Karar Detayı

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

3. Ceza Dairesi

Daire / Kategori

Yargıtay Kararı

Esas No

2021/3489

Karar No

2023/4509

Karar Tarihi

21 Haziran 2023

¸

T. C.

Y A R G I T A Y

  1. C E Z A D A İ R E S İ

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

Y A R G I T A Y İ L Â M I

TUTUKLU

İNCELENEN KARARIN;

MAHKEMESİ: Ceza Dairesi

SUÇLAR: Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma, Kişiyi yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle öldürmeye teşebbüs, 6136 sayılı Kanuna Muhalefet

HÜKÜM: İstinaf başvurusunun esastan reddi ve düzeltilerek esastan reddi

TEMYİZ EDENLER: Sanık müdafi

TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ: Onama

İlk Derece Mahkemesince sanık ... hakkında devletin birliğini ve ülke bütünlüğü bozma, kişiyi yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle öldürmeye teşebbüs ve 6136 sayılı kanuna muhalefet suçlarından kurulan hükümlere yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükümleri temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmiştir.

Sanık müdafiinin duruşmalı inceleme talebinin, 7079 sayılı Kanun’un 94 üncü maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanun’un 299 uncu maddesinin birinci fıkrası gereği takdiren reddine karar verilmekle, gereği düşünüldü:

I. HUKUKÎ SÜREÇ

A.Hakkari 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 23.01.2020 tarihli ve 2019/28 Esas, 2020/38 sayılı Kararı İle Sanık ... Hakkında

1.Devletin birliğini ve ülke bütünlüğü bozma suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 302 nci maddesinin birinci fıkrası, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun (3713 sayılı Kanun) 5 inci maddesi, 5237 sayılı Kanun'un 62 nci maddesinin birinci fıkrası, 53 üncü maddesinin bir, iki ve üçüncü fıkraları, 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası, 63 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına, cezanın mükerrirlere özgü ceza rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba,

2.Kişiyi yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle öldürme (teşebbüs) suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 82 nci maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi, 3713 sayılı Kanun'un 5 inci maddesi, 5237 sayılı Kanun'un 35 inci maddesinin ikinci fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası, 53 üncü maddesinin bir, iki ve üçüncü fıkraları, 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası, 63 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca 10 yıl 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına, cezanın mükerrirlere özgü ceza rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba,

3.6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanuna muhalefet suçundan, 6136 sayılı yasanın 13 üncü maddesinin ikinci fıkrası, 6136 sayılı yasanın ek 5 inci maddesi, 3713 sayılı Kanun'un 5 inci maddesinin birinci fıkrası, 5237 sayılı Kanun'un 62 nci maddesinin birinci fıkrası, 52 nci maddesinin ikinci ve dördüncü fıkraları, 53 üncü maddesinin bir, iki ve üçüncü fıkraları, 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası, 63 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca 12 yıl 6 ay hapis ve 1250 ... adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına, cezanın mükerrirlere özgü ceza rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba karar verilmiştir.

B.Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesinin 17.06.2020 Tarihli 2020/447 Esas, 2020/1262 sayılı Kararı ile Sanık Hakkında

İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümlere yönelik sanık ve müdafinin istinaf başvurularının 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca esastan reddi ve düzeltilerek esastan reddine karar verilmiştir.

II. TEMYİZ SEBEPLERİ

Sanık ... Müdafinin Temyiz İstemi

Yerel mahkemece yaptırılan keşfin, müvekkil ve kendisinin yokluğunda yapıldığına, tarafların keşif mahallinde bulundurulmaması ve yokluklarında yapılan keşif üzerinden yargılaya devam edilmesine itiraz ettiğine, zira özellikle maddi gerçeğin ortaya çıkması açısından müvekkilin muhakkak keşif mahallinde hazır edilmesi gerekirken aksi yönde yapılan keşfin maddi gerçeği tam olarak ortaya çıkartmadığına, bu nedenle müvekkilinde hazır olacağı şekilde yeniden keşif yapılması gerektiğine, tüm müştekiler dinlenmeden karar verildiğine, bu durum nedeniyle müştekilerin ayrı beyanda bulunma ve böylece taraflara da soru sorma imkanını tanımak suretiyle maddi gerçeğin tam olarak ortaya çıkması sağlanmadan yargılamaya son verildiğine, dosya kapsamında mevcut olan sanık lehine ve aleyhine bütün delillerin birlikte değerlendirilmesi sonucunda suçun sanık tarafından işlenmediğinin sabit olduğuna, diğer taraftan sanığın cezalandırılabilmesi için her türlü şüpheden uzak, kesin, inandırıcı ve mahkumiyete yeter delil elde edilmesi gerektiğine, somut olayda ise sadece şüpheye dayalı mahkumiyet kurulduğuna, müvekkilin silahlı terör örgütüne üye olduğu ve Devletin Birliğini ve Ülke Bütünlüğünü Bozmak suçunu işlediği iddiası karşısında, hiyerarşik yapıya dahil oluşu, kime bağlı olduğu, silahlı ve ideolojik eğitim aldığına, organik bağ olarak nelerin olduğuna, Devletin Birliğini ve Ülke Bütünlüğünü Bozmak suçunun hangi unsurunu hangi eylemleriyle ihlal ettiğine, aidiyeti iddia olunan silahın bu aidiyeti ispata yarar delillerin neler olduğuna dair herhangi bir değerlendirme yada delil sunulmadığına, sadece şüpheye dayalı mahkumiyet kurulduğuna, Yüksekova ilçesinde meydana gelen olaylarla ilgili yürütülen soruşturmaların tümüne yönelik yapılan çalışmalarda müvekkile ait herhangi bir DNA izine, görüntü kaydına veya suç işlediğine dair başka hiçbir delil elde edilmediğine, bu durumun bile müvekkilin masumiyetini ortaya koymakta ve olaylara katılmadığını gösterdiğine, müvekkilin ilk gözaltına alındığında usul ve yasaya aykırı olarak ifadesi alınıp sorgusunun yapıldığına, CMK 148. madde hükmü gereği bu ifade ve sorgularda elde edilen beyanların hükme esas alınmayacağına, Anayasa 38 ve CMK md 148'e aykırı olduğuna, müvekkilin terör örgütü elinde esirken ve dağa kaçırılırken meydana gelen çatışmada yaralandığına, ilk yakalama işleminden sonra alınan sağlık raporunda bu durumun ayrıntılarının mevcut olduğuna, müvekkilin henüz iyileşmeden ve tedavisi bitmeden ifadeye alındığına, müvekkile isnat edilen suçlar için düzenlenen ceza alt sınırı ve suçların ağırlığı gözetildiğinde kendisi zorunlu müdafilik hakkından yararlandırılmadan, tehdit ve baskı sonucu olayın kabullendirilmeye çalışıldığına, ve hür iradesine mugayir olarak ifade tutanağı düzenlenerek kendisine imza attırıldığına, müvekkilin soruşturma sırasında gördüğü kötü muamele nedeniyle burnu kırılmış ve burun kırığı ameliyatını Van ilinde yaptığına, buna ilişkin bilgilerin Van'da bulunduğu Cezaevi müdürlüğünde mevcut olduğuna, bu belgelerin dosyaya celbi gerekirken, aksi yönde yargılamaya devam edilmesin,n usul ve yasaya aykırılık teşkil ettiğine, savcılık ifadesinde zorunlu müdafi görevlendirilmiş, fakat Yüksekova ilçesinde olayların ve sokağa çıkma yasağının devamı nedeniyle görevlendirilen avukatın Yüksekova ilçesine gidişine ve müvekkille görüşmesine imkan tanınmayarak SEGBİS marifetiyle ifadeye katılması için işlemler yapıldığına, müvekkil üzerinde emniyette kurulan baskı ve tehdit devam ettiğinden müvekkil, önceden usule aykırı alınan ifadelerini teyit etmek zorunda kaldığına, bu konuda avukatına danışma imkanı tanınmadığına, usul gereği avukat görevlendirilmesi yapılmış; fakat avukatına danışma ve hukuki fikir alışverişinde bulunma imkanı tanınmadığına, bu nedenle yapılan işlemlerin hukuka aykırı olduğuna, ayrıca olayların içinde can korkusu ile görev yapan ilgilerinde bu konuda tarafsız davranmadıklarını düşündüklerine, zira bu soruşturmalar çerçevesinde yapılan yargılamadaki tüm sanık ve suça sürüklenen çocukların kovuşturma aşamasında aynı doğrultuda ifade verdiklerine, müvekkilin durumunun sulh ceza hakimliğinde de değişmediğine, aynı baskılar devam ettiğinden önceki beyanlarını teyit etmek zorunda kaldığına, tüm bu durumlar birlikte değerlendirildiğinde müvekkil hakkında yürütülen soruşturmada adil yargılanma ve hak arama hürriyetlerinin ihlal edildiğini, kendisine savunma hakkı tanınmadığını, zorunlu müdafilik gerektiren bir suç isnadında ilk aşamada müdafinin görevlendirilmediği, sonrasında ise görevlendirilen müdafi ile şüpheliye uygun bir görüşme ortamı sağlanmadığı gözetildiğinde alınan beyanların CMK 148. maddeye aykırı olduğu, ikrar içerse dahi Anayasa 38, CMK 206 ve 217. maddelerince hükme esas alınmasının mümkün olmadığının ortada olduğuna, bu nedenle yerel mahkeme kararının usul ve yasaya aykırı olduğuna, yerel mahkemenin kararında, açık tanık beyanlarının olduğunu iddia ettiğine, dosya kapsamında müvekkil aleyhine beyanda bulunan kişilerin açık tanık olmaları mümkün olmayıp; hukuki konumlarının itirafçı sanık olduklarına, zira kendileri aleyhlerinde de aynı suçtan dolayı soruşturma ve kovuşturma bulunduğuna, bu kişilerin tanık olamayacaklarına, zira doktrinde tanığın, işlenen suçla alakası olmayan ve suçun işlenişine beş duyu organıyla vakıf olan bağımsız 3. kişi olduğuna, müvekkil aleyhine beyanda bulunan kişilerin ise, suça bulaşmış ve sosyal ve toplumsal alanda itibar edilmeyen, tarafsızlıkları şüpheli olan ve başkaları aleyhine beyanda bulunarak kendileri hakkında lehe olan yasal hükümlerin uygulanmasını sağlayarak hukuki menfaat elde etmeye çalışan kişiler olduğuna, yerel mahkeme kararında, açık tanık olarak nitelendirdikleri kişilerin Cumhuriyet Savcısı huzurunda ifade verdikleri ve teşhis işlemlerinin olduğunu altı çizilerek belirtildiğine, savcı huzurunda alınan beyanların mahkeme huzurunda alınan beyanlarından daha üstün kabul edilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğuna, zira silahların eşitliği ilkesi gereği iddia ve savunmanın eşit statüde olduğuna, iddia sahibi olan tarafın kamu gücünün kendisine sağladığı yetkileri kullanarak ve aleyhine delil oluşturulan kişi ve müdafinin yokluğunda bu işlemlerin yapılmasının savunma hakkının kısıtlanması olduğuna, müvekkil hakkında beyanda bulunan tüm kişilerin hakkında aynı suçlardan dolayı soruşturma ve kovuşturma bulunduğuna, soruşturma aşamasında müvekkil hakkında beyanda bulunmak suretiyle kendi lehlerine bir durum yaratarak hukuki menfaat elde etmeye çalıştıklarına, kovuşturma aşamasında ise müvekkil aleyhine olan beyanlardan döndüklerine, kovuşturma aşamasında yapılan yargılamada müvekkil aleyhine beyanlarda bulunan kişilerin soruşturma aşamasında hür irade beyanlarının olmadığı, kollukta çeşitli fiziki ve psikolojik baskılar gördüklerini dile getirdiklerine, bu durum bile müvekkil aleyhine olan ve davanın açılmasına sebebiyet veren beyanlarının doğru olmadığını, müvekkil lehine şüphe doğurduğunu ortaya koyduğuna, tanıkların istemeyerek hataya düşüp yanlış beyanda bulunabileceklerine, tanığın hatırlamadıklarını uydurabilip ve buna kendisinin de inanabileceğine, tanığın yanlış duyduğu veya başkalarının etkisiyle görmediği, duymadığı şeyleri gördüğünü, duyduğunu sanabilecceğini, tanığın bazen, soru sorma tarzı yüzünden, yani telkin edici yönlendirici sorular nedeniyle de hataya düşebileceğine, tüm tanıkların, soruşturma aşamasında yasak sorgu usullerine tabii tutulduklarına, emniyet aşamasında dayak ve işkenceye maruz kaldıklarını beyan ett,klerine, hatta yanlış beyandan ziyade aleyhinde tanıklık ettikleri kişileri hiç tanımadıklarını belirttiklerine, hatta müvekkilin kendisi de soruşturma aşamasında baskı altında ifade evraklarını imzaladığını beyan ettiğine, müvekkilin soruşturma sırasında gördüğü kötü muamele nedeniyle burnunun kırıldığına ve burun kırığı ameliyatını Van ilinde yaptığına, buna ilişkin bilgilerin Van da bulunduğu Cezaevi müdürlüğünde mevcut olduğuna, bu belgelerin dosyaya celbi gerekirken, aksi yönde yargılamaya devam edilmesi usul ve yasaya aykırılık teşkil ettiğine, adil yargılanmanın temel taşlarından olan "Masumiyet karinesi",bu bağlamda şüpheden sanığın yararlanacağı tamamen gözardı edilerek aleyhe mahkumiyet kararı verildiğine, tanıkların hepsinin soruşturma aşamasında harfi harfine aynı beyanlarda bulunduklarına, bunun tutanakların kopyala yapıştır şeklinde hazırlandığı ve müvekkil aleyhine delil oluşturulduğunu ortaya koyduğuna, ayrıca tutanak asıllarının da mahkemeye gönderilmediğine, hangi somut olguya dayanarak bu tanıkların savcılık aşamasında verdikleri beyanların, mahkeme heyeti huzurunda verdikleri yeminli beyanlara göre daha güvenilir olduğunun hukuki dayanaktan yoksun olduğuna, bir an için soruşturma aşamasındaki beyanların gerçekten tanıklar tarafından verildiğinin kabulünde dahi iddianameye konu tanıkların soruşturma aşamasındaki beyanlarının sağlıksız ve özgür, hür iradesine dayanmadığına bir diğer kanıtın, tanıkların hepsinin terör suçlarından gerek ceza almış gerek yargılaması tutuklu olarak devam eden ve etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak isteyen kişilerden olduğuna, ayrıca itirafçı sanık olan bu kişilerin ilk ifadelerinde de zorunlu müdafi bulundurulması gerekirken; aksi yönde işlemler yapılarak avukatsız ifadeleri alındığına, soruşturma aşamasında kolluk kuvvetlerince ilk önce ön mülakat adını verdikleri, herhangi bir resmiyeti olmayan, aslında hiçbir şekilde dosya içerisinde yer almaması gereken ve hukuka aykırı olan beyanların bu davanın konusu olmamasına rağmen bu dosyaya her ne sebeple ise gönderildiğine, bilindiği üzere Emniyetin kendiliğinden, iddia konusu olay bakımından avukat bulundurma zorunluluğu olan bir dosyada, ifade alma yetkisinin bulunmadığına, kolluğun görevinin, avukatın da bulunduğu ve sanığa hukuki yardımda bulunduğu bir ortamda yoruma yer vermeden, iddia konusu suçlama ve delilleri belirterek şüphelinin ifadesine başvurup bu durumu tutanağa bağlamak olduğuna, bu bağlamda söz konusu “ön mülakat”ın tümüyle hukuka aykırı delil kapsamında olduğuna, bilindiği üzere TCK 221. maddesi ve benzer mefaat temin edici düzenlemelerin, beraberinde daha kolay gerçek dışı itirafları getirdiğine, bu maddenin örgüt aleyhine bilgi ve belge vermeyi de zorunlu kıldığına, işte bu andan itibaren, olağan şüpheliler üzerinden şüphelinin kendi mazeretini yaratıp veya siyasi şube kolluk görevlilerinin “SUÇLU” profiline uyan olağan şüpheliyi, zaten düşmüş olan bu sözde itirafçının önüne attığına, yani, sözde delil soruşturma aracı olan bu düzenleme, kolluğun elinde beraberinde muhalifleri ezmek için özel bir silaha dönüşebileceğine, bu nedenle dünyadaki tüm ceza yargılaması sitemlerinde gizli veya açık tanık veya muhbir beyanına şüphe ile bakıldığına ve bu verilerin tek başına delil niteliğine ulaşamadığına, bu nedenlerle, ulusal mahkemelerin de kabul ettiği gibi, itirafçıların ifadelerinin başka delillerle desteklenmesinin zorunlu olduğuna, bunun üzerinden mahkumiyet kurulmasının hukuka aykırı olduğuna, dosyada tanıkların beyanları kadar hukuka açıkça aykırı teşhislerin de irdelenmesi gerektiğine, dosyanın tamamında kullanılan teşhis yönteminin, PVSK düzenlenen teşhis usulüne aykırı olduğuna, tek fotoğraf üzerinden yapılmış olup adeta hedef gösterildiğine, müvekkilin çatışmaya katıldığı ve ateş ettiği ileri sürülmekteyse de bu iddianın ispatlanamadığına, bu yönde bir delil bulunmadığına, müvekkilin olay gecesinde örgüt tarafından dağa kaçırılmaya çalışıldığına, müvekkilin silahsız olduğuna, nitekim olay sonrasında olay yerinde bulunan silahlar üzerinde, müvekkile ait herhangi bir parmak izi bulunmadığına, ayrıca alınan svap örneklerinde de müvekkilin ellerinde barut izine veya atığına rastlanmadığına, bu durumun bile müvekkilin olay gecesinde çatışmaya girmediğini ve ateş etmediğini ortaya koyduğuna, bu nedenle kasten adam öldürmeye teşebbüs ettiği iddiasını hukuki dayanaktan yoksun olduğuna, müvekkile ait herhangi bir silah bulunmadığına, yukarıda da arz olunduğu gibi, müvekkile aidiyeti tespit edilmiş bir silah olmadığına, ele geçirilen silahlar üzerinde müvekkile ait herhangi bir parmak izi olmadığına, dolayısıyla 6136 sayılı yasaya muhalefet suçu işlediği iddiasının hukuki dayanaktan yoksun olduğuna, yargılama giderlerinin tamamının sanığa yükletilmesinin haksız olduğuna, zira müvekkilin iddia edildiği gibi örgütün üyesi değil; mağduru olduğuna, usul ve yasaya aykırı davranılması nedeniyle müvekkil hakkında dava açıldığına, usul ve yasaya aykırılık devam ettiğinden mahkumiyetine karar verildiğine, yargılama giderlerinden müvekkil sanığın sorumlu tutulmasının usul ve yasaya aykırı olduğuna ve sair hususlara,

İlişkindir.

III. OLAY VE OLGULAR

Temyizin kapsamına göre;

A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü

"Sanık ...'un sübuta eren eylemlerinin suç vasfının incelenmesi neticesinde; sanık ...'un Yüksekova İlçesi Kuruköy Mahallesinin Beşbulak köyü istikametinde çıkan çatışmada ölü olarak ele geçirilen örgüt mensupları ile beraber Teslim Ol çağrısına uymayıp güvenlik güçlerine bixi marka silahı ile ateş ettiği, sanığın askerlere bixi marka silahı ile ateş ettiğini beyanlarında ikrar ettiği, sanığın askerlere yönelik ateş etmesinin askerleri öldürmek ve böylece Yüksekova'dan kaçmak kastıyla olduğu, çatışmada terör örgütü mensuplarının yakalanması amacıyla düzenlenen operasyonda 9 askerin görev aldığına ilişkin Kara Kuvvetleri Komutanlığı 1'nci Hudut Özel Harekat Komando Tabur Komutanlığı'nın cevabi yazısının dosya arasında olduğu, istinaf bozma ilamı çerçevesinde değerlendirme yapıldığında öncelikle çatışmanın gece vaktinde olduğu, iddianamede isimleri geçen müştekilerin bozma ilamı sonrasında dinlendiği ve kendileri ile terör örgütü mensupları arasında ne kadar mesafe olduğunun saptanmaya çalışıldığı, müşteki Murat Tepeli'nin beyanına göre örgüt mensupları ile aralarında 500 metre ya da daha fazla mesafe olduğu, müşteki Kerim Peker'in beyanına göre örgüt mensupları ile aralarında 200 ile 500 metre arasında mesafe olduğu, müşteki ...'ın beyanına göre örgüt mensupları ile aralarında 400 ile 500 Metre arasında mesafe olduğu, bozma sonrası istinabe suretiyle dinlenen diğer müşteki beyanlarında da örgüt mensuplarının güvenlik güçlerini görme ve sayılarına bilme imkanına sahip olmadıklarının anlaşıldığı, ayrıca istinaf bozma ilamı çerçevesinde keşif yapıldığı, keşfin istinabe suretiyle Yüksekova Ağır Ceza Mahkemesince yapıldığı, keşif dosyasında yer alan Fen Bilirkişisinin Raporuna göre ölü olarak ele geçirilen teröristler ile güvenlik güçlerinin arasında 1.000 metreden fazla mesafe olduğunun raporda açıkça belirtildiği, keşif esnasındaki mahkeme gözleminde de gündüz vakti çıplak gözle güvenlik güçlerinin kaç kişi olduklarının bilinemeyeceğinin belirtildiği, bu bağlamda tüm dosya kapsamından anlaşılacağı üzere; sanığın bu çatışmada güvenlik güçleri arasında kaç kişinin bulunduğunu görme ve anlama imkanının bulunmadığı kanaatine varıldığı, ancak sanığın birilerinin olduğunu bilerek eylemini gerçekleştirdiği, güvenlik güçlerinden herhangi birinin yaralanmadığı, bu durumda sanığın asgari bir kez kasten öldürmeye teşebbüs suçundan sorumluluğunun bulunduğu, sanığın çatışmada bixi marka silah kullandığının sanığın ikrarından da anlaşıldığı, keza olay yerinde bixi marka silahın da ele geçirilmesi ve sanığın hendek ve barikat olaylarında bixi marka silah kullandığına ilişkin kamu tanıklarının beyanı birlikte değerlendirildiğinde; sanığın bixi marka silah ile askerlere ateş ettiğinin kuşkuya yer vermeyecek şekilde anlaşıldığı, sanığın bulundurduğu ve çatışmada kullandığı bixi marka silahın 6136 sayılı Kanun'un 13/2. maddesi kapsamında olduğu ve 6136 sayılı Kanunun Ek 5. Maddesinde belirtilen ağır makineli ateşli silah olduğuna dair 11.07.2016 tarihli Uzmanlık Raporunun dosya arasında olduğu, sanığın öldürme kastıyla ve elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başladığı bixi ile ateş etme eyleminin sanığın yaralanması neticesinde teşebbüs aşamasında kaldığı ve böylece sanığın güvenlik güçleri arasında kaç kişinin bulunduğunu görme ve anlama imkanının bulunmadığı ve birilerinin olduğunu bilerek eylemini gerçekleştirdiği, böylece sanığın asgari bir kişiyi kamu görevi nedeniyle öldürmeye teşebbüs suçunu işlediğinin yukarıda izah edildiği, sanığın işlediği öldürmeye teşebbüs suçunun TCK m.302'de yer alan Devletin Birliğini ve Ülke Bütünlüğünü Bozmak suçu açısından vahamet arz eden araç suç olup olmadığının değerlendirilmesi gerektiği, her ne kadar sanığın hendek ve barikat olaylarında da aktif bir şekilde rol aldığı tanık anlatımlarından anlaşılsa da CMK m.225/1 gereğince sanığa iddianamede isnat edilen fiil/araç suç olan 10 ve11 Nisan 2016 tarihli öldürmeye teşebbüs suçu bakımından yargılamanın yapıldığı ve hüküm kurma cihetine gidildiği, yukarıda izah edildiği üzere TCK m.302'de yer alan Devletin Birliğini ve Ülke Bütünlüğünü Bozmak suçunun oluşabilmesi için vahamet arz eden bir fiilin/araç suçun olması gerektiği, sanığın asgari bir kişiyi öldürmeye teşebbüs şeklindeki fiilinin amaç suç olan Devletin Birliğini ve Ülke Bütünlüğünü Bozmak Suçu açısından elverişli ve vahamet arz eden araç suç mahiyetinde olduğu, zira söz konusu öldürmeye teşebbüs suçunun; PKK/KCK Silahlı Terör Örgütünün faaliyeti kapsamında cebir unsuru içeren, yer, zaman ve neticeleri bakımından vahamet arz eder nitelikte bir suç olduğu, öldürmeye teşebbüs suçunun amaç suçu gerçekleştirmeye elverişli vahamet arz eden araç suç olduğuna dair müstakar Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemesi kararlarının da olduğu, sanığın Yüksekova'ya geliş nedeni ve Yüksekova'da meydana gelen hendek ve barikat olayları nazara alındığında sanığın girdiği çatışmada teslim ol çağrısına rağmen sayılarını bilmediği kamu görevlisi olan askerlere karşı ateş etmesi şeklindeki eyleminin Devletin Birliğini ve Ülke Bütünlüğünü Bozmak Suçunun unsurlarından Devletin egemenliği altında bulunan topraklardan bir kısmını Devlet idaresinden ayırmaya, Devletin bağımsızlığını zayıflatmaya ve Devletin birliğini bozmaya matuf olduğu kanaatine varılmıştır."

Tespitlerine yer verilmiştir.

B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü

İlk Derece Mahkemesince kabul edilen olay ve olgularda, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından bir isabetsizlik görülmediği anlaşılmıştır.

IV. GEREKÇE

A.Sanık Hakkında Devletin Birliğini ve Ülke Bütünlüğünü Bozma ve Kişiyi Yerine Getirdiği Kamu Görevi Nedeniyle Öldürmeye Teşebbüs Suçlarından Kurulan Hükümler Yönünden

Mahallinde hukuka uygun olarak ikame olunup usulünce tartışılan delillere ve dosya kapsamına göre,

Terör örgütü üyelerinin gerçekleştirmek istedikleri devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma suçu amaç suç olup örgütün faaliyeti doğrultusunda vahim bir eylem (öldürme, yaralama, yağma, .... gibi) gerçekleştiğinde, üyelik suçundan hüküm kurulmayıp geçitli suç nedeniyle amaç suçtan hüküm kurulacağı nazara alındığında, sanığın soruşturma aşamasında savcılıkta ve sulh ceza hakimliğinde müdafii huzurunda alınan beyanlarında olay tarihinde müştekilerle çatışmaya girdiğini, bu çatışmada bixi marka silah kullandığını, yaralı olarak yakalandığını ikrar ettiği, yine söz konusu çatışmada yer alan askerlerin müşteki sıfatıyla alınan beyanlarında 13 kişilik bir terörist grupla çatıştıklarını, bu teröristlerden 12'sinin ölü olarak, sanığın da yaralı olarak ele geçirildiğini beyan ettikleri, çatışmada yer alan askerlerin hiçbirinin yaralanmadığı, güvenlik güçleriyle silahlı çatışmaya girdiği ve güvenlik güçlerine ateş ettiği sabit olan sanığın 5237 sayılı Kanun'un 302 nci maddesinde düzenlenen devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma suçundan mahkumiyet hükmü kurulması, ayrıca yapılan keşif zaptı ve fen bilirkişisinin raporuna göre çatışma sırasında teröristler ile güvenlik güçleri arasında 1000 metreden fazla mesafe olduğunun belirtildiği, mahkeme gözleminde de gündüz vakti kaç kişi olduklarının görülemeyeceğinin belirtilmesi ve çatışmada yaralanan asker olmaması karşısında, somut olayın dış dünyaya yansıyan sonuçları itibariyle sanığın kaç kişiyle çatışmaya girdiğini bildiğinin her türlü şüpheden uzak kesin şekilde ortaya konulamaması nedeniyle sanık hakkında bir kez 5237 sayılı Kanun'un 82 nci maddesinin birinci fıkrasının (g) bendinde düzenlenen kasten öldürmeye teşebbüs suçundan mahkumiyet hükmü kurulmasında hukuka aykırılık görülmemiştir. Sanık kovuşturma aşamasında alınan beyanlarında, soruşturma aşamasında verdiği beyanlarını inkar etmiş ise de, kollukta beyan ettiği hususları savcılık ve sulh ceza hakimliğinde de ifade ettiği, ayrıca savcılık ve sulh ceza aşamasında alınan ifadelerini müdafi huzurunda verdiği, bu beyanlarında vahim eylemini ikrar ettiği görülmekle; CMK'nın 148/4 maddesi gereğince soruşturma aşamasında alınan beyanların hukuka uygun olduğu değerlendirilmiştir.

Yapılan yargılama sonunda toplanan deliller karar yerinde incelenip sanığın üyesi bulunduğu silahlı terör örgütünün devletin birliğini bozma ve ülke topraklarından bir kısmını Devlet idaresinden ayırma amacına yönelik olarak vahamet arz eden olayı gerçekleştirdiği, sübutu kabul olunan eyleminin amaç suçun işlenmesi doğrultusundaki örgütsel bağlılık ve ülke genelindeki organik bütünlüğüne göre amacı gerçekleştirme tehlikesi yaratabilecek nitelikte olduğu belirlenip kovuşturma sonuçlarına uygun şekilde vasfı tayin edilmiş, cezanın bireyselleştirilmesi usule uygun takdir kılınmış, savunması inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş olduğundan; sanık müdafiinin yukarıda ilgili bölümde ileri sürdükleri temyiz sebepleri ve sair hususlar yerinde görülmemekle sanık hakkında kurulan hükümlerde hukuka aykırılık bulunmamıştır.

B.Sanık Hakkında 6136 sayılı Kanuna Muhalefet Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden

Mahallinde hukuka uygun olarak ikame olunup usulünce tartışılan delillere ve dosya kapsamına göre, sanığın sanığın soruşturma aşamasında savcılıkta ve sulh ceza hakimliğinde müdafii huzurunda alınan beyanlarında olay tarihinde müştekilerle çatışmaya girdiğini, bu çatışmada bixi marka silah kullandığını, yaralı olarak yakalandığını ikrar ettiği, 11.04.2016 tarihli olay tutanağına göre olay yerinden 3 adet PKM (BİXİ) marka M80262715, M80503060, 3667 1 1710201 seri numaralı silah ele geçirildiği, 11.07.2016 tarihli uzmanlık raporuna göre, bu silahların 6136 sayılı kanun kapsamında vahim nitelikte ateşli silah ve fişeklerden olduğunun belirtildiği, ayrıca 6136 sayılı kanunun ek 5 inci maddesi kapsamında değerlendirildiğinin belirtildiği görülmekle,

Yargılama sürecindeki usuli işlemlerin kanuna uygun olarak eksiksiz yapıldığı, hükme esas alınan tüm delillerin hukuka uygun olarak elde edildiğinin belirlendiği aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde eksiksiz olarak sergilendiği, özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı, eylemlerin doğru olarak nitelendirildiği ve kanunda öngörülen suç tipine uyduğu, yaptırımların kanuni bağlamda şahsileştirilmek suretiyle uygulandığı anlaşılmakla sanık hakkında kurulan mahkumiyet hükümlerinde hukuka aykırılık bulunmamıştır.

V.KARAR

Sanık Hakkında Devletin Birliğini ve Ülke Bütünlüğünü Bozma, Kişiyi Yerine Getirdiği Kamu Görevi Nedeniyle Öldürmeye Teşebbüs ve 6136 sayılı Kanuna Muhalefet Suçlarından Kurulan Hükümler Yönünden

Gerekçe bölümünde A ve B bentlerinde açıklanan nedenlerle Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesinin, 17.06.2020 tarihli ve 2020/447 Esas, 2020/1262 sayılı Kararında sanık müdafince öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289 uncu maddesinin birinci fıkrası ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKÜMLERİN ONANMASINA

Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca Hakkari 3. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,

21.06.2023 tarihinde karar verildi.

... ... ... ... ...

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla

Anahtar Kelimeler

istinafkişiyisüreçbaşvurusununöldürmeyebozmapkkkckyerinedüzeltilerektutuklutemyiznedeniyletevdiineistemininkararınsegbisbirliğinigörevihukukî“suçlu”olgularvkararonanmasınagerekçesebeplerisayılıhükümlerinveesastankanunagetirdiği6136muhalefetincelenenteşebbüsreddiülkekamudevletinbütünlüğünü

Kaynak: karar_yargitay

Taranan Tarih: 25.01.2026 16:47:33

Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim