık TCK. nu yorumu 2, cilt, 2,baskı s. 184)

Günümüzde teknolojinin gelişmesi ve haberleşme imkanlarının artması devlet sırlarını korumayı zorlaştırmaktadır. Her ne kadar devletlerin sırları konusunda çeşitli yayınlar yapılıyorsa da, doğruluğu herkesçe malum olmadıkça, gizli kalması gereken bilgilerin sır olma vasfını ortadan kaldırmaz. (Askeri Yargıtay 3. Daire 25972 tarih ve 1972/5 21 sy. karar)

Bir bilgi veya belgenin özünde devlet sırrı olup olmadığının tayini mahkemeye aittir. Hakimin bilgisi dışında teknik konularda bilirkişi dinlenilebilir. Ancak, mahkeme bilginin niteliğini yani devlet sırrı olup olmadığını kendisi belirleyecektir, (Askeri Yargıtay Daireler Kurulu'nun 21972 ... ve 1972/8 9 sayılı kararı)

TCK'nın 334, 335, 336 ve 337 nci maddeleri, "yetkili makamların, kanun ve düzenleyici işlemlere göre açıklanmasını yasakladığı ve niteliği bakımından gizli kalması gereken bilgi ve belgeler"den bahsetmektedir. Burada adı geçen sırlar, özünde devlet sırrı olmayan ancak, devlet menfaatleri için gizli tutulması gereken, bu nedenle yetkili makamların kanun veya düzenleyici işlemlerle açıklanmasını yasakladığı bilgi veya belgelerdir.

Bunun haricinde, özünde devlet sırrı olmayan veya yetkili makamların açıklanmasını yasaklamadığı devlet güvenliğini ilgilendirmeyen ancak devletin idaresine ilişkin olan, kamu idaresinin menfaatlerini korumak, güvenilirliğini ve düzenli işleyişini sağlamak için 5237 sayılı TCK'da İkinci Kitap. Dördüncü Kısımda, "Kamu İdaresinin Güvenirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar” başlıklı birinci bölümü altında, 258 inci madde ile "Göreve ilişkin sırrın açıklanması” suçu düzenlenmiştir.

Türk Ceza Hukuku yönünden, yetkililerce veya düzenleyici işlemlerle açıklanması yasaklanan sır, özünde devlet sırrı niteliği taşımayan ancak, açıklanması ilgili mevzuat hükümlerine göre yasaklanmış ve gizlilik derecesi verilmiş bilgi, belgeler veya şeylerdir.

Yasaklama, yürütmenin herhangi bir işlemiyle yapılabileceği gibi, belgeler üzerine gizlilik derecesini gösteren damga veya özel bir yazının konulması, uyarı veya tabela yerleştirilmesi şeklinde de yapılabilir.

Yetkili makam tarafından duruma göre, sirküler, tebliğ, resmi açıklama, yazılı veya sözlü uyarı aracılığıyla, kişiler veya bireylerin bu konudaki yasaklamalardan haberdar edilmesi sağlanabilir.

Bu yasaklama hukuka uygun yapılmalıdır. Hukuka uygun ve usulüne göre yapılmayan yasaklama, o bilgi, belge veya şeye, açıklanması yasaklanmış sır vasfını kazandırmaz.

Devletin idari makamları veya organları, bilgi, belge veya şeylere, açıklanmasını yasaklanmış sır vasfını çoğunlukla, gizlilik sınıflandırması yaparak vermektedirler.

Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yönetmeliğine göre; gizlilik dereceleri aşağıda belirtildiği şekilde dört sınıfa ayrılır.

a) Çok gizli: Bilmesi gerekenlerin dışında diğer kişilerin bilmelerinin istenmediği ve izinsiz açıklandığı takdirde devletin güvenliğine, ulusal varlık ve bütünlüğe, iç ve dış menfaatlerimize hayati bakımdan son derece büyük zararlar verecek, yabancı bir devlete faydalar sağlayacak ve güvenlik bakımından olağanüstü önemi haiz mesaj, rapor, doküman, araç, gereç, tesis ve yerler için kullanılır.

b) Gizli: Bilmesi gerekenlerin dışında diğer kişilerin bilmelerinin istenmediği ve izinsiz açıklandığı takdirde devletin güvenliğine, ulusal varlık ve bütünlüğe, iç ve dış menfaatlerimize ciddi şekilde zarar verecek, yabancı bir devlete faydalar sağlayacak nitelikte olan mesaj, rapor, doküman, araç, gereç, tesis ve yerler için kullanılır.

c) Özel: İzinsiz açıklandığı takdirde, devletin menfaat ve prestijini haleldar edecek veya yabancı bir devlete faydalar sağlayacak nitelikte olan mesaj, rapor, döküman, araç, gereç, tesis ve yerler için kullanılır.

d) Hizmete özel: Kapsadığı bilgi itibarıyla çok gizli, gizli veya özel gizlilik dereceleri ile korunması gerekmeyen fakat bilmesi gerekenlerden başkası tarafından bilinmesi istenmeyen mesaj, rapor, döküman, araç, gereç, tesis ve yerler için kullanılmaktadır.

Özünde devlet sırrı olan bilgi ve belgelerin, siyasal veya askeri casusluk amacı ile temin edilmesi halinde casusluk suçu, böyle bir amaç olmaksızın temin edilmesi halinde ise TCK 327. maddedeki tanımlanan suç oluşacaktır.

765 sayılı Ceza Kanunu ve 5237 sayılı Ceza Kanunu'nda "casusluk" açık bir şekilde tarif edilmiş değildir. Öğretide, "casusluk; bir bilgi ya da hedefe ulaşmak için yapılan gizli haber alma faaliyeti organizasyon ve metotların tümüne verilen addır. Casus ise bu faaliyeti yürüten kişidir"(Dr. ... YAYLA, Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk, Mayıs 2012 baskı s.46)

“Siyasi casusluk yabancı devlet yararına Türkiye Devletinin veya vatandaşlarının veya Türkiye’de oturmakta, ikamet ekmekte olanların zararına olacak bilgilerin toplanması demektir”. (Doç. Dr. Murat BALCI, FSM. Ünv. Hukuk Fak Ceza ve Muhakeme Hukuku Öğr. Üyesi, yayınlanmamış makale) şeklinde tanımlanmaktadır.

Casusluk suçları ile ilgili düzenlemelere bakıldığında, tanımlama; “devletin güvenliği, iç veya dış siyasi yararları bakımından niteliği itibariyle gizli kalması gereken bilgilerin veya yetkili makamların kanun ve düzenleyici işlemleri ile açıklanmasını yasakladığı ve niteliği bakımından gizli kalması gereken bilgileri siyasal ve askeri casusluk maksadıyla temin etmek veya açıklamak” şeklinde yapılabilir.

Bu suç soyut tehlike suçudur. Suçla korunan hukuksal menfaat; “devlet güvenliği, devletin iç veya dış siyasal yararları ve milli savunmaya” ilişkin menfaatlerdir. Suçun faili herkes olabilir. Suçun maddi konusu; devletin güvenliğine, iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibariyle, gizli kalması gereken bilgiler yani özünde devlet sırrı olan bilgiler olarak tayin edilmiştir (Erem, a.g.e. cilt 1s. 48; Gözübüyük. Alman, Fransız, İsviçre ve İtalyan Ceza Kanunlarıyla Mukayeseli TCK. Açıklaması, cilt 1. S.510; Ögel,s 1034; Öztürk, s.384; ..., s.28).

Maddelerde geçen belge ve vesikadan kasıt; “bir gerçeğe tanıklık eden yazı, resim, film vb. vesika, dökümandır. Evrak; “kağıt yaprakları, kitap sayfaları, resmi kurumlarda işlem gören belgeler, yazılmış kitaplar, mektuplar ve yazılar” anlamında kullanılan Arapça'dan gelen bir isimdir.

Suçun maddi unsuru; suça konu bilgileri, siyasal veya askeri casusluk maksadıyla “temin etmek” tir. (Erem, a.g.e. cilt 1,s.50; Gözübüyük, a.g.e. Cilt 1. S.510; Ögel,s 1034; Öztürk, s.384) Bilginin temini için kullanılan vasıtanın önemi olmadığı gibi bilgiyi içeren belgenin de elde edilmiş olması ve temin edilen bu bilginin başkasına verilmesi şart değildir. “Suç, sır olan bilginin temin edilmesiyle tamamlanmış olur.” (Dr. ... Yayla a.g.e. S. 197) “Suçun tamamlanması için bilginin başkasına aktarılması şart değildir." (Erem, a.g.e. Cilt . S.50)

Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 24.02.1940 ... ve 1940/828 477 sayılı kararıyla, “Malumatın tesadüfi olmaksızın casusluk kast ve niyetiyle gayret ve mesai sarf edilerek istihsalinin lüzumlu olduğuna” işaret edilmiştir.

Suçun manevi unsuru; genel kasttır. Ancak bazı hallerde, suçun kanuni tanımındaki unsurlarının fail tarafından bilinerek ve istenerek gerçekleştirilmesi, suçun oluşumu için yeterli görülmeyebilir. Bu gibi hallerde, suç tipinde kişinin kastı dışında ayrıca belli bir saikle hareket etmesi aranmıştır. Saik; amaç ya da gaye, kasttan önce gelen, kastı hazırlayan bir duygu ve düşüncedir. Suçun işlenmesine neden olan gerekçedir. Saik, her ne kadar suçun unsuru değil ise de, manevi unsurun gerçekleşmesi bakımından aranan husus haline gelebilir. Bu bağlamda, siyasi ve askeri casusluk suçlarında özel saik aranmaktadır. Esasen Ceza Kanununun 327 nci maddesinde tanımlanan suç ile 328 inci maddede tanımlanan suçu ayıran en temel kriter “casusluk maksadı”dır.

Askeri Yargıtayın bir kısım kararlarında (Askeri Yargıtay Dava Daireleri Kurulu 02.10.1997 ... ve 1997/98 114 sayılı kararı gibi) “casus ile casusluğu talep eden arasında bir anlaşmanın varlığı” suçun oluşumu için aranmakta ise de bu düşünce doktrinde yerinde görülmemiştir. “Fail, herhangi bir ülke ya da organizasyon ile anlaşma olmadan bilgi ve belgeleri temin edip, sonradan belirleyebileceği bir devlete servis edebilir.” (Dr. ... Yayla, a.g.e.s.201 202) Aynı doğrultuda, "Kanaatimizce, maddede olmayan bir şartın, suç tipinin oluşumu için aranması yerinde değildir. Madde metninde ve gerekçesinde açıkça belirtildiği gibi siyasal ve askeri casusluk maksadı manevi unsur içinde değerlendirilmesi gereken bir konudur." (Dr. Murat Balcı. F.S.M. Ünv. a. g. makale).

Bilindiği üzere kast, kişinin iç dünyasıyla ilgili kavram olup, kastın açıkça ifade edilmediği durumlarda iç dünyaya ait bu olgunun dış dünyaya yansıyan davranışlara bakılarak belirlenmesi gerekir. Bu itibarla kastın belirlenmesinde; failin kişilik özellikleri, bilgilerin temin edilme zaman ve yeri, bilgilerin temin edilme yöntemi, bir örgüt mensubu ise örgütün amaç ve faaliyetleri gibi, kriterlere bakılmalıdır. Özel olarak istihbaratta görevlendirilmiş kişilerin (MİT. Emniyet ve

Jandarma istihbaratı) izinsiz bilgi paylaşımı halinde casusluk maksadının bulunduğu kabul edilmelidir. Zaman ve yer açısından ise, ülkeler arası ikili ilişkilerin gergin olduğu zamanlarda ya da terör olaylarının yoğun yaşandığı dönemde sır niteliğindeki bilgilerin temin edilmesi halinde casusluk kastının varlığı kabul edilebilir.

"Cumhurbaşkanı, Başbakan, Genel Kurmay Başkanı, Milli Güvenlik Kurulu’nda görevli bulunan Bakanlar ve Kuvvet Komutanlarının milli güvenlikle ilgili gerçekleştirdikleri faaliyetler dolayısıyla dinlenilmeleri devlet sırrı kabul edilebilecek bilgiler bakımından siyasi casusluk kapsamında değerlendirilmelidir"(Doç.Dr. Murat Balcı, a.g.makale).

Öğretide de kabul edildiği gibi, casusluk amacı ile bilginin temin edilmesi suçun oluşumu için yeterlidır. Başka bir ülkeye veya yapıya vermek zorunlu değildir. Aksine kabul, yasa koyucunun madde metni ve gerekçesinde yer vermediği bir unsurun içtihat yoluyla yasaya eklenerek kanun koyucunun iradesinden farklı bir yasa yapmak anlamına gelecektir.

Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

Oluş, iddia, mahkeme kabulü ve tüm dosya kapsamı nazara alındığında;

Devlet güvenliği, devletin iç veya dış siyasal yararları ve milli savunmaya ilişkin gizli bilgileri siyasal ve askeri casusluk maksadıyla temin etmek suçunda; failin kişilik özellikleri, bilgilerin temin edilme zaman ve yeri, bilgilerin temin edilme yöntemi, bir örgüt mensubu ise örgütün amaç ve faaliyetleri gibi, kriterlere bakılması gerektiği hususu gözetildiğinde; FETÖ/PDY'nin casusluk faaliyetlerini de kapsayan silahlı bir terör örgütü olması, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü'nün amaçlarını gerçekleştirmek amacıyla üyelerini Polis ve Jandarma teşkilatı, Milli İstihbarat Teşkilatı ve Genel Kurmay Başkanlığı gibi kuvvet kullanma yetkisine haiz kurumlara sızdırdığının bilinmesi, bu kapsamda sanık ...'nın milli güvenlik istihbaratının en üst düzeyde yürütüldüğü ve milli güvenliğin sağlanması konusunda çok önemli bir konumda bulunan Milli İstihbarat Teşkilatına katıldıktan sonra eğitim dönemini müteakiben teşkilatın Ankara Bölge Daire Başkanlığına, sonrasında Şırnak Bölge Müdürlüğü Cizre Ünitesine ve akabinde Ankara Açık Kaynaklar Daire Başkanlığı'na tayin edildiği, mezkur dönemlerde örgütün MİT mahrem yapılanması içerisinde "öğrenci" konumunda faaliyete bulunarak, örgüt hiyerarşisinde üstü konumunda olan mahrem abileri ile belirli periyotlar içerisinde yüz yüze veya örgütün kullandığı gizli haberleşme programları ile kurulan iletişim marifetiyle paylaşımda bulunmak amacıyla teşkilata ilişkin gizli bilgileri temin ettiği ve mahrem abisinin talimatları doğrultusunda faaliyetlerde bulunduğu, bu durumun tanık beyanlarından ve tüm dosya kapsamından açıkca anlaşıldığı, milli güvenlikle ilgili gerçekleştirilen faaliyetlerin dinleme yoluyla elde edilmesi ya da ilgili kuruma elaman yerleştirilerek bilgilerin temin edilmesi arasında bir fark bulunmadığı sanığın eyleminin zincirleme şekilde siyasi casusluk kapsamında değerlendirilmesi gerektiği belirlenerek sanığın mahkumiyetine dair kurulan hükümde hukuka aykırılık bulunmamıştır.

V. KARAR

Gerekçe bölümünde ''A'' ve ''B'' bendinde açıklanan nedenle Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesinin, 06.04.2021 tarihli ve 2021/264 Esas, 2021/645 sayılı kararında sanık müdafiince

öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289 uncu maddesinin birinci fıkrası ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKÜMLERİN ONANMASINA,

Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca Ankara 34. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,

08.02.2024 tarihinde karar verildi.

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla

Anahtar Kelimeler

kararbalcıveyasüreçv.üyesiyasalolanmermilerikalmasıvahimreddinegizlibulundurulmasıteminörgütünetaşınmasıolmasayıtemyizgerekenisteminintevdiinenitelikamacıylasilahlıhukukîaskeribilgilerinicasuslukolgularonanmasınagerekçesebepleribakımındansatınyaylavehükümlerinesastanalınmasıterörfetöpdyreddisilahetmedevletin

Kaynak: karar_yargitay

Taranan Tarih: 25.01.2026 15:25:06

Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim