Karar Detayı
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
3. Ceza Dairesi
Yargıtay Kararı
2021/2051
2023/4505
21 Haziran 2023
¸
T. C.
Y A R G I T A Y
- C E Z A D A İ R E S İ
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
Y A R G I T A Y İ L Â M I
TUTUKLU
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: Ceza Dairesi
SUÇLAR: Devletin birliğini ve ülke bütünlüğü bozma, Kişiyi yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle öldürme (teşebbüs), Cebir, tehdit veya hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma
HÜKÜMLER: İstinaf başvurularının esastan reddi kararı
TEMYİZ EDENLER: Sanık müdafileri
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ: Onama
İlk Derece Mahkemesince sanık hakkında devletin birliğini ve ülke bütünlüğü bozmai kişiyi yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle öldürme (teşebbüs) ve cebir, tehdit veya hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından kurulan hükümlere yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmiştir.
Sanık müdafilerinin duruşmalı inceleme taleplerinin, 7079 sayılı Kanun’un 94 üncü maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanun’un 299 uncu maddesinin birinci fıkrası gereği takdiren reddine karar verilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
A.Şırnak 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 11.03.2019 Tarihli ve 2018/262 Esas, 2019/149 sayılı Kararı İle Sanık Hakkında
1.Devletin birliğini ve ülke bütünlüğü bozma suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 302 inci maddesinin birinci fıkrası, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun (3713 sayılı Kanun) 5 inci maddesinin birinci fıkrası, 5237 sayılı Kanun'un 62 nci maddesinin birinci fıkrası, 53 üncü maddesinin bir, iki ve üçüncü fıkraları, 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası, 63 üncü maddesi uyarınca müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasına ve mahsuba,
2.Kişiyi yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle öldürme (teşebbüs) suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 82 inci maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi, 3713 sayılı Kanun'un 5 inci maddesinin birinci fıkrası, 5237 sayılı Kanun'un 35 inci maddesi, 62 nci maddesinin birinci fıkrası, 53 üncü maddesinin bir, iki ve üçüncü fıkraları, 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası, 63 üncü maddesi uyarınca 12 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve mahsuba,
3.Cebir tehdit veya hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 109 uncu maddesinin ikinci fıkrası, 109 uncu maddesinin üçüncü fıkrasının (a) ve (b) bentleri, 3713 sayılı Kanun'un 5 inci maddesinin birinci fıkrası, 5237 sayılı Kanun'un 62 nci maddesinin birinci fıkrası, 53 üncü maddesinin bir, iki ve üçüncü fıkraları, 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası, 63 üncü maddesi uyarınca 7 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve mahsuba karar verilmiştir.
B.Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesinin 02.05.2019 Tarihli 2019/913 Esas, 2019/781 sayılı Kararı ile Sanık Hakkında
İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümlere yönelik sanık müdafilerinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
A.Sanık Müdafilerinin Temyiz İstemi
Yerel mahkemenin saptamalarının gerçeğe uygun olmadığına, müvekkilin amaç suç olarak kabul edilen "Devletin Birliğini ve Ülke Bütünlüğünü Bozma" suçu açısından elverişli ve vahim herhangi bir eylemi ya da fiilinin olmadığına, müvekkilin bütün aşamalarda samimi olarak örgüte katılım sürecini anlattığına, Yüksekova ilçesinde bir evde kendisine 10 ... süreyle askeri ve ideolojik eğitim verildiğini, hendek kazdırıldığını, hendeklerde nöbet tutturulduğunu, bu arada silahsız olduğunu, kendisinin kaçmaya yeltendiğini, yakalandığını, sorun çıkartmaması için Yüksekova dışında bir köyde 2 ay süreyle tecrit edildiğini belirttiğine, hakkında teşhiste bulunan İ. Y. ve K. K.'yi tanımadığına, müvekkilin Sulh Ceza Hakimliği'ndeki ifadesinde, Hakurk'a geçmek için bekletilirken, çatışmalara katılıp, sağ olarak kurtulan ve yanına geldikten sonra Hakurk'a beraber geçtikleri şahısları isimleriyle belirttiğine, "Bu şahıslar ben Yüksekova'dan Hakurk'a geçmeden önce benim ile beraber oraya geçmek için gelen Türk Silahlı Kuvvetleri(ile) Yüksekova bölgesinde çatışmaya girip sağ kurtularak gelen şahıslardır" şeklindeki ifadesinin açıkça kendisinin çatışma başlamadan Yüksekova'dan ayrıldığını, çatışmalardan sağ kurtulan şahıslarla geçiş bölgesinde buluşturularak Hakurk'a geçtiklerini, bu şahısların çatışmaya katıldıklarını da çatışma bölgesinden (Yüksekova) geldikleri için bildiğini anlattığına, dolayısıyla kendisinin ifadesinin her hangi bir yerinde çatışmalara katıldığını ima eden ifadesi, kabulünün söz konusu olmadığına, yerel mahkeme kararının "Kabule dayanak yapılan deliller" başlıklı bölümünün son paragrafında, "mezarlık mahallesindeki bir binada silah ve mühimmatlarla birlikte ele geçen döküman, ikrarı doğrulayan diğer deliller olarak ele alınmalıdır" denildiğine, oysa müvekkilin iddia edilen yönde bir ikrarının söz konusu olmadığına, müvekkilin örgüte katıldığını, eğitim aldığını, hendek kazdığını, hendekte silahsız olarak nöbet tuttuğunu kabul ettiğini ancak kendisinin bulunduğu süre içerisinde güvenlik güçlerinin herhangi bir operasyon yapmadığını beyan ettiğine, bunun dışında herhangi bir kabulü ya da ikrarı bulunmadığına, bir an için sanığın silahla nöbet tuttuğu ya da silahla eğitim aldığı kabul edilecek olsa bile bunların silahlı terör örgütüne üye olma suçunun unsurları ve doğal sonucu olduğuna, sadece silah bulundurmak veya silah eğitimi almanın amaç suç yönünden elverişli ve vehamet oluşturan suç sayılamayacağına, K. K.'nin 20.04.2016 tarihinde imzaladığı teşhis tutanağında, Cumhuriyet savcısının, ifadeyi yazan TEM Şube Görevlisi'nin ve K. K.'nin imzası bulunduğuna, oysa adı geçen şahsın Şırnak Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2018/262 Esas sayılı dava dosyasının 2. celsesinde "Tanık K. K. huzura alındı. yeteri kadar türkçe bilmediği anlaşıldı" denilerek kendisine tercüman atandığına ve ifadesinin ondan sonra alındığına, yani müvekkilin aleyhine olan savcılık ve kolluk ifadelerinin tercümansız alındığına, yine bu ifadelerin şahısların kendilerinin sanık olduğu dosyada müdafi hazır bulunmadan alındığına, aynı örgüte üye olmak, aynı suça iştirak etmekten ayrı dosyalarda sanık olan şahısların, müvekkilin dosyasında tanık olarak dinlenmesinin yasal olmadığına, her iki tanığın da müvekkilin yargılandığı davada tanık sıfatıyla verdikleri yeminli ifadelerinde müvekkili tanımadıklarını, işkence gördüklerini, sanığı ilk defa mahkemede gördüklerini beyan ettiklerine, tanığın aynı suçtan yargılanırken üstelik tanık olarak mahkemedeki yeminli ifadesinde reddettiği ifadesine rağmen, kendisinin yargılandığı davadaki ifadesinin mahkumiyete esas alınmasının kabul edilemeyeceğine, diğer tanık İ. Y.'nin de aynı şekilde tanık olarak mahkemede verdiği ifadesinde müvekkili tanımadığını, ilk kez duruşmada gördüğünü açıkladığına, Soruşturma aşamasında, "Fotoğraf Teşhis Tutanağı" başlıklı tutanağın ilk sayfasında, ifadenin kollukça alındığına, üstelik Cumhuriyet savcısının isminin tutanakta yer almadığına, bütün bilgi ve ifadeler bilgisayarla yazılmasına rağmen, tutanağın son sayfasında Cumhuriyet savcısının sicil numarasının elle ve mürekkepli kalemle yazıldığına, bunun da esasen tutanağın Cumhuriyet savcısı tarafından tutulmadığını, kolluğun tuttuğu tutanağın ve aldığı ifadenin daha sonra tutanağı tutan Cumhuriyet savcısı tarafından imzalandığını gösterdiğine, tutanak tutma yönteminin de savcılıklardaki yazım diline ve şablonuna uygun olmadığına, bütün bu açıklamalar ışığında İ. Y. ve K. K.'nin aynı suçtan yargılandıkları ve soruşturma aşamasında sanık olarak ifade verdikleri( bu nedenle avukat tutma hakları hatırlatılmıştır), K. K.'nin yeterince Türkçe bilmemesine rağmen teşhis tutanağının ve ifadesinin tercümansız olarak düzenlendiği, İ. Y.'nin yaralı iken ve yakalanmasının üzerinden henüz 5 ... geçmeden ifadesinin alındığı, bu durumdaki şahsın tedaviye muhtaç ve yorgun olacağının doğal olduğu, teşhis tutanaklarının cumhuriyet savcısı huzurunda da olsa kollukta ve kolluk görevlilerince alındığı, şahısların mahkemedeki ifadelerinde, kolluktaki ifadelerini doğrulamadıklarının şüpheye yer vermeyecek şekilde ortada olduğuna, bu nedenle CMK 148 inci maddesi gereğince alınan ifadelerin hükme esas alınamayacağına, yine aynı şahısların müvekkilin yargılandığı dosyada bu defa tanık sıfatıyla ifade verdiklerine ve müvekkili tanımadıklarını, ilk kez gördüklerini, daha önce teşhis etmediklerini açıkça belirttiklerine, bu durumda adı geçen iki şahsın ilk ifadelerinin ve teşhis tutanaklarının yasak sorgu yöntemleriyle alınması, kendilerinin de sanık olması ve kendi yararlarını düşünmeleri, özgür düşüncelerini yansıtmaması, kollukta müdafi olmadan alınması nedeniyle hükme esas alınmaması gerektiğine, bu ifadeler geçerli kabul edilse dahi, müvekkilin güvenlik görevlileriyle silahlı çatışmaya girdiğine dair bir beyanları bulunmadığına, müvekkilin silah taşımadığını, bu şahısların ise çelişen ifadelerinin aleyhe olanında silah taşıdığını ileri sürdüklerine, sanığın Hakkari'de çatışmalar başlamadan kaçmaya çalıştığı için bir köyde tecrite alındığını belirttiğine, adı geçen iki tanığın ise çatışmaya katıldığı yönünde beyanda bulunmadıklarına, kendilerine ne zaman silahla nöbet tuttuğu sorusu da sorulmadığına, yani müvekkili hangi tarihte, nerede gördüklerinin ilk teşhis tutanaklarında sorulmadığına, zaten mahkeme tutanaklarında tanımadıklarını bildirdiklerinden sorulmaması doğal olup, ifadelerine itibar edilecek ise polis ve jandarma tutanaklarında bu hususun belirtilmemesinin hayati önemde olduğuna, parmak izi incelemesine ilişkin raporlara gelince, bu raporların sanığın anlatımlarını doğrular lehe kanıt niteliğinde olduğuna, örgüt mensuplarında ele geçirilen hiçbir silahın üzerinde müvekkilin parmak izine rastlanmadığına, bir not defterinde parmak izi çıkmış olup bu durumun da sanığın beyanlarını doğruladığına, eğer kendisine silah verilmiş olsaydı, silahlarda da parmak izinin çıkması gerektiğine, oysa eğitim aldığını ve not tuttuğunu kabul ettiğine, dolayısıyla defterde parmak izinin bulunmasının bu dosyada mahkum edildiği suç açısından bir anlam ifade etmediğine, yine Şanlıurfa'da bir aracın arka kapı kolunda parmak izine rastlandığının ileri sürüldüğüne ancak bu araçta ele geçen patlayıcı maddelerin ve molotof kokteyllerin üzerinde parmak izine rastlanmadığına, zaten Şanlıurfa ilinde devlet açısından vehamet oluşturacak bir olay gerçekleşmediği gibi bu yönde bir iddia da bulunmadığına, iş bu dosyada kanıt olarak kabul edilen İ. Y. ile K. K.'nin teşhis tutanaklarının dışında, sanığın adının geçtiği her hangi bilgi veya belge bulunmadığına, emniyet yazısına göre sokağa çıkma yasaklarının 15.10.2015 28.08.2015 tarihleri arasında değişik tarihlerde geceden sabah saatlerine kadar devam ettiğine, 2016 yılında ise 13.03.2016 günü saat 22'de başlayıp, 30.05.2016 günü saat 06'ya kadar toplamda 79 ... devam ettiğine, yerel mahkemenin kabulüne göre bu tarihlerde müvekkilin Yüksekova'da olmadığına, (15 Ocak 2016 06 Mart 2016). bu tarihin Ocak 2016 31.10.2016 olarak kabul edilse dahi değişen bir durum bulunmadığına, yine Yüksekova Emniyet müdürlüğü tarafından gönderilen "Araştırma" tutanakları ve "Olay yeri inceleme tutanakları" nın tamamı incelendiğinde, müvekkilimizin Yüksekova'da bulunduğu varsayılan Ocak 2016 06.03.2016 Tarihleri arasında gerçekleşen olaylara ilişkin araştırma tutanakları ile olay tutanaklarının gönderildiğinin, bütün bu olaylarla ilgili kimlik tespiti yapılamadığının, kamera kaydı bulunmadığının bildirildiğine, sadece 2016/32 suç.no.lu dosyayla ilgili faillerin daha sonra saptanmış olup, bunlar arasında da müvekkilin bulunmadığına, sanığın kendisine yöneltilen ve yukarıda müştekileri ve ayrıntıları belirtilen bütün suçlar nedeniyle yerel mahkeme tarafından beraat ettirildiğine, bu tarihler arasında Yüksekova ilçesinde, güvenlik güçlerine karşı silah sıkılması, roket atılması, çatışmaya girilmesi gibi her hangi bir olay yaşanmadığına, bu durumun Emniyet Müdürlüğü yazısıyla sabit olduğuna, sanığın beraat ettiği olaylar dışında bu tarihler arasında başka olay gerçekleşmediğine, ölümlü ya da yaralamalı olayın bildirilmediğine, bütün bu somut verilere rağmen, yerel mahkemenin gerekçeli kararının "vasıflandırma" başlıklı kısmının (a) bendinde, "PKK/KCK silahlı terör örgütünün gençlik yapılanması olan YDG H'a katılıp Hendek ve Barikatlarda silahla nöbet tuttuğu anlaşılan sanığın, Emniyet araştırmasına göre faaliyet gösterdiği mahallelerde 2016 Ocak ayı ile 06.03.2016 gününe kadar silahlı çatışmalar ile roketli ve bombalı saldırıların yaşanması, şehit ve yralıların bulunması ve vatandaşlar ile güvenlik güçlerinin geçişinin silahla nöbet tutularak engellenmesi şeklindeki fiillerin amaç suç yönünden elverişli ve vahim olduğu şüphesizdir" denilerek gerekçe oluşturulduğuna, oysa dava dosyasında bu tarihler arasında açıklanan gasp olaylarının dışında ( ki müvekkil bu suçlardan beraat etmiştir) bir olayın yaşandığına ilişkin her hangi bir bilgi ya da belge bulunmadığına, dosyada bulunan olay yeri tutanaklarında, sanığın gönderildiğini belirttiği "orman mahallesi", "Cumhuriyet Caddesi" vb. ibarelerin altının mahkeme yargıçları tarafından kalemle çizildiğine, oysa bu olay yeri tutanaklarına bakıldığında hepsinin 2015 yılına ilişkin olduğuna, müvekkilin Yüksekova'da olmadığının mahkemece de kabul edildiği tarihte gerçekleştiğinin sabit olduğuna, müvekkilin karara dayanak yapılan ifadesine göre 14.01.2016 06.03.2016 tarihleri arasında Yüksekova ilçesi sınırlarında bulunmasının söz konusu olduğuna, bu durumda silahlı saldırı olan olayların tamamının gerçekleştiği tarihin 2015 yılı olduğuna, bu tarihte ise müvekkilin henüz örgüte katılmadığına, görüldüğü gibi emniyet müdürlüğünün "araştırma" ve "olay yeri tutanaklar"ında da müvekkil aleyhine bir durumun söz konusu olmadığına, emniyet müdürlüğünden gönderilen yazı ekindeki olay yeri tutanakları ve araştırma tutanaklarına bakıldığında mahkemenin gerekçesine dayanak kıldığı tarihler arasında vatandaşlara ya da güvenlik güçlerine yönelik silahlı bir eyleme ilişkin tutanak bulunmadığına, bu saptamanın tek başına yerel mahkemenin gerekçesini çökerttiğine, söz konusu dönemde ne müvekkilin Yüksekova'da bulunduğuna, ne de bu tarihlerde vehamet oluşturacak güvenlik güçlerine silahlı saldırı ya da öldürme, yaralama eylemi gerçekleştiğine, böyle bir eylem gerçekleşmiş olması halinde de müvekkile yönelik bir isnat ya da aleyhe herhangi bir ifade bulunmadığına, dosya kapsamında ne mahkeme kararında belirtilen zaman aralığında vehamet oluşturan bir silahlı eylem gerçekleştiğinr, ne de müvekkil aleyhine bir tanık ya da müşteki ifadesi bulunmadığına, vehamet oluşturan eyleme müvekkilin katılmadığının açık olduğuna, sanığa sadece silahla nöbet tutttuğu iddiası yöneltiltildiğine, bu idddianın da gerçeği yansıtmadığına, bırakın nöbet tutmayı, nöbet tutanların tümünün yöneticisi olan kişi açısından bile sundukları Yargıtay kararından anlaşılacağı gibi vehamet oluşturan eyleme fiilen katıldığının kabul edilmediğine, nöbet tutmanın yeterli görülmediğine, kararda sayılan eylemleri fiilen gerçekleştirip, gerçekleştirmediğinin araştırılmasının istendiğine, kendiliğinden teslim olan ve hiç bir çatışmaya katılmayan, bu yönde hiç bir iddianın ve kanıtın bulunmadığı, yasal delillerle ispatlanamadığı bir kişinin infaz süresi 30 40 yılı bulacak şekilde cezalandırılması durumunda, örgütten ayrılmaların imkansız hale geleceğine, bu durumun örgütün amaçlarına hizmet edecek, örgüte kaçışları engellemek için propaganda olanağı sağlayacağına ve sair hususlara,
Kararın gerekçeyi içermediğine, mahkemece kabule dayanak yapılan deliller olarak sanığın ikrarının ve bir başka dosyada PKK örgüt üyesi olmaktan yargılanan K. K. ve İ. Y.'nin beyanlarının zikredildiğine, beyanların içeriğinin tartışılmadığına, mahkemenin kabulün gerekçesini de açıklamadığına, müvekkilin beyanlarında hendek ve barikatlarda silahsız nöbet tuttuğuna ve nöbet tuttuğu tarihlerde herhangi bir çatışma yaşanmadığına, asıl temyiz dilekçemizde de belirtildiği gibi Yargıtay tarafından sanığın silahlı ya da silahsız olarak nöbet tutması tek başına vahim eylem olarak kabul edilmediğine, vahim nitelikteki güvenlik güçleriyle çatışmaya girme eylemine katılması ve bunun somut olayla desteklenmesi ve kanıtlanması gerektiğine, sanığın nöbet tuttuğu tarih aralığında ve mahalde vehamet arzeden bir olayın gerçekleşmesi ve sanığın da bu eyleme katıldığının kanıtlanması gerektiğine, oysa dosya kapsamına göre Orman Mahallesinde, belirtilen zaman diliminde böyle bir çatışma yaşanmadığı gibi sanığın bu zaman diliminde ya da başka zaman ve mahalde çatışmaya girdiğine dair bir kanıt ya da geçerli geçersiz ifade bulunmadığına, güvenlik birimlerinden dosyaya gönderilen bilgilere göre düzenlenen olay tutanaklarının 2015 yılına ait olduğuna, sanığın Yüksekova’da bulunduğu 2016 yılı Ocak ayı ile 06.03.2016 tarihleri arasında Yüksekova’da belirtilen mahalde çatışma yaşandığına ilişkin bir bilgi verilmediğine, bu konuda herhangi bir tanık beyanı da bulunmadığına, müvekkilin 2016 yılı Ocak ayı ile 06.03.2016 tarihleri arasında Yüksekova’da bulunduğu sırada mahkemece kabul edilen fiillerin gerçekleştiğine ilişkin dosyada hiçbir delil bulunmadığına, mahkeme tarafından bu hususa ilişkin inceleme yapılmadığına, hatalı bir biçimde 2015 yılında ait tarihler için emniyetten gönderilen yazının hükme esas alındığına, müvekkilin silah bulundurduğunu kabul etmediğine, hakkında kolluk aşamasında aleyhte beyanda bulunan İ. Y. ve K. K.'nin mahkemedeki beyanlarında müvekkili tanımadıklarını söylediklerine, üstelik tanık Kasım’ın Türkçe bilmediğine, bu nedenle kolluk beyanına itibar edilemeyeceğinin aşikâr olduğuna, Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesinin istinaf talebinin esastan reddine ilişkin kararında Anayasa ve Kanununun istediği anlamda hiçbir şekilde gerekçe bulunmadığına, mahkemenin kararının CMK 225, 230 ve 289 uncu maddelere aykırı olduğuna, CMK’nın 225/1 inci maddesine göre “Hüküm, ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında verilir” hükmüne aykırı olarak Şırnak 3. Ağır Ceza Mahkemesinin gerekçeli kararında, kanuna uygun olarak sanığın fiillerine yer verilmeden, hangi fiili gerçekleştirdiği açıklanmadan hüküm kurulması suretiyle, CMK’nın 230 uncu maddesine aykırı davranıldığına, yasal ve yeterli gerekçesi bulunmayan Şırnak 3. Ağır Ceza Mahkemesinin kararının 5271 sayılı CMK’nın 289 uncu maddesine göre kesin hukuka aykırılık ile malul olduğuna, Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığının 09.05.2018 tarih ve 2018/1254 esas sayılı iddianamesine konu olan 1. Numaralı şikâyetçiler Ş. B. ve O. B.'ye karşı gerçekleştirdiği iddia edilen eylemlerden sübut bulmadığından sanık hakkındaki örgüt propagandası yapma, yağma ve mala zarar vermek suçlarından beraatına karar verildiğine, Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığının 05.11.2018 tarih ve 2018/2275 Esas sayılı iddianamesine konu olan EYLEM 1 6 olarak anlatılan eylemlere sanığın katıldığı sabit olmadığına ve sanığın örgüt propagandası yapma, yağma ve mala zarar vermek suçlarından beraatına karar verildiğine, dolayısıyla müvekkil hakkındaki 09.05.2018 tarih ve 2018/1254 sayılı iddianame ile 05.11.2018 tarih ve 2018/2275 Esas sayılı iddianamelerde anlatılan vahim eylemlerden sorumlu tutulmasının mümkün olmadığına, Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığının 16.01.2019 tarih ve 2019/128 esas sayılı iddianamesinde anlatılan olaylara gelince; müvekkilin beyanlarında da belirttiği üzere, 16 Ocak 2016 tarihinde Yüksekova’ya gelerek örgüte katıldığına, 6/7 Mart 2016 tarihinde Kuzey Irak’a geçtiğine, Yüksekova’da sokağa çıkma yasağı 13.03.2016 30.05.2016 tarihleri arasında uygulandığına ve çatışmaların bu süreçte yaşandığına, sözü edilen tarihler arasında müvekkilin Kuzey Irak’ta olduğu için fiilen çatışmalara katılmasının da mümkün olmadığına, Şanlıurfa Olay Yeri İnceleme Şube Müdürlüğü'ne ait terör örgütü propagandası yapma, 2911 sayılı Kanuna muhalefet, izinsiz patlayıcı madde bulundurmak ve oto incelemesi olayına ilişkin alınan parmak izlerinden iki adedinin ile şüphelinin parmak izleriyle eşleştiğinin tespit edildiği bildirilmişse de tespit edilen parmak izlerinin herhangi bir silah veya patlayıcı madde ile bağlantısının tespit edilmediğine, parmak izlerinin oto üzerinde bulunduğunun anlaşıldığına, keza müvekkilin daha önceki tarihlerde ülkede meydana gelen terör olaylarına karışıp karışmadığının tespiti için alınan kan örneği üzerinde yapılan inceleme neticesinde düzenlenen Diyarbakır Kriminal Polis Laboratuarı Müdürlüğü’nün DYR BYL 17 03187 sayılı uzmanlık raporunda: şüpheliden alınan sıvı kan örneğinden elde edilen genotip ile uyumlu DNA profili bulunmadığının bildirildiğine, müvekkil hakkında terör olaylarına karıştığına ilişkin bir delil tespit edilmemiş olması karşısında, hakkında devletin birliğini ve ülke bütünlüğü bozma, kasten öldürmeye teşebbüs suçlarından hüküm kurulması mümkün olmadığı gibi kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun da sabit olmadığına, kasten öldürmeye teşebbüs ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarının mağduru dahi ortaya çıkmadığına, mahkemece bu yönde bir tespit yapılamadığına, kurulan mahkumiyet kararının açıkça hukuka aykırı olduğuna, müvekkil Hakkâri Aydoğdu’nun PKK örgütüne katıldıktan sonra örgütten kaçarak IDP’ye sığındığı ve Irak Bölgesel Yönetimi tarafından Türkiye’ye teslim edildiğinin dosyadaki evrak ile sabit olduğuna, PKK örgütüne katıldıktan sonra vahim eylemlere katılmış olsaydı alacağı cezayı öngören müvekkilin Türkiye’ye gelmesinin de beklenemeyeceğini, Türkiye’de vahim bir eyleme katılmayan müvekkilin kendinden emin olarak etkin pişmanlıktan yararlanmak için Türkiye’ye geldiğine, mahkemece etkin pişmanlık hususunda bir değerlendirme yapılmamış olmasının da hukuka aykırı olduğuna ve sair hususlara,
Dosyada cezalandırmaya yeterli herhangi bir emare dahi bulunmadığına, müvekkilin bütün yaşamı boyunca legal veya illegal herhangi bir toplumsal olaya dahi katılmadığına ve kendisi hakkında bu duruma ilişkin herhangi sabıka kaydına ve delile ulaşılmadığına, buna rağmen müvekkilin böylesine ağır bir şekilde cezalandırılmasının hakkaniyete ve kamu vicdanına aykırı olduğuna, dosya ile ilgili müvekkilin bütün aşamalarda aynı beyanlarda bulunduğuna, bu beyanların hem olayın gerçek yüzünün ortaya çıkarmakta hem de kendisin suçsuzluğunu ortaya koyduğuna, dosyada müvekkilin beyanlarını doğrulayan bir çok hususun dosyada mevcut olduğuna, gerekçeli kararda bu hususların hiçbirinin göz önünde tutulmadığına, haksız ve geçersiz gerekçelerle oluşturulan hükümde bu hususların açıklığa kavuşturulmadan ve tartışılmadan yalnızca olay neticesinin ağırlığına göre müvekkilin cezalandırıldığına, dosyada müvekkilin üzerine artılı suçu işlediğine dair herhangi bir delil bulunmadığına, dosyada sadece teşhis tutanakları bulunduğuna ve bu tutanakların hangi koşullarda düzenlendiğinin belirsiz olduğuna, usul ve yasaya aykırı olduğuna, bu beyanların hem kendi içerisinde hem de birbirleri ile çelişkili olduğuna, açıkça usul ve yasaya aykırı olan bu teşhis tutanağındaki beyanların tutarlı hiçbir tarafının olmadığına, müvekkilin bu teşhislerden de anlaşılacağı üzere tamamen soyut ve tutarsız isnatlarla karşı karşıya olduğuna, dosyada bu isnadı doğrulayacak hiçbir delil bulunmadığına, bu bilgiler ışığında dosya kapsamına bakıldığında soruşturma evresinde müvekkil aleyhine beyanda bulunduğu iddia edilen tanıklar İ. Y. ve K. K.'nin beyanlarından döndüğüne, belirtilen suçlamalarla müvekkilin herhangi bir ilgisinin olmadığını ifade ettiklerine, kaldı ki müvekkilin kendisi zaten örgüt üyesi olduğunu kabul etmekle birlikte örgütte kaldığı dönem boyunca herhangi bir çatışmaya girmediğini beyan ettiğine, gerekçenin kanuna aykırı olduğuna, dosyada gerek müşteki ve katılan gerekse tanık sıfatıyla bulunan hiç kimsenin beyanında müvekkilin herhangi bir olaya iştirak ettiğini dile getirmediklerine, buna rağmen mahkemenin müvekkil hakkında TCK'nın 302 nci kapsamında cezalandırılmasına hükmettiğine, Yüksekova İlçe Emniyet Müdürlüğünce düzenlenen tutanağa dayanılarak müvekkilin TCK'nın 302 nci kapsamında suç işlediğine yönelik gerekçeli kararın bu kısmını neye dayandırdığını anlamanın güç olduğuna, dosyaya ibraz edilen raporun sadece bahsi geçen mahallelerde vahim nitelikteki olayların mevcut olduğuna yönelik olduğuna, bu olayların kim veya kimler tarafından gerçekleştirildiklerine ilişkin bir tespit bulunmadığına, şüpheden sanık yararlanır ilkesinden müvekkilin faydalandırılmadığına, müvekkilin teslim olduktan sonra örgüte katılım sürecini, örgütle ilgili tüm bildiklerini samimi bir şekilde anlattığına, pişmanlığını dile getirdiğine, müvekkilin TCK'nın 221/4 üncü maddesi uyarınca etkip pişman konumunda olduğuna, örgüte katılmadan önce Şanlıurfa ilinde bir araç üzerinde yapılan incelemede parmak izine rastlanıldığı iddia ediliyor ise de hiçbir şekilde müvekkilin parmak izinin mevcut olmadığına, sadece aracın arka yolcu kapısında parmak izine rastlanıldığına, bunun da hayatın olağan akışı içerisinde olduğuna, müvekkilin sadece parmak izi ile olaya katıldığı iddiasının somut bir veriye dayanmadığına, not kağıdında parmak izi olduğunun iddia edildiğine, kendisinin not tutmuş olabileceğini, müvekkilin Hakkari İl Emniyet Müdürlüğünce daha önce İş Sendikasına ait notta adının geçmesinin normal olduğuna, zaten örgüte katıldığını ve daha öncesinde örgüt üyesi olduğunu beyan ettiğine, Her ne kadar müvekkil ile ilgili tanıklar teşhiste bulunmuş ise de, müvekkilin çatışmaya katıldığına dair, silahlı faaliyetinin olduğuna dair beyanlarının söz konusu olmadığına, dosya tanığı İ. Y. kendisi ile birlikte YPS'de görev aldıklarını, birlikte eğitim aldıklarını söylediği halde tim komutanı olduğunu da söylediğine, kendisiyle beraber eğitim alan birinin tim komutanı olmasının mümkün olmadığına, beyanının da çelişkili olduğuna, müvekkilin bütün faaliyetlerinin örgüt üyesinin faaliyetleri olduğpuna, örgüt üyesi olması nedeniyle pişmanlığını dile getirdiğine, etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmasını talep ettiğine, müvekkil hakkında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması gerektiğine, müvekkilin etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmak üzere Habur Sınır Kapısı üzerinden Türkiye güvenlik güçlerine teslim olduğuna, şayet müvekkilin dosyada iddia edilen olaylarla bir ilgisi bulunsaydı kendisinin gelip teslim olmayacağına ve sair hususlara,
İlişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
Temyizin kapsamına göre;
A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü
"...a) Devletin Birliğini ve Ülke Bütünlüğünü Bozma Suçu Yönünden;
...Buna göre; PKK/KCK silahlı terör örgütünün gençlik yapılanması olan YDGH'a katılıp hendek ve barikatlarda silahlı nöbet tuttuğu anlaşılan sanığın, emniyet araştırmasına göre faaliyet gösterdiği mahallelerde 2016 yılı Ocak ayı ilâ 06.03.2016 gününe kadar silahlı çatışmalar ile roketli ve bombalı saldırıların yaşanması, şehit ve yaralıların bulunması ve vatandaşlar ile güvenlik güçlerinin geçişininin silahlı nöbet tutularak engellenmesi şeklindeki "fiillerin" amaç suç yönünden elverişli ve vahim olduğu şüphesizdir. Bu nedenle, sanığın "suç teşkil eden, yeri, zamanı ve mağdurları belli olan somut bir fiile" şerik ve yadım eden sıfatıyla bizzat katıldığının tam olarak belirlenememiş olması, 5237 Sayılı Yasa'nın 302/1 maddesi yönünden önem taşımamaktadır.
Kaldı ki, PKK/KCK silahlı terör örgütünün Yüksekova'daki sözde Öz Yönetim ilanından sonra, YDG H hiyerarşik yapısı içerisinde Cumhuriyet ve Orman Mahallelerindeki Hendek ve Barikatlarda faaliyet yürüttüğü belirlenen sanığın, bu amaçla kendisi gibi orada faaliyet yürüten örgüt mensupları ile birlikte hareket etme noktasında "iştirak iradesine" sahip olduğu ve bu nedenle faaliyet yürüttüğü adı geçen Mahallelerdeki 06.03.2016 gününe kadar gerçekleşen ölümlü ve yaralanmaları çatışmalar ve patlamalardan ötürü en azından bir kez "suç teşkil eden" ve vahim nitelikli olduğu hususunda şüphe bulunmayan fiillerden ötürü yine 5237 sayılı Kanun'un 302'nci maddesi uyarınca sorumlu tutulması gerektiği tartışmasızdır.
b) Kasten Öldürmeye Teşebbüs Suçu Yönünden;
PKK/KCK silahlı terör örgütünün Yüksekova'daki sözde Öz Yönetim ilanından sonra, YDG H hiyerarşik yapısı içerisinde Cumhuriyet ve Orman Mahallelerindeki Hendek ve Barikatlarda silahlı faaliyet yürüttüğü belirlenen sanığın, bu amaçla kendisi gibi orada faaliyet yürüten örgüt mensupları ile birlikte hareket etme noktasında "iştirak iradesine" sahip olduğu ve bu itibarla faaliyet yürüttüğü Mahallelerde 06.03.2016 gününe kadar gerçekleşen ölümlü ve yaralanmaları olaylar nedeniyle bir kez Kamu Görevlisine Karşı Yerine Getirdiği Kamu Görevi Nedeniyle Öldürme Suçuna Teşebbüsten ötürü sorumlu tutulması gerektiği, değerlendirilmiştir.
c) Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma Suçu Yönünden;
PKK/KCK silahlı terör örgütünün Yüksekova'daki sözde Öz Yönetim ilanından sonra, YDG H hiyerarşik yapısı içerisinde Cumhuriyet ve Orman Mahallelerinde kurulan Barikatlarda, Güvenlik Güçleri ve sivillerin geçişini engelleyecek biçimde silahlı nöbet tuttuğu ve sözde "Asayiş Kontrolü" adı altında yayaları ve araçları durdurup kimlik kontrolü yaptığı anlaşılan sanığın, insanları bir yere gitme hürriyetinden, iştirak iradesiyle hareket ettiği çete üyeleriyle birlikte silah kullanmak suretiyle yoksun bıraktığı için, Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma suçundan ötürü sorumlu tutulması gerektiği, değerlendirilmiştir..."
Tespitlerine yer verilmiştir.
B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü
İlk Derece Mahkemesince kabul edilen olay ve olgularda, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından bir isabetsizlik görülmediği anlaşılmıştır.
IV. GEREKÇE
A.Sanık Hakkında Devletin Birliğini ve Ülke Bütünlüğü Bozma Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden
Mahallinde hukuka uygun olarak ikame olunup usulünce tartışılan delillere ve dosya kapsamına göre,
PKK/KCK sözde yürütme konseyinin öz yönetimden başka seçenek kalmadığına yönelik çağrısı üzerine, terör örgütünün amaca ulaşmak için gerçekleştirdiği stratejik hamlelerden en önemlilerinden birisi olan, yoğun olarak Güneydoğu Anadolu Bölgesinde ve Ülkemizin değişik yörelerinde hakimiyet alanları oluşturmak için güvenlik güçlerine ve kamu binalarına topluca saldırı girişiminde bulunmak kararı kapsamında, PKK/KCK terör örgütünün şehirlerdeki milisleri ve kırsal alandaki örgüt mensuplarının silahları ile şehir merkezlerine gizlice girerek halkın arasına karıştıkları, zaman zaman bir kısım belediyelerin araç ve gereçlerini de kullanmak suretiyle insanların yoğun olarak yaşadıkları sokaklara, mahallelere hendekler kazarak el yapımı bomba ve düzenekleri yerleştirdikleri, umumun kullandığı karayollarına mayın döşeyerek patlamaya hazır hale getirdikleri, tonlarca patlayıcı yüklü kamyonlar, iş makineleri ve diğer araçlarla canlı bomba saldırıları hedefledikleri, güvenlik güçlerinin kamu düzenini ve bu yörede yaşayan vatandaşların güvenliğini sağlamak için operasyon yapma zorunluluğu sonucunda, örgüt mensuplarıyla güvenlik güçleri arasında çıkan çatışmalar sırasında daha önce yerleştirilen patlayıcıların infilak ettirilmesi ve bireysel ya da araçlarla gerçekleştirilen canlı bomba saldırılarıyla çok sayıda sivil vatandaş, kamu görevlisi ve güvenlik güçlerinin ölüm ve yaralanmasına sebebiyet verdikleri, bu süreçte yöre halkının oturduğu evleri terk etmelerini cebren engelleyerek canlı kalkan yaptıkları, yerleşim alanlarının teröristlerden ve patlayıcılardan temizlenmesi için sürdürülen operasyonların haftalarca sürdüğü, çok sayıda özel konut ve işyeri, okul, hastane gibi kamu konutları ve şehrin alt yapı tesislerinin ağır hasar görerek kullanılamaz duruma geldiği, bölge halkının büyük bir çoğunluğunun terör örgütünün yasalara ve devlet otoritesine itaatsizlik çağrısına itibar etmemesiyle, silahlı çatışmaya giren birçok örgüt mensubunun etkisiz hale getirilerek, yerleşim alanlarının, örgütün işgalinden ve patlayıcılardan temizlenerek, kamu düzeninin sağlandığı bilinen bir gerçektir.
Sanığın üyesi bulunduğu silahlı terör örgütünün Devletin birliğini bozma ve ülke topraklarından bir kısmını Devlet idaresinden ayırma amacına yönelik olarak vahamet arz eden olayları gerçekleştirdiği, bu kapsamda dosya kapsamında yer alan sanığın aşama beyanlarında etkin pişmanlık kapsamında verdiği ifadeler ve tanıklar İ. Y. ve K. K.'nin soruşturma aşaması beyanları ve 11.04.2016 tarihinde yapılan operasyonda ele geçirilen ajanda da yer alan bilgiler birlikte değerlendirildiğinde; Cumhuriyet ve Orman mahallelerinde hendek kazdığı, kaleşnikof marka silahla nöbet tuttuğu, üzerinde hücum yeleği taşıdığı sabit olan sanığın sübutu kabul olunan, silahlı terör örgütünün stratejisi doğrultusunda güvenlik güçlerinin ve halkın giriş çıkışını engellemek amacıyla hendek ve barikat kazma ve bu hendek barikatlarda silahlı nöbet tutma şeklinde tezahür eden eyleminin amaç suçun işlenmesi doğrultusundaki örgütsel bağlılık ile ülke genelindeki organik bütünlüğüne göre, amacı gerçekleştirme tehlikesi yaratabilecek nitelikte olduğu belirlenip devletin birliğini ve ülke bütünlüğü bozma suçunun sabit olduğu anlaşılmıştır.
Her ne kadar tanıklar İ. Y. ve K. K. kovuşturma aşamasında alınan beyanlarında hazırlık beyanlarından dönmüşlerse de, her ikisinin de hazırlık aşamasında teşhislerini savcı huzurunda yaptıkları, müdafii huzurunda alınan savcılık beyanlarında teşhislerini kabul ettiklerinin anlaşılması karşısında CMK'nın 148/4 üncü maddesi gereğince soruşturma aşamasında alınan beyanların hukuka uygun olduğu değerlendirilmiş, bu beyanların hükme esas alınmasında hukuka aykırılık görülmemiştir.
Yapılan yargılama sonunda toplanan deliller karar yerinde incelenip sanığın üyesi bulunduğu silahlı terör örgütünün devletin birliğini bozma ve ülke topraklarından bir kısmını Devlet idaresinden ayırma amacına yönelik olarak vahamet arz eden olayı gerçekleştirdiği, sübutu kabul olunan eyleminin amaç suçun işlenmesi doğrultusundaki örgütsel bağlılık ve ülke genelindeki organik bütünlüğüne göre amacı gerçekleştirme tehlikesi yaratabilecek nitelikte olduğu belirlenip kovuşturma sonuçlarına uygun şekilde vasfı tayin edilmiş, cezanın bireyselleştirilmesi usule uygun takdir kılınmış, savunması inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş olduğundan; sanık müdafilerinin yukarıda ilgili bölümde ileri sürdükleri temyiz sebepleri ve sair hususlar yerinde görülmemekle sanık hakkında devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma suçundan kurulan mahkumiyet hükmünde hukuka aykırılık bulunmamıştır.
B.Sanık Hakkında Kişiyi Yerine Getirdiği Kamu Görevi Nedeniyle Öldürmeye Teşebbüs Suçu ve Cebir, Tehdit Veya Hile Kullanarak Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma Suçlarından Kurulan Hükümler Yönünden
Oluşa ve dosya kapsamına göre; anılan bölgede hendek barikat kazıp burada silahla nöbet tutan ancak somut olarak hangi kişi ya da kişileri hürriyetinden yoksun kıldığı ve bizzat silahlı çatışmaya katıldığı her türlü şüpheden uzak kesin şekilde kanıtlanamayan sanığın müsnet suçlardan beraatine karar verilmesi gerekirken yetersiz gerekçeyle yazılı şekilde mahkumiyetine hükmolunması hukuka aykırı bulunmuştur.
V. KARAR
A.Sanık Hakkında Devletin Birliğini ve Ülke Bütünlüğünü Bozma Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden
Gerekçe bölümünde A bendinde açıklanan nedenlerle Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesinin 02.05.2019 tarihli ve 2019/913 Esas, 2019/781 sayılı Kararında sanık müdafilerince öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289 uncu maddesinin birinci fıkrası ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA,
B.Sanık Hakkında Kişiyi Yerine Getirdiği Kamu Görevi Nedeniyle Öldürmeye Teşebbüs Suçu ve Cebir, Tehdit Veya Hile Kullanarak Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma Suçlarından Kurulan Hükümler Yönünden
Gerekçe bölümünde B bendinde açıklanan nedenlerle sanık müdafilerinin temyiz istemleri yerinde görüldüğünden Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesinin 02.05.2019 tarihli ve 2019/913 Esas, 2019/781 sayılı Kararının 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Sanığın üzerine atılı suçun vasıf ve mahiyeti, verilen ceza miktarı, bozma nedenleri, kaçma şüphesi ve tutuklulukta geçirdiği süre dikkate alındığında, sanık müdafilerinin tahliye taleplerinin reddi ile tutukluluk halinin devamına,
Dava dosyasının, 28.02.2019 tarihinde yürürlüğe giren 20.02.2019 tarih ve 7165 sayılı Kanun'un 8 inci maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanun'un 304 üncü maddesi uyarınca Şırnak 3. Ağır Ceza
Mahkemesine, kararın bir örneğinin ise bilgi için Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
21.06.2023 tarihinde karar verildi.
... ... ... ... ...
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_yargitay
Taranan Tarih: 25.01.2026 16:47:33